Ekonomix etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekonomix etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yoksullara Yardım Etmek Istiyorum

Bayramlık ağzımı hayırlı bir iş için açıyorum. Yoksullara yardım etmek istiyorum diyorsanız ülkede yoksul olan ama yoksulluktan kurtulmak için okuyup öğrenmek isteyen bir dolu çocuk var. Bu çocuklarımız işkenceci devlet okullarında öğretmen dediğimiz hapishane gardiyanlarına rağmen eğitim görmeye, öğrenmeye, yokluklar içerisinde gayret gösteriyorlar. Stresabi de bu konuyla alakalı bir yazı yazmış, topu bize atmış.

Ben geçmişte bu blogda yazı yazarken insanları Çocuk Esirgeme Kurumu, TEGV gibi kuruluşlara kimi zaman zorla bağış yapmaya zorladım. Editor gibi kıvrak zekalı olmadığımdan olsa gerek şifreli blog açmayı akıl edemedim. Yine de TEGV’e binlerce lira bağış yapılmasına ön ayak olduk. Yoksullara yardımcı olmanın en direkt yolu bu değil ama. Fildişi kulelerde yaşamıyorsanız Türkiye’de yoksulluk içerisinde yaşayan ve bu durumdan kurtulmak için canını dişine takan birilerini bulmanız çok zor olmasa gerek. Ya kimsesiz bir çocuğu evlat edinerek sağlıklı bir yaşam sağlayın, ya yoksul bir çocuğun eğitimini üzerinize alın ve sadece para ile değil, zamanınızı ve tecrübelerinizi de aktararak bu çocuğa sembol olun, ya da durumunuz çok elvermiyorsa bir kaç arkadaş birleşin ve bu işi üstlenin.

Yardım edeceğiniz kişinin tanıdığınız olmasına da gerek yok. Bunu yaparken de karşılık bekleyin. Yanlış okumadınız, karşılıksız asla yardım etmeyin. Yardım ettiğiniz yoksul çocuktan büyüdüğünde ve eli ekmek tutmaya başladığında aynen sizin yaptığınız gibi başka bir çocuğun elinden tutmasını ve eğitimini üstlenmesini şart koşun. Karşılıksız yardım etmeyin ki, sizin gibi insanların sayısı çığ gibi artsın, yaptığınız yardımla bir nesli değil bin nesli kurtarın. Read More!

Bilinçli Tüketici Nedir, Kime Denir?

Bilinçli tüketici nedir veya kime denir diye düşünüyorsanız size yerinde bir örnek vererek açıklayayım. Bilinçli tüketici neye ihtiyacı olduğunu iyi bilen, sağda solda konu komşu, eş dost ve reklamlarda gördüklerine heves etmeyen, elindeki taşın suyunu son damlasına kadar sıkan ve alışverişlerinin finansmanını doğru yapan kişilere verilen isimdir. Blogumuzun eski yazarlarından T’Pol “Masraf” isimli bir yazı yazarak 2003 yılından itibaren kullandığı dizüstü bilgisayarının vefat etmesinden sonra yaşadığı laptop alışveriş serüvenini anlatmış. 2003 yılındaki bilgisayarlara antika demeyin, kullanılabiliyormuş basbayağı.

Yazar gerçekten ne kadar bilinçli bir tüketici olduğunu gaza gelmeyip Intel i7 işlemci, 4 GB hafıza, 500 GB hard disk gibi herkesin kolaylıkla alabileceği pahalı parçaları almamakla göstermiş. Ayrıca bu bilgisayar için ödemeyi yaparken de tahminimce sadece Worldcard 6 taksit ödeme planını seçerek bir miktar para da tasarruf etmiştir.

Bu konuda bir uyarım olacak ama. Tam anlamıyla bilinçli tüketici ise “Peşin fiyatına 6 ay taksit” şeklinde dillendirilen yalanlara kanmayan tüketicidir. Böyle bir şey yoktur, 6 ay taksitle mal alıyorsanız gizli bir şekilde birilerine 6 aylık yüklü bir faiz ödemesi de yapıyorsunuz demektir. Özellikle mevduat faizlerinin kuşa döndüğü bu günlerde aylık ekstradan %1-1,5 gizli faiz ödemesini bilinçli tüketici yapmaz. Peki bilinçli tüketici ne yapar? Alışverişe ay sonunda millette para yokken, satış elemanları aylık satış kotalarını doldurmaya çalışırken cebinde nakit para ile gider ve “peşin fiyatına 6 ay taksitle” kampanyasında ilan edilen “peşin fiyatın” %10 aşağısına bilgisayarı alır.

Umarım bilinçli tüketici nedir sorusuna tatminkar bir cevap verebilmişimdir. Son olarak umarım T’Pol bilinçli bir kullanıcı olarak 1 dimm 2GB hafıza almıştır diye umut ediyorum, 2GB hafıza şimdi yetse bile bir kaç yıl sonra yetmeyecek ve hafızayı upgrade etmesi gerekecek. Bilinçli tüketici sadece bugünkü ihtiyacını değil, gelecekteki muhtemel ihtiyaçlarını da göz önüne alarak alışveriş yapan kişiye denir.

Tutumluluk ile ilgili atasözleri
Tutumluluk Nedir?
Tasarruf Haftası ve Tutumluluk Şiirleri Read More!

Loto Milyarderinin Beklenen Sonu

Loto milyonerleri sizce mutlu bir yasam surerler mi? Yoksa havadan gelen parayi adam gibi harcayabilmek, daha dogrusu elinizde tutabilmek icin karakter de sart midir?
Read More!

Küresel Isınma Mars’ı Da Vurmuş (Kaynak:NASA)

NASA’ya göre küresel ısınma Mars’ı da vurmuş. Mars’ın kutuplarında bulunan buzul karbondioksit yatakları Mars’ın yaşadığı küresel ısınma neticesinde erimeye başlamış. Bilimadamları Mars’taki küresel ısınmanın nedenini tam olarak bilmeseler de bunun dünyada gerçekleşen sanayileşme, kentleşme ve fosil yakıt kullanımından dolayı olmadığı konusunda hemen hemen hem fikirler. Bazı eski komünist yeni çevreci “bilimadamları” “yok yok kesin biz petrol kullanıyoruz diye Mars’ta da küresel ısınma gerçekleşiyordur” diyerek karşı çıkıyor olmasına rağmen bunları takan pek yokmuş.

Duke Üniversitesinden bilim adamları dünyada son 22 yıldır görülen ısınmanın nedeninin %10-30 olasılıkla güneşin daha aktif olmasından dolayı kaynaklandığını ve küresel ısınmanın karbondioksit ile ilgili olmayabileceğini ifade etmişler. Bilim adamları aynı zamanda çevrecilerin kullandıkları modellerin yanlış olabileceğini belirtmişler.

Küresel ısınma konusunda yazdığımız diğer yazılar:
Küresel ısınma Nedir? Yalan mı Gerçek mi?
Küresel ısınma Karikatürleri
 
Read More!

Küresel ısınma Nedir? Yalan mı Gerçek mi?

Bu yazımızda küresel ısınma nedir sorusuna cevap verirken ortaya atılan iddialar yalan mı yoksa gerçek mi olduğu hakkında da görüş belirteceğim. Küresel ısınma konusu sanki bilimsel tüm tartışmalar bitmiş, her şey kanıtlanmış gibi medyada tartışılıyor. Küresel ısınma olduğunu savunan kişilerin ortaya sürdüğü iddialara tek tek bir bakalım, ondan sonra küresel ısınma iddialarının ne kadar gerçekçi olduğuna karar verebiliriz.

1. Küresel ısınmacılar adından da anlaşılacağı üzere dünyanın ısındığını iddia ediyorlar.
2. Küresel ısınmaya havaya yayılan karbodioksit gazının yarattığı sera etkisinin neden olduğunu iddia ediyorlar.
3. Karbondioksit gazının atmosterde artmasının nedeninin ise sanayi devrimi neticesinde insanların daha fazla fosil yakıt tüketmesi, ormanların yok edilmesi ve kentleşmenin artması olduğunu iddia ediyorlar.
4. Küresel ısınmanın ise insanların karbondioksit kullanımının azaltılması ve trilyonlarca dolar harcanması neticesinde durdurulacağını iddia ediyorlar.



Birincisi dünyanın ısındığını söyleyebilmek için belli bir başlangıç noktasını referans almak lazım. Mesela 1998 yılından 2006 yılına kadar dünya soğumuştur. 2007-2009 arasında da soğumuştur. Kafanıza göre iki tane nokta seçerseniz istediğiniz sonucu çıkarabilirsiniz. Küresel ısınmacılar 1900 yılından 2000 yılına kadar dünya sıcaklığının 0.74 derece civarında yükseldiğini hesaplıyorlar. 100 yılda dünya 0.74 derece ısınmış. Peki bu 4,540,000,000 yaşında olan dünya için çok kısa bir süre değil mi? Mesela 100 yıllık verilere değil de 3000 yıllik veya 420,000 yıllık verilere bakarsak dünyanın gerçekten ısınıp ısınmadığına daha doğru karar veremez miyiz? (Yandaki 130 yillik grafige bakarsaniz dunyanin sicakliginin 1880-1970 arasinda gecen 90 yilda asagi yukari sabit kaldigini da gorursunuz, insanlar bu donemde veya bundan onceki donemde hic mi karbon uretmiyordu yahu?)


Yan tarafa dünyanın 3000 yıllık ve asagiya 420,000 yıllık sıcaklığının grafiğini koyuyorum (bkz. Küresel ısınma karikatürleri). Göreceksiniz ki bahsedilen 0,74 derecelik ısınma devede kulak kalıyor. Bundan 2500 sene önce dünya kısa bir sürede kendi kendine 3 derecenin üzerinde ısınmış, sonra da soğumuş. 2500 sene önce sanayi devrimi de yoktu, benzin içen BMC kamyomları da. 420,000 yıllık grafiğe bakarsanız dünyanın periyodik olarak ısınıp sonrasında soğudunu görürsünüz. Demek ki sadece 30-40 yıllık verilere bakarak dünyanın ısındığını söyleyemeyiz, dünyanın genel trendi soğumadır ve bizleri bekleyen asıl tehlike küresel soğuma ve bunun neticesinde buzul çağıdır.


Ikinci olarak kullandıkları iddia ise küresel ısınmaya karbondioksit gazının yarattığı sera etkisinin neden olduğudur. Yukariya havadaki karbondioksit miktarı ile dünyanın sıcaklığının grafiğini koyuyorum. Benim grafikten gördüğüm sıcaklık ve karbondioksit miktarı arasında ciddi bir korrelasyon olduğudur ve karbondioksit miktarının ise sıcaklıktaki düşüşlerden sonra düştüğünü, sıcaklıktaki yükselişlerden sonra ise yükseldiğidir. Çoğumuz biliyoruz ki korrelasyon nedensellik değildir. Bir ara Trabzonspor’un ligdeki performansı ile Türk ekonomisinin performansı arasında da önemli bir korrelasyon vardı ama bu Trabzonspor’un iyi performans göstermesi Türk ekonomisinin daha hızlı büyümesini sağlar anlamına gelmiyordu. Bu tür nedensellik sorularına cevap vermek için kullanılan bir yöntem var: Granger causality ya da Granger nedenselliği dediğimiz bu yöntemin sahibinin Nobel ödülü aldığını hatırlatarak bu konuda yapılmış çalışmaların sonuçlarına baktık. Şu verdiğim linkteki çalışmaya bakarsanız küresel sıcaklık ile karbodioksit miktarı arasındaki Granger nedenselliği çalışmalarının sonuçsuz kaldığı belirtiliyor. Yani şimdiye kadar sıcaklık ve karbondiaksit bir arada hareket ediyor ama bunlar arasında bir nedensellik bağlantısı kurulamamış daha.

Benim bu konudaki görüşüm şu: grafikten havadaki karbodioksit miktarının tarihsel seviyesinin %30 yukarısına çıktığını görüyoruz. Bunun sebebi muhtemelen de insanların faaliyetleridir. Ancak karbondioksit miktarının %30 artması dünyanın sıcaklığını da %30 arttırır gibi bir sonuç çıkarabilmemizi sağlayacak bir bilimsel ispat ortada yoktur. Kaldı ki küresel sıcaklığı sera etkisinin yarattığı söyleniyor. Sera etkisini yaratan asıl faktör ise karbondioksit değil, su buharı. Sera etkisinin %70’i su buharından, %15’i karbondioksitten kaynaklanıyor. İş bununla da bitmiyor ama. Karbondioksiti sadece ve sadece insanlar da üretmiyor. Dünyada üretilen karbondioksitin sadece %2’si insanlar tarafından üretiliyormuş, çoğunluğu okyanuslar tarafından çevreye salınıyormuş. Eee, su buharını okyauslar üretiyor, karbondioksiti okyanuslar üretiyor, biz niye ürettiğimiz cüz-i miktardaki karbondioksiti %10-20 azaltmak için kastırıyoruz?

Meselenin özüne gelelim. Çevreciler havadaki karbondioksit miktarının dünyanın ısınmasına ne kadar katkı yaptığını kanıtlayamadığı sürece bu konuda maliyeti trilyonlarca doları geçecek projelere girmek ekonomik olarak mantıklı değil. Yarın birgün trilyonlar gittikten sonra “ya kusura bakmayın, havaların ısınmasına karbondioksit değil, x sebep oluyormuş; karbondioksit miktarının arttığı 1940-1975 döneminde dünya sıcaklığının düşmesinden bunu anlamamız lazımdı ama atlamışız işte” derlerse ne yapacaksınız? Unutmayın ki dünyadaki en zeki insanlar ağaçları kucaklayan iklimbilimciler değil, finansta çalışan 100 trilyon dolara yaklaşan miktarlara yön veren dahilerdir. Onların da küresel finansal krizde nasıl çuvalladıklarını hepimiz görmedik mi? Korkarım ki iklimbilimciler de benzer bir sona doğru bizleri götürüyor. Neticede onların kaybedeceği bir şey yok, aynı bizi küresel krize götüren finansçılar gibi sonuç ne olursa olsun, kendileri kazançlı çıkacak, faturayı yine gariban vatandaş ödeyecektir.

Kaldı ki Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerin sanayileşmesi sonucu 200 yılda kirlettikleri atmosferi temizleme bedelini ödemesini talep etmek de bayağı bir yüzsüzlük olmuyor mu? Çevreyi Amerika ve Avrupa kurtarsın, biz işimize bakalım. Havadaki 1 milyon parça içerisindeki 10 parça karbodioksiti ortadan kaldıracağız diye Türkiye’nin senede $40-50 milyar doları çevreye saçma lüksü yoktur. Çevreciler önce biraz matematik ve ekonomi öğrensinler, ondan sonra gelsinler konuşalım.

Küresel ısınma nedir konusundaki yazılarımıza devam edeceğiz. Read More!

Küresel ısınma Karikatürleri

Küresel ısınma ile ilgili karikatür yarışmaları yapılıyor ve küresel ısınma karikatürleri sergileniyor. Küresel ısınma benim en sevdiğim konuların başında gelir. Yurtdışında senelerdir küresel ısınma geliyor diye kendilerini paralayan çevrecilerin Türkiye’de küresel ısınmanın sebebi olduğu öne sürülen karbon salınımının azaltılmasına en büyük katkıyı sağlayacak nükleer santraller ve nükleer enerjiye karşı çıkmalarını ilgiyle izliyorum mesela. Medyaya bakarsanız küresel ısınmanın varlığını kabul edenlerin sayısı Allah’ın varlığını kabul edenlerin sayısından çok daha fazla. Küresel ısınma muhabbeti yapanların en fazla kullandıkları söylemler de adından anlaşılacağı üzere “küre yani dünya ısınıyor”.


Küre gerçekten ısınıyor mu, ne zamandır ısınıyor, daha önce de bu kadar ısındı mı, küresel ısınmaya sadece insanlar mı neden olur gibi cevaplanması gereken ilginç sorular var. Bu konuda karikatür gibi olmasa da, karikatürlerden daha çarpıcı üç tane grafik sunacağım. Bu grafikleri daha önce küresel ısınma var mı yok mu başlıklı bir yazımda sizlerle paylaşmıştım ama kim nereden hatırlayacak değil mi?

Küresel ısınma Karikatürleri: Son 125 yil, 3000 yil ve 400000 yila ait ortalama sicakliklar


SON 400,000 YILIN SICAKLIKLARI

Read More!

Pesimist Nedir?

Bu yazımızda pesimist nedir sorusuna örnek vererek cevap vereceğiz. Pesimist tamamen türkçe karşılığı olan bir kelimenin entel dantel bir mahluk tarafından kullanılması sonucu dilimize yerleşmiş bir kelimedir. Pesimist karamsar demektir. Pesimistin zıt anlamı iyimserdir ama aynı entel dantel kişiler iyimser yerine de muhakkak optimist kelimesini kullanıyordur. Türkiye’de entel dantel takımının en sevdiği şeylerden biri türkçeyi gitgide yabancılaştırmaktır. Eğer kullandıkları kelimelerin türkçede yerleşmiş karşılıkları yoksa bu yararlı bir faaliyettir, ama pesimist kelimesinde olduğu gibi birebir karşılığı olan kelimeleri kullanmak yanlıştır.Tanımı yaptıktan sonra asıl yazımıza geçebiliriz.

Entel dantel takımının yaptığı asıl büyük yanlış ise pesimizmdir (karamsarlıktır). Bu kişiler marifet sanarak her halta muhalefet edip, her yapılanın yanlış olduğunu, ülkenin taş devriden itibaren geriye gitmekte olduğunu iddia etmektedirler. Bana sorarsanız pesimizm bir ruh hastalığıdır, Türkiye’deki politik amaçları olan köşe yazarlarının iktidarda olmadıkları tüm dönemde en fazla yakalandıkları ve salgın haline gelerek toplumun muhalif kesimlerini tehdit eden en büyük tehlikedir.

Ekonomi Türk blogunda 2006 yılında yazdığımız yazılara bakarsanız 2006 yılında AKP’nin en büyük destekçileri arasında yer aldığımızı görürsünüz. Ekonomi %7 büyürken, yoksulluk azalırken, gelir dağılımı eşitlenip, istihdam yaratılırken biz de pesimist olamazdık. Oysa Asaf Savaş Akat gibi meşhur ekonomistler ile, Mustafa Sönmez gibi “bağımsız” ama dibine kadar politikanın içine batmış kişiler ekonominin çakıldığını iddia edip halkı yanıltmaya çalışıyorlardı. 2007 senesinin ilk aylarında ekonomi yönetimindeki popülizme kayışı farkederek ilk uyarıları yaptık (baris yaptı daha doğrusu). Temmuz’daki seçimlerden sonraki 6 ay sırasında da ekonomi yönetimindeki kötüye gidişi tescil edip Aralık 2007 tarihinde de “Ekonomi Türk” kitabının girişine koyduğum meşhur “kriz geliyor” yazısını yazdım. Optimistikten pesimizme mi kaydık, yoksa hep mi realisttik? 2007 yılında ekonomimiz %4,7 ile vasat bir performans ortaya koydu. Bizim kriz geliyor dediğimiz 2008 yılındaki performansı ise %0’ın bir miktar üzerinde idi ama bunun asıl sebebi büyüme rakamlarının güncel değil, ortalama 6 aylık gecimeli takip edilmesi idi. Aslında 2008 yılında ekonomimiz küçülmüştü. Biz pesimist durumumuzu 2008 boyunca sürdürdük, Erdoğan’ın “hamdolsun teğet geçti” sözlerini bilimsel olarak ilk ve en çok eleştiren olduk.

2009 yılının neredeyse ilk yarısında da pesimist duruşumuzu değiştirmedik. Ekonomi Nisan ayından itibaren yükselişe geçmesine rağmen bizim bu durumu farketmemiz bir kaç ay gerçekleşti ve ilk kez gerçek anlamda ekonominin gidişatına göre pesimist kaldık. Borsanın 25 binden 35 bine yükselişini kenardan seyrettik. Allahtan o sıralarda alternatif yatırım araçlarına yatırım yapıyorduk ve kaybımız fazla olmadı (kayıp diyorsam da siz kazançtan kayıp olarak anlayın). Sonrasında ise bir çok kişi “borsa da çok yükseldi, düşmesi lazım” derken biz borsanın yükseleceğini belirtiyorduk. En son Dubai krizinin çıktığı Kasım sonunda borsa endeksinin 45 bine düştüğü zaman borsalara girilmesi gerektiğini açık bir dil ile ifade etmiştim.

Daha sonra ise borsa hakkında ne düşündüğümü sadece blogumuza üye olan okuyucularımızla paylaştım. Bugün borsalar hakkında ne düşündüğümü merak ediyorsanız blogumuza üye olmanız gerekiyor. Blog nedir yazımızda nasıl üye olabileceğinizi anlatıyoruz. Pesimist nedir sorusuna böylece cevap vermiş olduk. Read More!

Petrol Fiyatları Düşüşünü Nasıl Bildim?

Blogumuzu uzun süredir takip edenler 2008 Temmuz’unda petrol fiyatları $140 iken petrol fiyatlarının $100’a gerileyeceği tahmininde bulunduğumu hatırlayacaklardır. O zaman bu tahmini Amerikalı tüketicilerin araba alımlarına ve arabalarını ne kadar sürdüklerine bakarak yapmıştım. Insanlar petrol fiyatlarındaki yükselişe tepki olarak araba daha az araba kullanmaya başladılarsa bu benzin, dolayısıyla petrol talebini azaltacak ve neticede beklentilerle hareket eden petrol fiyatlarının gerilemesine yol açacaktır şeklinde düşünüyordum.

Bugün aylık araba kullanımı değişimi ile petrol fiyatları arasındaki ilişkiyi gösteren güzel bir grafiğe Calculated Risk blogunda rastladım. Grafiği aşağıya aktarıyorum. Dikkat edin, petrol fiyatlarının zirve yaptığı sıralarda araba kullanımı da keskin biçimde düşmüş. Ben de zaten bu düşüşe dayanarak petrol fiyatlarının düşeceğini tahmin etmiştim. Bu konuyla ilgili yazıları arşivimizden okuyabilirsiniz.

Read More!

Blog Nedir?

Ekonomi Türk 4 yıldan uzun bir süredir faaliyet gösteren, hem ekonomi hem de finansal piyasalar hakkında oldukça isabetli, güncel ve zihin açıcı yorumların yapıldığı Türkiye’nin en popüler ekonomi blogudur. Editörü İnan Doğan Amerika’da büyüklüğü $200 milyon doların üzerinde bir portföy yönetmiş, ekonomi doktorası sahibi ve Turkishtime dergisinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Diğer yazarları da doktora veya master sahibi piyasa tecrübesine sahip kişilerden oluşmaktadır. Blogun kurucusu Ekonomix 2006 krizinde borsa 48 binden 32 bine düştüğü zamanlarda borsanın yükseleceğini söylemiş ve 4 TL’den Garanti Bankası hisseleri aldığını belirtmiştir. 2007’nin sonunda bu hisseleri 10,8 TL’den satmış ve Türkiye’yi ve dünyayı bir krizin beklediği tahminini yapmıştır. Krizin geleceğini sürekli tahmin eden yorumcuların aksine piyasaların yönünü hem yükselirken hem de düşerken isabetle tahmin etmiştir.

2008 yılının sonunda da enflasyona endeksli faizler %17 seviyesinde iken bu fırsat bir daha ele geçmez diyerek piyasadaki bu muazzam fırsata dikkat çekmiştir. Bugün bu faizler %3 civarındadır. 2009 yılında borsa 45 bin iken “borsa yükselecek demedi demeyin” diyerek düşük faiz ortamında kısa bir sürede %20 getiri sağlamıştır. Öte taraftan İnan Doğan ise Turkishtime'da 2009 yılının başında altın fiyatları $800 ve petrol fiyatları $40 iken 2010’un sonuna kadar altının $1200’ı petrolün ise $100’ı geçeceği tahmininde bulunmuştur.

En son geçen Ocak ayında IMKB endeksi 55 bin iken elindeki tüm Türkiye hisselerini satan Inan Doğan, Şubat ayında IMKB endeksi 49 bin iken tekrar alım yaptığını ve borsanın Temmuz’a kadar 60 bin seviyesini görmesini beklediğini belirtmiştir.

Bugün bu yazarların piyasalar hakkında ne düşündüğünü merak ediyorsanız bloglarına üye olarak görüşlerine ulaşabilirsiniz. Blog nedir açıklayalım. Blog gazeteler ve dergiler yerine internette insanların köşe yazarlığı yaptığı teknolojik icada verilen isimdir. Ekonomi Türk 2 blogunun üyelik ücreti altı ay için $49 olarak belirlenmiştir. Yazarlara direkt soru yöneltmek ve sizin merak ettiğiniz konularda görüşlerini almak için sitemize üye olmanız yeterlidir. Sitemizi denemek isteyenler için ise ikinci bir opsiyon yarattık ve bir aylık üyelik karşılığında $15 talep etmekteyiz. Gerçi ücretsiz olarak faaliyet gösteren Ekonomi Türk blogunun eski yazılarını okuyarak da bu konuda bir fikir edinebilirsiniz. Ödemeleri ise blogumuzun sağ sütununa koyduğumuz Kredi Kartı / Paypal ödeme sistemini kullanarak yapabilirsiniz. Bu sistemi kullanabilmek için ya Mastercard, Visa, American Express kredi kartlarına ya da Paypal hesabına ihtiyacınız var.

1) Yandaki sütunda “özel üyelik ödemesi” başlıklı kutuyu bulun ve “donate” yazan düğmeye basın.
2) Miktari ($49 veya $15) yazdiktan sonra Update Total yazan mavi düğmeye tıklayın.
3) “Use your credit card” yazan satırın sonunda “Continue” ya basın.
4) Bilgilerinizi giriniz.
5) Daha sonra bana email ile turkekonomi [at] gmail.com adresine mesaj atarak ödemenin gerçekleşip gerçekleşmediğini teyit edin.

Blog yazarları ayrıca “Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler” başlıklı bir kitabı piyasaya sürmüştür. Bu kitap da Türkiye’de bir ekonomi blogu tarafından yayınlanan ilk kitap olmuştur. Ekonomi derecesine sahip olsun olmasın herkesin anlayacağı bir dille yazılan bu kitap ekonomiye ilgi duyanlar için okumaları gereken, Türkiye ekonomisini ve ekonomi üzerine yorum yapan köşe yazarlarını analiz eden bir şaheserdir (kendi fikrim :)) Kitap da ayrıca yatırımcılar için de bir bölüm oluşturduk. Kitabın satış fiyatı 10 TL civarındadır ve şuralardan temin edilebilir. Bloga üye olmuyorsanız, kesinlikle bu kitabı okumalısınız.

Ekonomiye ve yatırım yapmaya ilgi duyanlar için oluşturulmuş Ekonomi Türk blogundaki eski yazılara ve sınırlı çerçevede yazılmış yeni yazılara ücretsiz ulaşabilirsiniz. Blogumuzu favorilerinize ekleyin veya feedburner veya rss’lerine üye olarak yeni yazılara anında da ulaşabilirsiniz. Bizi desteklediğiniz için teşekkür ederiz. Read More!

Greenpeace’in Nükleer Enerji Zararsızdır Kampanyası

Greenpeace Ekşi Sözlüğe (nükleer enerji zararsızdır kampanyası) reklam vermiş ve radyoaktivistlere ulaşmak için sözlüğü istila ettik diyorlar. Ekşi sözlükteki yorumlara bakarsanız çoğunun Greenpeace karşıtı yorumlar yaptığını da görürsünüz. Greenpeace’in bu kadar tepki almasının en önemli nedeni nükleer enerji konusunda çoğunlukla haksız olması, yalan yanlış hurafeleri ortalığa döküyor olması ve gerçeklere dayanan bir kampanya değil, sırf popülizme dayanan bir kampanya yürütüyor olmasıdır.

Greenpeace’in websitesinde birazcık beyni olan insanların 3 nanosaniyede ne kadar mesnetsiz olduğunu görebileceği argümanlar yer alıyor. Bunlara argüman demek aslında argüman kelimesine hakaret etmektir. Daha önce Nükleer Enerjinin Zararları: Çevrecilerin Termik Santral Desteği başlıklı yazıda Greenpeace’in şu sözlerini gündeme getirmiştik:

Tek işlevi elektrik üretmek olan nükleer santrallerin, doğalgaz kesintisi durumunda ısınma ve endüstriyel ihtiyaçlara karşılık verebilmesi imkansız.
Bu sözlerin savunulacak bir tarafı yok, Greenpeace’in ne kadar art niyetli olduğunu oldukça açık bir biçimde gösteriyor. Daha önce nükleer enerjiyi desteklediğimi ve Türkiye’nin bir çok verimsizlik ve israfı da beraberinde getirmesine rağmen nükleer enerji teknolojisini elde etmesinin vaktinin çoktandır geldiğini belirttim. Türkiye 2008 senesinde dünyanın cari açığını veriyordu. Cari açığı azaltmanın en doğru yollarından bir tanesi de nükleer enerjiye geçerek dışarıdan ithal ettiğimiz karbon bazlı enerji miktarını azaltmaktır. Stratejik olarak bu yeteneğimizin olması lazım.

Öte taraftan yenilenebilir enerji konusunda da büyük sübvansiyonlar vermeden beceri kazanmanın yollarını aramalıyız. Bu konuda Hintli Suzlon oldukça başarılı bulduğum bir strateji izliyor. Hindistan Türkiye’den daha yoksul, az gelişmiş ve daha fazla üç kağıtçılığın ve adam kayırmanın gözlendiği bir ülke olmasına rağmen teknolojik olarak Türkiye’nin ilerisindedir. Geçen sene biz %5’den fazla küçülürken, Hindistan %9 hızıyla büyüyordu. Nükleer teknolojiye sahip Hindistan aynı zamanda dünyanın en büyük rüzgar enerji türbin üreticilerinden bir tanesine sahip. Bunu da batıdaki şirketleri ve beraberinde teknolojilerini satın alarak ve bunları Hindistan’ın düşük işçilik ücretleriyle birleştirerek başardı. Türkiye’deki vizyonerler de gidip aynı fiyata çikolata üreticisi Godiva şirketini alma “vizyonunu” gösterdi. Petrol fiyatları arttıkça muhtemelen insanların çikolataya olan talebi de artacaktır!!!

Greenpeace gibi gönüllü çevreci kuruluşlar “nükleer enerjiyi nasıl engelleriz” diye düşüneceklerine “nasıl daha güvenli ve ülke menfaatlerine daha uygun bir nükleer enerji yapılanması yaratırız” diye düşünmedikleri sürece 70 milyonluk ülkede ancak 70 bin kişinin desteğini kazanabilirler. Etrafımızda bir sürü ülke nükleer santral işletirken bizim nükleer enerjiye “ya bir kaza olursa” şeklinde bir korkuyla karşı çıkmamız rasyonel değildir. Burnumuzun dibindeki ülkelerdeki antika nükleer santrallerde bir kaza olmuyorsa bizde olma olasılığı da çok düşüktür. Kaza olursa da komşularımızda olur. O durumda da çeyreye yayılan radyasyon “ya Türkiye nükleer santral inşaa etmemiş, biz oraya yayılmayalım” demeyecektir.

Çernobil Faciası
Nükleer Kirlilik Read More!

Nükleer Nedir?

Bu yazımızda nükleer nedir sorusunun cevabını verirken, dünya’da üretilen en temiz enerji türlerinden biri olan nükleer enerjiden de bahsedeceğiz. Nükleer nucleus yani çekirdek kelimesinden türemiş bir kelimedir. Gözle görülemeyecek kadar ufak olan atomların çekirdeklerine nucleus denir. Genellikle elementlerin çekirdeklerindeki nötron ve proton sayısı sabittir. Ancak Radyoaktif maddeler ve elementler yazımızda da belirttiğimiz gibi periyodik tabloda atom numarası 89 ile 103 arasında olan elementlerin çekirdeklerinde proton nötron dengesizliği vardır ve bu elementler alfa, beta ve gamma ışınları yayarak nükleer reaksiyon gerçekleştirirler. Bu işlem sırasında da ortaya radyasyon ve enerji çıkar.

Nükleer enerji uranyum veya toryum gibi radyoaktif elementlerin nükleer (yani çekirdeklerinin içerisinde) reaksiyonları sırasında açığa çıkan enerjiye verilen isimdir. Bu enerji elektrik gibi barışcıl amaçlarla kullanılabileceği gibi atom bombası yapımında olduğu gibi insanları öldürmek için de kullanılabilir. Tabii atom bombasının kullanılması savaşın daha da uzamasını engelledı ve potansiyel olarak daha fazla sayıda insanın ölmesini engelledi diye atom bombasını savunanlar da var, ve bir bakıma da haklılar. Ikinci Dünya Savaşından sonraki yıllarda bir dünya savaşının daha çıkmasını nükleer caydırıcılığa borçlu olduğumuzu da söyleyebiliriz. Biz barışcıl kullanım alanlarında konuşmaya devam edelim.

Nükleer enerjiden elektrik üretme teknolojisi dünyada bir kaç ülkede var sadece. Iran gibi ülkeler de hem silah yapımında hem de enerji üretiminde bu teknolojiyi kullanmak için şu sıralar çaba sarfetmedir. Şunu söyleyebiliriz ki karbon bazlı enerji kaynaklarının fiyatlarında gördüğümüz artış son bir kaç yıldır nükleer enerjiye olan ilgiyi arttırmıştır. Diğer bir neden de nükleer enerjinin çevreyi kirlenmesini önlemede oldukça güçlü bir aday olarak karşımıza çıkmasıdır. Greenpeace gibi gönüllü çevreci kuruluşların propagandalarına aldanmayın. Onlar Çernobil faciasını kullanarak insanları korkutmaya ve nükleer enerjiden soğutmaya çalışıyorlar. Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı olan ve toryum gibi rezervlere sahip ülkelerin kendi teknolojisini geliştirmesi ve dışarıya olan bağımlılığını azaltması stratejik olarak bir gerekliliktir. Devlette bu konuyu yönetebilecek bilgi ve vizyonda bilim adamları var mı bilmiyorum (ve bu beni bir miktar endişelendiriyor) ama Türkiye’nin bu konuda daha fazla zaman kaybetmesi doğru değil.

Bu yazıda nükleer nedir sorusuna cevap verdik ve Türkiye’nin nükleer enerji konusunda bir an önce teknolojik birikim ve üretim kapasitesi kazanması gerekliliğini vurguladık. Bu konuda daha önce yazdığımız şu yazıları okuyabilirsiniz:


Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları Read More!

Dışsallık Nedir?

Bu yazımızda dışsallık nedir sorusunu özel üniversitelerden bir örnek vererek açıklayacağız. Özel üniversiteler konusunu burada çok konuştuk, daha önce ben yazdım, baris yazdı, Murat Çokgezen yazdı. Medya’da da Fatih Özatay yazdı benzer konuları. Insanlar genellikle gerizekalı değildir. Türkiye’de ortalama 3-4 matematik sorusu cevaplayabilen insanların dahi üniversitelere gidip diploma alması, sonrasında da “bir çok kişiyi şaşkınlığa uğratacak şekilde” işsiz kalmaları bu konuya kafası basanlar için hiç de şaşırtıcı değil. Insanlar eşit değildir, herkesin zeka düzeyi de, motivasyonu da aynı değildir. Tembel insanlar vardır çalışkan insanlar vardır. Akıllı insanlar vardır, az akıllı insanlar vardır. Siz şimdi sosyalist bir sistemde her insana eşit maaş verirseniz bu durumda tembel insanları çok çalışmaya teşvik etmiş olmuyor, çalışkan insanları az çalışmaya zorluyorsunuzdur. Eğer bu insanlar kendilerine olan saygılarından dolayı çalışmaya devam ediyorlarsa Allah onları bağışlasın, ama bu insanların çoğu “kır atın yanında duran ya huyundan ya da suyundan kaparmış” misali tembellere daha çok benzemektedirler. Işte biz buna negatif dışsallık diyoruz. Sosyalizm veya komünizm negatif dışsallıklar yarattığı için, yani insanları daha çok çalışmaya teşvik eden sistemlere değil, tembel olmayı teşvik eden sistemlere sahip oldukları için önce Rusya’da sonra da Çin de iflas etti. Kapitalizme vahşi derler, kimse komünist Çin’de kıtlıktan dolayı 20 milyon insanın öldüğünü bilmez. Süper zekalı Mao çok büyük bir planlama dehası göstererek tarımda çalışan insanları “endüstriye” kaydırmış, kıtlık zamanında dışarıya buğday ihrac ederek çok değerli “döviz” elde etmiştir. Insancıl sosyalizm 20 milyon kişiyi açlıktan öldürmüştür.


Devlet üniversiteleri sosyalist mantıkla kurulmuş üniversitelerdir. Hocalar başarılı olsunlar olmasınlar alacakları para aşağı yukarı bellidir. Böyle bir ortamda toplumsal statü ve uluslararası tanınmışlık dışında bu insanları motive edebilecek kaynaklar maalesef yoktu. Özel üniversitelerin kurulması devlet üniversitelerindeki profesörlere yeni bir motivasyon kaynağı oluşturmuştur. Nedeni ise basit. Özel üniversitelerde çalışan hocalar devlet üniversitelerinde çalışanlara kıyasla kat kat daha fazla iş yapıp kat kat daha fazla para kazanıyorlardı. O yüzden de devlet üniversitelerinde çaba gösteren üç beş tane iyi hoca da özel üniversitelere transfer olarak, aynı çabaya karşılık daha fazla para kazanma imkanına kavuşmuşlardır. Burada bazıları “efendim özel üniversiteler devlet üniversitelerinin iyi hocalarını çalıyorlar” şeklinde serzenişte bulunuyorlar, yanlış. O adamların ellerinde bu imkanlar olmasa daha az çalışacaklar, daha kötü bir performans göstereceklerdir. O yüzden özel üniversitelerin varlığı bile devlet üniversitelerinin kalitesini arttırmak için yetiyor. Devlet üniversitelerinde yeni işe başlayan kişiler çok çalışarak, iyi performans göstererek, yayın yaparak özel üniversitelere daha kolay geçebileceklerini düşündüklerinden bu devlet üniversitelerinin kalitesini arttırıyor. Işte biz buna pozitif dışsallık diyoruz.

Yukarıdaki üç paragrafta anlattıklarımı anladınız mı? “Anladık, anladık, bunda anlaşılmayacak ne var” demeyin. Ruslar, Çinliler, Hintliler 70 senede, o da kapitalist ülkeler onlara tur bindirdikten sonra onları görüp zar zor anladılar. Ortada daha anlamayan “sosyalizm, komünizm, anarşizm, faşizm” diye dolaşan bir sürü insan da var. Çin’de ekonomiyi planlayanlar yüzünden 20 milyon kişinin açlıktan öldüğünü söyledim (ki kimi araştırmacılar bu rakamın 43 milyon kadar yüksek bir rakam olduğunu iddia ediyor). Hala insanlar devletlerin “planlayarak” bir çok probleme çözüm bulabileceğini, piyasalardan daha iyi sonuçlar ortaya koyabileceğini iddia ediyor. Inanmıyorsanız “devlet üniversitelerinin kalitesini arttırmak için ne yapmamız lazım” diye bir sorun. Bir çok kişi size devletin rolünü arttıracak bir sürü “çözüm” sunacaktır. Işte bu kişilere sosyalist diyoruz. Reagan’ın bir lafı var: devletler problemleri çözemezler, asıl problem devletin kendisidir. Devlet üniversitelerinin şimdi içinde bulundukları durumun sorumlusu devlettir, ve geçmişte iyi niyetle atılmış adımlardır. Iyi niyetle atılmış bu adımların yarattığı “beklenmedik” negatif dışsallıklar yüzünden ortalıkta yüzbinlerce üniversiteli işsiz dolaşıyor. Şimdi problemi yaratan devletten çözümü yaratmasını beklemek ne kadar akıllıca bir davranış olur siz cevap verin.

Dışsallık nedir sorusuna bana sorarsanız bundan daha güzel bir cevabı zor bulursunuz. Bu cevabı da benimle bu konuda atışmaya giren bayağı bir sol (yani burdan sola dönün, bayağı bir gidin, ondan sonra üzerinde yürüdüğünüz çıkmaz sokağın sonuna doğru karşınıza çıkacaktır) görüşe sahip bir arkadaşın yarattığı pozitif dışsallığa borçlusunuz. Yoksa yazılarımı burada değil de, yeni blogda yayinlamayı planlıyordum... Read More!

CMA Kurslari ve Sinavlara Hazirlik: Finans Kariyer

Finans Kariyer blogu mali işler / finans alanında geçerli sertifikasyonlara yönelik sitelerinde CMA (certified management accountant ) sertifikası ile ilgili detaylı bilgiler geçiyorlar. Dahası diğer uluslararası sertifikalar da yer alıyor bloglarinda.

Doğrudan profesyonellere yönelik bu yazılarından daha çok insanın faydalanması için sitemizden duyuruyoruz.

Gidin bir goz atin, SPK sinavlarina ve hazirlik kurslarina ait bilgiler de Finans Kariyer sitesinde aliyormus, aha burada SPK lisanslama.

Madem duyuru yapiyoruz, sayfanin diger yarisi da bos kalmasin, biraz da kendi yazilarimizi duyuralim:

Altın Yorumları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar
Nükleer Kirlilik
Tutumlulukla ilgili Atasozleri
Çernobil Faciası
Borsa Yorumları Read More!

Ekonomi Yorumları ve Beklentiler

Geçen sene okuduğum en ilgi çekici kitaplardan bir tanesi “Wisdom of Crowds” isimli toplumun ortak aklının bir çok durumda toplumun içerisindeki en akıllı insandan daha isabetli tahmin yapabileceği savını savunan kitaptı. Yan tarafa bağlantısını koydum, çok da pahalı değil, ingilizce biliyorsanız alın okuyun. Bu yazıda geçen sene Merkez Bankasının yaptığı beklentiler anketi sonuçlarına istinaden yaptığım ekonomi yorumları ve onların isabet yüzdesi konularını tartışacağım. Surowiecki gibi ben de toplumun ortak aklının bir çok durumda en iyi analistlerden daha iyi öngörülerde bulanacağını düşünüyorum. Ancak iş ekonomi tahminlerine geldiğinde, özellikle enflasyon, döviz kuru, cari açık gibi kimsenin anlamadığı ama her önüne gelenin kendini Nobel ödüllü ekonomist zannettiği ülkemizde bu konularda yapılan tahminlerin de elle tutulur yanı olmuyor.

Bakınız geçen sene 10 Haziran tarihinde “Piyasa Beklentileri” başlıklı bir yazı yazmışım ve Merkez Bankasının yaptığı beklenti anketinden çıkan sonuçları eleştirmişim. Normalde toplumun ortak aklının bu konuda benden çok daha isabetli tahmin yapıyor olması gerek. Tek tek beklentiler ve bunlara istinaden yaptığım ekonomi yorumları üzerinden gidelim.

1. Sene sonu enflasyon beklentisi %6,12 imiş, Ben “Sene sonu enflasyonu hakkında çok kuvvetli fikirlerim yok ama riskler yukarı yönlü” demişim. Sene sonunda enflasyon %6,5 çıktı.

2. Bir yıl sonra enflasyon beklentisi 6.59% imiş. Ben %6,59’un üzerinde çıkacaktır demişim. Henüz Haziran ayına gelmedik ama şimdiden Haziran ayının başında açıklanacak enflasyon oranlarının %9’un üzerinde geleceği garanti gibi. Yani yine piyasa beklentileri yanılmış, ben haklı çıkmışım.

3. Iki yıl sonrası için enflasyon beklentisi %6,45 imiş, ben bunun üzerinde çıkacak demişim. Gelecek sene dönün bakın, bunun üzerinde çıkacaktır.

4. Sene sonu dolar kuru beklentisi 1,63 TL imiş. Ne demişim ben bu beklenti için? Çok yüksek demişim, “Ben dolarin sene sonunda bu seviyenin altinda olacagini dusunuyorum. Hatta bayagi bir altinda bile olabilir ama piyasa 1.63 tahmini yaptigina gore bende dogru cikma olasiligi %50'den fazla olan su tahmini yapayim: sene sonu dolar kuru 1.62'nin altinda olacaktir (bence bunun dogru cikma olasiligi %75'den daha fazla, onumuzdeki gunlerde dolar kurunda bir ziplama oldugunda vadeli islemler piyasasinda kumar oynanabilir)” Medyum Memiş bu kadar isabetli tahmin yapamıyor, benim ne cinim var ne de Roubini gibi sihirli kürem, ekonominin geleceğini kitap gibi okuyorum...

5. Yıllık büyüme oranı, yani küçülme oranı %4.2 şeklinde bekleniyormuş. Ben de demişim? “Bence küçülme oranı bu rakamdan da daha kötü olacaktır." Tüik büyüme rakamlarını açıklamadı ama benim tahmin ettiğim gibi %-4,2’den daha kötü geleceği herkes tarafından bekleniyor. Hatta %-6 küçülme bekleyenler var ama benim tahminim o kadar kötü olmayacağı yönünde."

6. Cari açık beklentisi $11,4 milyar imiş. Ben ne demişim: “Oooooldu, gözlerim doldu. Birincisi dolar değer kaybedecek, ikincisi enerji fiyatlari yükselecek, üçüncüsü ekonomi büyümeye başladı (evet, krizde dibi gördük ve ufak ufak büyümeye de başladık). Cari açık bu rakamın üzerinde olacaktır, en azından $15 milyar diyeyim.

2009 yılında cari açık $13,9 milyar olarak gerçekleşmiş. Piyasa beklentilerinin $2,5 milyar üzerinde, benim beklentilerimin ise $1,1 milyar altında. Rakamı tam olarak bilemesem de piyasa beklentilerinin aşırı düşük olduğunu yine doğru tesbit etmişim. Ayrıca neden böyle düşündüğümü açıklarken doların değer kaybedeceğini, enerji fiyatlarının yükseleceğini, ekonominin büyüme başlayacağını (ekonomi üç çeyrektir büyüyor, mevsimsel etkilerden arındırılmış çeyreksel büyüme rakamlarına bakınız) ve kirzde dibi gördüğümüzü ve çıkışın başladığını çok isabetli bir şekilde tespit etmişim. O yüzden bu tahminimde de haklı çıktığımı söyleyebilirim.

Özetlersek 6 tahmin yapmışım, 5 tanesi isabetli çıkmış, bir tanesinin sonucu daha belli değil. Bunun böyle olması da tesadüf falan değil. Ekonomi yorumları konusunda benden iyisi az bulunur, sadece 2009‘da değil 2006’dan bu yana yaptığım tahminlerde çok yüksek isabet yüzdesi yakaladım, 2008 krizini önceden gördüm, 2006 krizinde düşük fiyatlardan kağıtları alarak iyi getiriler sağladım. Peki Ekonomix’in 2010 yılına ilişkin ekonomi yorumları ve öngörüleri nelerdir diye merak ediyorsanız adresi vereyim: Ekonomi Türk 2. Üyelerimiz ekonomi konusundaki yazılarıma ücretli blogumuzdan ulaşabilirler. Buradan yayınlasam görüşlerimi, yine hırsızın biri gelecek, yazılarımı çalacak, sonra kendi görüşleriymiş gibi satmaya çalışacak.

Aşağıya ben de bir kaç ilginç yazının linkini koydum, çoğu benim yazım:
Borsa nedir?
Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
GSYH, CPI ve GSYH Deflatoru
Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası
Türev Konu Anlatımı: Türev Nedir
Iktisat nedir
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar Read More!

Gönüllü Çevreci Kuruluşlar

Türkiye’deki gönüllü çevreci kuruluşlar hangileridir, adları ve amaçları nedir, bu tür kuruluşlara ihtiyaç var mıdır sorularının cevaplarını bu yazıda vereceğim. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki tüm ülkelerde insanlar ve şirketlerin davranışları sonucunda çevre olumlu ve olumsuz etkileniyor. Özellikle olumsuz etkilendiği durumlarda çevreye zarar verenler bir fayda sağlarken, bu işin maliyeti başka insanların sırtına binebiliyor. Mesela tehlikeli atıklarını yakındaki bir nehire veya havaya saçan ağır sanayi şirketleri çevreyi kirletirken kar elde ediyorlar, bunun ceremesini de fabrikanın yakınında yaşayan halk veya yüzlerce kilometre ötede nehrin getirdiği pisliklerle uğraşmak zorunda kalan vatandaşlar çekiyor. Bu tür durumlar özellikle Çin’de ve gelişmemiş ülkelerde oldukça yaygın.

Şimdi bu tür durumlara veya burada sıralamadığım benzer durumlara karşı halkın gönüllü olarak bir araya gelmesi ve mücadele etmesi alkışlanacak bir davranıştır. Gönüllü çevreci kuruluşlar böyle yaparak hem doğal çevrelerini korumuş oluyorlar, hem de sosyal çevrelerine fayda sağlıyorlar. O yüzden çevreci kuruluşlara ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu gönüllü çevreci kuruluşlar her zaman her şeyin en doğrusunu bilirler, ya da her söyledikleri doğrudur anlamına da gelmez. Şirketlerin sözlerine ne kadar şüpheyle yaklaşıyorsak, gönüllü çevreci kuruluşların sözlerine de belki biraz daha az olsa da yine de benzer bir şüpheyle yaklaşmakta fayda vardır. Insanoğlu çiğ süt emmiştir, çevreci pozuna girmek kimseyi sütten çıkmış ak kaşık yapmaz.

Türkiye’deki gönüllü çevreci kuruluşların adları nelerdir diye merak ediyorsanız hiç bekletmeden sıralayalım: Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı, Çevre ve Kültür Kuruluşları Dayanışma Derneği, Doğal Hayatı Koruma Derneği, Türkiye Çevre Vakfı, TEMA, Doğa ile Barış, Deniz Temiz Derneği, Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu, ve benim genellikle sevmediğim Greenpeace. Bu kuruluşlar hakkında biraz daha detaylı bilgiyi şuradan alabilirsiniz. Gönüllü çevreci kuruluşlara ait daha geniş bir listeye ve telefon numaralarına ise şu adresten ulaşabilirsiniz. Listeyi gören de Türkiye’de yeşillikten geçilmiyor zannedecek. Umarım bu kişiler gerçekten gönüllüdürler ve çevreyi korumak ayağına yatıp ceplerini doldurmaya çalışmıyorlardır. Burada televizyonlarda günde sadece 30 sente bir çocuk doyurun diye reklam yapan ve sürekli salya sümük sefil Afrikalı çocukları gösteren bir açlık yardım kuruluşu var mesela. Adamlar topladık her 100 doların sadece 20 doları ile açları doyururken, 50 dolar reklamlara gidiyormuş, 30 dolar da yönetim giderleriymiş (adamların gözü aç anlaşılan).

Gönüllü çevreci kuruluşlara da “açları doyuran gönüllülere” yaklaştığımız şüpheyle yaklaşalım. Ben mesela Greenpeace’i ve onların anti nükleer söylemlerinin karşıtı düşüncelere sahibim. Bu konularda yazdığım yazıları aşağıya koyuyorum:

Çernobil Faciası nedir?
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları Read More!

Çernobil Faciası Nedir?

Nükleer enerji konusundaki yazılarıma Çernobil faciası nedir açıklayarak ve sonuçları hakkında özet bilgiler vererek devam edeceğim. Yazının şablonunu Editör’den aşırdım, yeni sisteme biz de uyalım. Çernobil faciası 26 Nisan 1986 yılında Ukrayna’da gerçekleşen ve sosyalistlerin dünyaya attığı büyük kazıklardan bir tanesidir. Çernobil faciası olmasaydı, belki de çevreciler ve Greenpeace bugün bu kadar güçlü olamayacaktı. Kendilerini dünyadan soyutlayarak kapitalizmi tarihe gömeceklerini zanneden Sovyetler, dandik nükleer teknolojileriyle Dünyada gelmiş geçmiş en büyük nükleer kazayı gerçekleştirerek kapitalizmi değil ama kapitalizmin nükleer teknolojisini tarihe gömdüler. Daha yeni yeni, o da petrol fiyatlarının zıplamasıyla nükleer endüstrisi belini doğrultmaya başlayabiliyor.

Çernobil faciasının faturası ne olmuş bir de ona bakalım. Çevrecilerin yalanlarına bakarsanız Çernobil faciasından “etkilenenlerin” sayısı milyonlarca insan olmuş. Etkilenmek insanların işkembelerinden salladıkları bir istatistik. Ona bakarsanız ben de finansal krizden etkilendim, dünya çapında finansal krizden “etkilenenlerin” sayısı 5 milyarı geçiyor. O zaman finansal şirketleri ve bankaları kapatmamız mı lazımdır? Laf işte, aklı bir karış havada çevreci olmasa “devrimci” olacak üç beş tane hayalperestle, bu işten nemalanmaya çalışan uyanıklardan oluşuyor çevreciler. Ben size Çernolbil faciasının tüm dünyayı ne kadar etkilediği söyleyeyim de gönüllü çevreci kuruluşların Çernobil hakkında ne kadar büyük bir yalan söylediğine siz karar verin.

Içerisinde 100 kadar dünya çapında tanınmış uzmanın yer aldığı, IAEA, Dünya Sağlık Teşkilatı, Birleşmiş Milletlerin ilgili birimleri ile Rus, Beyaz Rus ve Ukrayna devletlerinin oluşturduğu ortak bir oluşum olan Çernobil Forum 2005’de bir araştırma yayınlayarak Çernobil nükleer felaketinden dolayı hayatını direkt ve dolaylı yollardan kaybedenlerin sayısının 4000 civarında olduğunu belirlemişler. Dikkat edin bu araştırmayı taraflı ve lobici Nükleer Santral şirketleri finanse etmiyor, taraflı ve lobici Greenpeace de finanse etmiyor, finansmanı saygın ve olabildiğince bağımsız kuruluşlar tarafından yapılıyor ve içerisinde de 100 civarında bilim adamı bulunuyor. Bu kişilerin hesapladığı direkt ve dolaylı rakam ise 4000 imiş. Yani radyasyonlu çay içtim, kanser oldum, öldüm diyenler de hesaba dahil ediliyor. Topu topu 4000 kişi.

Onların çoğu da kazadan dolayı direkt ölenler değil, sosyalistlerin kazayı örtbas etmek için Çernobil’in 40 km çevresindeki insanları hemen uyarmayıp günlerce radyasyona maruz bırakmasından dolayı hayatlarını kaybetmişler. Çernobil faciasının bilançosu gelişmiş bir batı ülkesinde çok daha düşük olurdu anlayacağınız. Çernobil faciası nedir size tekrar söyleyelim. Rusların halt yemesidir, başka bir şey değil.

Diger Nukleer Enerji Yazilari:
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar Read More!

Gülay Göktürk Gülay Göktürk’e Karşı

Gülay Göktürk Tekel işçileri hakkında bir yazı yazmış, dün yazdigimiz Nuray Mert ve Tekel işçileri yazımızda tartıştığımız Nuray Mert gibi yazarların aksine doğrulara daha yakın şeyler söylemiş ama bir noktayı es geçmesi beni bir miktar rahatsız etti doğrusu. O yüzden eski yazılarına gittim ve Tekel işçileri hakkında söylediklerine cevap olabilecek bir yazısı var mı diye baktım. Önce bugun ne dediğine bir bakalım:

Benim sözüm, herhangi bir işçi direnişi söz konusu olduğunda, önünü arkasını, haklıyı haksızı, kamu çıkarının nerede olduğunu düşünmeden o direnişi "kutsal" ilan edip yanında saf tutanlara...

... O zamana kadar ekonomiden sorumlu olan bakanlarımız, Avrupa ülkelerinde yüzde 2'lerde seyreden kamu açığının bizde yüzde 14'e varmasının ne anlama geldiğini bir türlü kavrayamadıkları için mi böyle duvara toslamıştık? 130-140 milyar dolarlık borç stoku erimeden dururken ve bütçenin çoğu borç faizlerine kapatılırken, "usta" para manevralarıyla, Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye giydirerek günü kurtarmaya çalışmanın çıkmaz yol olduğunu o zamana kadar ekonomiyi yönetenler bilmiyorlar mıydı?

... Kısacası, çöküşü önlemenin siyasi bedelini ödemek yerine transfer politikalarına devam etmeyi ve açığı kapatmak için borçlanmayı tercih ediyordu. Bu politika, bugün kendi siyasi geleceğini kurtarmak için, gelecek kuşakların refahından çalmak demekti. Evet, 2001 krizine kadar siyasetçinin yaptığı özet olarak buydu. 2001'de duvara toslamamızın sebebi de buydu. Şimdi bu iktidar, siyasi bedelini ödemeyi de göze alarak, "Ben bunu yapmayacağım, devletin sırtındaki kamburu kalıcı olarak büyütmeyeceğim" diyor. Ve bizler, yani vergi verenler, bu tutumu alkışlamamız gerekirken; nihayet siyasi risk alarak doğru olanı yapmaya cesaret eden bir hükümetimiz var diye sevinmemiz gerekirken işçi kuyrukçuluğu yapıyoruz.

Ben bu konuda yorumumu sadece üyelerimizin görebildiği yeni sitemizde yaptım (uyelik ile ilgili detaylar icin tiklayin). Gülay Göktürk yazısının sonunda hükümet şakşakçılığı yaparken “başka” bir Gülay Göktürk dun ona şu sözlerle cevap veriyor:

“Herkes vergi kaçırır; sadece bazen "şanssız" birileri yakalanır. Dönen yolsuzlukları herkes bilir. Ama kimse işleme sokmaz. Yolsuzluk dosyaları günü geldiğinde şantaj aracı olarak kullanılmak üzere sümen altlarında saklanır. O gün geldiğinde, bir "ahlaksız müteahhit" karşımıza çıkarılır ve bizden linç etmemiz istenir. Herkes bu işlerin böyle yürüdüğünü bilir.

... Denilebilir ki, evet, şimdiye kadar hisse devri usulü konusunda gevşeklik gösterilmiş olabilir ama yanlışın neresinden dönülse kârdır, biz buraya bir çizgi çiziyoruz. Bundan böyle hisse devirlerinde kimseye müsamaha etmeyeceğiz. O zaman da yeni bir başlangıç için başlanan yer yanlıştır. Eğer siz şu ana kadar göz yumduğunuz bir usulsüzlüğe bundan sonra göz yummayacaksanız, işe en ateşli muhalefeti yürüten yayın grubundan başlamazsınız. Eğer başlarsanız, kimse sizin niyetinizin "yeni bir başlangıç" yapmak olduğuna inanmaz. Sadece ve sadece muhalefeti boğmaya çalışan bir iktidar durumuna düşersiniz.

Hangi Gülay Göktürk doğruları söylüyor? Read More!

Nuray Mert ve Tekel işçileri

Son günlerde Tekel işçileri ve hükümet arasındaki kapışma devam ediyor, bir yandan da köşe yazarları bu konudaki görüşlerini sıralıyor. Bugün Radikal okurken Nuray Mert isimli yazarın anlaşılması çok da kolay olmayan bir dille yazılmış yazısına denk geldim. Anladığım kadarıyla Nuray Mert Tekel işçileri hakkında yazdığı yazısında bir yandan Kemal Derviş’e, muhalefete ve hükümete giydirirken bir yandan da işçilere destek çıkmış, yazısından bir iki alıntı yapayım:

“Kendi emekçisini bunca madur etmek bahasına da olsa!
Daha önce de yazdım, istihdamı es geçen özelleştirmeler, emekçilerin içine düştüğü durum, bu hükümetin yarattığı değil, uygulamaya devam ettiği bir ekonomik politika. Bu ekonomik programın son mimarı sosyal demokratların dört elle sarıldığı Kemal Derviş’di. Nitekim, hâlâ Türkiye’deki ekonomik politikayı öven demeçler verip duruyor. Derviş’e toz kondurmayıp, birdenbire emek dostu kesilerek hükümeti eleştirmek gerçekten de samimiyetsiz ve partizanca bir tavır.
Ama hiçbir şey, iktidarın emekçilerin her türden talep ve hak arayışını kuru gürültü olarak sindirmeye çalışmasını mazur gösteremez.”

Şimdi Ekonomi Türk’te artık politika yazılarına izin çıkmadığına göre biz de Nuray Mert’e politik olarak yaklaşmayacağız. Eleştireceğim nokta politika ile ekonominin kesiştiği noktada bir anda kendilerini bulan politika yazarlarının ipe sapa gelmeyen ekonomi yorumları yapmaları. Yazının devamında gündeme getirilen PKK, vs. gibi konulardan bahsetmiyorum, Nuray Mert’in yukarıya aktardığım kısımda kullandığı şu ifadelere iki çift lafım olacak:

- “emekçisini bunca madur etmek”
- “istihdamı es geçen özelleştirmeler”
- “emekçilerin talep ve hak arayışı”

Daha sonra ise Tekel işçileri konusunda Nuray Mert’in mi, hükümetin mi, yoksa üçüncü sürpriz bir grubun mu haklı olduğunu belirteceğim.

Nuray Mert ve tekel işçileri hakkındaki yazımızın devamını üyelerimiz ekonomiturk2.blogspot.com blogundan okuyabilir. Üyelerimiz ayrıca borsa ve piyasa bültenimize de ücretsiz ulaşabileceklerdir. Uyelik ile ilgili bilgilere “özel üyelik detaylı bilgi” sayfasından ulaşabilirsiniz. Read More!

Borsa Yorumları

Bugünlerde bir çok kişi borsa yorumları yapan ekonomistleri rahatsız edip tüyo almaya çalışıyor. Ben de bunlardan bir miktar muzdaripim. Bir süredir yazı yazmamama rağmen yazılanları büyük bir dikkatle takip ediyorum. Özellikle en son yapılan ankette eski yazılara destek çıkan okuyuculara teşekkür ediyorum. Ankete cevap verenlerin %40’ı eski yazıların daha iyi olduğunu söylerken %20’si nötr bir tutum takınmış, %40 ise yeni yazıların daha iyi olduğunu düşünüyor. Eski yazıları beğenen okuyucuların neden eski yazıları beğendiğini merak ediyorum doğrusu, yorumlar kısmına mesaj bırakabilirlerse sevinirim.

Borsa yorumları ve tüyolar konusunda benim görüşlerimi merak eden okuyuculardan ise borsa ve piyasa bültenimize üye olmalarını bekliyorum. Eski yazılara özlem duyan okuyucular için borsa ve piyasa bülteninde yer alan tüm yorumların da yer alacağı yeni bir blog başlattık. Bu blogda benim yeni yazılarıma da ulaşabilirsiniz. Üyeliği 100 kişi ile sınırladığımızı belirterek elinizi çabuk tutmanızı bekliyorum; hedeflediğimiz kapasiteye ulaşırsak Ekonomi Türk yazarlarının (blogda kimliğini açıklamamak için şimdi yazı yazmayanları da kastediyorum) bir kısmını da parayı bastırıp aramıza katmayı planlıyoruz.

Bu plan çerçevesinde Ekonomi Türk blogunun da ücretsiz olarak faaliyetine devam etmesine karar verdik. Sitenin yeni sahibine bu konuda anlayış gösterdiği için ve Ekonomi (ekonomi nedir?) Türk gibi değerli bir kaynağı açık tuttuğu için ayrıca minnettarız.

Dediğim gibi borsa yorumları, ekonomideki son gelişmeler, geleceğe yönelik tahminler için yeni adresiniz ekonomiturk2.blogspot.com. Ben de tekrar rahat rahat yazı yazmaya başlayabilirim böylece.

Bu konu ile diger alakali bir yazi ise Borsa Nasıl Oynanır? En Sağlam Tüyolar baslikli yazimizdir. Read More!

Spekülatif Tahmin

Yeni yildan itibaren yazilarimi bayagi bir azaltacagim, su nükleer santraller meselesini bir sonuca baglamayi planliyorum, onun disinda bir iki ufak tefek yazi daha yazabilirim ama cok cey beklemeyin. Hem sitenin yeni sahibi de bayagi bir degisiklik yapip manevra alanimizi daraltti.

Hatirlarsaniz gecen ayin sonunda Amerika'da yasayan okurlarimiza yonelik spekülatif bir tahmin vermistik ve %20 getiri bekledigimizi soylemistik. Daha sonra israr eden veterantrader isimli okuyucumuza bu spekülasyonun Goldman Sachs sirketinin yaptigi "conviction buy" oneriler gibi oldugunu yani cok emin oldugumuz bir oneri oldugunu ve sene basindan beri 3-4 kere yaptigimiz ve bir iki ay icerisinde %20 getiri saglayan diger tahminler gibi olacaginin altini cizmistik.

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller

Aradan bir ay gecti, biz tahmini yayinladiktan sonraki saatler hissenin fiyati yaziyi yazdigimiz zaman olan $11.40 fiyatinin altina dahi gerilemisti. Yani yazi okundugunda hareket eden okuyucularimiz bu kagidi $11.40 civarindan alabilirlerdi. Ertesi gun kagit %5 yukseldi, sonraki gunlerde de yukselmesine devam etti. Bugun az once kagidin $13.45'den islem gordugunu gordum. Madem dedim aradan 1 ay gecmis, kagitta benim koydugum $13.70 hedefininin sadece %2 altinda, ayrica ben de yazi yazmayi birakiyorum, bu tahmin dosyasini rafa kaldirmanin bundan daha iyi bir zamani olmaz. Evet bir ayda %20 getiri saglayamadik ama %18 getiri sagladik. Bundan daha iyi bir veda az bulunurdu herhalde.

Haa bana sorarsaniz bu fiyat da ucuz bu kagit icin ama artik sitenin yeni yazarlari bu konularda yorum yapsinlar, onlar da bu islerden anlarlar, tek problem bu isi bedavaya yapmaya gonullu olmamalari sanirim :(

Mutlu yillar. Read More!