Vergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aziz Yildirim Panik Atak Gecirmis

Aziz Yildirim'in adli durumu ciddi galiba. Futbolda sike sorusturmasi sebebiyle ifade everen Aziz Yildirim rahatsizlanmis ve Istanbul Universitesinde kendisine anjiyo yapilmis. Oysa anjiyo sonucunda Yildirim'in anjiyoluk bir durumunun olmadigi anlasilmis. Bizim pek tip bilgimiz yok ama olsun, nasilsa Turkiye'de ekonomiden anlamayanlar ekonomi kose yazarligi yapiyor, biz de tiptan anlamadan saglik konularinda yorum yapalim.

Aziz Yildirim muhtemelen bir panik atak geciriyordur. Adam da bizim gibi sike sorusturmalari sonucunda saskina donmustur. Kimin aklina gelirdi ki Turkiye'de sike iddialari ciddi bir sekilde sorusturulacak. Simdi icime bir korku dustu. Yarin bir gun bu patavatsizlar vergi kaciranlari da sorusturma kapsamina alirlarsa birakin 25-30 kisiyi 25-30 Milyon kisi hapishaneyi boylayabilir.

Bu arada Fenerbahce bu sike sorusturmasi kapsaminda ligden dusurulsun bir daha oy kullandigim zaman oyumu Tayyip Erdogan'a verecegimi buradan acikca ifade edeyim. Vergi kacirmayi sona erdirsinler, omur boyu oyum AKP'nindir. Read More!

Dogan Grubuna Dev Vergi Affi: Hurriyet Bir Ses Ver

Tayyip Erdogan'in her turlu muhalefeti susturmayi kendine dustur edindigini, bunun icin elinden geleni ardina koymadigini Hurriyet Gazetesinin gecmis yillardaki sayfalarinda cok okuduk. Beni ilgilendirmeyen konularda Dogan Medya'ya kesilen vergi cezalarinin en ince detaylari belgeleriyle birlikte Hurriyet ve diger Dogan medya grubu gazetelerinde yayinlandi. Bir kere de degil, defalarca.

Dogan Grubu da basta Erdogan ile savasmaya yeltendiyse de sonradan bu savastan galip gelemeyecegini anlayarak kuyrugunu bacaklarinin arasina alip muhalif isimlerle yollarini bir bir ayirdi. Muhalif isimler cok iyi yazarlardi, hep dogruyu soylerlerdi gibi bir anlam cikarmayin. Adamlar muhalifti iste, yillardir o koselerde yetenekli olduklarindan vs. degil Dogan Grubu mecmualarini takip eden kemiklesmis kesimin istedigi turden yorumlar yaptiklari icin keselerini doldurdular. Aydin Dogan da varligini surdurebilmek icin Erdogan'a olan muhalefetini bitirmesi gerektigini anladigi icin bu gazetelerin politik felsefesi de bir suredir degisim surecinden geciyor.

Turkiye bu. Insanlar yeteneklerinden dolayi degil, politik goruslerinden veya kimleri tanidiklarindan dolayi pastanin buyuk payini aliyorlar. Medya dogrunun yaninda belki de hic bir zaman yer almadi, her zaman kendi veya belli basli gruplarin cikarlarini kollama gorevi gordu. Bu soylediklerim sadece Dogan Medya icin de gecerli degil. Zaman, Vakit, vs. gibi gazeteler de farkli politik kesimlere ayni felsefe dahilinde hizmet veriyorlar.

Neyse, biz Dogan grubuna geri donelim. Aydin Dogan bir suredir Erdogan'a kendini affettirmek icin elinden geleni yapiyordu. Nihayet Erdogan da dun aciklanan "vergi affi" paketiyle Aydin Dogan'i iflas ettirecek 4.8 milyar TL'lik vergi ve cezalarini 1.4 milyar TL'ye indirdigini Ali Babacan vasitasiyla acikladi. Iki gundur Hurriyet ve Radikal gazetelerine bakiyorum, vergi affinin Dogan Grubuna ne kadar yaradigi ile ilgili tek bir habere dahi rastlayamadim. Aylarca beynimizi bu vergi cezasi ile sisiren Dogan Grubunun bu kadar onemli bir haberi nasil oldu da atladigina akil sir erdiremiyorum. Sanki vergisini kaciran bordrolu vatandasmis gibi deyaptiklari haberlerde "kredi kartina taksit yapiliyor" seklinde bilgilendirmeler de yapiliyor. 4.8 milyar TL'lik vergi (ve cezasindan) geriye kalan 1.4 milyar TL'ye acaba kac taksit yaparlar? Kim bilir kac yuzbin milyon bonus puan toplanir kredi kartiyla yapilacak odemelerden?

Hurriyet'in Dogan Grubuna yapilan dev vergi affiyla ilgili bir haber yazmasini isteyenler Hurriyet Bize Ulasin sayfasindan Hurriyet'e bir mesaj atmalarini istiyorum. Muhtemelen mesajlar direkt cop kutusuna gidiyordur ama yine de biz uzerimize duseni yapalim ve yillardir ardi arkasi kesilmeyen Dogan Medya Vergi Cezasi yazi dizisinin son yazisini ve getirilen 3.4 milyar TL'lik vergi affinin detaylarini anlatan bir yazi yazmalarini isteyelim.

Tayyip Erdogan'in onu bundan sonra aciktir. Hem orduyu sindirdi, hem medyayi dize getirdi, hem de anayasa mahkemesini halletti. Sabreden dervis muradina ermis. Turkiye'ye demokratik diktatorluk insallah hayirli olur. Tek problem kabinesinde Erdogan'a laf anlatabilecek, yol gosterebilecek kalibrede pek bir adam bulunmamasi. Hayirlisi olsun ne diyelim.

Bu yaziyla alakasiz diger yazilar:
Bank of America Hisselerinde Insider Trading
Insider Trading: En Genis Kapsamli Alimlar Read More!

Kira geliri üzerinden ödenen vergiler

Aslında çok basit: eğer bir geliriniz varsa, vergi ödersiniz. Bunun ne kadar olacağına devlet karar verir. Oranlı mı olacak, oranı ne olacak, yoksa önceden belirli bir bedel mi olacak, buna da devlet karar verir. Bir de canı isterse tüketimden, tasarruftan, servetten, de vergi toplar. (Eli kolu bağlı biz kümesteki tavuklar da gider paşa paşa öderiz bunu)

Bazen, devlet bazı gelirleri de vergiden muaf kılar. Bazen de var olmayan gelirlerden "bana ne, olsaydı" diyip vergi keser.

Uzunca kira gelirlerinden ödenecek vergilere girmeyeceğim. Maliye Bakanlığı Türkiye'de eşine az rastlanır bir şey yapmış ve vatandaş kullansın diye bir manuel hazırlamış, oradan bakabilirsiniz.

Bu "bana ne, olsaydı gelirin" durumuna bir örnek var: Diyelim ki bir eviniz var, evinizi kiraya vermek istemiyorsunuz.Ancak boş durmasını da istemiyorsunuz. Bu durumda, bedelsiz olarak birisinin kullanımına verebilirsiniz evinizi. Eğer verdiğiniz kişi anne-babanız, kardeşiniz veya çocuğunuz ise "emsal gelir üzerinden gelir vergisi" ödemiyorsunuz. Bunların dışındaki herkes için ise (dayı-teyze arkadaş vs - ve tabi ki kaynana da buna dahil :> ) emlak bedelinin yüzde beşi kadar geliriniz varmış gibi gelir vergisi ödüyorsunuz. (Gelir idaresi başkanlığına göre kira geliri emlak bedelinin yüzde beşiymiş- yani 20 yıllık amortisman kabul ediyormuş) Bu konu Anayasa Mahkemesine intikal etmişti, AYM bunun anayasaya uygun olduğuna karar vermiş. Muhtemelen öbür türlü karar verseydi bedelsiz kiraya verdiğini iddia ederek hiç kimse kira geliri ödememeye başlardı.

Kira gelirlerini beyan etmede götürü gider, gerçek gider gibi detaylar da var ama onlara henüz değinmeyi düşünmüyorum. Vakti de geçti zaten, belki seneye.

REKLAM:Ekonomi Turk 2 bloguna üye olun. Read More!

Vergi nedir?

Vergi direk devletin yada devletin yetkili kildigi kuruluslarin kamu harcamalarinin finansmani için birey ve firmalardan almis oldugu (zorunlu) odemelerdir(vergilendirme yetkisi TBMM sine aittir).
Vergilemenin bir diger nedenide;devletin bazen lüks ve sagliga zararli olarak gorulen mallara yüksek vergiler koyarak ek kaynak sağlamasinin yaninda vatandasin tuketim tercihlerini degistirmek istemeside olabilir. Örneğin, bazı ülkeler alkollü içkilerden ve sigaradan yüksek vergi alır. Sigara ve alkollü içki fiyatıni yükselten bu vergiler, aynı zamanda, insanların sağlığa zararlı bu malları daha az tuketmesinide sağlar. Ama bu tip vergilerden, alım gücü yüksek olan varlıklı kişilerden çok yoksullar etkilenir. Vergi bazende yeşil vergi,ekolojik vergi adi altinda devlete kaynak elde etmenin yaninda ekolojiyi koruma amaci guden sebeblerlede konulabilinir.
Yine bazende vergi, hükümetler tarafindan ulusal gelirin bireyler arasında bölüşümü yani gelir dağılımı amaci icin kullanilir. Vergileme ile elde edilen gelir, bir grup insandan (genellikle, varlıklılardan) bir başka gruba ( geliri az olanlara) gelir aktarımında kullanılır,yani devlet bir tur robin hood gorevi ustlenir.
Vergiden bahsederken bir diger onemli vurgu ise;
Normalde,vergiler ödenirken, vergi ödeyen vatandaslarin, kamu hizmetlerinden yararlanma düzeyi göz önünde bulundurulmaz, kişilerin ödeme gücüyle iliskili bir durum sozkonusudur. Yani, Ayse teyze ile osman amcanin devletten yararlandığı hizmetler dikkate alinmaz. Vergiler icin, sadece vatandaşların gelir düzeyine bakilir ve kişilerin ödeme gücüne bağlı olarak bir ödeme sistemi geliştirilir. O yuzden fazla kazanan fazla vergi odeyecekdir.

Vergi neyin üzerinden alınıyorsa konusu odur. Emlak uzerinden aliniyorsa emlak vergisi,gelir uzerinden aliniyorsa gelir vergisi v.b.Vergiler çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulabilmektedir.
Vergilerin sınıflandırmaların belli başlıları şunlardır: Aynî(yükümlülerin kişisel durumlarını gözönünde bulundurmayarak, doğrudan doğruya mal-hizmet üzerinden alınan vergilerdir).Nakdî vergiler(verginin para seklinde odenmesi durumudur), şahıs ve mal vergileri, objektif ve subjektif vergiler, değer ve miktar vergileri, gelir,servet ve gider vergileri, dolaylı ve dolaysız vergiler sınıflandırmasıdır. Yazimizda Vergi cesitlerini asagidaki sekilde aciklayacagiz.

ARTAN ORANLI VERGİLER(progressive vergiler)
Matrahın büyümesi ile oranı da artan vergilerdir.yani,vergilendirmeye tabi tutar arttıkça oranı artan vergi.Turkiyede gelir vergisi artan oranli-progressive bir vergidir.
AZALAN ORANLI VERGİLER(regressive vergiler)
Gelir arttikca odediginiz vergi oranin azaldigi bir vergi turudur.Yani eger gelir matrah ise,Yuksek gelirlinin daha az oranda vergilendirilmesi demekdir;Adil olmadigi dusunulur
SABIT ORANLI:Düz oranlı vergi-esit oran (Flat Vergiler), vergi matrahı farklida olsa tek bir vergi oranının uygulanmasını içeren vergidir. Düz oranlı vergilere “sabit oranlı vergiler” veya “tek oranlı vergiler” de denilir.

Yukarida matrah dan bahsetmisken,ne oldugunuda belirtelim.Matrah nedir? Odenecek verginin miktarini belirlemek icin temel alinan kisimdir. Vergi miktari bu kisim(matrah) uzerinden hesaplanir. Gelir vergisiyle alakali olarakda ; Stopaj nedir e cevap verelim;kisaca kaynakda kesme yontemi olarak bilinir . ornegin stopaj usulune gore bir isletmede calisanlarin maas ve ucretlerinden alinan vergi kesintileri patronlarindan(vergi sorumlusu olarak)talep edilir.Bu kesintileri Muhtasar beyanname ile maliyeye oder.
Verginin Tarhı verginin hesaplanma bicimidir. Vergi tahakkuku ise Verginin odenecek asamaya gelmesidir.Vergini mukellefden alinmasida tahsil islemini olusturur.
Vergileri ayrica asagidaki gibide siniflandirabiliriz;

1- Gelir üzerinden alınan vergi ; Kişilerin gelirlerinden alinan vergilerdir. Gelir arttıkça vergi miktarı da artar(artan oranli).
2 – Servet üzerinden alınan vergi ; Menkul ve gayrı menkul serveti oluşturan mallardan alınan vergilerdir.Emlak,Veraset, intikal, Motorlu taşıt vergisi gibi.
3 – Gider (harcamalar ) üzerinden alınan vergi ; Bir kişinin gelir ve servetinin harcadığı kısımlarından alınan vergidir.Bu verginin amacı kişilerin harcamalarını vergilendirmektir.Örnek ; ozel tuketim,kdv vb,vergilerdir.

Vergi siniflandirmasinda en onemli olan siniflandirmalardan biri dolayli yada dolaysiz olmasidir.

Dolaylı vergilerin
vergi adaleti konusunda tartisilmasina sikca rastlariz.Dolayli vergide gelir duzeyiniz ne olursa olsun ayni vergiyi odersiniz.Örneğin benzin satın alırken düşük gelirli bir kişi ile yüksek gelirli bir kişi aynı oranda vergi öder.Dolayli vergi bir malin veya hizmetin kullaniminin uzerinden alinan vergileridir. Vergi bir kisinin yada bir firmanin direk uzerinde degildir,ve vergi yuku son kullaniciya yansitilabilinir.ornegin bir dolayli vergi olan KDV en son tuketici tarafindan odenir ,yuku onun uzerindedir.yani dolayli vergiler yansitilabilinir vergilerdir.
Dolaysiz vergiler ise genellikle gelir ve sermaye uzerinden alinan,yansitilamayan,yani verginin yasal yukumlusu ile fiili yukumlusunun ayni oldugu kisilerdir. Gelir vergisi,emlak vergisi v.b.Daha adil bir vergi turu oldugu dusunulur.

Asagida 2010 yili vergi tarifesini bulabilirsiniz,ayrica vergi karsilastirmalari icinde linkler konuldu.

2010 (GELİR VERGISI TARIFESI)
8.800 Türk Lirasına kadar % 15
22.000 Türk Lirasının 8.800 lirası için 1.320 TL, fazlası % 20
50.000 Türk Lirasının 22.000 lirası için 3.960 TL, fazlası % 27
50.000 Türk Lirasından fazlasının 50.000 lirası için 11.520 TL, fazlası % 35

Uluslararasi vergi karsilastirmalari icin bazi linkler:
Dunya uzerindeki ulkelerin vergi oranlarini karsilastirmak isterseniz link.
OECD ulkelerini kapsayan petrol fiyatlari ve petrol uzerindeki vergi yukunu gormek icin link
Vergi ve transfer odemelerinin emek maliyeti icindeki orani icin link
Oecd nin vergilerle ilgili istatistikleri icin link

Yazimizi Benjamin franklinden bir alintiyla bitirelim,kendisi olum ve vergiler disinda herseyin belirsiz oldugunu soyleyerek vergilerin, hayatimizda kacinilmaz oldugunu vurgulamisdir.( "'In this world nothing can be said to be certain, except death and taxes." Benjamin Franklin (1706-90) ).
Vergi nedir?sorusuna cevap vermeye calistik.
Diger ilgili yazilar ise asagidadir.

Türkiye’de ödenen vergiler ve vergi türleri (çeşitleri)
Vergi artışı ne zaman olacak
vergilerin milli gelire oranını
Bütçe Nedir? Kamu Harcamaları Ne Kadardır? Read More!

Sevan Nişanyan Röportajı

Kritize.net sitesi Sevan Nişanyan ile güzel bir röportaj yapmış. Röportajda benim en çok ilgimi çeken kısım şurası oldu:

6-7 Eylül’den çok daha korkuncu Varlık Vergisi olaylarıydı. Türkiye’de esas gayrı Müslimlerin belini büken Varlık vergisidir. Çünkü 1942’deki Varlık Vergisi olayı sistemli bir soygun olayıdır. Gayrı Müslimlerin bütün mallarına, mülklerine ve paralarına el koydu devlet. Ve bunu açık açık devlet yaptı, açık açık Türk basınının tamamı, bütün spektrum baştan sona çığlık çığlığa bu olayı destekledi. Bunun verdiği ekonomik ve manevi tahribat çok daha büyüktür. 6-7 Eylül’ü çapulculara yıkabilirsiniz, devlet açıkça bir tavır almadı orada.

Evet, 6-7 Eylül’ün hukuki bir meşruiyeti olmamasına karşın, Varlık Vergisi bizzat TBMM tarafından onaylanmış bir kanun sonucu ortaya çıktı…

Hükümetin, meclisin ve Türk basınının el birliğiyle yaptığı bir eşkıyalık hareketidir Varlık Vergisi…
Hatırlarsanız biz de Ismet Inönü döneminde Türkiye ekonomisinin durumunu incelemiştik. Türkiye Cumhuriyeti ekonomik tarihinin en kötü performans gösterilen dönemi Ismet Inönü dönemidir. Rakamlar bunu söylüyor. Yapılan yanlışlardan bir tanesi de “varlık vergisi” konmasıdır. Nasıl bugün varlık barışı adı altında vergi kaçıranları affetmek yanlış ise, varlık vergisi koyarak vergi kaçırmayanların mallarına el koymak da yanlıştır. Read More!

Vergi Artışı Ne Zaman Olacak?

Vergi artışı ne zaman olacak diye endişelenenlere Başbakan Yardımcısı Ali Babacan bundan sonraki dönemde Türkiye’nin vergi artışına gitmesinin söz konusu olmadığını belirterek müjde vermiş.  Durun durun, çocuk gibi hemen sevinmeyin öyle. Adam sadece Türkiye’nin orta ve uzun dönemde olağanüstü vergi artışına gitmesini gerektirici bir durum olmadığını belirtmiş. Orta donem derken bir kac gun, uzun donem derken de bir kac haftayi kastediyor olmali. Olağanüstü derken neyi kastettiğini ise hepimiz biliyoruz. Bu sene başında yaşadığımız gibi enflasyonu birdenbire bir kac ayda 5 puan birden zıplatan cinsten vergi artışlarına olağan vergi artışları deniyor Türkiye’de. O yüzden olağanüstü derken herhalde benzinin litresinin 10 liraya yükselmesi falan kastediliyor olmalı.
Read More!

Varlık Barışı Nedir? Yasal Kara Para Aklama Nasıl Yapılır?

Varlık Barışı nedir veya yasal kara para aklama nasıl yapılır diye merak edenler Hürriyet’ten devletin “varlık barışı” adını verdiği ve vergi kaçıranlara cüz-i bir ücret karşılığında para aklama hizmeti veren ve genel af kadar tehlikeli bir vergi affı uygulamasına gittiğini anlatan haberi okumalarını tavsiye ederiz. Adamın bir tanesi o kadar abartmış ki “varlık barışı” altında 6.4 milyar TL’yi Türkiye’ye getirerek aklamış. Kardeş böyle bir uygulamaya gidecektiniz madem, neden öyle IMF anlaşması gibi teferruatlarla gündemi meşgul edip halkın gözünde IMF destekçisi gibi aşağılık bir sıfatın üzerinize yapışmasına izin veriyorsunuz?

Bence bu uygulamayı sadece Türk vatandaşları için değil, Afganistan’daki, Kolombiya’daki uyuşturucu kaçakçıları için de genişletelim ve ülkenin kalkınmasına katkıda bulanacak kaynakları buraya çekelim. Başka türlü Istanbul’un Dünya finans merkezi olması mümkün değil, Merkez Bankasını Istanbul’a taşıyarak hiç olacak iş değil.

Vergi aflarından Ekonomi Türk kitabında da bahsediyoruz. IMF ile ilgili güzel bir bölümümüz de var. Varlık barışı nedir sorusuna umarım samimi bir cevap almışsınızdır.

Çernobil Faciası
Türev Konu Anlatımı: Türev Nedir
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar Read More!

Vergilerin Milli Gelire Oranı

Bugün vergilerin milli gelire oranını gösteren ilginç bir tablo ile karşılaştım ve sizlerle paylaşmak istedim. Türkiye ile ilgili rakamlara tabloda yer verilmemiş. Blogumuzdaki reklamlardan şikayet edenlerden bir kısmı vergilerin GSYH’ya oranını hesaplayıp bizlerle paylaşırsa hem diğer okuyucularımız faydalanır hem de kaliteli yazı yazmanın, o yazıda kullanılacak iki tane rakam bulmanın ne kadar zahmetli ve zaman alan bir uğraş olduğunu kendileri de göreceklerdir. Ben kendim araştırıp bulabilirim ama bu sefer de Ekonomi Türk 2 bloguna koyarım, yine ulaşamazsınız.

Milli gelir ve vergiler konusunda diğer yazdığımız yazılar şunlar, belki onlardan bir tanesinin içerisinde Türkiye’deki vergilerin GSYH’a oranı geçiyordur (2009 GSYH rakamini biliyorsaniz yazilardan birinde gecen toplam vergi miktarini buna oranlayarak kendiniz hesaplayabilirsiniz):

Vergi Haftası: 2009 Dolaylı Vergi Gelirleri
Türkiye’de Ödenen Vergiler ve Vergi Türleri
Sigara Vergileri ve Sigorta
Bana Bir Masal Anlat
Vergide Eşitlik, Adalet ve Verimlilik Üzerine
Vergilerin gerçek maliyeti

Read More!

Vergileri kim ödüyor (2)

Vergilerin teorik analizine devam ediyorum. Geçen yazımda kanuni olarak vergileri ödeyen kişiler ile o vergilerin maliyetini yüklenen kişilerin her zaman aynı olmadığına dikkat çekmiştim. Sonuç kısmında vergilerin gerçekte kimin sırtına bindiği kanunla değil, piyasa şartlarında belirlendiğini, kanunen tüketicinin mi yoksa üreticinin mi vergilendirdiğinin sonucu değiştirmediğini belirtmiştim. Ancak vergilerin analizi orada bitmiyor. Geçen yazımda üzerinde durduğum tekil olarak her piyasada yaşanan değişim, kademeli olarak diğer piyasaları da etkiler. Ekonomide bu iki ayrım kısmi denge/genel denge (partial-general equilibrium) olarak yapılır. Kısmi denge analizi ile vergilerin kim tarafından ödendiğinin analizi daha kolaydır. Ancak diğer piyasalara etkiyi yok saymak her zaman doğru sonuçlara ulaştırmaz.

Dilerseniz bu yazıma bir örnekle başlıyayım: Son dönemde çok meşhur olduğu üzere, sigara üzerine konan yeni bir verginin etkilerini inceleyelim. Sigara talebinin fiyata esnekliği az olduğu için vergi yükünün çoğu tüketicinin sırtına binecektir. Ek olarak, vergi sonrası sigara talebinde bir miktar azalma bekleriz. Bu durumda sigara üreticisi de üretimi bir miktar kısmak zorunda kalacaktır. Sigara üreticisinin üretimi kısması bir miktar işçiyi işten çıkarması ve daha az tütün alması ile sonuçlanır. Tütün alımının azalması da tütün üreten çiftçilerin ve tütün üretiminde çalışan işçilerin bir kısmını piyasa dışına itecektir. Artık tütün üretiminde çalışmayan bu işçi ve çiftçilerin pamuk üretimine geçtiklerini düşünelim. Pamuk üretiminin artması pamuk fiyatlarını aşağıya çeker. Aynı zamanda işgücü arzı artacağından, vergi öncesi önceden pamuk üretiminde çalışan çiftçi ve işçilerin ücretlerinde de azalma görürüz. Bu basitleştirilmiş örnek, sigara tüketimine konan vergilerin bir kısmının aslında pamuk üreticisi tarafından ödendiğini gösteriyor.

Yukarıdaki örnekte ve benzeri bir çok vergi analizinde, vergiler en az esnek olan kişiler ya da taraflar tarafından sırtlanılır. Yukarıdaki örneğe göre, eğer sigara üreticisi esnek değilse, yani üretimini kısamıyor, işçilerini azaltamıyor, tütün alımını azaltamıyor ise sigara vergisi sigara üreticisinin sırtına biner. Tütün üreticisi çiftçi, ya da tütün üretiminde çalışan işçi esnek değilse, yani başka sektöre geçiş yapamıyorsa vergiyi yüklenmek zorunda kalır. Genel kural olarak kısmi denge analizindeki "esnek olmayan vergiyi öder" kuralı hala geçerlidir.

Sonuçları yakından etkilemesi açısından, sektörlerdeki sermaye/insan gücü oranı da sonuçlar açısından önemlidir. Örneğin, sigara/tütün üretimi gibi insan gücünün fazla olduğu bir sektör değil de otomotiv, bilgisayar gibi sermaye oranı yüksek sektörler söz konusu olduğunda tablo yatırımcıların aleyhine değişir. Normalde işçi dostu, sermaye düşmanı biri hemen "o zaman sermaye oranı yüksek sektörler vergilendirilmeli" sonucuna ulaşabilir. Ancak bu durumda vergilerin yatırım getirisini azalttığı, aynı sermayenin aslında son derece esnek olduğu ve vergisi daha az olan bölgelere kayacağını da göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Böylece de daha az yatırım, daha yüksek işsizlik, daha az vergi geliri, daha yüksek vergi oranı ve daha düşük gelir, yani fakirlik olarak tüm toplum verginin sonuçlarına katlanır.
Read More!

Vergileri kim ödüyor (1)

Bir süredir vergiler konusunda yazıyoruz. İlk yazımda vergilerin muhasebe kayıtlarında yer almayan maliyetinden bahsetmiş, vergilerin gerçek maliyetinin görünen maliyetinden daha fazla olduğunu özet olarak anlatmıştım. Şimdiki sorumuz ise vergilerin görünen ve görünmeyen maliyetlerinin kimin tarafından ödendiğini incelemek. Burada da karşımıza ikircikli bir durum çıkıyor. Kanuni olarak vergileri kimin ödediği ile ekonomik anlamda bu vergilerin maliyetlerinin kimin sırtına bindiği her zaman olmasa bile çoğu zaman ayrıdır. Kanuni olarak, yani görünürde, vergilerin kimin tarafından ödendiğini belirlemek daha kolaydır. Muhasebe kayıtlarında ya da vergi istatistiklerinden bu bilgilere ulaşabilirsiniz. Editörümüz bununla ilgili analizleri zaman zaman yapıyor. Ben ise ekonomik anlamda vergilerin kimin tarafından ödendiğini bir kaç örnekle açıklamaya çalışacağım.

Öncelikle belirteyim, bahsettiğimiz konu literatürde “tax incidence” başlığı altında işlenir (Türkçesi vergi yansıması oluyor sanırım) ve kamu sektörü ekonomisinde başlı başına en geniş konulardan birisidir. Genel olarak fikir birliği sağlanan noktalar ise göreceli olarak azdır. Detaylı analizlerde, teorik ve ampirik çalışmalar henüz net bir sonuca ulaşmamıştır.

Önce fikir birliği olan noktaları özetleyelim. Bunun için de geçen yazımda kullandığım üçgenlerden faydalanacağım. Dolayısıyla, burada yazdıklarımın daha iyi anlaşılması için vergilerin gerçek maliyetini anlattığım o yazının okunması gerek. Çünkü orada oluşturduğumuz üçgenleri bu yazıda da kullanacağım. Üretici ve tüketiciler arasındaki ilişkiyi gösteren üçgenimizi yeniden çizelim. Ancak bu kez, eşkenar olmayan üçgen çizeceğim:



Bu üçgende yeşil alanların toplamı vergi gelirlerini gösteriyor. Tepedeki beyaz alan ise vergilerin görünmeyen fahiş maliyeti. Hatırlanırsa, ilk yazımda verginin kanuni olarak hangi taraftan toplandığı verginin fahiş maliyeti açısından önemli değil demiştim. Aynı durum vergi yükü için de geçerli. Denge fiyatı baz alındığında, vergi yükünün sağ ve solda kalan kısmı tüketici ve üreticinin sırtına binen vergi yükünü gösteriyor. Açık yeşil alan tüketici tarafından, koyu yeşil alan da üretici tarafından ödeniyor.

Dikkat edilirse, ilk yazıda eşkenar olarak çizdiğim üçgeni bu kez öyle çizmedim. Üretici ve tüketici farklı açılara sahip. Genel kural olarak, vergi yükünün büyük bir kısmı daha dar açıya sahip olan tarafın üzerine biner. Sadece vergi yükü değil, aynı zamanda vergilerin görünmeyen maliyeti olan fahiş maliyetin büyük bir kısmı da aynı tarafın sırtına biner.

Peki yukarıdaki üçgende üretici ve tüketicinin açıları neye göre belirleniyor? Ekonomide, bu açıların simgelediği duruma esneklik diyoruz. Yukarıdaki üçgenimizde, açı genişledikçe esneklik artıyor. (Not: Arz ve talep esnekliği geniş bir konu. Ancak kısaca, fiyat değişimleri karşısında tüketicinin ya da üreticinin verdiği tepki olarak özetleyebiliriz. Fiyat değişklikleri üretilen (ya da tüketilen) miktarlarda büyük oranda değişikliğe neden oluyorsa arz (ya da talep) daha esnek, miktarlardaki oynama küçük oranda ya da hiç yoksa arz (ya da talep) daha az esnektir.)

Örnek olarak, diyelim ki devlet Coca-Cola’ya özel bir vergi ilan etti. Bu durumda tüketiciler fiyat artışından etkilenmemek için Pepsi ya da Cola Turka gibi ikame mallara yöneldiler. Bu durumda Coca-Cola üreticisi de fiyat kırmak, daha doğrusu vergi yükünü yüklenerek fiyatını aynı tutmak durumunda kalacaktır. Talep fiyat değişimleri karşısında esnek olduğu için tüketici vergiden kaçabilmekte, vergi büyük oranda üreticinin sırtına binmektedir.

Tersi bir durum olarak akaryakıta konulan vergileri düşünelim. Tüketici fiyat arttı diye arabasına benzin yerine zeytinyağı koyamayacağı için talep daha az esnektir. Dolayısıyla vergi yükü büyük oranda tüketicinin sırtına binecektir.

Son olarak, arz ve talep esnekliğinin sonsuz olduğu uç örnekleri aşağıya çiziyorum ki durum daha net anlaşılsın. Esnekliğin sonsuz olduğu durumda üçgenimizdeki açı dik hale gelir. Aşağıdaki üçgenlerden soldaki üçgen arzın, sağdaki de talebin sonsuz esnek olduğu durumları gösteriyor. Arz esnekliğinin sonsuz olduğu durumda vergi yükü, aynı zamanda vergilerin fahiş maliyeti, tüketicilerin sırtına biniyor. Diğer uç örnek olan talep esnekliğinin sonsuz olduğu durumda vergi yükü ve maliyet üreticinin sırtına biniyor.

Bitirmeden, kamuoyunca sıkça dile getirilen bir yanılsamaya dikkat çekmek istiyorum. Çoğunlukla bir malın ya da hizmetin üreticisinin tekel olduğu durumlarda vergiyi fiyatlara yansıtarak vergi yükünü tüketicilerin sırtına yüklediği iddia edilir. Ancak gerçekte durum hiç de öyle değildir. Tekel durumdaki üretici fiyatı belirlemektedir ancak satılan miktar tüketicinin talep esnekliğine göre belirlenir. Talep esnekliği yüksekse, vergi yükünün büyük kısmı üreticinin sırtına biner.

Konu uzun olduğu için bir kaç yazıda daha detayları işlemeye devam edeceğim. Buraya kadar kısmı özetlersek;

- Vergilerin kanuni olarak kimin tarafından ödendiği ile gerçekte kimin tarafından ödendiği aynı değildir.

- Kanuni olarak kimin vergilendirildiği önemli değildir.

- Vergi yükünün kimin tarafından üstlenildiği arz ve talep esnekliğine bağlıdır. Genel kural olarak daha az esnek olan grup vergi yükünü de üstlenmektedir.

- Vergi yükünün kim tarafından yüklenileceği kanunla değil piyasa şartlarıyla belirlenir.
Read More!

Vergi Haftası: 2009 Dolaylı Vergi Gelirleri

Vergi Haftası: 2009 Dolaysız Vergi Gelirleri başlıklı yazımızda gelirden alınan vergilere bakmıştık. Bu yazımızda 2009 yılında dolaylı vergi gelirlerine bakacağız. Dolaylı vergiler kişi ve kurumların gelirlerinden değil, tüketimlerinden alınan vergilere denir. 2009’da banka ve sigorta muamele vergisi olarak 4 milyar lira toplanmış, damga vergisi 4,2 milyar, harçlar ise 4,7 milyar TL olmuş. Asıl lezzetli rakamları ise en sona sakladım. Dahilde alınan KDV 21 milyar, ithalde alınan KDV 26 milyar, özel tüketim vergisi şeklinde alınan KDV ise 44 milyar olmuş. Yani KDV vergilerinin toplamı 91 milyar TL’yi geçmiş. Detaylı açıklaması yapılmayan diğer vergilerin toplamı ise 12 milyar olmuş. Görüleceği üzere toplanan vergilerin ufak bir kısmı dolaysız vergi ve dolaylı vergilerin oranı neredeyse %70’e ulaşmış (Kaynak).

Hürriyet’in Anadolu Ajansından aldığı şu yazıda vergilerden şikayet edilip 7 liraya satılan bir sigaranın 5,47 lirasının, 1 litre benzinin 2,44 lirasının, ve 3 liralık cep telefonu faturasının 1 lirasının, 29,9 liralık rakının 17 lirasının vergi olduğu belirtiliyor. Ayrıca vergi öncesi fiyatı 30 bin lira olan 1600 cc otomobillerin fiyatının vergi sonrası 50 bin liraya ulaştığı söyleniyor. Bence yazıda verilen en çarpıcı istatistikler ise şunlar:
“Bu yıl da, Gelir Vergisi'nden 42 milyar 927 milyon lira gelir elde edilmesi hedefleniyor. Bunun çok büyük bölümünü de işçi ve memur ödüyor. Holding sahipleri, doktor, avukat gibi serbest meslek erbabı, faiz geliri elde edenler ve diğer beyannameli gelir vergisi mükelleflerinin ödemeleri beklenen vergi ise 2 milyar 283 milyon lira düzeyinde kalıyor.”

Neredeyse bu insanlardan vergi toplamak için oluşturduğumuz altyapının maliyeti bunların verdiği toplam vergiyi geçecek. Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler isimli kitabımızda da bu konuya değiniyor ve vergi kaçakçılığını azaltacak ve verimliliği arttıracak bir çözüm öneriyoruz. Kısa vadede istihdamda bir miktar azalma gerçekleşecek olsa da, piyasalar dengeye ulaştığı zaman toplam istihdamda bir artış olması, ve toplamda ülkenin kazançlı çıkması garanti.

Diger bir konu ise dolaylı vergilerin bu kadar yüksek olması iyi midir konusu, bu da baska bir zamana.

Vergiler konusunda yazdığımız diğer yazılar:
Türkiyede Ödenen Vergiler ve Vergi Türleri
Gelir Vergisi Reformu
Isviçre Bankaları ve Asimetrik Bilgi
Mali Suclari Arastirma Kurulu, Vergi Kacakciligi Ihbari
Emlak Vergisi
Para Kazanma Suçu Read More!

Vergi Haftası: 2009 Dolaysız Vergi Gelirleri

Son bir aydır Türkiyede ödenen vergiler, vergi türleri ve regülasyonlardan bahseden yazılar yazıyoruz, bu haftayı da vergi haftası olarak düşünerek devletimizin topladığı vergilere göz gezdiriyorum. 2009 yılında vergi gelirleri beklenen 202 milyar TL yerine 172 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Bunun dışında hazinenin vergi dışı diğer gelirleri yaklaşık 41 milyar TL olarak gerçekleşirken, özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 3,9 milyar, düzenleme ve denetleme kurumlarının gelirleri de 1,9 milyar olmuş. Toplamda bütçe gelirleri 215 milyat TL olarak gerçekleşmiş.

Bu yazıda 2009 yılında toplamı 172 milyarı bulan dolaysiz vergi gelirlerine eğileceğiz. Kişilerin kazançlarında kesilen gelir vergisinin toplamı 38 milyar gibi güdük bir rakam olmuş. Ülke ekonomisinin büyüklüğüne kıyasla bu vergilerin oranı %5 civarında gerçekleşmiş. Gelir vergisine uygulanan vergi oranlarının ne kadar yüksek olduğunu hepimiz biliyoruz, nasıl olur da toplanan gelir vergisi bu kadar az olabilir? Cevabı basit, kayıtdışı çalışanların oranı kayıtiçi çalışanlarla aynı düzeyde, yaklaşık 21 milyon işçinin olduğu ülkemizde insanların neredeyse yarısı kayıtdışı çalıştığı için vergi vermiyor. Serbest meslek erbabı veya esnaf ve zanaatkar takımı ise (bunlara fırıncılar, kahvehane işletmeleri, doktorlar, avukatlar, vs. dahil) büyük çoğunlukla gelirlerinin büyük kısmını saklayıp vergi kaçırıyorlar. Bir kaç sene önce bu kişilerin %60’ının asgari ücretlilerden daha az vergi verdiğini okumuştum. Haliyle geriye doğru dürüst gelir vergisi veren 8-9 milyon kişi kalıyor. Onlar da kişi başına ortalama 4000 TL vergi vermişler geçen sene. (Bir bakıma vergi kaçırmak suç olarak kabul edilmiyor ve vergi kaçıranlar için her sene devletin gizli bir vergi affı çıkarıyor diyebiliriz.)

Kurumlar vergisi 18 milyar olarak gerçekleşmiş. Burada da aynı vergi kaçırma hikayesi geçerli, özellikle tamamen kayıtdışı çalışan işletmelerde. Yanlış hatırlamıyorsam 2006 yılında tekstilciler Unakıtan’a KDV oranlarını indirin şeklinde lobi yaparken 1,5 milyon kayıtlı işverenimiz var, onların sorunlarına bir çare bulun şeklinde şikayet ediyorlardı. Unakıtan ise kurnaz “bizim kayıtlarımızda 750 bin tane tekstilci görünüyor, sizin bahsettiğiniz 1,5 milyon nereden geliyor?” şeklinde tecahül-ü arif sanatını içeren bir ifadeyle karşılık veriyordu. Keşke Unakıtan sanat falan gerçekleştirmeyip, kayıtdışı çalışan işletmeleri kayıt içerisine alabilseydi.

2009 yılında dolaysız vergi gelirleri gördüğünüz gibi 56 milyar TL civarında gerçekleşmiş. Bir sonraki yazımızda önce dolaylı vergi gelirlerine baktıktan sonra analizimize geçeceğiz. Read More!

Dolaylı Vergiler, Dolaysız Vergi Oranları ve Tarihsel Gelişim

Bu yazının ilk bölümü olan Türkiye’de Ödenen Vergiler ve Vergi Türleri başlıklı yazımızda Türkiye’de 2007-2009 döneminde devletin harcamalarının hem gelirlerinden hem de enflasyondan daha fazla arttığını göstermiştik. Bu yazıda ise dolaylı vergiler ile dolaysız vergi oranlarının tarihsel gelişimine bakacağız. Insanlarımız devlet paraları sağa sola çarçur ederken sesini çıkarmazken hatta daha fazla çarçur etmesini talep ederken iş bu harcamaların finansmanına geldiği zaman hem vergilerden hem IMF’den hem de borçlar için ödenen faizden şikayet etmekten geri kalmıyorlar.

Biz de Türkiye’de vergi kaçakçılığının fazla olduğunu ve devletin de vergi kaçıranların üzerine gitmektense dolaylı vergilere yüklendiğini iddia ediyoruz. Bu iddiamızı destekleyecek veriler var mı peki? Evvela makro verilere bir göz atalım. Elimizde Cumhuriyet’in kurulduğu 1923 yılından itibaren toplanan vergilerin dolaylı mı yoksa direkt mi olduğu verisi var. Ben aşağıya dolaylı vergilerin ortalamalarını hesaplayarak koydum (Kaynak: Gelir Idaresi Baskanligi).

Cumhuriyetin ilk 50 yılında dolaylı vergilerin oranı neredeyse hep %60’ın üzerinde seyretmiş, aslına bakarsanız 1923 ve 1924 yıllarında dolaylı vergilerin oranı %51 civarında seyrediyor. 1925 yılında Atatürk’ün çiftçilerden alınan %10’luk aşar vergisini kaldırması ve onun yerine tüketim mallarına (tütün, vs.) vergi koyması ile bu oran %70’lerin üzerine çıkıyor. 1928 senesinde %76,8’e yükselerek Cumhuriyet tarihi rekorunu kırıyor. Daha sonra ise Büyük Buhran’la birlikte gerilemeye başlıyor, 1940’larda ortalama %54’e düşüyor. Tabii bunun böyle olmasında 2. Dünya Savaşı sırasında çıkarılan “servet vergisinin” payı yüksek olmalı. 1942 yılında dolaylı vergilerin oranı %38’e gerilemiş, 1946’da tekrar %58’e yükselmiş, 1949 yılında ise %64’e ulaşmış tekrar.

Dolaylı vergilerin oranı 1970-1989 döneminde tarihi çizgisinden saparak gerilemeye başlamış ve özellikle 1978-1984 arasındaki dönemde %41 gibi bir ortalama yakalamış. Tabii 1978-1980 arasındaki üç yılda ekonomimizin 2007-2009’dan dahi kötü bir performans sergileyerek toplamda küçüldüğünü bilmiyorum biliyor musunuz?

Dolaylı vergilerin oranı 1985 yılında bir önceki yıla göre 10 puan yükselip %53 olarak gerçekleşmiş. Katmadeğer Şaban filminden elde ettiğimiz bilgilere göre (Jale Özgentürk’un ve Meliha Okur’un kullandığı kaynaklardan daha güvenilirdir Kemal Sunal!!) Turgut Özal KDV’yi (kadeve diye okunuyormuş nedense) Türk diline kazandırdı ve vergi toplamada bir çığır açtı. 1994 yılına kadar geçen 10 yılda dolaysız vergilerin oranı %50 civarında seyretti. Sonra ne olduysa 1994 yılında bir şey oldu. Ne oldu hatırlayanınız var mı?

1995-1997 arasında %60 civarında seyreden dolaylı vergilerin oranı 1998-1999 arasında tekrar %54’e geriliyor, 2000-2001 yıllarında tekrar %59’a yükseliyor. 2001 resesyonundan sonraki 2002-2008 döneminde de ortalama %67.4 gibi yüksek bir orana yükseliyor.

Dolaylı Vergiler, Dolaysız Vergi Oranları ve Tarihsel Gelişim başlıklı bu yazımızın sonuç bölümünü oluşturan 3 paragrafı üyelerimiz ekonomiturk2.blogspot.com blogundan okuyabilir. Üyelerimiz ayrıca borsa ve piyasa bültenimize de ücretsiz ulaşabileceklerdir. Uyelik ile ilgili bilgilere “özel üyelik detaylı bilgi” sayfasından ulaşabilirsiniz. Read More!

Vergi Dairesi Müdürü: Vergi Kaçırmak Suç mudur?

Tekirdağ Vergi Dairesi Müdürü vergi kaçırmış iddiaları ortaya atılmış. Hem vergi dairesi müdürünün hem de evi satın alan kişinin ifadesini almışlar ve evin 180 bin TL’ye satıldığı ortaya çıkmış. Vergi kayıtlarına bakmışlar ve evin satış bedelinin 10 TL olarak beyan edildiğini belirlemişler. Bunun da devlete toplam kaybının 8 bin 923 TL olduğu tespit edilmiş. Türkiye’de vergi kaçırmak suç mudur? Suç ise cezası nedir?

Benim vergi ve vergi affı konularında bilgim biraz kıttır. Mesela her ekonomik krizde “varlık barışı”, “vermediysen yanına kar kalsın”, “nazar etme ne olur, çal senin de olur” gibi isimler verilerek geçmişte suç işlemiş kişilerle anlaşma yapılarak vermeleri gereken verginin %3-5 gibi bir rakamını vermeleri karşılığında af edilmişlerdir. Yani her ne kadar şimdiki mevzuat devletin vergi kaybının 8 bin 923 lira olduğunu söylese de uygulamada ancak bunun %5’ine karşılık gelen 400-500 lira gibi bir rakam vergiden kaçırılmış oluyor aslında. Bunun için de soruşturma yapmaya, soruşturmayı yapan adamlara ekstradan yolluk, harç, fazla mesai gibi ödemeleri yapmayı haklı çıkarmıyor bana kalırsa. Pire için yorgan yakıyoruz. Tekirdağ Vergi Dairesi Müdürünü şikayet eden adam derhal doğuya sürülmeli ki, bir daha bu tür toplumun gelenek, örf ve adetlerine ters davranış içerisine girmeye teşebbüs edecek insanlara iyi bir mesaj gönderilmiş olsun. Vergi Dairesi Başkanı Istanbul veya Ankara’ya, hiç olmazsa Izmir’e tayin edilerek terfi ettirilmelidir.

Koskoca vergi dairesi başkanından daha iyi kim bilecek hangi vergiyi kaçırmanın yasal olduğunu, hangisini kaçırmanın suç olduğunu? Read More!

Isvicre Bankalari ve Asimetrik Bilgi

Isvicre bankalarinin yillardir bilinen guvenilirlikleri, ustelik dostlari tarafinda pek gormeye alisik olmadigimiz bir sekilde saldiri altinda. Bende bunun uzerine Isvice Bankalari ve Asimetrik Bilgi uzerine bir yazi yazmaya karar verdim. Bir muhbir Alman yetkililerine, Isvicre bankalarinda hesabi olup, ayni zamanda Alman hukumetinden vergi kaciran 1,500 mukellefin bilgilerini satmayi teklif etti. Hatta Frankfurter Allgemeine Zeitung'e gore de, bunlarin icinden 5 tanesinin bilgilerini soylediklerinin dogrulugunu kanitlamak icin Alman mercilerine vermis.

Bildiginiz uzere, gectimiz yilda Amerikan hukumeti ve Amerikan Gelir Idaresi, IRS, offshore hesaplari ile vergi kacirmalarina yardimci oldugu icin UBS'i sorusturma kapsamina almisti. Bu sorusturma kapsaminda yaklasik 5,000 hesap sahibinin ismi Amerikan yetkililerine teslim edilmisti.

Alman yetkililer buyuk ihtimaller, yada coktan, 2,5 milyon avroluk bir odeme karsiliginda bu 1,500 kisinin hesap bilgilerine ulasacaklar. Handelsblatt'e, Alman gazetesi, gore bu hesaplardan elde edilecek kayip vergi gelirleri 200 milyon avro'ya kadar ulasabilir.

Almanlar, gectigimiz yilda yine buna benzer bir operasyon ile vergi kaciranlarin listesini Liechtenstein'li bir banka yetkilisinden yine benzer sekilde almisti. Hatta bu vergi kaciranlardan biri Deutsche Post'un Baskani Klaus Zumwinkeldi. Ve adami 1 milyon avro ceza odemek zorunda biraktilar.

Bu konu cok boyutlu bir konu olduguna inaniyoruz, soyle ki: Asimetrik Bilginin onemi hayatin her alaninda cok muhim. Bu ister vergi kacirma, ister ulke savunmasi, ister ikinci el arac alim-satimi, isterse marketten alinan bir sampuan olsun. Neden sampuan dedigimi, eger Turkiye'de original gorunumlu bir sampuan alipda, sacinizi yikarken bunun original bir urun olmadigi gorenler bilirler. Urunu size satan isletme sahibi muhtemelen urunun sahte oldugunu biliyordur, ama siz urunu geri goturdugunuzde o da "salak" marketciyi oynayacaktir. Ve muhtemelen tedarikcisine bayagi bir kotu soz soyleyecektir. Bu arada marketci hem daha ucuza aldigi, hemde original urun ile ayni fiyata sattigi malin arasinda yuksek kar oraninin keyfini surecektir. Bu arada o sampuani kullanan musterilerin buyuk cogunlugu "aman canim, ne olmus" diyerek sahtekarlarin ekmegine, tedarikci ve marketci, yag suremeye devam edecektir. Bu arada TQM, toplam kalite yonetimi, basarili olmanin en onemli sartlarindan birisi sizin tedarikcilerinizle kurdugunuz saglam iliskilerdir!! Tabii saglamliktan kastimiz ahbab-cavus iliskilerine dayali bir saglamlik degil!!

Konumuza donersek, asil onemli olan nokta, dost sayilabilecek ulkeler bile, bu konuda "geleneksel olmayan" yollara basvurarak bilgiye bir sekilde ulasmaya calisiyorlar. Ozelikle dunyadaki genel anlamda yasanilan genisleyici maliye politikalari, vergi toplayan kurumlarin bu tip anlasmalarla ve vergi gelirlerini arttiracak yollara tesvik ediyor.

Onemli olan diger bir nokta ise, bu isin ahlaki boyutu. Sizce bu islemler ahlaki mi? Hukumetler bu durumda kimilerine gore "hirsizligi" tesvik ediyor. Kimilerine gore zaten dolambacli yollardan "vergi kaciranlar" zaten ahlaki bir sorun olustuyorlar, ve genel kamu idareleride vergisini duzenli odeyen siradan mukelleflerin haklarini korumali. Tabii bu yorumlari sahipleri, bu isin icindekileri ile olan cikar iliskilerine gore, yada politika duzlemlerindeki yerlerine gore yorum yapiyorlar. Ornek olarak Isvicre Bankacilar Birligi'nin yayinladigi bildiride, Alman hukumetinin bu calinti bilgileri almasini kinadilar. Ve bu satin almanin, ilerideki iliskiler icin faydadan cok zarar getirecegini soylediler. Masanin diger tarafinda olan Merkel ise, Almanya Basbakani, "bu bilgiler eger Alman hukumetinin vergi kaciranlara karsi acmis oldugu savasa yardim edecekse, bu bilgileri almak bizim hedefimizdir" diye bir aciklama yapti. Bir tarafta milyar dolarlik fonlari yonetenler, yani para muslugunun basindakiler, diger tarafta hukumetler var.

Kisa bir bilgi notu daha vermek istiyorum: Amerikan Kongresi 2009'da onayladigi bir yasa ile, bu tip durumlarda vergi kacakciligini ihbar edenleri tesvik etmek icin, yapilan ihbarin yuzde 15 ile 30'u arasinda ki bir orani muhbire veriyor. Ve muhbirin bu bilgileri nasil elde ettigini umurunda bile degil.

Maliye'nin de Isvicreliler ile hesaplar uzerinde bir anlasma yapmaya calistigindan haberim var. Bence Sayin Mehmet Simsek, Isvicreli yetkilere bosuna guvenmesin, bulabiliyorlarsa bir muhbir bulsun ve ve pazarliklarda ellerini guclendirsinler. Gordugumuz gibi bilgi guvenligi artik buyuk problem.

Hepinize iyi gunler dilerim. Read More!

Vergilerin gerçek maliyeti

Serbest piyasa koşullarının sağlıklı işlemesi için gerekli olan şartlardan en önemlisi bir malı ya da hizmeti üretnelerle tüketenlerin aynı fiyatlarla işlem yapmasıdır. Devlet tarafından uygulanan vergiler, bu önemli koşulun önüne geçer ve fiyat mekanizmasında tüketicilerle üreticiler arasında bir fark oluşmasına neden olur. Bu fark nedeniyle çoğu zaman uygulanan bir vergi politikasının gerçek maliyeti göz ardı edilir. Ülkemizde de vergilerin maliyeti gerçek maliyet üzerinden değil, görünen maliyet üzerinden yapılır. Vergilerin görünen maliyeti, toplanan toplam vergi gelirleridir. Vatandaş sadece bunu ödediğini düşünür.

Bugün uygulanan hemen hemen bütün vergilerde gerçek maliyet görünen maliyetin (vergi gelirlerinin) üstündedir. Üstelik bu maliyet vergi oranları arttıkça katlamalı olarak artar. Bu yazımda vergilerin görünen maliyeti ile gerçek maliyeti arasındaki farkı anlatacağım. Vergiler konusunda bir diğer önemli konu da vergi yükünün kimin sırtına bindiği konusudur. Bunu da bir sonraki yazımda ele alacağım.
Ekonomistler diyagram ve grafik kullanmayı severler. Ben de bir kaç basit diyagramla konuyu özetlemeye çalışacağım.

Öncelikle vergilerin ve devletin olmadığı bir durumda fiyat sistemi nasıl işliyor ona bakalım. Aşağıdaki üçgen üreticiler ve tüketiciler arasındaki alışverişi özetliyor. Denge fiyatının oluştuğu tepe noktası, tüketiciler ve üreticilerin aynı fiyatlarla alışveriş yaptıkları durumu gösteriyor. Bu nokta klasik mikro kitaplarında arz ve talep eğrilerinin kesiştiği yerdir.

Tepe noktasından tabana dik bir çizgi çektiğimizde bu çizginin sağ, yani tüketici grubundan yana kalan tarafı (bordo renkli alan), serbest piyasanın bu gruba sağladığı toplam faydadır (Consumer Surplus). Benzer şekilde sol tarafta kalan mavi renkli alan da üreticilerin sağladığı toplam faydadır (Producer Surplus). Basit bir örnekle açıklayalım. Son günlerde blogda fazlaca tartışılığı üzere, İstanbul-Ankara arasındaki ulaşım fiyatlarını ele alalım. Farzedelim denge fiyatı 40 TL’de oluştu. O noktasında satış yaptığımız son müşterinin gözünde bu hizmetin değeri 40 TL’dir. Ancak daha aşağıda, bu hizmete 45 TL değer biçen, yani İstanbul’dan Ankara’ya gitmek için 45 TL vermeye hazır başka bir müşteri daha vardır. Denge fiyatı geçerli olduğunda bu müşteri 5 TL kardadır. Aşağıya doğru gittikçe bu kar miktarı artar. Aynı bilete 60 TL vermeye hazır olan müşteri 40 TL’lik denge fiyatı sayesinde 20 TL kar etmektedir. Üretici açısından da benzer bir durum söz konusudur. En tepede, denge noktasındaki satıcı 40 TL’ye bileti satmaktadır. Ancak daha aşağıda 35 TL’ye bileti satmaya hazır olan üretici, denge fiyatına göre 5 TL kar etmektedir. Benzer şekilde aşağıya doğru gittiğimizde bu kar miktarı artmaktadır.

Şimdi bu basit modelimize vergileri ekleyebiliriz. Devlet, İstanbul-Ankara arasındaki biletlere 2 TL’lik vergi koysun. Bu vergiyi oransal olarak da koyabilirdik, ama inceleyeceğimiz durum açısından sonuç değişmezdi. Bilet fiyatlarına konan vergi aslında üreticiler ve tüketiciler arasına fiyat farkı anlamına gelmektedir. Vergiyi kimin tarafına koyduğumuz fark etmez. Örneğin, bilet fiyatları 40+2 TL olduğunda tüketiciler 42 TL ödemekte, ama üreticinin eline 40 TL geçmektedir. Bilet fiyatlarını sabit tutup vergiyi üreticilerden topladığımızda, bilet fiyatları 38+2=40 TL olacak, tüketiciler 40 TL ödeyecek, üreticilerin eline 38 TL geçecektir. Basit olması açısından, 2 TL’lik vergiyi iki tarafa da eşit olacak şekilde bölüştürelim ve üçgenimizi yeniden çizelim:

Vergileri eşit olarak bölüştürdüğümüz durumda, üretici ve tüketici gruplarının toplam faydaları, yani mavi ve bordo alanlar küçüldü. Yeşil alan 2 TL’lik vergi sayesinde elde edilen toplam vergi gelirlerine denk gelmektedir. Ancak dikkat edilirse hem üreticilerin, hem de tüketicilerin toplam faydasındaki azalma toplam vergi gelirlerinden daha fazladır. Gri renkli üçgenle gösterdiğimiz alan, vergi politikasının görünmeyen ve fahiş maliyetidir (İngilizcede buna excess burden ya da deadweight loss denir). İşin asıl acı tarafı, vergi oranı iki kat arttığında, gri alan yani fahiş maliyet dört kat artmaktadır. Hemen kağıt kalem alıp bu durumu siz de hesaplayabilirsiniz. Karmaşık formüllere girmek istemiyorum, ancak genel denklemde vergilerin fahiş maliyeti vergi oranlarının karesi ile doğru orantılıdır.

Yukarıda basit bir model ile incelediğimiz durum bir çok piyasaya uygulanabilir. Ekonomik aktörler bazı piyasalarda üretici, bazı piyasalarda tüketici konumunda yer aldıkları için üretici grup ya da tüketici grup somut olarak birbirinden ayırt edilemez. Örneğin normal bir malın üretiminde sol tarafta yer alan şirket ve fabrikalar işgücü piyasasında sağ tarafta yer alırlar. Sağ tarafta tüketici grupta yer alan hanehalkı ise şirket ve fabrikaların ihtiyaç duydukları işgücünün üreticisi olduklarında sol tarafta yer alırlar. Yukarıdaki basite indirgediğimiz modelde vergi yükü her iki grup tarafından eşit şekilde bölüşülmüştür. Ancak bu durum her zaman eşit şekilde dağılmayabilir. Benzer şekilde fahiş maliyetin bedelinin kimin tarafından ödendiği de piyasanın şartlarına göre değişebilir. Ancak paylaşımdaki belirsizliğe rağmen fahiş maliyetin varlığı toplamda hemen hemen tüm toplumun ekstra bir bedel ödediği gerçeğini değiştirmez.

Son günlerde blogda tartışılan regülasyon konusu da üreticiler ve tüketiciler arasındaki fiyat mekanizmasının denge fiyatına ulaşmasını engellediği için vergilere benzer bir şekilde fahiş maliyet yaratırlar. Benzer şekilde, belirli sektör ve piyasalarda uygulanan teşvik sisteminin de fahiş maliyeti söz konusudur. Çünkü sübvansiyon ve teşvikler aslında negatif vergilerdir. Üretici ve tüketiciler arasında fiyat makası yaratmaktadırlar.

Özetle, vergi politikası ve regülasyonlarla serbest piyasa şartlarından uzaklaşıldığında, vergi gelirlerine ek olarak, verimlilik cezası diyebileceğimiz fahiş maliyet toplum tarafından ödenmektedir. Vergilerin ve regülasyonların asıl tahribatı toplanan vergiler nedeniyle değil, verimlilik cezası olarak ödenen bu fahiş maliyet nedeniyle gerçekleşmektedir.

Kısa not: Bundan böyle, haftada bir, yazılarımla, uzun bir süredir uzaktan takip ettiğim Ekonomi Türk'te sizlerle olacağım. Bu fırsatı verdiği için İnan Doğan'a teşekkür ediyorum. Herkese merhaba!
Read More!

Türkiye’de Ödenen Vergiler ve Vergi Türleri

Türkiye’de ödenen vergiler ve vergi türleri (çeşitleri) üzerine yazılmış detaylı yazılar bulmak kolay değildir. Gazeteciler genellikle benzin, telefon ve sigara üzerine konulmuş ekstra vergilerden şikayet etmeyi marifet sanırlar. Bir de otomobillerden alınan vergiler insanların ağzına sakız olmuştur. Ülkemizde toplanan vergiler ne kadardır, dağılımı nasıldır, harcamalar nerelere yapılır şeklinde bir dizi soru yöneltsek cevap verecek bir tane adam bulamazsınız. Hürriyet gazetesini okuyorum, Anadolu Ajansından vergi gelirleri üzerine yazılmış bir yazıyı almışlar, yayınlamışlar. Yazının ana fikri “sigara ve benzinden toplanan vergiler çok fazla, vatandaş ozellikle sigara vergi yükü karşısında eziliyor” şeklinde popülist bir söylem.

Bu söylemi yapanlar da aynı yazının hemen altında “Erdoğan emeklilere 60 TL zam sözvermişti ama bankamatikten paralarını çeken emekliler sadece 39 TL zam aldıklarını gördüler” şeklinde başlayan ve Erdoğan’ı verdiği zam sözünü kanunu zamanında meclisten geçirip yerine getirmediği için eleştirmekteler. Yani emekliler ala ala %4,9 enflasyon zammı almışlar, bunun üzerine ekstra zam almamışlar ama yakında alacaklar. Bir kaç hafta önce de aynı gazeteciler IMF’den borç para alınması yönünde adımlar atılmasını eleştiriyorlardı.

Değerli dostlarım, gazetecilerimizin ve emeklilerimizin bilmediği ya da bilmemezlikten geldiği bir gerçeği sizlerle paylaşmak istiyorum. Emekli maaşları, memur zamları, fındıkçılara verilen yüksek fiyatlar, spor kulüplerine verilen sübvansiyonlar, TRT isimli televizyon şirketine verilen milyarlar, Diyanet İşleri Başkanlığında çalıştırılan imamlar, yeşil kart mensuplarına verilen sağlık hizmetleri, askere (savunma) veya polise (güvenliğe) verilen milyarlarca liralar, lüzumsuz ve verimsiz çalıştırılan yüzbinlerce memurun maaşı ve gelecekte verilecek sağlık ve emeklilik hizmetleri, vs. vs. vs. devlet harcaması olarak adlandırılır. Bir yandan devlet harcaması az, daha fazla olmalı demek, öte taraftan toplanan vergilerden şikayet etmek mastürbasyon yapmaktan çok farklı değildir, kendiniz çalıp kendiniz oynarsınız. Devletın harcamaları o kadar yüksek ki, el mahkum vergi toplayacak, topladığı vergiler yetmeyecek el mahkum IMF’e veya başkalarına el açıp borç para isteyecek. El mahkum.

Madem vergiler konusundaki gerçekleri gazetecilerimiz açıklamıyor, biz maddeler halinde açıklayalım:
1. Türkiye’de toplanan vergiler harcamalara kıyasla azdır, devlet sürekli bir şekilde borçlanmak zorunda kalır.
2. Türkiye’de vergi kaçakçılığı yaygın ve beyana dayalı vergilerden elde edilen gelirler ise komik seviyelerdedir.
3. Türkiye’de dolaylı vergilerin payı gelir ve kurumsal vergilerin toplam payının iki katı civarındadır.
4. Hem harcamalar hem de dolaylı vergiler azaltılmalı, vergi kaçakçılığına göz yumulmayarak direkt vergiler arttırılmalıdır.

Toplanan Vergiler Azdır
Vergilerden şikayet etmeden önce bütçe rakamlarına bir bakmamız lazım. 2009 yılında bütçe açığımız 52,2 milyar TL’nin üzerinde gerçekleşti. Bu demektir ki topladığımız onca vergi yetmemiş, bir de bunların üzerine 52 milyardan daha fazla harcama yapmışız. Harcamaların bir kısmı faiz ödemeleridir şeklinde beyin sulanması geçirmiş bir argüman sürenler olabilir medyada. Faiz ödemesi dediğin de geçmişte gelirlerden fazla yapılan harcamaları finanse etmek için ödediğin maliyettir. Mesela 2009’daki bütçe açığı da gelecek sene karşımıza neredeyse 5 milyar liralık ek faiz ödemesi olarak çıkacak. Yani faiz de geçmişte yapılan tüketimin bedelidir.

2009 yılındaki rakamlara biraz daha yakından bakalım. Devlet 2009 yılında toplam 215 milyar lira vergi toplamış. Buna karşılık 267 milyar harcama yapmış. Faiz ödemeleri de 53 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Hükümet sene başında 259 milyar lira harcama yapmak için bütçe yapmış ama bütçelediğinin 8 milyar üzerine çıkmış. Bütçelediği rakamın neredeyse 58 milyarı faiz ödemesine ayrılmış ama Merkez Bankası faizleri indirmede başarılı bir performans sergilediği için faiz ödemeleri bütçelenenin 5 milyar altında gerçekleşmiş. Yani aslına bakarsanız diğer harcamalar bütçelendiği gibi yapılsaydı bütçe açığımız şimdikinden 13 milyar lira daha az olmalıydı.

2008 yılında devletin harcamaları 227 milyar imiş, vergi gelirleri ise 210 milyar. Dikkat edin 2008 yılında harcamalar 227 milyar iken 2009’da 259 milyara çıkarılması bütçelenmiş. Yani enflasyon oranını %6,5 hedeflediğimiz bir yılda harcamaların %14 arttırılması planlanmış. Reel olarak %7,5 artış planlamışız. Neden böyle bir şey yapıyoruz, mantıklı bir nedeni var mıdır? Mantıklı nedeni şudur: politikacılar başkalarının parasını harcamaktadırlar, işin doğası gereği kurda kuzuyu emanet edersiniz günün sonunda kuzunun ırzına geçilmesi ve kanının dökülmesi kimseyi şaşırtmamalıdır. Bunun küresel krizle alakalı falan olduğunu da düşünmeyin. Küresel kriz yüzünden yapılan ekstra harcama yukarıda bahsettiğimiz 13 milyarlık harcamadır. Yani devletmizin harcamaları 2009 yılında %17, reel olarak da %10’dan daha fazla artmıştır.

2009 yılında vergi gelirlerinin 248 milyar olmasını planlamışız ama sadece 215 milyar gerçekleşmiş. Tabii hükümetimiz 2009 yılında ekonomimizin %4 büyümesini bekliyordu hatırlarsanız, %5 küçülmesini değil. Beklenti de seçimlere yönelik abzürd bir seçim propagandasından başka bir şey değildi. Acı olan ciddiyetle yapılması gereken bütçeleme faaliyetlerine dahi politikanın karıştırılmış olması, o yüzden 248 milyar rakamına bakıp aldanmayın. 2009’da vergi gelirleri sadece %2,6 artmış, yani reel olarak %4 azalmıştır. Harcamalar reel olarak %10 artarsa, vergi gelirleri de reel olarak %4 azalırsa ne olur? Ne olacak devlet anormal miktarlarda borçlanmak zorunda kalır.

Şimdi içerisinde bulunduğumuz durumun beklenmedik bir krizden dolayı olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Öyle olmadığını göstereceğim. Bütçe açıklarını arttıran faktörün harcamalardaki %10’luk reel artış olduğunu gördünüz. Peki ekonomimiz göreceli olarak iyi bir performans sergilediği 2007 ve 2008 yıllarında geleceği belli olan bu veya herhangi başka bir krize karşı nasıl hazırlanıyormuşuz bir bakalım. Kriz dönemlerinde devlet harcamalarının artması gerektiğini savunanlar, kriz olmayan dönemlerde devletin harcamaları kontrol altında tutarak kriz dönemleri için fon biriktirilmesi gerektiği görüşünü de savunuyor olmalılar. Kriz dönemlerinde fazladan para harcayabilmek için kriz olmayan dönemlerde fazladan para biriktirmemiz gerekmez miydi?

Detaylarına girmeden 2007 yılında giderlerin 203,5 milyar, gelirlerin ise 189,6 milyar olduğunu belirteceğim. 2006 yılında giderler 178,1 milyar iken, gelirler 173,5 milyar imiş. 2005 yılında ise giderler 144,6 milyar iken, gelirler 134,8 imiş. Bunları bir tabloya koyalım, yanlarına enflasyon oranlarını da koyalım ve yıldan yıla gerçekleşen reel artışa bir bakalım.

Tablodan da göreceğiniz üzere bütçe giderleri 2005 yılından sonra her sene enflasyonun üzerinde artış göstermiş. 2005 ve 2004 yıllarında giderlerdeki artışın enflasyon oranının altında kaldığını da belirtelim. Demek ki 2006 yılına geldiğimiz zaman hükümet bu kadar kemer sıkmak yeterli, IMF’ye artık pek ihtiyacımız kalmadı demiş ve harcamalardaki reel artış %13’ün üzerinde gerçekleşmiş. Dikkat ederseniz o sene gelirler %29’a yakın bir artış kaydetmiş ve bütçe açığı azalmış. Ama 2007-2009 dönemine bakarsanız mali tablonun bozulduğunu göreceksiniz: gelirler giderlerden daha az artmış, hem gelirler hem de giderler reel olarak artmış (2009 yılı gelirleri hariç). Kriz öncesindeki 2007 ve 2008 yıllarında da hükümetin gelecek krize karşı önlem almadığı, bilakis harcamaları gelirlerin üzerinde arttırarak hazırlıksız yakalandığı bariz bir şekilde görülüyor.

Toplanan vergilerin yapılan harcamalardan çok daha az olduğunu ve son 3 yılda harcamaların gelirlerden daha hızlı arttığını gördükten sonra vergilerden şikayet etmek tam anlamıyla saçmalıktır. Eğer gerçekten vergiler canınızı yakıyorsa şikayet edeceğiniz ilk şey harcamaların yüksek oluşu olmalıdır. Vergilerin yükselmesinin nedeni artan harcamaları finanse etmektir. Harcamaların artmasının sebebi ise herkesin devleti soymaya kalkması, politikacıların ise devlet harcamalarını kısmalarını sağlayacak bir nedenlerinin olmamasıdır. Bakmayın siz 2001 krizinden sonra bir kaç sene reel olarak devlet harcamalarının azalmasına (veya çok ufak artışlar göstermesine). Ne zaman hareket alanımız arttı, devlet harcamaları da enflasyonun çok üzerinde artışlar göstermeye başladı.

Vergiler hakkındaki gerçekler listemizde ilk sırada yer alan “vergi gelirleri harcamalara kıyasla azdır ve devlet aradaki farkı sürekli borçlanarak kapatmak zorundadır” ifademizin doğruluğu konusunda aklınızda soru işaretleri kalmamıştır zannedersem.

Devam edecegiz. Read More!

Gelir Vergisi Reformu

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TRT 2’de katıldığı bir programda bazı ürünlere yapılan son zamları değerlendirmiş, gelir vergisi ve akaryakıt fiyatları ile ilgili de yorum yapmis:


Turkiye'de gelir ve kurumlar vergisinin milli gelire oranı düşük. Danimarka gibi ülkelerde milli gelir 100 lira kabul edildiğinde insanlardan 29 lira gelir ve kurumlar vergisi alınıyor. Türkiye’de ise gelir ve kurumlar vergisinin milli gelire oranı yüzde 5.6 oldu. Türkiye, doğrudan çok az vergi toplayabildi. Bunun da temelinde kayıtdışılık yatıyor. Bu arada ne yapıyor hükümetler. Geçmişte de böyleydi. Şimdi de böyle. Dolaylı olarak vergi topluyoruz. ‘Şimdi akaryakıta niye bu kadar yükleniyorsunuz’ diye sorabilirsiniz. Biz, petrolü ithal ediyoruz. Petrol fiyatlarındaki yükseklik veya enerji fiyatlarındaki yükseklik Türkiye’yi olumsuz etkiliyor. Petrol ürünleri, doğalgaz bunlar hep ithal edilen ürünlerdir. Bazıları yüzde 99, bazıları yüzde 95 oranında. Büyük ölçüde ithal edilen ürünler. Bu ürünlerden yüksek vergi alınması tabii ki bir miktar rekabet gücümüzü etkiliyorsa da aslında çevre bilinci açısından, bahsettiğim cari açık perspektifinden bakarsanız çok da kötü bir tedbir değil. Gönül isterdi ki Türkiye’de gelir ve kurumlar vergisi AB veya Batı’nın ortalamasına yaklaşsın.

Iyi guzel demissin de, o son cumle olmamis. "gonul isterdi ki" ne demek? Sanki boyle demecler verdikce vergi kaciran, kayitdisi calisan/calistiran vicdan muhasebesi yapip pisman olacak, kendi rizasi ile yasal zemine kayacak. Sen vergi vermeyenin tepesine binecegiz de ve bin yeter.

Mehmet Şimşek yazida gelir vergisi reformundan da bahsetmis:


Bütün bu nedenler yüzünden, dolaylı vergilere yöneldiklerini aktaran Şimşek, Bakanlık olarak yeni bir Gelir Vergisi Reformu üzerinde çalıştıklarını da söyledi. Şimşek, geçen yıl bütçe açığındaki sapmanın yüzde 86’sının yaşanan global kriz nedeniyle vergi gelirlerindeki düşmeden kaynaklandığına da dikkat çekti.

Balik hafizali olmayanlar bilirler, bu gelir vergisi reformu bir onceki Maliye Bakaninin da ara ara bahsettigi ama laf salatasindan oteye gitmeyen bir reform. Ornegin su linkte 2007'de Maliye Bakani Kemal Unakitan'in reformla ilgili soyledikleri var:

Kurumlar ve Gelir Vergisi ile Vergi Usul Kanunu'nun vergi sisteminin temel yapıları olduğunu kaydeden Unakıtan, bunların değiştirilmesi için de önemli çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.

Bunun da bir zamana bağlı olduğunu ifade eden Unakıtan, "Vergi Konseyi, bu konuda çok sıkı ve özverili bir çalışma yapıyor. Bunun da biraz vakte ihtiyacı var. İlla bir şey yapalım diye alelacele yapma düşüncesinde değiliz" dedi.

Hukumet bu konuyu aceleye getirmemeyi fazlaca abartmis durumda, 2010 yilinda Maliye Bakani hala gelecekte yapilacak bir reformdan bahsediyor. Gorunen o ki "Icraat yok, laf salatasina devam"!

Read More!

Mali Suclari Arastirma Kurulu, Vergi Kacakciligi Ihbari

Bizim blogu takip eden bir kac maliyeci ve muhasebeci arkadas var idi. Simdi detaylarina girmeyecegim bir nedenden dolayi vergi kacirdigini dusundugum bir tanidigimi ihbar etmek istiyorum. Internet uzerinden kisa bir arama yaptim, bir kac tane calinti yazilarindan kurulu websitesini dolastiktan ve oradaki linkleri tiklayarak sahiplerine para kazandirdiktan sonra nihayet aradigim web sitesini buldum sanirim. Ama tam emin degilim, size bir danisayim dedim.

Bu konuda Maliye Bakanligi bunyesinde Mali Suclari Arastirma Kurulu diye bir birim varmis. Onlarin sayfasinda soyle deniyor:

Başkanlığımızın görev ve yetkileri 11.10.2006 tarihli ve 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 19’uncu maddesinde düzenlenmiş olup bu kapsamda Başkanlığımız, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 282’nci maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8’inci maddesinde düzenlenen terörün finansmanı suçlarının önlenmesi kapsamında veri toplamak, analiz etmek ve değerlendirmek, araştırma ve inceleme yapmak, aklama veya terörün finansmanı suçunun işlendiğine dair ciddi şüphelerin mevcut olması durumunda konuyu ilgili Cumhuriyet savcılığına intikal ettirmekle görevli ve yetkilidir.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir
Bu sebeple aklama ve terörün finansmanı suçlarıyla ilgili ihbar ve şikayetlerinizin Başkanlığımıza iletilmesi, diğer taraftan vergi, sosyal güvenlik ve diğer konulardaki ihbar ve şikayetleriniz için ilgili kurumlara müracaat edilmesi gerekmektedir.
Vergi ile ilgili ihbar ve şikayetleriniz için Tıklayınız.

Benim sorum su: vergi kaciranlari bu sayfada verilen linki kullanarak sikayet edebiliyor muyuz, yoksa sahsen vergi dairesine gidip dilekce falan vermek mi lazim? Bu konuda beni bilgilendirirseniz cok sevinirim. Ayrica vergi kaciranlara ne tur yaptirimlar uygulandigini da belirtirseniz sevinirim. Read More!

Emlak Vergisi ve Verimlilik

son gunlerdeki emlak vergisi yazilarina yazdigim yorumlardan birinde, emlaktan kolay ve verimli vergi toplanir tezinin uzun vadede gecerli olmadigini yazmistim. ekonomix bunu acmami istemis ve daha iyi bir vergi mekanizmasinin ne olabilecegini sormus.

oncelikle, ev sahipleri, satin almis bulunduklari evin vergisini mecbur odeyecekler, bu dogru. bir seferlik oldugunda vergi gayet verimli. o yuzden, ozellikle savas gibi zamanlarda bunlar epey revacta oluyor. benim dikkat cekmek istedigim nokta, cikacak vergilerin muhtemelen bir seferlik vergiler olmayacak olmamasi. vergi ciktiktan sonra (hatta cikacagi belli olur olmaz) emlak fiyatlarinin azalmasini; hem mevcut evlerin, hem de yeni yapilacaklarin yeni fiyatlarla alinip satilmaya baslanmasini bekleyebiliriz. bu da emlaga yapilacak yeni yatirimlari azaltacaktir. o yuzden, uzun vadede emlak vergisinin cok verimli oldugunu sanmiyorum. hatta fazlaca verimsiz olabileceginden de suphe ediyorum. (ekonomix'in alinti yaptigi yazida belirtildigi gibi konut fiyatlarinda bir balon varsa, gecici bir vergi ise yarayabilir. ama faizlerin her dususu ve konut fiyatlarinin her artisi balon olacagi anlamina gelmez. turkiye'de neden oyle bir risk oldugunu anlamadim.)

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

dikkat etmek gereken sey, emlak aliminin bir cesit yatirim oldugu. emlak yatirimlari tum yatirimlar icinde buyuk paya sahipse (ki oyle olmali), buradaki bir vergi artisinin, yatirimlar uzerindeki ortalama vergiyi arttirmaya benzer bir etki yapacagini dusunuyorum. bunun da tasarruf ve yatirimlari bozucu etkisi olacaktir. bu verimsizliklerin zamanla buyumesi soz konusu. o yuzden, teorik literaturde tasarruflari bozan vergilerin, en azindan belli kosullar altinda, sifir olmasi gerektigini gosteren cok sayida sonuc var. pratikte sifir olmasa bile, bunlarin dusuk seviyede olmasi gerektigini soyleyebiliriz. o yuzden vergi gelirlerini baska yollarla arttirmak (kayitdisini azaltmak, kdv gibi tuketim vergilerini arttirmak vs.) ya da harcamalari kismak genelde daha iyi olabilir. aslinda uzun vadede en iyisi kayitdisini kayit altina almak. (bu arada, bugun icin, ekonomik daralma sebebiyle vergi gelirlerinin azalmasindan kaynaklanan butce acigini, yeni vergiler koyarak kapatmanin gerekli oldugunu dusunmuyorum. genisleme donemine girildiginde, artan vergi gelirleriyle, bu aciklar kendiliginden kapanacaktir. yeter ki harcamalar kontrolden cikmasin.)

ote yandan, devletin evleri (hizmetler yoluyla vs.) subvanse etmesi sebebiyle, tasarruflarin verimsiz sekilde emlak yatirimina yonleniyorlar olmasi mumkun hakikaten. oyleyse subvansiyonu karsilayacak kadar emlak vergisi bunu duzeltmeye yardimci olur. (ancak boyle bir verimsizligin sebebi, diger yatirimlarin araclarinin fazla vergilendirilmesiyse, emlak vergisini arttirmaktan ziyade digerlerini azaltmanin yollarini aramak lazim.) Read More!