Devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Japon Havayollari

Sonunda beklenen oldu, Japon Havayollari (Japan Airlines) batti. Sirketin piyasa degeri 150 milyon dolara dusmus. Bir Boeing 747'nin liste fiyati 228 - 297 milyon dolar civarinda, JAL'in filosunda 36 adet Boeing 747 var. Bu demektir ki, Asya'nin en buyuk havayolu sirketinin piyasa degeri tek bir Boeing 747'in altina dusmus. Peki JAL neden batti?

Hani bizde de bir ara moda idi, politikacisi guclu olan sehire bir havaalani yapilirdi. Sonra da o havaalani acilmaz curumeye birakilirdi. Haberlerde havaalanin ot tutmus pisti uzerinde yuruyen spiker, "bari yaptiniz acsa idiniz" tadinda bir konusma yapar sonra da sehir ahalisinin ayni sekildeki sikayetlerine mikrofon tutardi. O zamanlar ben de "acin isletin" kardesim diye dusunurdum ama iyi ki o havaalanlari curumeye birakilmis.

Kucuk bir sehire sirf politik nedenlerle havaalani yapmak kendi basina buyuk bir israf. Ama ondan daha da buyuk bir israf var, Japonya'nin yaptigi. Yani adamlar hem o havaalanini yapmis, hem de sonra o havaalanini acip devlet kontrolundeki havayolu sirketini o havaalanina ucmaya zorlamis. Koca koca ucaklar %30-%40 kapasite ile surekli zarar eder durumda ucunca sirket batiyor haliyle. Gerci JAL'in tek derdi bu degil ama en buyuk derdi bu.

Televizyonda izledim, Japon muhabir gunde iki sefer olan kucuk bir sehire JAL'a ait bir MD-81 ile yolculuk yapti. Ucak %60 bos idi. Hep de boyle imis. Daha da kotusu bu sekilde yolculuk yapilan onlarca havaalani var. JAL yillar once hayatta kalmak icin yapmasi gerekeni simdi oldukten sonra mecburen yapacak, bu havaalanlarina ucmayacak. Haberde ucaktan inen bir avuc is adami "simdi biz ne yapacagiz, yerel ekonomimiz buyuk zarar gorecek" tadinda sikayetlerini dile getirdiler. Eger sizin yerel ekonominizden gercek bir talep var ise zaten bir ozel sirket onu gorur ve kucuk bir ucakla (ornegin 70 kisilik bir Q400 ile) doldurur. Belki JAL 170 kisilik ucakla gunde iki kere uctugu icin gercek ve ekonomik bir talep vardi ama verimsiz bir yontemle karsilaniyordu. Ha gunde bir sefer Q400'u dolduracak adam yoksa zaten sizin havaalani kurmaya gucunuz yok demektir. Boyle bir sehre havaalani kurmak, dag basinda 100 nufuslu koye otobus terminali kurmak gibidir.
Read More!

Hersey bir Ponzi Sistemi olmasin?

Normalde, bir devlet borç bulmak istediginde, dunyanin geri kalanina (kendi vatandaslari da dahil) hazine bonosu satar. Ama bunlar normal zamanlar degil. Kanadali Sprott Asset Management adli hedge fon yöneticisi şirketin Amerika Birleşik Devletlerinin 2009 yilindaki borçlanmasi ile ilgili raporunu okuyunca insanin aklina da normal bir devlet borçlanmasi degil, ponzi sistemi geliyor.

Raporda Sprott, ABD'nin 2009 yilinda aldigi 1.88 trilyon dolar borcun kaynaklarina derinlemesine bakiyor ve uc buyuk borc veren grup goruyor:

- Yabanci ve uluslararasi yatirimcilar ($697.5 milyar)
- FED ($286 milyar)
- Hane halki (household) sektoru ($528 milyar)

Issizlik, haciz, vs.. ile bogusan hane halkinin nasil olup da 2009'da, 2008 yilinda verdikleri borcun 35 katini devlete verdiklerine sasiran sirket, hanehalki sektoru kaleminin aslinda hesap defterini dengelemek icin icat edilmis bir kalem oldugunu (hanehalki sektoru = tum borc eksi muhasebesi yapilabilen tum borc) goruyor.

Elindeki veriye bakarak Sprott, bu kaleminin arkasinda FED'in oldugunu tahmin ediyor, FED'in para basarak Hazine bonusu aldigini, boyle hazinenin disardan para bulmakta sorun yasamadigi izlenimi uyandirdigini belirtiyor. Buna da ponzi sistemi (sahtekarligi?) diyor. Raporda sirketin iddiasini destekler somut veriler goremedim (belki amerikan halkinin hazine bonosu alasi gelmistir) ama ABD'nin en buyuk borc vereninin adlandiramamasi ve bir kitap dengeleme kalemine yazmasi da rahatsiz edici bir durum.

"Is it all just a Ponzi scheme?" adli rapora su linkten ulasabilirsiniz.


Read More!

Google panikte


Dubai mubai hikaye! Devlet baba Google'a rakip olacagini aciklayinca, dunyaca unlu arama motorunun hisseleri tepetaklak dusmeye basladi. Grafikte de goruyorsunuz. Aslinda goremiyorsunuz ama ben asagi yonlu trendi gozunuze sokmak icin Yigit Bulut oku yerlestirdim. Artik rahat gorursunuz.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Bilgi Teknolojileri Kurulu'nun projesi ile internet dunyasinda dengeler degisecek. Google CEO'su Eric Schmidt Ekonomi Turk'e yaptigi ozel aciklamada Microsoft ile rekabetlerinin normal oldugunu, ancak Turk devletinin piyasaya girmesiyle boyle bir rakibe karsi dayanamayacaklarini soyledi. "Bizim email hesabimizda kisi basina sadece 7 GB kapasite var. Ama Turkler daha bismillah demeden 10 GB kapasiteli email hesabi saglayacaklarmis. Ustelik dogar dogmaz. Google uyeleri arasinda bebeler yok." diyerek saskinligini ortaya koyan Schmidt, acil onlem paketi icin Information and Communication Technology Agency adli Amerikan devlet kurumuna basvuracaklarini kaydetti. Diger yandan Turkiye'nin Youtube yasagina karsi ABD'nin de yakin zamanda Turk sitelerini engellemesi bekleniyor. Uzmanlar konunun onumuzdeki hafta Beyaz Saray'da gorusecek olan Erdogan ve Obama tarafindan da masaya yatirilmasini bekliyor.


Read More!

Taraflar Renkleri Göstermekten Çekinmiyorki

Bugün için gelinen noktada Hukuk ve Demokrasiyi tartılışabilir hale getirdiğimizin toplumun farkında olmadığını görmek beni üzdü.

Akp yada Chp bakış açısı penceresinden olaylara baktığımızda dikkat çeken nokta bu ülkede yaşayan Akp yandaşları yada Chp yandaşları diye nitelendireceğimiz toplum bireyleri ülkenin hukuksal bozukluğunu yada demokrasi anlayışından yoksun olduğunu görmekteyiz.

Bugün gelinen noktada Ne Deniz Feneri, Ne Ergenekon Davası ,Ne İrtica Davası Ne Aydın Doğan Medyasına karşı girişilen vergi cezalarını konuşmamız gerekir.

Bugün özgürlük ve demokrasi iki kelimeyi yan yana kullandığımızda hukuk ve medya bagımsızlığı akla gelir.

Gerçekten bugün medya ve hukukumuz özgür iradesiyle hareket ettiğine kim inanıyor.

Bugün kalkıpta hiç kimse medyada işlenen Ergenekon davası veya Deniz Feneri davasında medyanın objektif bakış açısıyla ele alındığını söyleyemez

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Bilgisayar Nedir

Bugün Aydın Doğan medyasının Deniz Feneri olayına bakışı yada Gülen Cemaatinin Ergenekon davasına medya kanalıyla işlemesini tarafsız göz ve saglıklı bir yapı olarak göremez.

Aydın Doğan ve medyasına kesilen vergi cezasını siyasi bulanların başta Avrupa Birliği Komisyonu,Tüsiad, Muhalefet partilerine sorulması gereken nokta devletin bagımsızlığını ve devletin hukuk sisteminin işlemediğini gösterir.

Bugün bu ülkede Aydın Doğan'a kesilen vergi cezasının siyasi olup olmadığını tartışmak yerine Anayasal konumda devlet adına vergi toplayan ve bagımsız olması gereken Maliye Balanlığının mevcut hükümete karşı gelen kişi ve kurumları siyasi gücle bertaraf etmesini konuşmak ve tartışmak gerekir. Bugün Aydın Doğan ön planda olduğu için kesilen vergi cezası tartışma konusu yapılıyor.

Bugün Maliye ve mahkemelerimizin bagımsızlığını tartışmak yerine yandaş ve sempatik bulduğumuz parti ve düşüncesine yakın olduğumuz zumrelerin fanatikliliğini yapmak bizim toplum olarak bir inandırıcılık inanma algımızda bir saplantı olduğunun resmini ortaya çıkarır.

Aydın Doğan verilen cezayı siyasi ve haksız buluyorsa gideceği tek adres vergi mahkemeleri yoksa sahibi olduğu medya gücünü kullanarak ortağı bulunduğu Avrupa birliğine baglı medya birliklerinden yada hükümete karşı muhalefetlik görevi yapmakla yükümlü deniz baykal ve deniz bahceli kanalıyla cıgırtkanlık yapmasına gerek yok

Maliye ve hukuk sistemimiz gerçekten çökmüşse gerçekten birilerin siyasi gücü ve belirli zumrelerin emri altına girmişse ne millet ne devlet ne demokrasi konuşmaya gerek var.

Önceki yazımda anlatmak istediğim konuyu çok iyi anlatmış olduğuma inanıyorum çünkü gelen okuyucu yorumlarında toplumun psikolojisinin ne yönde olduğu konusunda hemfikrim perçinleşti.

Birey olarak Aydın Doğan'ın dürüst veya nadürüst olmasını tartışabiliriz.

Bireysel tartışma dışına çıktığımızda Aydın Doğan'ın dürüstlüğünü tartışmak yerine bu sefer apoletini ve siyasi kimliğini taşıdığımız sempatisini hissettiğimiz düşünceler ortaya çıkar

Deniz Feneri,28 Şubat süreci,Ergenekon dovası,E-Muhtıra,Danıştay Saldırısı,Hükümetin yandaşlarına karşı sempatikliği yada kendisine muhalefet edenlere karşı zalimliği

Tek bir nokta var Aydın Doğan'ın hırsız yada dürüst olduğuna ne ben ne sizler ne AB komsiyonu ne Chp Genel Başkanı Deniz Baykal karar verebilir.

Çünkü yukarıda bahsettiğim gibi biz taraf gözlerle olaylara toplum olarak bakmaktan ve her konuda yargıç kesilmekten vazgecmediğimiz sürece bu ülke bir adım ileri gidemeyecek cünkü birbirimize karşı güvensizliği en içten yaşıyoruz.

Karar verecek olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bagımsız ve anayasal kurumları Read More!

Adam gibi Devlet Adamı Kime Denir.

Sevgili Ekonomix blogunda yazı yazmak için bana fırsat tandığı için öncelikle teşekkürlerimi bir borç bilirim.

Yalova Çınarcıkta yaşamaktayım Kamuda çalışmaktayım . Blog okuyucularına ve Blogdaki diger yazar arkadaşlarla birlikte ekonomitürk ailesinde bir arada olmaktan mutluluk duyuyorum.

Yerel seçimlerin arkasından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin seçim sonuçlarından dolayı Partisinde düşünce akımını baştan aşağıya değiştirirerek Milli görüşün ağırlıkta olduğu bakanlara görev verdi.

Milli görüşcü ve Milli görüş geleneceğinden gelen Kayseri Milletvekili Taner Yıldız'ı Enerji Tabi ve Kaynaklar Bakanlığını Odtü Mezunu Ordu Milletvekili Hilmi Gülerin yerine atamasını yaptı.

Akp iktidarının 1 dönemine damgasını vuran Özelleştirme politikalarının başındaki Özelleştirme idaresi Başkanı Metin Kilci'yi Enerji Bakanlığı müsteşarı olarak ataması AKp 2 döneminde enerji politikalarına agırlık vereceği mesajını kamuoyuna verdi.

1-Nabucco Projesi
2-Güney Akım projesi
3-Samsun-Ceyhan Projesi
4-Nükleer Santral ihalesi
5-Doğalgaz Anlaşmaları

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

Yeni bakan göreve başladıktan sonraki dönemde Rusya ve AB ile birlikte anılan projeler sık sık kamuoyuna geldi. Burada dikkatimi çeken Projelerin fizibilitesi yada rasyonelliği değil devlet adamlığı kavramı bu kavramı sizlerin görüşüne bırakıyorum.

Bir bakanın ağzından Türkiye'deki Nukleer Santral ihale süreci

Tetaş'ın raporunun Enerji Bakanlığına geleceğini söylediği açıklama 07/05/2009

http://www.haberortak.com/Haber/Enerji/07052009/Nukleer-enerji-santrali-mutlaka-yapilmali.php

Tetaşın hazırladığı raporun Önümüzdeki hafta geleceğini açıklaması 17/06/2009

http://www.lpghaber.com/Enerji-Bakani-Yildiz--Nukleer-Santral-Ihalesiyle-Ilgili--Tetas%60in-Kararini-Onumuzdeki-Hafta-Icerisinde-Bekliyoruz--haberi-230361.html

Nukleer ihalesinin bir ay içinde tamamlanacağını söylediği beyanatı 11/08/2009

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=949225&CategoryID=101

Nukleer ihalesinin Eylül ayının 2 haftası sonuclanacağını söyleyen demeci 20/08/2009

http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=3&ArticleID=1130182&Date=20.08.2009&b=Nukleer%20ihalesinde%20%20bir%20eksiklik%20gorunuyor

En son demeci kara mizah ;

NÜKLEER SANTRAL İHALESİBir gazetecinin “Daha önce nükleer santral ihalesinin Eylül’ün ilk haftalarında sonuçlanacağını bildirmiştiniz” demesi üzerine, Yıldız, “ilk haftalarında evet, Eylül’ün ilk haftalarında inşallah bir sonuç çıkartacağız” dedi.Gazetecinin şu anda Eylül’ün ilk haftalarında bulunulduğunu belirtmesi üzerine, “o zaman 3-5 gün daha ekleyelim üzerine” dedi. İhaleye dönük görüşmelerin devam ettiğini bildiren Yıldız, yeni bir teklif sunulup sunulmadığının sorulması üzerine de, yeni bir teklifin henüz sunulmadığını kaydetti.

Nükleer enerji gibi hassas bir ülkenin sosyal ,ekonomi ve enerji politikalarını baştan aşağıya değiştirecek bir ihale sürecinde bir ihalenin suyunu kim bu kadar cıvıklaştırabilir. Yada Dünyada bu kadar tutarsız ve ayarsız demecleri verebilecek bir bakan daha varmıdır.

24 Eylül 2008 günü çıkılan ihalede ihale bitim tarihi 24 Eylül 2009 tarihi görüldüğü gibi ister politikacı ister sade vatandaş olsakda değişmeyen bir huyumuz her işimizi son dakikaya bırakmayı o kadar çok seviyoruzki ;

Burası Petagonya değilki Türkiye Cumhuriyeti adama sormazlarmı hemşehrim 9 Eylül olmuş hala ne teklifi bekliyorsun dedik ya devlet adamlığı bu ülkede cok basit yeterki belirli yeteneklere sahip olmak lazım Read More!

Para kazanma sucu

Ulkemizde en buyuk suclardan biri para kazanmak. Bundan daha buyuk suc da para kazanmak icin calistigini acikca soylemek herhalde. Ama ancak "gluk gluk" seviyesinde iseniz, karin tokluguna calisiyorsaniz, ekmek parasi pesindeyim abi durumundaysaniz para kazanmaniz erdemli bir ugras olarak degerlendirilebilir. Bunu disindaki durumlarda cok para kazanmak ayiptir.

Saglik bakani Recep Akdag doktorlari "israrla para kazanmak istemek"le sucluyor. Konu saglik sektoru, devlet, doktorlar olunca isler karmasiklasiyor. Sorun tek boyutlu olmaktan cikiyor. Ama salt para kazanmak arzusu suc degildir, sirf bu nedenle herhangi bir pozisyonun dogrulugu ispatlanamaz. Kimse de para kazanmak istiyor diye elestirilemez.

Sahsen ben para kazanmak arzusu olmayan bir doktora muayene olmak istemem. Degil doktor, para kazanmak arzusu olmayan bir berbere bile gitmekte tereddut ederim. Isini iyi yapmayan bir doktorun ya da berberin normal kosullarda bu durumdan menfaat saglamasi, para kazanmasi mumkun degildir. Isini iyi yapan ise bunun karsiliginda odulunu alacaktir.

Saglik sektorunde sorun doktorlarin cok para kazanmak istemesi degil, devletin bu sektorun sorunlarini icinden cikilmaz hale getirmesidir. Normal kosullarda, yani arz-talep dengesinin isledigi durumda, eger bir malin ya da hizmetin arzinda yetersizlik varsa fiyatlar yukselir. Turkiye'de eger doktor sayisinda sorun varsa bunu doktorlari kole gibi calistiracak kanunlar cikararak cozemezsiniz. Cozum daha fazla doktorun hizmet vermeye baslamasidir. Eger doktorlarin yuksek paralar kazanmasina izin verirseniz, yani fiyatlar yukselirse, bu durum daha fazla insani doktor olmaya, ayni hizmeti ya da daha iyisini vermeye tesvik edecektir. Bu durum universite-tip fakultesi-uzmanlik kanaliyla uzun vadede gerceklesegi gibi yabanci doktorlarin Turkiye'de hizmet vermesiyle de kisa vadede de mumkun olabilir. Amerika, Kanada, ya da Avrupa'daki bir hekim sayet Turkiye'de daha fazla kazanacagini dusunuyorsa gelip burada hizmet verebilir. Bunda hic bir problem yok.

Ancak devlet isin icine girip problemleri vicik vicik yapinca dogru durust bir cozum mumkun gozukmuyor. Sorunlarini cozeceginizi sandiginiz devlet, sorunun kendisi oluyor. Friedman'in guzel bir sozu var: Sahara colunu devletin eline verseniz, bes yilda kum kitligi baslar.

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

Saglik sektoru su anda en fazla yasal duzenlemenin oldugu sektorlerden birisi durumunda. Tum bu yasalar/duzenlemeler sozumona vatandasi korumak amaciyla/niyetiyle cikarilmis. Niyet gercekten bu olmasa bile kilif bu sekilde hazirlaniyor. Buradaki temel hata, vatandasin aptal oldugu, iyi doktorla kotu doktoru, uzmanla sarlatani, iyi berberle kotu berberi birbirinden ayirt edemeyecegini dusunmek. En basta, onune gelen doktor olamaz deniyor. Bir suru diploma, yeterlilik, dokuman sartlari var. Oysa tedavi ettigi 100 hastanin 99'unu iyilestirebilen bir kisinin diplomaya ihtiyaci yok, ister uzakdogu yontemleri denesin, isterse kocakari ilaclarini. Hastalarinin hic birini tedavi edemeyen bir doktorun diplamasi ise onu kurtarmiyor.

Ancak devlet araya girip kimin doktor olacagini kimin olamayacagini kendi belirledigi kurallarla dikte eder, bu kurallar da ahbap-cavus-rusvet iliskileri ile dejenere olursa saglik hizmetinde degil, politik iliskilerde daha basarili olan kimseler daha fazla para kazanabiliyor. Devletin oldugu hic bir yerde yolsuzlugun onune gecemezsiniz. Sektorun icinden radyolog bir tanidigim bundan bir kac sene once, sadece Istanbul'da, Avrupa'nin tamamindan daha fazla MR tarayici cihazinin oldugunu soylemisti. Turkiye'de yapilan MR taramalarinin yuzde 80'inin de gereksiz oldugunu, bunun gelir transferi amaciyla bilincli bir sekilde yapildigini eklemisti. Son yillarda genisletilen devletin saglik sigortasi sonucunda bu taramalarin maliyetini devlet/ozel kim karsiliyor, paralar kimin cebinden cikiyor bilmiyorum.

Bu sektoru hedef alarak cikarilan yasalar ise sorunu cozmekten cok, belirli bir grubu yer altina inmeye tesvik ediyor. Doktorlarin ozel muayenehane acmasini yasaklamak bunlari yer altina itecektir. Sorun doktorlarin ozel muayenehane acip acmamasi, yahut mesai saatlerinin ayarlanmasi degildir. Bunun icin yasa gerekmez. Sozlesmeye koyacaginiz bir madde ile bunu saglayabilirsiniz. Ancak Turkiye'de kim kimin sozlesmesine itibar ediyor da burada sozlesmenin bir sayginligi olacak.

Mehmet Topuz Kasyserispor ile sozlesmesi devam ederken baska bir isverenle sozlesme imzaliyor, simdi de kanal kanal dolasarak agliyor. Dogustan Besiktasliymis da, kani sari lacivert akarmis da, bebekken sari kirmizi don giyermis de, benim kulahima anlatsin. Kendisinin kendi imzaladigi sozlesmeye itibari yok, gereksiz politika ile baskasindan anlayis bekliyor. Kayserispor kontratini yapmis konusuyor. Gunahim kadar sevmedigim Fenerbahce baskani Aziz Yildirim kurallar dahilinde Kayserispor yonetimi ile anlasmis, belirli bir miktar para saymis o da konusuyor. Mehmet Topuz ise karnindan konusuyor, olsem baska takimin formasini giymem diyor, anlayis bekliyor. Balic de zamaninda kefen giyerim Cimbom formasi giymem demisti, hatirlarsaniz.

Rivayete gore Aziz Yildirim Mehmet Topuz icin Kayserispor'a bes milyon euro arti bir futbolcu vermis. Konu dagildi saniyorsunuz ama dagilmadi. Aynen doktor sikintisi gibi bes para etmeyen (hadi insafli olayim: bes milyon euro kesinlikle etmeyen) boktan bir futbolcu sirf yabanci futbolcu kisitlamasi yuzunden bu paralarla ayni cumle icine girebiliyor. Avrupa'daki bes milyon euro ayarindaki futbolcularin yaninda Topuz'a nanik bile cekmezsiniz. Saglik sistemindeki temel sorun da ayni. ellerine aldiklari dandik diplomalari politik baglantilarla pekistirerek kamu sektorunde koltuk kapan doktorlar yabanci doktor dendi mi hemen isyana basliyorlar. Ama bu hata, onlarin ozel muayenehane acmasini, daha cok para kazanma arzusunun yanlis oldugunu gostermez.

Insan kutsaldir. Insana ait hersey gibi insan emegi de kutsaldir. Insanin emegi karsiliginda az olsun cok olsun istedigi parayi kazanmak istemesi, gonullu takas (voluntary trade) esasi ile, kutsal bir haktir. Ancak kamu kurumlarinda koltuk olunca gonullu takas prensibi diye birsey kalmiyor. O kamu pozisyonunun maasi insan emegine gore degil, silah zoruyla toplanan vergilerle odeniyor. Kamu harcamalarini degelendirirken zenginlerden alinan vergileri degil, fakir fukaradan, oksuzden yetimden zorla alinan vergileri dusunun, hakkaniyet olcusunu ona gore degerlendirin.
Ben fakir bir cevrede dogup buyudum. Akrabalarim arasinda ayda 100-200 TL ile gecinmek zorunda olan insanlar var. Bu insanlar alin terini satarak elde ettikleri gelirlerin yariya yakinini devlete vergi olarak oduyorlar. Bu insanlarin elinden paralarini alip baskalarina dagitarak adalet getiriyorum demek icin fittirmis olmak lazim. Ekonomix'in ABD'den 400-500 dolara aldigi bilgisayarin Turkiye'deki piyasa fiyatinin 1000-1200 TL olmasi da ayni nedenden.

Insanlarin para kazanmasini suc olarak goren anlayisin bir kac nedeni var. Birincisi, cok para kazanmak hirsizlikla karistiriliyor. Hirsizlik dediginiz sey, yukarida bahsettigimiz gonullu takas (alan memnun veren memnun) prensibinin olmadigi durumda ortaya cikar. Bunu kisiler yaparsa adina eskiyalik, devlet yaparsa adina vergi deniyor. Bizdeki zihniyet kendinden az kazanan herkesi ayak takimi, kendisinden fazla kazanan herkesi de hirsiz olarak gorur. Bunun nedeni de bazen cekememezlik/kiskanclik, kendi yetersizligini erdem olarak gorme gibi guduk anlayistir, bazen de ihtiyaclarini hak olarak gorme manyakligidir. Ihtiyac hak degildir. Benim de Ferrari'ye ihtiyacim var ama ancak parasini odedigim zaman bir Ferrari hakkim olur. Hasta olmak (ihtiyac) bedava saglik hizmeti hakkini saglamaz.Parani verirsin istedigin yerde tedavi olursun. 100 yil once cok basit hastaliklardan 30-40 yasinda olen suruyle insan vardi. Onlar haksizlik sonucu olmediler. Teknolojiyle birlikte saglik hizmetlerinin gelismesi, herkesin bu imkanlardan bedava yararlanmasi sonucunu dogurmaz. Eger oyleyse, benim de Ferrari ihtiyacim var, devlet bana da Ferrari alsin.

Diger yandan sirtini kamuya/kanuna/devlete dayayarak gecinmeye alismis kisilerin cok para kazanmayi ahlaksizca gormesi de herkesin hirsiz oldugunu zannetmesi ile alakalidir. Cunku devlet tarafindan odenen hic bir ucret gonullu takas prensibine uymaz. Vergileri verenler, bu paranin nereye harcandigini bilmemekte, bilseler bile inisiyatif kullanamamaktadirlar, vermeme gibi bir secenekleri yoktur. Bu paralari alanlar -tesvik sisteminden nemalanan ozel sirketler dahil- kabiliyetlerine gore degil, devlete yakinliklarina gore, yasadaki anlamsiz sartlara olan liyakatina gore almaktadirlar. Zaten emeklerine karsi gonullu takas prensibi ile hak edebilseler, devlete sirtlarini dayamaya ihtiyac duymazlar.

Bir doktorun emegi karsiliginda para almasi icin Hipokrat yemini, Ataturk ilke ve inkilaplarina bagliligi olcu degildir. Olcu, arzu edilen hizmeti saglayip saglamadigidir (ya da olmalidir). Ancak kamudaki hiyerarsik yapida bu hizmeti saglayip saglayamadigi degil, burokrasideki politik iliskilei ne kadar iyi kullanip kullanamadigi onemlidir. Yasal duzenlemeler sayesinde dogru durust rekabetle karsilasmadigi icin de hepsi degilse bile cogu doktor "koyunun olmadigi yerde Abdurrahman Celebi" mesabesindedir. Kapikulenin otesinde kapici olamazlar, ac kalirlar. Tipki Mehmet Topuz'un Turkiye'deki kralligi gibi.

Cok para kazanmak ahlaksizlik degildir, suc hic degildir. Hirsizlik hem ahlaksizliktir hem suctur. Suc olan, emeginle hak etmedigin parayi kanunla, yasayla, dernekle, sendikayla cebe indirmektir. Ahlaksiz olan insanlarin emegini hice sayip onlari kole gibi calismaya zorlamaktir. Read More!

Koca Koca adamlar hafta sonu ne yapar?


Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün karşılama törenine değindi. Ergün, “Bana sorarsanız bugünkü gibi karşılama törenlerinin olması bana doğru gelen bir şey değil. Bütün kamu görevlileri* bir bakan geldiğinde valilik önünde sıraya geçmiş olması, polis mangasının törenle selamlaması bence çok uygun bir görüntü değil” diyerek, şöyle devam etti:
“Ama bu yerleşik bir durum. Sayın valimiz bir bakanın ilk defa gelmesi nedeniyle uygun olacağını ifade ettiler. Bir dahaki gelişlerde asla böyle birşey olmayacak. Ben her gittiğim yerde valilerle konuşuyorum. Böyle karşılamanın uygun düşmeyeceğini söylüyorum. Vali ve bir kaç arkadaşın karşılaması uygun. Türkiye’nin imajına da çok katkı sağlar. Bizim imajımızın törensellikten çıkması lazım. Türkiye gelişmesi hızlı bir ülke. İnşallah bu adetler de hızlı bir şekilde değişir.”


Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici


* Tatil günü olmasına rağmen Kocaeli Valiliği’ne yaptığı ilk ziyaret sırasında Vali Gökhan Sözer ile Vali Muavinleri’nin yanı sıra Rektör, Belediye Başkan Vekili, daire müdürleri ile il protokolu yaklaşık 150 kişilik karşılama kuyruğu oluşturdu. Karşılamada ayrıca polislerin oluşturduğu tören mangası da hazır bulunduruldu.
Read More!

Aziz Yurttaşlarım


...Kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi (piyasayı) sağlam temeller uzerine oturtmak...içün...devleti kullanıyoruz, ne de olsa herşeye kadir ve tüm aziz yurttaşların refahının nasıl maksimum kılınacağını en iyi o biliyor.

Not: bu yazıda 1980 oncesi ve sonrası iktisat (iktisat nedir) politikalarıyla ilgili herhangi bir vurgu yapmıyorum. Cok daha genel olarak (ozellikle IMF'in butun dunyada bir mali genişleme onerdiği şu dönemde), bir ironiden yola cıkıyorum. Şöyle ki, demokrasiyi sağlam temeller uzerine oturtmak icin yola cıkıyor ve ilk iş olarak demokrasiyi DARBE ile sonlandırıyorsunuz. Ve demokrasi diye guvendiginiz sisteminiz her TOKEZLEDİĞİNDE her 10 yılda bir yeni bir DARBE ile onu saglam temellere taşıyorsunuz(!) Turkiye'de bu oldu.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Benzer biçimde, bir ekonomik sistem tanımlıyorsunuz, sonra bu sistemin her tokezlemesinde, sistemi daha saglam temellere oturtmak icin DARBE yapıyorsunuz. DARBE'nin uzun donemli sistem uzerinde bıraktıkları olumsuzlukları onemsemiyorsunuz. Elinizde kalanın nasıl bir piyasa (demokrasi) oldugu ise çok su götürür. Dunya'da Keynes sonrası gittikce artan oranda yaşadık devletin ekonomideki agırlıgının artmasını, ancak 1990'lar sonrası biraz daha para ve maliye politikalarına dur diyelim denilmeye başlandı, maliye politikası anlamında uygulamaya gectiği pek de soylenemez. Bir de ustune su krizde, dunyanın tekrar devletin ekonomi üzerindeki etkisini artırarak krizden cıkmaya calısması bence tam bir sorun. Ve umarım bu durum bize de sirayet etmez. Cunku biz vur deyince oldurmesini iyi biliyoruz.

Ben bu sistemin mukemmel oldugunu soylemiyorum.Ama şunu yaşadıklarımla gördüm ki, herşeyi mükemmel kılmaya çalışan bir devlet, bunu sistemdeki etkisini artırarak yapmaya çalıştıkca, piyasa icin yani sen, ben, şirket sahibi, temizlikçi, universite ogrencisi, yatırımcı v.b. icin akıl saglıgı pek de yerinde olmayan bir çocuk gibi davranıyor. oyuncaklarını alıyor, kırıyor. ozenle çizdigin resmin ustunu hemen karalıyabiliyor..Evet guclu bir devletim olsun, onu sevdiğim bir arkadaşım gibi gördüğüm, güvenilir,akıllı ve zırt pırt karar değiştirmeyen bir arkadaşım olsun...yoksa ilkokuldaki herkesi döven ve hükmeden aptal çocuk olmaya devam ederse, ben onların 30'lu yaşların başlarında hala ve sadece ilkokul cocuklarına söz geçirdiklerini görüyorum. Read More!

Kapitalizmin krizi

Communism is the longest route from capitalism to capitalism, goes an old Polish joke.
Büyük Buhran'ı anlamak insanoğlunun nereden baksanız otuz yılını aldı. Üzerinden yaklaşık seksen yıl geçmis olmasına rağmen bugün bile Büyük Buhran'a ilişkin analizlerde fikir birliği bulamazsınız. Fikir ayrığı hem buhrana neden olan faktörleri, hem de buhran sonrası uygulanan ekonomi politikalarının etkilerini kapsar. Eskiden, okullarda Büyük Buhran'dan çıkışın ancak devlet harcamalarının arttırılması ile (yani Keynesyen reçetelerle) mümkün olduğunu öğretirlerdi. Ancak efsanelestirilmis, kolaycı Keynesyen reçetelerinin geçerliliği fazla uzun surmedi. Ekonomi literatüründe aşağı yukarı son elli yıl, Keynesyen politikaların neden olduğu felaketleri anlamaya çalışmakla geçti.

Bugün gelinen noktada ise krizin daha henüz üstündeki ateşi soğumadan, kimilerinin kafasında krizin nedenleri o kadar net ki şaşırıyorsunuz. Aç gözlü kapitalistler, bankacılar, spekülatörler hemen baş suçlu olarak ilan edildiler. Bana kalırsa, bu krizin nedenlerinin tam olarak anlasılabilmesi otuz olmasa bile bes-on yili bulacak. Ama insanları vahşi kapitalizm, aç gözlü bankacılar masalları ile kandırmak daha kolay. Böylece daha kolay taraftar bulabiliyorsunuz.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Netherlands
Insider Trading Returns
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Gerçekte sadece kapitalist bankacılar, spekülatörler değil bütün insanlar aç gözlüdür. Ama aç gözlülük zamana göre değişen bir durum değildir. İnsanlığın aç gözlülük seviyesine tespit etmek mümkün değil. Ama insanlar son bir kaç senede bir anda az aç gözlü oluvermediler. Krize neden olduğu söylenen kapitalistler, bankacılar, spekülatörler bugün kar peşinde koşuyorlarsa dün top peşinde koşmuyorlardı. Az buçuk istatistik/ekonometri bilen birisi bilir ki değişmeleri (variation) sabitle (constant) açıklayamazsınız. Dolayısıyla aç gözlü bankacıların/kapitalistlerin hırslarının bugünkü krize neden olduğu tezi pek inandırıcı değil.

Kapitalizme vahşi diyerek saldıranların hiç değinmedikleri bir durum var. O da devletin daha vahşi olduğu. Amerika’da devlet merkez bankası ile el ele vererek krizin ayak sesleri duyulmaya başladığından (2007 yazı) bu yana her türlü şaklabanlığı yapıyorlar. Gerek Fed eliyle, gerek federal hükümet eliyle geniş kapsamlı, yanlış saymadıysam 15-16 müdahale paketler halinde gerçekleştirildi. Yenileri de yolda. Yapılan açıklamalar teyit ediyor ki, istisnasız her paket ekonomiyi durgunluktan kurtarma amacı ile meşrulaştırılmış. Hatta ilk paketlerde amaç “durgunluğun önüne geçme” şeklinde ifade edilirken, daha sonra “ekonomik durgunluğun etkilerini hafifletme” haline, daha sonra da “durgunluğun buhrana dönüşmesini engelleme” seviyesine ulaşmış. Ancak her operasyon bir önceki operasyonunun koşullarını aratıyor.

Bütün bu paketlerinin olumlu ya da olumsuz etkilerini zaman gösterecek. Bir tarafta yapılan operasyonların kısa dönemli çözümler üreterek krizin etkisini hafiflettiğini ya da zamana yaydığını iddia edenler var. Bir de açıklanan her paketin var olan sorunları çözme yerine sorunun bir parçası haline geldiği tezi var. Bu, ikinci tez bana daha inandırıcı geliyor. Ekonomik aktörlerin kaybettiği güveni tesis etmek merkez bankalarının (aslında devletin de) varsayılan görevleri arasında. Bugün ise hem merkez bankaları hem de devlet erkanı güvensizliğin baş unsuru haline geldiler. Açıklanan paketlerin ise hastanedeki arkadaşınızı ziyarete giderken aldığınız bir buket çiçekten farkı yok. Hastayı iyileştirmiyor, ama arkadaşınız sizin hakkınızda olumlu düşünüyor.

Devletin açıkladığı kurtarma paketleri ekonomiyi kurtarmaktan daha çok, koltuk sahiplerinin kendilerini kurtarma işlevi görüyor. Bir de sesi çok çıkan, devlet erkinin yakınında duran, “devlet ulufe dagıtsa da faydalansak” temennisiyle bekleyen akbabaların keselerini doldurmaya yarıyor. Bunun faturasının bir gün çıkmayacağını düşünmek aptallık değilse saflıktır. ABD’de yapılanlar, bu faturanın mümkün olduğunca en kalabalık olan alt kesimin sırtına yıkılması çabasıdır. ABD başta olmak üzere devletin ekonomiyi kurtarma planı geçmişte işlememiştir, bugün de işlemeyecektir. Devleti kim kurtaracak onu merak ediyorum. Aynı durum, ülkeleri kurtarmak için kollarını sıvayan IMF için de geçerli.

Bugünkü krizin nedenleri analiz edildiğinde öne çıkan faktörlerden biri, politikacıların oy toplamak için herkese bir ev vaat etmesi (affordable housing), bunun sonucunda da devlet destekli kurumların ortaya çıkmasıydı. Şurada devlet destekli bu kuruluşların desteklediği politikacıların listesi, destek miktarı ile birlikte yer alıyor. Listedeki ilk üç isimden en az ikisi size tanıdık gelmesi gerek. Biraz daha altlara da inerseniz tanıdık başka isimler de bulabilirsiniz (12,19).

Bundan on ya da yirmi yıl sonra bugünkü kriz hakkında yapılan analizlerin bugün yazılanlarla örtüşmeyeceğini tahmin etmek zor değil. Bugün ortaya çözüm diye ortaya konan akorbatik hareketlerin olumsuz etkilerine kıyasla ne kadar olumlu etkisinin olduğunu görmek o kadar uzun süre de almayabilir. Sırada da bu seçimlerde sık sık tekrarlanan “affordable healthcare” vaadi var. Bu plan da uygulanırsa, siz asıl o zaman seyreyleyin hengameyi.

Para politikasının politikacıların eline bırakılamayacak kadar ciddi bir iş olduğunu anlamak uzun zaman aldı. Nihayetinde bağımsız merkez bankaları en anlamlı sonuç olarak ortaya çıktı. Merkez bankası bağımsızlığı (Central Bank Independence) bugün ekonomi biliminde önemli bir yer teşkil ediyor. Bana öyle geliyor ki, gerekli dersler alınırsa bugün yaşadığımız krizin uzun dönem sonuçlarından biri de politikacılardan bağımsız maliye politikasının oluşturulması olacaktır (Fiscal Policy Independence). Fiyasko ile sonuçlanması kaçınılmaz doksan yıllık bir başka deneyin çöküşünün daha sonra mı, yoksa daha önce mi gerçekleşeceği ise henüz belli değil.

Ek: How Did We Get into This Financial Mess?
by Lawrence H. White Read More!

Otoprodüktör, Devlet, Serbest Piyasa, Akıl Birleşin: Voltran

Bir bilgi ve bir haber yorum sizlere kalmış.
Bilgi: Otoprodüktörler, kendi ihtiyaçları için elektrik üreten sistemlerdir. Diyelim bir otomotiv fabrikası, kamudan elektrik almak yerine, “ben daha ucuzunu üretirim” diyor ve kendi elektriğini üretiyor. 4628 sayılı yasanın verdiği olanaklarla bu serbestleştirmenin önü açılmış. Daha sonra ürettiği elektriği yan fabrikaya satmaya başlıyor.
Haber: [31 Ekim 2007,Radikalden] Ucuz elektriği otoprodüktörler de sevdi. Elektrikteki maliyet artışının TEDAŞ'ın satış fiyatlarına yansıtılmaması, enerji KİT'lerinin 2006'da 3.7 milyar YTL olan kârlarının 2007 yılında sıfıra inmesine yolaçtı. TEDAŞ'ın satış fiyatlarının maliyetlerin altında olması nedeniyle kendi elektriğini kendisi üretmek üzere kurulan otoprodüktörlerin, fiyatların ucuz olduğu saatlerde üretimlerini durdurup, ihtiyaçları olan elektriği TEDAŞ'tan aldıkları belirlendi. Bu durum TEDAŞ'ın ve diğer enerji KİT'lerinin zararlarının daha da artması sonucunu doğurdu. Ekonomi çevreleri ve bürokrasinin iki yıla yakın süredir elektrik fiyatlarına zam yapılmamasının KİT'lerde zincirleme zararlara yol açtığını söylemesine rağmen hükümet elektriğe zam yapmamakta direnirken...
Yorum: ..............

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b Read More!

Harry Potter : Hükümetin Asası

Küresel kriz ortamında kişi ve müesseseler üzerindeki kredilere dayalı borç yükünün tehlikeli bir boyuta geldiğini savunan Narin, “Hükümet kriz koşulları nedeniyle bir kereye mahsus bu borç yükünden vatandaşını kurtarmalı, onlara yeniden borçsuz olarak hayatlarını işlerini geliştirmelerine ve taze bir başlangıç yapmalarına fırsat tanınmalı. Hükümet bankalara bu parayı kendisi enjekte etsin” demiş.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b


Bu taze başlangıç kısmı benim çok hoşuma gitti. Harry Potter hükümet asasını kullansın ve bir büyü yapsın... Kimseciklerin borcu morcu kalmasın, aldıgımız herseyi de bedava almıs oluruz boylece...Ne guzel ya bir dusunsenize; en luks yemegi yemis ol, dizustu bilgisayar almis ol, cikletinden, cikolatana, arabandan, elbisene ve hatta ne halt etmissen etmis ol! Dunyada kriz var, eee bizde de hükümet var, asa da var, ne duruyorsun oyleyse harry potter büyü yapsana.
Read More!

Alkislar Kartal'a

Hurriyet'te okudugum bir haber beni cok memnun etti. Belediyeler artik cok daha akilli kisiler tarafindan yonetiliyor imajini veriyor.

"İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi ve Kartal Belediyesi; ilçenin, yaklaşık 2.5 milyon nüfus için çekim merkezi olmasını amaçlayan stratejinin somut adımlarını atıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi nisan ayında D-100 karayolu ile Kartal sahili arasındaki 550 hektarlık alan için uluslararası proje fikirlerini açıklayacak. Kartal Belediyesi ise bu projeler kapsamında ilçenin dönüşümünü sağlıklı şekilde sonuçlandırmak için ’belediyeciliğin kitabını’ yeniden yazıyor. "

Bravo!!! Read More!