Regülasyon Nedir? Deregülasyon Neden Yapılır?

Türkiye’de ekonomi bilgisi kıt ama ekonomi yorumu yapma ve politika üretme iştahı zengin insanların ülkesidir. Cehalet sadece bize mahsus değil, problem Türkiye’deki cahillerin ekonomi politikalarına ve piyasaların işleyişine müdahale edebilecekleri pozisyonlara ahbap-çavuş ilişkileri çerçevesinde ulaşabilmelerindedir. Regülasyon nedir diye merak ediyorsanız hemen söyleyeyim. Regülasyon kendini piyasalardan daha akıllı zanneden insanların piyasalara müdahale ederek mevcut sonuçlardan daha iyi bir sonuç üretmek için harcadıkları beyhude çabaya verilen isimdir. Regülasyonlar çoğu zaman bir çok yan etki doğururlar, bazı durumlarda gerçekten de piyasanın kendi başına bırakılmasından daha iyi sonuçlar da ortaya çıkarabilir ama her durumda kazançlı çıkan tek grup regülasyon kurullarında çalışan göbekli danışmanlar ve uzmanlardır. Regülasyonun temel amacı regülasyonun sonsuza kadar devam etmesini sağlamaktır.

Bir de deregülasyonun neden yapıldığını açıklayalım, ondan sonra örnek vererek detaylara gireriz. Türkiye gibi ülkelerde deregülasyon yapılmaz, en azından isteyerek yapılmaz. Ancak IMF veya AB gibi piyasaların serbestleşmesi taraftarı olan güçlerin zorlamasıyla ayak direyerek yapılır. Yoksa regülasyonu yapanlara bıraksanız hayatta regülasyonlardan vazgeçilmesine evet demezler. Regülasyonun olumlu sonuçlar doğurabileceği piyasa çeşitleri monopol veya tekel ile az sayıda şirketin bulunduğu oligopol piyasalardır. Regülasyon daha çok özel bir şirketin tekel olduğu piyasalarda yapılır. Ancak Türkiye gibi eski devletçi (sosyalist) ülkelerde özel şirketlerden ziyade devlet şirketleri tekel olarak faaliyet gösterdikleri için regülasyonlar ya üstü kapalı olarak yapılır ya da vatandaş 80 sene devlet tekeliyle yaşamak zorunda kalır. Sosyalist devletlerde deregülasyon sürecine ise “özelleştirme” denilir. Umarım kavramlar az çok anlaşılmıştır, şimdi bir örnekle açıklayalım.

Geçen hafta Ulaştırma Bakanlığının şehirler arası otobüs biletleri için taban fiyat uygulamaya başlamasi bir regülasyondur. Devlet piyasada ortaya çıkan fiyatlar yanlıştır, kötülük içermektedir diyerek tüm şehirler arasında uygulanabilecek minimum bilet satış fiyatını belirlemişti. Ben de bunun üzerine”Kamil Koç- Metro, şehirlerarası otobüs bileti fiyatları” başlıklı bir yazı yazarak devletin yaptığı bu düzenlemenin yanlış olduğunu, korunmaya çalışılan küçük şirketlerin bu işten karlı çıkamayacağını, kaybedenin ise tüketiciler olacağını söylemiştik. Daha sonra yazıya yapılan yorumlarda da görüşlerimizin detaylı olarak açıklamıştık. Ortaya sürdüğümüz iki tane iddia vardı.

Birincisi, ekonomisinin yarısı kayıtdışı olan Türkiye’de problem kanun konulması değil, kanunların uygulanmasıdır. Kanunlar uygulanmıyorsa yeni kanunlar veya kurallar çıkararak kanunların uygulanmasını sağlayamazsınız. Biz de bu düşünceden hareketle otobüs şirketlerinin Ulaştırma Bakanlığının belirlediği taban fiyatlarının altında bilet satmaya devam edeceğini, kurallara uyan şirketlerin ise fiyatlarını gerektiği durumlarda düşerecemeyeği için de belli hatlarda tüketicilerin zarar göreceğini belirttik. Tartışmayı yaptığımız okurumuz ise kendisinin 20 yıldır haftada iki gün otobüs yolculuğu yaptığını ve otobüs şirketlerinin taban fiyatlara uyacaklarını belirtterek bize karşı çıkmıştı.

Buna karşılık ise biz ikinci iddiamızı ortaya attık. Ona geçmeden önce Ulaştırma Bakanlığının müdahalesine rağmen Istanbul-Edirne arasında 15,5 TL’nin altına satılmaması gereken otobüs biletlerinin 10 TL’ye satıldığına ilişkin Hürriyet’in haberine dikkatinizi çekmek istiyorum. Yorum yapmaya gerek yok.

Ikinci iddiamız ise şuydu. Şirketler fiyatları düşeremiyorlarsa o zaman kaliteyi ve sundukları ikramları arttırarak devletin fiyat kısıtlamasını delebilirler. Ne tür faaliyetlerde bulunabilirler bunu hayal gücünüze bırakıyorum, dikkatinizi çekmek istediğim nokta tüketicilerin sadece fiyata değil, fiyat/kalite oranına bakarak karar verdikleridir. Bu verdiğimiz örnekten de görebileceğiniz üzere devlet piyasalara müdahale etse dahi istediği sonuçları elde edebilecek bir mekanizma kurması çok kolay değil. Türkiye’deki gibi amatörlerin yaptığı düzenlemelerin ise hüsranla sonuçlanması kaçınılmaz. Devletin asli görevi kanunları yapmak ve uygulamaktır. Daha bu konularda bir çok eksikliğimiz var, zaten bu eksiklikler yüzünden ortaya da başka bir çok problem çıkıyor. O problemleri sözde çözmek için bir çok budalaca yeni kanun ve kural ortaya atıyoruz. Sonra onlar başka “önceden tahmin edilemeyen” problemler yaratıyor ve nihayetinde ülkenin kanunları ve kurallarını muhasebeci ve avukat gibi uzmanlardan başka kimse anlamıyor, onların da ufak bir azınlığı her şeyi tam olarak kavrıyor zaten.

Adalet sistemini, vergi sistemini, kanunları ve kuralları basitleştirmemiz, uygulanmasının ve yavaşlatılmasının önündeki engelleri kaldırmamız gerekiyor. Yeni kanunlara ihtiyacımız yok, eskilerinden kurtulsak yeter.

Not: Bu konuyla ilgili baska budalaca bir ornege Stresabi sitesinden ulasabilirsiniz. Hatta gitmisken adalet uzerine su yaziyi, devlet arpaligi TRT hakkinda su yaziyi, devletin etik davranmayan kendi yoneticilerini cezalandirmada acizligini gosteren su yaziyi, Diyanet işleri baskanligi isimli diger bir milyar dolarlik israf hakkindaki su yaziyi da okuyun.

4 Yorum Var.:

çağatay dedi ki...

Sn. editör;
1 gün eksiği ile ara bitti mesaiye devam.Tartışmayı takip edenler için bunu belirtmek durumundayız.
Yazının ilk iki cümlesini önemsiyorum.
İstanbul-Edirne hattını örnek vermeniz tesadüfün iğne deliği olmuş.
Bahsettiğim ara edirnede geçti.
Her türlü yazı ve yorumumu kişiselleştirmemeye özen gösteririm ancak bu yazıyla alakalı bu prensibi teğet geçme durumundayım. çünkü bir önceki yazıda bahsettiğim 20 yıllık seyahatler edirneden başlayıp aktarmalı olarak yurdun muhtelif yerlerine devam etmekteydi. Bu tecrübeden yola çıkarak yorumlarımda bahsettiğim kaymaklı hatlardan kasıt ise edirne-istanbul hattıdır ki bu otobüs hattındaki tecrübelerim 24 yıl evvelinden ünversite hayatına kadar uzanmaktadır.
Tesadüf ki tartışmaya mola vermeme sebep ise yine edirneye olan seyahatimdir.
Madem ki edirne-istanbul hattından örnekle mevzuya atıfta bulunmuşunuz bu hattın hikayesini özetlemekte fatda var.
Şehrin coğrafi konumu itibarı ile e yıllarca ülkenin en karlı hatlarından biri olan bu hatta uzun yıllar yerli firmalar rantı paylaştıktan sonra en son yerel bir firma (volkan) piyasaya hakim olarak işin kaymağını bir müddet yedikten sonra daha önceki yorumlarda bahsedilen M firması bu ballı hatta rekabete girmiştir.Konuyla ilgili bir önceki yazınızdaki yorumunuzda ''Diyelim ki mafya var ve bu mafya mevcut sirketlerin rekabet etmesine izin veriyor ama yeni sirketler girmeye calisinca otobuslerin tekerlerini kursunlayip yeni sirketlerin girmesine izin vermiyor olsun''diyorsunuz.
Madem ki örneğimiz somut üzerinden devam edelim; M firması bu hatta ilk girmeye çalıştığında bu rekabetle alakalı olarak yorumunuzdaki gibi yerel firmanın sahibi (gerekirse ismini de verebilirim yakinen de tanırım)terminalde kurşunlanmıştı ve hedefi tutmamıştı.Yani yorumunuzdaki gibi bu rekabette otobüs tekerlerinden önce firma sahipleri hedef oluyor konu bu derece basite indirgenemeyecek kadar ciddi ve bir anlamda asayiş sorunu.Devamında M firması yıllarca terminale sokulmadı ve nihayetinde büyük balik küçük balığı yutamadı ve sembolik olarak mafya güçleri oranında şirket evlenmesi oldu yeni firmanın adı volkan-metro kondu.Siz şimdi bunu da iktisat teorileri ile açıklamaya çalışırsınız ama işin gerçeğini bilenler bu evlilikte orman kanunlarının geçerli olduğunu bilirler.Dün itibarı ile rekabete ulusoy da girdi ve fiyatlar bahsettiğiniz üzere 15.5 olması gerekirken ulusoyun her yerde 5 tl ye istanbul diye pankartları şehri süslüyor.ulaştırma bakanlığını kararının da henüz uygulanmamış olması da ilginç anvak yine de illegal yapılanmanın en etkin şekilde hakim olduğu kara ulaştırması sektöründe rekabet föktörünü iktisadi analizler ile açıklamak çok tutarlı değil.

Editor dedi ki...

Sayin Cagatay,

Mafyanin olmasi ya da olmamasi bizim ekonomi teorisini kullanmamizi engellemez. Iktisat teorisi ne diyor?

1. Mafya probleminin cozumu ulastirma bakanliginda degil, adalet ve icisleri bakanligindadir.

2. Ulastirma bakanliginin taban fiyat uygulamasi yanlistir. Diger yazida da anlattigimiz durum bu idi.

Siz ve bir kac baska yorumcu hatali bir sekilde mafyanin faaliyet gostermesinin veya Turkiye'nin "kendine has diger kosullari" yuzunden yaptigimiz analizin hatali oldugunu belirttiniz. Normalde ustunde durmam ama bu sefer hadi bir tartismaya girelim dedim. Digerlerinin sesi cikmadi geriye bir siz kaldiniz. Siz de guzel anekdotlar sunuyorsunuz ama sonucu etkilemiyor maalesef. Ulastirma bakanligi taban fiyat uygulayarak yanlis yapmistir.

admin dedi ki...

bişey öğrenmeye geldim, gereksiz yorumlar arasından bilgiyi ayıklıyorum. Banane türkiy'de herkesin kendini ne sandığından lanet.

vacit karagulmez dedi ki...

sayın çağatay arkadaşım iktisat maliye mezunuyum.teoriler ve kuramlar analizlerin istatistik verilerine göre bakılarak ve ölçüler dahilinde yeni kuramlar yapılır.senin söylemek istediğini ben tekirdağ, uzunköprü ve havsa meriç karahalil inece şarköy gibi yerlerde müşteri toplamak için firmalar arasında rekabetler yapılır.ve daha sonra daha çok firmalar güçlerini birleştirerek vatandaştan kat kat o önceki maliyetleri çıkarırlar.önemli müşteri memnuniyeti kaliteli hizmetle sağlanır.ucuz etin yahnisi pek olur arkadaşım.bu da türk halkının nedense kaderidir.biz bu orman kanunları ile hareket ettikçe toplumun değer yargıları da değişmez.yabancı firmalar müşteri kaybetmektense para kaybetmeyi tercih etmekte.bizim firma sahipleri ise karımı daha ne kadar çok maksimize edebilirim diye düşünür.keşke istisnalar kaideleri bozmuş olsaydı siz haklı çıkardınz.