Iflas Eden Hedge Fonlar

Basarili hedge fonlar kadar basarisiz olup iflas eden hedge fonlar da vardir. Bundan 3 sene once Harvard Universitesinin birikmis parasini yoneten kisi olan Jeff Larson'un hikayesini okumustum. Adami goklere cikarmislardi. Detaylarini tam hatirlamiyorum ama 10 yillik bir sure icerisinde S&P 500 endeksinden her sene %5 daha yuksek bir getiriye sahipti. 2003 yilinda $17 milyon maas almisti.

Neyse efendim bu herif daha sonra Harvard'dan ayrilarak kendi fonunu acmisti. Kisa bir surede de $2 milyar'in uzerinde bir rakami yonetmeye baslamisti. Bloomberg'in haberine gore bu kisinin fonlari Temmuz ayinda %50'nin uzerinde deger kaybetmis. Gordun mu simdi? 15 sene ugras didin, bir ayda butun emeklerin bosa gitsin. Acaba simdi de bu adami goklere cikarirlar mi? Ortalama getirisi S&P500'un altina dusmus mudur? Alacagi paranin performansiyla birebir ortusuyor olmasi normalden cok daha fazla risk almasina neden olmus mudur? Alin size isletme/ekonomi doktora tez konusu. Tez hocaniz da Murphy olursa bitirdikten sonra milyoner olursunuz. Read More!

Prof. Rodrik problemlerimizi şıp diye çözüveriyor.

Uğur Gürses Radikal’de Rodrik’in önerilerini masaya yatırmış. Bu konuda bir kaç cümle sarfetme ihtiyacı hissettim.

‘’Büyümek için rekabetçi kur mutlaka gerekir’’ fikrini yeniden tartışmayacağım. Türkiye’nin 2001-2007 verileri bu hipotezin gülünçlüğünü yeterince ortaya koymaktadır. Fakat ‘sürdürülebilir rekabetçi kur’ için önerdiği görüşler elle tutulur şeyler değil. Eğer bahçenizden petrol veya doğalgaz fışkırıyorsa bir taraftan banka mevduatlarınızı artırırken diğer taraftan yatırım yapmak sizin için hiç zor olmaz. Ama aynı tasarrufu ‘arabasına koyacak benzini, evini ısıtacak doğalgazı’ dışardan temin etmek zorunda olan vatandaşlardan bekleyemezdik. Nüfusun hızla arttığı bizim gibi ülkeler için yatırım ihtiyacını göz önüne almadan tasarrufları çoğaltabilen bir formülün kolaylıkla bulunamabileceğini düşünebilmek için ya ahmak olmak gerekir yada dünyaca ünlü bir ‘profesör’. Sıkı maliye politikalarını biz de uyguladık. Devletin tasarrufa yönelmesinin özel harcamaları bağlamayacağını herhalde bizden daha iyi kimse bilemez. Kamunun her 1 kuruşluk tasarrufuna özel kesim 2 kuruş harcamayla karşılık verirse cari fazla nasıl tesis edilebilir ? Üstelik özel kesime de para harcatmayacaksak genç nesiller için yeni işyerlerini nasıl açacağız ?

Bizim için önemli olan tasarruf/harcama oranı değil, yatırım/tüketim oranıdır. Tüketimi artıran politikalar; örneğin petrol ürünlerinden alınan dolaylı vergilerin düşürülmesi, devletin çalışan çalışmayan herkese maaş bağlaması, az prim ödeyerek erken emeklilik, tüketimi körüklerken yatırımlara pek katkısı katkısı olmaz. Çünkü artan tüketimi yurt içi üretim yerine ithalatla karşılamak daha kolay olacaktır. Yapmamız gereken zenginlerden daha az vergi alırken devletin mekanizmalarını fakirlere dağıtım aracı olarak görmemektir. Bu strateji tasarrufları çoğaltıp yatırım/tüketim oranını da yükseltir. Unutmayın: Ürettiklerimiklerimizi ülkemizde tüketmek zorunda değiliz, üretmeyen tüketiciye ihtiyacımız yok. Özetle ‘sosyal politikalar’ yalnızca cari açık yaratmakla kalmaz, üretkenliğe de pek bir katkısı olmaz. Çocuklarımıza borçtan başka bir şey bırakmayız.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Bu girişimciliğe şapka çıkarılır

İzlenimler'de şu yazıyı okuduğumda kıskanmadım desem yalan olur. Çünkü tam bizim siteye yakışacak bir konu imiş. Maalesef atlamışız. Her ne kadar ben kökten piyasacı değilsem de biliyorsunuz bizim Ekonomix her sorunun piyasa mekanizması ile çözüleceğine inanır. İşte bu da tam onu haklı çıkaracak bir haber imiş.

Efendim, konu şu. Geçenlerde Zaman Gazetesi'nde yer alan bir habere göre, devletin maliyeti yüksek bulup köprü yapmadığı Seyhan Nehri üzerindeki bir yere, girişimci bir aile köprü yapmış. Adana ile Mersin arasındaki mesafeyi 70 kilometre kısaltan bu köprüden geçen araçlardan da ücret tahsil etmeye başlamış. Bölgede yaz aylarında yoğun bir çalışma yapan biçerdöver ve kamyonlardan 50, traktörlerden 25, otobüslerden 15 ve taksilerden de 3 YTL ücret alıyorlarmış. Köprüden günde 100-120 kamyon, 30-40 traktör ve yaklaşık 50 otomobil geçiyor ve aile otobandan bile fazla gelir elde ediyormuş. Vatandaşlar yolu epey kısalttığı için bu yolu tercih ediyor ama geçiş ücretlerinin yüksekliğinden de şikayet ediyorlarmış.

Bu girişimciliğe şapka çıkarılmaz da ne yapılır. Devletin el atmadığı sorun işte böyle piyasa mekanizması içinde çözülmüş. Üstelik bana kalırsa geçiş ücretleri de öyle yüksek müksek değil. 4 kişi kapasiteli otomobillerden 3 YTL, 45 kişi kapasiteli otobüslerden 15 YTL alınmasının neresi yüksek? Muhtemelen 15 YTL o otobüsteki 1 yolcunun ücretine ancak tekabül ediyordur. Taşıdıkları yükün değerini göz önüne alırsak kamyon ve traktörlerden alınan ücret de yüksek sayılmaz diye düşünüyorum. Yalnız biçerdöverlerin gelir potansiyelleri konusunda bilgi sahibi olmadığım için onlardan alınan ücret konusunda birşey diyemeyeceğim. Fakat ücret fahiş olsaydı onlar da herhalde köprüden geçmek yerine 70 kilometrelik yolu gitmeyi tercih ederlerdi.

Bu arada yetkililer ise "Önüne gelen köprü yapamaz" diyor ve söz konusu yere şimdi köprü yapmaya hazırlanıyorlarmış. Fakat bana kalırsa devlet bu olaydan yanlış bir ders çıkarmış. Bu işin böyle piyasa mekanizması içinde çözüldüğünü gördüğüne göre, önüne geçmek yerine, ulaşamadığı başka yerlerde de özel girişimcilerin köprü yapmasını teşvik etse daha iyi olurdu. Böylece maliyetine kullananın katlanacağı köprülerin inşasıyla vergi mükellefleri bir yükten daha kurtulurdu. Yalnız devletin bu köprülerin uygun tekniklerle yapıldığını denetlemesi şart tabii. Aktardığımız olaydaki köprüyü ben gazetedeki resimden köprüden çok sala benzettim. Yalnız resim uzaktan çekildiği için kesin bir karar veremedim. Read More!

Sendika imamına sahip çık

Normalde es geçme ihtimalim yüksek olan şu haber, sitemizde epeydir rastlanmayan hararetli bir tartışmanın devam ettiği şu yazı ile ilgili olduğu için dikkatimi çekti. Habere göre, Diyanet İşleri Başkanlığı, Antalya’nın Kaş İlçesi Gökçeören Köyü’nde vekil imam olarak görev yapan Ahmet Akpınar’ı, “İtikat, ibadet, tavır ve hareketlerinin İslami törelere uygunluğunu kaybettiği” gerekçesiyle görevden almış. İmam hakkında, dini kıyafet giymeden namaz kıldırdığı, bazı günler cuma namazı saatinde camide bulunmadığı, düğünlerde alkollü içki içip oynadığı gibi iddialar varmış. İmam ise görevden alınmasına gerekçe gösterilen iddiaların iş sonrası davranışları ile ilgili olduğunu söylemekte ve mesai saatleri dışında istediği gibi hareket edebileceğini ima etmekte imiş.

Şimdi gelelim bu haberin "Camiler Özelleştirilsin" yazısı ile alakasına... Hatırlarsanız o yazı Diyanet ve Vakıf Çalışanları Sendikası'nın imamların uzun çalışma saatlerini gerekçe göstererek 300 YTL fazla mesai ücreti talep etmelerine dayanıyordu. Bu talep sendikanın imamlığı mesai saatleri içinde yapılan bir iş ve meslek olarak kabul ettiği anlamına geliyor. Eğer imamlık gerçekten böyle bir iş ise imamın mesai saatleri dışında nasıl bir hayat sürdüğünden kime ne? İster içer, ister ..çar. İstediği kıyafetle de gezer dolaşır. Namazı alkollü olarak ve de şortla kıldırmaya kalkmadıktan sonra Diyanet buna ne karışır? İşte bu nedenle ben şimdi Diyanet ve Vakıf Çalışanları Sendikası'nı Ahmet Akpınar'a sahip çıkmaya çağırıyorum. Tutarlılık bunu gerektiriyor çünkü.

Haa, diyeceksiniz ki mahalleli böyle imam istemez. Onun da kolayı var. O zaman bu memur imam uygulamasından vazgeçilir, mahalleli kendi içinden gerçekten bir imamda aranan özelliklere sahip birini seçer. Ben bu konuda fazla bilgili değilim ama imamın manasının aslında önder, lider olduğu söylenmiyor mu? Eğer öyleyse mahallelinin kendi arasından imamını seçeceği bu uygulama işin aslına da cuk oturacak demektir. Vergi mükellefleri olarak bizim bu uygulamadan kazancımız ise bütçedeki bir gider kaleminin ortadan kalkması olacaktır. Read More!

Camiler Ozellestirilsin

Daha once bu fikir niye aklima gelmediyse!! Gozden irak olan beyinden de irak oluyor demek ki. Diyanet ve Vakif Calisanlari Sendikasi imamlarin uzun calisma saatlerini goz onune alarak aylik 300 YTL fazla mesai ucreti talep etmis (kerem isimli okurumuza link icin tesekkur ediyoruz). Hukumeti "namaz yavaslatma eylemiyle" tehdit ediyorlarmis. Komedi gibi. Gozumun onune birden koprude calisan garibanlar geldi!! Biz vatandasin yaninda oldugumuz icin kimsenin devleti tehditlerle esir almasini istemiyoruz. Cozum onerilerimiz hazir:

1. Gunluk 40 rekat namazin topluca kilinmasi yonunde Bakanlar Kurulu "kanun hukmunde kararname" cikararak imamlarin calisma suresini 18 saatten 1 saatin altina indirmek suretiyle maaslarindan onemli olcude tasarruf saglayabilir. Hatta, haftalik 280 rekat namazi topluca haftasonu bir gunde kildirarak bu kisilerin hafta ici baska islerde calismalarina da imkan saglayabiliriz. Boylece cift maas kazanabilecekler ve gelirlerini devlete yuk olmadan arttirabileceklerdir.

2. Birinci maddede ortaya atilan cozum cok da iyi bir cozum degil. Inananlar namazlarin topluca kildirilmasina hakli olarak karsi cikabilirler. Gercek inananlarin, inanmayanlardan bile para toplanarak cami/imam icin harcanmasina da karsi cikmasi gerekir diye dusunuyorum. Hazir AKP'de %47 oyla iktidara gelmisken Diyanet Isleri Bakanligini feshetmeyi dusunmelidir. Devletin sirtina binmis 88563 dini personelin maasindan tasarruf saglayabiliriz boylece. Aslina bakarsaniz toplam tasarruf Diyanet'in yillik butcesi olan 1.6 milyar YTL olacaktir.

Ote yandan devletin sahip oldugu 78608 adet de cami varmis. Bu camilerin bir kismi da ulkenin en degerli gayrimenkulleri arasinda yer aliyor. Tupras, TT, Petkim gibi ulkenin guzide varliklarini ozellestiren hukumetin camileri de ozellestirerek butce acigini onemli olcude azaltmasi simdiye kadarki ozellestirme siciliyle uyumlu bir hareket olacaktir. Yalniz daha once halk/vakiflar/dernekler tarafindan yaptirilan camiler bu derneklere (eger arsasi devlet tarafindan hibe edilmis ise) arsa bedeli karsiliginda devredilmelidir. Herkes kildigi namazin bedelini kendisi odemelidir. Oldu olacak devlet herkesi bedavaya hacca da gondersin!!!

Serbest piyasa kosullarinda gercekten de bu ulkede 80000 camiye ihtiyac olup olmadigi anlasilacaktir. Anlasilip anlasilmamasina bence gerek de yoktur, isteyen kendi parasiyla dinini baskalarina zarar vermeyecek sekilde icra etmelidir.

Haa, yeri gelmisken turban meselesine de deginelim. Yukaridaki kanunun icerisine "turban serbest birakilmistir" maddesi de eklenmelidir. Adamlar paralarini bastirip turbani aliyorlar, ister baslarina baglarlar, ister baska bi taraflarina bu kimseyi ilgilendirmez. Read More!

Krugman Ezber Bozuyor

tam secim sonrasi sicak tartismalar arasinda zamani midir bilmiyorum; ama bugun iktisat dostlarina tavsiyeler serisine devam etmek istiyorum. yazisindan bahsedecegimiz iktisatci meshur paul krugman. yazinin basligi "what do undergrads need to know about trade?", yani "universitelilerin (lisans ogrencilerinin) ticaret hakkinda ne bilmeleri gerekir?". krugman, uluslararasi ekonomi uzerine amerika'da donen sacma sapan tartismalardan biktigi bir donemde "pop internationalism" diye bir kitap yazmis. bu arada agac yasken egilir diye de dusunmus olacak ki, kitabin bir bolumunu iktisat (Iktisat nedir) egitiminde uluslararasi iktisadin temellerinin, bilhassa ricardo'nun, iyi ogretilmesinin onemini vurgulayan kisa bir yazisina ayirmis. okursaniz turkiye ile de paralellikler kurabilecek; belki de ticaretle ilgili dogru bildiginiz yanlislarin farkina varacaksiniz. makaleye su linkten de ulasilabiliyor: tiklayin. (uluslararasi iktisat hakkinda ders kitabi olmayan bir kitap okumak isteyenler kitabin tamamini da okumak isteyebilirler.)

makalenin ozetini yazmiyorum; zira kendisi dort sayfa zaten. ancak reklam olsun diye birkac alinti yapalim (muhtemel ceviri hatalari bana aittir):

"sorun su ki bir ogrencinin uluslararasi ekonomi hakkinda okudugu ya da duydugu cogu sey sacmaliktir."

"... uluslararasi ticaret (ulkeler arasi) rekabetle ilgili degildir, karsilikli faydaya dayali degisimle ilgilidir. daha da temel olarak, ogrencilere ogretmeliyiz ki ticaretin amaci ihracat degil ithalat yapmaktir... ihracat kendi basina bir hedef degildir. ihracat gerekliligi, ithal mallarini saglayanlarin bunun karsiliginda odeme bekleyecek kadar kaba olmalari yuzunden bir ulkenin katlanmasi gereken bir yuktur."

"ogrenciler ogrenmelilerdir ki yuksek uretkenlik, bir ulkeye onun baska ulkelerle olan rekabetinde yardimci oldugu icin degil, ona daha cok uretme ve boylece daha cok tuketme imkani verdigi icin faydalidir". (krugman soruyor: bizim uretkenligimiz %1, dunyanin geri kalaninin uretkenligi %3 artsa, bizim refahimiz yuzde kac artar? el-cevab: %1.)

"daha uretken ulke elbette ki daha yuksek isci ucretlerine sahip olacaktir, ve dolayisiyla hangi sektorde uzmanlasirsa o sektor 'yuksek deger'e, yani isci basina daha yuksek katma degere sahip olacaktir." (yani temelde ucak mi yoksa domates mi urettigimiz degil, ne kadar uretken ve verimli oldugumuz onemliymis. tabii dissalliklar, olcek ekonomileri vs. gibi ince noktalar ayri degerlendirilmesi gereken konular.)

"ogrencilerimize ogretebilmemiz gereken, asil rekabetin amerikan sirketleri arasinda ulkedeki kit sermaye, yetenek ve emek kaynaklarini cekmek uzerinde yapildigidir. devletin bir endustriye destegi ona yabancilara karsi rekabette yardimci olabilir; ama bu ayni zamanda kaynaklarin diger yerli sirketlerden cekilmesi anlamina gelir. yani, uluslararasi rekabetin giderek onem kazanmasi, bir endustrinin digerinin zararina olacak sekilde kayrildigi gercegini degistirmez." Read More!

Gelir Dağılımı ve TUIK

Insanlar ezberlemisler: senelerdir gelir dagilimi bozuluyor diye sikayet edip duruyorlar. Biz de TUIK yayinladigi istatistiklere bakip gercekten de durum boylemi diye bir analiz yapmistik. O yazilari su linkten ulasabilirsiniz. Biz gelir dagiliminin duzeldigini, yoksullarin gelirlerindeki artis hizinin zenginlerden daha fazla oldugunu tesbit etmistik. Buna ragmen medyadaki cahiller/partizanlar ya nominal buyukluklere bakarak, ya datamining yaparak gercekleri carpitmaya calisiyorlardi. Koseye sikisanlar ise "TUIK rakamlari carpitiyor" diyordu. Rakamlari carpitiyor diyenlere soyleyecek ne sozunuz olabilir ki?

Ben buldum.

Gelir dagilimindan zarar goren kesimler iktidardaki partiye oy verir mi? En yoksul %20'lik kesim ana muhalefet partisine sadece %8 oy vermis. Sadece bu kisiler secimde oy verseler CHP barajin altinda kalacakmis. Ikinci %20'lik kesim CHP'ye %15, Ucuncu %20'lik kesim CHP'ye %22, Dorduncu %20'lik kesim CHP'ye %33, ve en zengin %20'lik kesim ise CHP'ye %50 oy vermis.

Bundan cikan sonuc sudur:
1. Gelir dagilimi duzelmistir.
2. Insanlara verdikleri vergi ile orantili olarak oy verme hakki veren bir sistem getirdigimiz taktirde CHP birinci parti konumuna yukselecektir.
3. Pazarlama sirketiniz varsa hemen CHP ile irtibata gecin, zenginler kulubu gibi, sirketinizi ihya eder. CHP kredi kartlari, CHP konutlari, CHP tatil koyu aklima gelen ilk bir kac projeden bir tanesi.
Read More!

CHP Revizyonu

Deniz Gokce ve Fatih Ozatay ustu kapali olsa da CHP'ye bedava danismanlik isine soyunmuslar. Deniz Gokce teshisi koyuyor, tedaviyi de Fatih Ozatay satir aralarinda soyluyor. Ben size direkt soyleyeyim: CHP'nin ekonomi politikasina Fatih Ozatay ve Ugur Gurses yon vermelidir. Kemal Dervis de fena adam degildi de siyaset yapma sehvetine kapildigi icin Baykal Kral kellesini kopardi.

Kohne devletci yaklasimlarla veya Demirel ile flort ederek sagdan oy kapmalari zor, Erdal Inonu zamaninda %35 olan solun oylari %22-23 civarina indi. Yapmalari gereken AKP'nin Kemal Dervis'ten devraldigi ekonomi politikasina tu-kaka diyeceklerine sahiplenmeleriydi. Biz buradan defalarca gelir dagilimi duzeldi, yoksullarin geliri zenginlerden daha cok artti diye belirttik. Onlar tersini iddia etti. Secimlerde yoksullar gelir dagilimi duzelmis mi duzelmemis mi sorusunun cevabini ilk sonuclar aciklandiginda %51'lik AKP oyuyla verdiler.

Simdi yapilmasi gereken zarardan donmektir. MHP'yi de ikna etsinler, secimlere bir daha girsinler. Halkin karsisina bu sefer adam gibi bir ekonomi programiyla ciksinlar.

Not: Deniz Gokce'yi de unuttuk sanilmasin. Onu da Futbol Federasyonunun daimi baskani yapalim; neticede futbol en az siyaset kadar onemli bir konudur ulkemizde, Deniz Gokce de kafasi calisan, futboldan en fazla anlayan kisilerin basinda gelir. Read More!

Demokrasinin Zaferi !

Bugun Ekonomix'in ilginc bir yazisi oldu (Politically Incorrect Yazi). Ben de onun kaldigi yerden kalemi elime alip bir iki laf soylemek istiyorum.

Son gunlerde bu blogda, bir kisim medyanin secim tahminlerinde ne kadar beceriksiz, kustah ve tarafli davrandiklarini elestirdik. Insanoglu fikir uretme isini beyni ile degil de kalbi ile yapinca boyle kazalar oluyor. Nitekim elestirdigimiz kose yazarlarinin bir kismi da oz elestiri yapip, "Biz meger halktan ne kadar kopukmusuz" anlamina gelecek laflar ettiler. Insallah bir dahaki sefer "2000 kisiyle gorup 40 milyon secmenin egilimi tahmin edilemez", "ben cevremdeki arkadaslarima sordum, CHP'ye %70 oy cikti" gibi bilimsel yorumlarda bulunmazlar.

Maalesef kalbi ile dusunen sadece memur kafali kose yazarlarimiz degil. Secim sonuclarini demokrasinin zaferi olarak gorup, 22 Temmuz'u ikinci bir 14 Mayis gibi kutlayan "liberal" yazarlarimiz da ayni hataya dusuyorlar.

Birinci grup halktan ne kadar kopuk ise, ikinci grup da asker-yargi-universite uclusunun temsil ettigi "devlet iktidarini" idrak etmekten o kadar uzak.

Beyler kendinize gelin. Burasi Isvicre degil. Burada maci kimin kazandigi sahada belli olmaz. Atilan gollerin bir hafta sonra iptal edilmesi, kornerlerin gol sayilmasi olagan seylerdir. Bu ulkede evladini basbakanin onune yatirip kurban etmeye hazir halkin, bir sene sonra ayni basbakanin idamini radyosunun basinda dinlemesi adettendir. Son 50 senedeki degisen tek sey, radyonun yerini televizyonun almis olmasidir.

Demek ki herkesin birbirinden ogrenecegi bir seyler var. Benim naciz tavsiyem taraflarin, karsi taraf hakkinda yaptiklari yorumlara fazla guvenmeyin.

Secimlerde AKP'nin aldigi oyun, CHP'nin ne halt ettiginin "devlet iktidari" nezdinde fazla bir anlami yoktur. Secimler, politikacilar ve hatta oy kullanan vatandaslar gelip gecici, devlet ve burokrasi bakidir. Secim dedigimiz sey, Ekonomix'in deyimi ile ekonomiyi kimin yonetecegini, YOK baskani Tezic'in deyimi ile "siyasi iktidarin" basina kimin gelecegini belirler. Iktidarin, %34 degil de %46 almasi basbakani mutlu eder, partilileri gururlandirir, bir kac tane fazla gazetenin satilmasina, Deniz Baykal istifa seslerinin tekrar yankilanmasina vesile olur.

Fakat mesele iktidarin ne kadar oy aldigi degildi ki oy artti diye iktidarin gucu artsin. Diger bir degisle, siyasi iktidari, devlet iktidarindan ayiran birincisin yeterince oy alamamis olmasi midir?

Siyasi iktidar hangi oy ile basa gecerse gecsin, devlet iktidarini uzanan ellere igne batirilir. O igne bazen kendisine cunhuriyet ismi veren, aslinda devletin resmi yayin organi huviyetindeki gazetenin gozdagi veren yazilari ile olur, bazen Anayasa Mahkemesi'nin yasalari iptal eden kararlari ile olur (o mahkeme ki anayasada, memurlarin, sade vatandastan daha esit oldugunu gosteren maddeler bile bulmustur), bazen emekli generallerin verdigi demecler veya Genelkurmay'in internet sitesinde yayinlanan bildirilerle olur, hic biri yetmiyorsa bir sabah bakarsiniz Anayasa Mahkemesi kara kapli kitabi acmis, sesini cok cikaran partiyi kapativermis, karsi tarafin sah'i satranc tahtasindan yasaklanmis. Istedikten sonra her bir sey kitabina uydurulur.

Benim diyecegim o ki, bu ulkede devletin gozu karadir. Borsa duser, ekonomi coker, Avrupa bizi dislar diye korkup hareket etmekten kacinacagini dusunuyorsaniz yanilirsiniz. Ekonomi, kalkinma gibi seyler gecici, dunyevi islerdir.

O yuzden gecen gun bir emekli generalin gazetede cikan demecini hafife almayin. Askerin muhtirasi yerinde duruyor, degisen bir sey yok. AKP %70 oy alsa da o muhtira yerinden oynamaz. Buyuk sermayenin (TUSIAD) demeclerinde satir altlarini okuyun. CHP'nin davranisini, emekli hakimlerin, savcilarin konusmalarini takip edin.

Unutmayin, asker vesayetindeki "demokrasilerde" careler tukenmez. Read More!

Uyusturucu Serbest Birakilsin!

Ben bu konuyu gecen sene analiz etmeyi planliyordum, bobrek borsasi planlari arasinda gumburtuye gitmisti. Bu sefer de yeni bir blog acan bir okuyucumuz el atmis, guzel bir yazi olmus, uzerinde biraz daha dusunulmesi, projelerin uretilmesi gerekiyor ama bence verimli bir alan.

Bir de kumarhanelerin acilmasi meselesi vardi. Mikro reformlara soyunmus AKP'den su ise de el atmalarini istiyoruz, millete artik borsada kumar oynamaktan gina geldi, iddaa da adamlari kesmiyor.

Son olarak fuhusun serbest birakilmasi var. Bence bunlarin hepsini guneyde Alanya, Bodrum gibi sadece bir yerde serbest birakalim, turist patlamasi yapariz. Hatta buranin girisine de ekstradan vize koyariz, 18 yasindan kucuklere yasaklariz, bir nev-i serbest bolge. Amsterdam ve Las Vegas'in pabucunu dama atariz. PKK'ya destek de yariya iner :) Read More!

Borsada Hisse Secimi

Bir okuyucumuz TEGV'e 15 YTL bagis yaptiktan sonra makbuzla birlikte su satirlari yollamis:

Walla herhangi bir okulda ders veriyormusunuz bilmiyorum.o yüzden hoca demiyeceğim.
hani AKP politikalarıyla blog unuzun arası iyi hacı mı desem dedim :)) o da olmadı

Ama ben size yine de Bay Ekonomix diye hitap edeyim.Danny Miguel olarak dekont ekte
.AKP % 40 aşamaz gibi bir inanç içerisindeydim kaybettik ama olsun.
Gerçek adımı ve adresimi gizledim Sanırım sorun olmaz.

Bu arada blog harika ekonomi ve mizah bir arada.

Bay Ekonomix.

Sizden iki şey için soruya cevap rica edecektim

1-İnsan kaynakları planlaması Türkiye için çok gerekli değil mi ? Bize , Türk ekonomi sine ne katar?

YÖK ün durumu nu da Göz önüne alacak olursak.Bakıyorsunuz Üniversitelerin bazı bölümlerine mesela Sürü yle Ziraat Mühendisi alıyor veya Orman mühendisi (bölümler tamamen tahmini) ama kimse Türkiye de ne kadar ihtiyaç var sorgulamıyor ama bakıyorsunuz Üniversitelerin büyük bir kaynağını Ziraat çılar yiyor ama bu zamana kadar ne yaptıkları.Yeni bir tarım ürününü Türkiye ye adapte ettiklerini hatırlamıyorum bile.
Kısacası insan kaynaklarımızı ne kadar etkin kullanıyoruz tartışılır.

Ama bakıyorsunuz yanılmıyorsam Vestel Manisa ya açtığı Fabrika ya Hindistan dan bilgisayar-yazılım mühendisi getirtiyor.
Mevcut bölümlerde Verilen eğitim de zaten tartışılır.

2-Mevcut ekonomik program Yenilenmeli mi ?

Her yıl piyasa ya iş aramaya çıkan (bir rivayete göre tahmini 600 bin dolayında kiş) insanlara istihdam sağlayabilecek.Kurun Göreceli olarak daha değersiz olduğu ama İhracata dayalı bir Büyüme Stratejisi olan bir program ın olması Siz ce uygulanabilir mi ?
Yoksa hayal mi ?

Bir de Salih Baba (Neftçi) Bizim Türkiye de ki Finans Aleminde ki Finansçıların yeterince Tecrübeli olmadığını falan satır aralarında az biraz İddia etti.Mesela bizim Merkez in ve Finans çı Kesimin emsallerine göre Tecrübe veya Dünya Ekonomi sini kavrama gibi global anlamda eksiklikleri var mı? Yoksa Asya nın Bizden ileride olduğu doğru mu ? İKi soru dedik ama Şaka maka bayağı oldu.

Tşk
Başarılar.


Walla Sayin Ekonomix demenizi tercih ederim ama "Sayin" da tehlikeli bir ifade. Cevaplara gecelim:

1. Serbest piyasa icerisinde fiyat mekanizmasi sorunlari genelde cozer. Biz de Ekonomi Turk olarak genclere buradan tavsiyelerde bulunmaya calisiyoruz. Onun otesinde devlet eliyle bir insan kaynaklari planlamasi yapilmasina gerek yoktur kanimca. Ucretler serbestce belirlenirse, devletin isgucu piyasasindaki payi azalirsa sorun cozulur.

Vestel'in Hindistan'dan isgucu ithal etmesi bence olumlu bir gelismedir, kafasi calisan ne kadar insan varsa Turkiye'ye ithal etmeliyiz bence. Batiyi zenginlestiren politikalardan bir tanesi de budur.

2. Mevcut ekonomik program yenilenmelidir. Isin birinci ayagi kati maliye politikasi idi. Bunun uzerine koymak gerekir; Mehmet Simsek de AKP'nin mikro reformlara agirlik vereceginin sozlerini secimlerden once verdi. Mikro reformlardan kastedilen piyasalarin serbestlestirilmesidir. Bunu basarabilirlerse issizlik de azalir.

Ote yandan kurun ihracat ve ithalat uzerindeki etkisi sanildiginda daha az. Son 9 ayda TL'nin dolara karsi %15 degerlenmesine ragmen ticaret aciginin hemen hemen ayni kalmasi bunu gosteriyor. Simdiki buyumemiz zaten ihracata dayali buyume, ic talepteki artis durma noktasina geldi.

Salih Baba tecrube konusunda hakli. Ancak Asyalilarin bizden daha ileri oldugu konusunda da suphelerim var. Sonucta burokratlarin tecrubesizliginin bize maliyeti cok fazla degil. Bize asil zarari politikacilar veriyor. Piyasadakilerin tecrubesizliginin ceremesini de kendileri cekeceginden bence burada bir sorun yoktur, eninde sonunda pahali bir egitim almis olurlar o olur. Bundan 6 ay once 4.20 YTL'ye Garanti Bankasi kagitlari satanlar dusunsun.

Tecrubesizlikten bahsederken kucuk yatirimcilarimizin tecrubesizliginden de bahsedelim. Yilbasinda okuyucularima TEGV'e 10 YTL bagis yapmalari durumunda kendilerine IMKB 100 endeksininden daha iyi performans gosterecek 3 kagidin ismini verecegimi soylemistim. Turker Erkan isimli okuyucumuz 10 YTL'lik dekontu gonderen tek kisi oldu. Ben de kendisine su satirlari yazdim:

Turker Bey,

Bagisiniz icin tesekkur ederim. Benim sectigim hisseler GARAN, VAKBN, ve SODA. Ayrica DOHOL'i de yedek olarak dusunebilirsiniz.


SODA beni hayalkirikligina ugratti ama Turker Bey bu hisselerden kendisine bir portfoy yapmis olsa idi portfoyunun bugune kadarki getirisi %50 civarinda olacakti. Bu sure zarfinda borsanin (Borsa Yorumları) getirisi %30'un biraz uzerinde gerceklesti.

Neyse ben de sizin sorduklarinizdan fazlasini cevaplamis oldum. Fazladan yapmis oldugunuz 5 YTL bagisin hatirina :) Read More!

Politically Incorrect Yazi

Kafama estigi gibi bir yazi yazip, çam ustunde çam birakmayacagim. ABD buyukelçisi "Askere saygim çok ama kaybettiler" demis. Gelsin ona bir Turkiye dersi vereyim, Turkiye'de demokrasi olmadigini bu zamana kadar niye ogrenememis. Turkiye ekonomiyi kimin yonetecegini secti, o kadar. Abdullah Gul veya Bulent Arinc "bu da halkin muhtirasi" seklinde demec verirken, veya Cumhurbaskanligi icin yeniden heveslenirken 3 ay once hicbir sey ogrenmediklerini gostermis oldular. Tayyip Erdogan, secimlerden once "uzlasma" sinyalleri verirken, Gul'u bir daha aday gostermeyeceklerini ima ederken demek ki secimlerden ne sonuc cikacagini bilmiyorlardi. Bilselerdi secim sonuclarindan sonra agiz degistirmezlerdi.

Bu isi uzatirlarsa sonu darbe olur soyleyeyim, oyle e-muhtirayla falan da kalmaz. Halkin verdigi %47 oyun da bir onemi yoktur, cunku demokrasi yoktur ulkemizde.

Borsa bugun 2300 puan dustu, Hurriyet de "Yurtdisindaki ates piyasalari vurdu" diye gafil bir baslik atmis. Herhalde yurtdisi piyasalarinda ates oldugu bizim borsaya postayla bildirildi, cunku Amerikan borsasi Sali gunu %2 dustu, dun %0.5 yukseldi. Bence bizim piyasalar hala gecen seneki Merkez Bankasi atamasi surecinde yasananlara tepki veriyor!!! Kafanizi biraz calistirin beyler, guya ekonomi gazetecisi olacaksiniz. Borsa darbe olasiligini hesaba katiyor. E-muhtira sonrasinda orduyu borsanin dusmesinden dolayi suclayan Ali Babacan, bugun cikip Abdullah Gul'e de hak ettigi cevabi vermelidir. Borsayi dusuren Abdullah Gul'dur.

Hurriyet meclise giren vekillerimizin isimleri ve resimlerini yayinlamis. Gozlerim firildak Kubi'yi aradi, ben DTP'den bagimsiz olarak meclise girer diye tahmin ediyordum, bir o partiye gitmedigi kalmisti. Sedat Bucak'i da goremedim, demek ki yuce Turk mahkemeleri onun hakkindaki davalari da sudan nedenlerle dusurmenin yollarini aramak zorunda kalacak; keske onu da milletvekili secseydik de mahkemelerimizin alnina bir kara leke daha yazilacak olmasaydi. DTP'den bagimsiz olarak Ahmet Turk de meclise girmis. Benim anlamadigim bu adamin soyadi niye "Turk"? Celiski degil mi?

Tansu Ciller'in agir toplarinda Meral Aksener de meclise girme basarisini gostermis. Ben de merak ediyordum nerede bu kadin diye. Salih Memecan'in karisi ile Hamza Yerlikaya da meclise girmis. Erdogan kendisi hakkinda karikatur cizenlere karsi strateji degistiriyor galiba!!! MHP'nin meclise girmesine karsilik olarak da -kavga falan cikmasi ihtimaline (kesinlik desek daha dogru olur) karsilik- Hamza Yerlikaya kartini kullanmis. Hamza'ya tek tavsiyem otomatik silahlara dikkat etsin, capraz ates de kalmasin. Hamza'ya ikinci bir tavsiyem daha olacak. Guresten edindigi aliskanlikla milletin kicinin icine iyice sokulmasin, bu adamlarin hepsi homofobiktir, yarisi da silah tasir, olimpiyat sampiyonu mampiyonu falan dinlemezler, ceker vururlar. Harbiyim, senin yasin daha ufak hatirlamazsin, mecliste daha once oldu boyle seyler.

Diger bir milletvekili skandali da hapisteyken milletvekili secilen Sebahat Tuncel'in saliverilmesi. Sizin akliniza daha gelmemistir, o yuzden ben soyleyeyim. Bir daha ki secimlerde de Apo'yu (sayin demeyecegim basima bela almak istemiyorum, Tayyip Erdogan'a da tum ismiyle hitap etmemin ardinda bu neden yatiyor, darbeden sonra ona da "Sayin" diyenleri toplamaya falan kalkarlar, temkini elden birakmamak lazim) milletvekili secip demokrasi adina dev bir adim atma yolunda kapilar sonuna kadar acilmis oldu. Hem Fransizlar da bu hareketimizi alkislarlar ve bize "imtiyazli" uyeligin kapilarini falan acmaya boylece ikna olurlar!!! Tam uye olabilmemiz icin cocuk tecavuzculerini de milletvekili yapmamiz gerekecek maalesef.

CHP gazete koselerinde surunen Esfender Korkmaz ile Faik Oztrak'i meclise sokma basarisini gostermis. Yigit Bulut'a yazik oldu, cocuk herkesten cok calisti, kimse onun kadar sacmalamadi, yine de meclise giremedi. Bence bir dahaki secime CHP Gungor Uras, Asaf Savas Akat ve Ugur Civelek'i de meclise soksun. Ayrica Altug Karamenderes ve Yasar Erdinc de "Teknik Analizden Sorumlu Devlet Bakanligina" atansinlar.

Rize, Mesut Yilmaz'i tekrar meclise gondermis. AKP caya %1500 zam yapmamanin faturasini boylece odemis oldu. Allahtan findiga zam yaptilar da Tansu Ciller Ordu'dan secilemedi. Bulent Ecevit de olmeseydi Zonguldak'tan milletvekili secilir, boylece Ecevit-Yilmaz-Bahceli Voltranini bir kez daha olusturarak ulkeye tekrardan hezimet, pardon hizmet ederlerdi.

Trabzonspor eski baskani Faruk Ozak Trabzon'dan bir kez daha milletvekili secilmis. Kendisini tebrik ediyoruz. Ben de hep merak ediyorum Trabzonspor'da baskan secimine niye hep mafya karisiyor diye. Meger Trabzonspor'a baskan secilen otomatik olarak milletvekili oluyormus. Iki sene once Akcaabat Sebatspor'un baskani da Akcaabat'in il olmasi icin en fazla ugras verenlerin basinda geliyordu, maclarini bile Trabzon'da oynatmaya calisiyordu. Sebebi anlasildi!!!

Milletvekillerinin listesine bakarken Bilecik diye bir ilimizin varligi gozume carpti. Gercekten boyle bir ilimiz var mi yoksa sadece secimlerde ekstradan 2 milletvekili daha meclise girebilsin diye boyle birsey mi uydurulmus? Su yasima kadar bir tane Bilecikli kisiye rastlamadim, rastlayan varsa bir adim one ciksin. ..... Kimse yok mu? Tahminlerim dogruymus demek ki!!!

Son olarak Ford otomotiv ihracatinin %27'sini yapiyormus diye bir haber gozume carpti. Senede 3.5 milyar dolara karsilik geliyormus bu. Birakin bu laf ebeligini de "isgal" ettiginiz o topraklardan cikin. Hatirlarsaniz Ford SEKA'nin arazisine bedavaya konmustu. O araziler SEKA'da kalsaydi en azindan 10 milyar dolarlik ihracat yapiyor olurdu SEKA, yazik ulkenin kaynaklari yabancilara boyle peskes cekiliyor. Bize bu ulkeye yatirim yapacak sermaye lazim, baksaniza adamlar 'ihracat kisvesi altinda her sene disariya 3.5 milyar dolarlik mal kaciriyorlar. Turkiye ne kadar buyuk ulkeymis de haberimiz yokmus, ye ye bitmiyor. (Bu son paragrafla ben de CHP'ye goz kirpiyorum, olur da MHP karar degistirir ve cumhurbaskanligi secimi yuzunden 2 ay sonra yine secimlere gidecek olursak beni de milletvekili yapsinlar, elimizden bir tutan olsa biz de sacma sapan ekonomi politikasi uretebiliriz evelallah!!) Read More!

Peki biz ne demiştik?

Geçenlerde eski DPT Müsteşarı ve yeni CHP Milletvekili İlhan Kesici'nin seçimden önce yaptığı seçim analizini gündeme getirmiştik. Belki bu yazıyı okuyan bazılarının aklına "Peki seçimden önce siz ne demiştiniz" diye bir soru gelebilir. Aslında kaç gündür bu sorunun gelmesine bekliyorum ama kimsenin aklına gelmedi. Ben de konuyu kendim gündeme getirip kendi kendimin reklamını yapayım dedim. Ne reklamı mı? Aaazz sonraaa....

Efendim ben İlhan Kesici kadar müthiş bir analizci falan olmadığım için 2002 seçimlerindeki oy oranlarını alıp toplama, çıkarma yapmak yerine geçmişe bakmayı tercih etmiştim. Haa, biraz da diğer ülkelerdeki deneyimleri dikkate almıştım. Ne yaparsınız işte ilkokulda toplama ve çıkarmayı tam olarak sökemediğimiz için biz analizlerimizi böyle yapıyoruz. Bu analizimizin sonuçlarını şu yazımızda sizlere şöyle aktarmıştık:

Efendim, şimdi burada rakamları ortaya dökecek zamanım yok. Merak eden araştırıp kendisi bakar. Türkiye'nin ekonomik büyüme oranlarına ve de seçim sonuçlarına baktığımızda, sanılanın aksine, halkımızın pek de salak olmadığını görürüz. Türkiye'de seçmen ekonomide başarılı olmuş her iktidarı seçimde ödüllendirmiş, başarısız olana da cezayı kesmiştir. Ve yine istisnasız olarak tek başına iktidara gelen her parti ilk döneminde ekonomide başarılı olmuş ve girdiği seçimlerden ikinci dönemde de tek başına iktidarda kalmayı sürdürecek bir sonuçla çıkmıştır. Fakat maalesef, gerek kendi yanlışları gerekse Türkiye'de üniformalı ve üniformasız muhalefetin karşı siyasi görüşün uzun süreli bir iktidarına tahammülü olmaması nedeniyle, bu imkanı pek fazla değerlendirememiştir.

1950 yılında tek başına iktidara gelen DP, 1950-53 arasındaki parlak ekonomik performans sayesinde, 1954 seçimlerinden de tek başına iktidar olarak çıktı. İkinci dönemi o kadar başarılı geçmediği halde DP 1957 seçimlerini de kazandı. Fakat hepimizin bildiği gibi 1960 yılında askeri darbe ile devrildi ve de liderleri asıldı.

1965 seçimlerinde tek başına iktidara gelen AP, ekonomideki başarısı sayesinde, 1969 seçimlerinde de aynı başarıyı gösterdi. Fakat seçim sonrasında parti içinde bölünme meydana geldi. 12 Mart 1971 muhtırası ile ise Süleyman Bey şapkasını alıp gitti.

1983 seçimlerinde ANAP tek başına iktidara geldi. İlk döneminde ekonomide başarılı oldu. Bunun sayesinde 1987 seçimlerinden de tek başına iktidar olarak çıktı. Fakat ikinci döneminde ekonomide genelde durgunluk hakim olunca 1991'de iktidardan düştü.

Bu örneklere bakınca ben AKP'nin de ilk döneminde başarılı olacağını ta beş yıl önce öngörmüştüm (tabii o zamanlar blog yazarı falan olmadığım ve bu öngörümü kayda geçirmediğim için bu dediğimi kanıtlama imkanım yok). Bu öngörüm aynen gerçekleşti. Yine o zaman AKP'nin bir sonraki seçimlerden de tek başına iktidar olarak çıkacağını tahmin etmiştim. Galiba bu tahminim de gerçekleşecek. Fakat bu kez üniformalı ve üniformasız muhalefet önceki dönemlerdekine göre daha çabuk harekete geçtiği için bundan çok emin değilim. Şu anda bu seçimde ekonomi ikinci planda kaldı gibi görünüyor. Seçim artık demokrasi ile laiklik arasında bir refanduma dönüşecek gibi. Öyle sanıyorum ki şu anda seçmenler büyük bir iç muhasebe ile karşı karşıya. Bir tarafta önceki seçimde CHP'ye oy verip de bu seçimde sırf demokrasiyi savunmak adına AKP'ye oy vermeyi düşünenler var, bir tarafta da önceki seçimde AKP'ye oy verip de son olaylardan gözü korktuğu için bu kez muhalefet partilerine oy vermeyi düşünenler mevcut. Seçimin sonucunu bu oy kaymalarının boyutu belirleyecek. Ben yine de AKP'nin seçimden birinci parti olarak çıkacağını düşünüyorum.

Bu yazıyı yazdığımız sırada (10 Mayıs) 27 Nisan e-muhtırasının üzerinden henüz çok fazla zaman geçmemişti. O nedenle e-muhtıranın seçim sonuçlarını nasıl etkileyeceği konusunda kafamız biraz karışıkmış. Fakat yine de seçimden AKP'nin tek başına iktidar olarak çıkacağı yönündeki öngörümüzü değiştirmemişiz. İyi de yapmışız. Yoksa şimdi böyle reklam yapamayacaktık. Read More!

Seçim değil referandum

21 Ekim'de Anayasa değişiklikleri için referandum yapacağız ya, bu sıralar 22 Temmuz seçimlerini de bir referandum olarak tanımlamak çok moda. Mehmet Altan pazartesi günkü yazısında seçimin demokrasi ile askeri vesayet arasında bir referandum olduğunu yazmıştı. Ege Cansen de bugünkü yazısına, yazının içeriği ile bir bağlantı kuramasam da, "Her seçim bir referandumdur" diye başlık atmış. Gelin o zaman biz de bu seçimi bir referandum olarak tanımlayalım.

Neyin referandumu mu? Şunun. Hatırlarsanız biz burada ekonomide durumun iyi olduğunu yazdıkça bazıları bizi AKP yalakalığı ile suçluyordu. İçinde bazı köşe yazarlarının da bulunduğu bir kitle "Ne ekonomide büyüme var ne de enflasyonda düşüş, hepsi palavra, TÜİK verilerle oynuyor" diyordu. Daha geniş bir kitle ise "Tamam ekonomide büyüme var ama halka yansımıyor, sadece zengin daha zengin oluyor, gelir dağılımı bozuluyor" teranesini tüttürüyordu. İşte bu seçim böyle diyenlerle bizim gibi düşünenler arasında bir referandum oldu. Eğer onlar haklı olsaydı AKP'nin oylarının azalması gerekirdi. Öyle ya, herhalde ekonomik açıdan durumu kötü olan bir halk gidip de buna yol açanlara oy vermezdi. Tam tersine seçimde AKP'nin oyları epey arttığına göre demek ki durum bizim dediğimiz gibiymiş. Ekonomide durum hem iyi imiş hem de bu iyilik halka az ya da çok yansımış.

Bu noktadan sonra artık bu arkadaşların seslerini kesmelerini bekliyoruz. Fakat tabii böyle birşeyin olmayacağını da biliyoruz. Seçim sonrasında muhalefet cephesinden gelen bazı açıklamalardan da anladık ki, onlar yine kendi kafalarında kurdukları dünyada yaşamaya devam edecekler. "Yahu ekonomi bu kadar kötü iken bu halk niye AKP'ye oy verdi acep" diye sorup, icat edecekleri saçma sapan cevaplarla kendilerini kandırmayı sürdürecekler. Read More!

Oha!

Diyorlar ki Deniz Baykal istifa etsin. Niye? Secimi kaybetmis.

Oylesine utanmaz, aymaz insanlarin kose yazarligi yaptigi, ozur dilemek bir kenara, arsizliklarini bir de ovunerek dile getirdikleri bir ulkede Deniz Baykal niye istifa etsin?

Babasi yasindaki adama cus diyen, oha diyen, sahtekar, yalanci, soytari diyen, hilekar, odun diyen bu zat bir de kendini uygar insan diye gosterip, kac kisiyiz diye sormaz mi?

Bir zamanlar komunist avciligi adina Amerika'da teror estiren Senator McCarthy'ye bir Senato oturumu sirasinda meslekdasi dayanamamis soyle sormustu:
"You've done enough. Have you no sense of decency, sir? At long last, have you left no sense of decency?"
Keske Mine Hanim'in bir meslekdasi da cikip ona sorsa:
"Yeterince kin kusmadiniz mi? Icinizde hic mi ar damari kalmadi sizin? Bir nebze olsun utanc duygusundan yoksun mu kalbiniz? "
18 Temmuz 2007
Dün bir arkadaşım, vakıf olduğu son seçim anketine göre oy dağılımını bildirdi: AKP yüzde 47,9. Vallahi farkında bile olmadım, ağzımdan tek sözcük çıkmış: Oha!

“Çüş!” de diyebilirdim. Ama beynim, sahtekârlığın bu kadar kalını, yalanın böyle hamı, soytarılığın bunca kabası, densiz ve yontulmamış kurnazlık karşısında, ancak insanoğlunun homurtularla konuştuğu bellek katmanında bulmuştu gerekli tepkiyi.

Odun gibi, ağız dolusu, gırtlağımın tüm baslarını gerektiren bir “oha”.

“Çüş” ün ilkeli.

Kuşkusuz, ecdadımızın ağzından çıkan ilk homurtulardan biri.

Yutturulmaya çalışılan hile kalas gibi olunca, yutmayan beyin de böyle kusuyor demek ki.
24 Temmuz 2007

Seçim sonuçlarını bire bir öngören anketlere çektiğim “oha”dan, yapıştırdığım “yalan” yaftasından utanç duymam, özür dilemem gerekir değil mi

İçimden gelmiyor, yapmıyorum.

Ben de utanmazlaştım.

Utananlara da derhal vazgeçmelerini öneririm. Neden derseniz: Bembeyaz, üzerindeki siyah lekeden tamamı siyaha boyanarak kurtulur ancak. Simsiyahın üzerindeki beyaz leke, yine siyaha boyanarak çıkar.

Read More!

e-muhtıranın seçim sonuçlarına etkisi

"Yalnız değilmişim" başlıklı yazıma yorum yazan bir okuyucumuz şöyle demiş:

e-muhtıranın akpye aksine oy kaybettirdiğini düşünüyorum, keşke anket şirketleri özellikle KONDA muhtıra öncesi ve muhtıra sonrası anket sonuçları yayınlayabilse.

Aslında KONDA'nın yayınladığı böyle anket sonuçları varmış. e-muhtıranın seçim sonuçlarını ne kadar etkilediğini ben de merak ettiğim için bu konuyu araştırdım ve daha önce gözümden kaçmış olan aşağıdaki grafiği buldum. Telif hakkına saygı adına bu grafiği 19 Temmuz 2007 tarihli Radikal Gazetesi'nden aldığımı da hemen belirteyim. Bu arada KONDA'nın sitesinde yaptıkları anketlere ilişkin ayrıntılı bilgilerin yer aldığı bir raporun mevcut olduğunu da ileteyim.


Bu grafikten anladığımız şu ki e-muhtıranın seçim sonuçları üzerinde bir etkisi var ama bu etki zannettiğimiz kadar yüksek değil. Baksanıza 2 Şubat'ta yapılan ankette AKP'nin oyları tam da seçim sonuçlarında olduğu gibi çıkmış. Anlaşılan AKP'nin oyları esas olarak ekonomideki başarısından kaynaklanıyor. AKP'ye oy verenler bu kararlarını seçimden aylar önce vermiş.

27 Nisan'daki e-muhtıra sonrasında yapılan ankette ise AKP'nin oylarında bir sıçrama görünüyor. Anlaşılan o esnada ankete cevap verenlerin büyük bölümü o kızgınlıkla oyum AKP'ye demiş. Fakat zaman geçtikçe bunların bir bölümünün öfkesi geçmiş. Yine de öfkesi geçmeyen bir kısım seçmen kalmış.

Kısaca özetlersek AKP'nin oylarının çok büyük bir bölümü ekonomideki başarısından, küçük bir bölümü de e-muhtıraya duyulan öfkeden kaynaklanmış gibi görünüyor. Read More!

İlhan Kesici Müthiş Analizci

1990'lı yıllar Türkiye ekonomisinde kayıp yıllar olarak bilinir malumunuz. O dönemde iktidarda olan siyasetçilerin ekonomi konusunda ne kadar bilgili olduğunu çoktan öğrenmiştik. Fakat o dönemde ekonomi bürokrasisinde görev alan şahıslar da piyasaya çıktıkça 1990'lı yılları neden kaybettiğimizi daha iyi anlıyoruz. İşte bunlardan biri de Müthiş Analizci İlhan Kesici. 1990'lı yılların başında DPT Müsteşarı olarak görev yapan ve sırf bu nedenle basınımızın müthiş bir iktisatçı (Iktisat nedir) olduğunu sandığı İlhan Kesici, seçimden önce "Ben tahmin yapmam analiz yaparım" diyerek bir seçim analizi yapmıştı. Hürriyet Gazetesi'nde Vahap Munyar'ın köşesinde bununla ilgili şöyle bir yazı çıkmıştı:

CHP İstanbul milletvekili adayı İlhan Kesici'yle Selim Türsen ve Ruhi Sanyer'le birlikte katıldığımız Business Channel'daki program sonrası seçim tahmini üzerine konuştuk: "Ben eski Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarıyım. Anketlere bakmanın yanı sıra analiz yaparım."

İlhan Kesici, analiz için 2002 seçim sonuçlarını baz aldı, olasılıkları şöyle sıraladı:

AKP'NİN ARTILARI: 2002'deki yüzde 34.5'i koruduğunu varsayalım. ANAP, geçen seçimde yüzde 5.5 almıştı. Buradan AKP'ye yüzde 1 düşer, eder yüzde 35.5. DYP'nin geçen seçimdeki yüzde 9.5'lik oyu 6.5'e iner, buradan da AKP'ye 1 puan gidebilir, etti mi 36.5.

AKP'NİN EKSİLERİ: Saadet Partisi (SP) geçen seçimde yüzde 2.5'te kalmıştı. Necmettin Erbakan, "AKP'ye oy veren cehenneme biletini kesmiş olur" deyip duruyor. Erbakan faktörü SP'nin oyunu yüzde 5.5'e çıkarır. AKP böylece 36.5'ten yüzde 33.5'e geriler. MHP'nin bir önceki seçimde yüzde 18 olan oyu, yüzde 8'e inmişti. Şimdi yüzde 14'e çıkabilir. MHP asgari 4 puanı AKP'den yer, böylece AKP yüzde 29.5'e geriler.

CHP'NİN ARTILARI: CHP geçen seçimde yüzde 19.5 oy almıştı. DSP'nin o seçimdeki yüzde 1.5'lik oyu ile Yeni Türkiye Partisi'nin (YTP) yüzde 0.5'lik oyu CHP'ye gelecek. Eder 21.5. ANAP'ın oylarından yüzde 2'sini CHP alır. Etti mi yüzde 23.5. Cumhuriyet mitinglerine 10 milyon kişi katıldı. Buradan CHP'ye yüzde 3.5 oy çıkar. CHP'nin oyu yüzde 27'ye yükselir. Bir de İlhan Kesici faktörü var. CHP'nin oyu yüzde 28.5'ten aşağı olmaz.

Kesici analiz sonrasında ekledi: "CHP birinci parti olabilir."

Yeniden hatırlatayım... Kesici, Türkiye'nin geleceğini planlayan DPT'yi yönetmişti...

Gördüğünüz gibi çok isabetli bir analiz olmuş. Munyar'ın en sondaki hatırlatması da çok iyi olmuş. 1991-93 arasında Türkiye'nin geleceğini planlayan bu şahıstan sonra 1990'lı yılların geri kalanının nasıl kaybedildiğini daha iyi anlıyoruz. Read More!

AK Partı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen buyurmus:

"Vatandaşlarımızın geniş kesimlerinin bu kadar sıkıntı çektiği bir dönemde bu iktidar partisi oylarını artırabiliyorsa bunda rasyonel olmayan bazı sebepler aramak gerekir.''

Nasil yani? Sayin Öymen lutfedip Ekonomi Turk okusaydi, secim sonucu hicte mantiksiz gelmeyecekti. Bakin secimden iki gun once Ahmet Bey ne yazmis:

"Günün modası CHP'ye oy verirken AKP'nin iktidarı için duacı olmak. Nasıl bir ruh halidir bu ? "

Secimi makro anlamda bundan daha iyi ozetleyebilecek bir cumle dusunemiyorum. Cozum uretmek yerine, ocu siyaseti yapmanin bir fayda getirmeyecegini gormus olduk bu secimde, tam Ahmet Beyin ongordugu gibi.

"CHP genel başkanı seçimlerden sonra ekranın karşısına geçip 21.5'un nasıl da başarılı bir sonuç olduğunu anlatmaya kalktığında hepimiz çıldıracağız. Şimdiden duygularımıza tercüman olmak istedim."

AKP'nin basarisini kutlamak lagzim, hakettiler. Cogu yazar yine olayin kolayina kacip AKP'nin basarisini sadece askerin mudahelesine, ve CHP'nin beceriksizligine bagliyor. Aslinda secimin sonucunu sadece CHP'nin halktan kopuk olmasina baglamamak lagzim. AKP'nin basarisinda bir cok mikro etken var. Bunlarin bir kaci hali hazirda tartisildi, konusuldu. Fakat bir tanesi simdiye kadar pek hakettigi ilgiyi gormedi. AKP nin muhtesem bir yerel orgut yapilanmasi var. MSP(Ekonomix'in partisi degil) doneminde baslayan, Refah Partisi doneminde olgunlasan orgutlenme (Amerikalilarin grassroots politics dedigi), ak partı ile zirve yapmis bulunuyor. AKP'li gonulluler kapi kapi dolasarak, dertlerini halka anlatarak, direk halkin dertlerini dinleyerek ve yeri gelince komur, yiyecek gibi rusvet dagitarak, partinin secimi istedigi sekilde yonlendirmesini sagladilar. AKP'ye bu konuda rakip olabilecek tek orgutlenme (en azindan ben hala Turkiye'deyken) Dogru Yol Partisi'nde vardi. Mehmet Agar'in bir turlu bu orgute hakim olup, motive edememesi sonucunda DYP nin yerel orgut calismalari hic bir sonuc vermedi. Tabiri caiz ise meydan AKP'ye kaldi.(Cumhuriyet mitingleri ile ilgi ayri bir yazi yazacagim)

Iki ay gibi kisa bir surede genclik ve kadin kollarini mobilize edip, ulkede gezilmedik mahale birakmamak AKPnin niye bu secimi kazanmayi hak ettigini gosteriyor. Kanaatimce, bundan sonra Turkiye'de basarili olmak isteyen her parti AKP'nin stratejisini benimsemek durumunda kalacaktir. Medyanin gazi ile secim kazanma gunleri sona resmi olarak ermistir, gecmis olsun sayin Aydin Dogan. Read More!

Ali Sen Baskan, Fenerbahce Sampiyon

Ali Şen’i hepiniz tanırsınız. Fenerbahçe’nin efsanevi başkanı da MHP’nin oylarını büyük oranda artıracağını düşünüyor, CHP’nin ise oy patlaması yaşacağını iddia ediyor.

Ali Şen’in, çok eski arkadaşım olduğu için tahminlerinde büyük isabet olduğunu iyi bilenlerdenim. Bakınız 22 Temmuz seçimleri için ne diyor?

"İşim gereği Türkiye’nin her yerini dolaşıyorum. Aldığım izlenimler sonucu diyebilirim ki, AKP bu seçimde beklemediği bir hezimete uğrayıp büyük bir oy kaybı yaşayacak. AKP, korku ve sindirme politikasıyla çeşitli kesimlerin üzerinde baskı yarattı. 4.5 yıllık iktidarında, bin yıllık ordu ile sürtüşmeye girip, cumhurbaşkanlığı dahil, devletin bütün kurumlarıyla gerginliklere ve kutuplaşmalara yol açtı.AKP’nin okuyamadığı Cumhuriyet mitinglerini en iyi CHP okudu ve ’Birleşin’ çağrılarına yerinde müdahaleyle cevap vererek pastadan büyük pay aldı.Kararsız gibi görünen kitle sandık başında CHP’ye yönelecek, bu arada MHP de önemli oranda oy toplayacak. AKP’nin baskı, tehdit ve yıldırma politikasının ters tepeceğini hep beraber göreceğiz."

Böyle diyor Fenerbahçe’nin efsanevi başkanı...

Read More!

Hayatta En Hakiki Mursit Ilimdir!

Ne mutlu bize ki ulkemizde ilim yuvalari gelecegimize isik tutuyor:

Sandıkta sürpriz pişiyor.

Pişmekte olan sürprizi yakalayan anketler de var. Mülkiyeliler Birliği Vakfı’nın Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doçent Doktor Metin Özuğurlu’nun yönetiminde ve 16 devlet üniversitesinden 17 öğretim üyesinin bilgi desteği vermesiyle 1.626 katılımcı arasında bir anket düzenledi.

15-30 Mayıs’ı kapsıyor.

AKP yüzde 27.

CHP yüzde 26.8

MHP ise yükselişte.

AKP ile CHP arasındaki puan farkı kapanacak gibi görünüyor.

Sandıkta sürpriz pişiyor!

Bir ay kaldı.

Moraran.

Sararan.

Sarsılan olabilir.
Read More!

Tarhan Erdem'in Anketi Kimleri Morartti?

Aklinizdan 1'le 10 arasindan bir sayi tutunuz. Tuttunuz mu? Asagidaki arkadaslar tuttugunuz sayiyi kesin biliyordur!!!

1. Mustafa Ozyurek: Seçimlerin büyük önem taşıdığını belirten CHP Genel Baskan Yardimcisi Mustafa Özyürek , Ak Parti`nin tek başına iktidar olamayacağını iddia etti. Kamuoyu yoklamalarının gerçeği yansıtmadığını savunan Özyürek , `Kamuoyunu yönlendirmek adına sürekli abartılı, gerçeklerle ilgisi olmayan anketler yayınlanmakta ve holding medyasında manşetlerden verilmektedir. Bu konuda öylesine abartılı yayınlar yapılıyor ki, AK Parti `nin neredeyse yüzde 50 civarında oy alacağı ifade ediliyor. Bunların hepsi beyin yıkama operasyonlarıdır.` dedi.

2. Fatih Altayli: Tahmine bak cay demle, tahminlerin tutar tarafi yok.

3. Gungor Mengi: Yok artik! Bu iddia “Ya sayı saymayı bilmiyor ya dayak yememiş” sözünü hatırlattı. Batı’da kasıtlı yönlendirmelere karşı cezai yaptırımlar uygulanmıyor, suç piyasa işleyişi içinde cezasını buluyor. (Gungor Mengi'nin yaptigi hangi tur yonlendirme sinifina giriyor acaba?)

4. Guneri Civaoglu: Neredeyse kamuoyu araştırmalarına bakmaya `tövbe` edeceğim. KONDA`ya göre, AKP yüzde 48 oy alacakmış... Yani... Her iki seçmenden biri AKP`ye oy verecek öyle mi? Olacak şey değil. Geçiyorum, üzerinde bile durmuyorum. (Biz sizi gecmiyoruz, ama uzerinizde durmayacagiz.)

5. Haluk Sahin: Yuzde 48 mi! Daha neler! Oysa ben de dere tepe dolaşıyorum, herkesle konuşuyorum, eski seçimlerden kalma izlenimlerimi gözden geçiriyorum. Hatta uyanmak için kendimi çimdikliyorum, ama bir şey değişmiyor. Hayır efendim, ben bırakın yüzde 48`i yüzde 43`lük bile bir hava görmüyorum! (Anlasilan gozlukleri degistirmenin vakti gelmis, lazerle sorunu kokten de halledebilirsiniz!!)

6. Burhan Ayeri: Seçime bir gün kala AK Parti için rüzgarın tersine döndüğünü gözlemliyoruz. Başbakan hırçınlaştıkça, başında olduğu oluşum kan kaybetmeye başladı. Tarhan Erdem gibilerin anketlerine bakıp kimse aldanmamalı. O ünlü `Kararsızlar` var ya, hepsi muhalefet partilerine ait. İktidar Partisi `ne oy verecekler kararlı. Bu yüzden kararsızların dağıtımında hata yapılmakta. Örneğin bunlar yüzde 14`se, içlerinde AK Parti`ye gidecek oy yok. Genelde MHP , DP ve GP arasında tercihte zorlananlar görmekteyiz. Toparlarsak, yarın gece işlerin karışacağını tahmin zor değil. (Toplama toplama, birak daginik kalsin. Senin yapacagin analiz ancak bu kadar olur)

7. Mehmet Ali Ilicak: Anketlerin saçmalığı! Geçenlerde anketlere inanmadığımı yazmıştım. Dün yayınlanan Konda Şirketi`ne ait anket beni teyit edercesine idi. Ankete göre; AK Parti % 47.9, CHP % 19.5, MHP ` de %14.1 olarak gösteriliyor. Olacak şey değil.

8. Ersan Celik: Galatasaray bu sene UEFA'da final oynar. (Tarhan Erdem'le alakasi yok, ama futbol yazarlarinin sacmalamada herkesin pabucunu dama atacaginin ornegi olmasi acisindan listemize ekledik)

Eklemek istediginiz baska kisiler olursa yorumlar kismina baglantisiyla birlikte birakabilirsiniz. Read More!

Binlerce Dansoz Var

Nedense Serdar Ortac'in "binlerce dansoz var sarkisi dilime takildi". Neyse dansozleri bir tarafa birakalim da bugunku yazimiza gecelim.

Mahfi Egilmez "Basarinin Temel Unsuru Ekonomi" baslikli bir yazi yazmis. Soyle diyor:

"Enflasyonun düşmesi, büyümenin sürdürülebilir bir eğilim kazanması, bütçe açıklarının düşürülmesi, borç yükünün azaltılması ve cari açıktaki büyük artışa karşılık bu açığın finanse edilebilmesi ve bu yönde Türkiye'ye doğrudan yabancı sermaye girişi olması AKP'ye önemli bir destek sağladı. İşsizlik sorununun çözülememiş olmasına karşılık insanlar, öteki konulardaki başarılara bakarak bu sorunun da yakın gelecekte çözüleceğini düşündüler."

Turk halki ne kadar salak yahu. Ekonominin durumu hic de parlak degil. Bakiniz Mahfi Egilmez 12 Haziran 2007 tarihinde neler soylemis:

"Cari açık hafifçe 31.3 milyar dolara gerilemiş olsa da hâlâ finanse edilmesi güç bir büyüklük olarak duruyor. Bu açık biraz daha gerileyecek sanırım. Çünkü o hep övündüğümüz büyüme oranı hızla gerileme temposuna girmiş durumda. Son iki ayın sanayi üretim değişim endeksi yüzde 3.2 ve 1.4. Geçen yılın aynı aylarında bu endeks sırasıyla yüzde 9.1 ve 6.5 idi. İşsizlik yıllık bazda yüzde 10 dolayında bir yerde takılı kaldı. Özellikle tarım kesiminde ortaya çıkan işsizlik artışı öteki kesimlerce massedilemeyince işsizlik oranı katı bir görünüm aldı. Toplumda işsizliğe karşı müthiş bir öfke büyüyor. Okulunu bitiren, askerden dönen ya da çalışma yaşına gelen çocuğuna iş bulamayan ailelerin sayısı arttıkça öfke de artıyor. Bir başka sıkıntılı konu reel faizin yüksekliği. Bir türlü yüzde 10'un altına inemiyor reel faiz. Yurtdışından döviz getirip bozdurup YTL alarak faiz kazanan yatırımcı, döviz kurunun da sabitleşmesinden yararlanarak yüzde 10 dolayında bir reel faiz kazanıp ülkesine dönüyor. Böyle bir kazanç başka hiçbir ekonomide yok. Risklerin düştüğünün anlatıldığı bir ekonomide reel faizin niçin bu kadar yüksek olduğunu kimse anlamıyor."

Ayrica Mahfi Egilmez'in 10 Temmuz 2007 tarihli "Avrupa'da sondan ikinciyiz" baslikli yazisi da Turk ekonomisinin icler acisi halini bir kez daha gozler onune seriyor. Avrupa liginde sondan ikinciligi icine sindiremeyen Turk halki, issizlige karsi duydugu nefretin vermis oldugu gazla 22 Temmuz secimlerinde AKP'ye hak ettigi -samar gibi- cevabi vermistir.

Soyle guzel bir kapanis paragrafi yazip yaziyi bir sonuca baglayayim diyordum ama bu isi okuyucularima birakayim dedim. Siz yazin yazinin son pararafini. Read More!

Yalnız değilmişim

Seçim öncesinde Ekonomix'in yazdığı bir yazının yorum kısmına şunları yazmıştım:

1991'den beri oy kullanan ve daha önce hep sol partilere oy veren (1991'de SHP, 1995 ve 1999'da DSP, 2002'de CHP) biri olarak ben bu seçimde oyumu AKP'ye vereceğim. Bu tercihimin nedenlerini sitede uzun uzadıya yazmayı da düşünmüştüm ama sonra vazgeçtim. Çünkü bunun okoyucuyu çok da ilgilendiren birşey olmadığını düşünmüştüm. Fakat madem ki bu konuyu merak edenler var en azından burada kısaca bir açıklama yapayım.

Bu kez AKP'ye oy verecek olmamın birinci nedeni son 4.5 yıldaki ekonomik performanstan oldukça memnun olmam. Bu bana tıpkı t'pol gibi artık takım tutar gibi parti (ya da siyasal görüş) tutmanın doğru olmadığını, ekonomide başarılı olan bir hükümetin ödüllendirilmesi gerektiğini düşündürdü. Elbette bu dönemde AKP'nin izlediği tüm politikalar mükemmel değildi ama sonuçlar ortada. Bundan iyisi Şam'da kayısı diye düşündüğüm için bu kez oyumu AKP'yi ödüllendirmek için kullanacağım.

Bu kez AKP'ye oy verecek olmamın ikinci nedeni ise diğer partilerin 27 Nisan e-muhtırası sırasındaki tutumlarının midemi kaldırması. Hele CHP bu süreçte açıkça darbenin yanında yer aldığı için oyumu zırnık hak etmiyor.

Bu kez AKP'ye oy verecek olmamın üçüncü nedeni ise CHP'nin bu seçimde uyguladığı öcü politikasına (yine AKP'yi seçerseniz şeriat gelir ha) zerre kadar inanmıyor olmam. Fakat şimdi bunun nedenini anlatmam uzun sürer, gerekçelerim sitedeki yazılarımda ve bu yazıların yorum kısmında bulunabilir.

Bu seçimin benim açımdan kişisel olarak en önemli tarafı yalnız olmadığımı göstermesi oldu. Demek ki ülkemizde benim gibi düşünen milyonlarca kişi varmış. Esasında ciddi anketler böyle olduğunu gösteriyordu ama yine de emin olmak için seçim sonuçlarını görmeyi bekledim. Bence AKP'nin oyundaki artış da yukarıdaki üç gerekçeden kaynaklanıyor. Fırsat bulduğum zaman bu konuya tekrar dönmeyi ve ayrıntılı bir değerlendirme yazmayı düşünüyorum. Read More!

Secim Sonuclari

Gecen hafta su tahminde bulunmustum:

"1. AKP secimlerden %35-40 arasinda bir oy alacak.
2. CHP secimlerden %18-22 arasinda bir oy alacak.
3. MHP %10 barajini gecen ucuncu parti olacak.

Ayrica 30'a yakin bagimsiz da meclise girecek ve AKP tek basina yine iktidara gelecek. Ancak 367 rakamina ulasamayacak."

Secimlerin galibi KONDA oldu; SONAR, Pollmark, Mulkiyelilerin Yon-Ara ve Estima sirketleri yanilmis. Yanilanlar anket yapmayi bilmeyenler ya da bilerek anket sonuclarini carpitan sirketlerdir. Bu kadar yuksek hata payiyla yanilma olmaz. Insanlar ekonominin durumunu nasil carpitarak halki yaniltmayi basariyorsa, anket sonuclarini carpitarak da beni yaniltmayi basardilar. Benim edindigim izlenim AKP'nin tas catlasa %42 gibi bir oy alacagi yonunde idi, gidip kendim bir arastirma yapmadim. Buna ihtiyac duymayisimin nedeni uc partinin girecegi bir mecliste AKP'nin 367 milletvekiline sahip olmasi icin %50'nin cok uzerinde bir oy almasi gerekliligi idi. Bunu da ihtimaller dahilinde gormuyordum. Genel olarak yaptigimiz tahmin dogru cikti, AKP 367'nin altinda kaldi, bagimsizlar 27 civarinda oy cikardi ve meclise 3 parti girdi.

Okuyucularimizdan bakalim kimler secim sonuclarini yanlis tahmin etmis: Danny Miguel, Mr. Brooks, Damacana, Serkan, M. Akif Memmi, Veritas, Eko-Muhendis, Evdeki Ses, T'Pol, Izlenimler, Les Chemins De La Liberte, batu, serhad, ve salim

Ben dahil bu arkadaslarin hepsini TEGV'e 10 YTL bagis yapmaya cagiriyorum, makbuzunu bana yollarsaniz yan taraftaki listeye adinizi da ekleyebilirim.

Secim sonuclarini (en azindan ikinci denemesinde) dogru olarak bir tek Tarik Suat arkadasimiz bildi. Tebriklerimizi sunuyoruz.

Bu arada meydanlarda "iktidara gelecegiz" palavralari sikan Deniz Baykal ve Devlet Bahceli de TEGV'e 10 YTL bagis yapsalar tam super olacak, en azindan "yalan soylemiyorduk, yanlis tahmin yapmisiz" ayagina yatabilirler boylece.

Ben AKP'yi desteklemedigimi aciklamistim. Mevcut partiler icerisinde en iyisinin AKP oldugunu da belirtmistim. Turkiye'de AKP'nin uyguladigi politikalardan cok daha iyi politikalar uygulanabilir, yaptiklari cok yanlislar var. Ama Turkiye'de AKP'nin yerine hangi "kitle partisi" gelirse gelsin onlardan daha populist, daha yanlis politikalar uygulayacaklari da acikti. Surpriz olan secmenlerin onca toz duman arasinda bunu gorebilmeleridir. Bence kimsenin konusmadigi, ya da konusmak istemedigi haber PKK yandaslarinin meclise girmeleri ve bunun gelecekte yaratacagi problemlerdir.

Diger ilginc bir haber ise vatandaslara "borsa 55 bine cikacak simdi" seklinde verilen gazlardir. Sanki AKP'nin mecliste %50 cogunluga sahip olmasi surprizmis gibi, kimse boyle beklemiyormus gibi davraniyorlar. Borsanin simdiki seviyelerine gelmesinin sebebi AKP'nin tek basina iktidarina devam edecegine yonelik beklentilerle, faizlerde indirime gidilecegine yonelik beklentilerdir. Neyse, ben fazla ses cikarmayayim, borsaya enayilerin gelmesinin bana ne zarari olacak sanki :)

Benim gozlerim bundan sonra bu secimde tek destekledigim kisi olan Mehmet Simsek'in uzerinde olacak. Read More!

Secimler uzerine ilk yazi

Secimler yapildi. Halk tercihini AKP'nin 5 sene daha iktidarda kalmasi yonunde kullandi. Cikan sonuca razi olmak demokrasinin geregidir.

Dikkat ceken bir takim sayilar:

1. 81 ilin 38'inde AKP %50'nin uzerinde oy aldi (2002'de 7 ilde almisti).

2. 81 ilin 72'sinde AKP %30'un uzerinde oy aldi. CHP ve MHP icin bu rakam, sirasiyla, 7 ve 2.

3. 81 ilin 80'ninde (Tunceli haric) AKP %20'in uzerinde oy aldi. CHP ve MHP icin bu rakam, sirasiyla, 28 ve 14.

AKP, Turkiye'nin her yerinden destek alarak, kitle partisi oldugunu gosterdi.

4. Gecen secimlere gore, 81 ilin 81'inde AKP oy oranini arttirdi. MHP'nin oylari 67 ilde artti, 14 ilde azaldi. CHP'nin oylari 44 ilde artti, 37 ilde azaldi.

5. AKP'nin oylari 55 ilde %10 ve uzeri artti. MHP icin bu rakam 6, CHP icin ise 1.

6. AKP'nin oylari 78 ilde %5 ve uzeri artti. MHP 41, CHP 11 ilde %5 ve uzeri artis gosterdi.

CHP'nin hic bir secim bolgesinde oy oranini kuvvetli bir sekilde arttirmayi basaramamasi ilginctir.

Son olarak AKP'nin oy oranini 20 puan ve uzeri arttirdigi illere bakarsak, bu illerin hemen hepsinin Guneydogu Bolgesinde oldugunu goruyoruz. Yore halkinin, DTP yerine AKP'yi tercih etmelerini etnik siyasetin yenilgisi olarak degerlendiriyorum.

Artis oranlari:

Siirt 48.5
Ağrı 45.9
Bitlis 40.3
Bingöl 39.8
Şanlıurfa 37.5
Bayburt 35.1
Ardahan 28.8
Mardin 28.1
Van 27.6
Hakkari 25.8
Batman 25.6
Diyarbakır 25.2
Kars 24.5
Adıyaman 23.8
Iğdır 22.4
Muş 21.6 Read More!

CHP'lilerin fikir üretmek gibi kaygıları yok.

Günün modası CHP'ye oy verirken AKP'nin iktidarı için duacı olmak. Nasıl bir ruh halidir bu ? Pek çok kimsenin dillendirmekten çekindiği senaryo şu olmalı: CHP-MHP koalisyonun iktidara gelmesi, 2000'de olduğu gibi ülkenin ekonomisini yönetememeleri, tekrar kriz, milyonlarca işsiz, 'şeriata' ve 'bölünmeye' herzamankinden daha yakın olmak. Halbuki biz her ikisinden de uzak durmaya çalışıyoruz.

Ayrıca yolsuzluklarla damgalanmayı da unutmayın. ''Ulusal solcularımız'' ne zaman hükümetlere ortak olsalar veya belediyeleri ele geçirseler yolsuzluk dosyaları eksik olmaz. Sezer'in anayasa kitapçığını niye fırlattığını hatırlıyor musunuz ? Ya ISKI skandalını ? Bizzat CHP'in başkanı CHP'lilerden oluşan Şişli yönetimini tarihte eşi benzeri görülmemiş yolsuzlarla itham etmemiş miydi ? Şişli, CHP'nin elindeki üç-beş belediyeden birisi. Seçmen ''bu kadarcık belediye içinden bile yolsuzluklarda ülke rekoru kırabilecek birilerini çıkarabiliyorlarsa, çok sayıda belediyeyi ele geçirdiklerinde neler yapacaklar'' diye endişe etmesin mi ?

Vatandaş CHP'nin laikliğin yılmaz bekçisi rolünden değil 'beceriksiz ve yolsuz'' görüntüsünden rahatsız oluyor. CHP kadrolarının fikir üretmek, projeler geliştirmek, yaratıcı olmak gibi kaygıları yok. Bütün kampanyalarını ''bize oy vermesseniz ertesi gün şeriat gelir'', ''AKP bölücülerle işbirliği yapıyor'', '' Irak'a en iyi biz müdahale ederiz'' söylemleri üzerine oturtmak onlara yeterli geliyor. Popülizm yaparken bile ''Haydar Baş'', ''Cem Uzan'' gibilerin fikirlerine ihtiyaç duyuyorlar. Yok Mazot'un vergisini kaldıracaklarmış, yok 3 Milyon bireye havadan 400YTL maaş bağlayacaklarmış. Iktidar iddiası olan partiye ikinci üçüncü el fikirlere sahip çıkmak hiç yakışıyor mu ? Dört yıl muhalefetteyken ne yaparak zamanınızı harcadınız ? CHP genel başkanı seçimlerden sonra ekranın karşısına geçip 21.5'un nasıl da başarılı bir sonuç olduğunu anlatmaya kalktığında hepimiz çıldıracağız. Şimdiden duygularımıza tercüman olmak istedim.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Oy oy Emine

Bir okuyucumuz su soruyu yoneltmis:

"Seçim 2007 ye az bir süre kaldı hatta çok çok az. ve son zamanlarda basında neredeyse okunan çoğu yazar hangi partiye oy vereceğini az çok hissettirdi. Sizinde malumunuz sizde ekonomi alanında internette en çok takip edilenlerdensiniz ve hayli kabarık bir yazar kadronuz var acaba sizde bir hıncal ulus bir ahmet hakan bir serdar turgut bir şahin alpay gibi oylarınızı acıklayacakmısınız sebebler dairesinde? çünkü mesela ben sizin bir iki sene evvel akp ye oy vereceğinizi kendi yazınızla okumus daha sonraları değişti ama bunlardan yine iyi gibi ibarelere rastlamıstım dolayısı ile tam bir muallak söz konusu. hem kim bilir 12 yazardan bir oran yapıp Türkiye profilide çizebiliriz."

Ben oyumu kime verecegimi aciklamistim, degisen bir sey olmadi. Son 6 aydaki sacmalamalarindan dolayi AKP'yi artik desteklemiyorum. CHP ve MHP ise ekonomi konusunda AKP'den daha beter izlenimi veriyorlar. CHP'nin AKP'nin basarisindan ders cikarip populist ekonomi politikalarini bir tarafa birakip duzgun bir parti olmasina yonelik bir temennim vardi (inanc demiyorum dikkat edin) ama eski tas eski hamam oldugunu gormemiz cok uzun surmedi. O yuzden de siyasi tablonun Gaziantep'te oy verecek olsaydim oyumu Mehmet Simsek'e verirdim, Gaziantep'te olmadigim icin kimseye oy vermeyecegim.

Turkiye'nin politik resmi futbol ligimizin gecen seneki resmi gibi. Evet Fenerbahce sampiyon oldu, ligimizdeki diger takimlardan bir gomlek daha ustundu. Ama bu Fenerbahce'nin dandik bir takim oldugu gercegini degistirmiyor. Kadroya Mehmet Simsek, pardon Roberto Carlos gibi bir yildiz almanin da takimin cehresini degistirebilecegini dusunmuyorum. Ortada destekleyecek iyi bir takim olmadigi icin de kotunun iyisini desteklememi beklemeyin.

Blog'da yazan diger arkadaslarin tercihlerini aciklayip aciklamamalari kendilerine kalmistir. Bedava calistirdigimiz adama da ne yapmasi gerektigini soylemek dogru olmaz, ama bence aciklamasalar daha gizemli olur :) Read More!

Yigit Bulut Vatan'da

Yigit Bulut Vatan'da yazmaya baslamis. Biz de uzuluyorduk en buyuk malzeme kaynagimiz kayboldu diye. Ekonomi Turk piyasasi gocuyordu neredeyse, ama gorunen o ki Global Malzeme Bollugu Yigit Bulut'un Vatana gecmesiyle devam ediyor. Ekonomi Turk'un basarisinin arkasinda da egitimli yazarlari degil, Global Malzeme Bollugu yatiyor zaten :-) Read More!

Biraz da Dis Borc

Bir onceki yazimizda kamunun borclanmasinin 2002-2006 arasinda nasil degistigine bakmis ve dolar kurunun 2002 seviyesinde kalmasi halinde kamun borcunun dolar cinsinden gelisimini incelemistik.

Simdi ayni seyi dis borclar icin yapacagiz. Tabii dis borclar zaten dolar cinsinden verildigi icin, dolar kuru dis borc miktarini degistirmeyecek. Ancak sabit kurlar altinda milli gelire oranininda farkliliklar olacak. Ikinci husus, dis borcun buyuklugu hesaplarinda milli gelire oraninin yani sira ihracat ve Merkez Bankasi doviz rezervleri de kulanildigi icin biz de bu oranlari sunacagiz.

Asagidaki tablodan da anlasilacagi uzere 2002-2006 arasi dis borclar 78 milyar dolar artmis, bu artisin 38 milyari bankalardan, 40 milyari sirketlerden kaynaklanmis. Toplam dis borcun milli gelire orani ayni donemde %71'den %52'ye, ihracata orani %360'dan %243'e, MB rezervlerine orani %462'den %328'e inmis.



Doviz kurunun 2002 seviyesinde kaldigini dusunerek milli geliri tekrar hesaplarsak, dis borcun milli gelire oraninin 2002-2006 arasi 4 puan artarak %75 olacagini goruyoruz.



Izlenimler sitesinde bu konuyu da kapsayan bir gorus alisverisi olmustu. Orada yazdigim bir yorumu da faydasi olabilir diye asagida post ediyoruz.

___________

Merhaba,

Bahsettiginiz yaziyi Ekonomiturk'de yazan benim.

"Ben ekonomist degilim ama verdiginiz linkteki ‘gelin simdi kurla oynayalim’ isinin yapilma sekli pek olacak gibi birsey gelmedi bana" diyorsunuz.

Soylediklerinizde haklisiniz. Benim amacim, dolar kuru su olursa milli gelir bu olur seklinde bir hesap yapmak degildi esasinda. Zaten yapmak da mumkun degildir, zira kur degistiginde milli gelirin kendisi (toplam uretim olarak lira cinsiden) ayni kalmaz. O yuzden tum bu hesaplar bir beyin cimnastiginden ibaret.

Benim esas vurgulamak istedigim husus suydu. Hem milli gelir hem de borc dedigimiz seyin buyuk bolumu Turk lirasi cinsinden. Eger kur dusuk, o yuzden milli gelir dolar cinsindn yuksek gozukuyor, aslinda o kadar da artmadi diyorsaniz (ki dediginiz dogrudur), ayni seyi borclar icin de yapmaniz lazim.

Yoksa mili gelir icin dolari yuksek tutup sonucu kucuk hesaplamak, borc hesabinda ise dusuk kur seviyesini kullanmak samimiyetsizlikdir.

Hesaplarda neden "toplam borc" degil de sadece kamu borcunu kullandim?

Ekonomi literaturunde toplam borc diye bir kavram yoktur. Kamunun toplam borcu olur (benim yazimda baktigim sey), ulkenin toplam borcu olur (buna dis borc denir), ama ikisi toplanip toplam borc diye bir sey hesaplanmaz.

Sebebi su:

Kamu ile ozel sektoru biraraya getirip hesap yaparsaniz, bu ikisinin birbirlerine olan borclarini hesaptan dusmeniz gerekir. Ayni sey kamu sektorunun kendi icinde yapilan hesaplar icin de gecerlidir. Her bir borc senedi, senedi veren icin bir yukumluluk, senedi alan icin ise bir varliktir. Borc alan kurumun bilancosu ile borc veren kurumun bilancosunu biraraya getirip ortak bir bilanco olusturursaniz, borc ve alacak birbirini goturur. Eger bu duzeltmeyi yapmazsaniz, kendi kendiniz ile borc-alacak iliskisine girmis olursunuz (!).

Toplam borc hesabi yapanlar ikinci bir yanlis daha yapiyorlar. Eger hesabiniz soyle ise

Toplam Borc = Kamunun ic borcu + Kamunun dis borcu + Ozel sektorun ic borcu

yukaridaki hesap eksik degil mi? Neden ozel sektorun ic borcunu da katmiyorsunuz hesaba?

Peki ozel sektorun ic borcu nedir?

1. Reel sektorun aldigi krediler
2. Reel sektorun ticari borcu
3. Tuketicilerin aldigi krediler
4. Tuketicilerin ticari borcu
5. Bankalarin mevduatlari (mevduat aslinda hanehalkinin bankalara verdigi borctur)

Borcun buyuklugu degerlendirmesinde, milli gelire oranina bakmak standard bir uygulamadir. Elbette milli gelir ideal bir olcum degildir. Ama ayni mantikla dis borc denen sey de ideal bir olcum degildir. Mesela yurticinde yasayan vatandaslarimizin Merkez Bankasi bunyesinde actiklari Doviz Tevdiat Hesaplari, dis borc olarak gozukur; oysa mevduattir. Yurticindeki bir cok banka, muamele vergisi vermemek ve doviz cinsinden yapilan kredilendirmeye konulan sinirlandirmalardan dolayi, yurticindeki sirketlere yurtdisi subeleri araciligi ile kredi verirler. Bu sekilde verilen kredi dis borc olarak gozukur, aslinda yurtici kredi islemidir. Sirketler yurtdisinda kazandiklari parayi getirmezler, kendi kendilerine kredi acarlar; dis borc gibi gozukur. Vs. Vs.

Sonuc olarak borc yukunu hesaplarken ben milli gelire oranina bakmam diyorsaniz (literaturde milli gelirin yani sira ihracat ve MB rezervleri de bu is icin kullanilir) kendi bileceginiz bir istir. Demokratik bir ulkede yasiyoruz (?). Read More!

Turkiye'de Hakimler Var

Eşini kezzapla yakan polise dokuz yıl hapis

Polis memuru Bülent Cengiz, 12 Ekim 2004'te baba evine sığınan ve barışmaya ikna edemediği eşi Zeynep Cengiz'in yüzüne ve vücuduna kezzap atarak yaktığı gerekçesiyle tutuklandı. Hakkında 11 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Cengiz, 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı ....

HÂKİM KARARA ŞERH KOYDU Mahkeme Başkanı Ahmet Ateş'in itiraz şerhinde ise şöyle denildi: "Zeynep Cengiz'in eşinin görev yerine gitmemesi, eşlerin birbirine karşı göstermeleri gereken dayanışma, yardım ve özveride bulunmamasının sanıkta kızgınlık ve öfke yaratması toplumumuzda bilinen düşünce ve yaşayış tarzına göre beklenen bir durumdur. Bu nedenle de cezasından indirim yapılması gerekir. Bu durum göz önünde bulundurulmasa bile hükmolunan ceza ve tutuklukta geçen süresine göre salıverilmesi gerekir." Read More!

Secim Bahisleri II

Normalde secim sonuclarini tahmin etmek cok zor olmamali, bir kac puanlik sapma disinda herkes secimlerden once kimin ne kadar oy alacagini tahmin edebilmeli. Ancak isler boyle gitmiyor. Turkiye'de medya dahil, meslek kuruluslari, okullar, vs. politize oldugu icin herkes elinden geldigince kendi cikarlari dogrultusunda rakamlari carpitmaya ve boylece insanlari kanalize etmeye calisiyor. O yuzden de MHP'yi tutan bir gazete MHP secimlerden %30 oy alacak seklinde bir haber yapmaktan cekinmiyor, ya da solcu olan Mulkiyeliler CHP secimlerden %30 oy alacak demekten utanmiyor.

Ote yandan AKP'nin oylari anketlerde %30-50 araliginda cikiyor. Bu ortamda insanlar nasil tahmin yapabilirler? Iki tane alternatif var. Birincisi gecmis yillardaki secimleri anketlerinde dogru yansitan sirketlerin bu secim icin yaptigi anket sonuclarinin ortalamasini alarak isabetli bir tahminde bulunabilirsiniz. Ikincisi, siyasi parti liderlerinin soz ve davranislarindan cikarsamalar yapabilirsiniz. Birinci yontemi uygulamak icin arastirma yapmak ve emek sarfetmek gerekiyor. Turk milleti olarak boyle seyler bize ters gelir. O yuzden sonuca kestirmeden gidelim. Dun Tayyip Erdogan secimlerde 2002 yilinda aldiginin altinda oy alirsa cekilecegi manasina gelen sozler soylemis. Bu demektir ki %35'in uzerinde oy almayi bekliyor. Ote yandan diger siyasi parti liderlerinden boyle carpici laflar gelmiyor. Bunlarin isigi altinda secimlere 5 gun kala tahminlerimi guncelliyorum:

1. AKP secimlerden %35-40 arasinda bir oy alacak.
2. CHP secimlerden %18-22 arasinda bir oy alacak.
3. MHP %10 barajini gecen ucuncu parti olacak.

Ayrica 30'a yakin bagimsiz da meclise girecek ve AKP tek basina yine iktidara gelecek. Ancak 367 rakamina ulasamayacak.

Tahminleri guncellemek isteyenler veya yeni tahmin yapmak isteyenler yorumlara biraksinlar. Read More!

Bana Biraz Borc Versene

Secime bir hafta kala ekonomi yazmanin sirasi mi diyeceksiniz. Dogru sirasi degil. Ama ne yapalim, seherde densizlik var.

AKP 4 senede, cumhuriyetin 80 senesi kadar borclandi deniyor. Ne kadar dogru diye merak ettim.

Asagida kamunun borclanmasi gosterilmis (tabii ki dolar cinsinden. Cunku biz kucuk Amerika'yiz).
  • 2002-2006 arasi kamunun dis borcu 85 milyar dolar ile sabit kalmis.
  • Ic borc 99 milyardan 175 milyara cikmis.
  • Toplam kamu borcu 76 milyar artmis. Artis orani %41.
  • Ayni donemde milli gelir 217 milyar dolar artmis. Artis orani %119.
Eger algebraya ilginiz varsa altta kamu borclarinin milli gelire orani var. 2002'de %101 iken, 2006'da %65'e dustugunu goreceksiniz.

Dolar Kuru 2002'den Bu Yana Sabit Olsaydi...


Ama diyeceksiniz ki buyume rakamlari hormonlu. Niye mi? Cunku dolar kuru olmasi gerekenden dusuk. Malum, yuksek faiz dusuk kur politikasinin sonucu. Dolar kuru "gercek" degerine kavussa, borcumuz artacak.

Acaba oyle mi? 2002'deki ortalama dolar kuru 1.52 idi. Amerika ve Turkiye arasindaki enflasyon farki gozonune alindiginda bugunku deger 2.08'e denk geliyor.

Bu durumda
  • Milli gelirimiz dolar cinsinden 400 degil 277 milyar olurmus.
  • 2002-2006 arasi artis ise 217 milyar degil 94 milyar.
  • Demek ki dolar yukselince, milli gelir (dolar cinsinden) dusermis.
Peki sirf dusen milli gelir mi? Degil. Dolar cinsinden hesapladigimiz ic borc miktari da duser. Ic borcun icindeki, dolar cinsiden veya dolara endeksli kismi cikartirsak (ki toplam ic borcun %12'si boyle), geriye kalan kismi dolar cinsiden hesaplayip dolar cinsi ic borca ekliyoruz.

Ne oldu?

Dolar Kuru 2002'den Bu Yana Sabit Olsaydi...



  • Ic borc 175 milyardan 128 milyara dustu. 2002-2006 arasi artis eskisi gibi 76 milyar degil, 29 milyar oldu.
  • Dis borc zaten dolar cinsinden oldugu icin hesapta bir degisiklik olmadi.
  • Sonucta toplam kamu borcu (dolar yukselince) 260 milyardan , 214 milyara dustu.
Ozet olarak dolar kuru reel olarak 2002 seviyesinde kalsaydi, milli gelir 94 milyar dolar, toplam kamu borcu ise 29 milyar dolar buyuyecekti. Milli gelirdeki artis (%52) kamu borcundaki artistan (%16) fazla olacakti.

Tabii bizim kose yazarlarimiz, dolar cinsinden milli geliri soylemekte israr eden iktidari elestirmesini biliyorlar, "dolar dusuk olmasaydi milli gelir daha az gozukecekti" diyorlar. Haklilar.

Ama kendileri lira cinsi borcu, dusuk kurdan dolara cevirip"4 senede, onceki 80 sene kadar borclandik" demekten cekinmiyor. Neden sira borc hesabina gelince dusuk kur kullaniliyor da, milli gelire gelince kur yukseltiliyor?

Dolar dusmeseydi bile kamu borcunun milli gelire orani dusecekti. Ama daha az dusecekti. %65 degil, %77 olacakti. Demek ki kamu borcundaki dususun 24 puani buyumeden (ve faiz disi fazladan), 12 puani ise kurdan dolayi. Read More!

Yetişmiş personelini devlete kaptıran özel hastaneler alarmda

14.07.2007 / Nazlı Topçuoğlu / Haber

"Kaprisli hastalarla uğraşmaktan bıktım. Her an kalkıp sizi şikayet edebilirler. Sürekli diken üstündeyiz. Devlet kapısı başka. İşini yaptıktan sonra kimse gelip de hesap sormaz."

"Gecemiz gündüzümüz yok. Çoğu zaman haftasonu bile çalışıyoruz. Eşime ve çocuğuma daha çok vakit ayırmak istiyorum."

İşte bu sözleri paylaşan binlerce sağlık çalışanı geçen hafta devlet hastanelerine geçmek üzere özel hastanelerdeki görevlerini bıraktı. Hemşirelerden, tıbbi sekreterler ve radyoloji uzmanlarına kadar benzer sebeplerden dolayı 16 bin sağlık personelinin devleti tercih etmesi özel hastanelerde krize neden oldu.

...

Bakanlığın bu konuya çözüm getirebileceğini düşünmediklerini söyleyen Altuğ, "Çözüm bulabilseydi bizim personellerimizi almaz işsiz durumdaki personelle ilgilenirdi" sözleriyle mevcut kadro açıklarına dikkat çekiyor. Altuğ, şöyle devam ediyor: "Kamunun bu tarz yapmış olduğu alımları doğru bulmuyoruz. Hazıra konmak olarak görüyoruz. Giden personelin de kamuda daha yararlı olmak için değil daha rahat çalışmak ve nasıl çalışırsa çalışsın güvence sorunu yaşamamak amacıyla gittiğini biliyoruz."

...

Daha düne kadar özelde çalışan şimdinin devlet memurları tercihlerini şöyle açıklıyorlar: "Mesleğinizde çok iyi olsanız bile özelde iş garantisi yok. Beni asla 50 yaşımda çalıştırmazlar. Ama şimdi 65 yaşıma kadar işim garanti. Acil servisten alsalar bile masa başına verirler. Özel sektör insanlara bu garantileri vermediği sürece her yıl böyle kan kaybetmeye devam edecek ve bu yaralarını saracak ne hemşire ne de acil servis görevlisi bulamayacaklar". En başından beri sadece işsiz kalmamak için özel sektörü tercih ettiğini söyleyen teknisyenler "Gidecek yerimiz yok diye şartlarımızı zorlaştırdıkça zorlaştırdılar. Ama gün oldu devran değişti. O kadar çok personel kaybettiler ki önümüzdeki 3-5 sene boyunca özeller kimseyi kapıya koyamayacaklar" diyorlar. Read More!

Vatandas Niye Borsa'ya Girmiyor?

Cevabi cok basit. Borsa dusukken riskler fazla oldugundan kimse onlara borsaya girin demiyor. Borsa ciktigi zaman da "borsa cok cikti, gaza gelip girmeyin" diyenlerin sozleriyle borsadan uzak duruyorlar. Neticede borsaya bir turlu giremiyorlar.

Peki borsaya kimler giriyor? Sagdan soldan tanidigi olanlar bu kisilerden aldiklari "tuyolara" inanarak ufak alimlar yapiyorlar, kagitlar asagi ya da yukari yonlu biraz hareketlenmeye basladigi zaman da hemen satiyorlar.

Neticede borsanin %70'inin sahibi yabancilar, %30'unun sahibi yerliler; ancak borsadaki yerliler yabancilardan 9 kat daha fazla islem yapiyorlar. Yani bir yerli yatirimcinin alim satim yapma olasiligi bir yabancidan 20 kat daha fazla imis. Kardesim bana soruyor: "Abi 2 YTL'den Fortis aldim, simdi 2.80 olmus, satiim mi?" Niye satacaksin ki? Borsa riskli iken almissin, tehlikeli zamanlarda elinde tutmussun, simdi borsa cikisa gecmis, millet satin alacak kagit bulamiyor, sen elindekini satmayi mi dusunuyorsun? Ustune ustluk bir de %10 vergi vereceksin.

Kardesimin cevabi su:"O zaman 3 olsun, satayim?!"

Kardesime laf anlatamiyorum, cahil Turk halkina mi laf anlatacagim. Olmaz. Biz bu kafayla gittigimiz muddetce yabancilar borsanin %80'ine de %90'ina da sahip olurlar. Borsaya girecek kisilere ne tavsiyelerde bulunmusum gidin eski yazilarimdan bulun. 2 gunlugune, 2 haftaligina veya 2 ayligina borsaya girecekseniz hic girmeyin. Neyse, kime soyluyorum ben? Read More!

Borsa Ne Olur Abey?

Piyasalar hareketlenmeye baslayinca yatirimlarla ilgili soru soran okuyucularimizin sayilarinda da artis gozlemeye basladik. Kisa bir degerlendirme yapalim.

Gecen hafta Ekodok'un verdigi websitesini ziyaret edip, hangi parti kac tane sandalye cikaracak seklinde bir "sensitivity analysis" yapmis olsaydiniz AKP'nin buyuk bir olasilikla tek basina yine iktidara gelecegini farkedebilirdiniz. Ben de secim sonuclarina yonelik bir bahis acmistim.

AKP'nin tek basina iktidara devam edecek olmasi piyasalar tarafindan olumlu bir gelisme olarak kabul ediliyor. Ben de katiliyorum. Her ne kadar AKP secim oncesi sacmaliyorsa da buna secimlerden sonra devam etmeyeceklerini umut ediyorum.

Buna ek olarak enflasyon rakamlari bu sene icerisinde Merkez Bankasinin faizleri indirmeye baslayacagi sinyalini vermeye basladi. Dikkatinizi cekti mi bilmiyorum ama banka kagitlari dusuk enflasyon verilerinden sonra artmaya basladi. Simdi de endeksi surukleyen bu.

Sene basinda IMKB endeksinin yil icerisinde 60000'e yaklasacagini tahmin etmistim, o zamanlar borsa 40000'in altinda idi. Henuz erken ama simdi 60000 rakami sizlere daha gercekci geliyordur.

Ben mayis ayinda portfoyumun %20'sini Amerika'ya getirdim (evet dolara cevirdim). Geriye kalan kismin %80'i hala borsada. Elimdeki kagitlarin cogunlugu banka kagitlari, ufak kagitlardan pek bulundurmuyorum. Simdilik herhangi bir kagidi satma niyetim yok, zaten borsa cikarken de prensip olarak satis yapmiyorum.

Amerika'da takip edilmesi gereken endeks herkesin gerizekali gibi takip ettigi DOW degil, S&P500 endeksidir. Bugun 1535 civarinda. Ben sene sonunda bu endeksin 1500-1600 araliginda olacagini dusunuyorum. Dikkat ederseniz Subat sonunda DOW 12000'in altina dustugu zaman, Krugman/Roubini gibi Don Kisotlar "sonun baslangici" naralari atarken biz bu dususun gecici oldugunu soylemistik. Aradan 4 ay gecti ve borsa o zamandan bugune %15 yukseldi. Bu tur yukselisler burasi icin buyuk hareketlerdir.

Avrupa borsalarini pek takip ettigimi soyleyemem, ozellikle su siralar hic vaktim.

Yatirim tavsiyesi isteyen okuyucularimiza verecegim en onemli tavsiye paranizi biriktirmenizdir, ozellikle yasiniz genc ise. Bunun disinda detayli tavsiye istiyorsaniz TEGV'e bagis yapmaniz gerekiyor.

Bu konu ile diger alakali bir yazi ise Borsa Nasıl Oynanır? En Sağlam Tüyolar baslikli yazimizdir. Read More!

Findikta Taban Fiyat Belirlendi

Findikta taban fiyat belirlendi. Gecen sene findik ureticilerine karsi can siperane bir mucadele veren hukumet bu sene secimler oncesinde 180 derece donus yaparak findik ureticilerine %28'lik (4YTL'den 5.15'YTL'ye) bir rusvet verme yolunu secti. Bu sefer oyle yol kesmeler falan da olmadi. Alan memnun, veren memnun, dolayli olarak veren memnun degil ama dinleyen kim.

Subat ayinda AKP'nin secim ekonomisi uygulamaya basladigini tespit etmistik. Artik cumle alem AKP'nin secim ekonomisi uyguladigini biliyor. Secim ekonomisi TDK sozlugunde "oy almak icin vergi veren vatandasin parasini rusvet olarak dagitmanin kibar bir sekilde soylenmesi" olarak tanimlanmis.

Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası
Türev Konu Anlatımı: Türev Nedir
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar

Neyse, populizm konusu uzerine cok konustuk, findikcilara verilen rusvetin de vatandasin cebinden cikan, politikacilar tarafindan dagitildigini belirtmekle yetinecegiz. El elin esegini turku cigirarak ararmis. O yuzden devletin kuculmesi, vergilerin azalmasi gerekmektedir. Turkiye'de bu vizyona sahip bir parti maalesef yoktur. Boyle halka boyle politikacilar az bile. Read More!

Son numara

Anayasa Mahkemesi'nin anayasa değişikliklerine ilişkin paketin referanduma sunulmasına geçit veren son kararı ile biraz şoke olan anti AKP cephesinin bu konuda geliştirdiği son numarayı Enis Berberoğlu'nun bugünkü yazısını okuyunca öğrendim. Biz demokrasilerde çareler tükenmez diye bilirdik, meğer quasi-demokrasilerde(¹) de çareler tükenmiyormuş. Berberoğlu'nun ve de kendisine kılavuz olarak aldığı Galatasaray Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Anayasa Hukukçusu Prof. Necmi Yüzbaşıoğlu'nun iddiasına göre, bir yasama döneminde sonuçlandırılmayan kanunlar kadük olacağı için anayasa değişiklikleri referanduma sunulamazmış. Dolayısıyla eğer Türkiye'de gerçekten hukuk var ise YSK'nın (Yüksek Seçim Kurulu) referandumun yapılamayacağına karar vermesi gerekirmiş.

Ben Anayasa'nın neresinde böyle bir şey yazıyor diye epey bir baktım ama bulamadım. Sonunda Vatan Gazetesi'ndeki şu haberden bunun Anayasa'ya değil TBMM İçtüzügü'ndeki bir maddeye dayandırıldığını anladım. Bu konunun öyle hukuksal açıdan açık bir durum olmadığını da öğrendim. Bir kere burada anti AKP cephesinin vardığı sonuca varmanız için TBMM İçtüzüğü'nü Anayasa'nın üzerine koymanız gerekiyor. Ayrıca TBMM'de görüşmesi bitmiş ama yürürlüğe girmesi referanduma kalmış bir kanunun kadük olarak kabul edilip edilemeyeceği de çok açık değil.

Anti AKP cephesinin bu son numarasını öğrenince benim sadece ağzım açık kaldı. Fakat öyle tahmin ediyorum ki YSK üyelerinin başından aşağı kaynar sular dökülmüş olmalı. 367 kararından önce Anayasa Mahkemesi'nin nasıl tehdit edildiğini hep beraber gördük. O tehdide boyun eğen Anayasa Mahkemesi son kararıyla durumu 1-1'e getirmeye çalıştıysa da yıpranmaktan kurtulamadı. Şimdi benzer tehditlerin YSK'ya yöneleceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Belki de bu yüzden olacak bugün YSK'dan 21 Ekim'de yapılacak referandum hazırlıklarının başladığına dair bir haber basına uçuruldu. Fakat bu iş anti AKP cephesinin kafasına bir yatarsa, bu haber YSK'yı baskıdan kolay kolay kurtaramaz.

Bu arada yukarıda sözünü ettiğim Vatan Gazetesi'ndeki haberden cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da işlerin epey karışık olduğunu anladım. Herkes 22 Temmuz seçimleri sonrasında kurulacak yeni meclisin ilk işinin yeni cumhurbaşkanını seçmek olacağını sanıyordu. Meğerse Anayasa'da bu konuda da açık bir hüküm yokmuş. Sanırım 1982'de Anayasa'yı yazanlar bu kadar kolaylaştırıcı unsurla cumhurbaşkanının seçilmesinin garanti olduğunu düşünmüş, birgün birilerinin 367 gibi bir hokkabazlığı icat edip bu seçimi imkansız hale getireceğine pek ihtimal vermemişlerdi. O yüzden de cumhurbaşkanını seçemeyen meclis dağılır hükmünü zorlayıcı bir unsur olarak Anayasa'ya koymakla beraber, yeni seçilecek meclisin ilk işi cumhurbaşkanını seçmektir diye bir hüküm koyma gereğini duymamışlardı. Herneyse, şimdi Anayasa'da bu yönde açık bir hüküm bulunmadığını görenler yeni meclisin 21 Ekim'e kadar top çevirerek yeni cumhurbaşkanını seçmek için referandumun sonucunu bekleyebileceğini öne sürüyor. Beni bu haberde en çok eğlendiren kısım ise bu şekilde Recep Tayyip Erdoğan'a cumhurbaşkanlığı yolunun açılacağını düşünerek titreyen anti AKP cephesinden Sabih Kanadoğlu'nun "Kimse şeytanın aklıma gelmeyecek şeyleri aramasın" şeklindeki açıklaması oldu. Yine şeytanın aklına gelmeyecek bir şey olan şu 367 numarasını icat edip de işlerin bugünkü noktaya gelmesine vesile olan kimdi peki hatırlayanınız oldu mu? Kanadoğlu'nun cümlesindeki imla hatasına da ayrıca dikkat edin.

(¹) Quasi-Demokrasi: Demokrasi benzeri. Read More!

Optimal Kamu Borcu

dani rodrik'in buyume stratejileri ile ilgili calismasindan bahsederken, makroekonomik istikrari saglamak icin kamu borcunun sabit ve makul duzeyde tutulmasi gerektiginden bahsetmistik. peki bu makul duzey mesela milli gelirin dort kati olabilir mi?

ed prescott'a gore olabilir. hatta makul ne demek, kamu borcunun optimal duzeyi (en azindan avrupa, amerika ve japonya gibi gelismis ekonomiler icin) milli gelirin birkac kati duzeyinde olacak. ne zaman? calisanlardan alinan vergilerle emekli maaslarinin finanse edildigi mevcut sosyal guvenlik sistemleri, yerlerini tamamen tasarruf bazli sistemlere biraktiginda. peki o ne zaman olacak? nufus artis oranlari iyice azalip emeklilik sureleri kisalamadiginda. prescott, kamunun borc stogunu ve butce acigini arttiracak boyle bir reformun, toplumsal refahi arttiracagini iddia ediyor. peki nasil olacak o? calisanlardan alinan ve onlarin calisma isteklerini azaltan vergiler kalkinca olacak. yani prescott'a gore, tum yapilmasi gereken isci gelirlerini vergilendirmeyi birakmak, gecis doneminde yaslilara yapilacak transferler icin butce acigi vermek, ve daha sonra yuksek borc stoguyla yola devam etmek. o zaman gencler daha cok calisacak, uretecek, yasliliklari icin tasarruf edecek, sonunda daha mutlu olacaklar; yaslilar icinse bir sey degismeyecek. peki yuksek kamu borcu sart mi? prescott'a gore, yeni sistemde tum calisanlarin yaslilik icin tasarruf ihtiyacinin karsilanabilmesi icin sart.

akliniza yatmadi mi? sorun degil. greg mankiw'in de kafasina pek yatmamis gibi (en azindan simdilik). ilginizi cektiyse bir de siz bakin isterseniz:

tartismayi baslatan, prescott'in gecen aralik ayinda wall street journal'da cikan "five macroeconomic myths" adli yazisi icin tiklayin. greg mankiw'in yorumu ve prescott'in cevabi icin tiklayin: 1, 2. prescott'in kathryn birkeland ile birlikte yaptigi ve tezlerine dayanak olan akademik calismasi icin tiklayin.

tartisma henuz cok taze. henuz calisma bilimsel bir dergide basilmamis bile. ama bundan on bes sene sonra sosyal guvenlik reformu diye karsimiza cikabilecek bir modelin dogumuna sahit oluyor olabiliriz efendim. tutar mi, tutmaz mi bilmem. ama ya tutarsa? Read More!

Büyüme Stratejileri

bugun size bir makale onerecegim. adi "growth strategies", dani rodrik'e ait ve "handbook of economic growth"ta cikmis. makaleye rodrik'in web sitesinden de ulasmak mumkun: tiklayin

niye oneriyorum bu makaleyi? cunku buyume stratejileri uzerine, lisans duzeyinde ekonomi bilgisi olan herkesin anlayabilecegi bir dilde yazilmis, ulkelerin buyume deneyimlerinden orneklerle bezenmis genel ve bilgilendirici bir calisma. ozellikle buyume ve kalkinmayla ilgilenen iktisat (Iktisat nedir) lisans ogrencilerinin ilgisini cekebilir.

peki rodrik ozetle ne soyluyor?

1. hizli ve surekli buyumenin evrensel gerek sartlari vardir.

micro olcekte, verimliligi saglayacaksin. bunun icin, mulkiyet haklarini iyi tanimlayacak ve koruyacaksin. hukukun ustunlugunu garanti altina alacaksin. iktisadi guduleri (incentives) koruyacak, harekete gecirecek; bireyin ve toplumun cikarlarini ayni hizaya sokacaksin.

makroekonomide istikrar sart. enflasyonu ve kamu borcunu sabit ve makul duzeyde tutacak, bankacilik ve finans sisteminde asiri riskler alinmasinin onune gececeksin.

sosyal politika alaninda istismari ve bosa harcanan kaynaklari en aza indireceksin. bunun icin politikanin hedef grubunu iyi sececek ve uretken guduleri koreltmeyeceksin.

rodrik'e gore kurumsal yapi ve ekonomi politikalari, bu evrensel prensiplerle uyumlu oldugu olcude buyumeye katki saglar.

2. buyumenin recetesi standart degildir. basarili buyume modelleri iclerinde yenilik barindirirlar.

rodrik suna cevap vermeye calisiyor: ozellikle son yirmi yilda, yukaridaki evrensel ilkelere dayanan, ticaretin ve sermaye hareketlerinin serbestlestirilmesi, ozellestirme, deregulasyon, esnek isgucu piyasasi, merkez bankasi bagimsizligi vs. gibi bir dizi kurumsal duzenleme iyi politika ve reform olcusu olarak ortaya cikti. ama ozellikle guney dogu asya'daki basarili kalkinma modellerinde, bu ortodoks modelden ciddi sapmalar goruluyor. ortodoks modeli daha yakindan takip eden guney amerika ulkelerinde ise ayni basari saglanamadi. bu nasil oluyor da oluyor?

rodrik bunu soyle acikliyor: birincisi, basarili uygulama ortodoks oneriden farkli olabilir, ama temel prensiplerle uyumludur. mesela cin'de merkezi planlama olmasina ragmen, ciftcilere devlete olan uretim yukumluluklerinden fazlasini piyasada satabilme olanaginin verilmesi ciftciyi uretmeye tesvik edebiliyor. ikincisi, ortodoks oneri yerel ekonomik, sosyal ve siyasal sartlarla uyumlu olmayabilir. bu yuzden, yukaridaki gibi bir uygulama, siyasal kisitlar goz onune alindiginda cin'deki tarim arazilerini ozellestirmeye calismaktan daha uygulanabilir olabilir.

kisaca standart bir receteyi ya da baskasinin recetesini aynen alip kullanmakla yetinmeyeceksiniz. yerel sorunlariniza temel prensiplerle uyumlu yeni cozumler ureteceksiniz. rodrik'e gore hizli ve surekli buyumenin sirri, ortodoks onerilerle orijinal uygulamalarin ideal bir kombinasyonunu yakalayabilmekten geciyor.

3. buyumeyi surdurmek, buyumeyi baslatmaktan daha zordur.

rodrik, temel prensiplere dayanan reformlarin etkilerini cok kisa surede gosterdiklerini ifade ediyor. yani piyasanin ya da devletin basarisizliklari sebebiyle gercek potansiyelinin altinda bir buyume performansi gosteren ekonomiler, kurumsal yapi ve politikalardaki en ufak bir iyilesmeye ani ve yuksek bir buyume artisiyla cevap veriyorlar. ancak bu artisin surekli olmasi, daha genis capli ve koklu reformlarin ilk dalgayi takip edebilmesine bagli.

rodrik, ana hatlariyla bunlari soyluyor. ben reklamini yaptim; makalenin tamamini okuyup degerlendirmekse size kalmis.

makalenin kunyesi su:
Rodrik, Dani, 2005. "Growth Strategies," Handbook of Economic Growth, Philippe Aghion & Steven Durlauf (ed.), edition 1, volume 1, chapter 14, pages 967-1014, Elsevier. Read More!