Issizlik yaratan büyüme ‘teorisi’

Issizlik yaratan büyüme ‘teorisi’ Türkiye’de icat edildi ama benim bilebildiğim kadarıyla henüz dünya literatürüne geçemedi. Bir tahminde bulunmak istiyorum; ‘made in turkey’ damgası taşıyan bu teorinin kaderi de Erke Dönergeci’nden ve diğer benzerlerinden farklı olmayacak.

Bir taraftan Güngör Uras diğer taraftan Faik Öztrak, son dönemde nedendir bilinmez Asaf Savaş Akat ‘grafiklere bakarak’ bu teoriyi üretenler ve onun sıkı takipçileri arasında yerlerini aldılar. Belki başkaları da vardır, bilmiyorum. Tuğrul Gürgür bu beyefendilerin ipliğini pazara çıkararak onlara hakkettiklerinden fazla önem atfediyor olabilir. Çünkü onları yanlış tanımadıysam er meydanına çıkıp kendilerini savunmak yerine, köşelerinden dört işlem yapma özürlüsü işadamlarının kulağına hoş gelebilecek ‘sanayisizleşme’ teorileri, sıcak para hikayeleri üretmeyi sürdüreceklerdir. Çok mu ağır kaçtı ? Gerçekten üzgünüm. Eğer tahminimde yanılmışsan özür dilemesini de bilirim.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Bu teorilerin (aslında hipotez bile sayılmazlar) ilk defa ortaya çıktığı 2003 yıllarında karınca kararınca ben de tartışmaya dahil olmuştum. Nisan 2004 tarihli bir yazımda bir öngörüde bulunmuştum, aşağıda değiştirmeden yayınlıyorum. Zamanın beni doğruladığı gibi bir iddiam yok. Takdir sizindir. Yalnız bir not düşmek istiyorum. Geçenlerde Tarhan Erdem’in çok önemli bir araştırması yayınladı. Hala güneydoğu ve doğuanadoludaki nüfus artış oranları hatrı sayılır ölçüde Türkiye ortalamasının üstünde. Bugün işarayan 18 yaş nüfusunun doğduğu dönemde de artış hızı çok yüksekti hiç şüphesiz. Sonuç açik; ne kadar çok nüfus artisi o kadar fakirlik.

‘Efendim, gelir dağılımdaki uçurum artıyor, eşitsizlik devletin Hakkari’nin dağlarına demir çelik fabrikası kurmamasından kaynaklanıyor olamaz mı ?’ Bu şartlarda ne tür bir sanayileşme politikası işsizlik oranlarını düşürüp, gelir uçurumlarını daraltabilir ?

'' Daha çok kisinin gerçek bir isi olacak. (8-4-2004)

Bir tahminde bulunmak istiyorum: Türkiye'de is sahibi olanlarin sayisi geçmis yillara göre belirgin ölçüde artacak (1-2 yil). 'Bu bir tahmin sayilmaz' diyeceksiniz. 'Iki kere iki dört eder' gibi bir sey. Eger bu ölçüde kesinse niye kimse böyle bir tahmin yapmayip olumsuzluklar üzerinde durmayi yegliyor ? Olumsuz beklentilerin gerekçesi nedir ? Geçmisdeki gerçeklesmeler. Halbuki gelecek her zaman geçmisin yansimasi olmaz. Ayrica ne ölçtügü belli olmayan bir endeksin sonuçlari var ortada.

Ben tahminimi suna dayandiriyorum: Büyüme kaçinilmaz olarak issizligi azaltir. Er yada geç bu hissedilecek. Bu kadar açik bir seyi görememizin sebebi: Kamunun harcamalari kisildigi bir ortamda bunun gerçeklesmeyecegine dair hurafeler. Ayrica büyümeyi yalnizca verimlilik artisina baglamakta çok mümkün degil. Araba, beyaz esya, kahverengi esyaya yogun talebin kaynagi kimlerdir ? Istikrarin issizligin en iyi ilaci oldugunun farkinda olmaliyiz. Bu hipotezin tersinden saglamasini da 1990-2000 yillarinda gördük: Kamunun harcamalara dayali genisletici politikalar eninde sonunda istikrarsizlik yaratarak krizlere yol açiyor. Bu da bugün yasadigimiz istihdam sorunun yegane sorumlusu olmasa bile en önemlisi.

Eger uzun yillar istikrar tesis edilebilirse köyden kente göçün yeniden basladigina sahit olacagiz. Çünki istikrarsizlik en çok kentli dar gelirlileri vuruyor. Halbuki kirsal kesim devletin yardimlariyla çok fazla dibe vurmuyor. Kentli yoksullarin durumunun relatif olarak düzelmesiyle, köylüler için kent tekrar eski cazibesini kavusacak. Biz issizligin azalmadigini zannedebiliriz, halbuki gerçek köylerdeki gizli issizligin kentlere tasinmasidir.’’

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Bir Olcum Hatasinin Anatomisi

Bir okurumuz guzel bir soru yoneltmis:
Oncelikle Imalat Sanayinde Calisanlar Endeksi ile Hanehalki Isgucu Anketi, imalat sektorunde calisanlar kisilerin miktarini simdiye kadar nasil olcmus ona bakalim:
"İyi güzel de bu imalat sanayi üretimde çalışanlar endeksinin verileriyle hanehalkı işgücü anketinin verilerinin bu kadar çelişmesini verdiğiniz rakamlar gerçekten açıklayabiliyor mu? İstihdamdaki payları yüzde 24 olsa da imalat sanayiinde istihdam artarken büyük işletmelerdeki istihdamın da artması daha mantıklı olmaz mıydı? Ne yani imalat sanayi istihdamında yaşanan artış sadece küçük işletmelerden mi kaynaklanıyor? Sizce burada imalat sanayi üretimde çalışanlar endeksinin artık eskimiş olması (baz yılı 1997 idi galiba) ve temsil yeteneğini kaybetmesi gibi bir durum da olamaz mı?" Tolga

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir



Eger Imalat Sanayinde Calisanlar Endeksi'ne bakarsak 1988'den bu yana son 18 senede istihdamin mutlak olarak %30 azaldigini goruyoruz. Yani calisan insan sayisi 1988'den bu yana artmayi bir yana birakin 100'den 70'e dusmus. Sadece 1988-1993 arasinda %25 azalmis. Oysa ayni donemde sanayi uretimi %32, milli gelir %20 artmis. Bir gariplik yok mu bunda?

Hanehalki Anketi ise %60 arttigini soyluyor.

Sizce bunlardan hangisi daha dogru? Bu arada korelasyonun iki veri arasinda eksi 0.74 oldugunu da ilave edeyim.

Bence meselenin ozu su: Calisanlar endeksinde yer alan isletmeler duzenli olarak yenilenmiyor. Sadece 2006'da yeni kurulan sirketlerden bahsetmiyorum. 1997-2006 arasinda kurulan yeni isletme sayisini da dusunun. Ikinci bir husus, yeni bir isletme bir sure sonra buyuse bile endeksi dahil edilmiyor. Endeksde daha once olup da kuculen isletmeler ise endeksde kalmaya devam ediyor.

Benim prensibim su: Hangi istatistik, hangi amacla kurulmus ve hesaplaniyor ise, o istastigi o amac icin kullanmak. Turkiye'de issizlik-istihdam nasil gelismis diye Hanehalki Anketine bakilir. Gelir dagilimi nasil degismis gormek icin Gelir Dagilimi Anketi kullanilir (Gungor Uras'in yaptigi gibi milli gelirde gida harcamasi nasil degismis diye bakilmaz). Enflasyon oranini anlamak icin Tuketici veya Uretici Fiyat Endeksi kullanilir, milli gelir deflatoru kullanilmaz. Issizligin boyutunu anlamak icin issizlik oranina bakilir. Keyfe gore issizlik icin yeni tanimlar kullanilmaz.

(ornek vereyim: Faik Oztrak ve diger bazi yazarlar son zamanlarda issizlik orani olarak is aramayan insanlari da ekliyorlar. Oysa 2005'de oyle yapmiyorlardi. Neden? Cunku issizlik orani dusmuyordu. 2006'da issizlik orani dusmeye baslayinca yeni bir tanim icat ettiler. Eger ayni tanimi 2005 yilinda kullansalardi, o tanimla issizligin 2000 yilinin altina dustugunu bulacaklardi. Sayilar soyle olacakti: 2000 Haziran'da %19.9, 2005 Haziran %%19.5. Siz hic issizligin nasil kriz doneminin altina indigine dair bir yazi okudunuz mu 2005'de Faik Oztak'dan? ) Read More!

Bilmemek Degil, Inat Etmek Ayip

Faik Oztrak, Milliyet'de yayinlanan "İmalat sanayiinde sürdürülebilirlik sorunları artıyor" baslikli yazisinda diyor ki:

"Tabloda imalat sanayiinde üretimin son dört yılda yüzde 33 gibi oldukça yüksek bir artış kaydettiğini görüyoruz. Buna karşılık, üretimde çalışan sayısındaki artış yüzde 2.5'te kalmış. Yani üretim artışı istihdam yaratamamış. İşgücü yerine makine kullanılarak gerçekleşen üretim artışı sonucunda işgücünün verimi hızla artmış. Sektörde çalışanların [reel] kazançları ise yüzde 2.4 oranında düşmüş (bkz. yüzde hesaplama).
Bu durumda sektörde kârların önemli ölçüde artması beklenir. Ancak bu dönemde reel sektörde kârların da hızla düştüğünü biliyoruz.

Kazanç düşüyor. Buna uyum sağlamak için önce kayıtdışı çalıştırma ve işten çıkarma artıyor. Yine de imalat sanayii kazandırmıyor. İşletmeler tasfiye oluyor. Bizim gibi ekonomiler için sürdürülebilir büyümenin kaynağı olan sanayi büyümesi yavaşlıyor. İstihdam yeterince artmıyor. "

Faik Bey, imalat sektorunde istihdami yanlis bilgilere dayandirmakta israr ediyor, biz de kendisini ikaz etmekte devam edecegiz.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

Imalat sanayinde kac kisinin calistigini olcmek icin Hane Halki Isgucu Anketi kullanilir. Bu anket butun ulke capinda, kisilerle yuzyuze anket yoluyla yapilir. Anket sonuclarina gore 2002-2006 doneminde imalat sanayinde calisanlarin sayisi kumulatif olarak %12, yillik ortalama olarak %2.9, seviye olarak da 455 bin kisi artmistir. Ayni donemde calisabilir nufus ise yillik ortalama %1.8 artmis. Yani uretim artisi istihdam yaratmistir.

Faik Bey'in kullandigi Imalat Sanayi anketi ise imalat sanayinde faaliyet gosteren buyuk isletmeleri kapsar. Bu isletmeler, uretilen katma degerin %89'unu, toplam istihdamin ise sadece %24'ine sahiptirler. Bu ne demektir? Anket sonuclarini uretim veya verimlilik konularinda kullanabilirsiniz, cunku toplam uretimin buyuk kismini bu firmalar yapar. Istihdam konusunda ise kullanamazsiniz, cunku istihdamin sadece dortte birini kapsarlar.

Daha fazla bilgi icin bakiniz Enflasyon Raporu 2006-I, sayfa 34. Bu konudaki eski bir yazimiz icin "Siz de mi Faik Bey?"

Firmalarin kar etmedigi konusuna gelince. Asagidaki rakamlar Istanbul Sanayi Odasi'nn yayinladigi 500 Buyuk Sanayi Kurulusu raporundan alinmistir:

Satis basina kar
1994-2001:_______ % 6.0
1995-1998:_______ % 8.9
2002-2005:_______ % 7.2
2005:___________ % 6.4

Su rakamlar ise (3000 binden fazla firmayi kapsayan) TCMB veri bankasindan:

Satis basina kar
1994-2001:_______ % 2.8
1995-1998:_______ % 4.9
2002-2005:_______ % 3.7
2005:___________ % 3.3

Son olarak Faik Bey'in "Bizim gibi ekonomiler için sürdürülebilir büyümenin kaynağı olan sanayi büyümesi yavaşlıyor. İstihdam yeterince artmıyor" sozlerine gelince...

Milli gelir rakamlarina gore sanayi sektoru 2002-2006 arasinda, yani BES yil icinde kumulatif olarak %48 buyudu. Kiyaslama yapmak gerekirse bu rakam 1990-2001 arasindaki ONBIR senenin buyumesine esittir.

Imalat sanayinde istihdam 2002-2006 arasi ortalama yilda %2.9 artti. 1980-2001 arasi artis ortalama %2.2'dir.

Konu dagildi. Aslinda asil amacim Merkez Bankasi tarafindan yayinlanan "Turkiye'de Imalat Sektorunun Karliliginin Gelisimi ve Karliligi Etkileyen Faktorlerin Belirlenmesi" isimli calismanin reklamini yapmakti. OECD'de calisan Rauf Gonenc ile MB Arastirma Bolumunden Gokhan Yilmaz'in ortak bir calismasi.

Bu calismada arastirmacilar, ihracat edilen mallarda ve ic piyasaya satilan mallarda karlilik marji son 10 senede nasil degismistir diye bakmislar. Bu endeksler doviz kuru, fiyat seviyesi, isgucu maliyetleri ve verimlilik rakamlari kullanilarak hesaplanmis. Bir de imalat sektorunde genel kar marjini hesaplamislar. Bu hesaplamada ihracat ve ic piyasa kar marjlarinin agirlikli ortalamasi ile borclanma maliyeti (reel faizler) ve enerji maliyetleri gozonune alinmis.

Ilginc bir calisma. Vaktiniz varsa gidin okuyun. Asagida bu calismada verilen ve kar marjlarinin degisimini gosteren bir grafik bulacaksiniz.



Ince cizgi: Doviz cinsinden isgucu maliyetleri
Kalin cizgi (EPMI): Index of Export Profit Margins (ihrac urunlerindeki kar marji)
Kesik cizgi (DPMI): Index of Profit Margins on Domestic Sales (ic piyasaya satilan mallardaki kar marji)
Kesik-Duz cizgi (GPMI): General Profit Margin Index (ortalama kar marji)

Grafik neyi gosteriyor?

1997-2000 arasinda hem ihracat hem ic piyasa kar marjlari dusmus. 2001 devaluasyonu ile ihracat marji tavan yapmis, sonra goreceli olarak azalmis (demek ki degerlenen Turk lirasi ile verimlilik artisi birbirini goturmus). Su anki seviyesi 1997 ile ayni. Ic piyasa marjlari ise 2001'den sonra, ithal ara mallarin ucuzlamasi, dusuk ucretler ve verimliligin etkisi ile artmaya devam etmis. Son olarak genel kar marjina bakin. Hem ihracat hem ic pazar marjlarinin uzerinde. Neden? Cunku onun hesaplamasinda dusen {reel) faizlerin etkisi de giriyor.

Calismada sektorel bazda da cesitli analizler bulacaksiniz. Read More!

Her türlü para politikası problemi itinayla çözülür

Mehmet Altan'ın petrol zengini ülkelere dair ilginç bir tespiti var:

' Iktisatçıların ‘neft laneti’ dedikleri durum bu. Petrolün var... Ülkeye anormal döviz giriyor... Ulusal para değerleniyor... Döviz çok ucuzluyor... Bu ne demek ? Fiilen ihracat yapılamaz demek. Zaten ihracat damarı da ölüyor '

Paragraftan şu sonuç çıkarılabilir: Eğer bu ülkelerin merkez bankaları dövizi ucuzlatmakla görevlendirilselerdi, ihracat sektörleri pekala gelişebilirdi !

Niye olmasın ?

'Ihracatsever' merkez bankaları kafaya koyduktan sonra gerekirse bir trilyon dolarlık müdahale yapıp kuru 'en rekabetçi' seviyede tutamazlar mı ? Ihracatçılar bir kere ortaya çıktı mı, o ülkeyi tutabilene aşkolsun. Sorun bundan ibaretse Mehmet Altan'ın endişelendiği ölçüde vahim bir tablo yok ortada. 'Petrolzedelerin' problemleri bir günde şipşak çözülebilir. Yeterki ara ara gelen 'fikirlerimizi' kendimize saklamayıp tartışmaya açalım.

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Saklamayalım dedim ya. Şimdi aranızdan bazı 'sivri' zekalılar çıkabilir. Merkez Bankasının trilyon dolara karşılık olarak ortaya saldığı ulusal para enflasyon yaratmaz mı diye sorabilir. Hayır hocam, yaratmaz. Doları fiksledik ya. Unuttun mu ? Fiks dolar fiks fiyatlar. Büyüklerimiz bundan başka bize ne öğretti ? Yine de ısrar ediyorsan her işin bir kolayı olduğunu söyleyebilirim. Basarsın faizi toplarsın parayı. Okey ? Ama bir dakika. Bu sefer yüksek faiz sıcak parayı çekmez mi ? Çeksin. Bir trilyon dolarlık müdahale yapan bir katrilyonun hesabını mı yapar ? Dünyadaki son centi bile kurutsak rekabetçi kurumuzu koruruz evelallah.

Herhalde Mehmet bey'in dili sürçtü. Bu ülkelerin bir şey üretememelerinin, sonuçta ihracat yapamamalarının mesuliyeti değerlenen ulusal paralarına yüklenemez elbette. Söz konusu ülkelerin ulusal parası OLMASAYDI bile rekabet edemezlerdi. Çünkü kazanılmadan gelen paraların 'bir kısmı' ülke içinde dağıtılacak ve çalışma yaşına gelenlerin gelirleri hiç yoktan şişirilecekti. Sonuçta her durumda emek rekabetçi olmaktan çıkar. Yok, eğer arap şeyhlerinin çoğunlukla yaptığı gibi paralar dağıtılmayıp Amerikan varlıklarına yatırılacaksa, zaten paranın değerlenmesi söz konusu olmaz.

Bakın. Sermayenin kendisi hiç bir zaman sorun yaratmaz. Üretimi ve ihracatı baltalamaz. Bu ülkelerin petrolü olmasaydı aslan parçası mı kesileceklerdi ? Birisi sermayesini ceptelefonlarına silahlara yatırır, diğeri o sermayeyi kendisine 'yeniden' kazandıracak yatırımlara. Aradaki fark budur.

Not: Sakın TCMB 35 milyar dolarlık 'müdahale' yapayım derken ortalığa tomarla para, geri çekeyim derken de tepeleme faiz çıkarmış olmasın ? Evet tabi. Geçen mayıs'ta dalgalanma olmasaydı enflasyon ne güzel düşürmüşlerdi, değil mi ?

Ahmet Çavusoğlu Read More!

Brezilya Modeli

CHP Genel Baskani Deniz Baykal Turkiye'nin sorunlarini Brezilya modeli ile cozeriz demis. Sayin Baykal Türkiye’nin yeni bir ekonomi politikasına ihtiyacı olduğunu savunarak, Brezilya’yı örnek gösterdi. Brezilya’da 2002’de işbaşı yapan merkez solun IMF’ye kendi programını kabul ettirdiğini, faiz dışı fazla oranını indirttiğini söyledi.

Deniz Baykal dogru demis, faiz dışı fazlayi indirmeliyiz, hatta indirmekle kalmamali sifirlamali ve hatta 90'li yillarda da karsimiza ciktigi gibi faiz dışı acik vermeliyiz. Buradan saglanacak kaynakla iscilere tekrardan buyuk maas artislari yapabiliriz, SSK primlerini azaltabiliriz, sanayicilerimize tesvikler vererek "sanayiye dayali" bir buyume hamlesi baslatabiliriz. "Bu ülkenin ithalatla, borçlanmayla ve sadece finansla sürdürülebilir kalkınması mümkün değildir". O yuzden ithalati ve borclanmayi bicak gibi kesecek, yeni yeni ayaga kalkmis finans sektorune oldurucu darbeyi vuracak derin bir krizi bir an once devreye sokmanin bir yolunu bulmaliyiz. 2001 krizinden sonra cok yuksek hizlarda buyumemizin sebebi finansal disiplin ve yapisal reformlar degildi. Krizden sonra yuksek hizlarda buyumemizin sebebi krizin kendisi idi. Bakin 1994 ve 1998 yillarindaki ekonomik kuculmelerin ertesindeki yillarda da cok yuksek hizlarda buyumusuz.

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Benim Sayin Baykal'a katilmadigim tek nokta su: neden hala IMF ile masaya oturuyoruz ki. Kovalim gitsin emperyalistleri. Siz ne bicim solcusunuz. ODTU'lu ogrenciler bile sut dokmus kediye donmus, bu durumlarindan Demirel'i suclamaktaymislar. Devrimci ruhumuzu yeniden canladirmamiz icin muhtac oldugumuz kudret damarlarimizdaki populist kanda mevcuttur. Read More!

Koprude Eylem

Gecen hafta isverenlerin tesvik isteklerine karsi cikmistik. Bugunku konumuz sendikalar. Ellerindeki gucu kullanarak kendilerine rant yaratmaya calisan gruplardan bir tanesi de sendikalardir. Sendikalar gercekten calisanlarina sendikasiz calisanlardan daha yuksek ucret, isguvenligi, vs. saglar. Ama bu iscilerin yaninda olduklari anlamina gelmez. Sendikalar is sahibi olanlarin yanindadir. Eger isiniz yok ise sendikalar sizin karsinizdadir. Hic boyle dusunmemistiniz degil mi?

Sendikalar calisanlarina yuksek ucret sagladigi ve isten cikarmalari zorlastirdigi icin sendikalarin coreklendigi endustrilerdeki isverenler ellerinden geldigince az isci calistirmak yolunu sececektir.

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Ise almak evlilikten beter bir durum onlar icin, bir kere ise aldiniz mi olum sizi ayirana kadar bir aradasiniz neredeyse. O yuzden "isci alma makine al" felsefesi bu sektorlerde hukum surer.

Turk Imar-Sen gise calisanlarinin sorunlarina dikkat cekmek icin yarin eylem yapacakmis
. Bence petrol ureticileri de (dikkat edin calisanlari demiyorum) sorunlarina dikkat cekmek icin bir ay petrol satmasin. Milleti rehin alabilecek herkes "sorunlarina dikkat cekebilmek icin" eylem yapsin, kendileri disinda kalan herkesin anasini aglatsin. Gise memurlugu uzun egitim gerektiren, ozveriyle calisilan bir meslek dalidir, milli guvenligimiz acisindan cok onemlidir, ulkemizin sanayilesmesinde cok buyuk katkilari olmustur ve super vergi toplamaktadirlar. Gise memurlari en az aylik 2000 YTL ucrete calismali, 40 yasinda emekli olabilmeli vs. Biz de sonuna kadar destekliyoruz bunu.

Bunun finansmanini saglamak icin de giselerden OGS'siz gecis ucretleri 5000 YTL'ye yukseltilmeli, giselere gelmeden 2 kilometre otede OGS satis istasyonlarindan bir seferlik OGS gecis kartlari 4 YTL ucrete satilmalidir. Bu satis islemini yapmak cok fazla marifet gerektirmedigi icin asgari ucretle sendikasiz calisan kisiler istihdam edilerek yeni istihdam da yaratabiliriz.

Eger bu sistem neticesinde herkes OGS kullanma yolunu secer de kimse gise calisanlarinin yardimina ihtiyac duymaz ise biz de tazminatlari neyse verelim ve islerine son verelim.

Issizligi azaltmak istiyorsak atabilecegimiz en onemli adimlardan bir tanesi sendikalari yasaklamaktir. Isten adam cikarmak ne kadar zor ise, ise eleman almakta o kadar zor olur. Read More!

Gordugu her fiyat artisina balon diyeni Allah balon etsin

Ahmet Bey vari bir baslik attim ama baska turlu insanlarin anlayacagi yok. Bu yazida Yigit Bulut'un yazdiklarini elestirecektim ama Salih Neftci son anda menzilime girdi. Yigit Bulut dogru bir sekilde ulkemizdeki gayrimenkul fiyatlarinin benzer ulkelere kiyasla hala cok ucuz oldugunu soyluyor. (Borsaya gelince niye ayni yontemi kullanmiyor bu gerizekali anlamis degilim, ya da gayrimenkul fiyatlarini analiz ederken "130000 dolarda destek, 150000 dolarda direnc var" muhabbetlerine girmiyor?) Muhtemelen yabancilarin ucuza almasina gicik olmus. Eeee bu isler boyle, sen almazsan el oglu gelir alir, herkes bizim milletimiz gibi salak mi evini satsin dolara yatirsin (kriz spekulasyonu yapanlari bundan once buraya tasimistik hatirlarsaniz). Neyse, Yigit Bulut'un asil elestirilmesi gereken onerilerinin elestirilmesini ilgilenen okuyucularimiza birakalim. (genis kapsamli guzel bir yazi yazan olursa anasayfaya da tasirim yazinizi)

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Daha mantikli yazilar yazan Salih Neftciye donelim. Salih Neftci 7 Eylul 2005 tarihinde yazmis oldugu bir yazida Amerikan gayrimenkul balonu konusunu bir yildan fazla bir suredir isledigini belirtiyor, ayrica bu balonun patlamak uzere oldugu konusunda okuyucularini uyariyor. Demek ki Salih Neftci 2004 yilinin ortasindan itibaren Amerika'da bir gayrimenkul balonu oldugu yonunde turku soyluyor. Cok "ileri" goruslu yorumcumuz gayrimenkul fiyatlarinin dusecegini tam tamina 2.5 yil onceden gormus.

Salih Neftci balon var dedigi zamandan bugune Amerika'da gayrimenkul fiyatlari %20 artis gosterdi. Simdi burada tekrardan balon vardir yoktur tartismasina yeniden girmeyecegim, elimde cok daha eglenceli malzeme var. Sayin Neftci bugunku yazisinda "Bizim kişisel gözlemlerimize göre Londra, Şanghay, New York, Paris veya Cenevre gibi kentlerde konut fiyatları son 4 yıl içinde ortalama yüzde 12-15 gibi bir oranda arttı. Yani neredeyse ikiye katlandı." diyor. Sonra da sunlari soyluyor:

"Bir kere, Amerikan emlak piyasası durulsa bile biz bunun fiyatlarda en fazla yüzde 5’lik gerilemelere yol açacağını düşünüyoruz. Büyük bir göçüş çok küçük bir olasılık."

Evet, yanlis okumadiniz. Inanmiyorsaniz bir kez daha alinti yapayim, ama once gozlerinizi ogusturun, sonra kendinize cimdik atin, ruya gormediginize iyice kanaat getirdikten sonra tekrar okuyun:

"Bir kere, Amerikan emlak piyasası durulsa bile biz bunun fiyatlarda en fazla yüzde 5’lik gerilemelere yol açacağını düşünüyoruz. Büyük bir göçüş çok küçük bir olasılık."

IKKI BUÇÇUK yildir gayrimenkul balonu var diye kafamizi sisiriyorsun, patlarsa cok fena olur diye yazilar yaziyorsun, fiyatlar bu arada %20 yukari gidiyor, ondan sonra da kalkip fiyatlar dusse dusse en fazla %5 duser mi diyorsun? Ortada bir balon varsa o da Salih Neftci balonudur, ve bu balon da Salih Neftci tarafindan 29 Mart 2007 tarihinde sondurulmustur.

Karamsar yorumcularin kafasinin basmadigi sey bu iste. Fiyatlar yukari gidiyor. Bunlar hemen sazan gibi atlayip "balon oldu, balon oldu" demeye basliyorlar. Fiyatlar daha da yukari gidiyor. Oncekine balon diyen bu kisiler daha da yukselen fiyatlardan sonra seslerini iyice yukseltiyorlar. Fiyatlar daha da yukari gidiyor. Aradan bir iki yil gectikten sonra fiyatlarda beklenen gerileme yasaniyor. Ama ne gorelim, olay korkulan boyutlarda degilmis. Gerileme cogu zaman ufak boyutlu oluyor ve fiyatlar karamsarlarin ilk kez "balon oldu" dedigi seviyelerin cok uzerinde bir seviyede seyrediyor.

Yine de Neftci'nin balon konulu haberlerinin devamini diliyoruz, niye mi? Onun balon var satin dedigi malin fiyati yukariya gidiyor da ondan. Read More!

Borsa ve Kuresel Ekonomi

Benim burada makroekonomik tahminlerden yola cikarak borsa yorumlari yapiyorum. Hemen bu yazinin altinda Nouriel Roubini'yi 2005 yilinda kuresel resesyon tahmini yaptigi icin elestirdigimiz yazi var. Hem elestirimize aciklik kazandiralim, hem kuresel ekonomi hakkindaki goruslerimizi bir kez daha yineleyelim, hem de konuyu borsaya (yatirimlarimiza) baglayalim.

Cin'e gitmedim ama Hindistan'a gittim. Hindistan kocaman bir santiye, diyelim ki sabah bir yeri ziyarete gittiniz, aksam otelinize donerken sabah gectiginiz yollarin degistigini goruyorsunuz (Umit Aktan gibi nasil abartiyorum ama). Hindistan bugunlerde %9 civarinda buyuyor, insanlari zenginlesiyor, insanlar para kazandikca daha cok tuketiyor ve daha cok tasarruf ediyor. Hem bu tuketim, hem de tasarruflar, hem de disaridan gelen sermaye yeni yatirimlari doguruyor ve yuksek buyume hizi sureklilik kazaniyor. Hindistan hala yoksul bir ulke, zenginler 4 metre duvarlarin arkasinda yasiyor, gelistirilmesi gereken o kadar cok sey var ki akliniz hayaliniz durur. O yuzden daha cok yatirim yapilacak ve bu buyume uzun yillar devam edecektir.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Kredi Faiz Oranları    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Ote yandan Cin Hindistan'in bir 10 yil otesinde gibi gorunuyor yatirimlar acisindan. Bu iki ulkede dunya nufusunun %40'i yasiyor. Bu iki ulke de cok buyuk hizlarda buyuyorlar. Bu iki ulke buyurken beraberlerinde gelismis ulkeleri de yaptiklari ithalatla ve sunduklari dusuk ucretli mal ve hizmetlerle buyutuyorlar. Simdi Roubini kalkip da bu trenin onunde "kuresel resesyon cikacak" diye durmaya kalkinca son uc yildir kumulatif (toplam) %15'in uzerinde bir buyumeyle ezilip gidiyor haliyle. Soylediklerinde dogruluk payi vardir, petrol fiyatlarindaki artis enflasyon yaratabilir, ama neticede petrol fiyatlarindaki artis petrol tuketicilerinden petrol ureticilerine bir servet transferidir. Ortada yitip giden degil, el degistiren bir servet vardir. O yuzden gelismeler o kadar da negatif degildir. Ayni Roubini Cin ve Hindistan'in sundugu mal ve hizmetlerin yarattigi deflasyonist etkinin pek de farkinda degilmis gibi gorunuyor.

Dunya buyuyor, ticaret artiyor, yoksulluk azaliyor. Dunya buyurken bu durumdan biz nasil faydalanabiliriz sorusunu sormaliyiz. Bu yuzden benim ilgi duydugum soru borsanin bugun veya gelecek hafta veya gelecek ay ne yapacagi degil. Zaten istesek de bu sorulara tatmin edici (kar getirici) cevaplar bulmamiz cogu zaman zor. Benim ilgi duydugum soru bundan 5, 10, 20 sene sonra ne olacagi. Bu acidan baktiginiz zaman borsalarin yukari gidecegi cok acik. Dunya yuksek hizda buyumesine devam edecek ve bundan da en cok borsada islem goren sirketler faydalanacak. Peki hangi sirketler? Cin, Hindistan gibi ulkelerde basarili olacak sirketlerle, bu ulkelere erkenden girebilmis ve kose kapabilmis yabanci sirketler tabii ki. Cin ve Hindistan'da hangi sirketlerin basarili olacagini bilmemiz mumkun degil, bu yuzden bu ulkelerden endeks fonlarina uzun donemli yatirim yapabiliriz. Bunun disinda Avrupa ve Amerikali sirketleri de dikkatli takip edip hangilerinin dogru yatirimlari yaptiklarini belirlememiz gerekiyor.

Dunyayi bir kenara birakalim ve Turkiye'ye bakalim. Turkiye'nin de bu kervana katilabilmesi icin yuksek hizlarda buyumesini surdurmesi gerekiyor. Buyumenin olabilmesi icin iki kosulumuz var: yatirimlar ve teknolojik gelisme. Teknolojik gelismeyi bir kenara birakalim, yatirimlara bakalim. Yatirimlarin olabilmesi icin kosullar nelerdir? Saglam bir adli sistem, zirt-pirt degismeyen ekonomi politikalari ve yasalar (vergi politikasi, vs.), ve dusuk faizler. Yalniz faizlerin dusuk olmasi Merkez Bankasinin zorlamasiyla olabilecek bir sey degil. Saglam bir adli sistem, politika surekliligi, ve acik vermeyen bir butce risklerin azalmasina ve akabinde de faizlerin dusmesine neden olur. Turkiye'nin buyumesi demek ki hep tekerleme gibi soyledigimiz "yapisal reformlara ve kati maliye politikasina" bakiyor. Adli sistemin iyilestirilmesi (duzgun kanunlara sahip olunulmasi ve bunlarin UYGULANMASI) , egitime yapilacak yatirimlar da teknolojik gelismelerin onunu acabilecektir.

Turkiye'nin onumuzdeki yillarda yukarida belirttigimiz gereklilikleri yerine getirebilecegini dusunuyorsaniz hic durmayin paranizi borsaya koyun derim. Yok biz bunlari beceremeyiz diyorsaniz paranizi kisa vadeli hazine bonosuna koyun o zaman, faiz oranlari cezbedici seviyelerde ve isler tersine donerse daha da cekici bir hale gelebilirler.

Ben paramla ne yapiyorum peki? Read More!

Nouriel Roubini

Riskler buyuk, nereden ne gelecegi belli olmaz, ayagini denk al, bize "biz demistik" dedirtmeyin. Ekonomide karamsar yorum yapanlar sadece bize mahsus degil, her yerde var. Bugunlerde televizyonlarda "karsit" goruslu yorum yapan ekonomistlerden en cok Nouriel Roubini'yi goruyorum. Merak ettim, bu adam eskiden de boyle miydi, yoksa sonradan mi boyle oldu diye. Onemli bir soru. Bu konuda tutarli ekonomistleri sevmiyoruz. Disaridaki hava ne olursa olsun, bugun yagmur yagabilir, bugun yagmazsa yarin kesin yagar o yuzden yaniniza semsiyenizi alin tavsiyesinde bulunan ekonomistleri cok sevdigim soylenemez. Kafani pencereden disari cikarip bir bak bakalim once, bozuk plak gibi (biz buna bias diyoruz ekonomide) hep ayni seyleri soyleme.

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

Roubini 2004 yilinin Agustos ayindan beri bir blog tutuyormus. Super! Hemen gittim ve gelecege yonelik tahminlerde bulundugu ilk yazilarindan bir tanesini buldum: Gecici bir yavaslama mi yoksa Batakliga mi Gomulecegiz basligini tasiyor bu yazi. Yazi 20 Ekim 2004 tarihinde yazilmis ve o gun S&P500 endeksi 1103 puandan kapanmis. Petrol fiyatlarinin $50'i gectigi ilk zamanlar. Sicakci ekonomistler "dunya eski dunya degil, petrol fiyatlari global bir resesyona sebep olmaz, endiselenmeyin" diyor ama Halkin Kahramani Roubini "gercekleri" gostermeye kararli. Brad Setser biraderimle oturduk Kuresel Ekonomi ve Petrol uzerine bir makale yazdik diyor. Petrol fiyatlarinin artisinin etkisinin beklenenden yuksek olacagina inandigini soyluyor.

Diyor ki son 30 yilda yasanan global resesyonlarin dordu de petrol yuzunden olmustur. (Ustu kapali olarak 2005 yilinda da global resesyon yasayacagimizi soyluyor yani) ve sunlari ekliyor:

"... What matter is not just the direct stagflationary effect of this supply shock; its effect on consumer and business confidence and, thus, on aggregate demand are also important. And a debt-overburdened low-saving US consumer with little job or wage or income growth and with security concerns (from Iraq to Iran to North Korea to terrorism) may soon decide to retrench."

Amerika'da "issizlik" ve "dusuk gelir artisi" turkusunu soyleyenlerle Kucuk Emrah arasinda cok bir fark yok bence. Bizim Nuri de borc icinde yuzen, para biriktiremeyen Amerikali tuketicilerin istihdam yaratamayan ve reel ucretlerin dustugu bir durumda (o gunku Amerikan ekonomisinden bahsediyor kendince) ustune ustluk savas ve terorizm gibi korkular altinda catirdayabilecegini soyluyor. Anladiniz siz ne dedigini.

Simdi gelelim aradan gecen 2.5 yilda ne olmus ona bir bakalim. Petrol fiyatlari $50 dolari gectikten sonra banamisin dememis, Nurhan Damcioglu gibi 50...60...70...78 diye saydirarak Roubini'nin korktugu seviyelerin %50 daha fazlasina ulasmis. O tarihten bu gune petrol fiyatlari sadece Ocak 2007'de bir gun $50'in altina dusmus. Buna karsilik Amerikan ekonomisi hem 2004'de, hem 2005'de, hem de 2006'da %3'un uzerinde bir reel buyume gostermis. Resesyonu bir tarafa birakin, bunlar ABD gibi devasa bir ekonomi icin cok iyi buyume oranlaridir. Kuresel buyume oranlari ise daha da carpici: 2004 yilinda %5.3, 2005 yilinda %4.8, ve 2006 yilinda %5.3 olarak gerceklesmis. Yontma Tas Devrinden Cilali Tas Devrine gectigimiz donemden beri dunya bu hizlarda buyumedi!!!

Borsaya ne olmus bir de ona bakalim. S&P500 endeksi dun 1437 seviyesinden kapanmis. Demek ki 2.5 yilda %30'dan fazla yukselmis (bu rakamlara her sene %3 civarinda dagitilan temettuler dahil degildir, yoksa gercek artis %37 civarindadir). Bizim Nuri'nin sozlerinden korkup borsadan ciktiysaniz vay halinize.

Nouriel Roubini'ye tavsiyemiz ayni karamsar tahminlerinde bugun de oldugu gibi israrla devam etmesidir. Elbet bir gun isler tersine donecek ve hem Amerika hem de Dunya ekonomisi resesyona girecektir. Olmez de o gunleri gorebilirsek "Nuri ne buyuk ekonomistmis, taaaaaa ne kadar zaman onceden simdi olacaklari gormus, bravo yani" falan seklinde methiyeler de duzeriz. Read More!

Ekonomi Turk'un Neyini Begeniyorsunuz?

Okuyucularimizin bizim sitede neleri begendigini cok merak ediyorum. Yazdigimiz yazilara gelen mesajlarin sayisina bakarak ve okuyucularin email vasitasiyla yaptiklari yorumlardan bunu cikarmaya calisiyorum ama yine de sizlerin direkt yorumlarinizi tercih ederim. Sorumuz su: Ekonomi Turk'u neden ziyaret ediyorsunuz? Atiş serbest.

Manipülasyon Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  IMF Nedir    Ekonomi Nedir    Kalite Nedir

Goruşlerine deger verdigimiz bir okurumuz şoyle bir oneride bulunmuş, ornek olsun diye sizlerle paylasayim dedim:

"Bu arada size soyle bir oneride bulunsam: caktirmadan caktirmadan, ufak tefek ekonomik modellere, akimlara, unlu kimselere sistemli bir sekilde referans verseniz.. ad hoc ogrenenler icin cok yararli ve cekici olur.. ve tahminim o ki tartismayi ve bilgi seviyesini daha ust duzeylere tasir... En basitinden Baris`in eski bir yazisinda Keynesyen lafini gordum diye actim ne demek okudum (tabii tekrarsiz ve bunca isin gucun arasinda unutluyor ama orasi ayri).. Ya da leverage olayindan girip hedge`in stratejilerine daldim..

Bence sizin blog`un en buyuk katma degeri burada.. ki Ricardo`nun dediklerini (ki bunu da sizden ogrendim) goz onune alirsak buna daha cok oynamaniz lazim :)

Ortalama bir insan icin bence evrimsel surec soyle gerceklesiyor:

dolar, enflasyon rakamlarina bakmak
gungor uras ayse teyze muhabbetleri
ekodialog
faik oztrak/hursit gunes
fatih ozatay/ugur gurses/ercan kumcu

(yazilanlari anlayabilmek acisindan siraladim)

Bence bu nokta gecildikten sonra ciddi bir bosluk var.. Beni sizin sitenin mudavimi yapan da bu idi. Standart disinda ic gidiklayici, bu bu yuzden boyle, boyle de birseyler var diyen yazilarinizi cok buyuk zevkle okuyorum. Ve sahsim adina o karakterde yazilari daha sIk gormeyi arzu ediyorum.." Read More!

TOBB ve Istihdam

TOBB'un gundeme getiridigi oneri gibi populist soylemlere tav olan okuyucularimiz bizi istihdam dusmani, issizligi umursamayan, gercek dunya gerceklerinden uzak, masa basindan ahkam kesen yazarlar olarak goruyor. Bundan bir rahatsızlığımız yok. Hatta bazı yerlerde adımız "sıcakçı" olarak anılıyor. Varsın anılsın, bundan da bir rahatsızlığımız yok. Sanırım bazılıarı da bizi "yuksek faiz-dusuk kur"cu olarak görüyor. Varsın görsünler, bundan da hiç bir gocunmamız yok.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

TOBB'a aslında teşekkür etmemiz lazım. Bize bayağı malzeme çıkardı. (Not: Buradaki bayağı kelimesini istediğiniz anlamda anlayabilirsiniz) Aslına bakarsanız sadece işsizlik ve istihdam konusu bile daha çok su kaldırır. Söylenecek çok şey var.

Daha onceki bir yazımıza yorum yapan bir okuyucumuz "gonlumuzdeki" reel faiz oranını sorunca açıkladım. Hayalim, Turkiye'de enflasyonun yüzde 2'lere, reel faizlerin de yüzde 2-3'lere düştüğünü görebilmek. Hatta enflasyon yüzde iki, nominal faizler de yüzde 1 olsa tam super olacak. Yine aynı yorumda (özetle) Türkiye'nin en önemli probleminin işsizlik olduğu, dolayısıyla bu problemin kısa vadede çözümü için enflasyonu düşürmek gibi önceliklerden vazgeçmemiz gerektiği şeklinde bir argüman geliştirilmiş. Tolga bey'in yorumunun tamamını buraya alıyorum ki benim soylediklerim daha iyi anlaşılabilsin:


"Evet fazla uçmuşsunuz. Hayaller güzel ama bir de hayatın gerçekleri var. 100 metre koşusu yapar gibi maraton koşamazsınız. Enerjinizi daha dikkatli kullanmanız, daha yavaş hareket etmeniz gerekir. Yoksa daha 10 bin metreye ulaşmadan vücudunuz iflas eder. Enflasyonu üç yılda yüzde 70'lerden tek haneye düşürmek, 100 metre temposuyla maraton koşmak gibiydi. Eh, sonunda da yüzde 7-8'de takıldık kaldık. Enflasyonla büyüme arasında doğrusal olmayan bir ilişki vardır. (Ben demiyorum, bununla ilgili bir literatür var. İsterseniz kaynak da gösteririm). Ekonomi hızlı büyürken enflasyonu buraya kadar düşürmeyi başardık. Fakat daha aşağılara büyümeden fedakarlık etmeden inmemiz mümkün değil. Peki büyümeden fedakarlık edebilecek durumumuz var mı? Her yıl yaratılması gereken istihdam düzeyini ve gelişmiş ülkelere yakınsama hedefini göz önüne alırsanız yok. O zaman bundan sonra enflasyonu yavaş yavaş düşürmeye çalışmaktan başka çare yok. Yüzde 4'lük enflasyon hedefi bence çok iddialı ve de tutmayacak. Ha, ekonomide resesyon yaşanır da bu hedef tutarsa ona birşey diyemem. Fakat resesyon yaşanması pahasına enflasyonu düşürmek benim kabul edebileceğim birşey değil. "


Bu yorumda, öncelikle ekonomik büyüme ve enflasyonun birbirine alternatif olarak anlaşılması beni rahatsız etti. Enflasyonla büyüme arasında doğrusal olmayan bir ilişki vardır diyor Tolga bey. Nereden destek alarak yapıyor, büyümeden fedakarlık etmeden enflasyonu düşüremeyeceğimizi bilmiyorum. Sadece 2002-2005 arası dönem bile enflasyonun düşürülmesinin büyümeden fedakarlık etmeden yapılabildiğini göstermek için yeterli. Enflasyondaki düşüş istikrar olgusunu güçlendirdiği için büyümeye pozitif katkı bile yapmıştır. Bu konuda var dediği literatürle de sanırım "philips eğrisi" tartışmalarına atıf yapıyor. Tolga bey eğer literatürü iyi inceleseydi "philips eğrisi"nin aslında o kadar sağlam bir teori olmadığını, üstelik uzun dönemde bu eğrinin dik olduğunu öğrenebilirdi. Biz bu konuyu daha önce de işlemiştik. Hatta ekonomi dalında verilen son nobel ödülünün kime niçin verildiği araştırılırsa söylediklerimiz daha iyi anlaşılır. Uzun lafın kısası, enflasyonu düşürmek işsizliği artırmaz, enflasyonist politikalar da işsizliği düşürmez.

İşsizlik sorunu önemli bir sorundur. Uzun süreçli bir çözümü vardır. Ancak öyle bir hap atalım geçsin tarzı bir çözümü yoktur. Bu tarz çözüm yaklaşımları (hiç de küçümsenmeyecek topluma olan maliyetini bir yana koyarsak) uzun dönemli çözümü geciktirmekten başka bir işe yaramaz. İşte bu yüzden TOBB'unki gibi teşvik, rüşvet bazlı yaklaşımları sert bir şekilde eleştiriyoruz.

İşsizliğin azaltılmasının makul yolu istihdamın artmasıdır. Makul olmayan yolu, işsiz nüfusu azaltmaktır. Örneğin savaş, bulaşıcı hastalık gibi durumlarda görülen yoğun ölümler çalışabilir nüfusu azaltacağı için işsizlik oranını düşürür. Ama bunu kimse arzu etmez. Örneğin, yarın "işsiz olanlar acilen er olarak askere alınacak, PKK ile savaşmaya göndereceğiz" şeklinde bir kanun çıkartılsa işsizlik oranının nasıl hızla düştüğünü görebilirsiniz. Demek ki tek başına işsizlik oranını düşürmek eksik bir amaçtır. (Okuduğunu anlamayanlara not: buradak politik bir söylemde bulunmuyoruz, örnek veriyoruz.)

İstihdamı kalıcı bir şekilde artırmanın bilinen en etkili yolu (ya da yolları) yatırım (mevcut kapasitenin artırılması) ve eğitim (işgücünün kalitesinin yükseltilmesi)dir. Mevcut kapasite artırılmadan "her şirket birer kişi daha işe alsa işsizlik sorunu çözülür", ya da "biz işe alalım ama maliyetini devlet ödesin" tarzı yaklaşımlar güdüktür, çözüm olmaktan uzaktır.

Yatırımların artması en temelde faiz oranlarının düşmesi ile mümkündür. Faizler artarsa yatırımlar düşer, faizler düşerse yatırımlar artar. Burada ben ve arkadaşlarım kaç kez yazdık: Faizleri düşürmek için bütçe açığının yok edilmesi gerekir. TOBB'un önerisi de bütçe açığını artıracağı için işsizliği düşürmek bir yana uzun dönemde işsizliğin düşmesine engel olacaktır.

Yatırımların arkasında diğer kuvvetli etken tasarruflardır. Tasarrufların en büyük düşmanı da enflasyondur. Enflasyon düşerse tasarruflar artar, yüksek enflasyonda ise tasarruflar azalır. Dillere pelesenk olan cari açığın tasarruflarla yatırımlar arasındaki farka eşit olduğunu hatırlarsak, cari açığı azaltmamız için de tasarrufu arttırmamız yani enflasyonu düşürmemiz gerektiği sonucuna ulaşabiliriz.

Türkiye'deki işsizlik konusu tartışılırken göz ardı edilen en önemli nokta iş arayan insanların özellikleri ile eleman arayan şirketlerin istediği vasıflar arasındaki uçurumdur. Yani yapısal işsizlik (structural unemployment). Türkiye'de yapısal işsizlikle ilgili herhangi bir çalışma, ya da resmi istatistik benim gözüme çarpmadı. Bir yanda "ne iş olsa yaparım abi" (yani benim öne çıkaracağım bir özelliğim yok, sen yeterki bana para ver) zihniyetinde kalabalık bir vasıfsızlar ordusu, diğer yanda uluslararası rekabet koşullarının doğrudan ve dolaylı etkileri nedeni ile "yetişmiş" eleman ihtiyacı içindeki özel kesim. Aradaki bu çarpıklığın giderilmesi ancak eğitimle mümkün olabilir. Ancak, hem eğitim politikaları ile ilgili düzenlemeler vakit almaktadır, hem de bu düzenlemelerin sonuç vermesi uzun zaman almaktadır. Kastettiğim eğitim bugünkü çarpık yaklaşımın sonucunda elinde diploma dolaşan vasıfsızlar ordusunun aldığı eğitim değildir. Yakın zamana kadar bilgisayar klavyesine dokunmadan bilgisayar bölümlerinden mezun ettiğimiz insanlar vardı. Dolayısı ile eğitimin kalite açısından yeniden elden geçmesi acil önceliklerimiz arasındadır. Bu da kamunun harcamalarının yeniden düzenlenmesini (diğer yerlere saçılan paralar azalacak ki eğitime kaynak aktarılabilsin) ve özel sektörün eğitim alanında daha aktif olmasını sağlamayı gerektirir. Bunun da ticaret odaları erbaplarına, çiftçilere, ihracatçılara verilen rüşvetlerle büyüyen bütçe açığı ortamında gerçekleşmesini beklememiz biraz hayalcilik olur.

Şimdi gelelim işsizlik ve istihdam üzerinde yüksek olduğu iddia edilen vergiler konusuna. Evet doğrudur, bu vergiler bugün işvereni bir fazla kişi istihdam etmek yerine, hali hazırda çalıştırdığı kişilerden daha fazla verim almaya itmektedir. Ancak bunun kötü bir şey olduğunu iddia etmek (kötü niyet yoksa) saflıktır. Bu durum verimliliği artırmaktadır ki ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından en önemli durum verimlilik artışıdır. Sürdürülebilir büyüme ihracat artışına bağlı büyümedir, ya da sanayi üretimine dayanan büyümedir, masallarına alışık olanlar bu konuyu kolay kolay anlayamazlar.

Verimlilik konusunun iyi anlaşılması için yazıyı uzatma pahasına bir kaç örnek vereceğim. Bundan bir süre öncesine kadar Boğaz köprüsü gişelerinde bir miktar insan istihdam ediliyordu. Bu insanların yaptığı iş, köprüden geçen insanlardan para almak, onlara para üstünü geri vermek ve para vermeyenlerin plakalarını not ederek gerekli yerlere bildirmekti. Yakın bir süre önce, Boğaz köprüsünden nakit geçişler kaldırıldı, OGS ve KGS denilen elektronik ortamda ücret alınmasına başlandı. Bu durum (20 gişe olsa, her gişede üç vardiyadan çalışsalar) en az 60 kişiyi işsiz bıraktı. Ama bu durumun kötü bir durum olduğunu iddia etmeden önce, OGS ve KGS sistemini yazan, sistemi kuran, elektronik devreleri yerleştiren bir grup "eğitimli" profesyonel de iş sahibi oldu. Bugün nakit geçişler 4 YTL iken, elektronik geçişler 3.2 YTL. Yani verimlilik artışı oldu, (vasıfsız, ya da az vasıflı) bir kısım insan işsiz kalırken, eğitimli insanlar iş sahibi oldular, tüketiciler de bundan karlı çıktı.

Rakam kullanmadan bir başka örnek vereyim. Bundan yüz yıl öncesine göre bugün tarım sektöründe daha az insan çalışıyor. Ama tarım üretimi bundan yüz sene öncesine göre daha fazla. Tarım sektöründe "azalan istihdama" karşılık, yüz sene önce henüz var bile olmayan sektörlerde milyonlarca kişi istihdam ediliyor. Hemen aklınız teknoloji-bilgi işlem-bilgisayar gibi şeylere gitmesin. Örneğin, yüz sene önce var olmayan "futbol sektöründe" bugün binlerce kişi istihdam ediliyor.

Sanayi devrimini yüz yıl önce ıskalayan Türkiye'nin önündeki en önemli öncelik hızla tarım ve sanayi sektörlerinin ağırlığını düşürüp nüfusunu verimi en yüksek olan hizmetler sektörüne kanalize etmesi gerekmektedir.

Tekrar istihdam üzerindeki vergiler konusuna dönersek, sorunun doğru analizi bizi doğru çözüme ulaştıracaktır. Bugün vergilerin yüksek olmasının sebebi, ülkemizde insanların vergi vermemesidir. Eğer insanlar vergi vermeye başlarsa, bu vergi oranları da düşecektir. İlişki ters yönlü değildir. Tekrar edelim: insanlar vergi oranı yüksek olduğu için vergi vermiyorlar anlayışı yanlıştır. Doğrusu, insanlar vergi vermediği için vergi oranları yüksektir. Ödül-ceza sistemine inanan birisi olarak, vergi vermeyen insanların ödüllendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Tam tersine cezalandırılmalı, denetimler artırılmalıdır. Çocuğunuz okuldaki derslerini asıyor gitmiyor sınıfta kalıyorsa, altına bir araba almazsınız. Okula gidip notlarını yükseltirse ona araba alacağını vaad edersiniz. Türkiye'de ikide bir gündeme gelen teşvik ve aflarla vergi veren insanlar cezalandırılmakta, vergi vermeyenler ödüllendirilmektedir. Bu sistem çarpıktır. Vergi verenleri cezalandırarak, vermeyenleri ödüllendirerek insanların vergi vermesini sağlayamazsınız. Bunu anlamak neden bu kadar zor, hayret ediyorum.

Türkiye'de çarpık olan diğer bir konu, ticari faaliyette bulunan her türlü oluşumun kar etme güdüsü ile çalıştığını (ki bunda yanlış bir şey yoktur, öyle de olması gerekir) gizleme, örtbas etme, kendilerini daha kutsal amaçlar (biz ihracat yapıyoruz, biz istihdam sağlıyoruz gibi) için çalışıyor gösterme hastalığıdır. Kar maksimizasyonu nedense bu ülkede sürekli kötülenir. Eğer ekonomik olarak bir kişi fazla istihdam etmenin bir getirisi yoksa, topluma iyilik olsun diye bir kişiyi istihdam etmenin (ya da ediyor gözükmenin) bir anlamı yoktur. Yok, gerçekten elemana ihtiyaç duyuyor da bir fazla istihdamın getirisi olacağını düşünüyorsanız, bunu da zaten yaparsınız, devletten teşvik (rüşvet) almanıza gerek yoktur.

Meselenin önemli bir boyutunu da kayıtdışı sorunu oluşturuyor. Acaba diyorum, TOBB'un dediği "her ilave istihdam artışında, tüm sosyal güvenlik priminin, Fon kaynağından karşılanması" önerisinin arkasında hali hazırda kayıt dışı olarak çalıştırdığı kişileri kayıt içine alıp "istihdam artıyor süsü vermek" ve maliyeti Hazine'ye havale etmek "cin"liği var olabilir mi? Sonuç, sıfır istihdam artışı, elde var sıfır ile karşılaşabilir miyiz? Biliyoruz, TOBB başkanı kötü niyetli ve kurnaz değildir. Ama bizim aklımız da bu tür cinliklere pek ermez.

Bugün herkes biliyor ki, yeni eleman istihdam edecek şirketler bunu istedikleri anda, türlü formüllerle yapabiliyorlar. Yine herkes biliyor ki, yüksek ücret alan bir sürü kişi kayıtlarda asgari ücret üzerinden gözüküyor. Vergiler yüksek o yüzden böyle demeyin. Biz sizi vergiler düşükken de bilirdik. Sanki babam yükseltti o vergileri duduk yere! Ben size şıp diye bir istihdam artışı önerisi getireyim mi? Belirli bir komisyon karşılığında "vergi kaçıran şirketleri tespit etme" üzerine bir şirket kurulsun, bakın bakalım kaç kişi istihdam edecek. Siz denetleyemiyorsunuz, bari özel sektör yapsın bu işi.

Son olarak, "yapısal işsizlik" nedeniyle fazla olan işsiz nüfus, şirketlerin yüksek vergiler nedeni ile vasıfsız işçileri kolay işe almaması sonucu ile karşı karşıyadır. Bu da işsizleri kendi kalitelerini artırmak yönünde zorlayıcı bir durumdur. İnsani ve sosyal maliyeti olan bu geçiş, işgücü piyasasında rekabeti artırmakta, dolayısıyla toplam kalitesinin artışı sağlamaktadır. Ben eğitimin verilen bir şey değil, alınan bir şey olduğuna, hatta en pahalı ürün olduğuna inanırım. Yani sonuna kadar bireysel iradenin gücüne inanırım. Devletin vereceği teşviklere değil. İnsanların kendisini geliştirme isteği ve azmi her türlü olumsuz şartlarda dahi geçerli çözümlere ulaşmayı sağlar.

Biliyorum, çok uzun bir yazı oldu. Tekrar okuyup toparlamam gereken yerler olabilir. Ama bu hem daha çok zaman, hem de daha çok uğraş demek. Bu sitede para karşılığı yazsaydım muhtemelen daha derli toplu bir yazı okuyor olacaktınız. Ama şimdilik sunabildiğimiz bu. Olabilecek küçük hatalar için lütfen yangın çıkartmayın. TEPAV ve benzeri oluşumlar daha kapsamlı ve detaylı bir rapor isterse kendilerine ücreti karşılığında bunu da sağlayabiliriz.

Not: Yazıyı tekrar okuyunca farkettim. Konu çerçevesinde, asgari ücret ve işgücü piyasasındaki esneklik konusuna da değinmem gerekiyor. Bunu da bir sonraki yazıya bırakıyorum. Read More!

Issizlik ve Suc Artisi Arasinda Iliski Var midir?

Rifat Hisarciklioglu "Meksika'daki gibi 7 metre duvarlar arkasinda yasamak istemiyorum" diyerek 2006 senesinde dusen issizlik oranlarinin 2006 senesinde artan suc oranlarina neden oldugunu ima ediyor ve insanlari korkutarak isverenlere tesvik verilmesini saglamaya calisiyor. (Neticede secim yilidir, hukumet de populist bir tavir takinmis zaten, oyle ya da boyle istedigini alacaktir, biz isin bu yonunu tartismiyoruz). Bizim amacimiz dogru ile yanlisin birbirinden ayrilmasidir. Vatandasa da bu konuda bir kilavuz hazirladik, onlar da bizim yorum yapmadigimiz konularda bu kilavuzu kullanarak dogru ile yanlisi ayirdedebilirler.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir    Yatırım Fonları

1. Oncelikle verilen rakamlarin dogrulugunu tespit edin. Rakam verilmemis ama ustu kapali olarak issizligin "yuksek" oldugu, buna bagli olarak suc oraninin yuksek oldugu, ve neticede insanlarin kendilerini korumak icin 7 metrelik duvar arkasina sigindiklaridir. Mesela 4 metrelik duvar arkasina siginmis olsalar issizlik orani cok yuksek olmamis olacakti!!

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir

Internet'ten Meksika'nin istatistiklerini bulduk. Meksika'da 2006 yilinda issizlik orani %3.6 imis. Amerika'daki issizlik oraninin bile altinda. Issizlik orani son 10 icerisinde cogunlukla %4'un altinda seyretmis, gecici olarak %7.5 gibi yuksek bir degere 1995'in sonunda ulasmis. Ote yandan kisi basina gelir $10000'in uzerinde imis. Demek ki adamlarin derdi ne issizlik ne de yoksulluk. Suc oranlari ne seviyededir bakmadim, Rifat Bey gitsin kendi baksin.

2. Aslinda birinci maddede ortaya konulan rakamlarin yanlis oldugunu gosterdikten sonra ikinci maddeye gecmemize gerek bile yok. Biz okuyucularimiz icin ogretici olmasi nedeniyle devam ediyoruz ama. Ikinci olarak yapmaniz gereken degisik kosullar altinda ortaya surulen ifadenin test edilmesidir. Gidersiniz Meksika'daki issizlik oranlariyla suc istatistiklerini ayni grafigin icerisine koyarsiniz ve gercekten aralarinda bir korrelasyon varmiymis gorursunuz. Daha sonra ayni grafigi Turkiye icin olusturursunuz.

Simdi rakamlarla ve grafiklerle ugrasmadan kestirmeden ben size soyleyeyim. Turkiye'de issizlik 2001 ve 2002 senelerinde cok yuksekti, o zamandan beri de cok yavas miktarlarda azalma egilimi gosteriyor. Eger issizlik ve suc arasinda bir korrelasyon var ise suc oranlarinin 2001-2002 senesinde zirve yapmis olmasi, daha sonrasinda ise az da olsa bir dusus trendine girmis olmasi gerekir.

Emniyet Genel Mudurlugu sadece 2006 yilina ait suc istatistiklerini yayinlamis. Google'dan tekrar bir arama yapip Mehmet Ozcan tarafindan yazilmis su yaziya rastliyoruz:

"Emniyet bölgesinde suç sayıları 2006 yılında bir önceki yıla göre %60 artarak 785 bin 510 oldu. Jandarma bölgesindeki suç sayısı ise geçen yıl 292 bin 623 olarak gerçekleşti. Jandarma bölgesindeki artış ise %13 civarında gerçekleşti. 2006 yılında toplam olarak Türkiye’de işlenen suç sayısı 1.0781.133."

Tabii bu rakamlara hemen inanmayacagiz. Emniyetin sayfasinda verilen rakamlari topladigimiz zaman bu yazida belirtilen 785 bin 510 rakami ile ayni oldugunu goruyoruz. Bu karsilastirma yazida verilen diger rakamlara daha cok guven duymamizi sagliyor. Ama yinede mumkun oldugunca her tur rakami kendimizin arayip bulmasi en mustakbeli.

Can Dundar'in bir yazisindan 2005 yilinda Emniyet Bolgesindeki suc sayisinin 487 bin 762 olarak gerceklestigini ve bunun bir onceki yilin %38 uzerinde oldugunu belirtiyor. 487 bin rakamini Mehmet Ozcan'in ifade ettigi %60 oraninda arttirirsak yine 785 bin rakamina ulasiyoruz. Demek ki 2006 yilindaki suc artisi gercekten de %60 olarak gerceklesmis.

Eee, 2005 yilinda suclar %38 artmis, 2006 yilinda suclar %60 artmis; bu zaman surecinde issizlik orani azalmis. Baska bir sey dememize gerek var mi? Istihdam artisi insanlarimizi suca tesvik etmistir!!

Mambo jamboyu birakalim da isin dogrusunu anlatalim. Literature bakarsaniz suc orani ile gelir dagilimi arasinda bir iliski kurulmaya calisilir, issizlik orani ile degil. Guney Amerika'da Gini katsayisi 0.5'in uzerindedir (Meksika'da da boyle) ve yuksek suc oranlarini bununla aciklamaya calisirlar. Ancak Turkiye'deki gelir dagilimi da son yillarda buyuk oranlarda duzelme gosteriyor. En yoksul %20'lik kesimin gelirleri 2001 krizinden beri %45 civarinda reel artis gosterdi. Eee, hem gelirler artiyor, hem gelir dagilimi duzeliyor, nereden cikiyor bu issizlik suc oranini arttiriyor laflari.

Kaldi ki Avrupa'da issizligin en dusuk oldugu ulkelerden bir tanesi olan Ingiltere'de 2005-2006 yıllarını kapsayan 12 aylık dönemde tespit edilen suç rakamı 5 milyon 556.513’tür. Bu rakamı Türkiye ile mukayese ettiğimizde nüfus oranının da hesaba katarsanız yaklaşık olarak Türkiye’nin 7 katı daha fazla suç işlendiği görülmektedir.

Ayrica suc orani neden sehirlerde %60 oraninda artiyor da kirsal kesimde sadece %13 civarinda artiyor, kirsal kesimde daha cok is mi var, yahut kirsal kesimde yasayanlar daha mi zengin? Demek ki ortada cok daha farkli sebepler var suc oraninin bu kadar yuksek artmasina neden olan.

Bana birileri ne zaman suc orani artiyor dese aklima ilk gelen kelime bilmiyorum nedendir "Rahşan" oluyor. Bir muammadir cozemedim gitti.

O yuzden bu sefer Mehmet Ozcan'in aciklamalarini buraya tasiyacagim:

1. Turkiye'de suc orani diger ulkelere gore dusuktur.

2. Sehirleşme ve iç göç ile yeni bir sosyal çevreye entegre olmaya çalışan bireylerin bu süreçte yaşadığı sorunlar ve bu sorunların doğurduğu yansımalardır. Köyde, kırsalda kalan kişiler bu değişim süreci içine girmediğinden, sosyal kontrolün belirli ölçüde devam etmesinden dolayı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bu artış daha yavaş seyretmektedir.

3. Son yıllarda Türk toplum yapısında meydana gelen değişimlerdir. Yapılan incelemelerde ailelerin daha fazla parçalandığı ve bu parçalanmış ailelerin bireylerinin daha fazla suça karıştığı tespit edilmiştir. Varoş kültürü, polat kültürü, magazin kültürü tümüyle bireyleri suça iten nedenler arasında yerini almıştır. Aile yapısındaki dönüşüm, sosyal kontrol eksikliği 1990’dan bu yana Türkiye’nin gerçeği olarak suça iten nedenler arasında yerini almıştır.

4. Suçlardaki artışın bir diğer nedeni ise uygulamada suçlara verilen cezaların etkisiz kalmasıdır. Hırsızlık suçundan, gasp suçundan cinayet suçundan yargılanan bir zanlıya yasalarda belirtilen sürelerin en alt düzeyinden ceza verilmesi genel olarak uygulanan bir sistemdir. Bunun üzerine ceza infaz sisteminden kaynaklanan ve artık neredeyse tüm mahkumlara uygulanan indirimler de devreye girdiğinde, cezaların caydırıcı etkisi neredeyse hiç kalmamaktadır. Kapkaç, gasp ve hırsızlıktan 3-5 kez yargılanıp hapis yatan bir kişinin hapisten çıktıktan sonra yeniden suç işlemesi durumunda bile cezalar hala asgari hadden veriliyorsa cezaların caydırılıcığını gelin siz düşünün.

Bana sorarsaniz kafamin icinde çınlayan Rahşan,Rahşan,Rahşan,Rahşan haykirişlarinin arasindan dusunebildigim kadariyla Turkiye'deki suç artışının nedeni dolarin degerinin duşuk olmasi, cari acigin yuksek olmasi, ciftciye verilen subvansiyonlarin kisilmasi, memur maas artisinin %50 yapilmamasi, turizmde KDV'nin dusurulmemesi, esnafa sifir faizle kredi verilmemesi, emeklilik yasinin 25'e dusurulmemesi, haaa neredeyse unutuyordum bir de işsizlik sigortasi fonunda biriken 25 milyar YTL'nin Rifat Hisarciklioglu'na teşvik olarak verilmemesidir. Verelim gitsin, bir kereden bir şey olmaz. Cocuklarimizin daha guvenli bir ulkede yaşamasi icin istihdam vergilerini kaldiralim!!

Not: Bir sonraki yazimda issizlik ile kellik ve iktidarsizlik arasindaki ilişkiyi inceleyecegim. Işsizligin neden oldugu stres, yaptigimiz bilimsel deneyler sonucunda belirledigimiz uzere, erkeklerimizin hem kel hem de iktidarsiz olmasina neden olmaktadir. Stres surekli oldugu icin bu problemlerin ustesinden ne Viagra ne de Cialis gelebilmekteymis. O yuzden bu konunun acilen Milli Guvenlik Konseyi tarafindan gundeme alinmasini ve tartişilmasini isteyecegiz. Read More!

Ulusal Marker Nedir

Aksam Gazetesinde gordugum haberi aynen asagiya aktariyorum. Akaryakit tuketimine ait verileri gozumle gormeden yorum yapmayacagim ama nereye gidecegimi, ne diyecegimi anliyorsunuz kanimca.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir    Yatırım Fonları

" TÜPRAŞ Genel Müdürü Yavuz Erkut, ulusal marker sisteminin daha olgunlaşmadan uygulamaya konduğunu belirterek, “Markerın endüstriyel uygulaması daha oluşmadı. En az iki yıl denenmeliydi. Deneme için ayrılması gereken dönemde sistem resmen uygulamaya girdi” dedi. Kızılcahamam’da düzenlenen ulusal marker bilgilendirme toplantısında konuşan Erkut, “Markerda istenen oranı tutturmak, bize anormal bir operasyon problemi getiriyordu. Bir tankı 57 saatte hazırlıyoruz. Maalesef bu dönemi ‘deneme’ dönemi olarak geçirmemiz gerekirken, marker uygulaması resmen yürürlüğe girdi” dedi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Yusuf Günay da, Erkut’un eleştirilerine yanıt vererek, “Ulusal marker armut değil ki olgunlaşsın” dedi. Günay, marker uygulamasının başlamasının ardından kayıt altında bulunan akaryakıt tüketiminde yüzde 20’lik artış meydana geldiğini söyledi." Read More!

Asaf Savas Akat Vatan Gazetesindeki Son Yazisi

Asaf Savas Akat, Vatan gazetesindeki son yazilarindan birinde "Istihdamsiz Buyume" baslikli bir yazi yazdi. Basligindan anlasilacagi uzerine konu ekonominin buyudugu ama istihdam yaratamadigi. Asaf Hoca diyor ki:

"Sanayi istihdamı/çalışabilir nüfus oranı. Türkiye ve benzeri ülkelerde sanayileşme başlı başına bir hedeftir. Bu oran istihdam aracılığı ile sanayileşme iradesinin ölçülmesini sağlar.Ayrıca tarımda istihdam gerilemesinin (yapısal değişim) ve nüfus artışının etkilerini temizleyebiliriz. İlki için tarım istihdamını sabit tutarak istihdam/çalışan nüfus oranını hesaplarız. İkincisi için çalışan nüfusu sabit tutarak istihdam/çalışan nüfus oranına bakarız.

Sanayi istihdamı/çalışabilir nüfus oranı 2000’de yüzde 11,9 iken 2006’da yüzde 11,6’ya geriliyor. Bu oran ABD’de yüzde 17, AB-15’de yüzde 18’dir. Bu dönem için olsa olsa “sanayisizleşme” iradesinden bahsedilebilir."
Asaf Hoca'nin rakamlarla arasi iyidir. O yuzden yaptigi yanlislari ona atfetmek istemiyorum. Herhalde asistani kendisine habire yanlis sayilar verip duruyor diyorum ve en kisa zamanda kendisine yeni bir asistan bulmasini temenni ediyorum.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Yazidaki yanlislar neler?

1. Amerika'da sanayi istihdami/calisabilir nufus orani %17 degil, %6.4'dur. 2007 Subat rakamlarina gore durum soyle:



Kaynak: U.S. Department of Labor, Table A-1 ve Table B-1

Acikcasi Avrupa icin rakamlara bakma geregi bile hissetmedim. Gelismis ulklerin temel ozelligi ekonominin ve istihdamin hizmet sektorunde yogunlasmasidir. Asaf Hoca nasil bunun farkinda olmaz kafam almiyor.

2. Turkiye'de sanayi istihdami, 2000 yilina gore mutlak olarak da oransal olarak da artmistir. Asagidaki sekli daha onceki bir yazimda kullanmistim, tekrar veriyorum.


2000-2006 arasi calisabilir nufus toplam %12 buyurken, sanayi istihdami %13, tarim disi istihdam ise %17 buyumustur. Bu, istihdam yaratan ekonominin resmidir.

Dogal olarak, eger sanayi istihdamindaki artis, calisabilir nufusdaki artisin uzerinde olduguna gore, sanayi istihdami/calisabilir nufus orani artmistir, azalmamistir:





Sanayi ve tarimdisi istihdamin yillar itibari ile degisimini gormek isterseniz, soyle:



Sayin Asaf Hocam,

Ekonomi istihdam yaratti mi sorusunun cevabi sanayi/calisabilir nufus oraninda gizlidir dediniz. Sizin kullandiginiz standarda gore ekonominin aslinda istihdam yarattigini yukarida gosterdim. Eger olur da bu yaziyi okursaniz, kosenizde bir tekzip yazisi yayinlar misiniz? Read More!

Laffer Egrisi Nedir?

Arthur Laffer (Laffer egrisinin mucidi) bence gereksiz yere meshur olmus ekonomistlerin basinda gelir. Adam ikinci dereceden bir denklemin analizini yaparak meshur olmustur. Meshur olmasinin sebebi vergilerin dusurulmesini isteyenlerin eline koz vermesinden kaynaklanmaktadir. CNBC televizyonunda hafta icleri saat 5'te fanatik supply-side (arz yonlu) ekonomi taraftari olan Larry Kudlow programinda ara ara Art Laffer'i cikarir, konusurlar.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Blogcu'da Ekonomi isimli blogda Laffer egrisinin ne oldugu aciklaniyor. Ben halkin anlayacagi dille aciklayayim: Vergi oranlarini dusurerek toplam vergi gelirleri arttirilabilir, yani hazine "surumden" kazanabilir. Aslinda Laffer'in makalesini yazdigi yillarda cok kazananlardan alinan gelir vergisi (hani vergi oranlari kazanilan para miktarina gore artiyor ya, progressive tax) %90 civarinda idi ve boyle yuksek bir vergi orani icin Laffer'in soyledikleri dogru idi. Ama artik o gunler cok geride kaldi. Bu arguman vergilerin %40 civarinda oldugu durumlarda gecerli degil maalesef.

Notlar isimli diger bir blogda ise bizim okuyucularimizdan ve Bilkent Uluslararasi mezunu Cuneyd Bey ise Maliye Bakanligi mudurlerinden bir tanesiyle yaptigi soylesiyi bizlerle paylasmis. Bu kisi Maliye'nin vergi indirimine sicak bakmadigini su sozlerle anlatiyor:

"1998'deki Zekeriya Temizel yasası diye bahsedilen yasayı hatırlattı ve Laffer eğrisinin önermelerinin A.B.D. gibi Türkiye'de de geçersiz olduğunu ifade etti. Temizel yasası gelir vergisini %22'den %15'e indirmiş. 1998'de toplanan vergi 100 birimse ertesi sene bu kadar beyanın bile yapılmadığını söyledi. %70 civarında enflasyon yaşayan bir ülke için büyük bir gerileme."

Gordugunuz gibi vergi indirimini denemisiz ve oldukca basarisiz olmusuz. O yuzden vergi indirimlerini, zaten artacak istihdamdan dolayi vergi gelirleri artacak, vergi indiriminden kaynaklanin gelir dususu artacak gelirlerle karsilanacaktir seklindeki argumanlarla bize dayatanlar dogruyu soylemiyorlar. Isin dogrusu sudur: vergi oranlari azalirsa, vergi gelirleri de azalir. Istihdamda bir miktar artis olur ama bu artis azalan gelirleri karsilamaktan cok uzak olur.

Ama bunu vergileri azaltmayalim olarak anlamayin. Vergileri azaltmak istiyorsaniz, devletin yaptigi harcamalari da eszamanli olarak azaltmaniz gerekir. Hem vergiler dusuk olsun, hem 30 sene emeklilik yasayalim olmaz. Bizim insanimiz Gaffur gibi, vergiler dusuk olsa, faiz disi fazla vermesek, faizler dusuk olsa, enflasyon olmasa, uzun donemli istihdam artsa, ve kriz olmasa tam super olacak diyor.

Aslinda her sey supere yakin olabilir, Gaffur'un isteklerinden bir tanesinden vazgecersek digerlerinin hepsine 5 yil icerisinde sahip olabiliriz. Bes yilin sonunda ise hepsine sahip olabiliriz. Anladiniz siz onu (bence anlamadiniz ama anlayan birisi yorumlara yazar elbet).

Not: Bu zincirleme yazi dizisini baslatan R. Hisarciklioglu'nun yaptigi oneri oldu. Ekoturka bu konusmanin tamamini iceren linki vermis. Konusma oldukca kisa, ben 2 dakikada okudum, neresi 8 dakika surmus anlamadim, cok alkis almis olmali! Ayni konusmanin icerinde Hisarciklioglu "Çözüm bulmamız gereken konu da, yüksek istihdam maliyetleridir ve istihdamı cezalandıran mevzuattır." demis. Dogru demis, altina biz de imza atariz. Sorunu iyi tanimlamislar ama cozumleri yanlis maalesef. Read More!

Bahis Oranlari Nasil Hesaplanir

Hurriyet'in anket sonuclari aciklanmis. Erdogan Cumhurbaskani olmayacak diyenlerin orani %72, olmayacak diyenlerin orani ise %27. Demek ki Erdogan Cumhurbaskani olacak diyenlerin koyduklari 1 liraya karsilik 3.69 YTL kazanmalari gerekiyor. Ote yandan Erdogan Cumhhurbaskani olmayacak diyenlerin ise 1 liraya karsilik 1.37 YTL kazanmalari gerekiyor. (Nasil nesapladim bunlari?)

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Biz bu bahis oranlarini goz onune almayacagiz. Tahmin guclerine guvenenler icin bir bahis baslatiyoruz. Kazanan TEGV olacak. Ben bu isten anlarim diyen, kendisine guvenen ismini, ve tahminini yorumlara birakarak yarismamiza katilabilirler. Tahminleri yanlis cikanlar TEGV'e 10 YTL bagis yapmak zorunda olacaklar. Ben tahminimi iki gun onceden yaptim: cogunlugun aksine ben Erdogan Cumhurbaskani olacak diyorum. Sira sizde. Read More!

Airbus A380'i Ucurdu. Cin Ucak da Uretecek

Airbus A380'i ucurdu, Cin ucak da uretecek yazimizla bu kadar politika ve cumhurbaskani muhabbetinden sonra biraz konuyu degistirelim dedik. Yaklaşık iki yıllık gecikmenin ardından Airbus en büyük yolcu uçağı A380’i uçurmayı başardı. Bu gecikmeler milyonlarca dolarlık zararın yanısıra bir de şirketin bir önceki CEO’sunun işten atılmasına sebep olmuştu. Yine bu gecikmeler sonucu ortaya çıkan finansal sıkıntıda şirket 10000 kişiyi de işten çıkaracağını anons etti. Ama bütün bu kötümser haberler mutlu sona engel olmadı ve ilk A380’ler deneme uçuşlarını başarıyla tamamladı.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

İki katlı olarak dizayn edilen A380’ler standard dizaynında 555 yolcu taşıyabiliyor. Boeing’in en büyük uçağı olan 747’den 90 yolcu daha fazla taşıma kapasitesi olan uçak uzunluk olarak 747’den daha kısa ancak kanattan kanada genişliği bir futbol sahası kadar olmasıyla en büyük uçak ünvanını hakediyor. Alternatifi Boeing 747’den çok daha sessiz çalışan motorlarının yanısıra önemli ölçüde yakıt tasarrufu da sağlıyor. 617 ton ağırlıkla kalkabilecek bir şekilde tasarlandı bu dev kuşlar. Bu açıdan uzun menzilli uçuşlarda tercih edilecek bir uçak olacak gibi görünüyor. Ancak en önemli dezavantajı çok az havaalanı bu kadar yolcu taşıyan uçağı indirebilecek bir piste sahip. Bunun yanında bu kadar yolcuya aynı anda hizmet verebilmenin de ayrı bir zorluğu var tabii.

Bu uçağı üretebilmek için Airbus toplam 10 milyar dolarlık bir yatırım yaptı. Tek bir uçağın liste fiyatı ise 319 milyon dolar. Şu anda 14 ayrı havayolu şirketinde 156 adet sipariş alan Airbus bu uçağa yaptığı yatırımın masraflarını çıkarıp kara geçebilmesi için en az 400 adet sipariş alması gerekiyor. Daha önce sipariş veren UPS ve FEDEX peşpeşe gelen erteleme haberlerinden sonra siparişleri iptal ettiklerini bildirmişlerdi. Bununla birlikte henüz herhangi bir Amerikan şirketinin sipariş vermemesi de bir başka haber. Northwest gibi uzun menzilli uçuş yapan şirketlerin siparişlerini alacaklarına eminler Airbus yetkilileri. Bekleyip göreceğiz.

İlk transatlantik uçuşlarında Lufthansa Frankfurt’tan New York JFK’ye uçarken; Qantas Toulouse Fransa’dan Los Angeles Uluslararası havaalanına uçarak geç de olsa güzel bir başlangıç yapmış oldu. Buralardan Chicago O’hare gibi birkaç farklı havaalanına daha uğrayarak geri dönecek uçaklar. İşin bir diğer ilginç yanı ise bu uçağı ilk ağırlamak isteyen havaalanlarının kıyasıya bir rekabete girerek lobi yapması oldu. Tam Los Angeles önceliği aldı derken JFK son bir atakla önceliği kapınca Airbus iki uçak aynı anda uçurma kararı aldı. Harcanan para da cabası tabiii. Bu uçağın inebilmesi için New York JFK havaalanı toplam 300 milyon dolar harcayıp pistlerini genişleterek uçağın inişine hazır hale getirdi. Aynı şekilde Los Angeles havaalanı da 120 milyon dolarlık bir harcama yaptı.

Hava taşımacılığında iki büyük şirket yarışıyor. Boeing ve Airbus her ikisinin de ortalama yüzde 45’lik bir piyasa payı var. Boeing daha çok küçük uçaklarda üstünlük kurmuşken, Airbus büyük uçaklarıyla popüler. Ancak bu iki şirket son günlerde önemli bir sürprizle karşı karşıya. Şu anda 1100 uçağa sahip Çin önümüzdeki 14 yıl içinde 1600 uçağa daha ihtiyacı olduğunu tahmin ediyor. Bunun toplam maliyeti de yaklaşık 180 milyar dolar. Bunu göz önüne alan Çin hükümeti kendi uçaklarını üretmeye karar verdi. Sadece bu karar bile ciddi ticari açıkları olan ve en büyük ihracatçısı Boeing olan ABD’nin uykularını kaçırmaya yetti. Son gecikmeler dolayısıyla önemli sıkıntı yaşayan Airbus da Boeing’den farklı değil. Önemli sıkıntıları var. Henüz bu açıklamalar Çin’in bu uçakları üretebileceği konusundaki şüpheleri izale edebilmiş değil ama Çin’e bu konuda know how verebilmek için şimdiden her iki şirket de lobi yapmaya başladı bile. Çin şu anda 100 kişiye kadar yolcu taşıma kapasitesine sahip ARJ’leri üretiyor. Ancak bu uçaklara uluslararası piyasalarda henüz bir market bulabilmiş değil.

Selcuk Hakan (selcukh61.blogcu.com) Read More!

Balık hafıza Ne Demektir

Balik hafiza ne demektir ornekle anlatacagiz. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener "dalgalı kuru ve gümrük birliğini yeniden tartışmalıyız" demiş. Şeneri duyunca nedense Enis Öksüz'ü hatırladım. Eski ulaştırma bakanlarımızdan Enis Öksüz'ü hatırlar mısınız?

Bence yetmez. Gümrük birliği ve dalgalı kuru tartışmak yetmez. NATO ve CENTO'ya üyeliklerimiz de yeniden tartışılsın. Hatta Merkez Bankası bağımsızlığını da yeniden masaya yatırmalıyız.

2001 yılını herkes hatırlıyor da, 2000 yılını hatırlayanınız var mı? Aşağıdaki haber 15 Eylül 2000 tarihli Radikal gazetesinden:

"Hükümetin hızı kesildi

Çıkmaz denilen yasaları çıkartmayı başaran hükümet, ayrıntıda boğuldu. 1999 yılında 19 temel düzenlemeyi yapan koalisyon, 2000'de sadece Vakıfbank'a ilişkin KHK çıkartabildi

HANİFE ŞENYÜZ ANKARA - Tıkanan ekonomide yeni bir çıkış sağlamak ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme beklentisiyle, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile stand-by düzenlemesine imza atabilmek için birçok düzenlemeyi jet hızıyla parlamentodan geçiren hükümet, ek niyet mektuplarıyla verdiği taahhütleri çıkarmakta zorlanıyor. IMF ile Stand-by'ın imzalanması için önşart olan düzenlemelerin yanı sıra 1999 yılında 19 temel düzenleme yapmayı başaran hükümet, 2000'den itibaren hız kesti. 2000'de temel düzenlemelerden çok uygulamaya dönük 14 düzenleme yapılırken, bir tek Vakıfbank'ın özelleştirilmesine ilişkin kanun hükmünde kararname (KHK) çıkartılabildi. Çok sayıda kararname hükümet gündeminde. Hükümet stand-by düzenlemesinin IMF İcra Direktörleri Kurulu tarafından onaylanması için varılan uzlaşma çerçevesinde taahhütlerini geçen yıl büyük bir hızla yerine getirdi.

Her şey iyi gidiyordu

Onayın çıkabilmesinin önşartı olan bankacılık yasasındaki değişiklik, tahkimle deprem vergileri, 5 bankaya el konulması gibi temel düzenlemeler deprem gibi büyük bir olay yaşandığı dönemde çıkartıldı. Kamu personeline hedef enflasyon oranında zam uygulaması başlatan ve Hazine garantili kredileri sınırlayan bütçe kanunu gelen tüm baskılara karşın çıkarıldı. Bu düzenlemelerle, 2000 yılında uygulamaya konulacak istikrar programına zemin hazırlandı. Düzenlemeler Türkiye'nin üç yıllık bir süreçte IMF'den 4 milyar dolar, Dünya Bankası'ndan da yapısal reformlara bağlı olarak 5 milyar 250 milyon dolarlık kredi almasına olanak tanıyan stand-by anlaşmasının onaylanması sonucunu yarattı. Özellikle uluslararası piyasalar açısından büyük önem taşıyan ilk gözden geçirme programının kriterleri de yerine getirildi. Türk Telekom kanunu da bu anlaşmanın imzasından sonra çıkartıldı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu atamaları zamanında yapıldı. Ek niyet mektubunun onaylanması Tarımsal birliklere ilişkin düzenlemenin Meclis'e sevkinden sonra IMF İcra Direktörleri onayı alabildi. Bütçe içi 25, bütçe dışı iki olmak üzere toplam 27 fon kapatıldı. Tarım reformu çerçevesinde çiftçilere doğrudan gelir ödemesi pilot uygulaması başlatıldı. Geçici vergide yeniden üçer aylık beyan dönemi uygulamasına geçildi.

Gecikme arttı

İkinci gözden geçirme kriterlerinde ise gecikme biraz daha arttı. Meclis'in tatile girmesi nedeniyle, taahhüt edilen bu düzenlemeleri kanun hükmünde kararname yetkisi alarak yapmayı planlayan hükümet, önce irticacı devlet memurları kararnamesinin tartışmasıyla hız kesti. Bunların ardından çıkartılması gereken düzenlemeler koalisyon içinde yaşanan yoğun tartışmalara takıldı. Üç kamu bankasının özerkleştirilerek özelleştirilmesine imkân tanıyan KHK, uzun tartışmalardan sonra imza aşamasına getirilebildi. Sosyal güvenlik reformunu geliştirecek yasal düzenlemeler halen beklemede. Türk Telekom'da ise özelleştirmeyi geciktiren stratejinin yeniden değiştirilmesi gündeme geldi. Enerji piyasalarının düzenlenmesi, aralarında Tekel'in yeniden yapılanmasını sağlayacak üç yasa tasarısının da bulunduğu tarım reformunun geliştirilmesine ilişkin yasa tasarıları bekleyen düzenlemeler arasında yer alıyor. Bu arada, ikinci ek niyet mektubunda ağustos sonuna kadar kapatılacağı taahhüt edilen 20 fonla ilgili yasal düzenleme de henüz gerçekleştirilemedi."

Yine 2000 yılının Eylül ayında Enis Öksüz'ün "özelleştirecek sadece Telekom'u mu buldunuz?" şeklinde vatandaşın gönlüne taht kuran açıklaması gözüme takıldı.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Bugünlerde AKP hükümetinin söylem değiştirmesi 2001'de yaşadığımız krizden hiç ders almadığımızı gösteriyor. 1999 depremlerinin ardından hızlı reformlarla (bir de cep telefonu lisansı satışından gelen 2.5 milyar dolar ile) hızlı girilen 2000 yılında ne olmuştu kısa bir özet geçelim: Mayıs ayında cumhurbaşkanlığı seçimi (aaa ne tesadüf) sırasında Demirel'in süresini uzatalım manevrası sırasında ANAP'ın Yılmaz'ı köşke gönderme stratejisi nedeni ile üçlü koalisyon arasında (daha çok MHP-ANAP arasında) gerilim yaşanmaya başlandı. Haziran ayından itibaren koalisyon ortakları arasındaki çatışma ve tartışmalar ekonomik programı unutturdu. Daha sonra Yılmaz hakkındaki yolsuzluk iddiaları ile gerilim daha da yükseldi. IMF daha Haziran ayındaki niyet mektubunda "... in spite of these positive results, the work remains unfinished" dedi. Ağustos ayında programın yapısal göstergelerinden çoğu tutturulamamıştı. Türk Telekom'un özelleştirilmesi rafa kalktı. Sezer kamu bankalarının özelleştirilmesine ilişkin kanun hükmünde kararname (bir zamanlar böyle bir şey vardı di mi yaaa, doğan görünümlü şahin gibi)yi imzalamadı. Kasım ayına geldiğimizde IMF ile üçüncü gözden geçirme tamamlanamamıştı. Hikayenin gerisi malum.

Peki şimdi ne oluyor? Bunları neden yazdım? Hükümet 2002 yılından itibaren hızlı reformlarla hepimizi şaşırttı. Peki sonra? Sonra, önce yapısal reformlar yavaşladı ve durdu. Sosyal güvenlik reformu 2005 sonunda tamamlanması gerekiyordu diyeyim siz anlayın. 2007 başından itibaren özelleştirmeler rafa kalktı (hangisini sayayım?). IMF ile altıncı gözden geçirme tamamlanamıyor. Ekonomi bakanı Babacan -cağız -ceğiz'li vaatlerle önlem alınacağını söylüyor. Önlem alsınlar görelim. Benzer -cağız -ceğiz'leri rahmetli Ecevit ve onun Ekonomi Bakanı Zeki Önal'dan da duymuştuk. Bütçenin halini kaç gündür tartışıyoruz. Önceden her ay bütçeyi basın toplantısı ile açıklayan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan kayıplarda. Analizlerine güvendiğimiz ve sağlam politikalara desteği ile bilinen eski Merkez Bankası başkan yardımcısı Fatih Özatay bile patronu TOBB'un populist isteklerine populist diyemiyor. Bunu diyen Ugur Gurses'i eleştiriyor. Fatih Bey ekonomik büyümenin düşeceği bir yılda faiz dışı fazla oranının düşürülmesi gerektiğini hangi "debt sustainability" formülü ile açıklayacak acaba merak ediyoruz.

Gerçekten 2001'de yaşananlardan hiç ders almadık mı? Ahmet mi cumbaba olacak Mehmet mi, bu kadar çok mu önemli? Yapısal reform için bize illaki ya "deprem" yahut da "kriz" mi lazım? Read More!

bugun secimler olsa oyumu kime veririm

Yaklasik 3 yildir destekledigim ve bugun secimler olsa oyumu veririm dedigim AKP'ye bugun secim olsa oyumu vermeyecegim yonunde kararimi degistirdim. Bugun secimler olsa oyumu kimseye vermem. AKP de populist politikalara ciddi bicimde saparak diger partilerden cok bir farki olmadigini gosterdi. Ben AKP'yi kimsenin yapamadigini (butce disiplini, erken secime gitmeme, vs.) yaptigi icin destekliyordum, erken secime gitmemelerinin arkasinda Cumhurbaskanini kendilerinin belirleme istegi oldugunu dusunmeye basladim. Butce disiplininin ise, bir mucize olmazsa ve secimlerden yine tek parti iktidari olarak cikmazlarsa, uzun sureli olarak rafa kalktigini da dusunmeye basladim.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Ucuncu bir sahsiyeti cumhurbaskani yapmak icin bu kadar zahmete girdiklerini dusunmuyorum. Yoksa populer olduklari bir zamanda, biraz da riske girerek, baskin secim yapip iktidarlarini uzatabilirlerdi. Boyle bir riski almadiklari icin de Erdogan'in Cumhurbaskan'i secilmek istedigini dusunuyorum. Ote yandan AKP oylarinin da dustugunun farkina varmis olmali ki populist politikalara agirlik verdi, ben anket yapmiyorum ama AKP'nin hareketlerinden sonuclarin ic acici olmadigini cikariyorum. Bu durumda Erdogan'in sallantida bir koalisyonla ugrasmaktansa "pasa pasa" Cankaya Kosk'unde oturmayi tercih edecegini dusunuyorum. Turkiye'de bu konu uzerine bahis oynaniyorsa benden bir 100 YTL calisir.

Peki bu durum yatirimlarim acisindan nasil bir durum teskil eder? Oncelikle borsanin bu tur konulari fiyatlandirmada oldukca yavas oldugunu dusunuyorum, o yuzden acele edecek bir sey yok. Gelismelere bagli olarak bu konuda fikir olusturmaya devam edecegim, ancak bu zaman zarfinda yeni hisse almayacagim kesin. Read More!

Butce RakamlarI Uzerine Bir Parantez

Gorunen o ki aciklanan son 2 ayin butce rakamlari epey kafalari karistirdi. Maliye'nin ha bire degistirdigi hesap sistemi yuzunden kafalar daha da karisiyor. Hesaplama yontemi ile ilgili uc not dusmek istiyorum.

Birincisi, merkezi butceden mahalli idarelere ayrilan gelirler hakkinda. Eskiden maliye ne bu amacla toplanan geliri ne de mahalli idarelere yapilan transferi butcede gostermezdi. 2006 yilindan itibaren sistemi degistirdi. Artik alinan gelir butcenin gelir kisminda, verilen para butcenin harcama kisminda gosteriliyor oldu. Ne var ki Maliye Ocak 2006'da geliri topladi ama transferi butceye islemedi. Sebep olarak da dedi ki ben bu ay alinan geliri bir ay sonra gonderiyorum. O yuzden Ocak ayinin gelirini isleyecegim, belediyelere verilecek para ise Subat'da islenecek. E kardesim o zaman Aralik 2005'in harcamasini isle. Yok. Dogru veya yanlis, boyle yapti. Tabii Ocak 2007'de yine ayni seyi yapamazdi. Aralik 2006'in gelirinden yapilan transfer Ocak 2007'de harcama olarak gecti.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Demek istedigim, bu yuzden Ocak 2006'in harcamasi olmasi gerekenden 1.2 milyar az gozuktu. Eger son iki yilin Ocak-Subat arasini kiyaslarsaniz, sanki belediyelere yapilan transfer %100 artarak 2.5 milyar olmus gibi gozukur. Nitekim faiz disi harcamada meydana gelen artisin (2.7 milyar) yarisi bundandir (geri kalan personel harcamalarindan bu arada. Sebep ya enflasyon farki odemeleri, ya da personel alimi). Bu kalem, cari transfer olarak gectigi icin, sanki iki ayda cari transferler de cok artmis gibi gozuktu. Boyle degil aslinda. Ne olup bittigini anlamak icin mahalli idarelere yapilan transfer kalemini bir kenara birakin. O zaman reel harcama artisi %14 degil %8'dir. Yani artis var ama o kadar da yuksek degil (henuz?).

Ikincisi Kurumlar vergisi ile ilgili. Gecen vergi orani %20'ye indi. Ama yasanin gecmesi yaz aylarini buldu. O yuzden Subat ve Mayis odemeleri eski tarifeden (%30?) odendi, olmasi gerekenden yuksek gozuktu (3.2 milyar civari). Tasari kanunlasinca, Maliye alinan fazla vergiyi vergi borcuna mahsup etti. Bundan dolayi Agustos 2006 Kurumlar vergisi miktari birden 1.9 milyara dustu. Kasimda ise tekrar 3 milyara cikti. Bu acayiplikten kaynaklanan baz etkisi (bugunun parasi ile) 0.8 milyar civarinda. Bunu hesaba katarsaniz, Dogrudan verginin 2006-2007 arasi reel olarak aslinda %12 arttigini gorursunuz. Ote yandan dolayli vergiler %1 azalmis. Ozellikle KDV'de %32 azalma var. Cok fena.

Ucuncusu, faiz artisinin faiz odemelerine etkisi aylik bazda milyarla olculemeyecek duzeydedir. Ilk iki ay yuksek odeme, tahvillerin vadesinden kaynaklaniyor.

Sonuc olarak, bir sonuca ulasmak icin erken. Hukumetin secim politikasi izleyip izlemedigi ileriki aylarda gorulur. Esasinda sosyal guvenligi erteleyen, ha bire KDV indirimlerini gundeme getiren, enerji ozellestirmelerini askiya alan bir hukumetin populizme kacip kacmadigini anlamak icin butce rakamlarina bakmaya gerek var mi o da baska bir hikaye.

Butce rakamlarinin son 15 senelik degisiminimerak edenler icin asagiya iki sekil koydum. Ilkinde faiz disi harcamalardaki reel artisi goruyorsunuz. Yuvarlak icindeki donemlere dikkat edin. Bunlar ya secim oncesi seneler, ya koalisyon donemleri ya da 1990'daki ve 2003'deki korfez savasi yillari. AKP'nin en populist zamani 2005 ortasi ile 2006 ortasi arasi (saglk harcamalarinin arttigi bir zamana denk geliyor). Bu grafigi kiyaslamali yapabilmek icin 2006 sonrasi aciklanan merkezi idari butcesini konsolide butce haline getirmeye calistim (en basit anlatimi ile mahalli idarelere yapilan odemeleri, ki bunlar 2006 sonrasi gider olarak yazilmaya baslandi, butce rakamlarindan cikardim).

Ikinci grafikteki vergi gelirleri/faiz disi gider oraninin 1994'e kadar %100'un altinda kalmasi onemli. Demek ki vergi gelirimiz, faiz dis harcamayi bile karsilamaktan uzakmis. Sadece faiz odemek icin degil, diger harcamalar icin bile borclanmisiz. 1994 krizi sonrasi isler biraz duzelmis. Sonra koalisyon donemlerinde yine ayni manzara. 2004'den itibaren ise kendimize biraz ceki duzen vermisiz. Faiz/Vergi geliri orani ekonominin 2001 krizi ile ne hal dustugunu acikca gosteriyor. Vergi gelirlerimin faiz odemelerine bile yetmez hale gelmis. Bugun ise 1994 oncesine ancak geri donmusuz. Son olarak butce acigi/gider oranina bakiyoruz. 1989 sonrasinin en dusuk duzeyi.

Cok uzun yoldan geldik. Cok acilar cektik. Geri donmeyelim.



Read More!