Devletin Buyuklugu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Devletin Buyuklugu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Turkiye'de En Cok Yalan Yanlis Olan Televizyon Kanali Hangisidir

Bu hafta Turkiye'deyim, firsattan istifade bir yandan kafami dinlerken bir yandan da televizyon seyrederek Turkiye hakkindaki bilgi ve gorgumu arttiriyorum. Genel gidisat olarak Turkiye'yi iyi yolda gordugumu belirtmeliyim. Borsa ve finansal piyasalar konusunda yorum yapmami beklemeyin, Ekonomi Turk 2 sitesine artik yeni uye almadigimiz icin ya Turkishtime'da yayinlanan yazilarimi takip etmeniz gerekecek ya da Insider trading sitesinde (o da yazarsam) yayinlanan yazilari.

Turkiye bundan 25 sene once ucuncu dunya ulkesi idi, kisi basina dusen milli gelir $1000'in altinda idi, birakin otomobili cok az kisinin renkli televizyonu vardi. Insanlar evlerinde bulunan kasetcalarlarin veya siyah beyaz televizyonlarin uzerine dantelli ortu orterlerdi. Bir buzdolabi veya camasir makinasi alabilmek icin bir senelik maasinizi odemek zorunda idiniz. Birakin cep telefonunu cok az kisinin sadece PTT'den (o da yillarca beklemeden sonra) alabileceginiz duz hat telefonu vardi. 25 yilda nereden nereye geldik. Ulkemizdeki yoksul sayisi ciddi bicimde azaldi, bugun yoksul dedigimiz kisiler de 25 sene oncesinin kalburustu tabir edilen ortanin ustundeki insanlardan daha iyi durumdalar. Yine de insanlarin sikayeti hic bitmiyor.

Neyse lafi dolandirmayayim da sadede gelelim. Seyrettigim televizyon kanallari icerisinde icinde en cok yalan dolan gecen kanal TBMM TV idi. Tokat'in MHP milletvekili gundem disi soz alip bir dolu yanlis politika onerisinde bulundu, soyledigi tek dogru sey Tokat ve cevresindeki cevre yollarinin yapiminin gerekliligi idi. Onun haricinde sunlari soyledi:

1. Turhal Seker Fabrikasi kapatilmasin, pancar ureticisi ciftci magdur edilmesin.

Simdi Turhal Seker Fabrikasi ozellestirilmeyip, ciftciden verimsiz seker pancarini satin alarak uretime devam ederse ulkedeki 72 milyon seker tuketicisi pahali sekeri tuketmeye devam edecek. Yani 72 milyona Tokat'taki bir avuc insanin cikari icin kutuk atmaya devam edelim onerisinde bulundu.

2. Turhal-Niksar-Zile bolgesinde Serbest ticaret bilgeleri kurularak burada yapilacak yatirimlara tesvikte bulunulmasi gereklidir.

Yine 72 milyondan topladigimiz vergileri Tokat'taki bir avuc insanin cikari icin kullanalim diyor. Adamin derdi 72 milyona Tokat'in cikari icin kutuk atmak.

3. Tokat'ta hayvancilik oluyor, o bolgede karakulak koyunu mu ne varmis, hayvanciligi koruyalim.

Yani Tokat'ta verimsiz bir sekilde hayvan yetistirenleri kollayalim ki 72 milyon kilosu 30 milyona et yemeye devam etsin. Turkiye'ye geldim agzimin tadiyla "ulan bu fiyata kebap mi yenir" seklinde dusunerek bir et yiyemedim.

4. Supermarket yasasi gecirilsin ki kucuk esnaf ezilmesin.

Yine 72 milyonu bakkal ve perakendicilerin cikari icin magdur etmeye calisiyor. Turkiye'nin 25 yilda kattettigi mesafede piyasalarin serbestlesmesinin onemli katkisi var. Yukaridaki gibi ufak bir kesimin cikari icin tum ulkeyi magdur eden politikalar ulkeyi hizlandirmaz yavaslatir. Yapilmasi gereken calisan insanlarin basarili olmasini saglayacak, tembel insanlarin pastadan pay kapmasini engelleyecek mikro reformlarin yapilmasidir. O yuzden Tokat ve cevresindeki cevre yollari yapilmalidir. Yapilmalidir ki Tokat'ta calisipis yapan adam malini rahatca iceriye veya disariya cikarabilsin. Altyapi yatirimlari bu yuzden ihmal edilmemelidir. Onun disinda tesvik verecekseniz, herkese verin. Mesela bir yandan devlet harcamalarini kisarken bir yandan da vergi oranlarini azaltin. Boylece kayit dahilinde calisan isletmeleri odullendirmis olursunuz, kayitdisi calisanlar da avuclarini yalarlar. Meclisteki milletvekillerinin de kavgayi birakip ulkenin gercek sorunlarini cozmesi lazim. Ulke adam gibi yoneltilseydi bugun Kore'den Yunanistan'dan Portekiz'den Ispanya'dan daha zengin olmustuk.

Yine de buna sukur...

Not: TRT Kapatilsin yahu, gecti devlet televizyonculugunun devri. Ekonomi idaresi konusundaki genel goruslerimizi ogrenmek icin Ekonomi Turk kitabini okuyabilirsiniz. Read More!

Hangi Avrupa Ülkeleri Batacak (iflas edecek)?

Hangi Avrupa ülkeleri batacak, iflas edecek diye merak ediyorsanız Deniz Gökçe’nin bugünkü yazısını okumanızı öneririz. Aynı benim Haziran 2010 sayısı için Turkishtime’a yazdığım yazıda belirttiğim gibi o da bundan 6 ay önce “dolar rezerv para özelliğini kaybedecek, herkes avroya ve yuana geçecek” diyenlerle dalga geçmiş.

Benim piyasalarla ilgili görüşlerimi merak ediyorsanız bu ayın sonuna kadar Ekonomi Türk 2 bloguna 6 ay için $12 karşılığında üye olabilirsiniz. 1 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 6 aylık üyelik ücretini yeni üyeler için $49’a yükselttim. Diğer bir alternatifiniz ise Turkishtime’da yayınlanan yazılarımı okumaktır, orada da ara ara piyasa yorumları yapıyorum.

Deniz Gökçe’nin yazısıyla ilgili bir düzeltme yapmak gerekiyor ama. Yazıda Avrupa’nın toplam borç tutarının 1.282 milyar avro olduğu söylenmiş, doğru bir rakam değil bu tahmin edeceğiniz üzere. Avrupa ekonomisinin büyüklüğü kaç trilyon euro ise bunun %84’ü toplam borç tutarıdır. Bu rakam da belki 1.282 milyar euro rakamının 10 katıdır. Yunanistan’ın toplam borcunun GSYH’a oranı %124,9 imiş. Biz de emekli maaşlarını arttıralım, devlete 40 bin yeni memur alalım, geçici çalışan mevsimlik işçilere kadro açalım, çiftçilere verdiğimiz taban fiyatları iki katına çıkaralım, işverenin vermesi gereken istihdam vergilerini devlete ödetelim. Biz de borç oranımızı yükseltelim ki Yunanistan ile krizlere girmek konusunda rekabet edebilelim. Hemen kovboy nedir yazısındaki gibi “Çankaya’nın şişmanı, borç düşmanı” diye bir slogan üretip Ankara’ya yürüyelim, meclis önünde bir milyon kişiyi toplayarak eylem yapalım. Harcayalım, harcatalım, devletin malı deniz, yemeyen keriz Yunanlı olsun. Read More!

ÖSYM KPSS 2010 Başvuruları, Başvuru Formu, Tarihleri ve KPSS Başvuru Merkezleri

Ösym 2010 KPSS başvuruları, başvuru formu, tarihleri ve başvuru merkezleri hakkında aradığınız bilgilere buradan bakıp, başvuru tarihini ve ücretleri göz önüne alarak bir an önce başvurunuzu yapmayı ihmal etmeyiniz. Nasılsa halk kendisinden toplanan paraların kamu personeli istihdamı için çarçur edilmesine, ömür boyu istihdam garantisi verilmesine ve emekli edildikten sonra da bonkör emeklilik ve sağlık ödemeleri yapılmasına ses çıkarmıyor. Yiyin efendiler, aksırıncıya, tıksırıncaya kadar yiyin, kerizlik etmeyin.

Üniversite mezunları için başvuru tarihleri 10-21 Mayıs 2010 tarihleri arası imiş, ve Kpss sınav tarihi ise 10-11 Temmuz 2010 olarak belirlenmiş. Başvuru yerleri genellikle üniversite kampüslerinde yer alan Ösym Başvuru Merkezleri ile bazı liselermiş. Birinci oturum için 35 TL olarak belirlenen başvuru ücreti her seferinde 20 TL artarak, 2. Oturumda 55, 3. Oturumda 75 ve 4. oturumda da 95 TL olarak belirlenmiş.

ÖSYM KPSS 2010 Başvuruları, Başvuru Formu, Tarihleri ve KPSS Başvuru Merkezleri yazımızı 2010 KPSS sınav soruları sayfamızı da ziyaret etmenizi öneririz, sayfamız güncellendiğinde sınav sorularını bulabilirsiniz.

2010’da Yayınlanan En Iyi Kitap Read More!

UNESCO Nedir, Fonksiyonu Var mıdır, Bilinmeyen Gerçekler

Google’da Unesco nedir şeklinde arama yapınca hepsi UNESCO’nun Türkiye sayfasından aşırılmış, gereksiz hiç bir işe yaramayan bir tanımla karşılaşırsınız. Biz size UNESCO hakkında daha ilginç bir kaç bilgi verelim, beyniniz bir miktar çalışsın. Unesco Birleşmiş Milletler çatısı altında entellektüel işbirliği sağlamak amacıyla kurulmuş bir organizasyon ve inanmayacaksınız ama kurucusu olan 20 ülkeden bir tanesi de Türkiye. Mesela Japonya, Ispanya ve Çin gibi eğitim, bilim ve kültürden nasibini almamış (!) bir çok ülke Türkiye’den çok çok sonra Unesco’ya katılmış.

Marifet mi? Değil. Unesco adam gibi bir fonksiyonu olmayan, her sene $300 milyon doların üzerinde bir parayı sokağa döken, geçmişte belki bir ara bir kaç yararlı faaliyeti olan ama bugün Unesco’da çalışan bürokratları zengin etmekten başka bir işe yaramayan bir organizasyona dönüşmüş. Klasik bir “el elin eşeğini türkü çığırarak arar” örneği. Bütçesinin yarısından fazlası memur maaşları için harcanmakta imiş. 2000 civarında çalışanı olan Unesco’da bu çalışanların 1300 tanesi Paris’teki genel merkezde faaliyet gösteriyormuş, faaliyet dediysem de yanlış anlamayın, iş yapıyormuş gibi görünüp o toplantı senin bu prezentasyon benim boş boş laf yapıp duruyorlar, ay sonunda maaşlarını cebe indiriyorlar.

Adında eğitim, bilim gibi iddialı kelimeler geçse de dünyanın eğitimine ve bilimine ne katkı yaptınız diye sorsanız yüzünüze bön bön bakacaklardır. Geçen sene Unesco’nun başına kim geçecek diye seçim yapıldığında “Mısır kütüphanelerindeki Israilliler tarafından yazılmış tüm kitapları yakacağım” şeklinde demeç vermiş bilimle ve eğitimle uzaktan yakından alakası olmayan Faruk Hüsnü isimli dangalak neredeyse seçiliyordu. Amerika’nın son dakika ayak oyunları sayesinde yine başka bir bilim ve eğitimle alakasız kişi olan Bulgaristan’ın eski dışişleri bakanı seçildi. Yahudi düşmanı Hüsnü’yü seçtirmemek için başkanlık için Zülfü Livaneli’nin adı bile ortaya atılmıştı, çok süper bilim adamıdır ya Livaneli o bakımdan.

Unesco gibi kurumlar gereksizdir. Dünyada bilim ve eğitimin gelişmesine en büyük katkıyı yapmış yapıya internet denir. Internet’in olduğu bir ortamda Unesco gibi Paris’teki bürokratların cebini dolduracak organizasyonlara gerek yoktur. Bakın interneti kullanarak unesco’nun ne kadar gereksiz bir organizasyon olduğunu öğrendiniz, eğitildiniz. Unesco size ne öğretti?

Unesco nedir sorusuna başka bir yerde bulamayacağınız güzellikte ve acik sozlulukte bir cevap verdik, yazımızı beğendiyseniz sitenizden link vererek teşekkür edebilirsiniz. Read More!

Bütçe Nedir? Kamu Harcamaları Ne Kadardır?

Bu yazı Bütçe Giderleri: 2009 Ocak-Aralık Dönemi başlıklı yazımızın devamıdır. Bu konuyla bağlantılı olarak önce bütçe nedir sorusunun cevabını verelim, ardından da 2009’da kamu harcamalarının kalemlerine bakmaya devam edelim. Bütçe bir devletin veya şirketin veya kişinin belli bir süre içerisinde yapacağı harcamaları ve elde edeceği geliri önceden planlayan ve önünü görmesini sağlayan bir araçtır. Türkiye 2010 yılında yaklaşık 250 milyar lira gelir toplamayı bütçelerken, 300 milyar liralık da harcama yapmayı kafasına koymuş mesela. Önceki yazımızdan devam edelim.

...Demek ki devlet dediğimiz mekanizma bizim kendi rızamızla yapmayacağımız harcamaları yapmamıza neden olan bir mekanizmaymış. Bu arada yeşil kartlıların tedavi giderleri bir önceki seneye kıyasla %37 oranında artmış. Bundan 15-20 sene sonra bundan dolayı bütçeye binen yük emeklilerin bindirdiği yükü geçmezse ben de bu işi bilmiyorum. Mehmet Şimşek ise “sağlık harcamaları Allah’ın emri, orada biz kontrol edemiyoruz” diye demeç vermiş. Yeşil kartları Allah mı dağıttı?

Çiftçilere verilen avantaların toplamı ise 4,5 milyar olmuş, bunun teknik adı tarımsal destekleme alımı oluyor. Tübitak’a ise 740 milyon lira harcanmış. O kadar paraya ben size Tübitak’ın 10 senede keşfedeceği teknolojiyi bir senede satın alırım. Tübitak kiminle rekabet ediyor ki adam gibi çalışıp bir şeyler üretsinler? Milli Savunma Bakanlığının payı ne kadar diye merak ediyorsanız aşağı yukarı söyleyeyim. 2009 için bütçelenen toplam harcamalar 14,5 milyar lira. Bunun 6,2 milyar lirası personel giderleri, 1 milyarı SSK primleri iken mal ve hizmet alımları için 7,2 milyar lira ayırılmış. Yani devlet bütçesinin sadece %5’lik küçük bir kısmı askeri harcamalara harcanmış. Devletlerin vergi toplamasının bir numaralı bahanesi savunmadır oysa.

Mahalli idarelere 21,3 milyar lira dağıtılırken, KIT’lerin sermaye desteği için de 3 milyar lira harcanmış. Boğaziçi Üniversitesinin vergi veren vatandaşlara maliyeti 110 milyon lira, Yıldız Teknik Üniversitesinin maliyeti 93 milyon civarında gerçekleşmiş.

Liste uzayıp gidiyor. Türkiye gibi tasarruf eksikliği olan ülkelerde bir de devlet 50 milyarlık bütçe açığı vererek ülkenin büyümesine iyice balta vuruyor. Geçen sene ödenen faiz giderleri neredeyse bütçenin %20’si olmuş, bu yine iyi. Eskiden bütçenin %40’ı gibi rakamları faize veriyorduk. AKP 2006 yılından beri harcamaları enflasyonun çok üzerinde arttırarak şimdiki duruma düşmemize neden oldu. Ondan sonra da muhalefetteki Tekel işçilerine hayır diyorlar. Diyecekseniz herkese hayır deyin, Tübitak’a, TRT’ye, Diyanet işleri başkanlığına, Devlet Opera ve Balesine, Devlet Tiyatrolarına, Devlet üniversitelerine (burada öğrencilere eğitim giderlerini hibe etmek yerine borç olarak verip bu kişiler çalışmaya başladıktan sonra makul taksitlerle ödeme yapmalarını sağlayıp toplanan fonları yeni öğrencilerin finansmanında kullanmalıyız) hayır deyin. Bugün 5,6 milyar olan yeşil kart sağlık rüşveti bir kaç sene sonra 10 milyarı bulacak bu hızla giderse. Ona hayır deyin. Genç yaşta insanları emekli ederek 50 milyar liralık açık vermişler. NASA’nın bütçesi bunu yarısı kadar, adamlar Mars’a gidiyor. Biz gençleri emekli yapmayıp uzay teknolojisi kursaydık şimdiye Jüpiter’e koloni kurmuş olurduk (biraz abarttığım doğrudur ama 38 yaşında insanların emekli edilmesi kadar da abzürd bir durum değil bu)

Kamu harcamalarına hayır deyin ki bütçe fazlası verip, borçları kapatıp hiç faiz ödemesi yapmayalım. Devletlerin borcu olacak diye bir kural yok ki! Sanki para borçlanıp geleceğe yatırım mı yapıyoruz! Para borçlanıp sağa sola seçim rüşveti olarak dağıtıyoruz. O zaman hic borclanmayalim daha iyi.


Diger Tanimlar:
Iktisat nedir?
Resesyon nedir?
Bono nedir? Bond nedir?
Deflasyon nedir?
Enflasyon nedir?
Reeskont nedir?
Swap Nedir? Read More!

Bütçe Giderleri: 2009 Ocak-Aralık Dönemi

Haydan gelen huya gidermiş diye bir laf var, bütçe giderleri veya harcamalarını bundan daha iyi ifade edebilen başka bir söz var mı bilemiyorum. Politikacılar genellikle ciddi bir eğitime sahip olmayan ama halkı nasıl yalanlar ve hurafelerle idare edebileceğini bilen kişilerdir. Bu kişiler uzun yıllar sebat etmelerinin neticesinde hiç bir özel şirket yöneticisinin hayalinde bile göremeyeceği bir güce ulaşırlar: kamu harcamaları. 2009 yılı Ocak-Aralik doneminde politikacılar 267 milyarlık harcamayı kontrol etmişler.Bunlar gelir vergisini efendi efendi veren vatandaş ile dolaylı vergilerden toplanan paralarla, gelecek nesillerin üzerine binecek borç yükünün neticesinde ortaya çıkan fonlardır. Aklınız alabiliyor mu bu paranın büyüklüğünü? 2010 yılında 300 milyarı geçerse şaşırmayın. 1 trilyon liralik ekonominin neredeyse %30'u kamu harcamalari imis.

Politikacılar bu paraları ellerinin kiriymiş gibi harcarken, çıkar grupları da devletin harcama yapmasına tribünlerden alkış tutuyor. Bakalım 267 milyar nerelere harcanmış, kimin cebine gitmiş: 56 milyar personel giderlerine gitmiş, 7,2 milyar ise devlet memurlarının Sosyal Güvenlik primleri için harcanmış. Yani bugünkü memurlar 63 milyar lira devletten para almışlar. En büyük harcama kalemi ise 92 milyar ile cari transferler olmuş. Bunların 52 milyar lirası iflas etmiş ama açıkları devlet tarafından kapatılan Sosyal Güvenlik Sistemine gidiyor, yani eski çalışanlara, diğer bir ifadeyle neredeyse çocuk yaşta emekli olmuş işçi ve memurlarımıza. 30 milyar lira mal ve hizmet harcamaları için harcanmış. 20 milyar lira sermaye giderlerine, 4 milyar sermaye transferlerine giderken 5 milyar da borç vermişiz. Son olarak geçmişte yediğimiz hurmaların bedeli olarak da 53 milyar lira faiz ödemişiz.

Bakın çoğu insan faiz giderlerini bir adaletsizlik olarak görür, oysa adaletsizlik bütçede olmayan paraların borçlanılarak harcanmasıdır. Gocunacaksanız yıllarca bütçe açığı verilmesinden, insanların erken emekli edilmesinden, paraların yüzbinlerce gereksiz memurların istihdamı için harcanmasına gocunun. Diyanet işleri başkanlığının bütçesi 2 milyar TL civarında. Nasıl, hangi mantıkla böyle bir harcamayı yaparsınız yahu, yazık değil mi bu 2 milyar lira her sene laik bir ülkede çoğu zaman boş oturan imamlara harcanıyor. Müslüman olan kendi cebinden çıkarsın parasını namazını kılsın, devlet niye bunun parasını versin ki?

Devletin kendi personelinin sağlık harcamaları için 3,3 milyar lira da sağlık harcaması yapmış, bu da memurlara harcanan toplam rakamı 67 milyara yükseltiyor neredeyse. Demek ki 267 milyarın 67’si bugün memurlara harcanıyormuş. Yeşil kartlıların tedavi ve ilaç giderleri için ise 5,5 milyar lira harcanmış. 2009 yılında vergi veren yaklaşık 10 milyon kişi adam başına 550 lira vererek yoksulları ve yoksulların arasına karışan zengin yeşil kartlıların tedavi masraflarını karşılamış. Kaç kişi yeşil kart uygulaması başlamadan önce yoksullar için cebinden senede 550 lira çıkarıp veriyordu?

Yazının devamını Ekonomi Turk 2 bloguna koyacaktım ama once gidip Basbakan’a “tüm yoksullara ve ekonomi cahillerine bedava Ekonomi Türk” uygulaması yapma gibi bir niyetleri var mı diye sormak istedim. Hükümet araya girerse yeni blogumuza üye olanların sayısı da az zamanda milyonları bulacaktır. Madem insanlar kendi başlarına üye olmuyorlar, ben de araya devleti sokup, herkese “bedava” zannettiği üyelik vereyim. Para cebimizden direkt çıkmadığı zaman her şey sanki bedavaymış gibi geliyor nasılsa.

Yazının devamı yarına... Read More!

Atatürke Hakaret Davası ve Iftira Suçu

Türkiye’de ara ara Atatürk’e hakaret edenler hakkında dava açılıyor, ya da Başbakan’a ve politikacılara hakaret suçundan dolayı insanlar hapis ve para cezasına çarptırılabiliyor. Ya da sanatçılar ve gazeteciler birbirlerine hakaret, iftira veya karalama suçu iddiasıyla para ve hapis davası açabiliyor. Örnekleri az değil, mesela geçenlerde sağlık bakanı Recep Akdağ’ın elini sıkmayan bir üniversite öğrencisi 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Başbakan Erdoğan ise kendisine hakaret edildiği iddiasıyla yüzden fazla dava açmış ve aralarında diğer siyasi parti yöneticilerinin de olduğu düzinelerce kişiden yüzbin liranın üzerinde tazminat kazanmıştır.

Ben Türkiye’deki uygulamalar konusunda çok bilgili değilim, Amerika’da hakaret, iftira ve karalama suçları nasıl dava ediliyor ve mahkumiyet durumları nasıl oluyor sorularına cevap vereyim. Amerika’nın düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda dünyanın en ileri ülkesi olduğunu söyleyerek başlayayım. Birincisi Amerika’da iftira ve karalama davalarında kullanabileceğiniz en önemli silah gerçektir. Eğer doğruyu söylemişseniz davayı kaybetmeniz mümkün değildir.

Iftira ve karalama davalarında kullanabileceğiniz ikinci savunma ise söylediklerinizin kimsenin inanamayacağı kadar abzürd ifadeler olması. Komedyenlerin politikacılar hakkında istedikleri her şeyi söyleyebilmelerinin arkasında bu yatıyor. Insanlar söylediklerinizin doğru olmadığını biliyorsa, yani siz bir komedyenseniz istediğiniz her şeyi ister Obama, ister George Bush, isterse de George Washington hakkında söyleyebilirsiniz. Bundan bir kaç sene önce Jon Stewart isimli komedyenin televizyonda George Bush ve karısının cinsel ilişkiye girme parodisi yaptığını hatırlıyorum, Türkiye’de olsa yer yerinden oynar, burada kimse tepki göstermedi.

Iftira ve karalama davalarında kullanabileceğiniz üçüncü savunma ise söylediklerinizin kendi fikriniz olduğunu beyan etmenizdir. Amerikan Anayasasının ilk maddesine göre “yanlış fikir yoktur”, öyle olunca haliyle size karşı mahkemede üstünlük sağlayamazlar. Eee, o olmaz bu olmaz, peki ne zaman sizi dava edebilirler? Birileri hakkında yanlış olan bir ifadeyi “gerçek olduğunu biliyormuş” gibi ifade ettiğiniz zaman sizi dava edebilirler. Bu durumda kullanabileceğiniz savunma ise kullandığınız ifadelerin “bilerek ve isteyerek zarar vermek amaçlı” olmadığını göstererek kendinizi başarılı bir şekilde savunabilirsiniz. Mesela Jale Özgentürk Moğollar hakkında harem fantezisi üreten yazısından dolayı Amerika’da dava kaybetmezler, keza aynı şekilde Türkiye’nin en saf diğer ekonomi yazarı Meliha Okur tazminat davası kaybetmez. Bu kişilere karşı davayı kazanmak için bilerek ve isteyerek Moğollara hakaret ettiklerini ispatlamanız, ve bundan zarar gördüğünüzü göstermeniz gerekir (Türk erkeklerin Moğolistan istilası gibi).

Peki Amerika’da George Washington hakkında açıkça iftira ve karalama kampanyası yapsak, bunu da bilerek ve isteyerek yapsak, bizi dava edip hapse atabilirler mi? Cevap hayır, Amerika’da hiç bir eyalette ölmüş kişiler hakkında iftira ve karalama yapıldığına dair dava açılamaz. Meydan boş, istediğinizi istediğiniz şekilde söyleyebilirsiniz. Şaşırdınız değil mi?

Amerika’da özellikle politikacılar ve devletin işleyişi hakkında söylediklerinizden ötürü sizi dava etmeleri imkansız gibi. Kamuyu ilgilendiren tüm meselelerde isteyen herkes görüşlerini rahatlıkla ifade edebilir. Neticede konu kendisinden toplanan vergilerin nasıl harcanacağı, kendi hayatını düzenleyen kuralların belirlenmesi olduğu için bundan daha doğru bir uygulama da bana kalırsa yoktur. Amerikan ekonomisinin dünyaya hükmetmesinin arkasında yatan nedenlerden bir tanesi de inanmayacaksınız ama budur. Düşünce ve ifade özgürlüğü zaten verimsiz bir yapı olan devletin daha verimli işlemesini sağlar. Read More!

Gülay Göktürk Gülay Göktürk’e Karşı

Gülay Göktürk Tekel işçileri hakkında bir yazı yazmış, dün yazdigimiz Nuray Mert ve Tekel işçileri yazımızda tartıştığımız Nuray Mert gibi yazarların aksine doğrulara daha yakın şeyler söylemiş ama bir noktayı es geçmesi beni bir miktar rahatsız etti doğrusu. O yüzden eski yazılarına gittim ve Tekel işçileri hakkında söylediklerine cevap olabilecek bir yazısı var mı diye baktım. Önce bugun ne dediğine bir bakalım:

Benim sözüm, herhangi bir işçi direnişi söz konusu olduğunda, önünü arkasını, haklıyı haksızı, kamu çıkarının nerede olduğunu düşünmeden o direnişi "kutsal" ilan edip yanında saf tutanlara...

... O zamana kadar ekonomiden sorumlu olan bakanlarımız, Avrupa ülkelerinde yüzde 2'lerde seyreden kamu açığının bizde yüzde 14'e varmasının ne anlama geldiğini bir türlü kavrayamadıkları için mi böyle duvara toslamıştık? 130-140 milyar dolarlık borç stoku erimeden dururken ve bütçenin çoğu borç faizlerine kapatılırken, "usta" para manevralarıyla, Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye giydirerek günü kurtarmaya çalışmanın çıkmaz yol olduğunu o zamana kadar ekonomiyi yönetenler bilmiyorlar mıydı?

... Kısacası, çöküşü önlemenin siyasi bedelini ödemek yerine transfer politikalarına devam etmeyi ve açığı kapatmak için borçlanmayı tercih ediyordu. Bu politika, bugün kendi siyasi geleceğini kurtarmak için, gelecek kuşakların refahından çalmak demekti. Evet, 2001 krizine kadar siyasetçinin yaptığı özet olarak buydu. 2001'de duvara toslamamızın sebebi de buydu. Şimdi bu iktidar, siyasi bedelini ödemeyi de göze alarak, "Ben bunu yapmayacağım, devletin sırtındaki kamburu kalıcı olarak büyütmeyeceğim" diyor. Ve bizler, yani vergi verenler, bu tutumu alkışlamamız gerekirken; nihayet siyasi risk alarak doğru olanı yapmaya cesaret eden bir hükümetimiz var diye sevinmemiz gerekirken işçi kuyrukçuluğu yapıyoruz.

Ben bu konuda yorumumu sadece üyelerimizin görebildiği yeni sitemizde yaptım (uyelik ile ilgili detaylar icin tiklayin). Gülay Göktürk yazısının sonunda hükümet şakşakçılığı yaparken “başka” bir Gülay Göktürk dun ona şu sözlerle cevap veriyor:

“Herkes vergi kaçırır; sadece bazen "şanssız" birileri yakalanır. Dönen yolsuzlukları herkes bilir. Ama kimse işleme sokmaz. Yolsuzluk dosyaları günü geldiğinde şantaj aracı olarak kullanılmak üzere sümen altlarında saklanır. O gün geldiğinde, bir "ahlaksız müteahhit" karşımıza çıkarılır ve bizden linç etmemiz istenir. Herkes bu işlerin böyle yürüdüğünü bilir.

... Denilebilir ki, evet, şimdiye kadar hisse devri usulü konusunda gevşeklik gösterilmiş olabilir ama yanlışın neresinden dönülse kârdır, biz buraya bir çizgi çiziyoruz. Bundan böyle hisse devirlerinde kimseye müsamaha etmeyeceğiz. O zaman da yeni bir başlangıç için başlanan yer yanlıştır. Eğer siz şu ana kadar göz yumduğunuz bir usulsüzlüğe bundan sonra göz yummayacaksanız, işe en ateşli muhalefeti yürüten yayın grubundan başlamazsınız. Eğer başlarsanız, kimse sizin niyetinizin "yeni bir başlangıç" yapmak olduğuna inanmaz. Sadece ve sadece muhalefeti boğmaya çalışan bir iktidar durumuna düşersiniz.

Hangi Gülay Göktürk doğruları söylüyor? Read More!

Nuray Mert ve Tekel işçileri

Son günlerde Tekel işçileri ve hükümet arasındaki kapışma devam ediyor, bir yandan da köşe yazarları bu konudaki görüşlerini sıralıyor. Bugün Radikal okurken Nuray Mert isimli yazarın anlaşılması çok da kolay olmayan bir dille yazılmış yazısına denk geldim. Anladığım kadarıyla Nuray Mert Tekel işçileri hakkında yazdığı yazısında bir yandan Kemal Derviş’e, muhalefete ve hükümete giydirirken bir yandan da işçilere destek çıkmış, yazısından bir iki alıntı yapayım:

“Kendi emekçisini bunca madur etmek bahasına da olsa!
Daha önce de yazdım, istihdamı es geçen özelleştirmeler, emekçilerin içine düştüğü durum, bu hükümetin yarattığı değil, uygulamaya devam ettiği bir ekonomik politika. Bu ekonomik programın son mimarı sosyal demokratların dört elle sarıldığı Kemal Derviş’di. Nitekim, hâlâ Türkiye’deki ekonomik politikayı öven demeçler verip duruyor. Derviş’e toz kondurmayıp, birdenbire emek dostu kesilerek hükümeti eleştirmek gerçekten de samimiyetsiz ve partizanca bir tavır.
Ama hiçbir şey, iktidarın emekçilerin her türden talep ve hak arayışını kuru gürültü olarak sindirmeye çalışmasını mazur gösteremez.”

Şimdi Ekonomi Türk’te artık politika yazılarına izin çıkmadığına göre biz de Nuray Mert’e politik olarak yaklaşmayacağız. Eleştireceğim nokta politika ile ekonominin kesiştiği noktada bir anda kendilerini bulan politika yazarlarının ipe sapa gelmeyen ekonomi yorumları yapmaları. Yazının devamında gündeme getirilen PKK, vs. gibi konulardan bahsetmiyorum, Nuray Mert’in yukarıya aktardığım kısımda kullandığı şu ifadelere iki çift lafım olacak:

- “emekçisini bunca madur etmek”
- “istihdamı es geçen özelleştirmeler”
- “emekçilerin talep ve hak arayışı”

Daha sonra ise Tekel işçileri konusunda Nuray Mert’in mi, hükümetin mi, yoksa üçüncü sürpriz bir grubun mu haklı olduğunu belirteceğim.

Nuray Mert ve tekel işçileri hakkındaki yazımızın devamını üyelerimiz ekonomiturk2.blogspot.com blogundan okuyabilir. Üyelerimiz ayrıca borsa ve piyasa bültenimize de ücretsiz ulaşabileceklerdir. Uyelik ile ilgili bilgilere “özel üyelik detaylı bilgi” sayfasından ulaşabilirsiniz. Read More!

Regülasyon Nedir? Deregülasyon Neden Yapılır?

Türkiye’de ekonomi bilgisi kıt ama ekonomi yorumu yapma ve politika üretme iştahı zengin insanların ülkesidir. Cehalet sadece bize mahsus değil, problem Türkiye’deki cahillerin ekonomi politikalarına ve piyasaların işleyişine müdahale edebilecekleri pozisyonlara ahbap-çavuş ilişkileri çerçevesinde ulaşabilmelerindedir. Regülasyon nedir diye merak ediyorsanız hemen söyleyeyim. Regülasyon kendini piyasalardan daha akıllı zanneden insanların piyasalara müdahale ederek mevcut sonuçlardan daha iyi bir sonuç üretmek için harcadıkları beyhude çabaya verilen isimdir. Regülasyonlar çoğu zaman bir çok yan etki doğururlar, bazı durumlarda gerçekten de piyasanın kendi başına bırakılmasından daha iyi sonuçlar da ortaya çıkarabilir ama her durumda kazançlı çıkan tek grup regülasyon kurullarında çalışan göbekli danışmanlar ve uzmanlardır. Regülasyonun temel amacı regülasyonun sonsuza kadar devam etmesini sağlamaktır.

Bir de deregülasyonun neden yapıldığını açıklayalım, ondan sonra örnek vererek detaylara gireriz. Türkiye gibi ülkelerde deregülasyon yapılmaz, en azından isteyerek yapılmaz. Ancak IMF veya AB gibi piyasaların serbestleşmesi taraftarı olan güçlerin zorlamasıyla ayak direyerek yapılır. Yoksa regülasyonu yapanlara bıraksanız hayatta regülasyonlardan vazgeçilmesine evet demezler. Regülasyonun olumlu sonuçlar doğurabileceği piyasa çeşitleri monopol veya tekel ile az sayıda şirketin bulunduğu oligopol piyasalardır. Regülasyon daha çok özel bir şirketin tekel olduğu piyasalarda yapılır. Ancak Türkiye gibi eski devletçi (sosyalist) ülkelerde özel şirketlerden ziyade devlet şirketleri tekel olarak faaliyet gösterdikleri için regülasyonlar ya üstü kapalı olarak yapılır ya da vatandaş 80 sene devlet tekeliyle yaşamak zorunda kalır. Sosyalist devletlerde deregülasyon sürecine ise “özelleştirme” denilir. Umarım kavramlar az çok anlaşılmıştır, şimdi bir örnekle açıklayalım.

Geçen hafta Ulaştırma Bakanlığının şehirler arası otobüs biletleri için taban fiyat uygulamaya başlamasi bir regülasyondur. Devlet piyasada ortaya çıkan fiyatlar yanlıştır, kötülük içermektedir diyerek tüm şehirler arasında uygulanabilecek minimum bilet satış fiyatını belirlemişti. Ben de bunun üzerine”Kamil Koç- Metro, şehirlerarası otobüs bileti fiyatları” başlıklı bir yazı yazarak devletin yaptığı bu düzenlemenin yanlış olduğunu, korunmaya çalışılan küçük şirketlerin bu işten karlı çıkamayacağını, kaybedenin ise tüketiciler olacağını söylemiştik. Daha sonra yazıya yapılan yorumlarda da görüşlerimizin detaylı olarak açıklamıştık. Ortaya sürdüğümüz iki tane iddia vardı.

Birincisi, ekonomisinin yarısı kayıtdışı olan Türkiye’de problem kanun konulması değil, kanunların uygulanmasıdır. Kanunlar uygulanmıyorsa yeni kanunlar veya kurallar çıkararak kanunların uygulanmasını sağlayamazsınız. Biz de bu düşünceden hareketle otobüs şirketlerinin Ulaştırma Bakanlığının belirlediği taban fiyatlarının altında bilet satmaya devam edeceğini, kurallara uyan şirketlerin ise fiyatlarını gerektiği durumlarda düşerecemeyeği için de belli hatlarda tüketicilerin zarar göreceğini belirttik. Tartışmayı yaptığımız okurumuz ise kendisinin 20 yıldır haftada iki gün otobüs yolculuğu yaptığını ve otobüs şirketlerinin taban fiyatlara uyacaklarını belirtterek bize karşı çıkmıştı.

Buna karşılık ise biz ikinci iddiamızı ortaya attık. Ona geçmeden önce Ulaştırma Bakanlığının müdahalesine rağmen Istanbul-Edirne arasında 15,5 TL’nin altına satılmaması gereken otobüs biletlerinin 10 TL’ye satıldığına ilişkin Hürriyet’in haberine dikkatinizi çekmek istiyorum. Yorum yapmaya gerek yok.

Ikinci iddiamız ise şuydu. Şirketler fiyatları düşeremiyorlarsa o zaman kaliteyi ve sundukları ikramları arttırarak devletin fiyat kısıtlamasını delebilirler. Ne tür faaliyetlerde bulunabilirler bunu hayal gücünüze bırakıyorum, dikkatinizi çekmek istediğim nokta tüketicilerin sadece fiyata değil, fiyat/kalite oranına bakarak karar verdikleridir. Bu verdiğimiz örnekten de görebileceğiniz üzere devlet piyasalara müdahale etse dahi istediği sonuçları elde edebilecek bir mekanizma kurması çok kolay değil. Türkiye’deki gibi amatörlerin yaptığı düzenlemelerin ise hüsranla sonuçlanması kaçınılmaz. Devletin asli görevi kanunları yapmak ve uygulamaktır. Daha bu konularda bir çok eksikliğimiz var, zaten bu eksiklikler yüzünden ortaya da başka bir çok problem çıkıyor. O problemleri sözde çözmek için bir çok budalaca yeni kanun ve kural ortaya atıyoruz. Sonra onlar başka “önceden tahmin edilemeyen” problemler yaratıyor ve nihayetinde ülkenin kanunları ve kurallarını muhasebeci ve avukat gibi uzmanlardan başka kimse anlamıyor, onların da ufak bir azınlığı her şeyi tam olarak kavrıyor zaten.

Adalet sistemini, vergi sistemini, kanunları ve kuralları basitleştirmemiz, uygulanmasının ve yavaşlatılmasının önündeki engelleri kaldırmamız gerekiyor. Yeni kanunlara ihtiyacımız yok, eskilerinden kurtulsak yeter.

Not: Bu konuyla ilgili baska budalaca bir ornege Stresabi sitesinden ulasabilirsiniz. Hatta gitmisken adalet uzerine su yaziyi, devlet arpaligi TRT hakkinda su yaziyi, devletin etik davranmayan kendi yoneticilerini cezalandirmada acizligini gosteren su yaziyi, Diyanet işleri baskanligi isimli diger bir milyar dolarlik israf hakkindaki su yaziyi da okuyun. Read More!

Türkiye’de Ödenen Vergiler ve Vergi Türleri

Türkiye’de ödenen vergiler ve vergi türleri (çeşitleri) üzerine yazılmış detaylı yazılar bulmak kolay değildir. Gazeteciler genellikle benzin, telefon ve sigara üzerine konulmuş ekstra vergilerden şikayet etmeyi marifet sanırlar. Bir de otomobillerden alınan vergiler insanların ağzına sakız olmuştur. Ülkemizde toplanan vergiler ne kadardır, dağılımı nasıldır, harcamalar nerelere yapılır şeklinde bir dizi soru yöneltsek cevap verecek bir tane adam bulamazsınız. Hürriyet gazetesini okuyorum, Anadolu Ajansından vergi gelirleri üzerine yazılmış bir yazıyı almışlar, yayınlamışlar. Yazının ana fikri “sigara ve benzinden toplanan vergiler çok fazla, vatandaş ozellikle sigara vergi yükü karşısında eziliyor” şeklinde popülist bir söylem.

Bu söylemi yapanlar da aynı yazının hemen altında “Erdoğan emeklilere 60 TL zam sözvermişti ama bankamatikten paralarını çeken emekliler sadece 39 TL zam aldıklarını gördüler” şeklinde başlayan ve Erdoğan’ı verdiği zam sözünü kanunu zamanında meclisten geçirip yerine getirmediği için eleştirmekteler. Yani emekliler ala ala %4,9 enflasyon zammı almışlar, bunun üzerine ekstra zam almamışlar ama yakında alacaklar. Bir kaç hafta önce de aynı gazeteciler IMF’den borç para alınması yönünde adımlar atılmasını eleştiriyorlardı.

Değerli dostlarım, gazetecilerimizin ve emeklilerimizin bilmediği ya da bilmemezlikten geldiği bir gerçeği sizlerle paylaşmak istiyorum. Emekli maaşları, memur zamları, fındıkçılara verilen yüksek fiyatlar, spor kulüplerine verilen sübvansiyonlar, TRT isimli televizyon şirketine verilen milyarlar, Diyanet İşleri Başkanlığında çalıştırılan imamlar, yeşil kart mensuplarına verilen sağlık hizmetleri, askere (savunma) veya polise (güvenliğe) verilen milyarlarca liralar, lüzumsuz ve verimsiz çalıştırılan yüzbinlerce memurun maaşı ve gelecekte verilecek sağlık ve emeklilik hizmetleri, vs. vs. vs. devlet harcaması olarak adlandırılır. Bir yandan devlet harcaması az, daha fazla olmalı demek, öte taraftan toplanan vergilerden şikayet etmek mastürbasyon yapmaktan çok farklı değildir, kendiniz çalıp kendiniz oynarsınız. Devletın harcamaları o kadar yüksek ki, el mahkum vergi toplayacak, topladığı vergiler yetmeyecek el mahkum IMF’e veya başkalarına el açıp borç para isteyecek. El mahkum.

Madem vergiler konusundaki gerçekleri gazetecilerimiz açıklamıyor, biz maddeler halinde açıklayalım:
1. Türkiye’de toplanan vergiler harcamalara kıyasla azdır, devlet sürekli bir şekilde borçlanmak zorunda kalır.
2. Türkiye’de vergi kaçakçılığı yaygın ve beyana dayalı vergilerden elde edilen gelirler ise komik seviyelerdedir.
3. Türkiye’de dolaylı vergilerin payı gelir ve kurumsal vergilerin toplam payının iki katı civarındadır.
4. Hem harcamalar hem de dolaylı vergiler azaltılmalı, vergi kaçakçılığına göz yumulmayarak direkt vergiler arttırılmalıdır.

Toplanan Vergiler Azdır
Vergilerden şikayet etmeden önce bütçe rakamlarına bir bakmamız lazım. 2009 yılında bütçe açığımız 52,2 milyar TL’nin üzerinde gerçekleşti. Bu demektir ki topladığımız onca vergi yetmemiş, bir de bunların üzerine 52 milyardan daha fazla harcama yapmışız. Harcamaların bir kısmı faiz ödemeleridir şeklinde beyin sulanması geçirmiş bir argüman sürenler olabilir medyada. Faiz ödemesi dediğin de geçmişte gelirlerden fazla yapılan harcamaları finanse etmek için ödediğin maliyettir. Mesela 2009’daki bütçe açığı da gelecek sene karşımıza neredeyse 5 milyar liralık ek faiz ödemesi olarak çıkacak. Yani faiz de geçmişte yapılan tüketimin bedelidir.

2009 yılındaki rakamlara biraz daha yakından bakalım. Devlet 2009 yılında toplam 215 milyar lira vergi toplamış. Buna karşılık 267 milyar harcama yapmış. Faiz ödemeleri de 53 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Hükümet sene başında 259 milyar lira harcama yapmak için bütçe yapmış ama bütçelediğinin 8 milyar üzerine çıkmış. Bütçelediği rakamın neredeyse 58 milyarı faiz ödemesine ayrılmış ama Merkez Bankası faizleri indirmede başarılı bir performans sergilediği için faiz ödemeleri bütçelenenin 5 milyar altında gerçekleşmiş. Yani aslına bakarsanız diğer harcamalar bütçelendiği gibi yapılsaydı bütçe açığımız şimdikinden 13 milyar lira daha az olmalıydı.

2008 yılında devletin harcamaları 227 milyar imiş, vergi gelirleri ise 210 milyar. Dikkat edin 2008 yılında harcamalar 227 milyar iken 2009’da 259 milyara çıkarılması bütçelenmiş. Yani enflasyon oranını %6,5 hedeflediğimiz bir yılda harcamaların %14 arttırılması planlanmış. Reel olarak %7,5 artış planlamışız. Neden böyle bir şey yapıyoruz, mantıklı bir nedeni var mıdır? Mantıklı nedeni şudur: politikacılar başkalarının parasını harcamaktadırlar, işin doğası gereği kurda kuzuyu emanet edersiniz günün sonunda kuzunun ırzına geçilmesi ve kanının dökülmesi kimseyi şaşırtmamalıdır. Bunun küresel krizle alakalı falan olduğunu da düşünmeyin. Küresel kriz yüzünden yapılan ekstra harcama yukarıda bahsettiğimiz 13 milyarlık harcamadır. Yani devletmizin harcamaları 2009 yılında %17, reel olarak da %10’dan daha fazla artmıştır.

2009 yılında vergi gelirlerinin 248 milyar olmasını planlamışız ama sadece 215 milyar gerçekleşmiş. Tabii hükümetimiz 2009 yılında ekonomimizin %4 büyümesini bekliyordu hatırlarsanız, %5 küçülmesini değil. Beklenti de seçimlere yönelik abzürd bir seçim propagandasından başka bir şey değildi. Acı olan ciddiyetle yapılması gereken bütçeleme faaliyetlerine dahi politikanın karıştırılmış olması, o yüzden 248 milyar rakamına bakıp aldanmayın. 2009’da vergi gelirleri sadece %2,6 artmış, yani reel olarak %4 azalmıştır. Harcamalar reel olarak %10 artarsa, vergi gelirleri de reel olarak %4 azalırsa ne olur? Ne olacak devlet anormal miktarlarda borçlanmak zorunda kalır.

Şimdi içerisinde bulunduğumuz durumun beklenmedik bir krizden dolayı olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Öyle olmadığını göstereceğim. Bütçe açıklarını arttıran faktörün harcamalardaki %10’luk reel artış olduğunu gördünüz. Peki ekonomimiz göreceli olarak iyi bir performans sergilediği 2007 ve 2008 yıllarında geleceği belli olan bu veya herhangi başka bir krize karşı nasıl hazırlanıyormuşuz bir bakalım. Kriz dönemlerinde devlet harcamalarının artması gerektiğini savunanlar, kriz olmayan dönemlerde devletin harcamaları kontrol altında tutarak kriz dönemleri için fon biriktirilmesi gerektiği görüşünü de savunuyor olmalılar. Kriz dönemlerinde fazladan para harcayabilmek için kriz olmayan dönemlerde fazladan para biriktirmemiz gerekmez miydi?

Detaylarına girmeden 2007 yılında giderlerin 203,5 milyar, gelirlerin ise 189,6 milyar olduğunu belirteceğim. 2006 yılında giderler 178,1 milyar iken, gelirler 173,5 milyar imiş. 2005 yılında ise giderler 144,6 milyar iken, gelirler 134,8 imiş. Bunları bir tabloya koyalım, yanlarına enflasyon oranlarını da koyalım ve yıldan yıla gerçekleşen reel artışa bir bakalım.

Tablodan da göreceğiniz üzere bütçe giderleri 2005 yılından sonra her sene enflasyonun üzerinde artış göstermiş. 2005 ve 2004 yıllarında giderlerdeki artışın enflasyon oranının altında kaldığını da belirtelim. Demek ki 2006 yılına geldiğimiz zaman hükümet bu kadar kemer sıkmak yeterli, IMF’ye artık pek ihtiyacımız kalmadı demiş ve harcamalardaki reel artış %13’ün üzerinde gerçekleşmiş. Dikkat ederseniz o sene gelirler %29’a yakın bir artış kaydetmiş ve bütçe açığı azalmış. Ama 2007-2009 dönemine bakarsanız mali tablonun bozulduğunu göreceksiniz: gelirler giderlerden daha az artmış, hem gelirler hem de giderler reel olarak artmış (2009 yılı gelirleri hariç). Kriz öncesindeki 2007 ve 2008 yıllarında da hükümetin gelecek krize karşı önlem almadığı, bilakis harcamaları gelirlerin üzerinde arttırarak hazırlıksız yakalandığı bariz bir şekilde görülüyor.

Toplanan vergilerin yapılan harcamalardan çok daha az olduğunu ve son 3 yılda harcamaların gelirlerden daha hızlı arttığını gördükten sonra vergilerden şikayet etmek tam anlamıyla saçmalıktır. Eğer gerçekten vergiler canınızı yakıyorsa şikayet edeceğiniz ilk şey harcamaların yüksek oluşu olmalıdır. Vergilerin yükselmesinin nedeni artan harcamaları finanse etmektir. Harcamaların artmasının sebebi ise herkesin devleti soymaya kalkması, politikacıların ise devlet harcamalarını kısmalarını sağlayacak bir nedenlerinin olmamasıdır. Bakmayın siz 2001 krizinden sonra bir kaç sene reel olarak devlet harcamalarının azalmasına (veya çok ufak artışlar göstermesine). Ne zaman hareket alanımız arttı, devlet harcamaları da enflasyonun çok üzerinde artışlar göstermeye başladı.

Vergiler hakkındaki gerçekler listemizde ilk sırada yer alan “vergi gelirleri harcamalara kıyasla azdır ve devlet aradaki farkı sürekli borçlanarak kapatmak zorundadır” ifademizin doğruluğu konusunda aklınızda soru işaretleri kalmamıştır zannedersem.

Devam edecegiz. Read More!

80 Bin Devlet Memuru Alımı

Amerikalilarin bir sozu var, when you have politicians like this, who needs an enemy! diye. Yani ulkenin basinda boyle politikacilar olduktan sonra ulkenin geriye gitmesi icin dusmana gerek yoktur seklinde Turkceye cevirebiliriz. Bir kac gundur ulkenin gundemini Tekel iscilerinin yaptigi eylemler isgal ediyordu, ben de tam buradan hukumete destek vermek icin bir yazi yazacaktim ki Unakitan'in yerine gelen Maliye Bakani Mehmet Simsek'in verdigi mujdeli haberleri duydum: 80 bin yeni devlet memuru alımı.

Coktandir ulkenin kanayan yarasiydi bu zaten. Mevcut devlet memurlari cok calismaktan neredeyse helak olacaklardi, kadrolarin yetersizliginden isler aksamaya baslamisti. Ama yetmez, 80 bin yaraya pansuman olmaz. Issizlik orani krizden onceki seviyesinin 4 puan uzerinde, eski seviyesine donmesi icin 1 milyon kisinin ise alinmasi lazim. Ama 1 milyon da yetmez, AKP'nin oy kaybi 1 milyondan cok daha fazla, bence ulkedeki issizlerin tamamini devlet memuru yapalim, yani asagi yukari 3,5 milyon kisiyi. 80 bin devlet memuru alimi yapmalarinin nedenini de kayitdisini daha iyi denetlemek olarak aciklamislar. Bence 3,5 milyon kisiye ek olarak 8 milyon kayitdisi calisani da devlet memuru olarak ise alirsak kayitdisinin da kokunu kazimis oluruz. Kayitdisi calisanlarin buyuk bolumu devlet memuru olmayi kayitdisi calismaya tercih edeceklerdir. Yani yapmamiz gereken 80 bin devlet memurunu ise almak degil, 11,5 milyon devlet memurunu ise almaktir.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Basbakan Erdogan'in muthis bir fikri vardi, her isveren 1 kisi ise alsa ulkede issizlik problemi kalmaz diye. Bence bizim cozum onerimiz daha muthis. Hem issizlik problemini hem de kayitdisini bir seferde cozuyoruz, ayrica devlet memuru olarak ise alinan vatandaslar ve aileleri de AK partiye oy verirlerse AKP'yi iktidardan hic kimsenin indirmeye gucu yetmez. Read More!

Google panikte


Dubai mubai hikaye! Devlet baba Google'a rakip olacagini aciklayinca, dunyaca unlu arama motorunun hisseleri tepetaklak dusmeye basladi. Grafikte de goruyorsunuz. Aslinda goremiyorsunuz ama ben asagi yonlu trendi gozunuze sokmak icin Yigit Bulut oku yerlestirdim. Artik rahat gorursunuz.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Bilgi Teknolojileri Kurulu'nun projesi ile internet dunyasinda dengeler degisecek. Google CEO'su Eric Schmidt Ekonomi Turk'e yaptigi ozel aciklamada Microsoft ile rekabetlerinin normal oldugunu, ancak Turk devletinin piyasaya girmesiyle boyle bir rakibe karsi dayanamayacaklarini soyledi. "Bizim email hesabimizda kisi basina sadece 7 GB kapasite var. Ama Turkler daha bismillah demeden 10 GB kapasiteli email hesabi saglayacaklarmis. Ustelik dogar dogmaz. Google uyeleri arasinda bebeler yok." diyerek saskinligini ortaya koyan Schmidt, acil onlem paketi icin Information and Communication Technology Agency adli Amerikan devlet kurumuna basvuracaklarini kaydetti. Diger yandan Turkiye'nin Youtube yasagina karsi ABD'nin de yakin zamanda Turk sitelerini engellemesi bekleniyor. Uzmanlar konunun onumuzdeki hafta Beyaz Saray'da gorusecek olan Erdogan ve Obama tarafindan da masaya yatirilmasini bekliyor.


Read More!

5. Iktisat Kongresi

Blogumuzun mudavimlerinden Sibel Bagci Uzun bize Iktisat Kongresi uzerine yazdigi yaziyi gonderince ben de bu konuda bir seyler karalayayim dedim. Ama once su satirlari bir okuyalim:

1992 yılında yapılan üçüncü kongrenin ilk iki kongreden farkı ise uluslarası katılıma açık olması ve siyasi parti temsilcilerinin görüşlerini dile getirmelerine imkan vermesiydi. Globalleşmeye, ekonomik bloklaşmalara ve ekonomimizde makroekonomik istikrarın sağlanmasına dikkat çekiliyordu. Görüşbirliğine varılan en önemli konu ise devletin ekonomik faaliyetlerin özellikle de sanayi ve hizmetler sektörünün tamamen dışında kalması gerektiğinin vurgulanmasıydı.

2004 yılında yapılan son ve dördüncü İktisat Kongresi’nde ise “Türkiye’nin bilgi toplumuna dönüşmesi ve AB üyeliği” ana temayı oluşturuyordu. Beklenen yararın elde edilmesi için akademik, kamu ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımının sağlanması amaçlanıyordu. Ancak ekonominin asıl büyümeyi sağlayan özel sektör temsilcileri kongrede yer almamıştı.

Trajikomik olan durum ise bağımsız ekonominin savunulduğu birinci kongreden son kongreye kadar gelen süreçte bir IMF bağımlılığı yaratılmasıydı. Nitekim IMF Başkanvekili’nin kongreye katılımı ve kürsüde yaptığı konuşma bunun kanıtıydı.

Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici

En az 10 yıl arayla düzenlenen ve ekonomi için yol haritası niteliği taşıması amaçlanan kongrelerin sonuç bildirgelerine bakıldığında ana temalar dışında temel sorunların pek değişmediği görülür. Yaklaşık 30 yıl önceki sonuç bilgirgelerinde yer alan ; “Yanlış kur politikalari ile ihracatçı cezalandırılmamalıdır, enerji üretimine öncelik verilmelidir, işsizliği azaltıcı uygulamalara öncelik verilmelidir, köylere götürülen hizmetler artırılmalıdır …” şeklindeki maddeler gündemimizi hala meşgul etmekte.

1923 yilinda yapilan Iktisat (iktisat nedir) Kongresini anlarim da, 1992 ve 2004 yillarinda neden Iktisat Kongresi yapilmis ona pek aklim ermedi. Zaten 1992 yilinda yapilan Iktisat Kongresinde de herkes "devletin ekonomideki elini cekmesi" konusunda gorus birligine varmis ama sonrasinda neler yasandigini hepimiz biliyoruz. Ortada devlet oldugu surece lobici is dunyasi kendi menfaatlerine gelecek politikalari devlete dayatmaya calisacak, devletteki yoneticilerin ise ellerindeki imkanlari hem kendilerinin hem de yandaslarinin cikarlari dogrultusunda degerlendirmesi neredeyse kacinilmaz olacaktir. Bu cengamede halkin cikarini kim kolluyor belli degil.

Bu DPT mentalitesiyle biz daha cok Iktisat Kongresi duzenleriz, ekonomi uc yildir bir arpa boyu yol gitmeyi birakin geriye gitti. Ulkenin ihtiyaci olan sey vergi veren vatandasin bu soyguna bir dur demesidir. Yoksa toplanan ganimeti paylasmak icin 5. Iktisat kongresi de yaparlar, 55. Iktisat kongresi de.
Read More!

TCDD: Devlet Demir Yollari

Kucukken "Tenekeci Cevdet Damdan Dustu" olarak adlandirdigimiz kurum hakkinda Ekonomi Turk kitabina 400-500 kelimelik bir yazi koymak istiyorum ama fazla vaktim yok. Adamlar senede ne kadar zarar ediyorlar (vergi veren vatandasa maliyetleri nedir?), ulasimdaki paylari ne kadardir, varliklarinin toplam degeri nedir, ellerindeki kaynaklarin bir kismini satarak daha mantikli nasil degerlendirebilirler, verimliliklerini nasil arttirabilirler gibi sorulara yanit ariyorum.

Trenle tasimaciligin en cazip yani enerji kullanimi acisindan verimli olmasi. O yuzden "TCDD Kapatilsin" turunden bir baslik atmadim. Ote taraftan devlet yonetimi altinda ne kadar da basarili bir performans sergiledikleri ortada. Ozellestirilmeleri mantikli olabilir fakat bolunup parca parca satilmasi daha mantikli gibi. Turkiye'de de TCDD'nin tamamini satin alabilecek kapasitede bir sirket oldugundan supheliyim.

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

Diyecegim su ki, bana bu konuda bir yazi yazabilecek bir yigit ariyorum. Eger ortaya iyi bir yazi cikarabilirse Ekonomi Turk kitabinda kendi adiyla yayinlayacagim yaziyi. Ilgilenenler yorum biraksinlar.

Not: Bu arada TCDD'nin kac tane futbol takimi var? Adana Demirspor? Masmavi simsekler acaba TCDD'den hala para aliyorlar mi?
Read More!

Butce Aciklari Nasil Olusur? (2)

Ekonomix butce aciklari nasil olusur yazisina "Devletlerin gelirleri ekonomideki dalgalanmalarla paralel hareket ederek hizli buyume donemlerinde artar, kuculme donemlerinde ise azalir." diye baslamis. Oysa degisen, devletin vergi gelirleridir. Devletin toplam gelirleri ise degismez, sabittir. Daha dogrusu, harcamalar ne kadarsa gelirler de o kadardir. Devlet bunu kanuni yoldan, yasa cikararak, proseduru belli bazi sartlarla toplarsa bunun adina vergi diyoruz. Bu is kanunsuz yapilirsa, adina enflasyon diyoruz. Enflasyona cogu zaman enflasyon vergisi de denir.

Butce aciklari da devletin vergi gelirlerinin harcamaya yetmiyor olmasindan kaynaklanir. Bu aciklar ya para basarak yani enflasyonla, ya da borclanilarak kapatilir. Borclanma sadece gecici finansman saglar. Bu sene borclandiginiz miktari onumuzdeki sene yahut senelerde faiziyle birlikte ya vergilerle yahut da para basarak kapatmaniz gerekir. Devletin borclanarak tasarruflari emmesi zincirleme olarak faizleri artirir, ozel yatirimlari azaltir.

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

Ekonomik buyumeyi/refahi artirmak icin vergileri artiralim mi indirelim mi sorusu yanlis bir sorudur. Dogru olan harcamalarin azaltilmasidir. Harcamalari azaltmadiktan sonra vergilerde yapilan degisikligin bir onemi yoktur. Vergi oranlarini degistirmek icin yasa gerekir, hic bir politikaci da vergileri artiriyorum demekten hoslanmaz. Obama secilirken vergileri artirmayacagina dair soz vermisti. Benzer bir sozu 1988'deki secimlerde George H. W. Bush da "read my lips, no new taxes" diyerek vermisti. Ancak isbasina geldikten sonra butce aciklarini kapatamayinca vergileri yukseltmek zorunda kalmis bu da ona 1992 secimlerinde baskanlik koltuguna mal olmustu.

Bundan iki ay once bir konferansin ardindan Obama'nin fiscal policy takimindan bir akademisyen butce aciklarinin surdurulemez oldugunu, ekonomik toparlanma basladiktan sonra Obama yonetiminin vergi artirimina gidecegini, ancak simdilik bunun tam tersini soylemenin daha uygun olacagini soylemisti. Hem ABD'de hem de Turkiye'de bugun Keynesyenlerin gaziyla artirilan harcamalar onumuzdeki donemde ya yuksek vergi ya da yuksek enflasyon (ya da ikisi birden) yoluyla bize geri donecektir.

Turkiye'de genel teamul butce aciklarini bes-on sene biriktirip iki-uc sene kriz yasayarak kapama uzerine kuruludur. (Asagidaki grafikte toplam harcamalarin GSYH'nin  (bkz. gsyh nedir?)yuzde 45'ine kadar ciktigi doneme dikkat edin) Bu kisir donguden 2002-2005 arasinda ciktigimizi zannettik, 2006 ve 2007'de butce aciklari oldukca kucuk bir seviyeye inmisti. (Grafikten takip edin) Ancak simdi, Ekonomix'in de soyledigi gibi "hem Amerika hem de Turkiye bu yola girmis iki ulke. Bugunku acilardan sakinmak icin yarini feda ediyorlar." Son donemde harcamalarda yapilan artislar henuz grafige yansimadi. Onumuzdeki donemde hem faiz harcamalari hem de faiz disi harcamalarda yuksek artislar gorecegiz. Bunlar da bize yol, su elektrik olarak degil, enflasyon, vergi, faiz olarak geri donecek.

Read More!

Devlet baba

Normalde pek yapmadigim bir sey yapip son yazima gelen yorumlari/itirazlari cevaplayacagim. Ama hemen uyarayim ki bu durum aliskanlik yapmasin, gelecekte de yorumlari cok dikkate alacagim anlamina gelmiyor. Burada yazilan yazilara yorum yapmak bir hak degil bir ayricaliktir. Yorumlari cevaplamak, hatta hatta yayinlamak benim sahsi inisiyatifimdir. Yani ne yapacagimi keyfimle kahyam bilir. Hemen sansurcu diye itham etmeyin, kimsenin ozgurlugune karismiyorum, illaki seslerini duyurmak isteyenlere su, su, su ya da benzer kanallari kullanmalarini oneriyorum.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Ikincisi, ben liberal falan degilim. Liberal fikirlerle bir sorun yasadigimdan degil ama bu kelimenin anlami hangi ulkede bulundugunuza gore degisiyor. Yazilarimda demokrasi derken genelde liberal demokrasiyi kastediyorum, bunun her yerde net bir tanimi oldugu icun. Ancak liberal fikirler sadece liberal demokrasi ile sinirli degildir. Liberteryenlik de tam olarak ne oldugu belli olmayan bir sey. Illa bir etiket lazimsa; kapitalistim. Sol/sosyalist dusuncelerle/varsayimlarla igdis edilmis beyinleri uyarayim. Kapitalizmin tarifini sizden ogrenecek degilim. Engels, Keynes gibi kisiler sosyalist terminoloji icerisinde kapital sahibi olabilirler ancak kapitalist degildirler. Adam Smith, Friedman, Ayn Rand ve benim gibi kisiler ise zenginlik acisindan mutavazi bir gecmisten gelip sermaye sahibi olmamalarina ragmen gercek anlamda kapitalisttirler. Daha genis bilgi suradan ya da suradan edinilebilir, ancak, buraya dikkat, yeterli degildir.

Gelelim yorumlara:
Doktor eksikliğini hükumet daha önce de belirtip yeni tıp fakülteleri açmak istemişti, o zamanki yök başkanı karşı çıkmıştı. Şimdiki durum nedir bilmiyorum.
Patates yetistirmek ne kadar devletin gorevi ise doktor yetistirmek de o kadar devletin ustune vazifedir.

Sahara çölü değil, sahra çölü.
Ukalaligin luzumu yok, siz sahra diyin, ben Sahara demeye devam edeyim. Yanlis duzeltmekse maksat, sen de Sahra'yi kucuk harfle yazmissin.

Burada da serbest piyasa işliyor. Doktor isterse özel hastaneye geçebilir. Şimdi sigortalılar bile özel hastanelerde muayene olabiliyor. Zaten doktorlar da bu yasadan once de özel hastanelere geçmeye çalışıyorlar, ref: geçenki Kocaeli kalp doktoru haberi.
Bu karardan belkide tek etkilenecek kişiler akademik ünvan sahibi olup, forslarını kullanarak özel muayenehanelerine hasta çeken doktorlar. Bir çok kez duydum ve şahit oldum, doktor hastayı muayene edeceğine, zamanım yok sen özel muayenehaneme gel diyor.
Devlet hastanesi belli bir ücrete veya ücretsiz hasta tedavi ediyor. Orada çalışan bazı doktorların, devletin olanaklarını kullanarak hastalardan bir çeşit haraç almaları önlenecek. Parası olan zaten özel hastaneye gidiyor.
Devletin vicik vicik icinde oldugu bir yerde serbest piyasa isliyor denemez. Yorumdaki aksakliklarin varligina itiraz etmiyorum. Ancak bu manyakliklar yasal duzenleme eksikliginden degil, bizatihi devletin mudahil olup isleri arapsacina dondurmesinden kaynaklaniyor. Devletin cozumun degil sorunun bir parcasi oldugunu anladigimiz zaman bu tarz manyakliklarin nedenini anlayabilecegiz. Sacma sapan yasal duzenlemelerle/yonetmeliklerle uretilen yanlislar, yanlis uygulamalarla duzeltilemez. Iki yanlis hic bir zaman bir dogru etmez.

Aslında sağlık sektöründeki bozukluk yıllardır süren mentalitedeki gariplik: Bu kanuna karşı çıkanlar bir insanın bir işte çalışırken başka bir işte çalışamayacağını anlayamadılar hala.
Haydaa! Bu da nerden cikti. Yeri geldi dort iste birden calistim. Bir insanin bir iste calisirken baska iste calisamayacagi gibi bir dusunce tamamen sacmalik. Iki tarafin gonullu katilimiyla imzalanan sozlesmede boyle bir maddenin oldugu durumlar haric (mesela bir futbolcu ayni anda iki takim icin oynayamaz) isteyen istedigi kadar iste calisabilir. Kimse de karisamaz. Daha once imzalanmis bir sozlesme de iki tarafin rizasi olmadan oyle yasayla, silah zoruyla degistirilemez. Cikartilan yasa o andan itibaren imzalanacak olan sozlesmeleri baglar.
sağlık ve eğitim, para kazanmanın suyunun çıkarılmaması gereken iki alan. tedbir alınması, veya devleti ya da kendi muayenehanenizi seçin denmesi doğal.
Para kazanmanin suyu cikmaz, korkmayin. Bunu ancak devlet eliyle yapabilirsiniz. saglik, egitim gibi sektorlerin diger sektorlerden farki yoktur. Bu anlamda hasta olmayan insanlarin ac kalmamasi daha onceliklidir, ama bu durum devletin ekmek uretmesi gerektigi, ya da herkesin bedava ekmek hakki oldugu sonucunu dogurmaz. Tekrar olacak, ama saglik, egitim gibi sektorlerde olusan sorunlar bu sektorlerin ayricalikli olmasindan degil, devletin hegamonyasindan kaynaklanir. Devlet sorunun bir parcasidir. Ayni yorumunda devam eden durumu ornek olarak gosterebilirim:
pek çok doktorun devlete ait hastaneleri kendi muayenehaneleri için hasta avlağı olarak gördüklerini biliyorum. yaşanmış pekçok tecrübe var. mevcut durum ancak parası olana iyi hizmet getiriyor. haksız bir fark yaratıyor yani. muayaneye gidip 100-500 tl arası bayılan yine bütün tetkiklerini ve tedavisini devlete ait hastanelerde ama öncelikli ve ayrıcalıklı olarak yaptırıyor. doktorun özel hastası olarak ilgi görüyor.

ya devlet ya özel muayene ayrımı kaliteyi dengeleyecektir. tabi bunu söylerken devleti seçenlerin de döner sermayeden falan katkıyla iyi bir ücret almalarının sağlanacağını varsayıyorum.
son paragrafta sacmalamis tabi.

burdaki en temel sorun doktorların devlet için çalışırken mesailerinden kısıp kendi özel muayenehanelerinde bu işide yapabilmeleri...
Bir Polis memurunun mesai saatlerini kısaltıp Yada bir askerin kıslada olmadıgı zamanlarda bir barda fedailik yapabileceği ne kadar akla yakın.
Kim izin verir bunlara..Yapsınlar bakalım bole birşeyi sonucu ne oluyor...
Peki bu Devlet memuru Doktor olunca neden iş değişiyor...
Polis/asker adi ustunde kolluk kuvvetleridir. Gecenlerde Ahmet Altan yazdi. Devletin taammuden adam oldurme tekeli vardir, bu tekel kimseye devredilemez. Ancak devlet de gokten zenbille inmis degildir, kafasina gore adam olduremez. Bu nedenle kolluk kuvvetlerinde devleti tamamen devreden cikarmak da mumkun degildir. Polis/asker bu tekel ile elde ettigi gucu ozel alanda kullanamaz. Biz devlete karsi degiliz. Baska gorevler yuklenildiginde, devletin asli gorevlerini aksattigina dikkat cekiyoruz. Kapici copleri toplar, merdivenleri temizler, ama eve kacta gldigime, karimin bas ortusune, kizimin mini etegine karisamaz. Devlet dediginiz sey, kapicidir.

Liberallik salt ekonomi düşünmek değildir Liberalizmin hukugunda bireysel teşebbusun yanında sistemin insanlara eşit ve adil davranmasıda vardır Birşeyi eleştirirken digerini atlamayalım...
Esitlik/adalet sosyalist/kollektivist terminolojide bol bol kullanilir. Esitlik adilligi, adillik esitligi gerektirmez. Iliskili gibi gorulen bu iki kavramin birbiri ile alakasi yoktur. Liberalligi geciyorum, en basta acikladim. Kapitalizm "esit (dogal) haklar"i, "ozgurluk"le pekistir. Buradaki esitlik, her turlu ayricaligi yok eder. Esitligi saglama adina bazi siniflara ayricalik tanimaz. Daha genis aciklama icin Adam Smith'in "Natural liberty" kavramini irdelemek gerek.
Ayn Rand okuyup saçmalamak moda oldu.
Ayn Rand benim dusuncemde (kapitalist dusuncede de) bir parantezdir. Rand'i kucumsemiyorum. Ancak kapitalist dusuncenin agir toplarinin yaninda Rand sadece bir parantezdir. Diger yandan Ayn Rand'in adiyla "sacmalamak" kelimesini ayni cumlede kullanabilmek icin kirk firin ekmek yemek lazim. Bu durum Ayn Rand okumadan onu elestiren Ismet Berkan'in davranisina benziyor (Berkan'in yazisinin wikipedia'dan kotu bir ozet tercume oldugunu farkedeceksiniz). Neyse, siz Rand'a bok atmadan once kapitalizme dair 18-19yy metinlerine baksaniz? Istahiniza gore Locke, Mill ya da Smith'in saheseri "The Theory of Moral Sentiments"den baslayabilirsiniz. Aristo sizi asar. Illa 20.yy diyorsaniz, hepsini saymak mumkun degil ama Friedman, Hayek, Von Mises'ten baslayabilirsiniz. Okumamak icin bahaneniz yok, bunlarin kitaplarini internetten belese bulabilirsiniz.

Liberalizm okumalarınızdan önce bir defa da olsa İnsan Hakları Evrensel bildirgesini okuyun lütfen, mümkünse 25. maddenin altını çizin.
Birincisi, Evrensel Insan Haklari Bildirgesi baglayici degildir.
Ikincisi, bu bildirge politik bir metindir. Birlesmis Milletler politik bir kurumdur. Politik olarak guclu olanin borusu oter.
Ucuncusu, bir belgenin adinda "evrensel" kelimesinin gecmesi bu belgeyi evrensel yapmaz.
Dorduncusu, bu politik metin insan haklarini koruma yaftasi altinda bireysel hak ve ozgurluklere en buyuk darbeyi vuran metinlerden biridir. Sosyalizm idealini dile getiren 29. madde buna kucuk bir ispattir.
BM sadece 20. yuzyilin yarisina dogru ortaya cikmis bir orgutlenmedir. Bireysel haklar ise insanlik tarihi ile estir. Devletler bireyleri suctan/suclulardan koruma adina ortaya cikmisken tarih boyunca en agir suclarin devlet adina islendigi gercegini unutmamak gerekir. Bireysel ozgurlukler devleti degil, bireyi korur. Size biraz Amerikan gelebilir, ama "hayat", "ozgurluk", "mulkiyet" ve "mutluluk pesinde ugrasmak" dogal haklardir. Bu haklar kimseye devredilemez. Yercekimi ne kadar dogalsa, bu haklar da o kadar dogaldir. Bu haklara sahip olmak baskalarinin haklarindan feragat etmelerini gerektirmez. Gerektirdigi yerde siddet dogar. Yuzyillar boyunca savaslar neden cikti sizce? Bu haklardan ilk ucu BM'deki insan haklari bildirgesinde yer alirken dorduncusu yoktur (Neden acaba?). Ancak bu haklar kimseye bedava yiyecek, egitim, saglik, para, emeklilik, sevgi, ferrari, vs. hakki garanti etmez. Siz bunlari ya da daha fazlasini istediginize bedava verebilirisiniz, elinizi tutan yok. Ancak bunlari verecegim diye zorbalik yapamazsiniz. Bu siddettir. Devletin sosyal guvenlik, bedava saglik, bedava egitim verme adi altinda yaptigi da farkli degildir. (Gerci, bedava oldugu supheli, egitim oldugu zaten supheli.)
Bu blogda bundan once bedava egitime de, zorunlu egitime de karsi oldugumu yazmistim (Her ikisi de 26. maddede gecer). Evrensel Insan Haklari dedektorleriniz o zaman kapaliydi, ya da makina soguktu sanirim.
Son olarak, Hitler de, Stalin de, daha niceleri de sosyal/kollektivist ideolojinin birer urunudurler. Inanmayan, itiraz edecek olan, Nazilerin, Komunistlerin politika metinlerini incelesin. Bu metinlerin cogu BM'nin insan haklari bildirgesi ile taban tabana uyumludur. Ozellikle 29. madde. Ancak Hitler'le, Stalin'le gelinen nokta ortada. ABD ise su ana kadar diktator gormemis tek sistemi dogal haklara dayanarak kurdu. Bunun sonucunda da en zengin, ayni zamanda en yardimsever halk orada yasiyor.
1- Emeğin kutsallığından bahsetmişsiniz ancak yazının bir yerinde devlet var oldukça bu sorunlar baki kalır gibisinden birşeyler var.
Devlet olmadan emek kendini koruyamaz sömürülüp gider.
Bu biraz Marxian bir yaklasim olmus. Emegi asil somuren devlettir. Devletin disinda hic bir guc gonulluluk esasina bagli olmayan sozlemeyi surekli olarak yapamaz. Yapsa da yasaya yaslanmadan ayakta kalamaz.
2- Sağlık harcamaları yapmak devletin asli görevlerinden biridir. Bu görev elinden alınırsa sizin az bir ücretle geçinen akrabalarınız da ileride sağlık konusunda sorunlar yaşarsa bahsettiğiniz haksızlıkları, kuralsızlıkları yaparak sağlık hizmeti almaya çalışır. İnsan hayatı kutsaldır bu yüzden benim vergimle de olsa devlet insanlara sağlık hizmeti vermek zorundadır.
Devletin var olup olmamasını, vergi toplayıp toplamamasını tartışmak boşa kürek çekmektir.
Evet Türkiye'de devlet iyi işlemiyor ancak iyi işlemiyor diye söküp atmak çare değil. Onun yerine devletin verimliliğini arttırmak için yapılacakları, önlemleri tartışmak daha mantıklı ve yararlı olur kanımca.

Buram buram sosyalizm, kucak kucak sacmalik. Dogru bir cumle bulamadim ki yanlislari sayayim. Tek tek her cumlesine karsi cikiyorum. Bazi seyleri bilmiyor ya da anlamiyor olmaniz onlarin dogru olmadigini gostermez. Neyi gosterdigini soylemicem. Kafanizi kaldirin, okuyun biraz. Ya da "doga"yi izleyin. O da aydinlaticidir.

Not: Cuneyt'in yorumu yukaridakilere gore daha akli basinda. Katilmadigim yerler var, karma sistemin en iyisi oldugu gibi. Ancak yaziyi daha fazla uzatmak istemedim. Baska zaman belki. Son olarak pozitif yorum, ovguler icin tesekkurler. Read More!

Olimpiyatlar Icin Yatirim Mantikli mi?

Gazetelerde Naim Suleymanoglu'nun resmini gorunce ilk aklima gelen adamin ne kadar cok kilo almis olduguydu. Resmen piknik tupune donmus. Haberi okuyunca seker hastasi oldugunu da ogrendim.

Iki yorum yapacagim. Birincisi sporcular aktif olarak sporu biraksa da sporculugun geregi olan yeme aliskanliklarini birakmiyorlar ve eski sporcular bir kac sene icerisinde tosun olarak karsimiza cikiyorlar. Madem artik gunde 5-6 saat antrenman yapmiyorsun, artik eskisi gibi yemegi de birakacaksin. Yoksa seker hastaligina yakalanirsin veya kollestrolun yukselir ve kalp hastasi olursun.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Ikinci konu ise ancak dort senede bir ay izleyicilerin ilgisini ceken bir spor dalina bireysel olarak yatirim yapmak mantikli mi sorusu. En basarili halterci Naim bile bakin ne hallere dusmus. Adamin yaptigi spordan dolayi boyu guduk kalmis, neticede seker hastasi olmus. Bunlarin yaninda kimsenin izlemedigi kurek, eskrim, okculuk gibi hobiler var, cunku ben akli basinda bir kisinin bu sporlari profesyonel olarak yapacagini dusunmuyorum.

Istisnalar da var tabii. Ozellikle boks, tekvando, judo gibi sporlar Turkiye'de gunluk hayatta cok isimize yarayan sporlar. Mesela taksim meydaninda gosteri yapmaya gidiyorsunuzn yolda lavugun biri yolunuzu kesti, hemen arabanizi durdurup bir temiz dovebilirsiniz herifi. Sonra da Taksim meydan muharebesine gidip bir kac polis veya karsi gorusten gruba ait kisilerin de kasini ve gozunu dagitabilirsiniz. Haftasonu ise mactan sonra rakip takimin taraftarlariyla kozlarinizi paylasirsiniz. Tabii burada bazi riskler var ama konumuz o degil.

Diyecegim o ki bana Olimpiyatlara gulle, cekic, cirit atarak hazirlanmak, kosarak veya sirikla citanin ustunden atlamak, havuza takla atarak dalmak vs. bos isler. Devlet bu islere bes kurus para harcamasin, hatta atletizm federasyonunu da kapatalim. Olimpiyatlara sebek gondersek daha cok reklamimizi yaparlar. Veya engelli vatandaslarimizi gondersek sonuncu olurlar ama reklam puanlarini biz kazaniriz. Read More!

Kirmizi Civa 25000 YTL

1950-1965 yillari arasinda yapilan Grundig marka Alman televizyonlarinin icerisinde kirmizi civa olduguna dair soylentiler dolasiyormus. Bu soylentiler dogru olabilir. Ben ellerinde kirmizi civa bulunan kisilerden tonunu 25000 YTL'ye almaya hazirim.

Civa ozellikle altin uretiminde ve eskiden sicaklik olcumunde kullanilan sivi bir metaldir. Aklima gelmisken ellerinde altin bulunan kisilerden de tonu 25000 YTL'ye altin aliyorum.

Ken Fisher Joel Greenblatt Bill Ackman Eddie Lampert David Einhorn Dan Loeb Lee Ainslie John Paulson Stephen Mandel David Dreman

Millet kafayi yemis yahu. Ne yalan soyleseniz inanan birileri cikiyor. Eskiden annem de her telefon konusmasinin ardindan telefonu kapatmadan uc defa sifira basip oyle kapatirdi. PTT'nin bize "bu ay hic konusma yapmamissiniz" dedigini ise hic hatirlamiyorum. Memleketin basindaki insanlari teget gecti yalanlariyla uyuturken ortalikta dolandiricilarin kol gezmesine sasmamak lazim. Bizim burada soyledigimiz laflar da hava civa!

Not: Teget gecti yazilarina burada son veriyorum. Bizde malzeme cok nasilsa. Mesela RTUK'un butcesi 143 milyonmus. Canlandirma paketi diye buna derim ben! Read More!

Serenity now!

1. Bolum:


2. Bolum:


Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici

3. Bolum:

Her bolum yaklasik 2 saat uzunlugunda.


Read More!