Saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Obezite Ile Ilgili Bilinmeyen 15 Istatistik

Amerika'nin liderligi kimseye kaptirmadigi bir kac ender alandan bir tanesi obezite oranlaridir. Ulusal obezite orani resmi istatistiklerde %26.7 olarak geciyor. Ancak bu rakam dogru bir rakam degil. Bu rakami hesaplarken devlet insanlarin beyan ettigi kilo ve boy rakamlarini kullaniyor. Yani gidiyorlar bayanin bir tanesine ve "teyze senin boyun kac, kilon kac" diye soru yoneltiyorlar. Teyzenin verdigi rakamlarin dogrulugu insafina kalmis artik. (tam Murat Cokgezen tadinda bir arastirma...)

Bir de direkt boy ve kilo olculerek hesaplanan obezite oranlari var. Bu yontemle Amerika'nin obezite orani 2008 yilinda %33,9 imis. Bu sene bu oran kesin %35 sinirini asmistir.

Obezite ile ilgili bilinmeyen 15 istatistik derleyen Insider Monkey bunlari 15 Shocking Obesity Facts You Didn’t Know About baslikli bir yazida yayinlamis. Hurriyet gazetesinin saglik muhabirleri bu yaziyi gorurse kesin atifta bulunmadan yaziyi asirir, simdiden soyleyeyim. Hic yapmadiklari sey degil. Yoksa elmanin faydalarini oturup da arastirma yapip bulduktan sonra yayinlamiyorlar... Read More!

Amerika'da Olum Oranlarinin En Yuksek ve Dusuk Oldugu Eyaletler

Amerika'da olum oranlarinin en yuksek ve en dusuk oldugu yerleri merak ediyorsaniz asagidaki yazilardan takip edebilirsiniz. Genellikle eyaletlerin ekonomik durumlariyla olum oranlari arasinda bir bag var. Arastirmalar egitim duzeyi yuksek ve parasi olan insanlarin daha uzun yasadigini ortaya koyuyor. Baska faktorler de var tabii ki. Neyse, yazilar asagida:

12 Deadliest States With The Highest Mortality Rates

Live Longer By Moving to These Ten States Read More!

Hıncal Uluç ve Sigara Yasağı Komedisinin Komedisi

Hıncal Uluç yine sallamış. Yazısına da “Erman yine sallamış” diye başlamış. Sigara yasağı konusu daha önce burada defalarca işlendi, o yüzden üzerinde fazla durmadan Hıncal’ın yazısına bir iki yorum yapacağım. Önce haklı bulduğum taraflarını söyleyeyim. Hıncal bizdeki şekliyle ısıtıcılar kullanılarak sigare yasağı delinmesi uygulamasını eleştirmiş. Yasaklıyorsan restoranın 10 metre yakınında sigara içilmesini yasakla demiş. Bence doğru söylemiş.

Ama Hıncal’ın böyle demesinin nedeni sigara yasağını savunması değil, savunmaması. Sigara şirketleri satışlardan zarar görmüyor aksine faydalanıyor şeklinde bir ifade kullanmış. Türkiye’deki rakamları tam bilmiyorum ama pahalı sigaralardan ucuzlara doğru bir miktar kayma olduğunu biliyorum. Bir malın üzerindeki vergiler artarsa o malı satan şirketin bundan karlı çıkması ekonomik olarak çok mümkün değil. Öyle bir durum olsaydı, sigara şirketleri sigara üzerindeki vergileri %500 arttırın diye lobi yaparlardı, öyle değil mi? Meydanı boş gördüğünden olsa gerek sallamış Hıncal Uluç.

Kesin yasak “ikram sektörü” dediğimiz restoran, bar, kafe, ve gece kulüplerini bitirir şeklinde ikinci bir kere saçmalamış. New York şehrinde de bundan 3-5 yıl önce kesin sigara yasağı getirilmeden önce aynı saçmalıklar restoran ve bar lobisi tarafından sıklıkla dile getiriliyordu. Gerçekten de ilk bir iki ay satışlarda bir miktar gerileme de görüldü. Ancak şimdi insanlar uygulamaya alışmış durumda, herkes paşa paşa sigarasını sokakta içiyor, restoran ve barlar tıklım tıklım.

Son olarak istatistiksel olarak ne idüğü belirsiz şu ifadeyi kullanmış Hıncal Uluç:

“Sigara şirketleri dev organizasyonlar.. Kaybı göze alamazlar.. Bu ciroyu tutturmanın yollarını arayacaklar.. Yeni hedefleri çocuklar olacak. Göreceksiniz, Amerika'da sigaraya başlama yaşı düşecek.."
Aynen böyle yazdım.
Dediğim aynen çıktı. Amerika'da sigaraya başlama yaşı 10.5'a indi”

Birincisi şunu açıkça ifade edeyim ki Amerika’da hem kişi başına içilen sigara adedi, hem de tiryaki başına içilen sigara adedi artan vergiler, yükselen fiyatlar ve konulan sigara yasakları nedeniyle uzun süredir düşüş sergiliyor. Şu yazıyı okursanız sigara tüketiminin 1951’den sonra en düşük olduğu zamanlarda olduğumuzu, kişi başına tüketilen sigara miktarında ise 1930’lara geri döndüğümüzü (Amerika’da) görürdünüz.

Sigara ile ilgili en çok dikkat edilen istatistikler lise çağındaki gençlerin sigara kullanma oranı (%21,7) ve yetişkinlerin sigara kullanma oranıdır (%20,9). Ayrıca sigara kullanımının neden olduğu senelik ölümlere de bakılır (400 bin kişi her yıl sigara kullanımı nedeniyle ölüyormuş). Hıncal Uluç nereden bulmuş bu 10,5 yaşında sigaraya başlanıyormuş istatistiğini? Sigaraya başlama yaşı 1910-1919 arasında doğanlar için 19,7 imiş; 1950-1959 arasında doğanlar içinse 17,4. Bugün ise sigaraya başlama yaşı 13 imiş. Bunu 15-20 tane websitesinde yayınlanan istatistiklere bakarak belirledim, bir tanesi 12 derken , 2-3 web sitesi 14, bir websitesi de 15 olarak duyurmuştu. Ingiltere’de de sigaraya başlama yaşi 12,9 imiş.

Yani sigaraya başlama yaşı en azından 100 yıldır düşen bir istatistik ve sigara fiyatlarının insanların gelirine göre gitgide ucuzladığı devirlerde dahi sigaraya başlama yaşı gerilemiş. O yüzden Hıncal Uluç’un nereden bulduğunu bilmediğim 10,5 istatistiği ve bununla alakalı teorisi hurafeden ibaret gibi görünüyor. Erman Toroğlu’nun laflarına komedi diyen Hıncal Uluç’un laflarının da komediden çok farklı olmadığını görebilmek için sağlık ekonomisinden bir parça anlamak yetiyormuş demek ki... Read More!

Cinsiyet Belirleme ve Erkek/Kadın Oranı

Geçenlerde iki tane saf ekonomi yazarımız Moğolistan’da Kadın/Erkek oranının 6 olduğuna yönelik hurafeleri gazetelerindeki köşelerinde iftiharla duyurmuş, neredeyse bir diplomatik krize neden oluyorlardı. Cinsiyet belirleme ve erkek/kadın oranı ekonomistlerin de çok ilgi gösterdikleri alanlardan bir tanesidir. Geçenlerde yazdığımız 1927 Nüfus Sayımı ve 1935 Nüfus Sayımı Sonuçları: Kadınlar Nerede? başlığını taşıyan yazıda Türkiye’deki nüfus sayımı sonuçlarının 80 sene önce erkek/kadın oranını 110/100 gösterdiğini belirtmiştik. Tabii ki o zamanlar Çin takvimine göre cinsiyet belirleme, cinsiyet falı, cinsiyet tablosu, cinsiyet diyeti, son adet gününe bakarak cinsiyet tahmini veya ultrasonla cinsiyet belirleyip kürtaj olma gibi uygulamalar yoktu. Konu muhtemelen kızlara ve kadınlara köle muamelesinin yapıldığı Türkiye’de kadınların %10’unun nüfus sayımları dışında tutulmasından ibaretti.

Aslına bakarsanız biz bunun zaman içerisindeki seyri ile ilgileneceğiz bu yazıda. Laf kalabalıklığı yapmadan sonuçları açıklıyorum........ ama önce reklamlar:

Ekonomi Türk blogu “Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler” isimli ilk kitabını Şubat ayı sonunda piyasaya sunacak. Şu an okumakta olduğunuz yazıya benzer mikro ekonomi alanında yazılmış yazılarla makro ekonomik kavramların medyamızdaki köşe yazarlarının yaptıkları hatalar örnek gösterilerek anlatıldığı yazılardan oluşan kitabımız hem üniversite öğrencilerini hem de ekonomi meraklılarını hedef alıyor. Eğlenerek öğretmeyi amaçlayan kitabımızı kitapçınızdan ya da Liberte Yayınlarının websitesinden temin edebileceksiniz. Eğer medyada köşe yazarlığı yapıyorsanız ve kitabın bir kopyasını okumak istiyorsanız bana turkekonomi gmail.com adresinden ulaşırsanız kitabın adresinize gönderilmesini sağlayabilirim.

Reklamları okudunuz.

Türkiye’de kürtaj tıbbi nedenlerin zorunlu kıldığı şartlar dahilinde 1965 yılında serbest bırakılmıştır. Ancak kürtajın yaygınlaşması yaklaşık 5 sene sonrasına rastlıyor. Beş yılda bir yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre 0-4 yaş aralığında erkek/kadın oranı yıllara göre şu şekilde seyretmiş:


1935’de 110/100 oran, 1970’de 103/100’e gerilemiş. Cinsiyet seçimi amaçlı kürtajın yaygınlaşması neticesinde ise bu oran önce 1.05’e, 2000 yılında ise neredeyse 1.07’e yükselmiş. Türkiye’de her 10 bebekten bir tanesinin daha doğamadan kürtaj ile öldürüldüğünü daha önce Kürtaj Yapımı Istatistikleri başlıklı yazımda belirtmiştim. Kürtaj yapılması günümüzde erkek bebeklerin oranını kız bebeklere kıyasla yaklaşık 5 puan arttırdığına göre bu kürtajla öldürülen her 100 bebekten yaklaşık 75’inin kız bebek, 25’inin ise erkek bebek olduğu anlamına gelir. Kürtajla sonlandırılan 75 kız bebeğin ise 25’i kız olduğu için değil, başka nedenlerden dolayı öldürülürken 50 tanesi cinsiyet ayrımı yapıldığı için sonlandırılıyor.

Bu sadece ülkemize özgü bir durum da değil ama. Dünya genelinde de doğumda erkek/kız oranı 1.05 civarında seyrediyor, son yıllarda bu oranın artan kürtaj vakalarıyla 1.07’e kadar yükseldiği belirtiliyor (Türkiye’deki veriler de bu bulguyla çelişmiyor). Kız bebeklerin ultrasonla belirlenip kürtajla sonlandırılması konusunda sicili en bozuk ülkenin Çin olduğu söyleniyor. Çin’de bu oran 1.19 iken Ermenistan’da 1.14, Azerbaycan’da 1.13 ve Hindistan’da 1.12 olarak seyrediyormuş.  Devletin bu işlere bir el atması gerektiğini ve yasaklaması gerektiğini düşünenlere Çin ve Hindistan gibi ülkelerde bunun zaten yasak olduğunu hatırlatmak isterim. Regülasyonlar hiç bir yerde kolay işlemiyor. Read More!

Tutumluluk: Su

Yeteri kadar su içmenin sağlık açısından çok önemi var. Eklemlerinizi, böbreklerinizi, karaciğerinizi, cildinizi korumak istiyorsanız su içmelisiniz. Ben doktorların en az 2 lt. ya da 8 bardak su içme önerisini harfiyen uygulayanlardanım. Fazla kahve ve çay tüketmem. Bu da sanırım bol su içmem ile ilgili bir durum. Son dönemlerde alkali su içmenin önemine dair bazı yazılar okudum. Evime aldığım damacana suya baktım pH seviyesi 8.2 yani yeteri kadar alkali bir su. Yumuşak suları tüketmek sağlık açısından pek önerilmiyor.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Son dönemde yükselen ürik asit seviyem nedeniyle şu sıra asiditesi yüksek yiyecek ve içeceklerden uzak duruyorum. Gut hastalığına yakalanmaktan çok çekiniyorum. Tükettiğim suyun alkali olması bu nedenle benim için daha fazla önem kazanıyor.

Yazın hemen herkesin elinde pet su şişeleri görürüz. Önce çevreye sonra da bence cebinize zararlı bu durumdan kurtulmanız için size ufak termoslar edinmenizi önereceğim. Fiyatı bulunduğu mağazaya göre 9.99-19.99 TL arası değişen yarım litrelik çelik termosları evinizde doldurup, yanınıza alabilirsiniz. Ben son dönemlerde bu alışkanlığı edindim zira hem her büfede pH seviyesi yüksek su bulamıyorsunuz, hem çevreyi kirletmekten kaçınabiliyorsunuz hem de damacana ile alırken litresi 30-40 kuruş olan suyun litresine 2 TL vermek zorunda kalmıyorsunuz. Kullandığım çelik termosu 9.99 TL'ye IKEA'dan aldım.

Çok zararlı olan şeylerden biri de özellikle yazın sıcakta arabada bıraktğınız pet şişe suyu, sonradan içmek. Pet şişe sular güneşte ve aşırı sıcakta kalmamalı. Kaldıkları takdirde içlerindeki suyu tüketmemelisiniz.

Not: Bu yazi Tutumluluk ve Tasarruf konusu uzerine Ekonomi Turk ve Begenmezsen Okuma bloglarinda yayinlanmistir. Read More!

Dikkat sürü var!

internetten takip ettigim kadariyla, turkiye'de son zamanlarda iki konuda akilciligin sinirlarini asan tartismalar goruyorum. birincisi, gdo'lu urunler (gdo, kisaca genetigi degistirilmis organizma), ikincisi de domuz gribi asisi (inovasyon nedir). bu konularda asiri bir guvensizlik var, bilimsel verilerden cok komplo teorileri itibar goruyor. insanlar ciddi ciddi, domuz gribi salgininin ekonomik krizde kuresel ekonomiyi canlandirmak icin kasten yayilmis olabilecegini, grip asisi cagrilarinin ardinda aslinda ilac sirketlerinin oldugunu, sagliga zararli olduklarinin bilinmesine ragmen buyuk sirketlerin hissedarlarini zengin etmek icin gdo'lu urunlere goz yumuldugunu, boyle seylerin sagliga belirgin zarar verdigini ortaya koyan arastirmalarin buyuk sirketlerin baskisi yuzunden ciddi hakemli akademik dergilerde yayinlanmadigini falan dusunup kararlarini buna gore aliyorlar.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

gdo konusu daha az hayati bir mesele. bu yazida onu geciyorum. lakin asi meselesi ciddi. gereksiz korku, ozellikle belli insan gruplarinda, cok agir hastaliga, hatta olume yol acabilir. dahasi, bulasici hastaliga yakalanan kendisi bundan cekecegi gibi, hastaligi diger insanlara da bulastirarak onlara da zarar verir. okul, hastane, kisla, belediye otobusu gibi toplu tasima araclari gibi yerlerde grip gibi bir hastalik cok kolay yayilabilir. bir insan birkac kisiye bulastirsa, hasta sayisi geometrik olarak artar. o yuzden asi yaptirmayin, hatta hatta isteyen yaptirsin diye insanlara telkinde bulunmadan once, iyice bir dusunmek ve arastirmak lazim. hakikaten bu asinin zararlarina iliskin somut bir bulgu var mi? benim bugune kadar rastladigim en kayda deger suphe nedeni, asinin cok fazla test edilmedigi iddiasiydi. o da bir arkadasim tarafindan, tanidiginin tanidigi bir enfeksiyon uzmanindan nakledilen bir sey. bu sartlar altinda, herkesin sagligi icin, birakin yuksek risk grubundaki insanlari, onlardan sonra digerlerinin de asi olmamasi icin ciddi bir tehlike goremiyorum.

simdi ortada soyle feci bir durum var. sizin cevrenizde ne kadar insan hastaliga karsi korumasizsa, hastaligin size bulasma ihtimali de o kadar yuksek. yani normalde etrafindaki insanlarin asi olmamasinin insanlari asi olmaya tesvik etmesi gerekir. mesela benim bir cocugum olsa, asiya cok guvenmesem bile, sinifinda asi olmayan cok sayida ogrenci varsa, onu kesin asilatirdim. oysa internette okuyorum. okullarda ogrencilere yazi dagitilip velilere cocuklarini asilatmak isteyip istemedikleri sorulmus. birkac yerde rast geldim, okullarda asiya yok denecek kadar az talep geliyormus. gorunen o ki, insanlar cevrelerine bakiyorlar, cogunluk ne yapiyorsa onu yapiyorlar. tam suru davranisi.

suru davranisi sunu gosterir. insanlar yeterince bilgiye sahip degil ya da kafalari karismis. kendi baslarina saglikli karar veremiyorlar. suru icerisinde kendilerinden daha bilgili olan insanlarin var oldugunu ve surunun onlarla beraber gittigini dusunup cogunlugu izlemeyi tercih ediyorlar. ustune basbakan gibi bir otorite figurunun de cikip saglik bakaninin cabasini bastirmasinin da bir etkisi olmus olabilir. eger basbakanin aciklamalari vatandasin karari uzerinde cidden etkili olduysa, buyuk bir salgin gelecek secimde hukumeti bile goturebilir. aha, buraya yaziyorum.

tarih boyunca insanlari olduren ya da onlarda kalici sakatlik birakan pek cok hastaligin yeryuzunden silinmesinde asilarin buyuk payi var. zaten saglik hizmetlerinin gelismesinin insan omrunu son yuzyilda nereden nereye getirdigi ortada. (bir sure once bu blogda bunu gosteren bir video yayinlamistik.) bu gune kadar teknolojik ilerleme ve ekonomik gelisme, insan omrunu uzatti, hayat standardini yukseltti. insanligin en ciddi dertlerine (kitliklar, salgin hastaliklar, bebek olumleri vs.) cozum bulundu. simdi geride bunlar varken, incir cekirdegini doldurmayacak meselelerden insanlarin kafalarinin karismasi hazmedilir sey degil.

son olarak, ben de bir komplo teorisi atayim bari ortaya. nasilsa motivasyon vermek yeterli, delil ortaya koymak sart degil. bahsini ettigimiz konularda insanlarin kafalarinin karistirilmasi, medyanin tirajlari ve reytingleri arttirmak icin kasten korkulari kamcilayacak haberler yapmasinin sonucu olabilir mi? belki de hukumet ya da baska birileri vatandasin kafasi bunlarla mesgul olsun, gozler baska seylerden uzak dursun istiyorlardir. kim bilir? attim bakalim tasi... Read More!

Devlet baba

Normalde pek yapmadigim bir sey yapip son yazima gelen yorumlari/itirazlari cevaplayacagim. Ama hemen uyarayim ki bu durum aliskanlik yapmasin, gelecekte de yorumlari cok dikkate alacagim anlamina gelmiyor. Burada yazilan yazilara yorum yapmak bir hak degil bir ayricaliktir. Yorumlari cevaplamak, hatta hatta yayinlamak benim sahsi inisiyatifimdir. Yani ne yapacagimi keyfimle kahyam bilir. Hemen sansurcu diye itham etmeyin, kimsenin ozgurlugune karismiyorum, illaki seslerini duyurmak isteyenlere su, su, su ya da benzer kanallari kullanmalarini oneriyorum.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Ikincisi, ben liberal falan degilim. Liberal fikirlerle bir sorun yasadigimdan degil ama bu kelimenin anlami hangi ulkede bulundugunuza gore degisiyor. Yazilarimda demokrasi derken genelde liberal demokrasiyi kastediyorum, bunun her yerde net bir tanimi oldugu icun. Ancak liberal fikirler sadece liberal demokrasi ile sinirli degildir. Liberteryenlik de tam olarak ne oldugu belli olmayan bir sey. Illa bir etiket lazimsa; kapitalistim. Sol/sosyalist dusuncelerle/varsayimlarla igdis edilmis beyinleri uyarayim. Kapitalizmin tarifini sizden ogrenecek degilim. Engels, Keynes gibi kisiler sosyalist terminoloji icerisinde kapital sahibi olabilirler ancak kapitalist degildirler. Adam Smith, Friedman, Ayn Rand ve benim gibi kisiler ise zenginlik acisindan mutavazi bir gecmisten gelip sermaye sahibi olmamalarina ragmen gercek anlamda kapitalisttirler. Daha genis bilgi suradan ya da suradan edinilebilir, ancak, buraya dikkat, yeterli degildir.

Gelelim yorumlara:
Doktor eksikliğini hükumet daha önce de belirtip yeni tıp fakülteleri açmak istemişti, o zamanki yök başkanı karşı çıkmıştı. Şimdiki durum nedir bilmiyorum.
Patates yetistirmek ne kadar devletin gorevi ise doktor yetistirmek de o kadar devletin ustune vazifedir.

Sahara çölü değil, sahra çölü.
Ukalaligin luzumu yok, siz sahra diyin, ben Sahara demeye devam edeyim. Yanlis duzeltmekse maksat, sen de Sahra'yi kucuk harfle yazmissin.

Burada da serbest piyasa işliyor. Doktor isterse özel hastaneye geçebilir. Şimdi sigortalılar bile özel hastanelerde muayene olabiliyor. Zaten doktorlar da bu yasadan once de özel hastanelere geçmeye çalışıyorlar, ref: geçenki Kocaeli kalp doktoru haberi.
Bu karardan belkide tek etkilenecek kişiler akademik ünvan sahibi olup, forslarını kullanarak özel muayenehanelerine hasta çeken doktorlar. Bir çok kez duydum ve şahit oldum, doktor hastayı muayene edeceğine, zamanım yok sen özel muayenehaneme gel diyor.
Devlet hastanesi belli bir ücrete veya ücretsiz hasta tedavi ediyor. Orada çalışan bazı doktorların, devletin olanaklarını kullanarak hastalardan bir çeşit haraç almaları önlenecek. Parası olan zaten özel hastaneye gidiyor.
Devletin vicik vicik icinde oldugu bir yerde serbest piyasa isliyor denemez. Yorumdaki aksakliklarin varligina itiraz etmiyorum. Ancak bu manyakliklar yasal duzenleme eksikliginden degil, bizatihi devletin mudahil olup isleri arapsacina dondurmesinden kaynaklaniyor. Devletin cozumun degil sorunun bir parcasi oldugunu anladigimiz zaman bu tarz manyakliklarin nedenini anlayabilecegiz. Sacma sapan yasal duzenlemelerle/yonetmeliklerle uretilen yanlislar, yanlis uygulamalarla duzeltilemez. Iki yanlis hic bir zaman bir dogru etmez.

Aslında sağlık sektöründeki bozukluk yıllardır süren mentalitedeki gariplik: Bu kanuna karşı çıkanlar bir insanın bir işte çalışırken başka bir işte çalışamayacağını anlayamadılar hala.
Haydaa! Bu da nerden cikti. Yeri geldi dort iste birden calistim. Bir insanin bir iste calisirken baska iste calisamayacagi gibi bir dusunce tamamen sacmalik. Iki tarafin gonullu katilimiyla imzalanan sozlesmede boyle bir maddenin oldugu durumlar haric (mesela bir futbolcu ayni anda iki takim icin oynayamaz) isteyen istedigi kadar iste calisabilir. Kimse de karisamaz. Daha once imzalanmis bir sozlesme de iki tarafin rizasi olmadan oyle yasayla, silah zoruyla degistirilemez. Cikartilan yasa o andan itibaren imzalanacak olan sozlesmeleri baglar.
sağlık ve eğitim, para kazanmanın suyunun çıkarılmaması gereken iki alan. tedbir alınması, veya devleti ya da kendi muayenehanenizi seçin denmesi doğal.
Para kazanmanin suyu cikmaz, korkmayin. Bunu ancak devlet eliyle yapabilirsiniz. saglik, egitim gibi sektorlerin diger sektorlerden farki yoktur. Bu anlamda hasta olmayan insanlarin ac kalmamasi daha onceliklidir, ama bu durum devletin ekmek uretmesi gerektigi, ya da herkesin bedava ekmek hakki oldugu sonucunu dogurmaz. Tekrar olacak, ama saglik, egitim gibi sektorlerde olusan sorunlar bu sektorlerin ayricalikli olmasindan degil, devletin hegamonyasindan kaynaklanir. Devlet sorunun bir parcasidir. Ayni yorumunda devam eden durumu ornek olarak gosterebilirim:
pek çok doktorun devlete ait hastaneleri kendi muayenehaneleri için hasta avlağı olarak gördüklerini biliyorum. yaşanmış pekçok tecrübe var. mevcut durum ancak parası olana iyi hizmet getiriyor. haksız bir fark yaratıyor yani. muayaneye gidip 100-500 tl arası bayılan yine bütün tetkiklerini ve tedavisini devlete ait hastanelerde ama öncelikli ve ayrıcalıklı olarak yaptırıyor. doktorun özel hastası olarak ilgi görüyor.

ya devlet ya özel muayene ayrımı kaliteyi dengeleyecektir. tabi bunu söylerken devleti seçenlerin de döner sermayeden falan katkıyla iyi bir ücret almalarının sağlanacağını varsayıyorum.
son paragrafta sacmalamis tabi.

burdaki en temel sorun doktorların devlet için çalışırken mesailerinden kısıp kendi özel muayenehanelerinde bu işide yapabilmeleri...
Bir Polis memurunun mesai saatlerini kısaltıp Yada bir askerin kıslada olmadıgı zamanlarda bir barda fedailik yapabileceği ne kadar akla yakın.
Kim izin verir bunlara..Yapsınlar bakalım bole birşeyi sonucu ne oluyor...
Peki bu Devlet memuru Doktor olunca neden iş değişiyor...
Polis/asker adi ustunde kolluk kuvvetleridir. Gecenlerde Ahmet Altan yazdi. Devletin taammuden adam oldurme tekeli vardir, bu tekel kimseye devredilemez. Ancak devlet de gokten zenbille inmis degildir, kafasina gore adam olduremez. Bu nedenle kolluk kuvvetlerinde devleti tamamen devreden cikarmak da mumkun degildir. Polis/asker bu tekel ile elde ettigi gucu ozel alanda kullanamaz. Biz devlete karsi degiliz. Baska gorevler yuklenildiginde, devletin asli gorevlerini aksattigina dikkat cekiyoruz. Kapici copleri toplar, merdivenleri temizler, ama eve kacta gldigime, karimin bas ortusune, kizimin mini etegine karisamaz. Devlet dediginiz sey, kapicidir.

Liberallik salt ekonomi düşünmek değildir Liberalizmin hukugunda bireysel teşebbusun yanında sistemin insanlara eşit ve adil davranmasıda vardır Birşeyi eleştirirken digerini atlamayalım...
Esitlik/adalet sosyalist/kollektivist terminolojide bol bol kullanilir. Esitlik adilligi, adillik esitligi gerektirmez. Iliskili gibi gorulen bu iki kavramin birbiri ile alakasi yoktur. Liberalligi geciyorum, en basta acikladim. Kapitalizm "esit (dogal) haklar"i, "ozgurluk"le pekistir. Buradaki esitlik, her turlu ayricaligi yok eder. Esitligi saglama adina bazi siniflara ayricalik tanimaz. Daha genis aciklama icin Adam Smith'in "Natural liberty" kavramini irdelemek gerek.
Ayn Rand okuyup saçmalamak moda oldu.
Ayn Rand benim dusuncemde (kapitalist dusuncede de) bir parantezdir. Rand'i kucumsemiyorum. Ancak kapitalist dusuncenin agir toplarinin yaninda Rand sadece bir parantezdir. Diger yandan Ayn Rand'in adiyla "sacmalamak" kelimesini ayni cumlede kullanabilmek icin kirk firin ekmek yemek lazim. Bu durum Ayn Rand okumadan onu elestiren Ismet Berkan'in davranisina benziyor (Berkan'in yazisinin wikipedia'dan kotu bir ozet tercume oldugunu farkedeceksiniz). Neyse, siz Rand'a bok atmadan once kapitalizme dair 18-19yy metinlerine baksaniz? Istahiniza gore Locke, Mill ya da Smith'in saheseri "The Theory of Moral Sentiments"den baslayabilirsiniz. Aristo sizi asar. Illa 20.yy diyorsaniz, hepsini saymak mumkun degil ama Friedman, Hayek, Von Mises'ten baslayabilirsiniz. Okumamak icin bahaneniz yok, bunlarin kitaplarini internetten belese bulabilirsiniz.

Liberalizm okumalarınızdan önce bir defa da olsa İnsan Hakları Evrensel bildirgesini okuyun lütfen, mümkünse 25. maddenin altını çizin.
Birincisi, Evrensel Insan Haklari Bildirgesi baglayici degildir.
Ikincisi, bu bildirge politik bir metindir. Birlesmis Milletler politik bir kurumdur. Politik olarak guclu olanin borusu oter.
Ucuncusu, bir belgenin adinda "evrensel" kelimesinin gecmesi bu belgeyi evrensel yapmaz.
Dorduncusu, bu politik metin insan haklarini koruma yaftasi altinda bireysel hak ve ozgurluklere en buyuk darbeyi vuran metinlerden biridir. Sosyalizm idealini dile getiren 29. madde buna kucuk bir ispattir.
BM sadece 20. yuzyilin yarisina dogru ortaya cikmis bir orgutlenmedir. Bireysel haklar ise insanlik tarihi ile estir. Devletler bireyleri suctan/suclulardan koruma adina ortaya cikmisken tarih boyunca en agir suclarin devlet adina islendigi gercegini unutmamak gerekir. Bireysel ozgurlukler devleti degil, bireyi korur. Size biraz Amerikan gelebilir, ama "hayat", "ozgurluk", "mulkiyet" ve "mutluluk pesinde ugrasmak" dogal haklardir. Bu haklar kimseye devredilemez. Yercekimi ne kadar dogalsa, bu haklar da o kadar dogaldir. Bu haklara sahip olmak baskalarinin haklarindan feragat etmelerini gerektirmez. Gerektirdigi yerde siddet dogar. Yuzyillar boyunca savaslar neden cikti sizce? Bu haklardan ilk ucu BM'deki insan haklari bildirgesinde yer alirken dorduncusu yoktur (Neden acaba?). Ancak bu haklar kimseye bedava yiyecek, egitim, saglik, para, emeklilik, sevgi, ferrari, vs. hakki garanti etmez. Siz bunlari ya da daha fazlasini istediginize bedava verebilirisiniz, elinizi tutan yok. Ancak bunlari verecegim diye zorbalik yapamazsiniz. Bu siddettir. Devletin sosyal guvenlik, bedava saglik, bedava egitim verme adi altinda yaptigi da farkli degildir. (Gerci, bedava oldugu supheli, egitim oldugu zaten supheli.)
Bu blogda bundan once bedava egitime de, zorunlu egitime de karsi oldugumu yazmistim (Her ikisi de 26. maddede gecer). Evrensel Insan Haklari dedektorleriniz o zaman kapaliydi, ya da makina soguktu sanirim.
Son olarak, Hitler de, Stalin de, daha niceleri de sosyal/kollektivist ideolojinin birer urunudurler. Inanmayan, itiraz edecek olan, Nazilerin, Komunistlerin politika metinlerini incelesin. Bu metinlerin cogu BM'nin insan haklari bildirgesi ile taban tabana uyumludur. Ozellikle 29. madde. Ancak Hitler'le, Stalin'le gelinen nokta ortada. ABD ise su ana kadar diktator gormemis tek sistemi dogal haklara dayanarak kurdu. Bunun sonucunda da en zengin, ayni zamanda en yardimsever halk orada yasiyor.
1- Emeğin kutsallığından bahsetmişsiniz ancak yazının bir yerinde devlet var oldukça bu sorunlar baki kalır gibisinden birşeyler var.
Devlet olmadan emek kendini koruyamaz sömürülüp gider.
Bu biraz Marxian bir yaklasim olmus. Emegi asil somuren devlettir. Devletin disinda hic bir guc gonulluluk esasina bagli olmayan sozlemeyi surekli olarak yapamaz. Yapsa da yasaya yaslanmadan ayakta kalamaz.
2- Sağlık harcamaları yapmak devletin asli görevlerinden biridir. Bu görev elinden alınırsa sizin az bir ücretle geçinen akrabalarınız da ileride sağlık konusunda sorunlar yaşarsa bahsettiğiniz haksızlıkları, kuralsızlıkları yaparak sağlık hizmeti almaya çalışır. İnsan hayatı kutsaldır bu yüzden benim vergimle de olsa devlet insanlara sağlık hizmeti vermek zorundadır.
Devletin var olup olmamasını, vergi toplayıp toplamamasını tartışmak boşa kürek çekmektir.
Evet Türkiye'de devlet iyi işlemiyor ancak iyi işlemiyor diye söküp atmak çare değil. Onun yerine devletin verimliliğini arttırmak için yapılacakları, önlemleri tartışmak daha mantıklı ve yararlı olur kanımca.

Buram buram sosyalizm, kucak kucak sacmalik. Dogru bir cumle bulamadim ki yanlislari sayayim. Tek tek her cumlesine karsi cikiyorum. Bazi seyleri bilmiyor ya da anlamiyor olmaniz onlarin dogru olmadigini gostermez. Neyi gosterdigini soylemicem. Kafanizi kaldirin, okuyun biraz. Ya da "doga"yi izleyin. O da aydinlaticidir.

Not: Cuneyt'in yorumu yukaridakilere gore daha akli basinda. Katilmadigim yerler var, karma sistemin en iyisi oldugu gibi. Ancak yaziyi daha fazla uzatmak istemedim. Baska zaman belki. Son olarak pozitif yorum, ovguler icin tesekkurler. Read More!

Para kazanma sucu

Ulkemizde en buyuk suclardan biri para kazanmak. Bundan daha buyuk suc da para kazanmak icin calistigini acikca soylemek herhalde. Ama ancak "gluk gluk" seviyesinde iseniz, karin tokluguna calisiyorsaniz, ekmek parasi pesindeyim abi durumundaysaniz para kazanmaniz erdemli bir ugras olarak degerlendirilebilir. Bunu disindaki durumlarda cok para kazanmak ayiptir.

Saglik bakani Recep Akdag doktorlari "israrla para kazanmak istemek"le sucluyor. Konu saglik sektoru, devlet, doktorlar olunca isler karmasiklasiyor. Sorun tek boyutlu olmaktan cikiyor. Ama salt para kazanmak arzusu suc degildir, sirf bu nedenle herhangi bir pozisyonun dogrulugu ispatlanamaz. Kimse de para kazanmak istiyor diye elestirilemez.

Sahsen ben para kazanmak arzusu olmayan bir doktora muayene olmak istemem. Degil doktor, para kazanmak arzusu olmayan bir berbere bile gitmekte tereddut ederim. Isini iyi yapmayan bir doktorun ya da berberin normal kosullarda bu durumdan menfaat saglamasi, para kazanmasi mumkun degildir. Isini iyi yapan ise bunun karsiliginda odulunu alacaktir.

Saglik sektorunde sorun doktorlarin cok para kazanmak istemesi degil, devletin bu sektorun sorunlarini icinden cikilmaz hale getirmesidir. Normal kosullarda, yani arz-talep dengesinin isledigi durumda, eger bir malin ya da hizmetin arzinda yetersizlik varsa fiyatlar yukselir. Turkiye'de eger doktor sayisinda sorun varsa bunu doktorlari kole gibi calistiracak kanunlar cikararak cozemezsiniz. Cozum daha fazla doktorun hizmet vermeye baslamasidir. Eger doktorlarin yuksek paralar kazanmasina izin verirseniz, yani fiyatlar yukselirse, bu durum daha fazla insani doktor olmaya, ayni hizmeti ya da daha iyisini vermeye tesvik edecektir. Bu durum universite-tip fakultesi-uzmanlik kanaliyla uzun vadede gerceklesegi gibi yabanci doktorlarin Turkiye'de hizmet vermesiyle de kisa vadede de mumkun olabilir. Amerika, Kanada, ya da Avrupa'daki bir hekim sayet Turkiye'de daha fazla kazanacagini dusunuyorsa gelip burada hizmet verebilir. Bunda hic bir problem yok.

Ancak devlet isin icine girip problemleri vicik vicik yapinca dogru durust bir cozum mumkun gozukmuyor. Sorunlarini cozeceginizi sandiginiz devlet, sorunun kendisi oluyor. Friedman'in guzel bir sozu var: Sahara colunu devletin eline verseniz, bes yilda kum kitligi baslar.

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

Saglik sektoru su anda en fazla yasal duzenlemenin oldugu sektorlerden birisi durumunda. Tum bu yasalar/duzenlemeler sozumona vatandasi korumak amaciyla/niyetiyle cikarilmis. Niyet gercekten bu olmasa bile kilif bu sekilde hazirlaniyor. Buradaki temel hata, vatandasin aptal oldugu, iyi doktorla kotu doktoru, uzmanla sarlatani, iyi berberle kotu berberi birbirinden ayirt edemeyecegini dusunmek. En basta, onune gelen doktor olamaz deniyor. Bir suru diploma, yeterlilik, dokuman sartlari var. Oysa tedavi ettigi 100 hastanin 99'unu iyilestirebilen bir kisinin diplomaya ihtiyaci yok, ister uzakdogu yontemleri denesin, isterse kocakari ilaclarini. Hastalarinin hic birini tedavi edemeyen bir doktorun diplamasi ise onu kurtarmiyor.

Ancak devlet araya girip kimin doktor olacagini kimin olamayacagini kendi belirledigi kurallarla dikte eder, bu kurallar da ahbap-cavus-rusvet iliskileri ile dejenere olursa saglik hizmetinde degil, politik iliskilerde daha basarili olan kimseler daha fazla para kazanabiliyor. Devletin oldugu hic bir yerde yolsuzlugun onune gecemezsiniz. Sektorun icinden radyolog bir tanidigim bundan bir kac sene once, sadece Istanbul'da, Avrupa'nin tamamindan daha fazla MR tarayici cihazinin oldugunu soylemisti. Turkiye'de yapilan MR taramalarinin yuzde 80'inin de gereksiz oldugunu, bunun gelir transferi amaciyla bilincli bir sekilde yapildigini eklemisti. Son yillarda genisletilen devletin saglik sigortasi sonucunda bu taramalarin maliyetini devlet/ozel kim karsiliyor, paralar kimin cebinden cikiyor bilmiyorum.

Bu sektoru hedef alarak cikarilan yasalar ise sorunu cozmekten cok, belirli bir grubu yer altina inmeye tesvik ediyor. Doktorlarin ozel muayenehane acmasini yasaklamak bunlari yer altina itecektir. Sorun doktorlarin ozel muayenehane acip acmamasi, yahut mesai saatlerinin ayarlanmasi degildir. Bunun icin yasa gerekmez. Sozlesmeye koyacaginiz bir madde ile bunu saglayabilirsiniz. Ancak Turkiye'de kim kimin sozlesmesine itibar ediyor da burada sozlesmenin bir sayginligi olacak.

Mehmet Topuz Kasyserispor ile sozlesmesi devam ederken baska bir isverenle sozlesme imzaliyor, simdi de kanal kanal dolasarak agliyor. Dogustan Besiktasliymis da, kani sari lacivert akarmis da, bebekken sari kirmizi don giyermis de, benim kulahima anlatsin. Kendisinin kendi imzaladigi sozlesmeye itibari yok, gereksiz politika ile baskasindan anlayis bekliyor. Kayserispor kontratini yapmis konusuyor. Gunahim kadar sevmedigim Fenerbahce baskani Aziz Yildirim kurallar dahilinde Kayserispor yonetimi ile anlasmis, belirli bir miktar para saymis o da konusuyor. Mehmet Topuz ise karnindan konusuyor, olsem baska takimin formasini giymem diyor, anlayis bekliyor. Balic de zamaninda kefen giyerim Cimbom formasi giymem demisti, hatirlarsaniz.

Rivayete gore Aziz Yildirim Mehmet Topuz icin Kayserispor'a bes milyon euro arti bir futbolcu vermis. Konu dagildi saniyorsunuz ama dagilmadi. Aynen doktor sikintisi gibi bes para etmeyen (hadi insafli olayim: bes milyon euro kesinlikle etmeyen) boktan bir futbolcu sirf yabanci futbolcu kisitlamasi yuzunden bu paralarla ayni cumle icine girebiliyor. Avrupa'daki bes milyon euro ayarindaki futbolcularin yaninda Topuz'a nanik bile cekmezsiniz. Saglik sistemindeki temel sorun da ayni. ellerine aldiklari dandik diplomalari politik baglantilarla pekistirerek kamu sektorunde koltuk kapan doktorlar yabanci doktor dendi mi hemen isyana basliyorlar. Ama bu hata, onlarin ozel muayenehane acmasini, daha cok para kazanma arzusunun yanlis oldugunu gostermez.

Insan kutsaldir. Insana ait hersey gibi insan emegi de kutsaldir. Insanin emegi karsiliginda az olsun cok olsun istedigi parayi kazanmak istemesi, gonullu takas (voluntary trade) esasi ile, kutsal bir haktir. Ancak kamu kurumlarinda koltuk olunca gonullu takas prensibi diye birsey kalmiyor. O kamu pozisyonunun maasi insan emegine gore degil, silah zoruyla toplanan vergilerle odeniyor. Kamu harcamalarini degelendirirken zenginlerden alinan vergileri degil, fakir fukaradan, oksuzden yetimden zorla alinan vergileri dusunun, hakkaniyet olcusunu ona gore degerlendirin.
Ben fakir bir cevrede dogup buyudum. Akrabalarim arasinda ayda 100-200 TL ile gecinmek zorunda olan insanlar var. Bu insanlar alin terini satarak elde ettikleri gelirlerin yariya yakinini devlete vergi olarak oduyorlar. Bu insanlarin elinden paralarini alip baskalarina dagitarak adalet getiriyorum demek icin fittirmis olmak lazim. Ekonomix'in ABD'den 400-500 dolara aldigi bilgisayarin Turkiye'deki piyasa fiyatinin 1000-1200 TL olmasi da ayni nedenden.

Insanlarin para kazanmasini suc olarak goren anlayisin bir kac nedeni var. Birincisi, cok para kazanmak hirsizlikla karistiriliyor. Hirsizlik dediginiz sey, yukarida bahsettigimiz gonullu takas (alan memnun veren memnun) prensibinin olmadigi durumda ortaya cikar. Bunu kisiler yaparsa adina eskiyalik, devlet yaparsa adina vergi deniyor. Bizdeki zihniyet kendinden az kazanan herkesi ayak takimi, kendisinden fazla kazanan herkesi de hirsiz olarak gorur. Bunun nedeni de bazen cekememezlik/kiskanclik, kendi yetersizligini erdem olarak gorme gibi guduk anlayistir, bazen de ihtiyaclarini hak olarak gorme manyakligidir. Ihtiyac hak degildir. Benim de Ferrari'ye ihtiyacim var ama ancak parasini odedigim zaman bir Ferrari hakkim olur. Hasta olmak (ihtiyac) bedava saglik hizmeti hakkini saglamaz.Parani verirsin istedigin yerde tedavi olursun. 100 yil once cok basit hastaliklardan 30-40 yasinda olen suruyle insan vardi. Onlar haksizlik sonucu olmediler. Teknolojiyle birlikte saglik hizmetlerinin gelismesi, herkesin bu imkanlardan bedava yararlanmasi sonucunu dogurmaz. Eger oyleyse, benim de Ferrari ihtiyacim var, devlet bana da Ferrari alsin.

Diger yandan sirtini kamuya/kanuna/devlete dayayarak gecinmeye alismis kisilerin cok para kazanmayi ahlaksizca gormesi de herkesin hirsiz oldugunu zannetmesi ile alakalidir. Cunku devlet tarafindan odenen hic bir ucret gonullu takas prensibine uymaz. Vergileri verenler, bu paranin nereye harcandigini bilmemekte, bilseler bile inisiyatif kullanamamaktadirlar, vermeme gibi bir secenekleri yoktur. Bu paralari alanlar -tesvik sisteminden nemalanan ozel sirketler dahil- kabiliyetlerine gore degil, devlete yakinliklarina gore, yasadaki anlamsiz sartlara olan liyakatina gore almaktadirlar. Zaten emeklerine karsi gonullu takas prensibi ile hak edebilseler, devlete sirtlarini dayamaya ihtiyac duymazlar.

Bir doktorun emegi karsiliginda para almasi icin Hipokrat yemini, Ataturk ilke ve inkilaplarina bagliligi olcu degildir. Olcu, arzu edilen hizmeti saglayip saglamadigidir (ya da olmalidir). Ancak kamudaki hiyerarsik yapida bu hizmeti saglayip saglayamadigi degil, burokrasideki politik iliskilei ne kadar iyi kullanip kullanamadigi onemlidir. Yasal duzenlemeler sayesinde dogru durust rekabetle karsilasmadigi icin de hepsi degilse bile cogu doktor "koyunun olmadigi yerde Abdurrahman Celebi" mesabesindedir. Kapikulenin otesinde kapici olamazlar, ac kalirlar. Tipki Mehmet Topuz'un Turkiye'deki kralligi gibi.

Cok para kazanmak ahlaksizlik degildir, suc hic degildir. Hirsizlik hem ahlaksizliktir hem suctur. Suc olan, emeginle hak etmedigin parayi kanunla, yasayla, dernekle, sendikayla cebe indirmektir. Ahlaksiz olan insanlarin emegini hice sayip onlari kole gibi calismaya zorlamaktir. Read More!

Temel haklarimiz (!)

Son zamanlarda bircok arkadasla konusmamda konu surekli bir sekilde devlet harcamalarina geldi. Hemen hemen herkes devletin seker fabrikasi acmasinin gereksiz oldugunu ancak vatandasin bazi "temel haklari" oldugunu ve devletin bazi "stratejik kurumlari" elinde tutmasi gerektigini soyledi. Tabi ki bu insanlari ayiplamiyorum; devletin stratejik bir sistemi olan Milli egitimden temel hakkim olan 50 cesit gereksiz ezber dersten sonra benim de yargilama mekanizmam bozulmustu. Bu yaziyi yazmaya cesaret edebilmek icin ulkemden 6 sene ayri kalmam gerekiyordu. Bugun ben su "temel haklardan" bahsedecegim. Bir baska zaman stratejik hizmetlere gireriz.

En cok konusulan "temel haklarin" basinda saglik ve egitim geliyor. Bu konularda soylenecek cok sey var. Devletin verimsizligi, herkesi ayni seviyeye cikarmaya (indirmeye) calismasi, cevrilen tayin torpilleri, yolsuzluklar, bedava gorundugu icin gereginden fazla tuketimin olmasi, her sene degistirilen sistemler, vs. Ama bugun bahsetmek istedigim bunlarin gercekten de temel hak ve ihtiyac olup olmadigi. Bence saglik ve egitimden daha fazla ihtiyac duydugumuz konular var. Devlet insanlara babalik etmek gibi bir gorev edinecekse once su hizmetleri "bedava" vermeli cunku asil bunlar temel ihtiyac:

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

1. Yemek ve icmek: Her semte bedava ekmek firini ve icme suyu saglansin.
2. Tuvalet: Her semte bedava tuvalet saglanmasi.
3. Barinmak: Herkese sadece devlet arsasi degil, ustune dikilmis bir de bedava ev saglanmasi. Sadece kacak kullananlara degil herkese bedava elektrik verilmesi.
4. Uremek: Herkese iyi bir es bulunmasi ve aile kurulmasi. Aile kurmak istemeyenlere ne saglar bilemiyorum artik.
5. Sicaktan ve soguktan korunmak: Bedava odun, komur, palto vermek.

Baska benim hatirlayamadigim olmazsa olmaz temel ihtiyaclarimiz, dogustan verilmis "temel haklarimiz" var mi? Abartmadan yazalim :)

NOT: Fakirlere gonul rizasiyla vakiflar ya da komsular yardim edebilir. Kendi isteginle yardim etmenin ozgurluge ters bir yani yoktur. O da ayri bir yazinin konusu. Read More!

Yetişmiş personelini devlete kaptıran özel hastaneler alarmda

14.07.2007 / Nazlı Topçuoğlu / Haber

"Kaprisli hastalarla uğraşmaktan bıktım. Her an kalkıp sizi şikayet edebilirler. Sürekli diken üstündeyiz. Devlet kapısı başka. İşini yaptıktan sonra kimse gelip de hesap sormaz."

"Gecemiz gündüzümüz yok. Çoğu zaman haftasonu bile çalışıyoruz. Eşime ve çocuğuma daha çok vakit ayırmak istiyorum."

İşte bu sözleri paylaşan binlerce sağlık çalışanı geçen hafta devlet hastanelerine geçmek üzere özel hastanelerdeki görevlerini bıraktı. Hemşirelerden, tıbbi sekreterler ve radyoloji uzmanlarına kadar benzer sebeplerden dolayı 16 bin sağlık personelinin devleti tercih etmesi özel hastanelerde krize neden oldu.

...

Bakanlığın bu konuya çözüm getirebileceğini düşünmediklerini söyleyen Altuğ, "Çözüm bulabilseydi bizim personellerimizi almaz işsiz durumdaki personelle ilgilenirdi" sözleriyle mevcut kadro açıklarına dikkat çekiyor. Altuğ, şöyle devam ediyor: "Kamunun bu tarz yapmış olduğu alımları doğru bulmuyoruz. Hazıra konmak olarak görüyoruz. Giden personelin de kamuda daha yararlı olmak için değil daha rahat çalışmak ve nasıl çalışırsa çalışsın güvence sorunu yaşamamak amacıyla gittiğini biliyoruz."

...

Daha düne kadar özelde çalışan şimdinin devlet memurları tercihlerini şöyle açıklıyorlar: "Mesleğinizde çok iyi olsanız bile özelde iş garantisi yok. Beni asla 50 yaşımda çalıştırmazlar. Ama şimdi 65 yaşıma kadar işim garanti. Acil servisten alsalar bile masa başına verirler. Özel sektör insanlara bu garantileri vermediği sürece her yıl böyle kan kaybetmeye devam edecek ve bu yaralarını saracak ne hemşire ne de acil servis görevlisi bulamayacaklar". En başından beri sadece işsiz kalmamak için özel sektörü tercih ettiğini söyleyen teknisyenler "Gidecek yerimiz yok diye şartlarımızı zorlaştırdıkça zorlaştırdılar. Ama gün oldu devran değişti. O kadar çok personel kaybettiler ki önümüzdeki 3-5 sene boyunca özeller kimseyi kapıya koyamayacaklar" diyorlar. Read More!

Bilimsel Kilo Vermek

NY Times gazetesinde en cok email ile baskasina gonderilen makaleler arasinda bir tanesi ilgimi cekti. Ekonomi sadece borsa faiz enflasyon (doviz diyecegim zannettiniz degil mi?) buyume konulariyla ilgilenmez. Insanlarin davranislariyla alakali her konuyla ilgilenebilir. Kilo vermek de bunlardan bir tanesidir.

Ulkemiz zenginlestikce (aclik ve yoksulluk azaldikca) insanlarimizin da kilosu artiyor. Zenginlestigimizi olcmenin bir yolu da en dusuk %20'lik gelire sahip insanlarimizin ortalama kilosuna bakmaktir. Neyse, ben bugun bundan bahsetmeyecegim, sadece makalede bahsedilenleri gundeme getirecegim.

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Makalenin anafikri su (gidin kendiniz tamamini okuyunuz): insanlarin kilosunu belirlemede genler cok onemli bir rol oynar. Anan sismansa sen de sisman olacaksin, anan zayifsa sen de zayif kalacaksin. Bu yuzden istedigin kadar diet (diyet veya rejim) yap, kilo versen bile bu kilolari cok kolay alacaksin. Zayifsan da gecici bir sure icin sismanlarsaniz (hamilelik vs. nedeniyle) bile kilolarinizi cok kolay verirsiniz. Bu tezlerini desteklemek icin de Danimarka'da yapilan bir calismadan bahsediyorlar. Evlatlik verilen cocuklarin kilolari birlikte buyudukleri anne babalarinin kilolarindan cok oz anne babalarinin kilolariyla daha cok baglantiliymis. Yani diyorlar ki yetistirilme tarzinizdan cok genleriniz kilonuzu belirler.

Bu calismanin sonucu su ki, diyet yapmak fuzuli bir faaliyettir.

Tartismasini yapmayacagim, karsi tezleriniz varsa yorum kismina ekleyiniz. Kizlik Zari ve Hamilelik Read More!