Issizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Issizlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Singapur Calisma Tatili Vizesi

Unlu dusunur, pardon yatirimci, Jim Rogers der ki: "1807 yilinda akli olan Londra'ya, 1907 yilinda new York'a, 2007 yilinda ise Asya'ya gocerdi". Asya'da, hangi Asya? Cin, Guney Dogu Asya, Japonya? Jim Roger's tercihini Guneydogu Asya'nin merkezindeki kucuk ama zengin Singapur'dan yana kullandi ve colugu cocugu yanina alip, bagi bahceyi satarak Singapur'a goctu.

Ben de Asya tecrubesi yapabilir miyim diyenlere bir haberim var. Singapur Calisma Bakanligi yeni bir vize uygulamasina basladi: Singapur Work Holiday Visa. Maalesef su an Turkiye universiteleri bu programin kabul ettigi universiteler listesinde degil. Ama Avustralya, Yeni Zelanda, Fransa, Almanya, Ingiltere, Amerika Birlesik Devletleri ya da Hong Kong universiteleri programa dahil. Bu ulkelerdeki universitelerden mezun olmak uzere olan Turk ogrencilere (staj icin ideal bir yer), ozellikle de Finans veya Finansal IT uzerinde calismayi dusunenlere tavsiye ederim.

Bu vize ile onceden is bulmaniza gerek kalmadan Singapur'a gelip 6 ay kalip calisabilirsiniz. Zaten is bulursaniz calisma iznine gecmeniz cok zor olmaz. Neden Singapur diyorsaniz: Oncelikle, Singapur'un oldukca gelismis ve hizla buyuyen bir finans ve bankacilik sektoru var. ABD ve Avrupa'nin aksine hizla genisliyor, hem calisan sayisi hem de maaslar hizla artiyor. Ornegin Singapur Private Banking alaninda 1-2 seneye bir numara olmayi planliyor. Elemana ihtiyaci olan bircok banka ve Hedge Funds var. Finans sektoru hem finans alaninda calismayi dusunenlere, hem de Finansal IT alaninda calismak isteyen bilgisayar muhendislerine dunyada gecerli calisma tecrubesi ve dolgun maas sunuyor.

Ikincisi, batinin aksine su an Singapur'da issizlik sifira yakin ve disardan yetenekli, iyi universitelerden mezun finans, bankacilik ve IT mezunlari konusunda hizla buyuyen bir eleman acigi var. Ben "gelecek Asya"da sloganinin, 80'lerin sonundaki "Japonya ilerde bir numara olacak" dusuncesi gibi abarti oldugunu dusunsem de buralar, yani uzak Asya, uzun sure cazibe merkezi olacak gibi gorunuyor.

Ucuncusu, Singapur Guneydogu Asya'nin merkezinde, kucuk, huzurlu, zengin ve rahat bir ulke. Vergiler cok dusuk, ev haric hayat gorece ucuz, calismak, para biriktirmek ve gezmek icin ideal bir yer. Senede 100 bin Singapur dolari kazanan bir calisan senede sadece 5,800 Singapur dolari vergi oduyor ornegin. Avrupa'daki gibi brut maas arttikca net maas sabit kalmiyor.

Bonus olarak da, Singapur ABD ve Avrupa'ya gore oldukca guvenli. Huzurlu, temiz bir metropolde yasamak isteyenler icin ideal. Turklere karsi negatif bir bakis acisi da yok ki bu da onemli bir arti.

Singapur Sehir Merkezi :  Kaynak Wiki Commons
Eger Avrupa veya ABD'de mezun olmak uzere iseniz ya da mezun olup is bulamiyorsaniz ve de bu merkezlere gore daha iyi bir alternatif ariyor iseniz, bu vize ile Singapur'a gelip is bakinabilirsiniz. Sartlar, ne gerekli, hangi universitelerden gelenler alinir falan ogrenmek ve daha fazla bilgi icin su adrese bakin: Contact Singapore. Ama unutmayin, Sinagpur'da calisacaksaniz, dunyanin her yerinden gelen parlak cocuklarla kran krana rekabet etmeniz gerekecek; yani buralarda yan gelip yatarak, 8 saatlik mesainin 4 saatini internette sorf yaparak falan barinamazsiniz.
Read More!

Nuray Mert ve Tekel işçileri

Son günlerde Tekel işçileri ve hükümet arasındaki kapışma devam ediyor, bir yandan da köşe yazarları bu konudaki görüşlerini sıralıyor. Bugün Radikal okurken Nuray Mert isimli yazarın anlaşılması çok da kolay olmayan bir dille yazılmış yazısına denk geldim. Anladığım kadarıyla Nuray Mert Tekel işçileri hakkında yazdığı yazısında bir yandan Kemal Derviş’e, muhalefete ve hükümete giydirirken bir yandan da işçilere destek çıkmış, yazısından bir iki alıntı yapayım:

“Kendi emekçisini bunca madur etmek bahasına da olsa!
Daha önce de yazdım, istihdamı es geçen özelleştirmeler, emekçilerin içine düştüğü durum, bu hükümetin yarattığı değil, uygulamaya devam ettiği bir ekonomik politika. Bu ekonomik programın son mimarı sosyal demokratların dört elle sarıldığı Kemal Derviş’di. Nitekim, hâlâ Türkiye’deki ekonomik politikayı öven demeçler verip duruyor. Derviş’e toz kondurmayıp, birdenbire emek dostu kesilerek hükümeti eleştirmek gerçekten de samimiyetsiz ve partizanca bir tavır.
Ama hiçbir şey, iktidarın emekçilerin her türden talep ve hak arayışını kuru gürültü olarak sindirmeye çalışmasını mazur gösteremez.”

Şimdi Ekonomi Türk’te artık politika yazılarına izin çıkmadığına göre biz de Nuray Mert’e politik olarak yaklaşmayacağız. Eleştireceğim nokta politika ile ekonominin kesiştiği noktada bir anda kendilerini bulan politika yazarlarının ipe sapa gelmeyen ekonomi yorumları yapmaları. Yazının devamında gündeme getirilen PKK, vs. gibi konulardan bahsetmiyorum, Nuray Mert’in yukarıya aktardığım kısımda kullandığı şu ifadelere iki çift lafım olacak:

- “emekçisini bunca madur etmek”
- “istihdamı es geçen özelleştirmeler”
- “emekçilerin talep ve hak arayışı”

Daha sonra ise Tekel işçileri konusunda Nuray Mert’in mi, hükümetin mi, yoksa üçüncü sürpriz bir grubun mu haklı olduğunu belirteceğim.

Nuray Mert ve tekel işçileri hakkındaki yazımızın devamını üyelerimiz ekonomiturk2.blogspot.com blogundan okuyabilir. Üyelerimiz ayrıca borsa ve piyasa bültenimize de ücretsiz ulaşabileceklerdir. Uyelik ile ilgili bilgilere “özel üyelik detaylı bilgi” sayfasından ulaşabilirsiniz. Read More!

Güzel Ekonomi Yorumları

Hazır elim değmişken geçmişte blogumuzda yayınlanmış, ama şimdi onca yazı arasında sizin seçip bulamayacağınız güzel yazılardan bir kaçını aşağıya aktardım. Oldies but goodies:

Cari Açık, Borçlanma ve Tasarruf Oranları

Ithalata Dayalı Büyüme Olur mu, yani dinozor ekonomistlerin iddia ettiği gibi ithalat milli geliri arttırır mı?

Sıcak Para, Paradan Para Kazanma ve Güngör Uras

Uzun Vadeli Faizler Nasıl Belirlenir?

Faik Öztrak ve Verilere Dayanmayan Ekonomik Analiz

Döviz Kurlarının 45 senelik Hikayesi: özellikle yorumlar kısmında kurların reel değeri hesaplanırken TÜFE mi yoksa ÜFE mi kullanılması konusundaki tartışmaya da dikkatinizi çekmek isterim.

Işsizlik Oranı ile Suç Artışı Arasında Ilişki var mı? Yani işsizlik oranındaki artış insanları suça teşvik eder mi?

Ihracatçıların Kur Şikayetleri: ülkenin rekabet gücünün arttırılması için kurların arttırılması gerekli midir?

Devlet Müdahalesi ve Fiyat Kısıtlamaları: şehirler arası otobüs biletleri fiyatlarına taban uygulanmasından bahsetmiyoruz bu yazıda. Read More!

Türkiye’nin En Saf Ekonomi Yazarları: Meliha Okur ve Jale Özgentürk

Dün Jale Özgentürk’ün “Dünyayı Kurtaran Adam” filminden bile daha abzürd köşe yazısını Moğolistan’da her erkeğe 6 kadın düşüyor, adamlar 20 bin tane damızlık Türk erkeği istiyor ifadelerinden dolayı eleştirmiştik. Eleştirimiz sadece saf ekonomi yazari Jale Özgentürk’e değil, ayrıca o yazının yayınlanmasına izin veren Referans, Hürriyet, ve Radikal gibi Doğan grubunun diğer organlarındaki editörleri de kapsıyordu.

Jale Özgentürk bugün bir çeşit açıklama yazısı yazmış ve şu sözleri söylüyor:

“Bu bilgileri yetkili birinden aldım. Sağlam bir kaynağa dayanmadan böyle bir yazı yazacak kadar da sağduyumu kaybetmedim. Bu nedenle Moğolları kırdıysam özür dilerim ama burada tek hatam olabilir. O da var olan bir çalışmayı gündeme getirmek. Sonuç itibariyle ben bir haber yaptım. Üstelik bu haberi yalnız da yapmadım. Sabah gazetesinden arkadaşım Meliha Okur'la birlikte öğrendik bu çalışmayı. O da konuya ilişkin bir yazı yazdı...
Moğolistan ve Moğolların yaşadığını biz uzaktan bilemeyiz, bildiğine inandığımız biri anlattı. Aslında haberin başka bir boyutu var ki düşünmesi gereken Türk tarafı. İşsizlikten bunalan Türklerin durumu. Doğudan, batıdan, kimi üniversite, kimi meslek okulu mezunu yüzlerce genç, Moğolistan'a nasıl gideceklerini soruyorlar. İşsizliğin, çaresizliğin boyutlarını bir kez daha görüyorsunuz.
Görüyor ve üzülüyorsunuz!”


Özrü kabahatinden büyük denir ya, işte aynen o tür bir yazı olmuş. Sağlam kaynağa dayanıyor yazım demiş. Papağan gibi herhangi birinin söylediği sözleri köşe yazısına çevirmek gazetecilik değildir, köşe yazarlığı hiç değildir. Köşe yazarıysanız kullandığınız verilerin doğruluğunu kontrol etmeniz gerekir, ki bu bir kac dakikadan fazla vaktinizi almaz. Tabii Türkiye burası, Tuğrul Gürgür’ün dediği gibi kimse köşe yazarlarının kullandığı rakamları yanlış olmakla suçlayamaz. Yine de ben eleştirimi yapayım. Bir erkeğe 6 kadın düşmesi durumuna inanacak kadar bir insan safsa, köşe yazarlığı yapacak kadar ekonomi sezilerine sahip değildir. Jale Hanım’ın diğer bir savunması ise “Ben safım ama Sabah gazetesinden Meliha Okur da saf saf aynı haberi köşesinde yayınladı” ifadesidir. Gerçekten de öyle, ingilizcede dendiği gibi “misery loves company”, Meliha Okur da şu satırları yazmış:

“Yeni yılın büyük piyangosu bizim Türk erkeklerine çıktı. Müjdeli haber Moğolistan'dan geldi. Moğollar, Türkiye'den 20 bin erkek istiyor. Sakın ola, "Bu ne iş filan?.." demeyin. Meğer Çin'in komşusu, Cengiz Han'ın torunlarının ülkesi Moğolistan, uzun süredir "erkeksizlikten" kıvranıyormuş. Nüfusu 3 milyonu geçmeyen Moğolistan'da altı kadına bir erkek düşüyormuş!.. Moğol kadınları ne yapsın!.. Yürekleri ve beyinleri hiç durmadan üretiyor. Moğol kadınları biteviye çalışıyor. Her şeyleri var. Ama bir farkla! Ne yazık ki soylarını sürdürecek erkekleri yok!.. Erkeksizlik yüzünden sıkıntıları çok. Durumun farkında olan Moğolistan yetkilileri ne yapsın, uzun süredir nüfusu artırmanın yollarını arıyormuş. Durumu bize anlatan ve konuyu çok yakından takip eden işadamı gülerek dedi ki, "Moğolistan'a damat olarak giden erkekler, '40 dönüm bostan yan gel Osman,' misali yatıyor!..”

Moğolistan’da bu yıl nüfus sayımı yapılacak. Ben gazete yöneticisi olsam, Meliha Okur ile Jale Özgentürk’ü Moğolistan’a gönderir, bizzat da nüfus sayımını yapmaları için elimden ne geliyorsa yapardım. Saysınlar bakalım Moğolistan’da kaç erkek varmış. Hadi adam birinizi kandırdı, ikinizi birden nasıl kandırdı? Birinizin aklına “nasıl olur da bir erkeğe altı kadın düşer?” sorusunu sormak gelmedi. Meliha Okur ve Jale Özgentürk çift motorlu bir uçağın motorları olsalar bu saflıkla o uçak kesin düşer, bir tane yolcu da sağ kalmaz. Türkiye’deki gazetelerde bu insanlar köşe yazarlığı yapıyor da bir editör gelip de bize gazetesinde köşe yazarlığı teklif etmiyor, ben ona yanıyorum.

Jale Özgentürk bir de utanmadan işsizlikten bunalmış yüzlerce gencin kendisine nasıl Moğolistan’a gideceğini sorduğunu anlatmış, işsizliğin çaresinliğin boyutlarını görüyorsunuz değil mi demiş. Jale Hanım, o adamlarda beyin olmadığı* Moğolistan’da bir erkeğe 6 kadın düşebileceğini düşünmelerinden ve Moğolistan’a nasıl gidileceğini kendi başlarına bulamamalarından belli oluyor. E bu zeka seviyesiyle de Türkiye’de iş bulamamaları da normaldir diye düşünüyorum. Yine de şanssız insanlar bu kişiler, ne beyinsizler Türkiye’de iş buluyor değil mi?

*Bu kişilere beyinsiz dememin nedeni kendi başlarına Moğolistan’a nasıl gidileceğini bilmemelerindendir, başka bir sebepten dolayı değildir, yanlış anlaşılma olmasın. Read More!

Ölçek Ekonomisi, Üretkenlik ve Verimlilik Nedir?

Bir kaç gün önce Yiğit Bulut’u işe geç gelen veya erken çıkanlara hesap sorduğu için desteklediğimi belirten bir yazı yazmıştım. Bir itiraz geldi, anafikri hiç verimli ve etkin çalışanla çalışmayan bir olur mu, adam işini tam anlamıyla ifa edip erken de bitiriyorsa erken çıkmasında bir mahzur yoktur. Kulağa hoş gelen bir söylem. Yiğit Bulut’un uyguladığı herkesin aynı saatte işe girip aynı saatte işten çıktığı sistemden de ayrıca daha iyi. Açalım biraz. Bu yazımızda ölçek ekonomisi, üretmenlik ve verimlilik nedir sorularına cevap vererek işgücü piyasalarını tartışacağız.

Herkes aynı saatte işe girip aynı saatte işten çıkıyorsa verimli olanlar işteki zamanlarının ufak bir kısmında çalışıp gereken üretimi yaparlar, ondan sonra geyik yaparlar. Veyahut yavaş yavaş kasmadan çalışırlar, işin yapısına göre değişir ama benim yorumum genellikle ofiste yapılan “analist” türü pozisyonları içeriyor. Yetenekleri olmayanlar ise gün boyu çalışırlar ve ancak yapmaları gereken kadar işi başarabilirler. Öte taraftan işlerini erken bitirenlere erken işi terketme izni verirsek bu kişilerin memnuniyeti artacaktır, ayrıca diğer kişilere de verimli olmak konusunda bir neden vermiş olacağız.

Amacınız rekabette geri kalmak ise yukarıdaki sistemleri uygulayabilirsiniz. Amacınız başarılı olmak ise şu iki kuralı bilmeniz gerekir.

1. Bir işi daha iyi-verimli-ucuza yapacak bir yol her zaman vardır.

Insanlar binlerce yıl çiftçilik yaparak geçimlerini sağladılar ve bu süre zarfında kişi başına düşen gelir seneden seneye mevsimsel etkileri ayırdığımız zaman sabit kalmıştır. Düşünsenize, tarımı nasıl daha verimli yapabilirsiniz ki? Yapılabilecek bir şey olsaydı binlerce yıldır birilerinin bunu çoktan bulmuş olması gerekmez miydi?

2. Bir kişinin 80 saatte yapacağı işi iki kişi 40 saatte yapamaz.

Iktisatta bu durumu açıklayan kavrama “ölçek ekonomisi” diyoruz. Ölçek ekonomisi iki türlü işliyor. Birincisi çalışanın cebine direkt girmese de çalışanlara sunulan özel sağlık sigortası, yemek yardımı, servis, ofisde kullanılan metrekare alan, yönetici zamanı, destek hizmetleri, emeklilik yardımları, vs. ek masraflar var. Bunlar kişi başına aşağı yukarı aynı. O yüzden iki kişiyi 40 saat çalıştırırsanız bu maliyetleri iki kere ödemiş olursunuz, oysa bir kişiyi 80 saat çalıştırdığınızda bir kez ödeyerek büyük tasarruf yapıyorsunuz. Ölçek ekonomisinin ikinci işleme şekli ise learning by doing denilen iş yaparken öğrenmenin getirdiği faydalardır. Bir kişinin beynine haftada 80 saatte koyduğunuz bilgi+becerinin eşdeğeri iki ayrı kişinin beynine haftada 40 saatte konulan bilgi ve beceri değildir. Bilgi ekonomisi çağında yaşıyoruz, kimin ufacık bir bilgi üstünlüğü varsa o rekabette biraz daha öne geçiyor. Iş başında çalışarak öğrenmenin de yerini hiç bir şey tutmuyor maalesef.

O yüzden bu önerme bilgi yoğun pozisyonlar için daha geçerli. Uygulamada ise işe en uygun adamı seçerek, en verimli insanları en uzun süreler çalıştırarak, verimsiz olanlara da kapıyı göstererek başarıya ulaşabiliriz. Işlerini kaybedenlerin kendilerine daha uygun bir iş bulmaları ülke verimliliği açısından da oldukça önemlidir. Işgücü piyasalarının esnekliği burada ortaya çıkıyor. Işgücü piyasaları esnek değilse, “işçi haklarını” koruyan yani işten çıkarmayı neredeyse imkansız hale dönüştüren yasalar varsa bundan hem şirketler, hem işsizler, hem de ülke ekonomisinin geneli zarar görür. Diyelim ki bir kişiyi işe aldınız ve verimli çıkmadı, ne yapmanız gerekir? Tabii ki çıkarıp yerine daha verimli çalışabilecek başka birini almak. Bunu yapamıyorsanız ya da maliyeti yüksek ise işe alırken daha büyük bir kaynak harcamak zorunda kalacaksınız, ve işe aldığınız kişilere başlangıçta normalde vereceğinizden daha düşük ücretler vereceksiniz. Eğer bir kişi işe girdikten sonra başarılı olursa onların ücretlerini yükselterek verimlilikleriyle paralel bir seviyeye çekeceksiniz ama kaynaklarınızın bir kısmı verimsiz kişileri istihdam etmek için harcandığı için verimli çalışanların ücretlerinin bir kısmını verimsiz çalışanların sübvansiyonunda kullanacaksınız.

Amerika’daki işgücü piyasaları çok esnek olduğu için yatırım bankaları ve hedge fonlar yukarıda bahsettiğim stratejiyi oldukça başarıyla uyguluyorlar. En verimli olan insanlar köpek gibi çalışıp sıradan insanların kazanabileceğinden çok daha yüksek gelirler elde ediyorlar. Yani insanları 80 saat çalıştırıp 40 saat çalışanlara yaptığımız ödemeleri onlara da yapıyoruz durumu yok. Normal adamın 5-10 katı bir ücret ödüyorsun çünkü bu kişiler o ekstra bilgi avantajlarını kullanarak çok büyük değerler yaratabiliyorlar.

Türkiye’nin işsizliği azaltabilmesi için yukarıda bahsettiğim kuralları işgücü piyasalarında uyguluyor olabilmesi lazım. Istihdamı arttırabilmek için verimliliği arttırmamız lazım, zengin olmanın başka bir yolu yok. (Tabii Metatrader MT4 kullanıp iç içe geçmiş stratejilerle foreks piyasalarında paranızı bir ayda 10’a katlamanın yolunu bilmediğinizi varsayıyorum.) Türkiye’deki dinozor ekonomistlerde ekranlardan size “yüksek faiz düşük kur” martavallarını okumaya devam etsinler. Faizleri düşürerek bütün problemlerimizi çözebileceğimizi iddia etmeye devam etsinler. Kültürümüzü değiştirmeden, popülizmden kaçmadan, garibanizm yapmadan başarılı olmamız mümkün değil, istihdamı arttırmak için ise mikro reform şart. Nedir mikro reform? Read More!

Türkiye Ekonomisinin Durumu ve 2010

Turkishtime’ın Ocak sayısında birbirinden güzel 3 tane yazı yazdım, ancak etik olarak bu yazıların tamamını veya içlerinde geçen anafikirlerin çoğunu burada tartışmayı doğru bulmadığımdam çok detaya giremeyeceğim. Mahfi Eğilmez’in 2010 yılına ilişkin tahminlerini görünce benim yazdığım ilk yazının onun yazısına çok önceden yazılmış çok güzel bir cevap olduğunu farkettim. Mahfi Eğilmez bir çok olumlu varsayım yaptıktan sonra eğer varsayımları doğru çıkarsa 2010 senesinde ekonominin %5 büyüyeceğini tahmin ettiğini belirtiyor. Ben bu ifadeye çok güzel bir eleştiri getiriyorum ama öğrenmeniz için dergiyi satın almanız gerekiyor. Yine de bu yazıyı okuyarak vaktinizi harcadığınız için 2010 yılı için büyüme tahminimi açıklayacağım. Ama önce Mahfi Eğilmez ne yazmış bir bakalım.

“Benim tahminlerim de varsayımlara dayanıyor ve bu varsayımların şaşması halinde tutmama riskini taşıyor. Öncelikle varsayımlarımı sıralayayım: (1) Küresel sistemde yeni bir kriz olmayacak, (2) Dünyada savaş ya da 11 Eylül çapında etkili bir olaya yol açacak bir terör eylemi olmayacak, (3) Türkiye’de erken seçim olmayacak, (4) Türkiye’de ekonomiyi geniş çapta etkileyecek siyasal sonuçlar yaratacak bir sıkıntı olmayacak. Bu varsayımlar altında 2010 yılında Türkiye ekonomisine (ekonomi nedir?) ilişkin tahminlerimi aşağıdaki tabloda sunuyorum. Tahminlerim arasında diğer iktisatçıların büyük çoğunluğundan ayrıldığım nokta sanırım büyüme oranı. Tahminlerini açıklayan iktisatçılar arasında büyüme konusunda sanırım en iyimseri benim. 2010 yılında Türkiye’nin gerek iç gerekse dış talebinde canlanma olacağını ve baz etkisinin yanı sıra bu canlanmanın ekonomiyi hızlı bir geri dönüş trendine sokacağını tahmin ediyorum.”

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller

Ayrıca 2010 yılında işsizliğin yükselerek %16 olacağını, enflasyonun %6 ve büyümenin de %5 olacağını tabloda gösteriyor. Benim tahminleri görmedi herhalde daha, ya da bizi iktisatçıdan saymıyor. Ben 2010 yılında büyüme tahminimi %6 olarak açıkladım, Roubini gibi gözü kara bir tahmin yaptım. Türkiye ekonomisinin durumu 2010'da beklenenden olumlu olacaktir diye düşünüyorum. Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Eğer büyüme oranı Mahfi Eğilmez ve benim beklediğim gibi piyasa beklentilerinin üzerinde çıkarsa işsizlik düşer, enflasyon ise daha da yükselir. O yüzden Mahfi Eğilmez’in işsizlik tahmininin çok yüksek olduğunu şimdiden belirteyim, o büyümeye o işsizlik oranı olmamış. Enflasyon oranı beklentisi de piyasa beklentilerinin üzerinde ama bence %6 enflasyon için alt sınır sayılabilecek bir tahmin. Neyse daha fazla yazılarımı ve tahminlerimi belli etmeyeyim, merak edenler dergiyi okusunlar. Read More!

80 Bin Devlet Memuru Alımı

Amerikalilarin bir sozu var, when you have politicians like this, who needs an enemy! diye. Yani ulkenin basinda boyle politikacilar olduktan sonra ulkenin geriye gitmesi icin dusmana gerek yoktur seklinde Turkceye cevirebiliriz. Bir kac gundur ulkenin gundemini Tekel iscilerinin yaptigi eylemler isgal ediyordu, ben de tam buradan hukumete destek vermek icin bir yazi yazacaktim ki Unakitan'in yerine gelen Maliye Bakani Mehmet Simsek'in verdigi mujdeli haberleri duydum: 80 bin yeni devlet memuru alımı.

Coktandir ulkenin kanayan yarasiydi bu zaten. Mevcut devlet memurlari cok calismaktan neredeyse helak olacaklardi, kadrolarin yetersizliginden isler aksamaya baslamisti. Ama yetmez, 80 bin yaraya pansuman olmaz. Issizlik orani krizden onceki seviyesinin 4 puan uzerinde, eski seviyesine donmesi icin 1 milyon kisinin ise alinmasi lazim. Ama 1 milyon da yetmez, AKP'nin oy kaybi 1 milyondan cok daha fazla, bence ulkedeki issizlerin tamamini devlet memuru yapalim, yani asagi yukari 3,5 milyon kisiyi. 80 bin devlet memuru alimi yapmalarinin nedenini de kayitdisini daha iyi denetlemek olarak aciklamislar. Bence 3,5 milyon kisiye ek olarak 8 milyon kayitdisi calisani da devlet memuru olarak ise alirsak kayitdisinin da kokunu kazimis oluruz. Kayitdisi calisanlarin buyuk bolumu devlet memuru olmayi kayitdisi calismaya tercih edeceklerdir. Yani yapmamiz gereken 80 bin devlet memurunu ise almak degil, 11,5 milyon devlet memurunu ise almaktir.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Basbakan Erdogan'in muthis bir fikri vardi, her isveren 1 kisi ise alsa ulkede issizlik problemi kalmaz diye. Bence bizim cozum onerimiz daha muthis. Hem issizlik problemini hem de kayitdisini bir seferde cozuyoruz, ayrica devlet memuru olarak ise alinan vatandaslar ve aileleri de AK partiye oy verirlerse AKP'yi iktidardan hic kimsenin indirmeye gucu yetmez. Read More!

Ogretmenler gunu

Iki sene once ogretmenler gununde ogretmenlerle ilgili yazi koymadik diye elestirilmistik. Yeni bir yazi yerine, eski yazilari derleyip (isitip isitip) yeniden onunuze koyalim. Emin Colasan yaparken sorun olmuyor ne de olsa. Ilk yazi Ekonomix'ten (patrona yag cekiyorum, once onun yazisini alintilayarak):

Ogretmen Maaslari Az mi?
Bizim ailede ogretmen cok. O yuzden bu yazida yazacaklarimi kimse ustune alinmasin. Orhan Karaca dostum ogretmenler sendikasinin "Ogretmen maaslari 1923'den daha dusuk" seklindeki absurd (sacma derecesinde komik) iddiasina yanit olarak ogretmen maaslarinin 5 kat civarinda arttigini gostermis. Ote yandan 1923'den bugune kisi basina gelir 11 kat artmis. Nufusumuz da 5 kat arttigina gore ulke olarak 1923'e kiyasla 50 kat daha zenginiz demektir. Yine de bu islerin 1923'den beridir hep kotuye gittigi gercegini (!) degistirmiyor. Nerede o eski gunler be, hersey daha bir guzeldi!

Sendikalar bunu hep yapiyor. Adamlar tarafsiz degil ki. O yuzden ben sendikacilarin bir gun "Allah birdir" demelerinden korkuyorum, eger oyle bir sey olursa cok tanrili dine sahip Hindular veya Afrikali kabileler hakliymis demektir.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Ogretmen maaslarinin az mi cok mu oldugu sorusunun cevabi tarihte gizli degildir. 10 sene once soyleydi, simdi soyle olmasi lazim seklindeki ifadeler hurafeden ibarettir. Ayni mantikla siyah beyaz televizyon 20 sene $1000'di, simdi $1500 olmalidir savini ileri surebiliriz. Renkli televizyon ve plazma olayina hic girmeyelim.

Peki ogretmen maaslarinin az mi cok mu oldugunu nasil anlayacagiz? Vallahi siz cok alistiniz bedava ekonomi egitimine. Once ucret olarak cocuk esirgeme kurumuna 10 YTL bagislayin, makbuzunun digital kopyasini da bana email ile gonderin ucret olarak ondan sonra cevap vereyim. Ucreti odemek istemiyorsaniz yazinin geri kalan kismini okumayin. Amerikalilarin honor sistemi (yani seref sistemi) vardir, herkes kendisini kontrol eder. Mesela isyerinde kahve istiyorsunuz, gidersiniz mutfaga, orada bir kavanoz vardir, atarsiniz icerisine 25 senti, alirsiniz kahvenizi. Kahvenin basinda kimse durmaz, kontrol etmez. Dogru seyi yapmak size kalmistir. Burada da basiniza bekci dikmeyecegim, dogru seyi yapmayi size birakiyorum. Ucret 10 YTL, pahali geldiyse okumayin. Ucreti odemeden okursaniz hakkimi helal etmedigimi de belirteyim.

Ucreti odediyseniz yazinin devamini buradan okuyabilirsiniz.



Digeri de benim 2007 yilinda yazdigim bir yazi. Bunu da aynen kopyaliyorum:

Öğretmenler günü ve zorunlu eğitim

Sonunda bu da oldu. 24 Kasım'da öğretmenler gunu yazısı yazmadık diye elestiri aldık. Ama bu öğretmenler günü denen şey her ülkede farklı günlerde kutlanıyor. Arjantin'de 11 Eylül, Çin'de 10 Eylül, Hindistan'da 5 Eylül, ABD'de Mayıs ayının ilk haftasında kutlanıyor. UNESCO tarafından ise 5 Ekim günü Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor.

Türkiye'de 24 Kasım'ın Öğretmenler Günü olmasının gerisinde ise emekli bir generalin (bkz. Kenan Evren) imzası var. Tabi gerekçe her konuda olduğu gibi yine Atatürk'e dayandırılmış. Şimdi Atatürk'ü her şeye alet etmenin sakıncalarından bahsetsem muhtemelen "Atatürk düşmanı" olurum, dolayısıyla sesimi çıkarmıyorum. Bu arada "başöğretmen" Atatürk'ün hangi tarihler arasında öğretmenlik yaptığını merak ettim, araştırdım, bulamadım.

Tamam anlıyorum, eğitim kutsal bir vazife, Atatürk de kutsal bir insan. Dolayısıyla kraldan fazla kralcı olmayı sevenler açısından mantıklı bir yaklaşım olabilir. Ama mesela benim bildiğim bizim kültürümüzde ekmek de kutsal bir yiyecek. Atatürk'e başfırıncı ünvanı da verilmiş miydi? Verilmediyse neden verilmedi? Hak etmiyor mu? Bir ulus bugün yediği ekmeği ona borçlu değil mi? Yoksa bize yanlış mı öğrettiler?

(Bize yanlış mı öğrettiler kısmına geri döneceğim. Ama önce bir açıklama yapayım: Hayır, efendim. Atatürk düşmanı değilim. Bir çok tarihi figür gibi onu artısıyla eksisi ile anlamaya çalışıyorum. Ama sizin kalıplarınız ile "Atatürkçü" de, "Kemalist" de dğilim.)

Öğretmenler Günü konusundan buraya nasıl geldim ben de anlamadım. Ama bu gün dolayısıyla gündemle alakalı 'Erotik öğretmen' görevden alındı tarzı haber yapmaktan daha iyi yaptığımı düşünüyorum.

Bazı şeyleri bir öğrenci olarak bize yanlış öğrettiklerini farkettiğimde henüz bıyıklarım terlememişti. Yıllar sonra Catherine Baker'ın Zorunlu Eğitime Hayır isimli kitabını okudum. İzlenimler sitesindeki şu yazıyı görünce bu kitabı hatırladım. Ben 1990'lı yılların başında okumuştum ama kimbilir kime verdim de geri gelmedi, şu an elimde yok. Ama internette biraz bakınınca İmge Kitabevi tarafından Şubat 2006'da yeni baskısının yapıldığını gördüm. Kendinize bir iyilik yapın ve bu kitabı okuyun. Kitapta savunulan fikirlere katılır katılmazsınız orası ayrı. Benim aklımda kalan çarpıcı ayrıntılar olarak okul binaları ile hapishanelerin birbirine benzerliği ve çocukların neden her teneffüse sevinçle bağırışarak çıktığını sayabilirim. Bize birşeylerin yanlış öğretildiği gerçeği Baker'in "okulun, devletin kendine köle yetiştirmek için organize ettiği bir kurum olduğunu, yetişkinlerin, bu köle eğitiminden başarıyla geçtikleri için bunun farkına varmadıkları" tezi ile örtüşüyor.

Kendi geçmişime baktığımda, bugün geldiğim noktaya milli eğitim sistemi ve okullar sayesinde değil, milli eğitim sistemine ve okullara rağmen geldiğimi söylemekten kendimi alamıyorum. Karşıma çıkmış olan bir çok öğretmenden sadece birkaçının hafızamda kalıcı yer edindiğini, benim için yol gösterici olduğunu söyleyebilirim. Bu açıdan kendimi bazen şanslı bazen de şanssız olarak değerlendirmişimdir. Yıllar sonra istatistikte "law of large numbers" ve "central limit theorem"i anladığımda aslında bu durumun pek de şaşılacak bir durum olmadığının farkına vardım. Her meslekte olduğu gibi öğretmenlerin arasında da çok iyi örnekler çok kötülerle bir arada. Ama büyük bir çoğunluk vasatın iki standart sapma çevresinde.

Bu gelinen noktada kişi olarak öğretmenlerden daha çok sistemin çarpıklığının payı olduğunu düşünüyorum. Her konuda olduğu gibi bu konuda da muşevvikler sistemi işliyor (incetives matter). Bugünkü eğitim sisteminde ne yazık ki iyi örnekler sistem tarafından cezalandırılıyor, kötü örnekler teşvik ediliyor, sistem iyi örnekleri vasat olmaya zorluyor.

Peki çözüm ne? Aşağıya sistemde çarpıklığı giderecek bazı çözüm önerilerini sıralıyorum. Lütfen hemen klavyeye sarılıp hararetli itirazlara başlamadan önce neyi savunduğunuzu, savunduğunuz şeyin olası pozitif ve negatif sonuçlarını gözden geçirin.

1. Zorunlu eğitim kaldırılsın. Bugün uygulanan zorunlu eğitim sisteminin negatif etkilerinden birisi ailelerin çocuklarının eğitimlerini aksatmasıdır. İster köyde olsun ister şehirde, çocuğunu herhangi bir okula kaydettiren ebeveyn kendini görevini yapmış hissediyor ve çocuğunun eğitimi ile neredeyse hiç ilgilenmiyor. Çünkü zaten karar verme şansı da yok. Zorunlu eğitim kaldırılırsa bütün yük ailelerin (ebeveynlerin) sırtına bineceğinden daha iyi sonuç alınacaktır. Gerek çocuklarının eğitimi konusunda gerekse doğru okulu seçme konusunda.

2. Tevhid-i tedrisat kanunu kaldırılsın. Bu kanun ümmetten millet aşamasına geçişte önemli rol oynamış olabilir. Ancak bugün sistemin çarpıklığının en önemli nedenlerinden biri. Eğitimde hedefimiz eşitlik ya da herkesin aynı eğitimi alması değil, çeşitlilik ve özgürlük olmalıdır. Kemalistler kafalarındaki "öcü dinci okullar" hayaletinden, dinciler de "bu okullar çocuklarımızı dinsiz yetiştirecek" korkusundan ve önyargısından kurtulması lazım. Yasaklar her iki grubu da marjinalleştirmekte yer altına itmektedir. Bırakın isteyen çocuğuna dini eğitim versin isteyen bale eğitimi, isteyen de her ikisini de ya da hiçbirini. (Bale eğitimi ve dini eğitim birbirinin alternatifi değildir, sadece örnek veriyorum.) Hatta dileyen kutuplarda pancar yetiştirme okulu bile açabilir. Öğrenci bulacağına güveniyorsa neden olmasın? Eğitimde çeşitliliği sağlar zorunlu eğitimi de kaldırır ailelerin özgürce karar vermesini sağlarsak müşevvikler sistemi daha iyi olanı ödüllendirecektir.

3.Öğretmenlere ve okullara verilen teşvikler kaldırılsın, eğitim konusunda illaki de teşvik verilecekse öğrencilere ve ailelere verilsin. Herhangi bir piyasada eğer devlet eliyle teşvik verilecekse bu teşvik üreticilere değil tüketicilere verilmeli, üreticiler değil tüketiciler korunmalı ya da desteklenmelidir. Eğitim hizmetini düşündüğümüz zaman da aynı kural geçerlidir. Bugünkü sistemde aileler okullar için birbiri ile yarışmaktadır. Ancak okul ve öğretmenler yerine öğrenciler ve aileler desteklenirse okullar aileler için birbiri ile yarışacaktır. Siz hangisini tercih edersiniz?

4. YÖK lağv edilsin, gerek üniversiteler, gerekse liseler bağımsızlığa kavuşsun. İsteyen okul paralı eğitim yapsın, isteyen parasız. Aileler de istediği okulu seçmekte özgür bırakılsın. Devlete göbeğinden bağlı bir akademik ortamda yaratıcı düşünce ve kaliteli eğitim mümkün değil. Üniversiteler gerekirse yer çekimi kanununun bile tartışılabildiği özgür ortamlar olmalı.

5. Her öğretmene eşit maaş, eşit statü gibi saçma uygulamadan vazgeçilsin. Farklı performansa farklı ücret ödenmesine izin verecek piyasa mekanizmasının önündeki engeller kaldırılsın. Yeterlilik konusu saçma sapan sınavlarla değil tecrübe ile belirlensin. Bu konuda da karar merkezi sınav sistemi ile alınmasın her okulun kendi inisiyatifine bırakılsın.

İlkokulda aynı sıraları paylaştığım arkadaşlarımdan bazıları öğretmen olmayı tercih edip milli eğitimin çarkları arasına girdiler. Ancak kabaca bir değerlendirme yaptığımda çoğunun gerçekten öğretmen olmak istedikleri için değil, üniversite sınavında daha iyi bir alternatife yetecek puan alamadıkları için öğretmen olmayı tercih ettiklerini görüyorum. Yani sistem iyileri ayıklayıp başka birşey yapamayanları öğretmen olmaya teşvik ediyor gibi görünüyor. Böyle bir sistemden mucize beklemek için fazla iyimser olmak gerek.

Bense gerek üniversite öğrenciliğim sırasında gerekse daha sonra özel dersler verdim, piyasanın içinde bulundum. Eğitim sisteminin ürünleri olarak normal çarpma ve bölme işlemini dahi yapamayan ama üniversiteye devam eden öğrencilerim de oldu, eğitim sisteminin çarkları arasında ezilen cevherlerle de karşılaştım. Bugün, arkadaşlarımın aksine, yapabileceğim bir sürü meslek arasından sıyrılıp sadece öğretmeyi sevdiğim ve sevdiğim işi yapmak için öğretmenlik mesleğini seçmiş bulunuyorum. Bu yüzden, başta öğretmenlerin (öğretmen olan okuyucumuz varsa) ama tüm okuyucularımızın burada yazılanları hariçten gazel okumak olarak değil de kendi içlerinden birinin "yapıcı" önerileri olarak dikkate almalarını tercih ederim.

Edit: Kutlamayı untmuşum. Bütün öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun. Daha iyi olan öğretmenlerimizinki daha kutlu olsun.
Read More!

At Sahibine Göre Kişner

Atasozlerimizi seviyorum, bugun ekonomist ve isletmeciler tarafindan karsimiza "yeni" diye cikarilan bir suru teorinin anafikrini 3-4 kelimeyle anlatan bir suru atasozumuz var. Iste bunlardan bir tanesi de At sahibine göre kişner sozu.

Bugun issizlik konusundan bahsediyorduk, daha yeni diger favori ekonomistlerim olan Ugur Gurses'in ve Deniz Gokce'nin yazilarini okudum. Deniz Gokce Orhan Karaca'nin soylediklerinin aynisini Betam'in yayinlarini baz alarak soyluyor. Lafin iyisini ise dun Basbakan Tayyip Erdogan'in issizlik rakamlari aciklandiktan sonraki yorumlarini ulastiran Ugur Gurses soylemis. Erdogan issizlik rakamlari uzerine su ifadelerde bulunmus:

"Şu anda bakın biz dünyada yani işsizliğin artışı noktasında en az artış gösteren ülke konumundayız"
Bu laflari okuyunca bir an kulaklarimi temizleme ihtiyaci hissettim. Gittim, kulaklarimi temizledim, geldim. Hala ayni anlami cikariyorum. Sonra farkettim ki problem kulaklarimda degil, gozluklerimde olabilir (neticede okuyorum, dinlemiyorum). Gittim gozluklerimi de temizledim. Sonuc yine ayni. Herhalde Amerika'da bunca sene kalmaktan dolayi Turkcem bozulmustur, okudugumu artik anlamaz hale gelmisimdir diye dusundum, kendimi avuttum.

Benim bu laflardan cikarabildigim en iyi anlam su: Turkiye'de issizlik artmistir ama issizligin arttigi tum ulkeler arasinda Turkiye en dusuk artis oranina sahip ulkedir. Issizlik oranlarindaki artis miktarinin karsilastirildigi zaman birimi verilmedigine gore belki de Erdogan issizlik oranlarindaki artis miktarini issizlik oraninin zirve yaptigi kis aylarina gore kiyasliyordur. Ama bu durumda da issizlik oranimiz aslinda bir dusus sergiledi artis degil. Yani 8-9 ay oncesine gore durumumuz cok iyi, ya da oyle bi sey.

Bir onceki yazida sundugumuz issizlik ornai grafigini de goz onune alarak siz bunu nasil yorumluyorsunuz? Turkiye'nin yularini elinde tutan Erdogan ne demek istiyor?
Read More!

Mevsimsellikten Arindirilmis Issizlik Orani

Son 7 aydir mevsimsellikten arindirilmis issizlik orani %14-15 araligina takilip kalmis. Krizin zirve yaptigi siralarda %15'i bulan oran, krizin etkilerinin hafifledigi bahar ve yaz aylarinda %14 seviyesine gerilemisti. En son aciklanan Agustos ayina ait istatistikler de Eylul ayinda issizlik oraninin bir niktar yukseldigini gosteriyor. Iyi haber degil.

Nereden mi buluyorum bu mevsimsel etkilerden arindirilmis istatistikleri?Tabii ki Orhan Karaca'dan. Favori ekonomistim sagolsun blogunda bir grafik yayinlamis, ben de buraya aktariyorum. Yazisinin orijinalini buradan okuyabilirsiniz.

Grafigin guzel tarafi size mevsimselligin de ne demek oldugunu gosteriyor olmasi. Baksaniza kis aylarinda issizlik orani cikiyor, yaz aylarinda dusuyor, mevsimsellikten arindirilmis rakamlar ise gercek resmi ortaya cikariyor. Neden TUIK bunlari yillar oncesinden yayinlamaya baslamamis aklim almiyor (devlet kurumu olmasindan olabilir mi?)

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

Bu arada bu grafik ulkemizin resesyona Nisan 2008 civarinda girmeye basladigini, hukumetin gec aciklanan istatistiklerden dolayi ise bu durumun farkina taaa Sonbahar'in ortalarinda vardigini da bizlere gosteriyor. Efkarlandim yine, gecen seneki teget hikayeleri birden gozumun onune geldi. Bu seneki hikaye de "IMF ile anlasmamakla cok super hareket ettik", "krizden tek basimiza ciktik, IMF'ye ihtiyacimiz yok" seklindeki teraneler. Bir de Steve Hanke gibi haricten gazel okuyup bizim ekonomimizden anlamayanlar parazit yaparak milletin kafasini iyice karistiriyor. Bakalim bunlarin issizlik rakamlari cinsinden maliyeti bize ne olacak, gelecek sene de buna bakar bakar efkarlaniriz.

Gunun sozu: At sahibine göre kişner.

Read more...

Read More!

Turkler Neden Tembel

Turkiyeliler veya Turkler neden tembel diye merak ediyorsaniz iste size guzel bir ornek. Erzurum'da valilik alti ay sureyle gecici olarak agac dikmekle gorevli olacak isci ariyormus. Gunluk 25 TL yevmiye verecekmis. Tam hatirlamiyorum ama 1500 issize davetiye gondermisler, bir kismi toplantiya gelmis, verilecek ucreti duyunca cogu salonu terketmis, topu topu 33 kisi is icin basvurmus.

Ulkede issizlik orani yuzde 16'ya dayanmis durumda. Ote taraftan calisma yasindakilerin sadece yarisi isgucu piyasasinda yani calisabilir her 5 kisiden sadece 2 tanesi calisiyor ulkemizde. Nasil oluyor da issizler boyle bir firsata burun kivirabiliyorlar.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Yok, bu sefer AKP'yi suclamayacagim. Gerci onlarda eski sisteme devam ederek icerisinde bulundugumuz carpik duruma katkida bulundular ama bu kulturel bir sorun.

DNA'mizla bir alakasi yok. O yuzden yazinin basligi "Turkler Neden Tembel" degil. Bir ornek vereyim, bundan bir muddet once New York'ta taksicilik yapan bir Turk cocukla is gorusmesi yaptim. Cocuk saygin bir universiteden MBA almis, piyasa kotu oldugundan is bulamamis, maraflarini karsilamak icin taksicilik yapiyor. Gayet normal bir durum, Amerika'da kimse de bu durumda olan kisileri hor gormez, destekler hatta. Turkiye'de ise bu esine az rastlanir bir durumdur. Boyle kisiler hor gorulur, salak muamelesine maruz birakilir.

Diger bir neden ise Turkiye'de tembellerin aileleri ve yakinlari tarafindan kollanmasidir. Issiz birisi Turkiye'de evsiz kalmaz, ac kalmaz. Japonya'da acliktan olen adam duydum ama Turkiye'de duymadim. O yuzden okua yazmayi zor bilen cahillere bile ulkemizde is begendirmekte zorluk cekiyoruz. Diger bir mevzu ise calisan issizlerimiz, yani devlet memurlarimiz ve besikte emekli olan insanlarimizin olusturdugu kotu ornek.

Issizler bu kisilerin calistiklariyla kazandiklarini goz onune aldiginda tabii ki bir parca emek gerektiren bir ise burun kivirir.

Benden simdilik bu kadar, yazinin devamini siz doldurun. Read More!

Buna Resesyon Denir, Teget Degil.

Millet ekonominin basina CHP'yi veya Haydar Bas'i veya Cem Uzan'i getirseydi bu kadar kotu olmazdi. En azindan bir miktar gercekci davranip onumuzdeki 3 yil boyunca nasil sacmalayacaklarini ve bunun ekonomiye ne tur bir fatura cikaracagini durustlukle aciklamislar. Resesyon nedir, adami ne hale getirir diye merak ediyorsaniz AK partinin bir parca gercekci tahminlerine bakin:

1. Ekonominin bu sene %3.6 kuculecegini dusunuyorlar. Ekonomi %3.6 kuculsun, op basina koy. En azindan %4 kuculecek ekonomi.

2. Enflasyon bu sene 7.5 olacak demisler, mumkundur. 2010 ve 2011 hedeflerinin tutmasinin olasiligi daha zor, tutmaz diyeyim.
Warren Buffett George Soros T. Boone Pickens Carl Icahn Jim Simons Mohnish Pabrai Seth Klarman Steven Cohen Louis Navellier Roberto Mignone
3. 50 milyar YTL butce acigi verecekmisiz bu sene. Cok mumkundur. Bu kafayla giderlerse 2011'de 100 milyar YTL acik veririz. Secimler var ya!

4. Cari acik bu sene 11 milyar olacakmis. Olabilir. 2011'de 26 milyar gibi dusuk bir rakam olmasi zor ama. Yapisal olarak neyi duzelttiniz de cari acik o seviyelere dussun. Petrol fiyatlarinin dusmesini kalici zannediyorlar, ac tavuk kendini dari ambarinda gorurmus. Cari acik 2011'de en azindan 40 milyar olur.

5. Issizlik bu sene %13.5 olacakmis. Yok ya. 2008'in sonunda %13.6 idi. 2009'un sonunda en azindan %14.5 olur, 2011'e kadar da %15'i geceriz. Bunlar da muhafazakar tahminler. Bu kafayla giderseniz milletin canini daha cok yakarsiniz.

Rakamlara bakinca gercekten de kim olsa ekonomiyi bu derece kotu yonetirdi diyebiliyoruz. Eee bu adamlar ekonomiyi de yonetemiyorsa artik ne diye bunlara katlaniyoruz? (cevap abdurrahman celebi demeyin) Read More!

İşsizlik analizi

Ekonomix, son yazısında "Turkiye'de henuz isten cikarmalar tam olarak baslamadi. Yani istihdam alaninda ciddi boyutta bir sorun yok, asil problem is bulmakta yasaniyor ve isgucune katilanlar problem yasiyor" demiş. Ben patronla aynı fikirde olmadığım için, hazır elim de yazı yazmaya gitmişken, bu konuyu bir araştırayım dedim. Ekonomix ne de olsa Amerika'da yaşıyor, oradan buradaki durum hakkında gözlem yapma imkanı pek yok. Kendi açıklamalarından sıkı bir istatistik takipçisi olmadığını da biliyoruz. Gazetelerin internet sayfalarında gördüğü haberleri de abartılı ve de yalan yanlış olma ihtimali nedeniyle pek dikkate almıyor herhalde.

Benim gözlemlerin Türkiye'de (normalin üzerinde diyelim) işten çıkarmaların kasım, aralık aylarında yavaş yavaş başladığı ve ocak, şubatta da iyice tırmandığı yönünde. Son bir aydır ise bir durulma var gibime geliyor ama çok da emin değilim, bakalım göreceğiz. Kasım ve aralık aylarında bizim grupta da tensikatlar olmuştu. Kökleşmiş ve kendi piyasasında lider konumda olan bir firmada çalıştığımız halde "Ulan acaba bu tensikat bizi de vurur mu" diye biz bile korktuk. Neyse korktuğumuz başımıza gelmedi ama şubat ayında başka bir firmada çalışan kardeşim işsiz kaldı. Yani kriz ucundan bize de dokundu.

Warren Buffett George Soros T. Boone Pickens Carl Icahn Jim Simons Mohnish Pabrai Seth Klarman Steven Cohen Louis Navellier Roberto Mignone

Bugün biraz TÜİK'in ve İŞKUR'un sitelerini karıştırdığımda bu gözlemlerimi destekleyecek veriler de buldum. Aşağıdaki ilk grafikte görülen işsiz sayısında geçen yılın son iki ayında yaşanan artışın sadece işgücüne yeni katılanların iş bulamamasıyla açıklanmasına imkan yok. Türkiye'de işgücüne yıllık katılım kabataslak 500 bin civarında kabul edilir. Kasım ve aralık aylarında işsiz sayısında yaşanan artış bunun üzerinde. Demek ki bu aylarda işten çıkarılanların sayısında da önemli artış olmuş. TÜİK'in işgücü istatistiklerinde cari ay içinde işten çıkarılanlara ilişkin bir veri olmadığı için bu konuda kesin rakam vermek mümkün değil ama işte durum böyleyken böyle. Aşağıdaki ikinci grafikte görülen işsizlik sigortası ödeneklerinden yararlanan kişi sayısı da aynı yönde mesaj veriyor. Uzun müddet 100 bin civarında seyreden, 2008 başında yavaş yavaş yükselişe geçen işsizlik ödeneğinden yararlanan kişi sayısında kasım ayından itibaren bir tırmanış var. Bu sayı 5 ayda 143 binden 312 bine çıkmış. Yani bu dönemde 168 bin kişi işsiz kalıp işsizlik sigortasından yararlanmaya başlamış. Bir de işsiz kaldığı halde işsizlik sigortasından yararlanmak için gerekli şartları yerine getiremeyenleri ya da büsbütün kayıtdışı çalışırken işsiz kalanları düşünürseniz, son 5 ayda işten çıkarılanların sayısının çok daha fazla olduğu sonucuna varabilirsiniz.

Kısacası demem o ki işten çıkarmalar çoktan başlamış durumda. Haa, bu daha işin başı, sen daha olacakları gör derseniz birşey diyemem tabii. Bu sıralar soğukkanlılığımı koruyup gerek dünya gerekse Türkiye ekonomisi konusunda çok karamsar olmamaya çalışıyorum. Birkaç haftadır tünelin ucunda zayıf bir ışık var gibi ama çıkış mı yoksa üzerimize doğru gelen lokomotifin farı mı henüz belli değil. Durun hele bir kulak kabartayım, çuf çuf sesleri de geliyor mu? Read More!

Issizlik: Web Programlama Projesi

Issizlik konusuna ara ara deginiyoruz. Turkiye'de henuz isten cikarmalar tam olarak baslamadi. Yani istihdam alaninda ciddi boyutta bir sorun yok, asil problem is bulmakta yasaniyor ve isgucune katilanlar problem yasiyor. Ben de daha once ogrencilere ve issizlere vakitlerini bosa harcamamalarini ve kendilerini gelistirmelerini tavsiye etmistim.

Warren Buffett George Soros T. Boone Pickens Carl Icahn Jim Simons Mohnish Pabrai Seth Klarman Steven Cohen Louis Navellier Roberto Mignone

Dun aklima bir fikir geldi. Issiz veya ogrenci olan ve web programlamadan anlayan birisiyle ortak bir proje yapabiliriz. Ben kendim ogrenmek istiyordum bu isi ama bir turlu firsat bulamiyorum. Detaylarini daha sonra konusuruz ama aradigim kisiden su websitesine benzer ozelliklere sahip bir websitesini programlayabilme becerisi ariyorum. Normalde bu isleri Hindistan'dan programlamacilara yaptiriyorum ve onlar boyle bir isi muhtemelen $2000'a yaparlar. Benim kafamda olan ucret $1000 + ilk yilki gelirlerin tamami + sonraki gelirlerin %20'si gibi bir sey ama bu konuda esneklik gosteririm. Ilgilenenler bana email atsinlar. Read More!

Istihdamda Henuz Korkulan Olmadi

Aralik ayi issizlik oranimiz %13.6 olarak aciklaninca normal diyip gecmistim ama bugun Ege Cansen ilginc rakamlar vermis. Biz devamini getirelim.

"...2007 yılında çalışan sayısı 20 milyon 443 bin; nüfus ise 69 milyon 246 bin kişi. Bu sayılara göre çalışanların toplam nüfusa oranı %29.5. 2008 yılında çalışan sayısı 20 milyon 736 bin, nüfus ise 70 milyon 5 bin. Bu sayılara göre, çalışanların toplam nüfusa oranı %29.6”

Ben de rakamlara baktim, toplam istihdamın toplam nüfusa oranında ufak da olsa bir artis var. (Hoca hesaplarinda yil sonu rakamlarini kullanmis, ayni hesabi 2008 ve 2007 ortalamaları ile yaptığımızda dahi yine %30.8’den %31.0’e yükseliyor 2008'de oran) Görünen o ki istihdamda çok büyük bir kayıp yok. Asagida aylik grakleri mevcut. Yaz aylarinda turizm, insaat ve tarim nedeniyle istihdam arttigi icin aylik verilerden trendi kestirmek guc. O yuzden 12 aylik ortalamalari gosteren 2. grafige bakabiliriz (orn. 2008 aralik rakami= son 12 ayda ortalama istihdam yani calisan nufus).

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

Istihdamin 2007 sonuna dogru dususe gecmis olmasi, bizim krizden once yavaslamaya basladigimiz tezini guclendiriyor (sebebi kimilerine gore maliye politikasinin gevseklesmesi). Fakat 2008 yılında sirketler krizi yeterince gorememis ve istihdam hizli bir sekilde artmis. Bunu bircok sektor spesifiginde dogrulamak mumkun. Aylik istihdam degisimine baktigimizda da 2008’in son 3 ayinda yasanan toplam istihdam kaybi 1.48 milyon ve 2007 yilinin ayni donemindeki 1.44 milyon ile hemen hemen ayni seviyede (2006’da ise 0.95 milyon)



Ozetle, bu rakamlar krizin etkisinin henuz istihdama cok fazla yansimadigini gosteriyor. Bunun sebebi isverenlerin tevazu gostermesi mi, krizi okuyamamasi mi? Her ikisinden de bir miktar var bana gore. Bir de bizim ticaret ve sanayiyle ugrasan insanimiz hatrini sorsan bin ah eder ama iclerinde bitmeyen bir iyimserlik vardir. Buna ragmen, kriz devam ederse gercek issizlik artislarini o zaman gormeye baslayacagiz ne yazik ki.

Peki bu %13.6 issizlik nereden mi cikiyor? Onu da Ege Hoca cok guzel aciklamis. Artisin buyuk kismi istihdam azalisindan degil, onceden issiz oldugu halde is aramayan buyuk bir grup simdi is aradigini belirterek issiz sinifina giriyor. (konuya Fransız kalanlar issizlik oranının hesaplanmasiyla ilgili yaziya bakabilir)

Yine Hoca’nin yazisindan alintiyla bitirelim:

"...İngiltere’de bir şatoda, şömine başında sohbet eden gruptan bir gazeteci diklenmeden dik duran bir adama "geçiminizi hangi işte çalışarak sağlıyorsunuz?" diye sorunca, soylu kişi hafif kızarak "pek tabii çalışmayarak" şeklinde cevap vermiş. Bu yüzden İngilizcede "çalışan sınıf" avam anlamında kullanılır. Türkiye’de bir yıl içinde esas değişen şey, "çalışmadığı halde iş aramayanların, şimdi iş arar hale gelmesidir". Bu işsizlik arttı saptamasından farklı bir resimdir. İşsizlik ile gelirsizlik aynı şey değildir. Sosyal sorun işsiz değil, gelirsiz kalmaktır. İstatistikler, işsizliğin kimyasının fiziğinden hızlı değiştiğini göstermektedir"
Read More!

İşsiz Kalırsak Ne Yapmaliyiz?

Özellikle Ekonomix'in can sıkan yazısından sonra bunu yazmak istemezdim. Ekonomix eğer ki kriz büyük diyorsa, kriz büyüktür. Herkes eğer şimdiye kadar yapmadıysa artık ciddiyetle risklerini (risk nedir?) gözden geçirmeli. Önceki yazımda Akbank'ın işçi çıkardığından bahsetmiştim. İlk öğrenenlerden biri de siz oldunuz, umarım karlı çıkmışsınızdır zira anladığım kadarıyla sonra Akbank hisseleri düşmüş. "Düşmeyen bir hisse söylesene be birader" dediğinizi de duyar gibiyim.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Burada eğer işsiz kalırsanız ne yapabileceğiniz ciddiyetle ve kısaca anlatılmış. Sitenin tümü de incelemeye değer sanırım. Yazı ingilizce. İşsiz kalmışsanız ve İngilizce bilmiyorsanız boş vaktinizi İngilizce öğrenmek için harcayabilirsiniz. Ciddiyim.

Yine de enseyi karartmayalım. Daha çok güneşli pazartesiler göreceğimize inanıyorum. Read More!

İstihdamı Konuşmak

TUİK işgünü istatistiklerini açıkladı. Biz de bu bahaneyle, istihdam cephesinde durumlar ne alemde bir bakalım dedik. İlk olarak, işsizlik oranlarından ziyade istihdam verilerine yoğunlaştığımı söylemeliyim. Bunun birçok nedeni var. İşgücü ve istihdamın hesaplanmasındaki yaklaşım farklılıkları, kayıtdışı istihdam, isteğe bağlı işsizlik v.b. Bu nedenle ben ekonominin yeni istihdam yaratma potansiyelini daha anlamlı ve gözlemlenebilir buluyorum. Diğer bir deyişle üzerinde bulundugunuz ekonomik yapı, yeni iş yaratabiliyor mu?
Yukardaki grafikteki mavi seri, 2000Q4’den (4. çeyrekten) günümüze tarımdışı istihdam yıllık büyüme oranlarını gösteriyor, kırmızı ise büyüme oranlarının 4 dönemlik hareketli ortalamasına tekabül ediyor. 200Q4-2007Q4 dönemini TCMB’den aldım. 2008 sonrası ise aylık olarak TUİK’in yeni istihdam serisi aracılıgıyla hesaplandı. Tarım dışı istihdamı hesaplarken, toplam istihdamdan tarım kesimini çıkardığımı ve konuştuğumuz istihdam rakamlarının sanayi, inşaat ve hizmetler sektörlerini kapsadığını hatırlatayım. Grafiği hızlıca okuduğumuzda görülen şu; tarımdışı kesimi geçen yılın aynı dönemine göre yeni iş yaratabilme durumu % olarak, en ciddi 2001 krizi döneminde ve 2007Q1-2’de düşüş göstermiş. Buna karşın, en iyi performansı 2004Q4 ve 2005Q3-4’de %8-9’la göstermiş. Kırmızı çizgiyi izlediğimizde ise genel eğilimi daha kolay görebiliyoruz. Özellikle 2004-5 yıları ekonominin yeni iş yaratabilme kapasitesinin yüksek olduğu yıllar. 2008 yılı içerisinde, ekonominin ortalama iş yaratma kapasitesinin düştüğü, ne yapacağım ben şimdi pozunda olduğu ve en son ağustos ayı ile birlikte (son mavi nokta) “kardeşim ben aşağıya doğru gidiyorum haberiniz olsun” kararını verdiğini görüyoruz.
2007-8 yıllarını biraz daha detaylı inceleyelim. Sarı sütün 2007 yılı için tarımdışı istihdamı, mavi sütun 2008 yılı için tarımdışı istihdamı ve kırmızı çizgi ise, bu ikisi arasındaki farkı veriyor. Diğer bir deyişle, benim üzerinde durduğum yeni iş yaratabilme durumu bu. Genel olarak 2008’in tarımdışı istihdamdaki artış oranının geçmiş yılların altında kaldığını zaten söylemiştik. Ekstra olarak şunları görüyoruz. 2007 Ocakta 15,187 milyon tarımdışı istihdam varken, 2008 ocakta 15,436 milyon olmuş bu rakam, yani 249 binlik bir artış (kırmızı çizgi). istihdam, Mayıs-Haziran-Temmuz aylarında nisbeten iyi bir performans gösterse de, Ağustos ayı ciddi bir olumsuz sinyal gönderiyor. Ekonomi, Ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre sadece 310 bin yeni istihdam oluşturmuş.

Peki, asıl kötü haber ne? Geçen sene, 2007’nin yüksek seyreden Q4 tarımdışı istihdam verisi nedeniyle, büyük ihtimalle Eylül olmasa bile, Ekim-Kasım ve Aralık aylarında istihdamda net bir daralma göreceğiz. Diğer bir deyişle, geçen sene bu zamanlarda işe girenlerin bir kısmı işini kaybecek : (

Peki bunun, 2009’un ilk çeyreğinde de devam etmesini beklediğimize göre, Mart ayında seçimleri nasıl etkiler sizce? Ekonomiturk bu konuda bir yazı yazmıştı, ekonomik performans-oy üzerine, şimdi açıkca işsizlik-oy gibi kararları daha doğrudan etkileyen bir durumu gösteriyoruz. Ama burda kritik bir nokta var, ben kelimeyi söyliyeyim gerisini siz düşünün lütfen. “İkame Mal”.

Not: TUİK bu konuda yayınladığı haber bülteninde, Kamu İstihdamı altında “Maliye Bakanlığı tarafından derlenen verilere göre 2008 yılı III. Döneminde toplam kamu istihdamı 2 milyon 919 bin kişidir (Tablo 7)” demiş, Tablo 7’yi bulan varsa bana haber versin lütfen!
Not2: Ya ayrıca, grafikli yazılarda yazının bir kısmını saklama olayını yapamıyorum ve cok yer kaplıyor. Kusura bakmayın.
Not3: anahtar kelimede (rdynk) yazılarak, diğer yazılarıma da topluca bakma fikrini, Junior'dan almıştım, diğer yazarlarımızda böyle yaparsa daha verimli olabilir. Junior'un inovasyonunu takip etmeyi öneriyorum.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b Read More!

Faydali Bilgiler: Fransa'ya At Eti Ithali

Universite bitirmis ama bilgisayari ve interneti sadece chat yapmak ve oyun oynamak icin kullanan issizlerimize tavsiyelerimize devam ediyoruz. Internet'te dolasirken Fransizlarin at eti yedigini ogrendim. Cok gezen mi bilir yoksa cok sorf yapan mi?

Fransizlar yilda 28,500,000 kilo at eti tuketiyormus. Benim gencligimde Ugur Dundar diye bir televizyoncu vardi, halk sagligiyla ilgili konulari ekranlara tasirdi. Bir keresinde de at etinden sucuk yapildigini haber yapmisti da sucuk ureticileri ayaga kalkmisti. Megerse adam at etinin reklamini yapmaya, bu yagsiz, proteini bol eti Turk halkina tanitmaya calisiyormus. O zamanlar onun sozunu dinleyip at ciftlikleri kurmus olsaydik bugun at eti ihrac ediyor olurdur. Fransizlar tukettikleri at etinin %80'ini ithal ediyorlarmis.

Issizler, "cari acik, cari acik" diye dert yananlar, alin size bir cozum yolu daha. Dunyada toplam 720 milyon kilo at eti uretiliyormus. Iste en buyuk ureticilerin listesi:

Italya 48,000 ton
Mexico 78,876 ton
Kazakistan 55,100
Kirgizstan 25,000
Cin 204,000
Brazilya 21,200
Arjantin 55,600
Mogolistan 38,000

Cinliler bunun da uretim liderligini kapmis ya, pes vallahi. At eti tuketen Avrupa ulkeleri arasinda Avusturya, Fransa, Italya, Almanya, Belcika, Izlanda, Hollanda, Norvec, Polonya, Isvec ve Isvicre var. Bu ulkelerde at eti bazen direkt biftek olarak tuketilirken cogu zaman da salam sosis gibi urunlerin icerisine karistirilarak tuketiliyormus. O yuzden salam ve sucuklarin at etinden yapilmasi olayina Turkiye kadar Avrupa'nin gelismis ulkelerinde de rastlaniyor.

Yurtdisinda salam yerken dikkatli olun!!! Ya da olmayin, at ciftligi kurun ve at etin ihrac edin.
Read More!

Dayakci Ogretmenler: Genclere Is Onerisi

Devlet universiteleri bitirdim ama is bulamiyorum diyen genclere yonelik yazilarimiza devam ediyoruz. Is bulabilmenin birinci kurali insanlarin ihtiyaclarini tespit edip bunlara cevap veren urunleri sunabilmektir.

Bugun Izlenimler'i okurken Fethi Bey'in yine dayakci ogretmenlerden bahseden bir yazisina rastladim ve ampul yandi. Fethi Bey soyle diyor:

" Dayakçı öğretmenlere en ağır cazaların verilmesi şarttır. Beceremeyeceksen öğretmen olmayacaksın, bu işin mazereti yok. Pedagojiden, insanlıktan bihaber tiplerin sırf eğitim fakültesi bitirdi diye kolay para kazanmak için atandıkları okullarda bir iki gün geçirip öğretmenevinde okeye dönmesi sürecinde zevk için çocuklarımıza eziyet etmelerine göz yummayalım. Bunları Milli Eğitime filan değil doğrudan emniyete, savcılığa bildirelim. Baktık memurlar işin üstünü örtmeye kalkıyor, yerel ve ulusal medyayı ayaklandıralım. Olmadı Ziya Paşa kavlince oluşturacağımız timlerle okullarda pusuya yatalım, Fatih Terim yöntemiyle kendi işimizi kendimiz görelim. Artık yargıtay da yanımızda, memur dayanışmasını kırmak için şartlar olgunlaşıyor."

Turkiye'de tonla dayakci ogretmen var, ve bunlar ogrenciler ve veliler icin buyuk bir problem olusturuyor. Bunun onune nasil gecebiliriz?

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma

Cevap icin yazinin devamini okuyun.

Bir web sitesi acacaksiniz ve dayakci ogretmenleri afise edeceksiniz. Magdurlar websitesine koyacaginiz bir form ile dayak olayini ve detaylarini aktaracak, ogretmenin adini tipini, varsa fotografini yollayacak. Siz de bunlari websitenize "soyle bir dayak iddiasi varmis" diye koyacaksiniz. Okuyucu yorumlari kismi olacak, boylece dayakci ogretmen de yorumlar kisminda kendisini savunabilecek.

Bu websitesi bu problemi cozmese bile ogrencilerin gicik oldugu ogretmenleri dunya aleme duyurduklari bir platform haline de gelebilir.

Detaylarini siz dusunun.

Ekonomi nedir
Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası
Türev Konu Anlatımı: Türev Nedir
Iktisat nedir
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Read More!

Issizlik ve Bilgisayar Vergileri

Issizlik ve is firsatlari serisinde yazdigimiz yazilarimiza devam ediyoruz. Bugun ogrenecegimiz temel prensip piyasada yaratilan carpikliklarin degerlendirilmesi olacak.

Eski okuyucularim bilir, bundan 3 sene once kizkardesim $500 (o zamanin parasiyla 700 YTL) harcayarak bir cep telefonu almis ve ben de onu burasi dahil olmak uzere cok elestirmistim. Eger o zaman 700 YTL'yi cep telefonuna degil de faize koymus olsaydi bugun eline 1100 YTL para gecmis olacakti. Gelecek hafta Turkiye'ye giden birileriyle kardesime dizustu (laptop) bilgisayar gonderiyorum. Turkiye'de dizustu bilgisayarlar pahali imis o yuzden bu zahmete giriyorum. Hesapli bir seyler istedi, parasini kendisi odeyecek.

Ben de gittim ona Dell'den Intel Core 2 Duo T5670 1.8GHz 15.4 inch ekran 2GB memory 320 GB sabit disk ve webcam iceren bir dizustu bilgisayar aldim. Fiyati kaca tahmin.

Vergiler dahil $517. Evet, kardesim 3 sene once parasini cep telefonuna yatirmasa bugun bu dizustu bilgisayardan 2 adet alabilirdi. Ama neyse yazimizin konusu bu degil. Yazimizin konusu benzer ozelliklere sahip bilgisayarlarin Turkiye'de neredeyse $1500'a satiliyor olmasi.

Devlet sifir faizle saga sola kredi dagitacagina bilgisayarlara koydugu vergileri cok cok makul seviyelere dusurmelidir. Hindistan fabrika gibi bilgisayar muhendisi yetistirirken bizim universiteler ise yaramaz ziraat, iktisat (iktisat nedir) ve isletmeciler yetistiriyor, bunlarin cogu da ya issiz issiz dolasiyor ya da devlete memur olarak kapagi atmaya cabaliyor. Yoksul Hindistan'daki bilgisayar mezunlari da ayda $1000 maas aliyorlar. Bu rakami kafadan atmiyorum, rakamlar gercekten boyle. Turkiye'de kac tane iktisat mezunu ayda $1000 para kazaniyor? Ben bazen is icabi Hindistan'dan programcilar kiraliyorum ve onlara yaptiklari isin karsiligi olarak saat basina $20 ucret oduyorum. Devlet universitelerinin ve onlara kaynak aktaranlarin artik uyanmasi lazim.

Uyanmazlar ama. O yuzden is sahibi olmayan arkadaslara bu durumdan istifade etmek duser. Birincisi kendi kendilerine (veya birbirlerinden yardim alarak) bilgisayar programlamayi ogrenebilirler. herseyi bilmelerine gerek yok, oncelikle tek bir alanda uzmanlasip daha sonra kendilerini gelistirebilirler. (hafta 80 saat calisarak 3-4 ayda cok seyler ogrenebilirsiniz.)

Ikincisi bilgisayar vergilerini avantaja donusturebilirler. Nasil mi? Bir sirket kurarlar ve Amerika'dan Turkiye'ye tatile gelenlerden kendilerine hesapli bilgisayarlardan getirmelerini ve bunun karsiliginda $800 gibi Amerika'daki fiyatin $200-$300 ustunde bir rakami odeyeceklerini taahhut ederler (ya da ucret tarifesi gibi birsey asarlar internete). Boylece Amerika'dan gelenler problemsiz bir sekilde $200 civarinda bir para kazanarak tatillerini ucuza getirmis olurlar. Daha sonra $800'a aldiklari bilgisayar'i "ikinci el" diyerek $1100-$1200 gibi bir fiyata Turkiye'de rahatlikla satabilmeleri lazim. Detaylarini siz dusunun iste. Burada yaptiginiz vergi makasinin alici, satici ve araci tarafindan paylasilmasidir. Olan devlete olur.

Issizlere gozunuzu acik tutun dedigimizde kastettigimiz budur, firsat coktur, bahane coktur, calisan ve yapan yoktur.
Read More!