hey özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hey özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal Giyinme Kasedi ve Ifade Özgürlüğü

Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli’yi mahkemeye vermiş ve 20 bin TL tazminat kazanmış. Deniz Baykal’ın benim de komplo olduğunu düşündüğüm (komplo olmasa dahi Türkiye’de pisliğe bulaşmamış politikacı mı var sanki?) video görüntülerine erişim engelleniyor ve tüm videolar internetten kaldırtılıyor. Türkiye’de ifade özgürlüğü bu örneklerden çok daha çarpıcı yüzlerce farklı yöntemle çarpıtılıyor. Amerika’da George Bush başkan iken Jon Stewart isimli komedyenin başkanın karısı olan Laura Bush’un sesini montajlayarak yaptığı ve belden aşağı her türlü ifadenin kullanıldığı şu videoyu izler misiniz?



Birinci nokta montaj teknolojisinin ne kadar ileri olduğu, bir kişinin ağzından çıkmayan lafların sanki onun ağzından çıkmış gibi gösterilmesidir. Bilmeyenler için söyleyelim, videodaki ses tamamen Laura Bush’a aittir ama video’daki sözleri o söylememiştir (küfürlü olan ikinci kısmını kastediyorum). Aynı teknoloji video için de geçerlidir. Çoğu zaman film çekilirken ölen artistlere rağmen montajlama yapılarak filmlerin çekiminin tamamlandığını duymuşsunuzdur. O yüzden Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen videoya kanmayın, daha iyi bir versiyonu varsa getirsinler göstersinler, teknik analizi yapılsın. Bu haliyle hiç bir şey ifade etmiyor.

Ikinci nokta ise, Laura Bush'a yapilan Turkiye'de Tayyip Erdogan'in karisina yapilsa Türkiye’de kan gövdeyi götürür, Amerika’da insanlar bunun bir şaka olduğunu biliyor ve bir kaç tane hazımsız insan dışında kimse rahatsız olmuyor. Ifade özgürlüğünün muhakkak toplum için zararlı olduğu durumlar olabilir, bunlar için biraz kafa patlatsanız çarpıcı örnekler de bulabilirsiniz. Ancak genel olarak ifade özgürlüğü, devlette şeffaflık, politikacılardan hesap sorulabilmesi hem toplumun akıl sağlığı açısından iyidir, hem de ülkenin geleceği açısından.

Deniz Baykal Nesrin Baytok Seks Görüntüleri
Deniz Baykal’ın Seks Videosu Görüntüsünü Kim Toronto’dan Yükledi?
Deniz Baykal ile Seks Skandalına Adı Karışan Nesrin Baytok Kimdir?
Nesrin Baytok ve Deniz Baykal Video Seks Skandalı Görüntüsünü Hemen Izle
Deniz Baykal Sex Kasedi Video Izle
Deniz Baykal Skandal Kaset Izle
Deniz Baykal Kaset Skandalı Son Gelişmeler
Deniz Baykal Videosu Sahte mi Gerçek mi? Read More!

Atatürke Hakaret Davası ve Iftira Suçu

Türkiye’de ara ara Atatürk’e hakaret edenler hakkında dava açılıyor, ya da Başbakan’a ve politikacılara hakaret suçundan dolayı insanlar hapis ve para cezasına çarptırılabiliyor. Ya da sanatçılar ve gazeteciler birbirlerine hakaret, iftira veya karalama suçu iddiasıyla para ve hapis davası açabiliyor. Örnekleri az değil, mesela geçenlerde sağlık bakanı Recep Akdağ’ın elini sıkmayan bir üniversite öğrencisi 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Başbakan Erdoğan ise kendisine hakaret edildiği iddiasıyla yüzden fazla dava açmış ve aralarında diğer siyasi parti yöneticilerinin de olduğu düzinelerce kişiden yüzbin liranın üzerinde tazminat kazanmıştır.

Ben Türkiye’deki uygulamalar konusunda çok bilgili değilim, Amerika’da hakaret, iftira ve karalama suçları nasıl dava ediliyor ve mahkumiyet durumları nasıl oluyor sorularına cevap vereyim. Amerika’nın düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda dünyanın en ileri ülkesi olduğunu söyleyerek başlayayım. Birincisi Amerika’da iftira ve karalama davalarında kullanabileceğiniz en önemli silah gerçektir. Eğer doğruyu söylemişseniz davayı kaybetmeniz mümkün değildir.

Iftira ve karalama davalarında kullanabileceğiniz ikinci savunma ise söylediklerinizin kimsenin inanamayacağı kadar abzürd ifadeler olması. Komedyenlerin politikacılar hakkında istedikleri her şeyi söyleyebilmelerinin arkasında bu yatıyor. Insanlar söylediklerinizin doğru olmadığını biliyorsa, yani siz bir komedyenseniz istediğiniz her şeyi ister Obama, ister George Bush, isterse de George Washington hakkında söyleyebilirsiniz. Bundan bir kaç sene önce Jon Stewart isimli komedyenin televizyonda George Bush ve karısının cinsel ilişkiye girme parodisi yaptığını hatırlıyorum, Türkiye’de olsa yer yerinden oynar, burada kimse tepki göstermedi.

Iftira ve karalama davalarında kullanabileceğiniz üçüncü savunma ise söylediklerinizin kendi fikriniz olduğunu beyan etmenizdir. Amerikan Anayasasının ilk maddesine göre “yanlış fikir yoktur”, öyle olunca haliyle size karşı mahkemede üstünlük sağlayamazlar. Eee, o olmaz bu olmaz, peki ne zaman sizi dava edebilirler? Birileri hakkında yanlış olan bir ifadeyi “gerçek olduğunu biliyormuş” gibi ifade ettiğiniz zaman sizi dava edebilirler. Bu durumda kullanabileceğiniz savunma ise kullandığınız ifadelerin “bilerek ve isteyerek zarar vermek amaçlı” olmadığını göstererek kendinizi başarılı bir şekilde savunabilirsiniz. Mesela Jale Özgentürk Moğollar hakkında harem fantezisi üreten yazısından dolayı Amerika’da dava kaybetmezler, keza aynı şekilde Türkiye’nin en saf diğer ekonomi yazarı Meliha Okur tazminat davası kaybetmez. Bu kişilere karşı davayı kazanmak için bilerek ve isteyerek Moğollara hakaret ettiklerini ispatlamanız, ve bundan zarar gördüğünüzü göstermeniz gerekir (Türk erkeklerin Moğolistan istilası gibi).

Peki Amerika’da George Washington hakkında açıkça iftira ve karalama kampanyası yapsak, bunu da bilerek ve isteyerek yapsak, bizi dava edip hapse atabilirler mi? Cevap hayır, Amerika’da hiç bir eyalette ölmüş kişiler hakkında iftira ve karalama yapıldığına dair dava açılamaz. Meydan boş, istediğinizi istediğiniz şekilde söyleyebilirsiniz. Şaşırdınız değil mi?

Amerika’da özellikle politikacılar ve devletin işleyişi hakkında söylediklerinizden ötürü sizi dava etmeleri imkansız gibi. Kamuyu ilgilendiren tüm meselelerde isteyen herkes görüşlerini rahatlıkla ifade edebilir. Neticede konu kendisinden toplanan vergilerin nasıl harcanacağı, kendi hayatını düzenleyen kuralların belirlenmesi olduğu için bundan daha doğru bir uygulama da bana kalırsa yoktur. Amerikan ekonomisinin dünyaya hükmetmesinin arkasında yatan nedenlerden bir tanesi de inanmayacaksınız ama budur. Düşünce ve ifade özgürlüğü zaten verimsiz bir yapı olan devletin daha verimli işlemesini sağlar. Read More!

Hey özgürlük

ekonomix'in escinseller ve turban baslikli yazisinin altina kisa bir yorum yazmistim. ekonomix, bunu anasayfaya yazi olarak girmemin daha iyi olacagini soyledi. bir kez daha buyrun:

Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici

zannedersem burada iki sey birbirine karisiyor. ne yaptiginin farkinda olan iki yetiskin bireye, aranizda ne halt ederseniz edin demekle; yaptiklarinizi onayliyorum ve gayet normal buluyorum demek ayri seylerdir. tipki inanci geregi kendini carsafa sarmak isteyen yetiskin bireye, bu senin hayatin ne yaparsan yap banane demekle; bunu, bakis acisina gore, faziletli ya da ilkel bir davranis olarak gormenin farkli oldugu gibi. siz baskalarinin size zarari olmayan soz ve davranislarina, bunlari mazur goremediginiz icin, tahammul edemeyip kisitlama getirmeye calisirsaniz; sizin ozgurlukleriniz kisitlandiginda yaninizda sizi destekleyecek insan bulmaniz da zorlasir. olaya bu acidan bakarsaniz, dini ozgurluklerin genisletilmesine karsi, laik kesimlerden neden direnc var anlayabilirsiniz. adamlar/kadinlar enayi mi, firsatini buldugunda kendisini bastirmayi fazilet sayacak insanlara destek olsunlar? Read More!

Youtube ve özgürlük

Ulastirma Bakani Binali Yildirim youtube hakkinda sunlari soylemis:

"Bir site yaygara yapıyor bizi kapatıyorlar diye. Bizim kimsenin ticaretinde gözümüz yok ama bir yerde faaliyet gösteriyorsanız istediğiniz kadar büyük olun. Bırakın firmayı isterseniz dünyanın süper gücü olun. Buranının kanuna, nizamı neyse ona uymak zorundasınız."

Dogru soylemis. Bir ulkede yasiyorsaniz veya ticaret yapiyorsaniz o ulkenin kurallarina uymak zorundasiniz. Mesela o ulkenin kanunlari resmi dairelerde turban takilmayacak diyorsa takmayacaksin, sonra da kanunlar turban takmana izin vermiyor diye "cart curt" yapmayacaksin. Ben kemikli durus diye buna derim iste. Helal olsun AKP'ye.

Komünizm nedir    iktisat Nedir  Devlet Üniversiteleri  Eğitim Nedir  Dejavu Nedir  Bilgi Nedir  Wifi Nedir    Teknoloji Nedir

Bu arada Tayyip Erdogan Saglik Bakani Recep Akdag'i azarlamis. Vallahi ayagini denk alsin, Recep Akdag oyle azarlanacak adam degildir. Daha gecenlerde bir secim gezisinde "Ben iktidar olup da vatana hizmeti dokunmayanın elini sıkmam" diyerek bakanın elini sıkmayan ogrenciden sikayetci olarak 2 ay hapis cezasi almasini sagladi. Erdogan'dan da sikayetci olursa Erdogan belayi bulur. Benden soylemesi, sonra demedi demesin. Read More!

Ercan Saatci Hapse Girsin mi?




Ercan Saatcinin toplumda kin ve nefret uyandirabilecek ifadelerde bulundugu videosu internete sizmis, youtube'a erisimi olan okuyucular yukaridan izleyebilirler videoyu. Simdi toplumun buyuk bir kesimine hakaret eden Ercan Saatci bu davranisindan dolayi hapse girmeli midir? Peki para cezasi odemeli midir?

Benim bu konudaki goruslerim acik. Ercan Saatci ne hapse girmelidir, ne de para cezasi vs. odemelidir. Siz ne dusunuyorsunuz? En iyisi bir anket yapayim.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Bilgisayar Nedir

Not: Bu arada beim GS taraftari oldugumu biliyorsunuz, ama koftiden taraftarim pek bir fanatikligim yoktur. Read More!

Turkiye Cifte Standartlar Enstitusu

Bundan 10-15 sene oncesinde Erbakan iktidariyla gundeme gelen dindar devlet adamlarinin hanimlarinin cesitli nedenlerle erkeklerle tokalasmaktan kacinmalari gundeme gelmisti. Bu olaylar AKP'nin iktidara gelmesiyle de doruk noktasina ulasmisti. Simdi ne var bunda diyeceksiniz, tokalasmak istemiyorsa niye zorla tokalastiralim ki.

Kazin ayagi oyle degil. Su haberi okursaniz Turkiye'de bir cifte standartlar enstitusunun temellerinin atilmaya baslandigini goreceksiniz.

2007 seçimleri öncesi Erzurum'un Olur ilçesinde giden Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bir kahvehanenin önünden geçerken vatandaşlarla tokalaşmıştı. Akdağ, kahvehanedeki Kırıkkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü öğrencisi Durmuş Şahin'e (24) de elini uzatmış, ancak Şahin, "Ben iktidar olup da vatana hizmeti dokunmayanın elini sıkmam" diyerek bakanın elini sıkmamıştı. Bakan Akdağ’ın şikayeti üzerine gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Şahin, 'kamu görevlisine alenen hakaret' suçundan TCK'nın 125'inci maddesi kapsamında 'Onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikteki' eyleminden dolayı 2 ay hapis cezasına çarptırilmis.

Yorum yapmama gerek var mi?
Read More!

Hey özgürlük: Escinseller ve Turban

Dunya genelinde farkettigim en genel yanlis teshislerden bir tanesi Amerika'da irkciligin ve ayrimciligin cok yaygin olduguydu. Tam aksine Amerika'nin problemlerinin cogunu acikta tartisarak ve bunlara cozum arayarak bir cok farkli kultur ve cevreden gelen farkli niteliklere sahip insanlarin bir arada yasayabilecegi bir ortam yaratmaya calistigini ve bunda da buyuk olcude basarili oldugunu soyleyebilirim.

Ote taraftan Avrupalilar birakin Afrika kokenli insanlari, Araplara, Turklere, Dogu Avrupalilara, Asyalilara ve Yahudilere kadar degisik yelpazeden insanlara irkcilik yapacak kadar yaraticiyken ve Amerika'yi irkcilik konusunda fersah fersah gecmisken sutten cikmis ak kasik gibi davranir.

Turkiye de irkcilik konusunda benzer egilimler sergiler (Avrupalilar kadar kotu degiliz ama). Ama bugun bu konunu detaylarina girmeyecegim. Ne zamandir aklimda olan bir konuyu tartismaya acacagim. Benim turban konusundaki gercek fikrim "bana ne" dir. Adamlar parayi bastirip aliyorlarsa istedikleri yere taksinlar, bana ne. Ayni seyi escinseller icin de dusunurum. Adamlarin tercihi buymus, hoslarina gidiyor demek ki, kimseye de zarar vermiyorlar, istediklerini yapsinlar. Turbanin serbestlestirilmesini savunan AKP ise bana sorarsaniz bunu "insanlarin ozgurlukleriyle" alakali oldugu icin degil, dini inanclari geregi istiyor. O yuzden de AKP'nin bu istegini desteklemiyorum. Ancak AKP ozgurlukler konusunda Turkiye'de tabu olan baska bir acilim ile birlikte turban acilimini gerceklestirirse destek verebilirim. Ne gibi acilimlar?

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

1. Ifade ozgurlugunun serbest birakilmasi ve insanlarin soylediklerinden oturu hapse girmemesi.
2. Escinsellere de diger insanlara verilen evlenme gibi haklarin verilmesi.

Bunlari gerceklestirirlerse ben de samimi olduklarina inanacagim. Yoksa bosuna havanda su dovmeyelim.

Read More!

Suudi şampanyası ve dayatılan dinin sahteliği

Mustafa Akyol yazmıs, "devir ozgurluk devri" demiş guzel de soylemiş.

Komünizm nedir    iktisat Nedir  Devlet Üniversiteleri  Eğitim Nedir  Dejavu Nedir  Bilgi Nedir  Wifi Nedir    Teknoloji Nedir Read More!

Gurbetci Turkler ve Dövizle Askerlik

Bastan pesinen soyleyeyim, bu yazi ne Turkluge ne Turk halkina ne Turk ordusuna ne de askerlik hizmetine hakaret amaci tasimamaktadir ve bunlardan kimseyi de sogutmaya calismamaktadir. Bunu yapmak ulkemizde suctur, ben de boyle bir seyi yapmayi aklimdan dahi gecirmem.

Konumuz su:
Ozellikle Almanya'da dogup buyumus Turk erkekleri neden 5000 euro gibi ortalama egitimsiz gurbetci bir Turk'un bir senelik tasarrufuna denk gelen yuksek bir rakami odeyerek askerlik yapiyor? Bu kisiler Alman vatandasi olarak askerlik yukumlulugunu yapmadan yasamlarina devam edebilirler ama bu secimi yapmiyorlar. Bu demektir ki onlar icin Turk vatandasliginin degeri en azindan 5000 eurodur. Bence Turkiye acisindan ovunulecek bir durum. Ama bu kisilerin Turk vatandasi olarak kalarak gurur ve iftihardan baska ne tur avantajlar elde ettigini merak ediyorum?



Sorum sadece baska bir ulkenin vatandasi olan veya olma hakki olan ve askerligini henuz yapmamis kisileri kapsiyor. Yorumlarinizi bekliyorum. Read More!

Ifade ozgurlugu

Soru:Ifade ozgurlugu herkese caninin istedigini soyleme hakki verir mi?
Cevap: Evet. Nokta.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir Read More!

Diyarbakir'da Neler Oluyor?

Radikal’de bir haber okudum ve dehsete kapildim.

Baris’in, gazetede mansetten cikan bir ekonomi haberi nedeniyle verdigi linkle web sitesine girince kanimi donduran bir haberle karsilastim.

Haberin sunumu, verilis tarzi gercekten cok tuhaf.

Acaba haberde bir seyleri mi kaciriyorum, ben mi yanlis anliyorum dusuncesiyle, bir kac kirik dokuk cumleden olusan haberi bir kac kez daha okudum. Hayir, sonuc ayni. Ama ben bir sey anlayamiyorum.

Haberi kaynagindan dehsetle okuyoruz:


Diyarbakır'daki bir lisede bazı erkek öğrenciler ders aralarında namaz kılarken görüntülendi.

Ziya Gökalp Lisesi Müdürü Salih Tunç, "Okulda öğrencilerin namaz kılabileceği bir oda yok" dedi. Ama mescide dönüştürülen oda kamerayla görüntülendi. Bir öğrecinin cep telefonu kamerasıyla kaydettiği okuldaki mescidi Doğan Haber Ajansı (DHA) kamerası da görüntüledi.

Öğrenci tuvaletlerinin karşısındaki odanın yeri halıyla kaplı. Üzerinde seccadeler var. Merdiven altında küçük bir oda...

Okul müdürü Salih Tunç o odanın depo olarak kullanıldığını savundu, "Burası eğitim yuvası. Okulda namaz kılınması mümkün mü? Binada öğrencilerin namaz kılacağı bir yer yok" dedi.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir


Sanirsiniz, Diyarbakirli liseliler, okulda merdiven altinda silah imalati yapiyorlar. Bir de hayal meyal bir fotograf koymuslar ki, Ugur Dundar'in 80'lerde yaptigi gizli kamera cekimleri tadinda. Haber basligi ise Lise'de Dehset gibi bir sey. Gercekten cok tuhaf geldi bana.

Yani nedir ki bu; biz lisedeyken de, universitede lisans yillarimizda da gayet siradan bir konuydu bu. Hatta mescidin kapisina kadar kiz arkadasiyla giden, sonra cikista elele beraberce kantine, sinifa donen arkadaslarimiz da olurdu. Isteyen arkadasimiz camiye mescide gider, isteyen kahveye birahaneye giderdi. Hatta her ikisine birden gidildigi de pek rastlanan bir durumdu. Bizim lise yillarimizda da boyleydi, universitede de boyle. Imam hatip lisesi ya da ilahiyat fakultesinden bahsetmiyorum. Acikcasi ben bunun hala boyle oldugunu saniyordum. Tabi bu bahsettigim anilar 28 Subat (1997) oncesine aittir. Sonrasinda ozellikle de bazi universitelerde baslarini orten kiz ogrencilere uygulanan baskidan ve diger zorbaliklardan haberim elbetteki var. Ama itiraf edeyim, namaz kilmanin bile yasaklandigindan ve okulda namaz kilanlarin gizli cep telefonu kayitlariyla gazetelere servis edilerek genel ahlaka ya da kamu guvenligine aykiri isler karistiriyormus muamelesi gorduklerinden hic haberim yoktu. Radikal’de bir kac sene once buna benzer bir haberin daha ciktigi bilgisine sahip oldugumu da belirteyim.

Simdi diyecegim su ki; koskoca gazete bunun haber degeri tasidigina inaniyor ki yayinlamis. O halde soyle bir durumla karsi karsiyayiz. Okulda ibadet etmek (namaz kilmak) duzenlemelerce (yasa, tuzuk, teblig, yonetmelik) ciddi bir sekilde yasaklanmis ve mueyyide uygulaniyor. Ya da boyle olmasa bile boyle bir eylem halk, toplum, yonetim, devlet nezdinde uygun olmayan agir bir kusur.

Az bucuk hukuk bilgisi olan ve mevzuat takip eden ben, bas ortusu / turban konusundaki yasal durumu ve sureci iyi biliyorum. Ne var ki okullarda ibadetin de (en azindan islam dinine gore ibadetin) benzer bir sinirlamaya tabi tutuldugu hakkinda hic bir bilgim, hatta duyumum dahi yok. Zaten nasil bir duzenleme olabilir ki (namaz, oruc, dua etmek gibi) ibadetler icin. Turban degil, sakal degil, kurban degil ki okula sokulsun bu. Hayir, yasak olan seccade olsa anlayacagim da, uzerinde cami resmi olmayan bir ortu ustunde de (ortu olmasa da temiz ve yumusak bir yerde) namaz kilinabilir, oyle degil mi? Gercekten boylesi bir uygulama ve okuyanda korku filmi tadi birakan ajite edici haberde ben bir mantik ve rasyonalite kurgulayamadim. Bir bilgisi ya da fikri olan varsa, biri bana anlatsin lutfen.

Amacim bir tartisma, hele de bir din tartismasi baslatmak degil. Cinselligin ve dinselligin bu ulkede en cok satanlar oldugunu da bilirim. Konuyu ucuz siyasetle, gunluk politik kavgalarla aciklama cabasina girmeyin lutfen. Samimi olarak, bu konudaki yasal prosedür, resmi uygulamayi merak ediyorum. Ilgim olmadigindan dolayi, hic bir bilgim yok cunku. Tabiki de sosyolojik, politik analize her zaman saygim var. Ancak ben daha cok bu konudaki bilgiyi merak ediyorum. Read More!

3H grubunun "derindusunce" sitesine cevabi

Sosyal devletin kapsamiyla ilgili bir cevap vermisler. Maslow'un teorisiyle mevcut pragmatik sosyal devlet uygulamasini karsilastirmislar. Ve benim gecen ay yazdigim bir yazi gibi, "aha bunlar daha da temel ihtiyac" gibi guzel bir beyin cimnasigi yapmislar. Ben de kinayeli bir sekilde birkac gorev yuklemistim devlete: http://ekonomiturk.blogspot.com/2009/01/temel-haklarimiz.html

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Bilgisayar Nedir Read More!

Tehlikeli gidiş

Bir ülke düşünün. Uzun yıllar enflasyonun pençesinde inim inim inlesin. Enflasyonun hatıraları henüz taptaze iken yeni bir yönetim iş başına gelsin. Ülke işsizlik problem ile kavrulurken hem de. İş başına gelen yönetim de ekonomiyi düzeltmeyi, işsizliği azaltmayı birinci öncelik olarak kabul etsin. Üstelik de bu durum bütün dünyanın ekonomik krizle başa çıkmaya alıştığı bir dönemde meydana gelsin. Hikayenin devamı şöyle:

İş başına gelen yönetim bir teknotratı süper yetkilerle donatarak ekonominin yeniden inşası, enflasyona karşı savaş, dış ticaret dengesinin düzeltilmesini istiyor. Yetkileri alan teknotrat kıskanılacak bir biçimde üç sene gibi kısa bir sürede sorunları çözüyor. Kamu istihdamı artırılarak işsiz insanlara iş bulunuyor. Yarım milyon genç işsiz amme hizmetinde ya da devlet adına tarım projelerinde istihdam ediliyor. Diğer bir yarım milyon da yol, köprü gibi kamu yatırımlarında istihdam ediliyor. Devlet işçi ücretlerini yasa ile kontrol ederek özel sektörün de ucuz işgücüne erişmesini sağlıyor. Diğer yandan işverenlere ayrıca sübvansiyon verilerek daha fazla istihdam yaratılıyor. Devlet harcamaları beş yılda iki kata yakın artıyor. İnşaat, ulaştırma gibi sektörlere yapılan harcama toplam kamu harcamasının yarısını geçiyor. İstihdam artırıcı projelere yapılan harcamalar ise dört kat artırılıyor.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Bitmedi. İktidar, tarım sektörüne, küçük-orta boy işletmelere teşvik, kredi, vergi muafiyeti vererek politik tabanını genişletiyor. Kamuya ilişkin ihaleler yine bu işletmelere verilerek gelir transferi sağlanıyor.

Dış ticaret politikasına gelince: Devlet dövizle yapılan işlemlere sıkı bir kontrol getiriyor. Vatandaşların yurtdışına transfer ettikleri tasarruflara özellikle dikkat ediliyor. Sıkı kontrollerle tasarrufların kamu harcamalarına, sanayi yatırımlarına akışı sağlanıyor. Sanayi şirketlerine özel olmak üzere düşük döviz kuru üzerinden yardım edilerek rekabet avantajı yaratılıyor. Diplomatik yollarla sadece belirli ülkelere mahsus ticaret anlaşmaları yapılarak karşılıklı avantaj yaratılıyor. Kendi kaynakları kendine yeten bir ülke yaratmak birinci öncelik oluyor.

Ülke ekonomik krizden hızla çıkıyor. Tüm dünyanın ekonomik kriz yaşadığı bir dönemde, hem de üç sene içinde işsizlik sorunu çözülüyor. Üç sene içerisinde altı milyon işsize iş bulunuyor. İşsiz insan kalmaması bir yana, beşinci senede işgücü açığı ortaya çıkıyor. Ancak daha beşinci sene dolmadan, olağanüstü yetkilerle donatılan teknotrata yol veriliyor.

Son olarak, bu dönemde ekonomi politikaları, siyasi/sosyal alanda yükselen milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ile destekleniyor.

Bazı yönlerinin tanıdık geleceği bu hikaye bu bir hayal mahsulü ya da masal değil. Hikayeye tekrar dönmek üzere (eski dilde ‘buraya bir mim koyalım’) bizde son dönemde gözüme takılan haberleri anımsatayım:

• Hükümet krize karşı ilk olarak Türk vatandaşlarının yurtdışındaki tasarruflarına göz dikiyor.
• Bir bakan çıkıp özel şirketleri işçi çıkartmaması için uyarıyor, hatta açık açık tehdit ediyor.
• Başbakan televizyona çıkıp dövizle işlem yapmayın diye sesleniyor, dövizle alışveriş yapanlar adeta vatan haini gibi lanse edilerek kendi çıkarlarını Türkiye’nin çıkarlarının üstünde tutmakla suçlanıyor.
• Aynı konuşmada, Başbakan, krizi GAP yatırımlarıyla, TOKİ yatırımları ile aşacaklarını söylüyor.
• AKP’li bir milletvekili, kur dalgalanmalarına karşın sanayi şirketlerine farklı muamele ile kurun sabitlenmesi yönünde teklif hazırlıyor.
• Başka bir kanun, kiracı-evsahibi arasındaki ödeme şeklini kısıtlıyor.

Bunlar olayın ekonomi cephesi. Politik cephede ise milliyetçilik almış başını gidiyor, açık açık ırkçılık yapılıyor. 17 gencin Türk ordusu tarafından olume gonderilmesini umursamayan savunma bakanı azınlıklar hakkında neresinden baksanız savunulacak yanı olmayan bir demeç veriyor. Başka bir milletvekili özgürlükleri gün be gün kısıtlayan devlete karşı gelenlerin infaz edilmesi yönünde fetva veriyor. Başbakan vatandaşları pompalı tüfekle etnik temizliğe davet ediyor. Dilinde de tek bayrak, tek millet, tek vatan tekerlemesi. Az kaldı, bunun yanına ‘tek lider’i de eklerse tam olacak: “ein Volk, ein Reich, ein Fuhrer”.

Yukarıdaki özetini aktardığım hikaye de 1932-1937 döneminde Nazi Almanya’sını, uyguladıkları ekonomi politikalarını anlatıyor. İktidara gelip sosyalist politikaları uygulayan parti de Nazilerden başkası değil. Adı da zaten Nasyonal Sosyalist. (Meraklısı için, göreve getirilen sonra yol verilen teknokratın adı Hjalmar Schacht. 1939 yılına kadar Nazilerin bürokratı olan Schacht, İkinci Dünya Savaşı bittiğinde bir Nazi toplama kampında idi. Daha sonra yargılandı. Sonradan yazdığı The Magic of Money adında bir kitabı da var.)

Ülke içinde dövizle işlemleri azaltmanın yolu kanun ya da vatan haini ilan etmek değildir. Çözüm, vatandaşın neden dövizi kurtuluş yolu gördüğünün, neden tasarruflarını yurtdışına götürdüğünün nedenlerini anlayıp, buna yol açan düzenlemeleri ortadan kaldırmaktır. Kayıtdışı ekonomiyi azaltmanın yolu kiracıyı ya da evsahibini okkanın altına oturtmak değil, kayıtdışına yol açan politikaları düzeltmekten geçer. Üreticilerin verimsizliğini devlet şemsiyesi ile korumak değil, rekabete açarak yok edebilirsiniz. Bırakın rekabeti, bugün devletten izinsiz indirim bile yapılamıyor.

Vatandaşların özgürlüğünü kısıtlayarak elde edeceğiniz güç, bir gün gelir sizi tepeler. Sosyal dozu abartılmış (ama aslında hardcore sosyalist) ekonomi politikalar ile tabanınızı genişleterek tek bir merkezde birleştirdiğiniz güç sizi faşizme götürür. Dünya henüz sosyalist politikalarla güç kazanıp da faşizme/diktatörlüğe dönmemiş bir lideri görmedi. Hitler’den Stalin’e, Castro’dan Chavez’e, Castro’dan Mao’ya, Saddam’dan Humeyni’ye istediğiniz örneği düşünebilirsiniz. Bugün özgürlüklere vurulan her darbe bizi maalesef Nazi Almanya’sına bir adım daha yaklaştırıyor. Abarttığımı düşünüyorsanız, bugün internet yasaklarında (sigara yasagi) Türkiye’nin adının birlikte listelendiği ülkelere bir göz atın.

Özgürlüklerinize sahip çıkın! Read More!

Hukuk Sokağı: Blogger yasaginin kalkmasi

Severek izledigim sakincali bloglardan 5posta'dan:
Bu blogger olayında başkaldırının ve isyanın dozu düşecektir. İdare edenler iyi bir stratejiyle işi fazla uzatmadı. Yoksa insanlar cidden bazı yasaklara karşı topyekün bir hareket başlatabilirdi. Denediler, yokladılar bir… Yatakta da sormadan, hazırlamadan kız arkadaşının lülesine parmakla hafif hafif değdirmeler yapan erkekler vardır. Yılışıktır bunlar… Adam gibi olayı önceden tartışarak mutabakatla bu işi yapmak varken, akıllarınca yoklarlar. Bakalım ah-ıh diyecek mi? Demezse, vur kamaşullahı otobana!!! Allahtan sizin bildiğiniz kızlardan değilmiş blogcular. Şimdilik önden ve oralla devam. Fırsatını bulunca bir daha deneyecektir yılışık adam.
Yazinin linki (18 yasindan kucukler tiklamasin:)
Bi de su var: kandanadam/Adil bir adalet Read More!

AYM'den beklenen bir gerekceli karar daha

" Ozgurluk yalnizca ve daima farkli dusunenlerindir. " - Rosa Luxsenburg

Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin kapatilmasi davasiyla ilgili gerekceli karari, beklendigi gibi Anayasa degisikligi iptali kararinin ardindan, bugunku Resmi Gazete'de yayinlandi.

Usenmedim, okudum.
Iddianame ve savunmalardan yapilan alintilarla bir hayli uzamis olan gerekceli kararda dikkati ceken en onemli unsur su ki; AKP'nin kapatilmasi temennisinde olanlarca bile cok zayif ve pek cok hatalarla dolu oldugu kabul edilen iddianamede yer verilen 400 kadar gerekceden yalnizca 30 kadari, Parti'nin 'laiklige karsi odak' oldugu kanaatine ulasan AYM uyeleri tarafindan kabul gormus. Gerekceli karari haber yapacak medya da sanirim bunun ustunde duracaktir.

Bu arada yazimin basindaki deyisi de gerekceli karardan alintiladim. Baskan Kilic, karsioy gerekcesini yazarken kullanmis. Gerisi laf-u guzaf! Read More!

Yargi Vesayeti

Cumhuriyet tarihimizin (askeri yonetim donemlerini saymazsak eger) en buyuk hukuka tecavuz olayinin resmidir. Bunun ustune ne desek bos artik.

Linkteki karari butunuyle okumak da bos derseniz (-ki oyle), kararin sonundaki, Baskan Kilic ve Sacit Adali’nin karsioy gerekcelerini okuyun yeter derim. Meslektaslarina gereken hukuk dersini vermisler, ama anlayana tabi.

Bundan boyle okullarda Anayasa Hukuku dersi verirken, hocalarimizin yuzu kizarmayacak mi, onu merak ediyorum.

Ben yazarsam sert yazacagim. Bu nedenle, Sabah’tan Emre Akoz’un kisa bir analiziyle konuyu bagliyorum:

Bazı aymazlar AYM'nin verdiği kararı "laikliği savunuyor" diyerek alkışlıyor. Bu
şakşakçıların hatalarını şöyle özetleyebiliriz:

1) Üniversitede türban takmakla laikliğin hiçbir ilişkisi bulunmuyor. Devlet, "elemanı olmayan", reşit insanların giyimine kuşamına karışamaz. Sokaktaki türbanlı kadın laikliği zedelemiyor da, üniversitedeki öğrenci mi zedeliyor?

2) AYM'nin üyeleri bu kararı alırken Anayasa'yı çiğnedi. Çünkü Anayasa, tartışmaya yer vermeyecek biçimde AYM'nin Anayasa değişikliklerini ancak "şeklen" inceleyebileceğini, "içeriğe" ise dokunamayacağını belirtiyor. Bunları yazan 148.inci madde çiğnenmiştir. Bu suçtur . Üyelerin cezalandırılması gerekir. ( Tuhaf bir durum: Suç işledikleri apaçık ama böyle bir yargı mekanizması yok.)

3) AYM'nin 5 Haziran'da açıkladığı, gerekçesini de dün yayınladığı kararın bir başka vahim yanı da, Meclis'in yetkisine el atmasıdır. Yani AYM, Meclis'e ve sadece Meclis'e ait olan bir yetkiyi gasp etmiştir. Bunu yaparken kaynağını Anayasa'dan almayan bir yetkiyi, kendine vehmederek kullanmıştır.

4) Şakşakçıların göremediği nokta şudur: AYM, bu yetki suiistimalini ve gaspını Anayasa'nın değiştirilemez maddelerine atıf yaparak sağlıyor.
Bu olayda atıf yapılan temel kavram "laiklik". Ancak yol bir kere açıldı: Ekonomiden siyasete, herhangi bir konuda yapılacak değişiklik, "demokrasi", "sosyal devlet" ve "hukuk devleti" gibi değiştirilemez ilkelere atıfta bulunarak iptal edilebilir. Read More!

Sütü Dana içti, Dağa Kaçtı ...

Abbas Güçlü'nün bugunki yazısından, yorum size kalmış...
Üniversitelerin bu yılki açılış törenleri çok renkli geçecek. Öğrenciler Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlar çerçevesinde içeri alınmazken, yeni atanan rektörün türbanlı eşleri başköşede oturacaklar. Peki, yasalara aykırı bu durum kime şikâyet edilecek? YÖK’e. Peki, onları o makama atayan kim: YÖK. YÖK, yasalara rağmen türbanı görmezlikten gelirse ne olacak? YÖK Başkanı ve YÖK üyelerini o makama atayan Cumhurbaşkanı’na şikâyet edilecek. Peki, Cumhurbaşkanı ne diyecek? “Benim eşim Çankaya’da türban takıyorsa, rektör eşleri de üniversitede takabilir. Özel hayata karışmayın” mı diyecek? Yoksa, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını hatırlatıp, yargı organlarına gereğinin yapılması için talimat mı verecek? Anlayacağınız, karışık bir durum söz konusu. İçinden çıkana aşk olsun.
not:yazı bu kadar, devamı yok. Read More!

2. “Ergenekon Hep Vardi, Bundan Sonra da Olacak”

EkonomiTurk’un flas transferi Keynesian006 ile keyifli bir hafta sonu soylesisi yaptik.

- Efendim, malumunuz, ulke gundeminde ceteler var, devlet icinde Ergenekon diye illegal bir orgutlenme iddialarindan soze ediliyor.
- Oncelikle bu iddialar ilk degil, yeni seyler degil yani. Ucu kamu gorevlilerinde olan bu tur yasadisi orgutlenmeler hep olmustur ulkemizde. Yurt disinda da benzer ornekleri yasanmistir. Ancak bizdekilerin dogasi ve tarihsel gelisimleri digerlerinden farklilik arz eder.

- Nedir bizdekilerin farkliligi?
- Bir kere Turkiye halen tam anlamiyla bir hukuk devleti olma vasfina erisememistir. Bu nedenle zemin buna musait. Bir ulkede ne kadar cok adaletsizlikler, haksizliklar yasanirsa, birey devlet karsisinda kendini ifade edemiyorsa bu tur olusumlar zemin bulacaktir. Ben, ulkenin demokrasi kalitesi ve hukukun ustunlugune olan inanc arttikca, bu tur olusumlarin da azalacagini, en azindan etkilerinin en aza inecegine inaniyorum.

- Ama bahsettigimiz orgutler, mafia gibi yasadisi suc orgutleri veya bildigimiz anlamda teror orgutleri degil. Bizzat devletin en tepe isimlerinin icinde oldugu iddia edilen bir yapilanmadan sozediliyor.

- Savcinin iddianamesinde -yanlis biliyorsam beni duzeltin- soz konusu muthis orgutun, mafya diye tabir edilen pek cok gruplari ve kisileri kullandigi, dhkp-c, ibda-c, hizbullah gibi ideolojileri tamamiyla birbirine zit teror gruplarini yonlendirdigi, hatta yakin zamanda meydana gelen pek cok siyasi cinayetin azmettiricisinin bizzat bu orgut oldugu seklinde iddialar oldugunu biliyorum. Bu demektir ki ‘Ergenekon’ diye tabir edilen bu orgut, gucunu bir yandan yoneticilerinin devlet icindeki gorev ve sorumluluklarindan alirken, diger yandan da kanunsuzluktan, gayri mesru zeminden besleniyor. Illegal orgutleri gorevlendiriyor ve hem onlara guc veriyor, hem de onlarin gucunu kullaniyor. Ama neye ve kime karsi? Bu da onemli bir noktadir. Gorevi aslinda bu tur teror orgutleriyle, organize suclarla mucadele etmek olan kamu gorevlileri, bunun aksine bu orgutleri besliyor ve kendi emelleri dogrultusunda bir gorevlendirme yapiyorlar. Demek ki, istense bu orgutlerin hepsinin kisa zamanda tasfiye edilmesi, tum halkin istedigi huzur ve guven ortaminin saglanmasi mumkun. 12 Eylul’u hatirlayin efendim. Terore her gun onlarca can verilirken, bir sabah nasil da bir anda her sey duruldu! Demek ki, birileri bu ulkede demokrasiyi istemiyorlar. Hukukun ustunlugu istenmiyor.

- Kimdir bunlar? “Kendi emelleri” dediniz. Nedir emelleri? Neden hukukun ustunlugune inanmak istemiyorlar?
- Konunun ozu tam da burasidir. Emelleri nedir derseniz, kendisini devletin gercek sahibi goren bir zumre var. Onlara gore, vatandas onlarin istedigi gibi giyinmeli, onlarin istedigi gibi konusmali, onlarin istedigi gibi yasamalidir. Kisacasi onlara tabi olunmalidir. Yani bu bizim pek de uzak olmadigimiz “teba” anlayisi. Yani hala cagdas anlamda vatandaslik kavramini kavrayamamislar. “Kimdir bunlar?” derseniz, gosteremem. Bu dava saniklariyla bunun pek de bir ilgisi yok zaten. Meselenin tarihsel gelisimine bakmak gerekecek. Osmanli’da durum boyleydi. ‘Vatandas’ yoktu, ‘teba’ vardi. Teba vergi verir, asker olur ya da verirdi, devletlulara tabi olurdu kisacasi. Agir vergiler altinda ezilen halk, hem bir yandan savaslara caniyla, maliyla destek olur, bir yandan da devlet nasil istiyorsa ona gore sekil alirdi. 19. yuzyildan soz ediyorum, efendim. Bu tebanin dini, dili, irki da farketmezdi. Birisi asker olup, canini veriyorsa, digeri de mutat vergilerinin yanisira istendiginde ilave finansman sagliyordu, kabaca soylemek gerekirse. 19. yy. bu tur cekismelerle gecmistir. Bu finansman kimi zaman devletin lehine, kimi zaman da toprak sahibi veya sermaye sahiplerinin lehine olmustur. Ancak finansmanin ozellikle o zaman duveli muazzama tabir edilen ulkelerden saglanmasiyla birlikte artan dis mudahalelere aciklikla, mali fayda, toprak ve sermaye sahiplerinin lehine olmustur. Multezimler de bunun icindedir. Ardindan konu Cumhuriyet doneminde, Varlik Vergisine kadar dayanmistir. Yakin donemde de kamu kesimi borclanma gereksinimi arttikca, iceride birileri buradan ciddi bir nema elde ederken, disariya olan bagimliligimiz ve dis mudahalelere acikligimiz da zirveye ulasmistir. Ardindan, bildiginiz gibi, pek cok bankaya el konmus, ancak asil nema sahiplerine ise dokunulamamistir bile. Bu donemde devlet kagitlarindan kim ne kadar kazanmis, hem de vergisiz, bakmak lazim. Zaten Perincek de oyle demiyor muydu (guluyor)... Bunlar ayri konular tabi. Ancak butun bu konulara birbirinden bagimsiz bakamayiz. Biz yine konumuza donecek olursak, devlet sozde, tebanin caninin, malinin, namusunun ve dininin teminatiydi yani koruyucusuydu, bu duzende. Bu nedenle, misal, “artik fes, setre pantolon giyeceksiniz” derse devlet, tebaya buna riayet etmek duserdi. Bu duzende hak yok, gorev vardir. Modern Turkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun “fikir babam” dedigi Ziya Gokalp soyle diyor: “Sakin hakkim var deme / Hak yok, vazife vardir” 19. yy.da her ne kadar anayasal duzene gecme tesebbusleri olsa da, genis halk kitlelerinden boyle bir talep, o donemde gelmemistir. Bizdeki 1876’daki ilk anayasa girisiminden tutun da Hurriyet’in gelmesi (II. Mesrutiyet)ve ardindan Cumhuriyet’in ilani ile kabul edilen anayasalara baktigimizda cok da ozgurlukcu bir yapidan, ozgurluklerin kutsanmasindan soz edemeyiz. Yani batili anlamda birey – devlet iliskilerini duzenleyen metinler degildir bunlar. Cunku tabandan, yani tebadan boyle bir talep yoktur. Boyle bir talep gelmeden, tamamiyla baska nedenler ve etkenler sonucunda anayasal duzen tesis edildiginden, anayasalar ve yasalar da haliyle vatandaslik haklarini koruyan ve kollayan duzenlemeler olmamistir. “Vatandas, Turkce konus!” gibi uygulamalar hep bunun tezahuru olmustur.

- Bir dakika efendim… konular uzerinden cok hizli geciyoruz. Gazetelerimizde ve cesitli koselerde benzer seyler yazildi.Yani siz simdi Ergenekon’un kokenini Jon Turklerle irtibatlandirmamiz gerektigi gorusunu mu savunuyorsunuz?
- (Gulumsuyor) Savcinin iddianamesini ben bilmiyorum. Ancak bize gelen bilgilere gore, 99 yilinda kurulmus bir yapidan soz ediliyor. Onun oncesinde de Susurluk’tan soz ediliyordu. 1970’lerde de bizzat donemin onemli ismi “Kontrgerilla var” demisti. Komando kamplarini hepimiz iyi hatirliyoruz. Demek ki Ergenekon hep vardi, bundan sonra da olacak.

- Yani bunlarin hepsiyle 1999’da kurulmus olan yasadisi yapilanma ayni cizgide midir?
- Bu soruyu Sayin Savci’ya ya da saniklara sormaniz gerekecek.

- Peki biz yine tarihsel perspektife devam edecek olursak, siz Mesrutiyet’in, Cumhuriyet’in kisacasi anayasal parlamenter duzene gecisin halkin talepleriyle gerceklesmedigini soyluyorsunuz. Yanlis anlamadiysam eger, butun bu gelismelerin, batıdaki ilerlemelerden sonra, ve yine batinin mudahaleleriyle birlikte, bizde de bazi kesimlerin guc mucadelesinin sonuclari olarak yasandigini soyluyorsunuz.
- Tarihsel gelisimi irdelerken ilk yapacagimiz sey o gunun sartlarini dogru ve yerinde degerlendirmek olmalidir. Yoksa “21. yy. en modern cagdir, insanlar bundan bir kac bin yil ya da bes bin yil once karanlik caglarda yasiyorlardi” gibi bir degerlendirme insan akli ve ahlakina en buyuk haksizlik olacaktir. Tarihciler bu tur metotlari kendi iclerinde tartisip farkli ekollere ayrilmislardir. Soyle diyelim, tarihin bir kesitinde hic bir yazili metin olmaksizin yonetilen bir kent veya toplumu, kanunsuzlugun, haksizliklarin veya barbarligin hukum surdugu bir cemiyet olarak degerlendirmemiz dogru mudur? Elbette ki hayir. Degerlendirmemizi yaparken o gunu bugune getirmek degil, bizim kalkip o doneme gitmemiz gerekecektir. Sosyal bilimlerin bizi en cok zorlayan yani da budur. Sosyal bilimlerde bir laboratuar ortami yaratmamiz mumkun olmadigindan, en cok basvurdugumuz sey vesikadir, belgedir yani. Ancak biz biliyoruz ki toplumsal iliskileri duzenleyen, yanlizca yazili metinler degildir. Yazisiz olan kurallar da vardir. Bunlarin mueyyideleri de toplumun yapisina gore yazili duzenlemeler kadar, bazen ondan bile daha etkili olabiliyor. Hele ki bizim gibi toplumlarda… Carpici bir kiyaslamayi nazariniza vereyim. Tamamiyla ser’i ve orfi bir idarenin egemen oldugu, Halil Inalcik hocanin arastirmalari sayesinde ornekleriyle cok sert bir hukumdar oldugunu bildigimiz II. Mehmet doneminin, hem de kilic zoruyla alinmis Istanbul’u mu, yoksa anayasal, laik, hukuk devletinin teminati altinda yasayan ve hatta pek cok uluslararasi anlasma ile haklari garanti altina alinmis bugunun Istanbullu gayrimuslimleri mi daha cok hak ve ozgurluklere sahiptir? Ozetle demek istedigimiz su ki; yazili metinlerle istediginiz kadar anayasal, parlamenter bir duzeni teminat altina almis olun. Ancak eger butun bu sistem, cereyan eden belirli kitlesel olaylar ile isin dogal akisi icerisinde zuhur etmediyse, bu konu yalnizca seckin bir kesimin meselesi olacaktir. Yine carpici bir misal verelim. Ozellikle son iki yildir, birileri “laiklik elden gidiyor” diye yeri gogu inletti. Bugun 70 milyonu asan halkimizin yuzde kacinin boyle bir sorunu, endisesi var derseniz, bunun cevabi bellidir.

- Yani sizce bu ulkeye demokrasi ve ozgurlukler, ornegin bir Fransa’daki gibi genis halk hareketleriyle gelmedigi icin mi hem birey hem de devlet tarafindan ozumsenmedi? Peki ya Ataturk devrimlerini nereye koyacagiz?
- Oncelikle durum tespiti yapalim. Ataturk hareketi, dunya tarihinin mustesna bir imparatorlugunun kullerinden modern bir ulus devlete giden surectir. Sadece bu tespit bile bir insan omrunun bu devrime yetmeyeceginin kanitidir. Ataturk devrimi, genel itibariyle bir uygarlik projesidir. Yani gercekten vatanini, milletini canindan daha aziz goren bir avuc insanin once bir ulkeyi isgalcilerden arindirip, ardindan bir daha boylesine bir maglubiyeti, zilleti yasamamak icin modernlesmek, muasir milletler seviyesini yakalamak icin ne gerekiyorsa yapilmasidir ozetle, devrimler. Zaten bu nedenle o gunlerin parolasi, tam istiklal, ilim, akil ve fendir. Yani bagimsizlik, ozgurluk, bilim ve tekniktir Ataturkculugun ozu. Klasik anlamda bir ideoloji diyemeyiz buna. Ataturk bunlara inaniyordu, sadece ve sadece aklin onderligine. Boylesi bir ozgurluk ve aydinlanma hareketini kayit altina alip, alti taneye umdeye indirgeyenler ona en buyuk ihaneti etmislerdir. Bu dinamik devrimleri boylece duraganlastirmislardir. Oysa ki rahmetli Ataturk, uygarlasma projesinin tamamlanmasi diye bir sey olamayacagini bildiginden hedefi acik bir sekilde gostermis, bunun yol haritasinin ise sadece akil oldugunu ve arkasinda hic bir dogma birakmadigini defalarca kez soylemistir. Ama bu, o kadar kolay degildir tabi. Hic bir monarch taninmamasi idealini benimseyen Ataturk devrimini, daha rahmetlinin sagliginda anlayamayanlar, Sultan’dan alinan monarch gucunu ona vermek istemislerdir. Altı yuz yillik “kul duzeni” yani... Yikmak o kadar kolay degil. Sonrasinda da hic bir hak ve ozgurlugun taninmadigi koyu bir milli sef donemi vardir, hepimizin bildigi gibi. Oyle ki bu feci donemden cikmak icin sadece “Yeter! Soz milletindir!” demeniz bile size yuzde elli kazandiriyordu. Ataturk cagdaslasma vizyonunu tam bagimsiz, ulusal bir devlet tanimi icinde belirlemistir. Ancak elbette ki bir de model gerekecektir. Bunun icin de batili cagdas cumhuriyetleri model almistir, o donem. Dogal olarak Fransiz aydinlanmaci hareketi uygun bir sablondur o donem icin. O sablon kullanilmistir. O gun icin cok sik gibi duran bu elbise, bugunku dunya kosullarinda fazlasiyla demode olmustur. Ama hala, dar gelen bu elbisede israr eden, azinlik da olsa, bir kesim var bu ulkede. Yani dusunsenize bir; o elbisenin ciktigi ulke bile kumasi, modeli degistirmis, siz hala yuz elli, iki yuz yil onceki demode kaliplarda israr ediyorsunuz. (Guluyor) Hakikaten de carsida, pazarda bu eski tufekleri kiyafetlerinden bile kolayca taniyabilirsiniz. Yuz senelik gardroplari var. Melankoliktirler yani. Aman! akil sagligi cok muhim!

- Aslinda ‘turban’ konusuna hic girmeyecektim, ama kiyafet konusuna siz girince sormadan edemeyecegim. Ulkede bir turban ya da kimilerine gore basortusu sorunu var midir? Bu konuya bir ozgurlukler meselesi olarak mi bakmamiz lazim sizce?
- Konuyu siyasilestirmek icin her iki kesim de elinden geleni yapiyor. Ancak ben sosyolojik bir cevap vereyim size. Bakin, benim ailemde bir basortusu sorunu yoktur. Neden? Cunku benim ailemde hic bir bayan, basortusu takmaz. Boylece sorun da cozulmus oluyor. Ulkede de sorunu boyle cozmeye calisan birileri var, ve yillardir bu yol deneniyor. Yani cozum su onlara gore: Kimse bu mereti takmazsa sorun kendiliginden cozulmus olur. Peki boyle giyinmek isteyenler var ise, ne olacak? “Onlara da hic bir sekilde bunun icin izin vermezseniz, zaman icinde bu giyim tarzi unutulup gider”. Sorunun boyle zaman icinde cozulecegine inaniyorlardi. Ama unutulmadi. Neden? Cunku din, bu tur bir giyim tarzini istiyordu, ya da oyle inaniliyordu. O zaman, dinde boyle bir giyim seklinin zorunlu olmadigi bu dinin muntesiplerine anlatilmaliydi. Bunu da denediler, biliyorsunuz. Hem de kimler? En basta, bir muhalefet partisi lideri ve hakim bir medya grubu. Hayatlarinda ellerine ilmihal dahi almamis olan, hatta aldiklari kultur ve terbiyede “Allah” inancini birakin, kelimesinin telaffuzunun dahi bir gerilik, akil disilik alameti olduguna inanan anli sanli yazarlar, koselerinde, gazetelerinde fetvalar verdiler, verdirdiler. Bu ikiyuzlu bir tutumdur. Kipa takmanin dini bir vecibe olup olmadigina nasil biz, birileri adina karar veremezsek, Islam dininde de ortunmenin olup olmadigina, o dinin cemaati, cemiyeti kendi icinde karar verecektir. Yani siz hem laik bir yasam tarzinin olabilegini savunurken, bir yandan da dinde basortusunun olmadigini birilerine anlatmak gibi bir misyon edinemezsiniz. Bu apacik ikiyuzluluktur. Velev ki, dinde basortme diye bir sey olmasin. Yine de birileri sosyal hayatta bu tarz bir giyimde israr ediyorsa, ne yapacaksiniz? Yani genis kesimlerden boyle bir talep geliyorsa buna duyarsiz kalamazsiniz, eger ki sosyal hukuk devleti oldugunuzu iddia ediyorsaniz. Ayni sey Kurt dilinde de yasandi, biliyorsunuz. Zamanla unuturlar, dendi. “Yok boyle bir dil, Turkce ile Farsca arasinda kalmis bir lehce” dendi. Olmadi, unutulmadi, aksine bir kesim bu taleplerinde daha da israrci oldu.

- Peki ya cozum?
- Cok kolay. Yuzde yuz demokrasi, yuzde yuz ozgurlukler… Hemen simdi. Yuzde doksan dokuz derseniz olmaz, o turden bir formul tutmaz. Simdiki hukumetin basarisizliklarinin arkasinda yatan da budur. Ona yaranayim, bunun tepkisini cekmeyeyim derseniz, aklinizca boyle bir siyaset yolunu benimserseniz, o formul tutmaz. Yuzde kirk yedi degil, yuzde doksan yedi alsaniz bile yine basarili olamazsiniz icraatinizde. En zayif yaninizdan yakalayip, bogarlar sizi. Ama bu konuda su an pek konusmak istemem dogrusu.

- Hocam cok keyifli bir sohbet oldu. Eklemek istediginiz bir sey var mi?
- Gazetenin biri Serif Mardin hocayla bir sohbet yapmisti, yakin zamanda, hatirlarsiniz. Hoca o kadar sey soyledi, kala kala akillarinda bir tek “mahalle baskisi” kalmis. Onu da anlamak istedikleri gibi almislardi. Ben de merak etmiyor degilim dogrusu, (gulerek) o kadar israfi kelam ettik, yayinlarken neyi on plana cikaracaksiniz diye.
- Merak etmeyiniz efendim. Soylesimiz bagimsiz, ozgur bir blogda yayinlanacak. Read More!

Din ile Tibbin Birbirinden Ayrilmasi: Kurtaj

Amerika'yi cok buyuk bir tehlike bekliyor, gucu ellerinde bulunduran dinciler ulkeyi ortacaga goturecek adimlari atiyorlar. Bu sabah ise giderken NPR'da duydum.

Amerikali Kadin Doktorlari Birligi yeni (ahlaki) kurallarini yayinlamis. Buna gore doktorlar kendilerine kurtaj icin gelen hastalarina "dini sebeplerden" dolayi kurtaj (veya emergency contraception- acil dogum kontrol hapi) yapmak istemiyorlarsa, hastayi kurtaj yapacak baska bir doktora havale etmelerini zorunlu kiliyor. Bunu yapmayan doktorlarin lisanslari iptal ediliyor.

Bush hukumeti bu karari yayinlayan Kadin Doktorlari Birligine bu yaptiginiz hem dogru degildir hem de yasal degildir demis. Gercekten de 2004'de kanun degistirilerek "dini nedenlerden" dolayi gorevlerini yapmayan doktorlar koruma altina alinmis.

Isin asil sebebi Amerika'da uzun suredir dincilerle laikler arasinda gerceklesen laiklik kavgasi. Simdi dinciler (Bush hukumeti) iktidarda olduklari icin kanunlari degistirip kurtaja karsi olan doktorlari koruma altina aliyor. Laikler de buna karsi cikmaya calisiyor.

Bizde de ordu laiklige karsi olan subaylari gorevden uzaklastirma stratejisini uyguluyor, dinciler de bunu engellemeye calisiyor. Siz ne dusunuyorsunuz? Diyelim ki kucuk bir kasabada oturuyorsunuz, kiziniz veya kardesiniz tecavuze ugradi ve ertesi gun doktora gidiyor. Doktor da "inanclari" geregi hastaya hamile kalmasini engelleyecek haplardan vermedi diyelim. Siz bu doktorun elini sikip tesekkur mu edersiniz, yoksa cigerini desip eline mi verirsiniz?

Çernobil Faciası
Türev Konu Anlatımı: Türev Nedir
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller Read More!

Kasinti

Turkce karakterleri kullanamadigimdan yukaridaki baslik hem "kaşıntı" hem de "kasıntı" olarak okunabilir. Siz istediginiz gibi okuyun. Yazi kisa, iki tane lafim olacak.

Birincisi AKP'nin kapatilmasi. Secimlerden sonra kasim kasim kasilan AKP eline gecirdigi gucu kullanip ozgurlukleri herkes icin genisletecegine sadece turban konusuna odaklandi. Daaaaaan! Fazla lafa gerek yok, icine bolca siyaset karismis bir adalet sisteminin simdi yapacaklarindan hakimler kadar AKP de sorumludur.

Ikinci nokta Deniz Gokce. Deniz Gokce bugunku yazisinda bayagi bir karamsarlasmis, bizim cogu zaman kullandigimiz dingil, denyo, gerizekali, salak kelimeleriyle ayni anlama gelen "ahmak" kelimesini yazisinda kullanmis. Bir de "sapina kadar" terimini kullanmis ki, biz de bir tek Baris o kadar aciliyor, ben o taraflara hic gitmiyorum mesela. Peki nedir Deniz Gokce'yi karamsarlastiran? Buyrun okuyun. Fazla soze gerek yok. Read More!