Regulasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Regulasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Her Supermarkete 6 Bakkal Dusuyor, Mogollar Marketsizlikten Yakiniyor

Turkiye'de ekonomi yazarlarini pek takip etmiyorum, Radikal'de yazan Ugur Gurses ile Aksam gazetesinde yazan Deniz Gokce takip ettigim iki yazardir. Kendileri Ekonomi Turk kitabina da destek vererek gonlumde taht kurmuslardir. Bugun Ugur Gurses'in yazisini okumak uzere Radikal'in sayfasina gittigim zaman hemen Ugur Gurses'in altinda Jale Ozgenturk'un "Yilan Hikayesine Donen Tasari" baslikli yazisi dikkatimi cekti (ekonomistler buna pozitif externality mi yoksa negatif dissallik mi der siz karar verin).

Devlet yine hangi reformu ertelemek icin bin dereden su getiriyor diye merakla tikladim ki bahsedilen yasa tasarisi  bakkallarin supermarketleri, kucuk esnafin AVM'leri zincirlemeye calistiklari tasari imis. Jale Ozgenturk yazisini "Ama 50 milyar dolara kosan bir sektorde duzenleme olmamasi yanlis degil mi?" diye bitirmis yazisini. Biz kinayeli bir cevap verelim, kafasi calisan okurlar ne dedigimizi anlar:

Moğolistan'dan önümüzdeki günlerde bir heyet gelecek. Ama ellerindeki dosyada hayli ilginç bir 'ticari istek' var. 6 bakkala sadece bir supermarket düştüğü Moğolistan, bu dengesizlige çözüm için 20 bin Türk supermarketi istiyor.

Rusya'nın egemenliğinde geçen yıllar boyunca işi, gücü olmayan müslüman Moğol marketlerinin büyük bölümü alkol satan bufelere donüşmüş. Moğolistan'da supermarket nüfus azalıyor. 6 bakkala bir supermarket düşüyor. Supermarket sayısının bu kadar az olması yüzünden devlet supermarketlerden değil bakkallardan vergi istiyor. Ulkedeki 45 milyon hayvan da, supermarketlerin et reyonu için önemli bir kaynak.

Moğol hükümeti giderek artan bu endişelerini gidermek için şimdi Türkiye ile farklı bir talepte bulunuyor. Türkiye'den 20 bin supermarket istiyor.

Bu aşamada görüşmeler sürüyor. Önceki gün bu konuda çalışmaları yürüten bir yetkili ile sohbet ettik. Moğolistan'da supermarket sayısının azlığının, ülkede önemli sıkıntılar yarattığını söyleyen yetkili, Moğolistan'dan önümüzdeki günlerde üst düzey yetkililerden oluşan bir heyetin geleceğini anlattı. Heyetle nasıl bir yol izleneceğini konuşacaklarını söyleyen yetkili, "Halk, Ruslar supermarketlerin kökünü kuruttu diyor. Türk supermarketlerinin çalışkan olduğunu, ucuz, taze ve kaliteli mal sattiklarini düşünüyorlar. Türk supermarketleri gelirse kendi supermarketlerinin de silkineceğini düşünüyorlar" diyor.

Moğolistan deyip geçmeyin. Ülkede madencilik, tarım ve turizm konusunda ciddi potansiyel var. Topraklar tertemiz, bakir bir doğaya sahip. Bu arada tarım dedik diye korkmayın nüfusun yüzde 51.2'si de şehirlerde yaşıyor. Ciddi bir şehirleşme var. Okuma yazma oranı da yüzde 95.

20 bin Türk supermarketi nasıl seçilecek bilmem ama seçilenin başına talih kuşunun konacağı ortada.

Bu arada Meliha Okur da bu konuda su sozleri soylemis midir bilemiyoruz:

Yeni yılın büyük piyangosu bizim Türk supermarketlerine çıktı. Müjdeli haber Moğolistan'dan geldi. Moğollar, Türkiye'den 20 bin supermarket istiyor. Sakın ola, "Bu ne iş filan?.." demeyin. Meğer Çin'in komşusu, Cengiz Han'ın torunlarının ülkesi Moğolistan, uzun süredir "marketsizlikten" kıvranıyormuş. Nüfusu 3 milyonu geçmeyen Moğolistan'da altı bakkala bir supermarket düşüyormuş!.. Moğol bakkallari ne yapsın!.. Yürekleri ve beyinleri hiç durmadan üretiyor. Moğol bakkalları biteviye çalışıyor. Her şeyleri var. Ama bir farkla! Ne yazık ki mallarini satacak marketleri yok!.. Marketsizlik yüzünden sıkıntıları çok. Durumun farkında olan Moğolistan yetkilileri ne yapsın, uzun süredir marketlerin sayisini artırmanın yollarını arıyormuş. Durumu bize anlatan ve konuyu çok yakından takip eden işadamı gülerek dedi ki, "Moğolistan'a market olarak gidenler, '40 dönüm bostan yan gel Osman,' misali yatıyor!..”

Not: Bu yazi mizah amacli yazilmistir, kaynak Referans gazetesidir. Read More!

Ilizyon Nasıl Yapılır?

Ilizyon ya da ilüzyon ingilizce illusion kelimesinden türetilmiş bir kelime olup insanlara olan bir şeyi göstermeme veya olmayan bir şeyi göstermek üzere tasarlanmış numaralara verilen isimdir. Ilizyon nasıl yapılır diye merak ediyorsanız Türkiye’nin bu konuda en başa güreşen ülkelerden bir tanesi olduğunu bilmenizi isterim. Türkiye’de devlet ekonominin çok büyük bir kısmına hükmeder. Bunun iki yolu vardır, birincisi direkt vergi toplar ve borçlanır ve böylece ekonomideki harcamaların yaklaşık %30’unu kendisi yapar. Ikincisi de ekonomide aklınıza gelebilecek her alanda öyle ya da böyle yapılan kanun ve düzenlemelerle olsun, olmayan kanunların uygulanmasıyla veya olan kanunların uygulanmamasıyla serbest hareket ettiğini varsaydığımız bir çok şirketin veya esnaf ve çiftçinin de ekonomik faaliyetleri üzerinde direkt bir etkiye sahiptir.

Türkiye’de şirketler genellikle ar-ge çalışmaları yaparak değil, lobi yaparak kendilerine bir avantaj sağlamaya çalışırken rakiplerine de fark atmaya çabalarlar. Türkiye’de binlerce “Oda”, “Teşkilat” ve “’Birlik” vardır. Çoğu zaman da iş kurmak isteyenler bu oda veya birliklere üye olmak ve sertifika adı verilen haraçlardan ödemek zorundadır. Bir çok şirketin veya müessesenin verdiği zorunnlu oda üyelik aidatı devlete verdiği vergiden de fazladır.

Bu odaların temel amacı ise vergi veren vatandaştan toplanan vergileri kendi iş kollarına işlerin iyi gittiği zamanlarda “teşvik”, kötü gittiği zamanlarda ise “cansuyu” olarak aktarılmasını sağlamaktır. Ayrıca yurtdışından veya yurtiçinden rekabet geldiği zaman devletle bir olarak rekabeti önlemeye ve göreceli tekel pozisyonlarını sürdürmeye de gayret ederler. Amaç her zaman tüketicinin zarara uğratılması ve soyulması sonucu kendi üyelerine çıkar sağlamaktır. Bunu yaparken de kullandıkları yönteme ilizyon diyoruz. Işleri yolunda gittiği zaman ilizyon yaparak işlerin yolunda gitmediğini ve teşvik gerektiğini halka anlatarak kamuoyu oluşturmaya çalışırlar. Dışarıdan rekabet geldiğinde de yine ilizyon yaparak bu rekabetin toplumun çıkarına ters olduğunu ve ne yapılıp edilip rekabetin önlenmesini sağlamak için kamuoyu oluştururlar.

Ilizyonistleri hakkını yememek lazım, adamlar şapkadan tavşan çıkarmak gibi masum numaralar yapıyorlar. Türkiye’deki asıl ilizyonistler dışarıdan ucuz et ithalatının önüne geçerek 15 liralık etin 25 liraya satılmasını sağlıyorlar (bkz. damping nedir). Türkiye’deki ilizyonistler dünyada 4,5 liraya satılan fındığı devlete 7 liraya satıyorlar. Türkiye’deki ilizyonistler yurtdışında $1’a satılan şekeri içeride bize $2’a satıyorlar. Ilizyon nasıl yapılır diye Sermet Erkin’e değil, asıl lobicilere sorun, ilizyonun kralını onlar yapıyor. Read More!

Cep Telefonunda Kontörden TL’ye Geçişte Gizli Zam

Cep telefonunda kontörden TL’ye geçişte gizli zam yapılması durumuna Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım el koymuş. Adamlarda hala antika sosyalist düşünceler, miyadını doldurmuş sosyalizm ve devlet müdahalesi saplantısı devam ediyor. Yok şehirlerarası otobüs biletleri çok ucuzmuş deyip piyasaya müdahale etmeye çalışırlar, yok telefoncular gizli zam yapmış deyip bu işe el atarlar. Adamlar müneccim gibi her piyasada her malın “gerçek” değerini herkesten daha iyi biliyorlar yahu.

Babam madem fiyatlardan o kadar iyi anlıyorsun, dünyada trilyonlarca doların döndüğü bir sürü finansal piyasa var. Bu piyasalarda döviz olsun, hisse senedi olsun, tahvil olsun, bono olsun, aklına ne gelirse her türlü enstrümanın fiyatı neredeyse anlık olarak değişiyor. Madem her şeyin fiyatını çok iyi biliyorsun al paranı gel bu piyasalarda fiyatlar “gerçek değerinin” altına düştü mü al, “gerçek” değerinin üzerine çıktı mı da sat. Öyle otobüs bileti fiyatıymış, kontörmüş uğraşma, madem çok süpersin bir kaç yılda trilyoner olursun yahu...

Ekonomi Türk Kitabında Binalı Yıldırım için de bir köşe açmak lazımmış ama artık kitap matbaaya girdi, çok geç.... Yakında piyasalarda... Read More!

Vergilerin gerçek maliyeti

Serbest piyasa koşullarının sağlıklı işlemesi için gerekli olan şartlardan en önemlisi bir malı ya da hizmeti üretnelerle tüketenlerin aynı fiyatlarla işlem yapmasıdır. Devlet tarafından uygulanan vergiler, bu önemli koşulun önüne geçer ve fiyat mekanizmasında tüketicilerle üreticiler arasında bir fark oluşmasına neden olur. Bu fark nedeniyle çoğu zaman uygulanan bir vergi politikasının gerçek maliyeti göz ardı edilir. Ülkemizde de vergilerin maliyeti gerçek maliyet üzerinden değil, görünen maliyet üzerinden yapılır. Vergilerin görünen maliyeti, toplanan toplam vergi gelirleridir. Vatandaş sadece bunu ödediğini düşünür.

Bugün uygulanan hemen hemen bütün vergilerde gerçek maliyet görünen maliyetin (vergi gelirlerinin) üstündedir. Üstelik bu maliyet vergi oranları arttıkça katlamalı olarak artar. Bu yazımda vergilerin görünen maliyeti ile gerçek maliyeti arasındaki farkı anlatacağım. Vergiler konusunda bir diğer önemli konu da vergi yükünün kimin sırtına bindiği konusudur. Bunu da bir sonraki yazımda ele alacağım.
Ekonomistler diyagram ve grafik kullanmayı severler. Ben de bir kaç basit diyagramla konuyu özetlemeye çalışacağım.

Öncelikle vergilerin ve devletin olmadığı bir durumda fiyat sistemi nasıl işliyor ona bakalım. Aşağıdaki üçgen üreticiler ve tüketiciler arasındaki alışverişi özetliyor. Denge fiyatının oluştuğu tepe noktası, tüketiciler ve üreticilerin aynı fiyatlarla alışveriş yaptıkları durumu gösteriyor. Bu nokta klasik mikro kitaplarında arz ve talep eğrilerinin kesiştiği yerdir.

Tepe noktasından tabana dik bir çizgi çektiğimizde bu çizginin sağ, yani tüketici grubundan yana kalan tarafı (bordo renkli alan), serbest piyasanın bu gruba sağladığı toplam faydadır (Consumer Surplus). Benzer şekilde sol tarafta kalan mavi renkli alan da üreticilerin sağladığı toplam faydadır (Producer Surplus). Basit bir örnekle açıklayalım. Son günlerde blogda fazlaca tartışılığı üzere, İstanbul-Ankara arasındaki ulaşım fiyatlarını ele alalım. Farzedelim denge fiyatı 40 TL’de oluştu. O noktasında satış yaptığımız son müşterinin gözünde bu hizmetin değeri 40 TL’dir. Ancak daha aşağıda, bu hizmete 45 TL değer biçen, yani İstanbul’dan Ankara’ya gitmek için 45 TL vermeye hazır başka bir müşteri daha vardır. Denge fiyatı geçerli olduğunda bu müşteri 5 TL kardadır. Aşağıya doğru gittikçe bu kar miktarı artar. Aynı bilete 60 TL vermeye hazır olan müşteri 40 TL’lik denge fiyatı sayesinde 20 TL kar etmektedir. Üretici açısından da benzer bir durum söz konusudur. En tepede, denge noktasındaki satıcı 40 TL’ye bileti satmaktadır. Ancak daha aşağıda 35 TL’ye bileti satmaya hazır olan üretici, denge fiyatına göre 5 TL kar etmektedir. Benzer şekilde aşağıya doğru gittiğimizde bu kar miktarı artmaktadır.

Şimdi bu basit modelimize vergileri ekleyebiliriz. Devlet, İstanbul-Ankara arasındaki biletlere 2 TL’lik vergi koysun. Bu vergiyi oransal olarak da koyabilirdik, ama inceleyeceğimiz durum açısından sonuç değişmezdi. Bilet fiyatlarına konan vergi aslında üreticiler ve tüketiciler arasına fiyat farkı anlamına gelmektedir. Vergiyi kimin tarafına koyduğumuz fark etmez. Örneğin, bilet fiyatları 40+2 TL olduğunda tüketiciler 42 TL ödemekte, ama üreticinin eline 40 TL geçmektedir. Bilet fiyatlarını sabit tutup vergiyi üreticilerden topladığımızda, bilet fiyatları 38+2=40 TL olacak, tüketiciler 40 TL ödeyecek, üreticilerin eline 38 TL geçecektir. Basit olması açısından, 2 TL’lik vergiyi iki tarafa da eşit olacak şekilde bölüştürelim ve üçgenimizi yeniden çizelim:

Vergileri eşit olarak bölüştürdüğümüz durumda, üretici ve tüketici gruplarının toplam faydaları, yani mavi ve bordo alanlar küçüldü. Yeşil alan 2 TL’lik vergi sayesinde elde edilen toplam vergi gelirlerine denk gelmektedir. Ancak dikkat edilirse hem üreticilerin, hem de tüketicilerin toplam faydasındaki azalma toplam vergi gelirlerinden daha fazladır. Gri renkli üçgenle gösterdiğimiz alan, vergi politikasının görünmeyen ve fahiş maliyetidir (İngilizcede buna excess burden ya da deadweight loss denir). İşin asıl acı tarafı, vergi oranı iki kat arttığında, gri alan yani fahiş maliyet dört kat artmaktadır. Hemen kağıt kalem alıp bu durumu siz de hesaplayabilirsiniz. Karmaşık formüllere girmek istemiyorum, ancak genel denklemde vergilerin fahiş maliyeti vergi oranlarının karesi ile doğru orantılıdır.

Yukarıda basit bir model ile incelediğimiz durum bir çok piyasaya uygulanabilir. Ekonomik aktörler bazı piyasalarda üretici, bazı piyasalarda tüketici konumunda yer aldıkları için üretici grup ya da tüketici grup somut olarak birbirinden ayırt edilemez. Örneğin normal bir malın üretiminde sol tarafta yer alan şirket ve fabrikalar işgücü piyasasında sağ tarafta yer alırlar. Sağ tarafta tüketici grupta yer alan hanehalkı ise şirket ve fabrikaların ihtiyaç duydukları işgücünün üreticisi olduklarında sol tarafta yer alırlar. Yukarıdaki basite indirgediğimiz modelde vergi yükü her iki grup tarafından eşit şekilde bölüşülmüştür. Ancak bu durum her zaman eşit şekilde dağılmayabilir. Benzer şekilde fahiş maliyetin bedelinin kimin tarafından ödendiği de piyasanın şartlarına göre değişebilir. Ancak paylaşımdaki belirsizliğe rağmen fahiş maliyetin varlığı toplamda hemen hemen tüm toplumun ekstra bir bedel ödediği gerçeğini değiştirmez.

Son günlerde blogda tartışılan regülasyon konusu da üreticiler ve tüketiciler arasındaki fiyat mekanizmasının denge fiyatına ulaşmasını engellediği için vergilere benzer bir şekilde fahiş maliyet yaratırlar. Benzer şekilde, belirli sektör ve piyasalarda uygulanan teşvik sisteminin de fahiş maliyeti söz konusudur. Çünkü sübvansiyon ve teşvikler aslında negatif vergilerdir. Üretici ve tüketiciler arasında fiyat makası yaratmaktadırlar.

Özetle, vergi politikası ve regülasyonlarla serbest piyasa şartlarından uzaklaşıldığında, vergi gelirlerine ek olarak, verimlilik cezası diyebileceğimiz fahiş maliyet toplum tarafından ödenmektedir. Vergilerin ve regülasyonların asıl tahribatı toplanan vergiler nedeniyle değil, verimlilik cezası olarak ödenen bu fahiş maliyet nedeniyle gerçekleşmektedir.

Kısa not: Bundan böyle, haftada bir, yazılarımla, uzun bir süredir uzaktan takip ettiğim Ekonomi Türk'te sizlerle olacağım. Bu fırsatı verdiği için İnan Doğan'a teşekkür ediyorum. Herkese merhaba!
Read More!

Regülasyon Nedir? Deregülasyon Neden Yapılır?

Türkiye’de ekonomi bilgisi kıt ama ekonomi yorumu yapma ve politika üretme iştahı zengin insanların ülkesidir. Cehalet sadece bize mahsus değil, problem Türkiye’deki cahillerin ekonomi politikalarına ve piyasaların işleyişine müdahale edebilecekleri pozisyonlara ahbap-çavuş ilişkileri çerçevesinde ulaşabilmelerindedir. Regülasyon nedir diye merak ediyorsanız hemen söyleyeyim. Regülasyon kendini piyasalardan daha akıllı zanneden insanların piyasalara müdahale ederek mevcut sonuçlardan daha iyi bir sonuç üretmek için harcadıkları beyhude çabaya verilen isimdir. Regülasyonlar çoğu zaman bir çok yan etki doğururlar, bazı durumlarda gerçekten de piyasanın kendi başına bırakılmasından daha iyi sonuçlar da ortaya çıkarabilir ama her durumda kazançlı çıkan tek grup regülasyon kurullarında çalışan göbekli danışmanlar ve uzmanlardır. Regülasyonun temel amacı regülasyonun sonsuza kadar devam etmesini sağlamaktır.

Bir de deregülasyonun neden yapıldığını açıklayalım, ondan sonra örnek vererek detaylara gireriz. Türkiye gibi ülkelerde deregülasyon yapılmaz, en azından isteyerek yapılmaz. Ancak IMF veya AB gibi piyasaların serbestleşmesi taraftarı olan güçlerin zorlamasıyla ayak direyerek yapılır. Yoksa regülasyonu yapanlara bıraksanız hayatta regülasyonlardan vazgeçilmesine evet demezler. Regülasyonun olumlu sonuçlar doğurabileceği piyasa çeşitleri monopol veya tekel ile az sayıda şirketin bulunduğu oligopol piyasalardır. Regülasyon daha çok özel bir şirketin tekel olduğu piyasalarda yapılır. Ancak Türkiye gibi eski devletçi (sosyalist) ülkelerde özel şirketlerden ziyade devlet şirketleri tekel olarak faaliyet gösterdikleri için regülasyonlar ya üstü kapalı olarak yapılır ya da vatandaş 80 sene devlet tekeliyle yaşamak zorunda kalır. Sosyalist devletlerde deregülasyon sürecine ise “özelleştirme” denilir. Umarım kavramlar az çok anlaşılmıştır, şimdi bir örnekle açıklayalım.

Geçen hafta Ulaştırma Bakanlığının şehirler arası otobüs biletleri için taban fiyat uygulamaya başlamasi bir regülasyondur. Devlet piyasada ortaya çıkan fiyatlar yanlıştır, kötülük içermektedir diyerek tüm şehirler arasında uygulanabilecek minimum bilet satış fiyatını belirlemişti. Ben de bunun üzerine”Kamil Koç- Metro, şehirlerarası otobüs bileti fiyatları” başlıklı bir yazı yazarak devletin yaptığı bu düzenlemenin yanlış olduğunu, korunmaya çalışılan küçük şirketlerin bu işten karlı çıkamayacağını, kaybedenin ise tüketiciler olacağını söylemiştik. Daha sonra yazıya yapılan yorumlarda da görüşlerimizin detaylı olarak açıklamıştık. Ortaya sürdüğümüz iki tane iddia vardı.

Birincisi, ekonomisinin yarısı kayıtdışı olan Türkiye’de problem kanun konulması değil, kanunların uygulanmasıdır. Kanunlar uygulanmıyorsa yeni kanunlar veya kurallar çıkararak kanunların uygulanmasını sağlayamazsınız. Biz de bu düşünceden hareketle otobüs şirketlerinin Ulaştırma Bakanlığının belirlediği taban fiyatlarının altında bilet satmaya devam edeceğini, kurallara uyan şirketlerin ise fiyatlarını gerektiği durumlarda düşerecemeyeği için de belli hatlarda tüketicilerin zarar göreceğini belirttik. Tartışmayı yaptığımız okurumuz ise kendisinin 20 yıldır haftada iki gün otobüs yolculuğu yaptığını ve otobüs şirketlerinin taban fiyatlara uyacaklarını belirtterek bize karşı çıkmıştı.

Buna karşılık ise biz ikinci iddiamızı ortaya attık. Ona geçmeden önce Ulaştırma Bakanlığının müdahalesine rağmen Istanbul-Edirne arasında 15,5 TL’nin altına satılmaması gereken otobüs biletlerinin 10 TL’ye satıldığına ilişkin Hürriyet’in haberine dikkatinizi çekmek istiyorum. Yorum yapmaya gerek yok.

Ikinci iddiamız ise şuydu. Şirketler fiyatları düşeremiyorlarsa o zaman kaliteyi ve sundukları ikramları arttırarak devletin fiyat kısıtlamasını delebilirler. Ne tür faaliyetlerde bulunabilirler bunu hayal gücünüze bırakıyorum, dikkatinizi çekmek istediğim nokta tüketicilerin sadece fiyata değil, fiyat/kalite oranına bakarak karar verdikleridir. Bu verdiğimiz örnekten de görebileceğiniz üzere devlet piyasalara müdahale etse dahi istediği sonuçları elde edebilecek bir mekanizma kurması çok kolay değil. Türkiye’deki gibi amatörlerin yaptığı düzenlemelerin ise hüsranla sonuçlanması kaçınılmaz. Devletin asli görevi kanunları yapmak ve uygulamaktır. Daha bu konularda bir çok eksikliğimiz var, zaten bu eksiklikler yüzünden ortaya da başka bir çok problem çıkıyor. O problemleri sözde çözmek için bir çok budalaca yeni kanun ve kural ortaya atıyoruz. Sonra onlar başka “önceden tahmin edilemeyen” problemler yaratıyor ve nihayetinde ülkenin kanunları ve kurallarını muhasebeci ve avukat gibi uzmanlardan başka kimse anlamıyor, onların da ufak bir azınlığı her şeyi tam olarak kavrıyor zaten.

Adalet sistemini, vergi sistemini, kanunları ve kuralları basitleştirmemiz, uygulanmasının ve yavaşlatılmasının önündeki engelleri kaldırmamız gerekiyor. Yeni kanunlara ihtiyacımız yok, eskilerinden kurtulsak yeter.

Not: Bu konuyla ilgili baska budalaca bir ornege Stresabi sitesinden ulasabilirsiniz. Hatta gitmisken adalet uzerine su yaziyi, devlet arpaligi TRT hakkinda su yaziyi, devletin etik davranmayan kendi yoneticilerini cezalandirmada acizligini gosteren su yaziyi, Diyanet işleri baskanligi isimli diger bir milyar dolarlik israf hakkindaki su yaziyi da okuyun. Read More!

THY ve Pegasus’tan Promosyon Kazığı: Statüko Saplantısı

Bir okurumuz THY ve Pegasus’un yaptığı promosyonların kandırmaca olduğunu ve vatandaşın kazıkladığını dile getirmiş:

THY, Pegasus ve diğer havayollarından şikayetçiyim…. Bu havayollarının yöneticileriyle defalarca tartıştım…. Mesele bilet fiyatları…. Diyorlar ki bir hafta öncesinden bilet alırsanız 69 TL, fakat bilet almak istediğinizde ise 150 TL üzerinde bilet fiyatını dikte ediyorlar…. Uçaktaki doluluk oranını göremiyorsunuz…. Acenteler uçak doldu diyorlar…. Yani açıkça bizi soyuyorlar… Başlangıç fiyatı düşük tutmak daha sonra da fiyatını artırmanın ne mantığı var… Kim kazançlı, kim zararda …. Bu işin bir analizini yapan var mı… Meseleyi mikroekonomi, tüketici faydası, ve asimetrik bilgi açısından tartışmaya açmak istiyorum…. Bir şeyler oluyor, ama ortada mantık yok… Mekanizma nasıl işliyor….”

Mekanizmayı anlatalım. Siz 69 TL’ye bilet reklamlarını gördüğünüz zaman “ben salak mıyım aynı yolu 15 saatte otobüsle gitmek için 50 TL vereyim, şunun şurasında aradaki fiyat farkı neredeyse sıfır, zaten Ulaştırma Bakanlığı da şehirler arası otobüs fiyatlarına taban getirdi, artık onlar da bedavaya getirip götüremiyorlar” diye içinizden geçirip bilet almak için önce havayolu acentesini arıyorsunuz. Şimdi iki durum olabilir. Birincisi adamlar sadece atıyorum 4 tane bileti 69 TL’ye satıyorlardır, sizden önce birileri davranıp biletleri kapmıştır. Ikinci durumda ise adamlar yalan reklam yapıyorlardır, kimseye 69 TL’den bilet satmamışlardır. Neticede sizden maliyetleriyle orantılı olarak 150 liralık bir para istiyorlar uçakla seyahat edebilmeniz için.

Davranışsal iktisat işte bu aşamada devreye giriyor. Siz “ulan hazır burayı aramışım, kendimi uçağın içerisinde hayal etmişim, şimdi kim tekrardan otobüs firmasının telefon numarasını bulacak da, bilet fiyatlarını sorup bilet alacak” deyip 69 yerine 150 lira olmasına rağmen bileti alıyorsunuz ve havayolu şirketi de bir müşteri çalmış oluyor. Ekonomide şimdilerde buna statüko saplantısı veya eğilimi deniliyormuş. Bununla ilgili bir örneği Iktisadiyat sitesinden okuyabilirsiniz. Biz eskiden bunlara sürtünme (friction) derdik, yani bir değişiklik yapmak için bir bedel ödemek durumundasınız, o bedelin psikolojik boyutu parasal boyutundan daha fazla oluyor, siz de değişimden kaçıyorsunuz.

Şimdi havayolu şirketlerinin bu yaptığının tüketiciyi kazıklamak olup olmadığı konusunu tartışalım ve devletin ne yapması gerektiğini konuşalım. Ben fikirlerimi söylemeden önce sizin ne düşündüğünüzü öğrenmek istiyorum. Yazıları sadece okuyarak ekonomiyi öğrenemezsiniz, önyargılarınızdan kurtulmak için bunları açığa da çıkarmanız lazım. Yorumlarınızı yazın, ben daha sonra bu konuyu detaylıca tartışacağım. Read More!

Insider Trading and Turkey's Credit Rating Upgrade by Fitch

Yesterday Turkish stock market increased by almost 4% despite the fact that other emerging markets did poorly. Turkish stock market has been underperforming the EM index recently and there was no apparent reason for a 4% jump in Istanbul Stock Exchange's ISE-100 index. There were rumors that a large foreign buyer has been making large purchases in banking stocks.

Now we know. Fitch upgraded Turkey's credit rating by two notches. If yesterday's trade was not insider trading (bkz. definition of insider trading), then I know nothing about finance. I don't think Turkish regulators have any teeth or desire to investigate this incident. However this is one of the largest scale insider trading incidents I have ever encountered.

I need your help to publicize this as much as possible. If you know which institution did most of the purchasing in banking stocks yesterday and send me the details, I will contact my friends at Bloomberg, Reuters, etc. to announce our findings.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
Insider Trading in Netherlands
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Borsanin dun neden %4 yukseldigi anlasildi. Fitch'in Turkiye'nin kredi notunu yukseltecegi haberi bir gun onceden birilerine sizdirilmis ve bu kisi veya kurum da Turkiye piyasasinin tamamini %4 ziplatacak buyuklukte alimlara imza atmis. Simdi biraz mesgulum, ilk firsatta ufak bir arastirma yapip yazarim. Sizin bu konuda bir bilginiz varsa ve bizlerle paylasirsaniz sevinirim. Ayrica bu haberi bu konuda bilgisi olabilecegini dusundugunuz kisilerle ve medya mensuplariyla paylasirsaniz da iyi olur. Ben hayatimda cok rezalet gordum, boylesini gormedim.
Read More!

Dolandiricilik Skandali

Bir sure once Ekonomiturk'te 'Dumbest Moments in Turkish Business' başlıklı bir yazı yayınladım (Bkz. aşağılarda bir yer). Yazıda, Fortune dergisinin, ABD’nin SPK’sı, SEC'i Bernard Madoff’un 50 milyar dolarlık dolandırıcılığını anlamamış olması nedeniyle eleştimesine bakıp, mealen şöyle bir şey yazmıştım: Eğer 1 vaka ile SEC bu kadar eleştiriliyor ise bizim bankacılık sistemini denetlemek üzere kurulan ve kuruluşundan sonra 10 tane bankanın batacağını tahmin edemeyen BDDK'yı yerin dibine batırmamız gerekir.

Bu yazıma cok eleştiri geldi. Bu eleştiriler 'BDDK'ya haksızlık etmişsiniz'den başlayıp, 'hay sana doçentlik ünavanı verene....'ye kadar uzanıyordu. Bu konunun çok önemli ve ihmal edilen bir konu olduğunu düşündüğüm için ikinci bir yazı yazmaya karar verdim.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Bilgisayar Nedir

Ben 'cahil kafamla' şöyle bir akıl yürütmede bulunuyorum: Bir mahallede her hafta bir ev aynı şekilde soyuluyorsa ve bu durum uzun zamandır devam ediyorsa, Böyle bir durumda ben, mahalle mensubu olarak, sadece hırsızları değil, yeterli önlemi almayan (ya da alamayan) polis teşkilatını da suçlarım. Bir ülkede bankalar sürekli aynı şeklide batıyorsa ben de BDDK'yı suçlarım. Ne yani, Sular İdaresi'ni mi suçlamam gerekiyordu?
Diğer taraftan, okuduğum 1-2 ekonomi kitabına dayanarak ta şunu söylüyorum: Regülasyon otoritesi ilahi bir kurum değildir. Onun da kendi yetersizlikleri vardır. Ayrıca bu insanların denetlemekle mükellef oldukları kişilerin ya da kendilerini o göreve atayan kişilerin etkisinde kalma olasılığı vardır. Bu yüzden sürekli eleştiriye açıktırlar (Dileyenler 'Government Failure' literturune bakabilirler).
Türkiye'de batan bankaların ardından eleştirilen hep hırsızlar olmuştur (bence buradaki hırsızlık ya da popler adıyla 'hortumculuk' da ciddi biçimde tartışmaya açıktır). Ama Polisler hiç eleştirilemiş, hatta bu kurumların başındakiler ekonomi dergileri tarafından her yıl yılın bürokratı seçilmişlerdir.
Özet olarak, benim fikrime göre sorun BDDK'nın eleştirilmesi değil, eleştirilmemesidir. Bunun anlamı 'faturayı BDDK'ya keselim' değildir. Bir sorun varsa bunun tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi gereğine işaret etmektir. Read More!

Dumbest Moments in Turkish Business

ABD‘li Fortune dergisi iş dünyasındaki beceriksizliklerin değerlendirildiği Dumbest Moments in Business listesinin 2009 yılının ilk yarı sonuçlarını yayınlamış. Listede birinciliği General Motors’un ABD hükümetinden yeniden yapılanmak için 60 gün süre aldıktan sonra 2 tekerlekli Segway ile ortaklık için görüşmeye başlaması almış. ABD’nin SPK’sı SEC’in Bernard Madoff’un 50 milyar dolarlık dolandırıcılığını anlamamış olması da beşinci olmuş.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

SEC bir vaka ile listede 5. olmuş. Buna göre, eğer Türkiye için böyle bir liste hazırlansaydı, bankacılık sistemini denetlemek üzere kurulan ve kuruluşundan sonra 10 tane bankanın batacağını tahmin edemeyen BDDK tüm zamanlar birinciliğini bence kimseye kaptırmazdı. Read More!

Süpermarketler Yine Sürgün Tehdidinde

Süper, hiper ve diğer marketlerle yine uğraşılıyor.

Bu konu geçen sefer gündeme geldiğinde (3 yıl önce) yazdığım yazıya link vereyim dedim. 3 yıl değil, 300 yıl da geçse konudaki fikrim sabittir bu arada.
Liberallere omurgasız diyenlerin kulakları çınlasın :)

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası


Read More!

Herkesin hakkını ben korurum

RTÜK Başkanı Zahit Akman ‘Reyting ölçümlerinin doğruluğu konusunda tereddütlere sahibiz’ demiş.Sayın Akman uzun zamandır bu konuya takmış durumda. Eline geçen her fırsatta halihazırda yapılan reyting ölçümlerinin yanlış olduğunu, değiştirilmesi gerektiğini söylüyor. Eğer reyting ölçümleri yanlış yapılıyorsa, bundan ilk şikayet edecek olan, kendi ürünlerinin reklamı için ödedikleri çuvalla paranın boşa gittiğini düşünen reklamverenler olacaktır. Diğer taraftan, çok seyredildiği halde yeterli reklam alamayan kanallar da isyan edeceklerdir. Herhalde sayın Akman hem reklam verenlerin hem de televizyon kanallarının haklarını onlardan daha iyi koruyacağını düşünüyor olmalı ki, onların sesi çıkmazken, kendisi sürekli şikayet ediyor.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Bilgisayar Nedir Read More!

Tehlikeli gidiş

Bir ülke düşünün. Uzun yıllar enflasyonun pençesinde inim inim inlesin. Enflasyonun hatıraları henüz taptaze iken yeni bir yönetim iş başına gelsin. Ülke işsizlik problem ile kavrulurken hem de. İş başına gelen yönetim de ekonomiyi düzeltmeyi, işsizliği azaltmayı birinci öncelik olarak kabul etsin. Üstelik de bu durum bütün dünyanın ekonomik krizle başa çıkmaya alıştığı bir dönemde meydana gelsin. Hikayenin devamı şöyle:

İş başına gelen yönetim bir teknotratı süper yetkilerle donatarak ekonominin yeniden inşası, enflasyona karşı savaş, dış ticaret dengesinin düzeltilmesini istiyor. Yetkileri alan teknotrat kıskanılacak bir biçimde üç sene gibi kısa bir sürede sorunları çözüyor. Kamu istihdamı artırılarak işsiz insanlara iş bulunuyor. Yarım milyon genç işsiz amme hizmetinde ya da devlet adına tarım projelerinde istihdam ediliyor. Diğer bir yarım milyon da yol, köprü gibi kamu yatırımlarında istihdam ediliyor. Devlet işçi ücretlerini yasa ile kontrol ederek özel sektörün de ucuz işgücüne erişmesini sağlıyor. Diğer yandan işverenlere ayrıca sübvansiyon verilerek daha fazla istihdam yaratılıyor. Devlet harcamaları beş yılda iki kata yakın artıyor. İnşaat, ulaştırma gibi sektörlere yapılan harcama toplam kamu harcamasının yarısını geçiyor. İstihdam artırıcı projelere yapılan harcamalar ise dört kat artırılıyor.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Bitmedi. İktidar, tarım sektörüne, küçük-orta boy işletmelere teşvik, kredi, vergi muafiyeti vererek politik tabanını genişletiyor. Kamuya ilişkin ihaleler yine bu işletmelere verilerek gelir transferi sağlanıyor.

Dış ticaret politikasına gelince: Devlet dövizle yapılan işlemlere sıkı bir kontrol getiriyor. Vatandaşların yurtdışına transfer ettikleri tasarruflara özellikle dikkat ediliyor. Sıkı kontrollerle tasarrufların kamu harcamalarına, sanayi yatırımlarına akışı sağlanıyor. Sanayi şirketlerine özel olmak üzere düşük döviz kuru üzerinden yardım edilerek rekabet avantajı yaratılıyor. Diplomatik yollarla sadece belirli ülkelere mahsus ticaret anlaşmaları yapılarak karşılıklı avantaj yaratılıyor. Kendi kaynakları kendine yeten bir ülke yaratmak birinci öncelik oluyor.

Ülke ekonomik krizden hızla çıkıyor. Tüm dünyanın ekonomik kriz yaşadığı bir dönemde, hem de üç sene içinde işsizlik sorunu çözülüyor. Üç sene içerisinde altı milyon işsize iş bulunuyor. İşsiz insan kalmaması bir yana, beşinci senede işgücü açığı ortaya çıkıyor. Ancak daha beşinci sene dolmadan, olağanüstü yetkilerle donatılan teknotrata yol veriliyor.

Son olarak, bu dönemde ekonomi politikaları, siyasi/sosyal alanda yükselen milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ile destekleniyor.

Bazı yönlerinin tanıdık geleceği bu hikaye bu bir hayal mahsulü ya da masal değil. Hikayeye tekrar dönmek üzere (eski dilde ‘buraya bir mim koyalım’) bizde son dönemde gözüme takılan haberleri anımsatayım:

• Hükümet krize karşı ilk olarak Türk vatandaşlarının yurtdışındaki tasarruflarına göz dikiyor.
• Bir bakan çıkıp özel şirketleri işçi çıkartmaması için uyarıyor, hatta açık açık tehdit ediyor.
• Başbakan televizyona çıkıp dövizle işlem yapmayın diye sesleniyor, dövizle alışveriş yapanlar adeta vatan haini gibi lanse edilerek kendi çıkarlarını Türkiye’nin çıkarlarının üstünde tutmakla suçlanıyor.
• Aynı konuşmada, Başbakan, krizi GAP yatırımlarıyla, TOKİ yatırımları ile aşacaklarını söylüyor.
• AKP’li bir milletvekili, kur dalgalanmalarına karşın sanayi şirketlerine farklı muamele ile kurun sabitlenmesi yönünde teklif hazırlıyor.
• Başka bir kanun, kiracı-evsahibi arasındaki ödeme şeklini kısıtlıyor.

Bunlar olayın ekonomi cephesi. Politik cephede ise milliyetçilik almış başını gidiyor, açık açık ırkçılık yapılıyor. 17 gencin Türk ordusu tarafından olume gonderilmesini umursamayan savunma bakanı azınlıklar hakkında neresinden baksanız savunulacak yanı olmayan bir demeç veriyor. Başka bir milletvekili özgürlükleri gün be gün kısıtlayan devlete karşı gelenlerin infaz edilmesi yönünde fetva veriyor. Başbakan vatandaşları pompalı tüfekle etnik temizliğe davet ediyor. Dilinde de tek bayrak, tek millet, tek vatan tekerlemesi. Az kaldı, bunun yanına ‘tek lider’i de eklerse tam olacak: “ein Volk, ein Reich, ein Fuhrer”.

Yukarıdaki özetini aktardığım hikaye de 1932-1937 döneminde Nazi Almanya’sını, uyguladıkları ekonomi politikalarını anlatıyor. İktidara gelip sosyalist politikaları uygulayan parti de Nazilerden başkası değil. Adı da zaten Nasyonal Sosyalist. (Meraklısı için, göreve getirilen sonra yol verilen teknokratın adı Hjalmar Schacht. 1939 yılına kadar Nazilerin bürokratı olan Schacht, İkinci Dünya Savaşı bittiğinde bir Nazi toplama kampında idi. Daha sonra yargılandı. Sonradan yazdığı The Magic of Money adında bir kitabı da var.)

Ülke içinde dövizle işlemleri azaltmanın yolu kanun ya da vatan haini ilan etmek değildir. Çözüm, vatandaşın neden dövizi kurtuluş yolu gördüğünün, neden tasarruflarını yurtdışına götürdüğünün nedenlerini anlayıp, buna yol açan düzenlemeleri ortadan kaldırmaktır. Kayıtdışı ekonomiyi azaltmanın yolu kiracıyı ya da evsahibini okkanın altına oturtmak değil, kayıtdışına yol açan politikaları düzeltmekten geçer. Üreticilerin verimsizliğini devlet şemsiyesi ile korumak değil, rekabete açarak yok edebilirsiniz. Bırakın rekabeti, bugün devletten izinsiz indirim bile yapılamıyor.

Vatandaşların özgürlüğünü kısıtlayarak elde edeceğiniz güç, bir gün gelir sizi tepeler. Sosyal dozu abartılmış (ama aslında hardcore sosyalist) ekonomi politikalar ile tabanınızı genişleterek tek bir merkezde birleştirdiğiniz güç sizi faşizme götürür. Dünya henüz sosyalist politikalarla güç kazanıp da faşizme/diktatörlüğe dönmemiş bir lideri görmedi. Hitler’den Stalin’e, Castro’dan Chavez’e, Castro’dan Mao’ya, Saddam’dan Humeyni’ye istediğiniz örneği düşünebilirsiniz. Bugün özgürlüklere vurulan her darbe bizi maalesef Nazi Almanya’sına bir adım daha yaklaştırıyor. Abarttığımı düşünüyorsanız, bugün internet yasaklarında (sigara yasagi) Türkiye’nin adının birlikte listelendiği ülkelere bir göz atın.

Özgürlüklerinize sahip çıkın! Read More!

Üst kurul bu. Bugün Ahmet’e çakar, yarın başkasına.

Son yirmi yıl içinde devletin ekonomiden elini çekmesi gereği üzerinde önemli ölçüde uzlaşma sağlanmış durumda. Artık çoğu kişi devletin kumaş, ayakkabı, sigara hatta telefon ve elektrik gibi hizmetleri üretmesini doğru bulmuyor. Özelleştirmeler ile devletin (siyasetçilerin) bu alandaki egemenliği giderek daraltılıyor. Ancak diğer taraftan tüm dünyada bir başka eğilim var: Hayatımızdaki yeri hızla genişleyen ‘Düzenleme Kurumları’. ‘Bağımsız’, ‘Düzenleme’, ‘Denetleme’ gibi ulvi sıfatlara sahip bu kurumlar çoğu kişinin gözünde ilahi adaleti sağlıyor havası yaratmış durumdalar. Halbuki çoğu zaman siyasetin ya da başka menfaat gruplarının etkisinde olan bu kurumların piyasa mekanizmasının işleyişini ne kadar bozduğunun farkında mısınız? Mesela, TMSF, BDDK gibi kurumların doğrudan ya da dolaylı olarak kaç sektörü, işadamını ya da GSMH’nın yüzde kaçını etkilediğini düşündünüz mü?
Geçen ayın en ilginç vakalarından biri RTÜK başkanı Zahid Akman’ın TV’de canlı yayında spor yorumcusu Ahmet Çakar’ı üslubu nedeniyle ‘fırçalaması’ idi. Düşünsenize devlet bir yandan TRT aracılığıyla doğrudan, diğer yandan RTÜK aracılığıyla Türk vatandaşlarının TV’de ne seyretmesi gerektiğini belirliyor. Yani ‘aptal’ halk kendisi neyi seyredeceğini bilmiyor ve bunu kendisine öğretmesi için RTÜK’te çalışanlara deve yüküyle para ödüyor. Neresinden bakarsanız bakın sakat bir mantık. Daha da kötüsü RTÜK’ün kendileri üzerindeki yaptırım gücünden korktuğu için Çakar’ın patronu dahil, medya mensupları Akman’a ‘program yapmayı senden mi öğreneceğiz?’ diye soramıyor.
Artık şu soruları herkesin kendisine sorması gerekiyor: Acaba hayatımızda RTÜK olmasa bundan daha kötü programlar mı seyrederiz? Bir programı beğenmezsek elimizdeki uzaktan kumanda ile değiştirmemiz mümkünken neden Akman ve arkadaşlarına para ödüyoruz? Akman çok iyi programlar yapıyor olsaydı geçmişte kendisinin çalıştığı Kanal 7’nin reytinglerinin daha yüksek olması gerekmez miydi? Ya da bu soruları hiç sormayıp bugün Ahmet’e çakan Akman’ın yarın size de çakmasını bekleyebilirsiniz. Read More!

Regülasyon ve kontrol manyaklığı

İşsizlik yasaklansın. Eğer ilk anda bu radikal kuralın uygulanması zor olacak olursa işsiz sayısı toplam 1 milyon kişi ile, işsizlik oranı da yüzde 5 seviyesinde sınırlandırılsın.

Global ısınma yasaklansın. Hava sıcaklıklarının tarihi ortalamalar etrafında belirlenecek üst ve alt sınırların üstüne yükselmesi ve altına inmesi yasaklansın.

Enerji tasarrufu sağlamak için, suyun kaynama derecesi bir süre için 80 dereceye indirilsin. (Bu önerimizi daha önce açıklamıştık). Bu seviyeyi belirleme ve değiştirme yetkisi EPDK’ya verilsin.

Manipülasyon Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  IMF Nedir    Ekonomi Nedir    Kalite Nedir

Kuş gribi virüsü taşıyan göçmen kuşların Türkiye üzerinden seyahat etmeleri özel izne tabi tutulsun.

Kapkaççılık yasaklansın. Ha pardon, bu zaten yasaktı zannedersem. O zaman “yasak olduğu halde kapkaççılık yapmak” yasaklansın.

Trafik kazası yapmak yasaklansın. Böylece hem mali açıdan bir tasarruf sağlanacaktır. Hem de daha az insan ölecektir.

TV dizileri arasında en fazla üç reklam yayınlansın, ancak TV’lerin reklam gelirlerinde azalma olması izne tabi tutulsun.

Politik kavgaların finansal piyasaları etkilemesi belirli kural ve sınırlara bağlansın. Böylece hem politik açıdan herkes daha demokratik platformda istediğini söyleyebilecek, hem de küçük yatırımcının menfaati gözetilmiş olacaktır.

Herhangi bir depremde en fazla 100 binanın yıkılmasına izin verilsin. Diğer binaların yıkılması oluşturulacak DDDK, Deprem Düzenleme ve Denetleme Kurulundan alınacak izinlere tabi tutulsun. Bu uygulama da hem can kayıplarını azaltacak, hem de maddi zararı azaltacaktır.

Hava koşulları ve deprem sırasında insanların dışarıda sabahladığı (ama her ne hikmetse sabah olunca evlerine girdiği) göz önüne alınırsa, depremlerin de kış aylarında olması tamamen yasaklansın, bahar aylarında olması izne tabi tutulsun.

Okurlarımızdan tekliflerimize destek ve daha yaratıcı tekliflerle katkılarını bekliyoruz.

(Altın yorumları) Read More!

Kredi Karti Borclularinin Borclari

Bankalar ne yaparsa yapsin bir turlu ekonomi gazetecilerine yaranmayi basaramiyor. Onceleri bankalari acgozlulukle sucluyorlardi, insanlari kredi karti denen illete (uyusturucu gibi) alistirip ondan sonra da yuksek faizlerle insanlarin kanini somuruyor diye. TBMM'de calisan polis kredi kartiyla paralari harcadiktan sonra odeyemedigi icin tuketiciyi korumak icin kanun bile cikardilar. Bu kanun kapsaminda kredi karti borclularinin borclari cok yukselmesin diye ve faize cok fazla para odemesinler diye her ay odemesi gereken minimum miktari toplam borcun %10'undan %20'e yukselttiler. Simdi kanunu uygulamaya geldi.

Sunu belirtelim ki bankalar icin karli olan sistem tuketicinin her ay cok dusuk miktarlarda odeme yapmasi ve tuketicinin borcunun faizle birlikte katlanarak buyumesidir. Amerika'da kredi karti veren bankalar musterileri cekebilmek icin ilk senesi %0 faizle kredi karti veriyorlar. Yani isterseniz bir bankadan 1 senelik sifir faizli $10,000'lik kredi alabilirsiniz (tabii kredi skorunuz yeterince yuksek ise). Bankalarin beklentisi bir sene sonunda sizin borcunuzun tamamini kapatmayacaginiz ve cogu zaman %12'in uzerinde seyreden yuksek faizden odemelerinize devam etmeniz.

Simdi bankalar yeni kanunun yukumluluklerini yerine getirmek icin minimum odeme miktarini kademeli olarak yukseltme yoluna gitmisler. Bence iyi niyetlerinden boyle yapiyorlar, ben olsam ticari olarak boyle bir sey yapmazdim. Yine de yaranilmasi mumkun olmayan ekonomi gazetecileri bu durumdan bile sikayet edecek bir nokta cikarmislar. Hurriyet soyle diyor:

"Bankaların 23 Ağustos’u beklemeden asgari tutar oranında artırıma gitmesi, özellikle bazı tüketici derneklerince eleştiriliyor. Tüketici Hakları Merkezi (TÜ-MER) Genel Başkanı Ömer Keser’in bu konudaki tepkisi, bazı bankaların kanunlarda açık ve net olarak belirtilen hükümleri işine geldiği gibi yorumlayarak tüketiciyi mağdur ettiği yönünde. Bankaların savunması ise, "Birden bire iki katına çıkarmak yerine, kart kullanıcısı alıştıra alıştıra yeni uygulamaya geçirmek." Yüzde 20’lik oranın pek çok kart kullanıcısını zorlayacağını belirten bankacılar, kademeli geçişin müşterilerinin aylık ödeme planlarını yeniden düzenlemesine yardımcı olacağını düşünüyor."

Swap Nedir    Deflasyon Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Ekonomi Nedir    Enflasyon Nedir

Ben hukumet uyelerini sabirlarindan dolayi tebrik etmek istiyorum, "ortalama" bir Turk vatandasi hukumet uyesi olsa bu gazetecilere, oda baskanlarina ve bu yazida gundeme getirdigimiz Tuketici Haklari Merkezi Genel Baskani Omer Keser'e ya ucan tekme atardi, ya da Fatih Terim'in futbolcuyken Adana Demirspor macinda attigi gibi bir kafa. Omer Keser bilmiyor ama kredi karti kullaniminin da bir adabi vardir. Ay icerisinde kullanirsiniz ve ay sonunda odeme yapmaniz gerektigi zaman borcunuzun %10'unu degil, %20'sini degil, %100'unu odersiniz. Boylece malak gibi aylik %4 civarinda faiz odemezsiniz. Kredi kartinin borcunu ay sonunda odeyecek durumda degilseniz bastan kullanmayacaksiniz o karti. Bu kadar basit.

Sayin Keser ve arkadaslari oturup kredi karti kullanicilarini egiteceklerine adamlarin borc batagina daha da saplanmalari icin kampanya yapiyorlar. Ne demisler, klavuzu karga olanin burnu ... kurtulmaz.

Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
Fraktallar Read More!

Hedge Funds

Hurriyet'in haberine gore artik Turkiye'de de hedge fon kurulmasina imkan saglanacakmis. Hedge fonlari turkceye "Yuksek riskli yatirim fonu" diye cevirmisler, "hedge" risk almak demek ya!!!!! Bilmeyenler icin soyleyeyim hedge etmek, riski azaltmak demektir; ozunde gercekten hedge yapan fonlarin getirilerinin piyasayla korrelasyonu sifir civarindadir. Yani piyasa ciksa da dusse de getirileri pozitiftir (en azindan teoride). Bunu da turev enstrumanlari kullanarak saglarlar cogu zaman.

Haberin detayini okuyunca yine tonla duzenleme getirdiklerini goreceksiniz. Katilimcilarin duzenlenmesinin disinda hedge fonlarin regule edilmesine gerek yoktur. Hedge fonlari sadece milyonerlere acik fonlardir, o yuzden parasi olan adam da iyice incelemeden hedge fonlara para yatirmaz. Isin icerisine SPK'yi vs. katmanin alemi nedir anlamis degilim. Adam "sizinle mi ugrasacagim" der, ve fonu regulasyonun az oldugu bir ulkede kurar. Bosu bosuna ugrasmayin yani yeni mevzuat yaratacagim diye. Benden soylemesi.

Fraktallar
Fraktal nedir? Read More!

Cari açığa sihirli formul

Kredi kartı faizlerine devletin müdahelesi konusunda çok şey yazıldı çizildi. Ben de benzer bir öneriyi farklı bir konuda gündeme getirmek istiyorum. Önereceğim sihirli formül ile hem Türkiye'nin enerji (doğalgaz) tüketimi azalacak, dolayısıyla daha az ithalat yapılacak, sonuçta da cari açık sorunu hafifleyecektir.

Hükümet hemen bir kanun tasarısı hazırlayıp suyun kaynama derecesini 100'den 80'e indirmelidir. Böylelikle müthiş bir enerji tasarrufu gerçekleşecektir. Bu ülkede kamu ya da özel kaç işyerinde çay demlendiğini, su kaynatıldığını düşünürseniz getirilecek düzenlemenin faydasını daha net tasavvur edebilirsiniz. Üstelik çamaşır ve bulaşık makinelerinde de daha az enerji ile daha etkin bir sonuç almak mümkün olabilecektir. İlişkili kanun Merkez Bankası'nı bu konuda görevlendirip sınırlamanın üç ayda bir revize edilmesini sağlamalıdır.

Şaka değil, üç dört ay önce canlı yayında izlemiştim. Muhabirin teki, ilgili bakana "kuş gribinin ülkeye göçmen kuşlar kanalıyla geldiğini, bu kuşların ülkeye girmemesi için bakanlığın önlem alıp almayacağını" sormuştu da dumur olmuştum. Ben bakan olsam "yeterli F-16'mız yok" derdim. Her gün bu ve benzeri muhabirlerin ürünü gazeteleri okuyunca yukarıdaki teklif bana gayet mantıklı geldi.

Siz ne düşünüyorsunuz? Read More!

Marketlere Sinirlama

Gune neseli baslamistim, websitesinde artik ingilizce de yorum yapacaktim. Taa ki, Hurriyet'te su haberi gorene kadar:

"AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan'ın, büyük mağazaları tanımlayan ve çalışma usullerini belirleyen kanun teklifi, TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklif, büyük mağazaların, hafta içi 10.00-20.00 saatleri arasında çalışmasını öngörüyor. Bu mağazaların haftada 1 gün kapalı tutulmasına da odalar ve belediyeler karar verecek. Büyük mağazaların kurulmaları ve ticari faaliyette bulunmaları ile denetlenmelerine ilişkin usul ve esasları düzenleyen teklif, hangi ad altında olursa olsun, büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyeleri sınırları içinde kalan, toplam alanı 400 metrekare üzerinde satış alanına sahip veya 3'ten fazla şubesi olan mağazaları kapsayacak. ...Büyük mağazalar, ürünlerin etiket fiyatını, tedarik fiyatının altında belirleyemeyecek. ... Bu mağazalar, zamanı ve süresi belirlenmemiş indirimli satış kampanyaları yapamayacaklar. İndirimli satış kampanyalarını, ancak bağlı bulundukları odadan izin almak kaydıyla, bayramlarda ve özel günlerde, ticari faaliyetlerinin tasfiyesi ve işyeri değişikliği halleri ile yaz ve kış sezonu bitiminde, mevsim sonu indirimi olarak yapabilecekler."

Oha falan oldum yani!!! Bu teklif once CHP'den geldi zannettim. Bu gereksiz, mudahaleci, ve korumaci Avrupa mentalitesinden baska birsey degildir. Kucuk, verimsiz calisan bakkallari korumak adina 70 milyon tuketiciyi magdur duruma dusurmektir. Size ne? Adamlar dukkanlarini kac saat acik tutmak istiyorlarsa tutsunlar, isteyen 3 saat calisir isteyen 24 saat. Adam malini bedava dagitmak istiyorsa birakin yapsinlar. Rekabet edemeyen is sahiplerinin halkin ensesine kene gibi yapisip kanini emmesine izin verilmemelidir (Cok duygusal mi oldu bu kisim? Bilimsel yaklasalim olaya o zaman).

Iktisadi buyumenin maksimize edilmesi icin temel sart piyasalarin serbestlestirilmesidir. Tuketici ve verimlilik her seyden once gelmelidir. Piyasa ekonomisinin islemedigi durumlarda (ornegin Karteller veya Tekellerin hakim oldugu piyasalar) ekonomiden anlayan uzmanlarin mudahalesi dusunulebilir. Bunun disindaki tum durumlar icin mudahaleler faydadan cok zarar getirir. Perakende magazacilik piyasasina baktigimiz zaman birbirinden bagimsiz binlerce satici ve milyonlarca alicinin oldugunu goruyoruz, yani teknik olarak rekabetci piyasaya cok yakin bir piyasa. Ayrica economies of scale dedigimiz buyuk saticilarin kucuklere karsi bir maliyet avantajinin oldugu bir piyasa (Buna baska bir ornek de tarim, buyuk ureticiler kucuk ciftcilere kiyasla maliyet avantajina sahip). Bu piyasalari kendi haline biraktigimiz zaman zamanla daha verimli ve rekabetci olan buyuk firmalarin sayisinda artis olacak, bu hem kaynaklarin daha verimli kullanilmasini saglayacak hem de tuketici urunleri daha ucuza tuketebilecektir.

Simdi siz kalkip buyuk firmalarin rekabet gucunu sinirlayacak duzenlemelerde bulunursaniz bu surec sekteye ugrayacak ve kucuk firmalar daha uzun bir sure piyasada kalacak ve tuketiciler de dusuk fiyatlar icin daha uzun sure beklemek durumunda olacaktir. Yani kucuk firmalari (bakkallar ve kucuk supermarketler bunlar) korumak adina tuketiciyi ve bu sektore yatirim yapan buyuk ureticileri magdur edecek bu duzenleme.

Fatih Arikan isimli milletvekili (bakkalvekili mi demeliydim yoksa?) vermis bu kanun onergesini. Bir koseye yaziyoruz. Read More!