Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fenerbahce Sikeden Dolayi Kume Duser mi?

Turkiye'deki kanunlara gore sike yapan bir takim alt lige dusurulur. Radikal gazetesinin spor muduru "Hukuk herkes icin gecerliyse ve suc sabit gorulmusse elbette Fenerbahce kume dusurulur" seklinde bir yorum yapmis.

Bu konuyla ilgili en guzel yorumu eski cumhurbaskanimiz Suleyman Demirel "demokrasilerde care tukenmez" diyerek yapmisti. Ben size soyleyeyim, bir yolu bulunur, ne yapilir ne edilir ve Fenerbahce kume dusurulmez. Kume dusurulmeyi birakin sampiyonlugu bile elinden alinmayabilir. Aziz Yildirim da cok endiselenmesin, panik atak falan gecirmesin, bir yolu bulunur. Turkiye'deki adalet sisteminin ne oldugu bellidir. Sivas'ta insanlari diri diri yakanlar, Susurlukta Mercedes icerisinde dolasanlar, Marmaris'te resim yapanlarin sonunu hepimiz biliyoruz.  O yuzden Fenerbahce taraftari yuregini serin tutsun, bir caresi bulunur.

Futbolda sike sorusturmasi ile ilgili diger haberlerimiz:
Turk futbolunda akla gelmeyecek olay
Aziz Yildirim Panik Atak Gecirmis
Fenerbahce'den Sike Haberlerine Sansur Talebi
Futbolda Sike Sorusturmasinin Agina Ibrahim Akin Da Yakalanmis Read More!

Aziz Yildirim Panik Atak Gecirmis

Aziz Yildirim'in adli durumu ciddi galiba. Futbolda sike sorusturmasi sebebiyle ifade everen Aziz Yildirim rahatsizlanmis ve Istanbul Universitesinde kendisine anjiyo yapilmis. Oysa anjiyo sonucunda Yildirim'in anjiyoluk bir durumunun olmadigi anlasilmis. Bizim pek tip bilgimiz yok ama olsun, nasilsa Turkiye'de ekonomiden anlamayanlar ekonomi kose yazarligi yapiyor, biz de tiptan anlamadan saglik konularinda yorum yapalim.

Aziz Yildirim muhtemelen bir panik atak geciriyordur. Adam da bizim gibi sike sorusturmalari sonucunda saskina donmustur. Kimin aklina gelirdi ki Turkiye'de sike iddialari ciddi bir sekilde sorusturulacak. Simdi icime bir korku dustu. Yarin bir gun bu patavatsizlar vergi kaciranlari da sorusturma kapsamina alirlarsa birakin 25-30 kisiyi 25-30 Milyon kisi hapishaneyi boylayabilir.

Bu arada Fenerbahce bu sike sorusturmasi kapsaminda ligden dusurulsun bir daha oy kullandigim zaman oyumu Tayyip Erdogan'a verecegimi buradan acikca ifade edeyim. Vergi kacirmayi sona erdirsinler, omur boyu oyum AKP'nindir. Read More!

Turk Futbolunda Akla Gelmeyecek Olay Oldu

Yok futbolda sike yapilmasindan bahsetmiyorum, Turk futbolunda, borsasinda, is dunyasinda, egitim sisteminde, vb. bir cok kurumda sike yapildigini bir dagdaki cobanlar bilmiyor. Turk futbolunda akla gelmeyecek olay sike yapanlarin gercekten sorusturulmasi olmus. Hic aklima gelmezdi dogrusu.

Bugun Fenerbahce yakalanmis ama tek sike yapan kulup Fenerbahce degil ki. Gecmiste biz ne sikeler gorduk. Galatasaray sampiyonun averajla belirlendigi son hafta Ankaragucu'nu 8-0 yenmisti. Ayni Ankaragucu Fenerbahce'den 6 tane yedi bu sene. Besiktas'in son hafta ciktigi bir macta Bursaspor'u dusurmesi yillarca husumete yol acan bir olay olmustu.

Bakalim bu sorusturmanin sonunu getirebilecekler mi yoksa adli sistemimizde baska bir tur sike ile mi karsi kalacagiz zaman gosterecek. Read More!

Yasadisi Insider Trading

Insider'larin yaptiklari islemleri takip ederken ara ara burnunuza cok pis kokular gelir. Mesela gecen hafta Chevron Atlas isimli bir dogalgaz sirketini satin alacagini duyurdu ve bir anda bir cok dogalgaz sirketinin piyasa degeri %5 civarinda yukari gitti. Bundan daha dogal bir sey olmaz zaten. Piyasaya yeni bir haber geldigi zaman bu haber sirketlerin piyasa degerini etkiler.

Problem bu haberin aciklanmasindan bir gun once EQT isimli sirkette yonetim kurulu uyesi olan bir kisinin 10000 tane EQT (bir dogalgaz arama sirketi) hissesi satin almasinda. Bu adamin 30 yillik bu sektorde is tecrubesi var, muhtemelen tanimadigi insan yoktur. Hayatinda simdiye kadar daha once calistigi veya yonetim kurulu uyeligi yaptigi hic bir sirketin hisse senedini piyasaya cikip almamis. Durup dururken yaklasik $400 bin dolarlik islem gerceklestirmesi, hele hele bunu bu sektor icin onemli bir haberin aciklanmasindan saatler once yapmasi acikcasi bizde suphe uyandirdi. Bu tur islemler yasadisi insider trading kapsamina girebilir.

Bu konunun diger detaylarini ogrenmek icin Insider Monkey blogunda yayinlanan Coincidence or Borderline Legal Insider Trading baslikli yaziyi okumanizi oneririz. Read More!

Insider Trading Nedir?

Insider trading sorusuna cevap vermeden once insider nedir soyleyelim. Sirketlerin en tepesindeki yoneticilerle yonetim kurulu uyelerine ve sirketin %10'dan daha buyuk ortaklarina insider denir. Bu kisiler sirketle ilgili olan biten halka acik olmayan bir cok bilgiye sahiptirler. O yuzden de bu kisilerin halka acik olmayan bilgileri kullanarak alim satim yapmalari ve kar elde etmeleri yasaklanmistir.

Insider'larin yaptigi alim satim islemlerine insider trading denir. Bu konuda daha sonra bir cok aciklayici yaziya dikkatinizi cekecegim. Turkiye'de insider trading konusunda kanunlar bulunsa da bunlarin tam anlamiyla uygulandigini soyleyemeyiz. Mahkemelere intikal eden pek insider trading vakasiyla karsilasmamamiz buna isaret ediyor zaten. Benim bildigim en bariz insider trading vakasi zamanin Merkez Bankasi baskani olan Gazi Ercel'in devaluasyon yapmadan once dolar almasidir. Adama bu davranisindan dolayi bir madalya takmadigimiz kalmisti resmen... Read More!

Vergi Dairesi Müdürü: Vergi Kaçırmak Suç mudur?

Tekirdağ Vergi Dairesi Müdürü vergi kaçırmış iddiaları ortaya atılmış. Hem vergi dairesi müdürünün hem de evi satın alan kişinin ifadesini almışlar ve evin 180 bin TL’ye satıldığı ortaya çıkmış. Vergi kayıtlarına bakmışlar ve evin satış bedelinin 10 TL olarak beyan edildiğini belirlemişler. Bunun da devlete toplam kaybının 8 bin 923 TL olduğu tespit edilmiş. Türkiye’de vergi kaçırmak suç mudur? Suç ise cezası nedir?

Benim vergi ve vergi affı konularında bilgim biraz kıttır. Mesela her ekonomik krizde “varlık barışı”, “vermediysen yanına kar kalsın”, “nazar etme ne olur, çal senin de olur” gibi isimler verilerek geçmişte suç işlemiş kişilerle anlaşma yapılarak vermeleri gereken verginin %3-5 gibi bir rakamını vermeleri karşılığında af edilmişlerdir. Yani her ne kadar şimdiki mevzuat devletin vergi kaybının 8 bin 923 lira olduğunu söylese de uygulamada ancak bunun %5’ine karşılık gelen 400-500 lira gibi bir rakam vergiden kaçırılmış oluyor aslında. Bunun için de soruşturma yapmaya, soruşturmayı yapan adamlara ekstradan yolluk, harç, fazla mesai gibi ödemeleri yapmayı haklı çıkarmıyor bana kalırsa. Pire için yorgan yakıyoruz. Tekirdağ Vergi Dairesi Müdürünü şikayet eden adam derhal doğuya sürülmeli ki, bir daha bu tür toplumun gelenek, örf ve adetlerine ters davranış içerisine girmeye teşebbüs edecek insanlara iyi bir mesaj gönderilmiş olsun. Vergi Dairesi Başkanı Istanbul veya Ankara’ya, hiç olmazsa Izmir’e tayin edilerek terfi ettirilmelidir.

Koskoca vergi dairesi başkanından daha iyi kim bilecek hangi vergiyi kaçırmanın yasal olduğunu, hangisini kaçırmanın suç olduğunu? Read More!

Regülasyon Nedir? Deregülasyon Neden Yapılır?

Türkiye’de ekonomi bilgisi kıt ama ekonomi yorumu yapma ve politika üretme iştahı zengin insanların ülkesidir. Cehalet sadece bize mahsus değil, problem Türkiye’deki cahillerin ekonomi politikalarına ve piyasaların işleyişine müdahale edebilecekleri pozisyonlara ahbap-çavuş ilişkileri çerçevesinde ulaşabilmelerindedir. Regülasyon nedir diye merak ediyorsanız hemen söyleyeyim. Regülasyon kendini piyasalardan daha akıllı zanneden insanların piyasalara müdahale ederek mevcut sonuçlardan daha iyi bir sonuç üretmek için harcadıkları beyhude çabaya verilen isimdir. Regülasyonlar çoğu zaman bir çok yan etki doğururlar, bazı durumlarda gerçekten de piyasanın kendi başına bırakılmasından daha iyi sonuçlar da ortaya çıkarabilir ama her durumda kazançlı çıkan tek grup regülasyon kurullarında çalışan göbekli danışmanlar ve uzmanlardır. Regülasyonun temel amacı regülasyonun sonsuza kadar devam etmesini sağlamaktır.

Bir de deregülasyonun neden yapıldığını açıklayalım, ondan sonra örnek vererek detaylara gireriz. Türkiye gibi ülkelerde deregülasyon yapılmaz, en azından isteyerek yapılmaz. Ancak IMF veya AB gibi piyasaların serbestleşmesi taraftarı olan güçlerin zorlamasıyla ayak direyerek yapılır. Yoksa regülasyonu yapanlara bıraksanız hayatta regülasyonlardan vazgeçilmesine evet demezler. Regülasyonun olumlu sonuçlar doğurabileceği piyasa çeşitleri monopol veya tekel ile az sayıda şirketin bulunduğu oligopol piyasalardır. Regülasyon daha çok özel bir şirketin tekel olduğu piyasalarda yapılır. Ancak Türkiye gibi eski devletçi (sosyalist) ülkelerde özel şirketlerden ziyade devlet şirketleri tekel olarak faaliyet gösterdikleri için regülasyonlar ya üstü kapalı olarak yapılır ya da vatandaş 80 sene devlet tekeliyle yaşamak zorunda kalır. Sosyalist devletlerde deregülasyon sürecine ise “özelleştirme” denilir. Umarım kavramlar az çok anlaşılmıştır, şimdi bir örnekle açıklayalım.

Geçen hafta Ulaştırma Bakanlığının şehirler arası otobüs biletleri için taban fiyat uygulamaya başlamasi bir regülasyondur. Devlet piyasada ortaya çıkan fiyatlar yanlıştır, kötülük içermektedir diyerek tüm şehirler arasında uygulanabilecek minimum bilet satış fiyatını belirlemişti. Ben de bunun üzerine”Kamil Koç- Metro, şehirlerarası otobüs bileti fiyatları” başlıklı bir yazı yazarak devletin yaptığı bu düzenlemenin yanlış olduğunu, korunmaya çalışılan küçük şirketlerin bu işten karlı çıkamayacağını, kaybedenin ise tüketiciler olacağını söylemiştik. Daha sonra yazıya yapılan yorumlarda da görüşlerimizin detaylı olarak açıklamıştık. Ortaya sürdüğümüz iki tane iddia vardı.

Birincisi, ekonomisinin yarısı kayıtdışı olan Türkiye’de problem kanun konulması değil, kanunların uygulanmasıdır. Kanunlar uygulanmıyorsa yeni kanunlar veya kurallar çıkararak kanunların uygulanmasını sağlayamazsınız. Biz de bu düşünceden hareketle otobüs şirketlerinin Ulaştırma Bakanlığının belirlediği taban fiyatlarının altında bilet satmaya devam edeceğini, kurallara uyan şirketlerin ise fiyatlarını gerektiği durumlarda düşerecemeyeği için de belli hatlarda tüketicilerin zarar göreceğini belirttik. Tartışmayı yaptığımız okurumuz ise kendisinin 20 yıldır haftada iki gün otobüs yolculuğu yaptığını ve otobüs şirketlerinin taban fiyatlara uyacaklarını belirtterek bize karşı çıkmıştı.

Buna karşılık ise biz ikinci iddiamızı ortaya attık. Ona geçmeden önce Ulaştırma Bakanlığının müdahalesine rağmen Istanbul-Edirne arasında 15,5 TL’nin altına satılmaması gereken otobüs biletlerinin 10 TL’ye satıldığına ilişkin Hürriyet’in haberine dikkatinizi çekmek istiyorum. Yorum yapmaya gerek yok.

Ikinci iddiamız ise şuydu. Şirketler fiyatları düşeremiyorlarsa o zaman kaliteyi ve sundukları ikramları arttırarak devletin fiyat kısıtlamasını delebilirler. Ne tür faaliyetlerde bulunabilirler bunu hayal gücünüze bırakıyorum, dikkatinizi çekmek istediğim nokta tüketicilerin sadece fiyata değil, fiyat/kalite oranına bakarak karar verdikleridir. Bu verdiğimiz örnekten de görebileceğiniz üzere devlet piyasalara müdahale etse dahi istediği sonuçları elde edebilecek bir mekanizma kurması çok kolay değil. Türkiye’deki gibi amatörlerin yaptığı düzenlemelerin ise hüsranla sonuçlanması kaçınılmaz. Devletin asli görevi kanunları yapmak ve uygulamaktır. Daha bu konularda bir çok eksikliğimiz var, zaten bu eksiklikler yüzünden ortaya da başka bir çok problem çıkıyor. O problemleri sözde çözmek için bir çok budalaca yeni kanun ve kural ortaya atıyoruz. Sonra onlar başka “önceden tahmin edilemeyen” problemler yaratıyor ve nihayetinde ülkenin kanunları ve kurallarını muhasebeci ve avukat gibi uzmanlardan başka kimse anlamıyor, onların da ufak bir azınlığı her şeyi tam olarak kavrıyor zaten.

Adalet sistemini, vergi sistemini, kanunları ve kuralları basitleştirmemiz, uygulanmasının ve yavaşlatılmasının önündeki engelleri kaldırmamız gerekiyor. Yeni kanunlara ihtiyacımız yok, eskilerinden kurtulsak yeter.

Not: Bu konuyla ilgili baska budalaca bir ornege Stresabi sitesinden ulasabilirsiniz. Hatta gitmisken adalet uzerine su yaziyi, devlet arpaligi TRT hakkinda su yaziyi, devletin etik davranmayan kendi yoneticilerini cezalandirmada acizligini gosteren su yaziyi, Diyanet işleri baskanligi isimli diger bir milyar dolarlik israf hakkindaki su yaziyi da okuyun. Read More!

Öğrencileri Eğitmek Kolay, Öğretmenleri Kim Eğitecek?

Efendim Kayseri’de bir okul müdürü öğrencilerini cetvelle sıra dayağından geçirirken görüntülenmiş. Veliler de “okul müdürümüzü görevden almayın” diye kampanya yapıyorlarmış. Görüntüler kesinlikle yanlıştır, külliyen iftira, muhtemelen videodaki kişi okul müdürüne benzeyen Yunanlının tekidir. Türkiye’de dayak ve işkence gibi çağdışı uygulamalar kesinlikle yoktur, gazetelerde ara ara gündeme getirilen olaylar da münferittir. Sistematik bir problem ise hic yoktur.

Sistematik problem Yunanistan’da vardır. Ben oradan örnek vereyim. Yunanistan’da konuştuğum Yunanlı hocalar dayağın öğrencinin eğitiminin ve disiplininin bir parçası olduğunu düşünüyorlar. Kimi hocalar kendilerini en çok dayak attıkları öğrencilerinin sevdiğini söyleyerek övünüyorlar, kimi hocalar da “biz babasından ve annesinden daha az dövüyoruz” diyerek konunun önemsiz olduğunu söylüyorlar. Ayrıca Yunanistan’da dayak olayı sadece okulla da sınırlı değil, dayak önce evde başlıyor, evden sonra okulda, okuldan sonra askerde, sivilde ise polisler tarafından özlem duyanlara dayak atılıyormuş. Yunanlılardaki çağdışılığı görüyor musunuz? Amerika’da bir öğrenciye elinizi kaldıracaksınız, bırakın meslekten atılmayı darp etmekten bir kaç yıl hapis yatarsınız.

Sanki çocukları disiplin etmenin başka yolu yok. Dayakçı Yunanlı hocalar da geçmişin dayak yiyen öğrencileri, ne gördülerse onu uyguluyorlar. Yarın, bugün dayak yiyen öğrenciler büyüyüp polis olacak, asker olacak, öğretmen olacak, işkenceye devam edecek. Kültür dedikleri bu olsa gerek. Bu işkence zincirini kırmanın yolu ise bugünün zorbalarını işkence yapmaktan caydırmaktan, eğitmekten geçiyor. Öğretmenleri, askeri, polisi nasıl eğiteceğiz, nasıl disiplin edeceğiz?

Tabii bunlar Türkiye’nin sorunları değil, bahsettiğim kahpe Yunanistan’ın sorunları. Herkesin problemi kendini bağlar. Bir de Yunanlıların rüşvet ve vergi kaçırma gibi problemleri vardı. Sanırmısınız ki bu problemlerin çözümü birbirinden bağımsızdır. Birini çözen diğerini de çözer. Problem çözümün ne olduğunda... Read More!

Bürokrasi ve Rüşvet: Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya

Bloomberg’de bugün Yunanistan’ın içerisinde bulunduğu, Türkiye’nin 2001 yılında yaşadığı duruma hiç benzemeyen durumu tartışan bir haber yayınlanmış. Zeytinyağı üreticisi Aris Kefaloğlu isimli bir girişimci bir şirket kurmak için kalabalık hükümet binalarında devlet memurlarının kendisinden işini yapmak için rüşvet istediğini, şirket açmak için gereken imzaların her birinin de rüşvet verilmediği taktirde süresiz bir şekilde uzadığı, uzatıldığını anlatıyor. Aris “rüşvet devlet bürokrasisinin bir sonucudur” şeklinde bir ifadede bulunuyor.

Tabii Türkiye bu konularda dünyanın en önde giden ülkelerinden bir tanesidir. Bizde bürokrasi minimum seviyededir, ve gereksiz hiç bir bürokrasi yoktur. Devlet memurları da girişimcilere ellerinden gelen her türlü yardımı rüşvet beklemeden yaparlar. Yani bürokrasi ve rüşvet konusunda çok şanslıyız. Bu söylediklerimin aksini iddia eden varsa elinde belgelerle ortaya çıksın ve mahkemede ispatlasın.

Öte taraftan Osmanlı Devletinin Avrupa’daki diğer büyük parçaları olan Bulgaristan ve Romanya da rüşvet ve bürokrasi konusunda Yunanistan’la beraber Avrupa’nın en kötü ülkeleriymiş. Tam anlamıyla tesadüf. Bu ülkelerin kültürlerinin ve insanlarının, iş ahlakının birbirine çok benzediğini iddia edenler de yanılıyorlar. Her ülke farklıdır, başka ülkelerin sorunları bizim sorunlarımıza benzemez, onların buldukları çözümler de bizde uygulanamaz. Herhangi bir değişime karşı çıkan, ya değişmekten korkan ya da mevcut sistemin kanını emen vampirlerin bu bahsettiğim bahaneyi reformlara veya ülkenin problemlerine karşı sunulan çözümlere karşı her fırsatta sıralaması yanlış oldukları anlamına da gelmez.

Yunanistan’daki diğer önemli bir problem de vergi kaçakçılığı imiş. Yunanlılar ödemelerinin çoğunluğunu nakit olarak yapıyorlarmış ve fiş istemiyorlarmış. Muhtemelen satıcılar da fiş istendiği takdirde daha yüksek bir fiyat talep ediyorlardır. Yunanistan’a hiç gitmedim ama nedense böyle olduğunu tahmin edebiliyorum. Türkiye’de ise her şey kitabına göre yapılır, vergi kaçırmak, hele hele fiş istememek insanların akıllarından dahi geçmez. Herkes kayıtiçi çalışır, yasal zorunluluk olmasına rağmen bazı işverenler iş ilanlarında SSK+sigorta gibi imkanları verdiğini bilgilendirme amaçlı iş arayanlara duyurur. Yunanlılar çok şanssız yahu, biz onlardan çok farklı bir ülke olduğumuz için bu sorunlarla uğraşmıyoruz Allahtan.

Yunanlılar rüşvet problemlerinin geçmişten gelen bir problem olduğunu belirterek suçu Osmanlılara atmışlar ama bana sorarsanız rüşvetin Türklerle bir alakası yok, olsa olsa Bizanslılardan kalmadır. Örnek olarak adamın bir tanesinin bölgenin valisine rüşvet vererek tarihi Parthenon tapınağındaki mermerleri çalıp götürmesini vermişler. Mermerlerin yarısı Ingiltere’de müzede bulunmuş ama Ingilizler geri vermiyormuş. Türkiye’de bu tür problemler de hiç olmamıştır, bütün tarihi eserlerimiz yerinde duruyordur, geçmişte çalınanlar olmuşsa da Ingilizler ve Almanlar taleplerimiz üzerine tüm eserleri anında iade etmişlerdir.

Yunanlar içerisinde bulundukları krize çözüm olarak turizm gelirlerinin arttırılmasını önermişler. Çok zekice bir öneri. rögnüG sarU ve tiğiY tuluB isimli iki tane Yunanlı ekonomist de IMF’den veya yabancı devletlerden problemin çözümü için kaynak alınmamasını savunmuslar, faizlerin düşürülüp kurların değerinin yükseltilmesi ve ihracatın arttırılması yoluyla problemlerinin şipşak çözüleceğini söylemişler. Gerçi faiz düşürüp kurları yükseltme fikrinin kendilerinin değil egE nesnaC isimli başka bir Yunanlı ekonomistin fikri olduğunu da sözlerine eklemişler.

Yunanlılarla 600 yıl birlikte yaşamış olmamıza rağmen onlarla ortak özelliklerimiz olmaması gerçekten büyük şans. Baksanıza yolsuzluk adamlarda, üçkağıtçılık adamlarda, rüşvet adamlarda, bürokrasi ve kabız ekonomik büyüme adamlarda. Bunların üzerine bir de elde ettikleri vergi gelirlerinden çok daha fazlasını popülizm yaparak harcayıp iyice pisliğe batıyorlar. Yunanistan’a bakıp ders alalım diyeceğim ama adamlar bize benzemiyorlar; biz zaten bu tür problemlerin içerisine hayatta düşmeyiz. O yüzden okumaya, öğrenmeye ve boş yere vakit kaybetmeye gerek yok. Read More!

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

Türkiye’de yazarların ve sanatkarların haklarını korumak üzere yürürlükte olan kanunun adı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’dur. Ben bu kanunun detaylarını çok iyi bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ise bu da bu kanunun Amerika’da yürürlükte olan kanundan çok farklı olmadığıdır. Wikipedia’ya göre bunun nedeni Türkiye’nin yakın bir geçmişte Avrupa’ya yaranmak için bu kanunlarını güncellemesiymiş:

Turkey is revising its intellectual property rights laws in order to align them with WIPO standards.[1] Turkey is a party to the Berne Convention, the Rome Convention and the TRIPS Agreement. Turkish copyright law was made compliant with these treaties after its 1995 and 2001 amendments.

Amerika’da copyright kanunlarının nasıl işlediğini özetleyeyim: Birincisi, başkasının yazdığı bir yazıdan alıntı yapma hakkınız vardır. Buna iktibas serbestisi deniyor. Ancak alınabilecek miktar bir kaç cümle ile bir iki paragraf ile sınırlı sadece ve kaynak göstermeniz gerek. Bir yazının tamamını kaynak göstererek almak ise yazarın haklarını gasp kapsamına giriyor ve yazara sizi dava etme hakkı veriyor. Ancak yazarın mahkemede isteyebileceği maksimum tazminat miktarı yazının piyasa değerinin 3 katını (Türkiye’deki kanunlara göre) aşamıyor. Yazının bir müddet yayınlandıktan sonra kaldırılmış olması ise suç unsurunu ortadan kaldırmıyor. Şuradaki hukuk sitesinde yazanlara göre ise tecavüzcü kişiye hapis cezası verilebiliyormuş:

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

Manevi hakları haleldar edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat ödenmesi için dava açabilir. Ayrıca manevi haklara tecavüz halinde tecavüz eden kişiye iki yıldan dört yıla kadar hapis veya ellimilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar adli para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden hükmolunur. Mali haklara tecavüz halinde de gene hapis ve para cezası öngörülmüştür.”

Ha, söylemeyi unuttum. Amerika’da eserinizin herhangi bir yerine “copyright” ibaresi koymanıza 1978 yılında yapılan değişiklikten sonra gerek kalmamış, koruma ibare olsun olmasın otomatik olarak oluyormuş. Türkiye’de bu durum nedir henüz bilmiyorum ama Türkiye de uluslararası anlaşmalara imza attığına göre ve kanunda da yakın bir zamanda değişiklik yapıldığına göre aynı koşullar geçerlidir diye tahmin ediyorum. Avukatla yapacağımız görüşmeden sonra sizleri bu konuda daha da bilgilendireceğim.

Not: Benim bu blogda yazdigim yazilar yakin bir zamanda Liberte yayinevi tarafindan bir kitap halinde piyasaay surulecek. Eger benim bu kitaptan elde edecegim gelir 5000 TL olursa, bu bana Orhan Yasar Celik'i 15000 TL tazminata kadar dava etme hakki taniyor. Kitap cok tutarda gelirim onbinleri bulursa Orhan'i gozumu kirpmadan iflasa surukleyecegimi acikca ilan ediyorum. Orhan bir de sitesinde "avukatlari" oldugundan bahsetmis, bir zahmet bize avukatlarin adres ve telefonunu atarsa biz de onlarla iletisime gecebiliriz.
Read More!

Mali Suclari Arastirma Kurulu, Vergi Kacakciligi Ihbari

Bizim blogu takip eden bir kac maliyeci ve muhasebeci arkadas var idi. Simdi detaylarina girmeyecegim bir nedenden dolayi vergi kacirdigini dusundugum bir tanidigimi ihbar etmek istiyorum. Internet uzerinden kisa bir arama yaptim, bir kac tane calinti yazilarindan kurulu websitesini dolastiktan ve oradaki linkleri tiklayarak sahiplerine para kazandirdiktan sonra nihayet aradigim web sitesini buldum sanirim. Ama tam emin degilim, size bir danisayim dedim.

Bu konuda Maliye Bakanligi bunyesinde Mali Suclari Arastirma Kurulu diye bir birim varmis. Onlarin sayfasinda soyle deniyor:

Başkanlığımızın görev ve yetkileri 11.10.2006 tarihli ve 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 19’uncu maddesinde düzenlenmiş olup bu kapsamda Başkanlığımız, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 282’nci maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8’inci maddesinde düzenlenen terörün finansmanı suçlarının önlenmesi kapsamında veri toplamak, analiz etmek ve değerlendirmek, araştırma ve inceleme yapmak, aklama veya terörün finansmanı suçunun işlendiğine dair ciddi şüphelerin mevcut olması durumunda konuyu ilgili Cumhuriyet savcılığına intikal ettirmekle görevli ve yetkilidir.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir
Bu sebeple aklama ve terörün finansmanı suçlarıyla ilgili ihbar ve şikayetlerinizin Başkanlığımıza iletilmesi, diğer taraftan vergi, sosyal güvenlik ve diğer konulardaki ihbar ve şikayetleriniz için ilgili kurumlara müracaat edilmesi gerekmektedir.
Vergi ile ilgili ihbar ve şikayetleriniz için Tıklayınız.

Benim sorum su: vergi kaciranlari bu sayfada verilen linki kullanarak sikayet edebiliyor muyuz, yoksa sahsen vergi dairesine gidip dilekce falan vermek mi lazim? Bu konuda beni bilgilendirirseniz cok sevinirim. Ayrica vergi kaciranlara ne tur yaptirimlar uygulandigini da belirtirseniz sevinirim. Read More!

Insider Trading and Turkey's Credit Rating Upgrade by Fitch

Yesterday Turkish stock market increased by almost 4% despite the fact that other emerging markets did poorly. Turkish stock market has been underperforming the EM index recently and there was no apparent reason for a 4% jump in Istanbul Stock Exchange's ISE-100 index. There were rumors that a large foreign buyer has been making large purchases in banking stocks.

Now we know. Fitch upgraded Turkey's credit rating by two notches. If yesterday's trade was not insider trading (bkz. definition of insider trading), then I know nothing about finance. I don't think Turkish regulators have any teeth or desire to investigate this incident. However this is one of the largest scale insider trading incidents I have ever encountered.

I need your help to publicize this as much as possible. If you know which institution did most of the purchasing in banking stocks yesterday and send me the details, I will contact my friends at Bloomberg, Reuters, etc. to announce our findings.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
Insider Trading in Netherlands
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Borsanin dun neden %4 yukseldigi anlasildi. Fitch'in Turkiye'nin kredi notunu yukseltecegi haberi bir gun onceden birilerine sizdirilmis ve bu kisi veya kurum da Turkiye piyasasinin tamamini %4 ziplatacak buyuklukte alimlara imza atmis. Simdi biraz mesgulum, ilk firsatta ufak bir arastirma yapip yazarim. Sizin bu konuda bir bilginiz varsa ve bizlerle paylasirsaniz sevinirim. Ayrica bu haberi bu konuda bilgisi olabilecegini dusundugunuz kisilerle ve medya mensuplariyla paylasirsaniz da iyi olur. Ben hayatimda cok rezalet gordum, boylesini gormedim.
Read More!

Alkollü Araç Kullanımı

Amerika’da her yıl 11-12 bin kişi alkollü araç kullanılmasından dolayı yaşamını yitiriyor. Türkiye’deki rakamlar nasıldır bilmiyorum, varsa da bakmadım. Ama kendi babamdan biliyorum, Türkiye’de alkollü araba kullanan milyonlarca kişi var. Belki bunun bir sebebi “alkol benim araba kullanma kabiliyetimi etkileyemez” şeklindeki erkekliğe toz kondurmama isteği olabilir, belki de başka bir şey. Neticede ülkemizde de bir çok kişi hem alkollü araba kullanılması hem de aşırı hız sonucu yaşamını yitiriyor.

Alkollü araba kullanan kendine zarar veriyor, bize ne türü bir yaklaşım da bu konuda doğru olmaz. Neticede alkollü araba kullanan adam sadece kendisine değil, beraberinde arabasında olan ufak büyük çocuklarına ve karşı yönden seyahet etmekte olan masum sürücülere de zarar verebiliyor. O yüzden bu konunun devlet tarafından düzenlenmesi ve problemin hafifletilmesi gerekiyor. Mesela geçen hafta New York eyaleti yeni bir kanun geçirerek bu konuda medyaya göre radikal, bana göre ise geç kalmış ve yeterli olmayan adımlar attı. Birincisi alkollü araç kullanan ve arabasında 16 yaşından küçük taşıyan kişilere 4 yıla kadar hapis cezası verilmesi. İkincisi alkollü araç kullanırken yakalananların araçlarına özel cihaz taktırarak arabayı her çalıştırmadan önce bu cihaza üflemeleri zorunluluğu (eğer alkol çıkarsa araba çalışmıyor bu durumda). Ekonomi Türk

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Arabada çocuk varken alkollü araç kullanılmasına ciddi hapis cezasının getirilmiş olması önemli, bu çocukların hayatına ne kadar değer verdiğimizi gösteriyor. Peki büyüklerin ve karşı yönden seyahat etmekte olanların hayatının değeri? Alkollü araç kullanmanın mazereti olmaz, dolu tabancayla toplum içerisinde dolaşmaya benzer bu, ne zaman patlayacağı belli olmaz. O yüzden her türlü alkollü araç kullanılmasına ciddi hapis cezaları verilmesi gereklidir kanımca. Sadece 1-2 kadeh içenlerin ceza sınırından bir iki yudum daha fazla alkol almaları yüzünden yıllarca hapis yatmaları doğru mu peki? Birincisi bu kişiler kendilerini böyle durumlara karşı korumak için alkol üfleme cihazlarından alabilirler. Hatta bir süre sonra otomobil üreticileri bu cihazları arabalara kendiliklerinden takacaklardır. Böylece ufak bir hata yüzünden yıllarca hapis yatmanın önüne geçilebilecektir.  Diğer türlü alkol sınırının az üstünde olmanız sizi güvenli bir sürücü yapmaz, sınırı geçmişseniz tehlikelisinizdir.
Tabii Türkiye’de bu tür kanunların şimdiki zamanda geçmesini beklemek hayal. Kanun yapıcıların bir kısmının da ara ara alkollü araba kullanırken yakalanmaları ise işin ironik tarafı. Ama belki 10-15 yıl sonra durum değişebilir. Biz şimdiden bu konudaki uygulamalar hakkında bilgi verelim dedik.

Konunun diğer bir boyutu ise davranışların babadan çocuklarına geçmesi. Türkler normalde zaten oldukça sinirli, şiddete meyilli insanlar. Çocuklar da evde anne ve babalarından okulda da öğretmen dediğimiz Amerika’da davranışlarından dolayı birçoğunun hapse gireceği zorbalardan dayak yiyerek şiddeti öğreniyorlar. Benzer şekilde alkollü araç kullanan babaların çocukları da, diğer çocuklara kıyasla 2,59 kat daha fazla alkollü araç kullanma cezası alıyorlarmış. Bu araştırmaya dikkatimizi çeken Eucmenomics bloguna teşekkür ediyoruz.

Bir de bu yüksek cezalara rağmen hala alkollü araç kullanan insanların olması problemi var ama ona da başka zaman değiniriz artık.
Read More!

İnşaat mühendisliği doktorası

Sevgili Ekonomist blogunu tanıtırken blog okuyucularının doktora sahibi eğitim düzeyinde bireylerden oluştuğunu söyleyerek bendenize bu blogda herkes yorum yazamaz ekonomitürk blogu doktora tezinde bir blog kalitesinde olduğunu ima etmesine hiç şaşmadığımı belirtirim. Boyumun ölçüsünü alacağımı söylerken aslında genetik Türk kanından gelen böbürlenme hastalığının baş gösterdiğini düşündüğüm için gündemi oluşturan sel baskını gibi aslında bizim düşünce sistemimizde ister doktoralı ister okur yazar bireyler arasında hiçbir farkın olmadığını çünkü en ufak bir düşünce erezyonunda bilgi ve birikimlerini düşünce selinde boğulacağını biliyordum.

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

1998 yılıydı sanırım aklımda öyle bir yıl kalmış İstanbul üniversitesi İnşaat mühendisliği bölümünü bitirmiş ve doktorasını yurt dışında Amerika'da yapmış gelecek vaad eden bir genc Sarp'la tanıştığım günü an gibi hatırlamaktaydım. Sarp Türkiye'nin köklü bir inşaat şirketinde projelerden ve ihalelerden mesul genel müdür yardımcısı olarak görev yapıyordu.

İyi para kazanıyordu. İyi egitimli ve kariyer sahibi bir genc olarak sosyete cemiyeti denilen hayatın içinde hızla yükselmekteydi. O kadar hızla yükseliyorduki adı sosyetik playboy'a kadar yükselmişti. Dile kolay o cemiyetin içinde olan ikoncan adı takılan tam tamına 1 sene içinde 84 kadınla beraber olmayı başarmıştı. Sosyetik ve hızlı gece hayatı Sarp kazancına denk düşmemeye başladığında Sarp bilinen sona mecbur kalıp ihale için devletten alınan hakediş parasını zimmetine gecirmiş bu çalıştığı şirket tarafından cok geç olmadan tespit edilmişti.

Kariyer sahibi ve geleceği parlak bir gencin sonu mahkeme ardından Bayrampaşa Cezaevine düşmüştü.

Vanlı Mustafayı tanımamda Sarp'ı tanıdığım yıllara denk gelir. Bayrampaşa cezaevinde 8 yıldır namus cinayetinden yatan aslında cok iyi yürekli kalender bir gençti.

Sarp cezaevi koğuşunda Vanlı Mustafa'nın ranza komşusu olmuştu . Ranzaları karşılıklı bakıyordu. Bu onların aynı mekanda kader kurbanı olmaları yüzünden gün geçtikce dostlukları ilerlemeye başlamıştı.

Bir pazar günü Mustafa her pazar yaptığı bir gazetenin hafta sonu ilavesini eline alıp okumaya başlamıştıki yan Ranzada yatan Sarp irkilerek hafta sonu ilavesinde gözü en son hapishaneye girmeden önce birlikte olduğu sosyetik ikoncan Belma'ya gözü takılmıştı. Her zamanki gibi güzelliği ve zerafeti üstündeydi yanında başka bir cemiyetin hayatına giren daha playboy olamamış ama ilerde Sarp gibi sosyetik playboy olacak şık bir erkeği gördü .

Uzun uzun iç geçirdi. Mustafa Sarp'ın iç gecirdiğini gördükten sonra başladı konuşmaya Ben tam tamına 8 yıldır içerde yatıyorum bir 6 yılım daha var.

Sarp döndü Mustafaya neden niçin yatıyorsun . Mustafa namustan yatıyorum. Sevdiğimi başka bir erkegin yanında görünce yarı çıplak dayanamadım. Hem sevdiğimi hem o adamı 18 yerinden bıçaklayarak öldürdüm.

Sarp döndü pişmanmısın Mustafa hayır pişman değilim hırsızlık,gasp yada zimmete para geçirmedimki ben namusum için yatıyorum onun dışında ötekilerden girseydim pişmanlık duyar o 8 yılı bu ucube yerde geciremezdim.

Sarp içinden adama bak yahu zimmetten içeri girseymiş utancından ve pişmanlık duygusundan cezaevi günlerini geçiremezmiş, birde benim neden niçin yattığımı bilse neler düşünürdü.

Mustafa hafta sonu ilavesinde Belma'nın fotografını göstererek bak Sarp bu kadın varya kadın 8 aydır ben bu haftasonu ilavesini alırım. 8 ay içinde toplam olarakdan 42 erkekle böyle gecelerde boy gösterdiğine tanığım.

Yan Ranzadan söze Mesut atladı o ablası yüzünden cezaevine düşmüştü. Hiddetle konuşmaya başladı. Mustafaya dönerek o cok birşeymi sen hele bu görüntüye ne diyeceksin Sarp bu ikilinin konuşmalarını pür dikkat izlemeye başladı . Çünkü kendisine cok uzak gelen bir konuşma geçiyordu.

Mesut Resme dönerek Gavatak bak diyerek resimdeki erkeğe küfrediyordu. Sarp baktı o resimdeki arkadaşı sosyetik cemiyette kankisi olan Burak Mesut öyle bir hiddetliydiki kadınım dediği kişiyi alarak sosyetik mekana gidiyor . O sosyetik mekanda eskiden beraber olduğu 4 erkeğin bulunduğu ortamda vakit geçiriliyor. Bunun adına eglence diyorlar. Nasıl olur yahu benim kadınım dediğim birinin en mahrem yerlerini gören ve en mahrem geceleri paylaşmış erkeklerin olduğu bir ortamda bulunmayı eglence olarak görebilirler. Delikanlımı bunlar diyerek ayaga kalkarak sinirli bir sekilde volta atıyordu. Biz burada ne için yatıyoruz

Sarp dona kalmıştı. Mustafa'nın Belma hakkındaki sözleri kulaklarında çınlıyordu. 8 ay içinde toplam 42 erkekle beraber olmuş. Mesutun o mahrem sözleride aklına geldiğinde aynı mekandaki görüntüsünü düşündü.

Gerçekten Gavatmıydı yoksa sosyetik playboy mu

Kıssadan hisse çıkarma sırasına geldik. Hangi gelişmiş bir ülkede Mustafa ve Mesut aynı düşüncedeki bireyler olarak tanımlarsak Sarp diger bir birey olarak adlandırırsak 2 birey arasında hem sosyal,hem ekonomik, hem eğitim, hem beşeri olarak bu kadar uç nokta vardır.

Bir toplum aynı soluk aldığı bir ülkede bu kadar uc iki nokta arasında kalabiliyorsa ve bu iki uç uzak noktayı bir araya getirmesi çok zordur.

Bugün bu ülke Askeri darbelere maruz kalmasının altında yatan gerçeklerin başında Anlaşma platformu dediğimiz akil noktasında ortak paydayı saglayamadığımızdan dolayı Türban sorunu,İrtica Kavramı,Laikliği ve Yolsuzluk gibi yıllardır kanayan ve bir adım yol katledilmemiş sorunlarımız dağ gibi büyümekte Mustafa ve Sarp yaşadığı bir toplumda Demokrasi açılımı denilen bugünlerde çok konuşulan bir konuyu çözüm masasında Akp,Chp ve Mhp gibi partileri bir masa etrafına gelebileceklerine kim inanabiliyor.

Bu ülkenin Aydınlarına güveniliyorsanız yada bu ülkede yetişmiş Gazetecilere yada hukuk adamlarına veya sanatçılarına güveniyorsanız güven duymakta bir adım geri çekilin çünkü

Bugün en basit bir soruda Aydın Doğan dürüstmü değilmi sorusuna cevap verecek Sevgili Ekonomistin bahsettiği gibi Türkiye standartların üstünde eğitim kalitesine sahip bir blogda bile
dogru cevabı Kısa ve net olan Evet ve Hayır bile diyemeyecek kadar Evet yada hayırın altında özgür düşünce ve algılama yetisinin üstüne tarafı olduğumuz siyasi düşünceyi üstünden atamadıkları için doktora kimliği bile cevabın dogru olmamasını sagladı.

Aydın DOĞAN dediğimde Chp ,Akp,Emin Çölaşan vs....... konu girdi.

Bu ülkede Demokrasi açılımı çözülürmü yada Seil bu blogda yazı yazmaya devam edebilirmi.

Yapılacak tek nokta doktora sayımızı artırmak yerine toplumun iki uç noktasında bulunan fikri düşünceyi ülkenin gerçekleriyle özümseyip akil bireyleri yaratma yolunu secmeliyiz.

Ekonomide bile dengesizliği oluşturan Üst tabaka ile Alt Tabaka arasındaki farkın açılmasının sebebi ülke olarak cok az doktoralı ekonomistler yetiştirmemiz yüzündenmi

Borsa Yorumları
Altın Yorumları
Borsa nedir?
Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası
Türev Konu Anlatımı: Türev Nedir
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar
GSYH, CPI ve GSYH Deflatoru Read More!

Para kazanma sucu

Ulkemizde en buyuk suclardan biri para kazanmak. Bundan daha buyuk suc da para kazanmak icin calistigini acikca soylemek herhalde. Ama ancak "gluk gluk" seviyesinde iseniz, karin tokluguna calisiyorsaniz, ekmek parasi pesindeyim abi durumundaysaniz para kazanmaniz erdemli bir ugras olarak degerlendirilebilir. Bunu disindaki durumlarda cok para kazanmak ayiptir.

Saglik bakani Recep Akdag doktorlari "israrla para kazanmak istemek"le sucluyor. Konu saglik sektoru, devlet, doktorlar olunca isler karmasiklasiyor. Sorun tek boyutlu olmaktan cikiyor. Ama salt para kazanmak arzusu suc degildir, sirf bu nedenle herhangi bir pozisyonun dogrulugu ispatlanamaz. Kimse de para kazanmak istiyor diye elestirilemez.

Sahsen ben para kazanmak arzusu olmayan bir doktora muayene olmak istemem. Degil doktor, para kazanmak arzusu olmayan bir berbere bile gitmekte tereddut ederim. Isini iyi yapmayan bir doktorun ya da berberin normal kosullarda bu durumdan menfaat saglamasi, para kazanmasi mumkun degildir. Isini iyi yapan ise bunun karsiliginda odulunu alacaktir.

Saglik sektorunde sorun doktorlarin cok para kazanmak istemesi degil, devletin bu sektorun sorunlarini icinden cikilmaz hale getirmesidir. Normal kosullarda, yani arz-talep dengesinin isledigi durumda, eger bir malin ya da hizmetin arzinda yetersizlik varsa fiyatlar yukselir. Turkiye'de eger doktor sayisinda sorun varsa bunu doktorlari kole gibi calistiracak kanunlar cikararak cozemezsiniz. Cozum daha fazla doktorun hizmet vermeye baslamasidir. Eger doktorlarin yuksek paralar kazanmasina izin verirseniz, yani fiyatlar yukselirse, bu durum daha fazla insani doktor olmaya, ayni hizmeti ya da daha iyisini vermeye tesvik edecektir. Bu durum universite-tip fakultesi-uzmanlik kanaliyla uzun vadede gerceklesegi gibi yabanci doktorlarin Turkiye'de hizmet vermesiyle de kisa vadede de mumkun olabilir. Amerika, Kanada, ya da Avrupa'daki bir hekim sayet Turkiye'de daha fazla kazanacagini dusunuyorsa gelip burada hizmet verebilir. Bunda hic bir problem yok.

Ancak devlet isin icine girip problemleri vicik vicik yapinca dogru durust bir cozum mumkun gozukmuyor. Sorunlarini cozeceginizi sandiginiz devlet, sorunun kendisi oluyor. Friedman'in guzel bir sozu var: Sahara colunu devletin eline verseniz, bes yilda kum kitligi baslar.

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

Saglik sektoru su anda en fazla yasal duzenlemenin oldugu sektorlerden birisi durumunda. Tum bu yasalar/duzenlemeler sozumona vatandasi korumak amaciyla/niyetiyle cikarilmis. Niyet gercekten bu olmasa bile kilif bu sekilde hazirlaniyor. Buradaki temel hata, vatandasin aptal oldugu, iyi doktorla kotu doktoru, uzmanla sarlatani, iyi berberle kotu berberi birbirinden ayirt edemeyecegini dusunmek. En basta, onune gelen doktor olamaz deniyor. Bir suru diploma, yeterlilik, dokuman sartlari var. Oysa tedavi ettigi 100 hastanin 99'unu iyilestirebilen bir kisinin diplomaya ihtiyaci yok, ister uzakdogu yontemleri denesin, isterse kocakari ilaclarini. Hastalarinin hic birini tedavi edemeyen bir doktorun diplamasi ise onu kurtarmiyor.

Ancak devlet araya girip kimin doktor olacagini kimin olamayacagini kendi belirledigi kurallarla dikte eder, bu kurallar da ahbap-cavus-rusvet iliskileri ile dejenere olursa saglik hizmetinde degil, politik iliskilerde daha basarili olan kimseler daha fazla para kazanabiliyor. Devletin oldugu hic bir yerde yolsuzlugun onune gecemezsiniz. Sektorun icinden radyolog bir tanidigim bundan bir kac sene once, sadece Istanbul'da, Avrupa'nin tamamindan daha fazla MR tarayici cihazinin oldugunu soylemisti. Turkiye'de yapilan MR taramalarinin yuzde 80'inin de gereksiz oldugunu, bunun gelir transferi amaciyla bilincli bir sekilde yapildigini eklemisti. Son yillarda genisletilen devletin saglik sigortasi sonucunda bu taramalarin maliyetini devlet/ozel kim karsiliyor, paralar kimin cebinden cikiyor bilmiyorum.

Bu sektoru hedef alarak cikarilan yasalar ise sorunu cozmekten cok, belirli bir grubu yer altina inmeye tesvik ediyor. Doktorlarin ozel muayenehane acmasini yasaklamak bunlari yer altina itecektir. Sorun doktorlarin ozel muayenehane acip acmamasi, yahut mesai saatlerinin ayarlanmasi degildir. Bunun icin yasa gerekmez. Sozlesmeye koyacaginiz bir madde ile bunu saglayabilirsiniz. Ancak Turkiye'de kim kimin sozlesmesine itibar ediyor da burada sozlesmenin bir sayginligi olacak.

Mehmet Topuz Kasyserispor ile sozlesmesi devam ederken baska bir isverenle sozlesme imzaliyor, simdi de kanal kanal dolasarak agliyor. Dogustan Besiktasliymis da, kani sari lacivert akarmis da, bebekken sari kirmizi don giyermis de, benim kulahima anlatsin. Kendisinin kendi imzaladigi sozlesmeye itibari yok, gereksiz politika ile baskasindan anlayis bekliyor. Kayserispor kontratini yapmis konusuyor. Gunahim kadar sevmedigim Fenerbahce baskani Aziz Yildirim kurallar dahilinde Kayserispor yonetimi ile anlasmis, belirli bir miktar para saymis o da konusuyor. Mehmet Topuz ise karnindan konusuyor, olsem baska takimin formasini giymem diyor, anlayis bekliyor. Balic de zamaninda kefen giyerim Cimbom formasi giymem demisti, hatirlarsaniz.

Rivayete gore Aziz Yildirim Mehmet Topuz icin Kayserispor'a bes milyon euro arti bir futbolcu vermis. Konu dagildi saniyorsunuz ama dagilmadi. Aynen doktor sikintisi gibi bes para etmeyen (hadi insafli olayim: bes milyon euro kesinlikle etmeyen) boktan bir futbolcu sirf yabanci futbolcu kisitlamasi yuzunden bu paralarla ayni cumle icine girebiliyor. Avrupa'daki bes milyon euro ayarindaki futbolcularin yaninda Topuz'a nanik bile cekmezsiniz. Saglik sistemindeki temel sorun da ayni. ellerine aldiklari dandik diplomalari politik baglantilarla pekistirerek kamu sektorunde koltuk kapan doktorlar yabanci doktor dendi mi hemen isyana basliyorlar. Ama bu hata, onlarin ozel muayenehane acmasini, daha cok para kazanma arzusunun yanlis oldugunu gostermez.

Insan kutsaldir. Insana ait hersey gibi insan emegi de kutsaldir. Insanin emegi karsiliginda az olsun cok olsun istedigi parayi kazanmak istemesi, gonullu takas (voluntary trade) esasi ile, kutsal bir haktir. Ancak kamu kurumlarinda koltuk olunca gonullu takas prensibi diye birsey kalmiyor. O kamu pozisyonunun maasi insan emegine gore degil, silah zoruyla toplanan vergilerle odeniyor. Kamu harcamalarini degelendirirken zenginlerden alinan vergileri degil, fakir fukaradan, oksuzden yetimden zorla alinan vergileri dusunun, hakkaniyet olcusunu ona gore degerlendirin.
Ben fakir bir cevrede dogup buyudum. Akrabalarim arasinda ayda 100-200 TL ile gecinmek zorunda olan insanlar var. Bu insanlar alin terini satarak elde ettikleri gelirlerin yariya yakinini devlete vergi olarak oduyorlar. Bu insanlarin elinden paralarini alip baskalarina dagitarak adalet getiriyorum demek icin fittirmis olmak lazim. Ekonomix'in ABD'den 400-500 dolara aldigi bilgisayarin Turkiye'deki piyasa fiyatinin 1000-1200 TL olmasi da ayni nedenden.

Insanlarin para kazanmasini suc olarak goren anlayisin bir kac nedeni var. Birincisi, cok para kazanmak hirsizlikla karistiriliyor. Hirsizlik dediginiz sey, yukarida bahsettigimiz gonullu takas (alan memnun veren memnun) prensibinin olmadigi durumda ortaya cikar. Bunu kisiler yaparsa adina eskiyalik, devlet yaparsa adina vergi deniyor. Bizdeki zihniyet kendinden az kazanan herkesi ayak takimi, kendisinden fazla kazanan herkesi de hirsiz olarak gorur. Bunun nedeni de bazen cekememezlik/kiskanclik, kendi yetersizligini erdem olarak gorme gibi guduk anlayistir, bazen de ihtiyaclarini hak olarak gorme manyakligidir. Ihtiyac hak degildir. Benim de Ferrari'ye ihtiyacim var ama ancak parasini odedigim zaman bir Ferrari hakkim olur. Hasta olmak (ihtiyac) bedava saglik hizmeti hakkini saglamaz.Parani verirsin istedigin yerde tedavi olursun. 100 yil once cok basit hastaliklardan 30-40 yasinda olen suruyle insan vardi. Onlar haksizlik sonucu olmediler. Teknolojiyle birlikte saglik hizmetlerinin gelismesi, herkesin bu imkanlardan bedava yararlanmasi sonucunu dogurmaz. Eger oyleyse, benim de Ferrari ihtiyacim var, devlet bana da Ferrari alsin.

Diger yandan sirtini kamuya/kanuna/devlete dayayarak gecinmeye alismis kisilerin cok para kazanmayi ahlaksizca gormesi de herkesin hirsiz oldugunu zannetmesi ile alakalidir. Cunku devlet tarafindan odenen hic bir ucret gonullu takas prensibine uymaz. Vergileri verenler, bu paranin nereye harcandigini bilmemekte, bilseler bile inisiyatif kullanamamaktadirlar, vermeme gibi bir secenekleri yoktur. Bu paralari alanlar -tesvik sisteminden nemalanan ozel sirketler dahil- kabiliyetlerine gore degil, devlete yakinliklarina gore, yasadaki anlamsiz sartlara olan liyakatina gore almaktadirlar. Zaten emeklerine karsi gonullu takas prensibi ile hak edebilseler, devlete sirtlarini dayamaya ihtiyac duymazlar.

Bir doktorun emegi karsiliginda para almasi icin Hipokrat yemini, Ataturk ilke ve inkilaplarina bagliligi olcu degildir. Olcu, arzu edilen hizmeti saglayip saglamadigidir (ya da olmalidir). Ancak kamudaki hiyerarsik yapida bu hizmeti saglayip saglayamadigi degil, burokrasideki politik iliskilei ne kadar iyi kullanip kullanamadigi onemlidir. Yasal duzenlemeler sayesinde dogru durust rekabetle karsilasmadigi icin de hepsi degilse bile cogu doktor "koyunun olmadigi yerde Abdurrahman Celebi" mesabesindedir. Kapikulenin otesinde kapici olamazlar, ac kalirlar. Tipki Mehmet Topuz'un Turkiye'deki kralligi gibi.

Cok para kazanmak ahlaksizlik degildir, suc hic degildir. Hirsizlik hem ahlaksizliktir hem suctur. Suc olan, emeginle hak etmedigin parayi kanunla, yasayla, dernekle, sendikayla cebe indirmektir. Ahlaksiz olan insanlarin emegini hice sayip onlari kole gibi calismaya zorlamaktir. Read More!

Ispanya'ya Gitmeyin

Eskiden Avrupa ulkeleri Turkiye'ye gitmeyin teroristler var seklinde uyarilarla turizmimizi baltalarlardi. Simdi sira bizde, nihahahahahahaha!

Ispanya'da issizlik orani yuzde 17.4'e yukselmis, adamlar da careyi gelen turistleri kapkaccilik, yankesecilik gibi yontemlerle soymakta bulmuslar. Gecen ay Ispanya-Turkiye macinin oldugu hafta bizim bir tanidik arkadaslariyla ucuz oldugu icin Ispanya'ya gitmis. Cumartesi arkadasin cuzdan calinmis, pazar gunu de bizim tanidigin. Ertesi gun konsolosluga gitmisler. Gorevliler "niye dun gelmediniz" diye sormuslar. Onlar da kapalisinizdir diye demis. Adam da yok demis, ortalik ana baba gunuydu, mac icin buraya gelen ne kadar Turk varsa hepsinin cuzdani, pasaportu calinmis.

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

Bu Ispanya'nin ilk vukuati da degil, gectigimiz senelerde -spanya'ya giden tanidiklarimin yarisindan cogunun cuzdanlari ya calindi ya da tesebbus edildi. Bir tanesi olumden dondu. Ispanya hukumeti de bui probleme cozum bulmak istemiyor anlasilan cunku problem uzun suredir siddetlenerek devam ediyor.

Ote taraftan ispanyollar oldukca irkci bir millet ozellikle musluman ve Araplara karsi. O yuzden benim Ispanya'ya gitmem icin ustune para vermeleri lazim. Siz de gitmeyin. Read More!

Normal Ne Demektir, Kelime Anlami Nedir?

Insanlar normal kelimesinin ne anlama geldigini pek bilmiyor. Bu yazida normal ne demektir, kelime anlami nedir aciklayacagiz. Bundan 5-6 sene one Las Vegas'ta kaplanlarla birlikte gosteri yapan adama kaplan saldirdigi zaman insanlar "kaplan cildirmis olmali" seklinde gerizekali yorumlarda bulunuyorlardi. Kaplan niye cildirmis olsun, hayvan gayet normal davranarak dogasina uygun bir sekilde onundeki yemege hamle yapmis, hepsi bu. Insanlar buna niye sasiriyor anlamiyorum.

Bu olaydan bir kac yil sonra Alaska'da vahsi ayilarla birlikte 6 ay yasayip belgesel ceken adami da ayilar yemisti. Insanlar buna da sasirmisti. Oysa ben ayilarin adami yemek icin 6 ay beklemesine sasiriyorum.

Ayni durum Turkiye'deki hayvanlar icin de gecerli. Mesela dun bir universite ogrencisini "yol verme" tartismasi yuzunden once dovmusler sonra kursunlayip oldurmusler. Mahkeme bunlara adam gibi 35 sene indirimsiz hapis cezasi vermedigi, aksine "kitap okuma", "iyi halden" indirim, vs. gibi sacmaliklarla odullendirdigi icin bu tur davranislari gormek de normal.

Warren Buffett George Soros T. Boone Pickens Carl Icahn Jim Simons Mohnish Pabrai Seth Klarman Steven Cohen Louis Navellier Roberto Mignone

Bir de Van da liseli genclerle polisler arasinda "dostluk" maci oynanirken cocuklardan biri Kurtce "pas" demis, bunun uzerine de polisler 4 cocugu dovup ustune bir de emniyete goturmusler. Burada da kusur polislerle dostluk maci oynayan cocuklarda. Amerika'da ayilarla birlikte yasayan adamdan farklari yok.

Son olayimiz ise GS-FB macindaki olaylar. Futbolcu dedigin kisiler, cogunlukla okumamis cahil cuhela takimindandir. Bir de bunlarin Turkiye veya Guney Amerika gibi maganda toplumlardan geldiklerini goz onune alirsak milyonlarin gozu onunde tekme tokat davranmalarinin gayet "normal" oldugunu goruruz. Niye sasiriyoruz ki? Bir iki mac ceza verir, birer madalya takarak bunlari da hasir alti ederiz evel Allah. Read More!

Cifte standart

Sayın Başbakan, bizden yaşlısın.

İsrail’in insan öldürmeyi çok iyi bildiğini bildiğin gibi, Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in de “marifetlerini” iyi bilirsin.

Darfur’da işlediği cinayetleri herkesten iyi bilirsin.

300 bin insanı nasıl katlettirdiğini, küçücük masum çocuklara yaptırdıklarını iyi bilirsin.

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

Bu zulme alkış tutanları, destek çıkanları kınıyoruz. Çünkü bu çocukları öldürenleri, bu insanları öldürenleri kalkıp da alkışlamak öyle zannediyoruz ki, o da ayrı bir insanlık suçudur.

Bakınız burada bir gerçeği, bir kenara atamayız.

Bir katili savunup, ona yardım ve yataklık etmek katliama ortak olmakla eşdeğerdir.

Excuse me,

Hud suresi 113. Ayet der ki: “Sakın zalimlere eğilim, yakınlık göstermeyiniz. Yoksa cehennem ateşi yakalar sizi.”

One minute.

Ama Tayyip Erdoğan 8 dakika konuştu... One minute...


Genc Siviller
Ayrica: Yıldıray Oğur/Taraf



Read More!

Emre Senel: Intihal (Ikinci Bolum)

Ben dun fazla vakit ayirip Emre Senel'in Borsasistem sitesinde yazdigi yazilara bakmamistim. Maalesef orada da yazdigi yazilardan en az bir tanesini (diger yazilara bakacak vaktim olmadi henuz) benden kopyalamis. Benim yazdigim orijinal yazi burada.

Ben de bunun uzerine Borsasistem sitesine asagidaki mesaji gonderdim. Bakalim ne cevap verecekler?

"Merhaba,

Bir okuyucumun dikkatimi cekmesi uzerine sitenizde Emre Senel tarafindan kaleme alinan "Yatirim Karari Verirken" baslikli 10 Subat 2008 tarihinde yazilmis yazinin benim Ekonomi Turk sitesinde 26 Ocak 2008 tarihinde yazmis oldugum yazidan kopyalandigini farkettim. (http://ekonomiturk.blogspot.com/2008/01/alpha-vs-beta.html)

Emre Senel'in benimle ve Ekonomi Turk sitesiyle bir baglantisi yoktur ve baska ortamlarda da sitemiz yazarlari tarafindan yazilmis yazilari caldigini farkettik. (http://ekonomiturk.blogspot.com/2009/02/emre-senel-calinti-yazilar-plagiarism.html)

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

Umarim bu konudaki hassasiyetimizi anlayisla karsilarsiniz ve bahsettigim yaziyi sitenizden kaldirip Emre Senel adina sitemizden ozur dileyen bir mesaji okurlariniza iletirsiniz.

Tesekkurler
Ekonomix
Read More!

Emre Şenel: Calinti Yazilar (Plagiarism)

Bugun mudavim okuyucularimizdan bir tanesi "Siz Emre Senel misiniz?" diye bir soru yoneltti. Bu soruya verecegim yaniti biliyorsunuz, adimi aciklamak istesem bugune kadar aciklardim zaten. Yine de bir merakla "niye bana boyle spesifik bir soru yoneltmis" diye de merak ettim ve Google'da Emre Senel ismini arattim. Arama sonuclarinin en basinda su sayfa cikiyor. Emre Senel Bilgi Universitesinde 2007-2008 arasinda Finans okumus, 3.6 not ortalamasi olan "parlak" bir gencimizmis. Simdi de TUSIAD da ekonomik arastirmaci olarak calisiyormus. Ayni sayfada su blog adresine ait bir link de mevcut, Emre Senel kendi blogu olmasa bunu LinkedIn sitesine koymazdi zaten.

Emre Senel'in blogunda yazdigi yazilara bakarken birden bu yazilarin cok tanidik geldigini farkettim. 3 Ocak 2007 tarihinde Emre Senel tarafindan "yazilan" Etkin pazar Hipotezi baslikli yazi benim 6 Aralik 2006'da yazdigim yazinin neredeyse birebir kopyasi. Okurumuzun benim Emre Senel oldugumu dusunmesine sasirmamak lazim. Emre Senel kaynak gostermeden benim yazimi kendi yazisiymis gibi gostermis, okuyucumuz da hakli olarak Ekonomix Emre Senel'dir sonucunu cikariyor. Maalesef Emre Senel benim yazdigim yazilari calan, baskalarinin emegine saygi gostermeyen bir hirsizdan baskasi degilmis.

Google'da buldugum linklerden bir tanesi de Emre Senel hakkinda sunlari soyluyor ve yandaki resmi iceriyor:

"Dokuz Eylül Üniversitesi Ekonometri bölümü mezunu olan yazar ilk olarak MT olarak kabul edildiği OYAK Yatırım bünyesinde Uzman Yardımcısı unvanı ile iş hayatına başladı.

İş hayatı boyunca, Finans ve IT sektörlerinde çeşitli aracı kurumlar ve yazılım firmaları bünyesinde Database analisti ve Kantitatif Analist, Sistem Analisti, Araştırma analisti ve Ekonomist gibi görevler üstlendi.

Şuan hala TUSİAD Ekonomik Araştırmalar Biriminde “Ekonomi Danışmanı / Ekonomist” olarak görev yapan Emre Şenel, aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi “International Finance” A.B.D.‘de “burslu” olarak yüksek lisans çalışmalarına devam etmektedir.

S.P.K. Temel Düzey, İleri Düzey ve Türev Araçlar Lisanslama Belgelerine sahip olan Emre Şenel İngilizce ve Almanca bilmektedir."


Beni asil endiselendiren bu olmadi ama. Emre Senel'in Iktisat hayatimizda sitesine giderseniz takip ettigi linkler benim gecmiste takip ettigimi belirttigim linklerle ayni; ayrica sitenin misyonu olarak da "Bu Sitenin Geliri Eğitimde Fırsat Eşitliğini Yakalayamamış Çocuklarımızın Eğitiminde Kullanılacaktır" ifadesinin kullaniliyor olmasi. Yani sadece yazilarimizi araklamamis, adam neredeyse kimligimizi araklayacak. (iktisat nedir)

Bu arada calinan yazilarin sadece bir tane oldugunu da zannetmeyin, hepsini listeleyecek vaktim yok ama su ve su (benim yazdigim yazi burada) yazilar da benden calinti. Ayrica Tugrul'un yazdigi su yaziyi da surada araklamis.

Sunu farkettim ki Emre Senel Iktisat Hayatimizda blogunda bizim blogdan yazilari asirirken blogger onun bu yazilari asirdigini farkediyor ve yaziyi kendi arsivine kaydederken EkonomiTurk'te kaydettigi isimle kaydediyor. Ilginc degil mi? Boylece bizim blogdan asirdigi yazilari daha kolayca buluyorum. Ornek mi?

1a. Tugrul'un yazisi: http://ekonomiturk.blogspot.com/2007/01/tuik-tuik-soyle-bana-turkiyede.html

1b. Emre Senel'in yazisi:http://iktisathayatimizda.blogspot.com/2007/01/tuik-tuik-syle-bana-trkiyede-isizlik.html

Her iki yazi da "TUIK TUIK soyle bana Turkiyede" ismiyle kaydedilmis. Tugrul yazisina "TUIK, TUIK Soyle Bana, Turkiye'de Issizlik Orani Acep Ne Ola?" basligini atmis ve bu yuzden blogger yaziya yukaridaki ismi vermis, oysa Emre Senel kendi yazisina "İşsizlik Oranı ve İstihdam Yaratmayan Büyüme" basligini atmis.

2a. Baris'in "CPI vs GDP Deflator" baslikli yazisi: http://ekonomiturk.blogspot.com/2006/04/cpi-vs-gdp-deflator.html

Dikkat ederseniz blogger bu yaziyi arsivine kaydederken "cpi-vs-gdp-deflator.html" ismini kullanmis. Simdi bir de Emre Senel'in yazdigi yaziya bakalim:

2b. http://iktisathayatimizda.blogspot.com/2007/01/cpi-vs-gdp-deflator.html
Emre Senel yazisina "TUFE ve GSYH Deflatoru" basligini atmasina ragmen blogger yaziyi "cpi-vs-gdp-deflator.html" olarak arsivine kaydetmis. Bak su Allah'in (pardon Google'in) isine!!!

Demek ki baska bir siteden yazi araklarken sadece basligini degistirmemiz yetmiyormus, baska yontemler de kullanarak izimizi kapatmamiz gerekiyormus.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Bilgisayar Nedir

Simdi meselenin ikinci boyutuna gelelim. Bu yazi burada yayinlandiktan bir sure sonra Google Search'de Emre Senel ismi arandigi zaman ust siralarda cikmaya baslayacak. Ondan sonra Emre Senel'i bir telas saracak ve once LinkedIn sayfasini kaldiracak, sonra belki Iktisat Hayatimizda sayfasini da kapatir. Ondan sonra da buraya gelip "bana iftira atiyorsunuz, bu yaziyi buradan kaldirin, yoksa sizi mahkemeye veririm" turunden tehditler savuracak. Oysa biz bunlari gorerek simdiden hem LinkedIn sayfasinin kopyasini hem de sayfasinin html kodunun bir kopyasini aldik. Ayrica Iktisat Hayatimizda sayfasinin da kopyalarini kaydettik. O yuzden sayfalari ortadan kaldirmasi delilleri ortadan kaldirmayacak.

Bu durumda yapabilecegi diger bir savunma ise LinkedIn sayfasi ile Iktisat Hayatimizda sayfasi arasinda kurdugumuz baglantiyi inkar etmektir. Birincisi Linkedin sayfasinin kendisine ait olmadigini baska birisinin bu sayfayi kendi adina actigini soyleyebilir. Ancak bu baskasi Emre Senel'in nerede calistigini ve Bilgi Universitesinde ne zaman hangi dereceyi hangi not ortalamasiyla aldigini cok iyi bilen biri olmalidir. Ayrica bu kisi bundan tam 2 sene once Iktisat Hayatimizda blogunu da acarak ve calinti yazilari usenmeden kopyalayarak Emre Senel'e tuzak kuracak kadar kurnaz birisi de olmalidir. Cok olasi gorunmuyor bu durum.

Diger bir savunma ise "tamam LinkedIn sayfasi benim ve o sayfaya Iktisat Hayatimizda blogunun linkini de ben koydum ama blog bana ait degil sadece sevdigim icin koydum" olabilir. Iyi de Iktisat Hayatimizda blogu 30 Aralik 2006'da yazilmaya baslanmis, 9 Ocak 2007 tarihinde de son yazisi yazilmis bir blog. Guncel degil, bir sey degil; tamam yazilar guzel (kendim yazdim diye soylemiyorum :-) ) ama insanin profesyonel LinkedIn sayfasina koyacagi kadar da onem arzeden bir sey degil.

Neyse, diyecegim su ki Emre bir yanlis yapmis, bu isten belki ufak bir cikar saglamis belki saglamamis. Bu diger okuyucularimiza ders olsun, ogrensinler, Emre'nin yaptigi yanlisa dusmesinler. Yazilari internette bedava okuyorsunuz diye bu bu yazilarin sahibi olmadigi, bu yazilari istediginiz sekilde kullanabilirsiniz anlamina gelmez. Read More!