Gayri Safi Milli Hasıla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gayri Safi Milli Hasıla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AKP'nin Seçim Vaatleri

Mehmet Barlas, AKP'nin seçim vaatlerini anlatıyor:

- GSYH 2015'te 1 trilyon 765 milyar dolara, 2019'da 1 trilyon 486 milyar dolara, 2023'te 2 trilyon 64 milyar dolara ulaşacak.

AKP'nin milli hasılayı 2019 yılında sebepsiz yere düşürmek gibi mantıksız bir vaadi yok tabi ki. Doğrusu şöyle olacak:

Gayri safi yurt içi hasıla, 2015 yılında 1 trilyon 76 milyar dolara, 2019 yılında 1 trilyon 486 milyar dolara, 2023 yılında da inşallah 2 trilyon 64 milyar dolara ulaşması hedeflenmiştir.
16 Nisan 2011 tarihli seçim beyannamesi

Yani kimse Barlas'ın yazısını okuyup da boşuna umutlanmasın. GSYH'nin 2015'te 1 trilyon 765 milyar dolar değil 1 trilyon 76 milyar dolar olması vaat ediliyor. Arada 689 milyar dolarcık fark var.






It's The Economy, Stupid!
Mısır'a ABD Yardımı
George Friedman
Halkçı Parti
Amerikalılar Zenginler Daha Çok Vergi Ödesin Diyor Read More!

Mısır'da Kişi Başına Düşen Ortalama Günlük Gelir

Çetin Altan'ın 9 Şubat 2011 tarihli yazısından:

Jonathan Auerbach’s Hound Partners
Curtis Schenker’s Scoggin
Roberto Mignone’s Bridger Management
David Tepper’s Appaloosa
Lee Ainslie’s Maverick Capital

80 milyon nüfuslu Mısır’da, adam başına düşen günlük gelir 2 dolardı.

IMF'nin 2010 verilerine göre Mısır'da adam başına düşen günlük gelir sayın Altan'ın verdiği rakamın neredeyse 4 katı: 7,6 Dolar.


Doğru bilgi şu: Mısır nüfusunun %40'ının günde 2 Doların altında gelirle yaşıyor. Bkz. konuyla ilgili Financial Times raporu. Ancak %40'ın günde 2 Dolar gelirin altında yaşaması ve dolayısıyla %60'ının da 2 Doların üstünde gelirle yaşaması ülke ortalamasını 2 yapmaz. Gelir dağılımı adaletsizliği diye de bir unsur vardır. Duyurulur. Read More!

Cumhuriyetin ilk Yillarinda Ikdisadi Hayat

Cumhuriyet'in ilk yillarinda Ataturk ve Ismet Inonu Yonetiminde Turk ekonomisinin performansina daha once Atatürk Yönetiminde Türkiye Ekonomisi: 1924-1929, Büyük Buhran Sırasında Türkiye Ekonomisi: 1930-1938, Ismet Inönü ve 2. Dünya Savaşı Yılları, ve Amerika Neden Zengin Türkiye Değil baslikli dort yazida analiz etmistik. Ozetle Cumhuriyet'in ilk yillarinda ikdisadi hayat oldukca parlak gecmis, ve buyuk buhrana ragmen basarili bir performans cizmisiz. Daha sonrasinda ise Ismet Inonu yonetiminde ikinci dunya savasi sirasinda cuvallamistik.

Tarih ve bugun blogu da Cumhuriyet ilk donem ekonomisi baslikli bir yazi ile bu yillara ait bilgileri okuyucularin kullanimina sunmuslar. Okuyunuz. Bu tur blog yazilarinin cogalmasi okuyucular icin de alternatif olacagi icin destekliyoruz. Hatta boyle paslasa paslasa yazmak tum bloglarin faydasina olan bir durum. O yuzden siz de yazilarimiza katki yapmak istiyorsaniz, acin bir blog goruslerinizi orada yazin, blog yazmak konusunda ciddi iseniz biz de katki veririz.

Simdilik Cumhuriyetin ilk yillarinda Cumhuriyet ekonomisinin analizini daha fazla yapmayi dusunmuyorum, cok zaman alan bir ugras, yeterince de veri yok elimizde. Read More!

Iş Yatırım’ın 2010 Strateji Raporu

Efendim, Iş Yatırım 2010 için öngörülerini açıkladığı bir basın toplantısı düzenlemiş ve 2010 strateji raporu adını verdiği ekonomik büyüme, döviz kuru, enflasyon ve faiz oranlarına ilişkin tahminlerini açıklamış. Benim en çok dikkatimi çeken 2010 büyüme tahmini oldu. 2010 için büyüme oranının %4,3 olacağını öngörüyorlarmış. Ben de büyüme oranı %4,3’ün kesinlikle üzerinde olacaktır diyorum, hem de 1,5 aydır. Aslına bakarsanız Türkiye’deki en yüksek büyüme tahminlerini ben %6 ile 2010 GSYH ve Büyüme Oranı Tahminleri başlıklı yazıda yapmıştım.

İş Yatırım araştırma direktörü Serhat Gürleyen, kıdemli ekonomistleri Burcu Ünüvar, araştırma müdürleri Emre Sezan ve analistleri Ödül Çengel basın toplantısında ayrıca dolar kurunun sene sonunda 1,55 olacağını açıklamışlar. Hem büyüme hem de dolar kuru tahminlerini buraya koydum ki gelecek sene bu tahminlere geri dönüp bakalım istedim. Tahmini yapanların da adını koydum ki başarılı veya başarısız olmaları durumunda faturayı kime çıkaracağımızı bilelim.

Ben dolar kuruna ilişkin görüşlerimi üyelerimizin görebildiği diğer blogumuzda açıklayacağım. Döviz fiyatları ve dolar kuru hakkında bundan önce blogumuzda şu yazılar yazılmış:

Forex Trend Analizi ile Başkalarını Nasıl Zengin Edersiniz?
Foreks Spekülatörleri ve Etkin Piyasalar
Devalüasyon Nedir? Venezuella’nın Politikası
Foreks Trader’larının Söylediği 20 Yalan
Erda Gercek: Dolar Alın
Forex Piyasalarında Para Kaybetmenin Sırları
Forex ile Nasıl Para Kaybedilir?
Küçük Yatırımcı Borsa’da Nasıl Kazanır? Read More!

Ismet Inönü ve 2. Dünya Savaşı Yılları

Atatürk Yönetiminde Türkiye Ekonomisi ve Büyük Buhran Sırasında Türkiye Ekonomisi başlıklarını taşıyan ve içinde bir sürü yanlışlarla dolu iki yazı yayınladık. Ana amacımız Cumhuriyet’in ilk yıllarında olan biteni anlamak. Atatürk’ün 1938’in sonunda ölümünün ardından ipleri eline alan Ismet Inönü yönetiminde 2. Dünya Savaşı ve sonrasında Türkiye ekonomisinin performansına kısaca değineceğim bu yazıda.

Bu yazıları yazmak inanamayacağınız kadar çok vakit alıyor; elimizdeki verilerin doğruluğu da tartışılır. Buna rağmen bu konuları karıştırmazsak hiç bir şekilde bir şey öğrenemeyeceğiz. O yüzden deşmeye devam ediyoruz. Daha önce de söyledim, ben Türk ekonomi tarihi konusunda oldukça cahilim, o yüzden bu yazılar üzerinde bu kadar vakit ayırmamın asıl amacı kendimi eğitmek. Siz de arada pozitif dışsallıktan yararlanıp iki satır bir şey öğrenirseniz ne mutlu size.

Hemen rakamlara geçelim:

Göreceğiniz üzere 1939 yılında Savaş başlayana kadar ekonomimiz Atatürk döneminden kalan ivme ile %6,9 büyüyor, sonrasındaki 10 yılda ise kümülatif %0,7 küçülüyor. Yerimizde saymak diye buna denir ama öyle değil. 2, Dünya Savaşı süresince 1940-1945 arasındaki 6 yılda ekonomimiz tam tamına %35 küçülüyor. Ben Savaşa girmedik zannediyordum, girmekten beter olmuşuz. Bu sürede nüfusumuz da 1 milyon kişi artarak kişi başına düşen gelirin daha da gerilemesine neden olmuş.

Ne yaptık biz 2. Dünya Savaşı sırasında yahu? Insanları tarımdan ve üretimden çekip asker mi yaptık? Üretimi %35 düşürmek için iş gücünün %35’inden fazlasını (verimliliğin biraz arttığını varsayarsak) kenara oturtmuş olmamız lazım. Cumhuriyet tarihinin en kötü 6 yıllık büyüme süreci bu. Hani geçen sene gazetelerde “Rekor Küçülme” başlıklı bir sürü haber görüyordunuz ya, o haberler yanlış. Bir çeyreklik %14,7’lik küçülmeye bizim medya “rekor” diyor. Kardeş, bizim ekonomimiz 1945 yılının tamamında %15,3 küçülmüş, o çeyreklerden bir tanesinde %20-25 dahi küçülmüş olabiliriz.

Savaş sonrasındaki rakamlar daha abuk. 1946 yılında %32,1, 1948 senesinde ise %16,4 büyümüşüz. Eminim insanlar kendilerini hiç zenginleşmiş hissetmemişlerdir. Marshall yardımı hangi senelerde yapıldı? Şimdi araştırmaya ve yukarıda sunduğumuz rakamları açıklayacak teorileri üretmeye vaktim yok. Bilgisine güvenen, veya ben iyi araştırma yapabilirim diyen varsa kendini göstersin. Sonra “devlet fırsat vermiyor, köşe yazarı olamıyoruz, tanıdık falan da yok torpil yapsın” diye sızlanmayın. Tam anlamıyla gizemli bir dönem, biraz gayret ederseniz üstesinden gelirsiniz. Read More!

Büyük Buhran Sırasında Türkiye Ekonomisi: 1930-1938

Atatürk Yönetiminde Türkiye Ekonomisi: 1924-1929 baslikli yazımızda Cumhuriyet’in ilk 6 yılında Türk ekonomisinin performansına göz atmış ve Atatürk yönetiminde Türk ekonomisinin 6 yılda toplam %79 büyüdüğünü, buna karşılık Amerikan ekonomisinin ise aynı dönemde %21’lik bir performans gösterdiğini ortaya koymuştuk. Bu yazımızda da Büyük Buhran sırasında Türkiye Ekonomisinin ve Atatürk’ün nasıl bir performans gösterdiğine bakacağız. Blogumuzun eski ve değerli yazarı baris ise bu yazımızı eleştiren Cumhuriyet Doneminde Ekonomi baslikli bir yazı yayınlayarak Türk ekonomisinin bu kadar iyi bir performans göstermesinin temel nedeninin öncelikle savaş nedeniyle azalan nüfusun savaştan sonra tekrar artması (özellikle çalışma yaşındaki nüfusun artması), savaş sonrası yıkılan binaların yapılması neticesinde inşaat sektöründeki hızlı büyümenin sanayi üretimini arttırması, (tarım sektöründeki genişlemenin diğer bir nedeni ise) ve dünya tarım ürünleri fiyatlarının artması olduğunu ifade ediyor. 1923-1929 arasında tarım üretiminin neredeyse ikiye katlandığını, oysa kişi başına düşen tarım üretiminin Osmanlı döneminin altında kaldığını ifade ediyor. Sonuç olarak da “Ortada süper bir performans değil, on bir yıllık savaşın yol açtığı yıkımın tamiratı söz konusudur. Büyüme oranlarındaki yükseklik geçici tarım üretimi artışından, ek olarak da inşaat artışından kaynaklanmıştır.” ifadesini kullanıyor.

Ben baştan bu döneme meraktan baktığımı ifade etmiştim, elimizde doğru dürüst veri olduğu da söylenemez. Bu yazıların bir faydası ortaya değişik yerlerde bulunan verileri bir araya toplaması olacak. Barış’ın ifadelerini analiz etmeden önce 1930-1938 arasında Türkiye ekonomisinin nasıl bir performans gösterdiğine bir bakalım. Atatürk yönetiminde Türkiye Büyük Buhranda nasıl bir performans sergilemiş görelim:


Grafikten de göreceğiniz üzere bu 9 yıllık dünya ekonomisinin ve Amerika’nın 20. Yüzyılda yaşadığı en büyük ekonomik daralma döneminde Türkiye ekonomisi ortalama %5,9 büyümüş, kümülatif olarak ise %61 büyümüşüz. Öte taraftan Amerikan ekonomisi ortalama %0,6 ,kümülatif olarak ise %2 büyümüş. Türk ekonomisi Amerikan ekonomisine kıyasla %60 daha fazla bir büyüme gerçekleştirmiş. Yani bahsettiğimiz yüksek büyüme sadece savaş sonrasındaki 6 yıla mahsus değil, sonrasındaki 9 yılda da oldukça yüksek hızlarda ekonomimiz büyümeye devam etmiş. Doğrudur, ortalama büyüme hızı yavaşlamıştır ama Büyük Buhranda %5,9 hızla büyümek öyle yabana atılacak bir performans değildir.

1924-1938 arasındaki 15 yıllık Atatürk yönetimindeki döneme bakarsak ekonomimizin 1923’ün sonuna kıyasla 2,89 katına çıktığını, buna kıyasla Amerikan ekonomisinin ise sadece %23 büyüdüğünü belirtelim. Şimdi de hem baris’in eleştirilerine cevap vermeye çalışalım, hem de büyümemizin bir muhasebesini yapalım.

Akla ilk gelen açıklama nüfusun artması, özellikle çalışabilir erkek nüfusundaki artış. Elimizde Orhan Karaca’nın hesapladığı nüfus rakamları var, bunlar tabii ki 1927 ve 1935 yıllarında yapılan nüfus sayımına dayanıyor. 1938 yılında Türkiye’nin nüfusu 1923 yılına kıyasla %34,5 artış göstermiş. Amerika’nın nüfusu ise sadece %16 yükselmiş. Bu rakamlar bize Amerika’da kişi başına gelirin bu 15 yıllık sürede aşağı yukarı sabit kaldığını, Türkiye’de ise iki katından fazla arttığını gösteriyor. Bu demektir ki nüfusun artması Türkiye’nin 2,89 katına çıkan milli gelirindeki artışın ufak bir kısmını açıklıyor. Belki nüfusdan ziyade çalışabilir insan nüfusu çok arttığı için milli gelirimiz bu kadar çok artmıştır.

Elimizde 1924 yılına ait nüfus dağılımı yok, 1927 nüfus sayımı ise dağılımın dökümünü yapmamış. 1935 ve 1940 yıllarında yapılan nüfus sayımında bu bilgiler var ve bunları geriye çekerek 1924 yılındaki nüfus dağılımını aşağı yukarı hesaplayabiliriz. Bunu yaparken iki tane varsayım kullanacağız. Birincisi 1935-1940 arasındaki ölüm oranının 1924-1935 arasında da değişmediğini varsayacağız. Ikincisi 1935 nüfus sayımında 10-14 yaş kategorisinde olanların 1930 yılında 5-9 yaş kategorisinde, 1925 yılında ise 0-4 yaş kategorisinde olduğunu varsayacağız (araya ekstradan insanlar girip çıkmayacak).

1935 yılında 10-14 yaş grubunda olan 1 milyon 595 bin kişi varmış, 1940 yılında ise 15-19 yaş kategorisindekilerin sayısı 1 milyon 526 milyon imiş. Bu yaş grubu 5 yılda %4,3 ölümler veya ölçüm hataları nedeniyle azalmış. 1935 yılında 15-19 yaş grubunda 1 milyon 45 bin kişi varken, 1940 yılında 20-24 yaş grubunda 1 milyon 42 bin kişi varmış. Bu yaş grubu ise 5 yılda sadece %0,2 azalmış. Istatistikler tutulurken muhtemelen insanlara yaşları sözlü olarak soruluyordu. O yüzden bu konuda bir miktar ölçüm hatası var, ancak genele baktığımız zaman ölçüm hataları birbirlerini nötralize ederek toplamdaki hata bizim amacımız için önemsiz olacaktır. Şimdi bu hesapladığımız oranları kullanarak 1935 yılında 20-24 yaş grubunda olan 1 milyon 389 bin kişinin 1930 yılında 15-19 yaş grubunda olduklarını ve sayılarının ise 1930 yılında 1 milyon 392 bin ve 1925 yılında ise 1 milyon 455 bin olduğunu hesaplıyoruz. Sonra bunu tüm yaş grupları için tekrarlıyoruz. Bu yöntemi kullanarak 1925 yılı için hesapladığımız toplam nüfus Orhan Karaca’dan aldığımız 1923 yılı toplam nüfusuna eşit çıkıyor. Yöntemde ekstra düzeltme yapmak yerine biz de 1925 nüfus dağılımı ile 1940 yılı nüfus dağılımını karşılaştırmaya karar veriyoruz. Amacımız çalışabilir insan sayısındaki değişimi ölçmek olduğu için bunda çok büyük bir sakınca yok. Nüfus dağılımı şu şekilde:

Çalışma yaşını 15-54 olarak varsayarsak 1925 yılında 6 milyon 779 bin kişi çalışma yaşında imiş, 1940 yılında ise bu rakam 8 milyon 760 bine yükselmiş. Yani artış oranı %29,2 olarak gerçekleşmiş. Yok nüfusun önemli bir kısmı tarımda çalıştığı için 10-14 yaş grubunu da çalışabilir insanlar arasına koymalıyız derseniz bu sefer artış oranı %32,9’a yükseliyor ama doğumlarda bir bebek patlaması yaşandığı için toplam nüfus artışında gözlemlediğimiz %34,5 rakamına ulaşamıyor.

Buraya kadar olan kısmı özetleyecek olursak nüfus artışı büyüme rakamları üzerine pozitif etki eden bir faktör olduğu için ayrıca kişi başına düşen milli gelirdeki artış oranları hesaplanır. Bunu yaptığımız vakit 1924-1938 arasında ortalama kişi başına düşen milli gelirin yıllık %5,73 arttığını görüyoruz. Cumhuriyet tarihinin geride kalan 71 yılında ise bu rakam ortalama yıllık %2,17. Bu demektir ki Türkiye’nin ve Atatürk’ün bu dönemdeki performansını açıklayan başka bir faktör bulmamız gerekecek.

Baris’in önerdiği diğer bir faktör ise tarım fiyatlarındaki artışın Türkiye’nin büyümesini körüklediği, nasıl bugün petrol ihraç eden ülkeler büyük hızlarda büyüyorlarsa Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk yönetimindeki Türk ekonomisi de ekonomi tarıma dayalı olduğu için ve tarım fiyatları yükseldiği için yüksek hızlarla büyümüştür diyor. Açıkcası bu konuda pek bir bilgim yoktu, nasıl olduysa Minneapolis Fed sayfasında Italya’ya ait tarım ürünleri fiyat endeksine ulaşmayı başardım. Türkiye ile benzer iklime sahip Italya’da tarım ürünleri fiyat endeksi şu şekilde gelişmiş:


Göreceğiniz üzere 1924 yılında tarım fiyatları gerilemiş olmasına rağmen, 1925 yılında %25, 1926 yılında ise %9 artış göstermiş. Daha sonra ise fiyatlar gerilemeye başlamış ve 1927 yılında %14 düşmüş. Hatırlarsanız 1927 yılında Türkiye ekonomisi de %10’dan daha yüksek bir hızla küçülmüştü. Demek ki tarım fiyatlarındaki düşüşün de bunda bir etkisi var. Düşüş 1928 yılında %4, 1929 yılında %6 olarak gerçekleşmiş. Büyük Buhran'ın başlaması tarım fiyatları üzerinde hiç de iyi bir etki yapmamış ve 1930 ve 1931 yıllarının her birinde fiyatlar %16 daha düşmüş. 1932 yılında fiyatlar tüm bu düşüşlerin üzerine %5 daha düşmüş, ve 1933 yılında ise bir kez daha %11 düşerek 1925 yılındaki seviyesinin yarısına inmiştir. Her ne kadar Cumhuriyetin hemen başlangıcındaki 3 yılın ikisinde tarım fiyatları yükselmişse de sonrasında düşmeye başlamış ve Büyük Buhran sırasında ise yarı yarıya düşerek ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olan Türkiye’yi herkesten çok etkilemiş olmalıdır.

Ihracat rakamlarımıza (DTM'den aldim rakamlari) baktığımız zaman resim daha da netleşiyor. 1924 yılında tarım fiyatları düşmesine rağmen ihracatımız %61 artış göstermiş. 1925 yılında ihracattaki artış ile fiyat artışı orantılı; 1926 yılında ise fiyatlar artmasına rağmen ihracat azalmış. Ihracat rakamlarını tarım fiyatları endeksine bölerek bir “reel ihracat endeksi” oluşturdum, ondaki hareketleri takip ederseniz ihracatın 1933 yılına kadar tarım fiyatlarıyla paralel seyrettiğini görürsünüz, 1933’den 1938’e kadar geçen sürede ise bir ihracat patlaması yaşadığımız ve bunun fiyatlarla bir alakasının olmadığı görülüyor. Ikinci Dünya Savaşının başlamasıyla işler tekrar bozuluyor ama bu Atatürk’ün değil Ismet Inönü’nün yönetimi altında gerçekleşiyor ve daha sonraki bir yazının konusu.

Bu faktörü de özetleyecek olursak 1924-1938 arasındaki ortalama tarım fiyatları yükselmemiş, düşmüştür. Ilk yıllarda yelkenlerimizi rüzgarla doldurmuş olmasına rağmen daha sonraki yıllarda verdiğinden çok daha fazlasını geri almıştır. O yüzden de Atatürk’ün 15 yıllık performansında önemli bir katkı yaptığı söylenemez.

Değerli Dostlarım. Atatürk genel hatları itibariyle Cumhuriyet tarihinin en başarılı 15 yıllık ekonomik performansını göstermiştir. Doğrudur, bunda savaştan çıkmış olmamızın katkısı vardır, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarım fiyatlarının 2-3 yıl yüksek seyretmesinin de payı vardır. Ancak savaşın yaraları sarıldıktan sonra ve tarım fiyatları yarı yarıya düşerken dahi ülkemiz şimdiki ortalamasının üzerinde büyümüştür. Büyük Buhranın ortasında 1930-1938 döneminde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama %5,9 büyümüş. Büyük Buhranla karşılaştırılamayacak kadar hafif geçen 2007-2009 döneminde Türkiye ekonomisi %0 ile yerinde saymıştır. Atatürk Türk ekonomisinin Cumhuriyet tarihinin en iyi performansını göstermesini sağlamıştır, daha iyisi sonradan maalesef çıkmamıştır.

Şimdi bundan Atatürk’ün her aldığı ekonomik karar doğruydu anlamı çıkarılmasın. Yapılan büyük yanlışlar da var. Mesela yabancıların işletmesi altında olan kurumların devletleştirilmesi, ekonominin dışarıya kapatılması gibi mevzular Atatürk’ün attığı yanlış adımlar arasındadır. Ülkenin büyümek için dış kaynağa en fazla ihtiyacı olduğu dönemlerde elimizdeki sermaye ile ek yatirim yapacagimiza mevcut ozel sirketleri satin alip sermayeyi kacirmisiz, diğer büyük ülkelerin gazına gelerek ekonomiyi dışarı kapatmış ve kendi kendimize zarar vermişizdir. Atatürk’ün başarısının sırrı inanmayacaksınız ama devlet eliyle ekonomiye yön vermektir. Bu özellikle ufak ve gelişmemiş ekonomilerde kaynaklar tam olarak kullanılmadığı zamanlarda büyük büyüme hızları yaratıyor. Insanlar devlet tarafından eğitilip yetenekleri (goreceli olarak) arttırılıyor, kaynaklar üretimin emrine veriliyor, altyapı yatırımları yapılıyor (Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan şarkısını hatırladınız mı?), devletin koruması altında sanayi kuruluyor, vs. Tüm bunların neticesinde ekonominin yüksek hızlarda büyümesi sürpriz olmuyor.

Problem bu tür devletçi yaklaşımların bir müddet sonra tıkanmasında. Atıl kaynaklar üretimin hizmetine sokulduktan sonra verimsiz bir şekilde kullanılıyor olsalar bile (hiç kullanılmadıkları zamana kıyasla) ekonominin büyümesine katkı sağlıyorlar. Bu ilk aşamayı atlattıktan sonra devlet tarafından işletilen kurumları özel sektöre devredip daha verimli ve daha akıllı çalışmalarını sağlamak gerekiyor, yarattigimiz tekellerin kor topal 80 sene daha devam etmesini saglamak degil. Sosyalizmin tökezlediği nokta burası oldu. Türkiye’nin tökezlediği nokta da burası oldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında insanların benliklerine işleyen sosyalizm mantığından daha sonra bir türlü tam olarak kurtulamadık. Bugün dahi insanlar kalkıp eski tekerlemeleri önümüze getirip devletin piyasalarda aktif olarak oyuncu veya fiyatları düzenleyen bir rol almasını talep ediyorlar.

Atatürk yaşıyor olsaydı nasıl bir yol izlerdi bilmiyoruz. Ancak Atatürk’ten sonra gelenlerin ne tür bir performans sergilediğini biliyoruz. Atatürk’ten önce gelenlerin de nasıl bir performans sergilediği ortada. Her lider kendinden öncekilerin miras bıraktığı ülkeyi devralır ama kendisine dağıtılan kartları nasıl oynayacağına da kendisi karar verir. Atatürk bence kendisine dağıtılan kağıtları gayet güzel oynamıştır, rakamlar da bunu göstermektedir. Daha sonraki hiç bir 15 yıllık süreçte Türkiye bu kadar başarılı bir ekonomik performans göstermemiştir. Içerisinde büyük buhranın yer aldığı 1929-1938 döneminde dahi ekonomimiz ondan sonraki herhangi bir 10 yıllık zaman diliminden daha iyi bir performans göstermiştir. Atatürk 80 sene öncesinden “Küresel kriz öyle teğet geçmez, böyle teğet geçer” diyerek bugünün politikacılarına el sallamaktadır. Read More!

Atatürk Yönetiminde Türkiye Ekonomisi: 1924-1929

Türkiye ekonomisinin tarihi gelişimine bir göz atıyorum. 1923 yılında Cumhuriyet kurulduktan sonra nasıl bir performans izlemişiz, bugünlere nasıl gelmişiz diye merak ediyorum. Ilginç bir kaç rakam da vereceğim. Kurtuluş Savaşı filmlerinden hatırladığımız kadarıyla Türk ekonomisinin ne büyük bir beşeri sermayesi ne fiziki sermayesi ne de bir teknolojik üstünlüğü vardı. Ekonominin bütünü tarım ve ticaret üzerine dayalı idi. Savaş sonrasında Osmanlı’nın borçlarını da ödemek bize düşüyordu. Ayrıca Lozan Antlaşması gereği gümrük duvarlarımız 1929 yılına kadar Osmanlı’nın son dönemindeki seviyesini korumak zorunda kalacaktı. Yani hiç bir teknolojik üstünlüğü olmayan ülkemiz toplu iğneyi dahi ithal ediyor olacaktı.

Öte taraftan daha önce savaşmaya ayrılan kaynakların hepsi (özellikle insanlarımız) artık köylerine dönerek çiftçiliklerine devam edebileceklerdi. Bunun neticesinde 1924-1929 döneminde ekonomimiz ortalama %10,8’lik bir hızla büyüyerek altı yılda kümülatif olarak %79’luk bir büyüme sergilemiş. Tarımdaki mevsimsel/kuraklık dalgalanmanın bir neticesinde ülke ekonomisi 1927 yılında %12,7 gibi bir hızla küçülme gerçekleşmiş. Aslına bakarsanız 1927 yılında ABD’de de hafif bir resesyon gerçekleşmiş ama bunun küresel boyutları nedir tam bilemeyeceğim. ABD demişken, Amerika o dönemler henüz dünyanın süper gücü değildi. Buna rağmen Türkiye’nin göreceli performansını ölçmek için şimdi yakalamaya çalıştığımız ABD ekonomisini kullanacağım. 1924-1929 arasında ABD ekonomisi benim derlediğim bilgilere göre ortalama %3,3 reel hızla büyümüş. Anlayacağınız küresel koşullar Cumhuriyet’in ilk yıllarında o kadar da pozitif değilmiş. Buna rağmen o dönemde Amerika ekonomisinden toplamda %48 daha fazla büyümüşüz.



Peki bu süper performansı neye borçluyuz, politik ve askeri bir deha olan Atatürk ekonomik alanda da bir deha mı idi? Bu soruya cevap vermeden önce bu yüksek büyüme hızını nasıl gerçekleştirdiğimizi açıklayayım. Birincisi Lozan Antlaşmasından dolayı gümrük duvarlarını 1929 yılına kadar istediğimiz gibi belirleyemiyorduk. Yani bir bakıma ithalatın serbest olduğunu düşünebiliriz. Kör milliyetçiler bu durumun ekonomimiz için iyi bir durum olmadığını savunabilir ama gerçek durum farklı. 1930’larda gümrük duvarlarını yükseltip ithal ikameci bir politika gütmeye çabalıyoruz. Bunun yabancıların misal 1 liraya sattığı şekeri bizim 3 liraya imal edip kullanmamız anlamına geliyor başlangıçta. Yani ekonominin uzun vadeli performansı açısından hiç de doğru bir yaklaşım değil. 1930’ları tartışmadan önce 1920’lere tekrar geri dönelim.

Fatih Üniversitesinden Ali Coşkun tarafından kaleme alınan “Cumhuriyetin Ilk Yıllarında Türkiye Ekonomisi” başlıklı ve Atatürkçü Düşünce Dergisinin Kasım 2003 sayısında yazılan makaleden bir kaç rakama dikkatinizi çekeceğim. Bu rakamların kaynağı ve doğruluğu hakkında bir bilgim yok. Birinci Dünya Savaşı sonunda Anadolu’da sadece 2 tane askeri amaçlı fabrika ve 282 tane de atölye varmış, hepsi bu. Birinci Dünya Savaşını kaybetmemize şaşIrmamak lazım, iman gücüyle ancak bir yere kadar savaşılıyor. Türkiye Cumhuriyetinin ilk bütçesi 1 Mart 1924’de kabul edilmiş ve toplam 124 milyon TL imiş. 1924 yılında 1 ABD doları ise 1,67 lira imiş (aşağı yukarı şimdiki kurlara yakın yani). Mahfi Eğilmez köşesinde Türkiye’nin milli gelirinin 1923 yılında 570 milyon ABD doları olduğunu belirtiyor. Bu kuru kullanarak 952 milyon TL milli gelirimiz olduğunu hesaplıyoruz. Yani devletin bütçesi milli gelirimizin %13’ü imiş.

1927 yılında ilk nüfus sayımı yapılmış, nüfusumuz 13.648.000 imiş ve bunun %47,7’si çiftçi imiş. Çiftçilik deyip burun kıvırmamak lazım, o zamanlar tarım ürünlerinin fiyatları bugüne kıyasla reel olarak çok daha yüksekti. Türkiye’nin 1923 yılında yaptığı $51 milyonlük ihracatın %87’si pamuk, kuru üzüm gibi tarım ürünlerinden oluşmakta idi. Atatürk’ün “köylü milletin efendisidir” sözüne de bu bağlamda şaşırmamak lazımdır, çünkü çiftçiler ekonominin en büyük üreticileri idi. 1925 yılında bir kanunla çiftçilere bedelini 20 yılda ödemek üzere hazine arazisi dağıtılmış ayrıca. Zirai araçlar ve makinalara sübvansiyonlar uygulanmış, Ziraat Bankası kullanılarak çiftçilere ucuz krediler dağıtılmış, ayrıca Ankara’da kurulan Atatürk Orman Çiftliği gibi yerlerde modern tarım teknikleri çiftçilerimize öğretilmeye çalışılmış.

Öte taraftan 1924 yılında kabul edilen bir kanunla demir yollarının devletleştirilmesi amaçlanmış. Bu amaçla yabancıların elinde olan hatlar satın alınmıştır. Ekonominin gelişmesi için demiryolu yatırımları hayati öneme sahipti, doğrudur. Devletin bu yatırımları yapmasına da o günkü ortamı göz önüne alarak karşı çıkmıyoruz. Ancak devletin elindeki sınırlı sayıdaki kaynakların yabancılar tarafından işletilen demiryollarının satın alınmasında kullanılması yanlıştır. Yapmanız gereken demiryollarının regülasyonunun yapılmasıdır, yani fiyatlarının ve kullanım şartlarının devlet tarafından belirlenmesidir. Elinizdeki para ile de yeni demiryolu veya daha da iyisi demir çelik fabrikası yaparsınız. Devletin elinde para olmadığı için demiryolu satınalmalarına 1928 yılına kadar başlamamış.

Özetle 1929 yılına kadar oldukça liberal politikalar izlenmiş (Lozan antlaşmasının zorlamasıyla), bir yandan da devlet çok büyük miktarlarda yatırımlar yapmış, yeni tarım alanlarını üretime kazandırmış ve verimliliği arttıracak modern tarım tekniklerini uygulamaya koyulmuş. Neticede yıllık ortalama %9,4 hızıyla büyümüşüz. Cumhuriyet tarihinde bundan daha iyi performans gösterdiğimiz başka bir 6 yıllık kesit yoktur, o yüzden Atatürk’e bu 6 yıllık performansından ötürü “Mustafa Kemal Atatürk Ekonomi Dehası Ödülünü” veriyorum.

Not: Bu yazıyı yazdıktan sonra Orhan Karaca kendi büyüme verilerini yolladı. Benim kullandığım DPT rakamlarının muhtemelen gayri safi milli hasıla rakamları olduğunu, kendisinin elindeki GSYH rakamlarının ise %10,8 ile benim hesapladiklarimdan 1,4 puan daha yüksek bir performansa işaret ettiğini belirtiyor. Bu da ülkemizdeki yabancıların o dönemde ekonomik büyümemize katkılarının ne kadar fazla olduğunu gösteriyor. Bir sonraki yazıda tartışacağız.

Not 2: Ben verileri aktarirken 1926 yilina ait verileri 5 puan yanlis aktardigimi farkettim, neticede GSMH rakamlarini birakip direkt Orhan Karaca'nin rakamlarini kullanmaya karar verdim ve yazidaki rakamlari da ona gore guncelledim. Read More!

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, Refah ve Easterlin Paradoksu

2010 yılının gelmesiyle birlikte kendine güvenen güvenmeyen, cesur olan olmayan ekonomistlerin kim olduğunu gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) konusunda yaptıkları tahminlerden ve yazdıkları yazılardan görmeye başladık. Bir kısım ekonomist de “efendim baz etkisinden dolayı 2010 yılı 2009’a göre daha iyi geçecektir” türünden tutulacak bir tarafı olmayan ifadelerde bulunurlar. Rakam veremiyorsan konuşma o zaman, insanın vaktini ne boş yere harcıyorsun. Haa rakam vermek zor ise aralık ver, dar aralık veremiyorsan geniş aralık ver ne biçim bir ekonomist olduğunu anlayalım.

Bunu yapmayan bazı köşe yazarları ve ekonomistler de özellikle dünya ekonomisinin her resesyona girdiği zaman ortaya atılan “efendim, gsyh rakamları insanların refahını ve mutluluğunu tam olarak ölçebilen bir istatistik değildir” şeklinde bir geyik faaliyetine başlarlar ki sonunu getiremezsiniz (bakınız Hasan Ersel’in yazısı). Bu sene de Avrupalılar baktılar ekonomileri %3-4 küçülüyor, hemen komunist Stiglitz’i getirdiler, adam da “mutluluk ve refah paradan daha önemlidir” türünden veciz sözleri ortalığa saçıverdi. Biz çok mutluyuz, acaba bu mutluluğumuzu kullanarak kaç tane savaş uçağı alabiliriz sorusunun yanıtı ise havada kaldı.

Mutluluğu GSYH hesaplarının içerisine koymaya çalışmak beyhude bir uğraştır, kriz zamanlarında dikkat dağıtmaktan ve “yoksulum ama çok mesutum” diyen eski Yeşilçam filmlerinde Zeki Müren’in canlandırdığı karakterlere bir miktar çağrışım yapmaktan öteye giden bir faaliyet de değildir. Yeni bir konu hiç değildir. Easterlin paradoksu diye bir paradoks vardır, ülkelerin GSYH’leri artmasına karşın son yüzyıldır bu ülkelerde yaşayan insanların mutlulukları bununla paralel bir seviye izlememiştir diyen. Yani bir bakıma mutluluğu etkileyen şeyin genel zenginlik seviyesi değil, çoğunlukla göreceli zenginlik seviyesi olduğunu ima eder. O yüzden de mutluluğu GSYH hesapları içerisine koymak bir bakıma GSYH’a sabit bir sayıyı eklemekten öteye gitmez. Yine de Stiglitz gibi Nobel ödülünü cebe indirmiş kişiler kriz dönemlerinde bu tür yaraları deşmekte sakınca görmezler. Krugman da devlet harcamaları iyice arttırsın diye “tekrar resesyona girme olasılığımız %40’tır" buyurmuş. Bu kişilere ekonomist olarak değil de politikacı olarak bakarsak her şeyi hem daha iyi anlarız hem de geceleri çok daha rahat uyuruz. Read More!

2010 GSYH ve Büyüme Oranı Tahminleri

Mevsimsel etkilerden arındırılmış çeyreklik büyüme oranlarını kullanarak 2010 yılı için GSYH ve büyüme oranı tahmini yapacağız şimdi. 2010 yılının ilk çeyreğine gelmeden önce 2009’un son çeyreğinde büyümenin nasıl bir rakam çıkacağını söyleyelim. Üç tane varsayım kullanacağız. Karamsar varsayımımızda her çeyrekte ekonominin sadece %0,5 oranında büyüyeceğini varsayacağız, yani senelik sadece %2 hızında. İkinci varsayımımız “normal” koşulları yansıtacak ve her çeyrek ekonominin %1, senelik %4 büyüyeceğini varsayacağız. Son olarak ise iyimser bir varsayım kullanacağız ve ekonominin her çeyrek %1,5 büyüyeceğini hesaplarımıza yansıtacağız.

Karamsar Varsayım:

Bu varsayım altında 2009’un son çeyreğinde ekonomimiz %-7 + %7 +%2 + %0,5 = %2,5 hızıyla büyüyecektir; en azından TÜİK ekonomimizin %2,5 hızıyla büyümeye başladığını ve resesyondan çıktığımızı söyleyecektir. Siz tabii ki gerçekte ne olduğunu büyüme oranları üzerine yazdığımız bir önceki yazımızı okuduğunuz için biliyorsunuz.

Asıl çarpıcı büyüme oranı ise 2010’un ilk çeyreğinde açıklanacak. Ekonomide baz etkisi denilen kavramı bundan daha iyi başka bir yerde görmeniz mümkün değil. Yukarıdaki dört çeyreklik rakamdan en eskisi olan %-7 rakamı düşecek ve yerine %0,5’lik karamsar rakamımızı koyacağız. Neticede açıklanacak GSYH büyüme oranı %7, %2, %0,5 ve %0,5 rakamlarının toplamı olan %10 gibi bir rakam olacak. Yani 2010’ün ilk çeyreğinde %10 büyüdüğümüz 2010’un Haziran ayında açıklanacak ve ortalığa ekonomiden ve matematikten anlamayan bir sürü şarlatan dökülerek “TÜİK rakamlarla oynuyor”, “Ekonomi büyüyor diyorlar ama rakamlar bize yansımıyor”, “diğer açıklanan verilerle %10’luk büyüme rakamı uyuşmuyor” şeklinde ifadelerde bulunacaklardır. Şimdiden söylüyoruz bunu, yazıcıdan bastırın bu yazıyı, duvarınıza asın ve 6 ay sonra söylediklerim doğru çıkmış mı diye kontrol edin.

Baz etkisini ikinci çeyrek rakamları açıklandığı zaman bir kez daha göreceğiz. Bu sefer de en eski çeyreklik büyüme rakamı olan %7 hesaptan düşeceği için ikinci çeyrekte GSYH büyüme oranı sadece %3,5 olarak açıklanacaktır. Bu sefer de yine aynı köşe yazarları ortaya saçılıp “biz demiştik büyüme oranı %10 değil diye, rakamlar bu sefer bizi haklı çıkardı, Tüik de rakamlarla oynamayı bıraktı” şeklinde saçmalayacaklardır. Üçüncü ve dördüncü çeyreklerde büyüme oranı %2 olarak açıklanacak ve bizim yaptıgımız varsayımı gösterecektir.

Bu şartlar altında 2010 yılının tamamı için büyüme oranı %10, %3.5, %2, ve %2 rakamlarının ağırlıklı ortalaması olarak hesaplanacaktır. Ağırlıklar 1998-2007 arasında ortalama olarak 0.22 , 0.24, 0.28, ve 0.26 olarak gerçekleşmiş. Bu ağırlıkları kullanırsak 2010 yılında Tüik’in ekonominin %4.1 oranında büyüdüğünü açıklayacağını söyleyebiliriz. Bakınız, biz 2010 yılında ekonominin %2 büyüyeceğini varsaymıştık, Tüik kullandığı yöntemden dolayı ekonominin gerçek büyüme hızını rakamlara geç yansıttığı için 2010 büyüme hızını da olduğundan 2 puan daha yüksek gösterecektir. Ama Türkiye’deki köşe yazarlarının hiç birisi bu durumun farkında değil.

Normal Varsayım:

Bu varsayım altında 2009’un son çeyreğinde ekonominin %3, 2010’un ilk çeyreğinde %11, ikinci çeyreğinde %5, üçüncü ve dördüncü çeyrekler de ise %4 büyüdüğü açıklanacak. 2010’un tamamı için ise büyüme rakamı %5.8 olarak hesaplanacaktır. Yani ekonomimiz normal bir performans sergilerse büyüme oranımız %5,8 olarak açıklanacak. Türkiye’deki benim ve Asaf Savas Akat haricindeki hiç bir köşe yazarı %5’in üzerinde bir büyüme tahmininde bulunmadı. Fatih Ozatay %3,8-4,9,  Mahfi Eğilmez %5, Orhan Karaca %4-5, Deniz Gökçe %4,5-5, Asaf Savaş Akat %5-%6 seklinde tahmin yaptılar. Gazi Erçel, Yiğit Bulut, Ugur Gurses, Ercan Kumcu, Osman Ulagay, Güngör Uras, Ertuğ Yaşar, Eyüp Can, Güven Sak, Haluk Bürümcekçi, Hasal Ersel, Seyfettin Gürsel, Vahap Munyar, Yılmaz Özdil, Ege Cansen, Erdal Sağlam gibi ekonomistlerin ise 2010 büyümesine ilişkin rakamsal tahminlerde bulunduğuna yönelik bir veri elimde yok. Başekonomist Fatih Altaylı da bir tahmin yapmış değil, ama zaten onun görevi bizim tahminlerimiz yanlış çıkınca ekonomistler bir şeyden anlamıyor, doğru çıkınca da “işleri zaten, olsun o kadar” demektir.

Benim tahminim ise %6. Piyasadaki en iyimser ekonomist olmama rağmen yukarıda yaptığım analize dayanarak benim yaptığım tahminin isabetli çıkması olasılığının herkesten daha yüksek olduğunu düşünüyorum. En akıllı ekonomistlerse tahmin yapmayan ekonomistler, olaylar olup bittikten sonra analizini yapmak da bir yetenektir.Bir de her şey beklendiği gibi gitmeyip de rakam vererek tahmin yapan ekonomistler ters köşeye yatmışsa ve bunlar hakkında iğneli yazılar yazmak için fırsat da doğmuşsa değmeyin keyiflerine. Onlar her şeyi önceden gördükleri için tahmin yapmamışlardır zaten. Her şey beklendiği gibi gider de rakamlarda sürpriz çıkmazsa bu sefer de “zaten boyle olacağı belli olduğu için tahminlerimizi söylememiştik, yoksa böyle olacağını herkes gibi biz de biliyorduk” ayağına yatarlar. Süper iştir tahmin yapmadan ekonomi köşe yazarlığı yapmak.

Iyimser Varsayım:
Dışarıdan çok büyük bir kaynak gelmesi ve bunun ekonomiyi zıplatması durumunda ise ekonomimizin ceyrekler itibariyle %1,5, senelik %6 oranında büyüyeceği varsayımıni yaparsak 2010’un ilk çeyreğinde büyüme oranının %12, ikinci çeyreğinde %6.5, üçüncü ve dördüncü çeyreklerinde ise %6, senelik ortalama olarak ise %7.4’lük bir rakam TÜİK tarafından açıklanacaktır.

Özetlersek ekonomimiz kötü bir performans sergilerse dahi %4 gibi bir hızla büyüyecek, normal bir performans sergilerse büyüme hızımız %6’ya, iyi bir performans sergilerse %7,5’e yükselecektir. Ülkemizdeki ekonomistlerin büyük çoğunluğu %4-5 aralığında tahminler yaptıklarına göre bu kişilerin normal tahminlerinin aslında çok muhafazakar bir tahmin olduğunu söyleyebiliriz. Bundan 15 ay sonra TÜİK 2010 yılının tamamı için büyüme rakamlarını açıkladığı zaman ise kimsenin aklına “blogun birinde yazan bir ekonomist vardı, sanki o buna benzer bir şeyler demişti” düşüncesi gelmeyecektir :-( Read More!

Büyüme Oranları

Büyüme oranları konusunda isabetli tahmin yapabilmemiz için işin matematiğine biraz dalmamız gerekiyor. TÜİK’in hesaplama yöntemi bir çeyrekte gerçekleşmiş olan GSYH rakamını bir önceki senenin çeyreğiyle karşılaştırmaya dayanıyor. Yani sonuç o çeyrekte gerçekleşen büyüme oranından ziyade, son bir yılda gerçekleşen büyüme oranlarını yansıtıyor. Kafanız karıştı biliyorum, çeyreklik büyüme oranı açıklıyorsak bu nasıl oluyor da bir yıllık büyüme rakamı olabilir diye soruyorsunuz.


Buna Orhan Karaca’nın blogundan aldığımız yukarıdaki grafiği kullanarak cevap vereceğiz. Mesela 2009’un birinci çeyreğinde gerçekleşmiş büyüme oranı rakamına bir bakalım, aşağı doğru giden uzun mavi çizgi 2009’un birinci çeyreğindeki büyüme oranının %-14 civarında olduğunu söylüyor. Oysa kırmızı çizgi ve beyaz noktalarla ifade edilen mevsimsel etkilerden arındırılmış “gerçek” çeyreklik büyüme oranı ise %-7 civarında bir küçülme olduğunu gösteriyor. Bu rakamlar birbirleriyle çelişmiyor mu, aralarındaki bağlantı nedir?

Buna cevap verebilmemiz için 2008’in ikinci, üçüncü ve dördüncü çeyreğinde gerçekleşmiş “gerçek” büyüme oranlarına bakmamız gerekiyor. Ikinci çeyrekte gerçek büyüme oranı %-0.1, üçüncü çeyrekte %-2, dördüncü çeyrekte ise %-5 imiş. Ben ne diyorum, TÜİK’in açıkladığı rakam bir yıllık değişimi gösterir ve dört çeyreklik gerçek büyüme oranlarının toplamıdır. Yani 2009’in birinci çeyreği için açıklanan %-14 rakamı aslında %-0.1 + %-2 + %-5 + %-7 rakamlarının toplamıdır. Tabii grafiğe bakarak rakamları kullandığımız için gerçek rakamlar tam olarak nedir söyleyemiyoruz, ayrıca TÜİK her çeyreğe eşit ağırlık değil, yıllık üretime olan katkıları oranında bir ağırlık verdiğinden (doğrusu da odur zaten), bahsettiğimiz yöntem yaklaşık olarak doğrudur. Gerçekten de son dört çeyrekte gerçekleşen mevsimsel etkilerden arındırılmış çeyreklik büyüme oranlarını topladığımız zaman TÜİK’in açıkladığı rakama çok yakın bir rakam elde ediyoruz.

Mesela aynı hesabı 2009’un ikinci çeyreği için yapalım. Gerçek büyüme oranı %7 civarında bir rakam imiş, oysa Tüik %-7.5 civarında bir rakam açıklamış. Yani bir yanda hesaplar ekonominin resesyondan çok güçlü şekilde çıktığını gösterirken Tüik’in geriden takip eden istatistikleri derin bir resesyonun devam ettiğini söylüyor. (Bu konuda Güven Sak geçtiğimiz Ağustos ayında tongaya düşerek çeyreklik olarak %7 büyüdüğümüz bir esnada “depresyon devam ediyor” manasına gelen sözler sarfetmişti.) Önce bahsettiğimiz yöntem doğru mu değil mi onun sağlamasını bir yapalım. Son dört çeyrekte gerçekleşen “gerçek” büyüme oranları sırasıyla -2, -5, -7, 7 imiş, bunların toplamı da %-7 civarında bir rakama karşılık geliyor. Bu rakam da Tüik’in hesapladığı %-7.5 rakamına göreceğiniz üzere oldukça yakın bir rakam.

Buradan şu sonucu çıkarıyoruz. TÜİK bir sene öncesiyle kıyaslama yaparak ekonominin o an ne halde bulunduğundan ziyade son bir yıllık durumunun bir ortalamasını yansıtıyor. Bu yüzden de krizlere girişi ve çıkışı geç açıklıyor. Hem de bayağı bir geç açıklıyor. Mesela geçen sene üçüncü çeyrekte Türk ekonomisi çeyreklik olarak %2 küçülürken kimsenin derin bir resesyonda olduğumuzdan haberi yoktu çünkü Tüik hala pozitif büyüme oranları açıklıyordu. Dördüncü çeyrekte ise depresyon içerisinde idi ekonomimiz ama politikacılar “hamdolsun teğet geçti” diyerek seçime girmekten çekinmiyorlardı çünkü devletin istatistik kurumu ekonominin “gerçek” durumunu gösteren istatistikleri yayınlamıyordu. Bu yeteneği yeni yeni kazanmaya başladılar ve 2010’dan itibaren yayınlayacaklar.

Bu konuda yazılmış en güzel yazılardan bir tanesine Orhan Karaca’nın blogundan ulaşabilirsiniz. Geçen senenin başında ben de bu konuda çok öğretici bir yazıyı Turkishtime’da yazmıştım ancak o yazıya internet üzerinden ulaşabileceğiniz bir adres bilmiyorum. Bundan sonraki aşamada gerçek çeyreklik rakamları kullanarak 2010 yılındaki gerçekleşmesi olası GSYH ve büyüme oranını hesaplayacağız. Read More!

Iktisadi Büyüme Nedir?

Ekonomistlerin sıkça karşılaştıkları sorulardan bir tanesi iktisadi büyüme nedir, nasıl hesaplanır sorusudur. 2010 yılının gelmesiyle birlikte ekonomistler de bu yıla ilişkin büyüme beklentilerini açıklama ihtiyacı duymuş olmalılar ki ardı arkasına herkes büyüme oranı tahminlerini açıklıyor. Buna değinmeden önce büyüme derken neyin kastedildiğini ve nasıl hesaplandığını açıklamamız gerekiyor.

Ekonomik büyüme derken iktisatçıların genelde kastettiği oran gayri safi yurtiçi hasılasındaki (GSYH) artış oranıdır. Küçülme ise ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının azalmasıdır. Genellikle iki çeyrek üst üste küçülme görülmesi durumuna ise resesyon denir. Iyi diyorsun hoş diyorsun da bu gayri safi milli hasıla da nedir diye bir soru aklınıza gelebilir. Güzel soru hemen cevaplayalım.

Eskiden ekonomi kitaplarında ve köşe yazılarında çok geçerdi bu gayri safi milli hasıla kavramı. Almanya’daki 2.5 milyon Türk’ün Türkiye’ye çok faydasının olmadığı görülmeye başlanınca ve ülkede istihdam sağlayan yabancı şirketler insanların sofrasına ekmek koyunca gayri safi yurtiçi hasılanın ülkenin iktisadi durumunu gösteren daha isabetli bir istatistik olduğu farkedildi. Gayri safi milli hasıla bir ülkenin vatandaşı olan tüm insanların yaptıkları toplam üretime verilen isimdir, Amerika’da ve Avrupa’da Türkiye’deki ücretlerin 5-10 katını kazanan Türk vatandaşlarının gelirleri de GSMH hesabına dahil edilir. Ülke içerisinde 40 yıldır yaşıyor olsa da Türk vatandaşı olmayan gelirleri ise bu hesaba dahil edilmez. Öte taraftan gayri safi yurtiçi hasıla ise ülke içerisinde Türk vatandaşı olsun olmasın herkes tarafından yapılan toplam üretim rakamını ölçer.

GSYH üç farklı yöntemle hesaplanabilir: üretim yöntemi, gelir yöntemi, ve harcama yöntemi. Genellikle iktisat kitaplarında tercih edilen yöntem ise harcama yöntemidir. Buna göre GSYH ülkedeki tüketimin (C: consumption), devlet harcamalarının (G: government), yatırımların (I: investment) ve ihracatların (X: Export) toplamından ithalatın (M: Import) çıkarılmasıyla bulunur. GSYH= C+I+G+ (X-M). Bundan üç sene önce ülkenin yüksek büyüme hızından gocunan bir kısım ekonomist “ithalata dayalı büyüme” diye bir kavram ortaya atmışlardı, hatırlayan var mı bilmiyorum. Ekonomi Türk’ün eski yazarlarından Tuğrul Gürgür “ithalat milli geliri arttırır mı” başlıklı bir yazıda bu konuyu açıklamıştı, meraklılar okuyabilir.

Türkiye’de GSYH üretim yöntemi ile hesaplanır. Bunun nasıl hesaplandığını da Tuğrul Gürgür’den dinleyelim.

“...Daha sonra buldugu rakamlari, baska veriler ile birlestirerek Harcama kisminin alt kalemlerini tahmin eder.


Nedir bu kalemler?


- Devletin Nihai Tüketim Harcamaları,
- Özel Nihai Tüketim Harcamaları,
- Gayri Safi Sabit Sermaye Oluşumu,
- Makine-Teçhizat
- İnşaat
- Stok Değişmeleri,
- Net Mal ve Hizmet İhracatı,
- Mal ve Hizmet İhracatı
- (Eksi) Mal ve Hizmet İthalatı


DIE, devletin tuketim ve yatirim harcamalarini devlet kuruluslarindan, mal ithalat ve ihracatini gumruk verilerinden toplar. Bunlar, nisbeten dogruluk payi yuksek olan sayilardir. Hizmet ithalat ve ihracatini icin (mesela turizm gibi) kendi ve MB'nin tahminlerini kullanir. Bunlar tahmindir. Gercek mal ticaretinin boyutu bilinmez.


Geri kalan kalemlerden ikisi, ki bunlar milli gelirin dortte ucunu olusturan kisimdir (ozel tuketim, ozel yatirim), uretim yontemi ile hesaplanan sektorel uretim rakamlarindan turetilir.”
Gördüğünüz üzere gayri safi yurtiçi hasıla hesaplanırken bir çok kalemin değeri tahmin ediliyor ve zamanla elimize daha güncel rakamlar geçtikçe bu tahminler daha gerçekçi rakamlarla güncelleniyor. Bunlara revizyon deniliyor. Hesapladığımız yurtiçi hasıla rakamlarını bir önceki senede gerçekleşen değerlerle karşılaştırıp yüzde değişimine bakıyoruz. TÜİK daha sonra bu rakamı o çeyreğe ait "iktisadi büyüme oranı” olarak açıklıyor.

Bir sonraki yazımızda yıllık gayri safi yurtiçi hasıla nasıl hesaplanıyor sorusuna cevap verip 2010 yılı büyüme oranları üzerine yaptığımız analize yer vereceğiz. Read More!

Türkiye Ekonomisinin Durumu ve 2010

Turkishtime’ın Ocak sayısında birbirinden güzel 3 tane yazı yazdım, ancak etik olarak bu yazıların tamamını veya içlerinde geçen anafikirlerin çoğunu burada tartışmayı doğru bulmadığımdam çok detaya giremeyeceğim. Mahfi Eğilmez’in 2010 yılına ilişkin tahminlerini görünce benim yazdığım ilk yazının onun yazısına çok önceden yazılmış çok güzel bir cevap olduğunu farkettim. Mahfi Eğilmez bir çok olumlu varsayım yaptıktan sonra eğer varsayımları doğru çıkarsa 2010 senesinde ekonominin %5 büyüyeceğini tahmin ettiğini belirtiyor. Ben bu ifadeye çok güzel bir eleştiri getiriyorum ama öğrenmeniz için dergiyi satın almanız gerekiyor. Yine de bu yazıyı okuyarak vaktinizi harcadığınız için 2010 yılı için büyüme tahminimi açıklayacağım. Ama önce Mahfi Eğilmez ne yazmış bir bakalım.

“Benim tahminlerim de varsayımlara dayanıyor ve bu varsayımların şaşması halinde tutmama riskini taşıyor. Öncelikle varsayımlarımı sıralayayım: (1) Küresel sistemde yeni bir kriz olmayacak, (2) Dünyada savaş ya da 11 Eylül çapında etkili bir olaya yol açacak bir terör eylemi olmayacak, (3) Türkiye’de erken seçim olmayacak, (4) Türkiye’de ekonomiyi geniş çapta etkileyecek siyasal sonuçlar yaratacak bir sıkıntı olmayacak. Bu varsayımlar altında 2010 yılında Türkiye ekonomisine (ekonomi nedir?) ilişkin tahminlerimi aşağıdaki tabloda sunuyorum. Tahminlerim arasında diğer iktisatçıların büyük çoğunluğundan ayrıldığım nokta sanırım büyüme oranı. Tahminlerini açıklayan iktisatçılar arasında büyüme konusunda sanırım en iyimseri benim. 2010 yılında Türkiye’nin gerek iç gerekse dış talebinde canlanma olacağını ve baz etkisinin yanı sıra bu canlanmanın ekonomiyi hızlı bir geri dönüş trendine sokacağını tahmin ediyorum.”

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller

Ayrıca 2010 yılında işsizliğin yükselerek %16 olacağını, enflasyonun %6 ve büyümenin de %5 olacağını tabloda gösteriyor. Benim tahminleri görmedi herhalde daha, ya da bizi iktisatçıdan saymıyor. Ben 2010 yılında büyüme tahminimi %6 olarak açıkladım, Roubini gibi gözü kara bir tahmin yaptım. Türkiye ekonomisinin durumu 2010'da beklenenden olumlu olacaktir diye düşünüyorum. Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Eğer büyüme oranı Mahfi Eğilmez ve benim beklediğim gibi piyasa beklentilerinin üzerinde çıkarsa işsizlik düşer, enflasyon ise daha da yükselir. O yüzden Mahfi Eğilmez’in işsizlik tahmininin çok yüksek olduğunu şimdiden belirteyim, o büyümeye o işsizlik oranı olmamış. Enflasyon oranı beklentisi de piyasa beklentilerinin üzerinde ama bence %6 enflasyon için alt sınır sayılabilecek bir tahmin. Neyse daha fazla yazılarımı ve tahminlerimi belli etmeyeyim, merak edenler dergiyi okusunlar. Read More!

ABD GSYH Buyumesi %3.5

Deniz Gokce "ABD Buyumesi Sasirtacak" diye baslik atmis. Beni sasirtmadi ama Turkiye'deki ekonomistleri sasirtmistir. Sasirmasinlar hemen oyle.

Amerika GSYH buyume rakamlarini bir onceki ceyrekle kiyaslayarak ve senelik hale getirerek yayinliyor. Ekonomistler ekonominin bir onceki ceyrege kiyasla %0.8 buyumesini bekliyorlardi. Aciklanan rakam %0.87. Yani hersey beklendigi gibi cikmis, o yuzden biz sasirmadik. Bu ceyreklik %0.87 rakamini yilliga cevirdiginiz zaman karsiniza %3.5 cikar onu da belirtelim.

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

Bizim Turkler ise buyume rakamlarini bir sene onceki ceyrekle kiyaslayarak aciklarlar. Eger Amerikalilar da oyle yapmis olsaydi bugun acikladiklari rakam %3.5'lik buyume degil, %-2.2'lik kuculme olacakti. Iste bu yuzden Deniz Gokce bizim Turkler sasiracaktir diyor.

Ne diyeyim, Allah kimseyi sasirtmasin.
Read More!

Nüfus Artışı Hızı

asagida 1960'dan gunumuze, turkiye'nin ve fransa'nin nufus, dogurganlik ve beklenen yasam surelerini karsilastiran enteresan bir video sunuyorum. video ingilizce. ama gorsel sunum yeterince aciklayici oldugundan bu pek sorun olmamali. youtube'a erisimi de bir sekilde halledersiniz.




"-turkey is moving faster.
-turkey is catching up..."

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

vay be. nereden nereye gelmisiz. Read More!

Amigo Yazar Suleyman Yasar

"Kriz lobisi çok üzülecek ama, galiba dünya mali krizi Türkiye’ye teğet geçecek."

Yukaridaki sozler basbakan'a ait degil, Taraf Gazetesinde kose yazarligi yapan Suleyman Yasar'a ait. Bilirsiniz ben ne karamsar ne de iyimser ekonomistleri severim, ekonomist dedigin realist olacak. Dun Ege Cansen'i elestiren bir yazi yazmistik, bugun de onunla karsi tarafta bulunan Suleyman Yasar'i elestirecegiz.

Mevsimsellikten arindirilmis ceyrekler itibariyle yayinlanan buyume rakamlari kavrami ile ulkemiz daha yeni tanisiyor. Bundan 6-7 ay once ilk Inan Dogan Turkishtime'da bahsetmisti. Dorduncu ceyrek verilerine bakip ulkemizin o donemde senelik %15 civarinda bir hizla kuculdugunu belirtmisti. Gecenlerde ise once Orhan Karaca, sonra Seyfettin Gursel ikinci ceyrek buyume rakamlarina bakip ekonomimizin ikinci ceyrekte senelik %20'nin uzerinde buyudugune isaret etmislerdi. Ben iyi ekonomist diye bunlara derim. Iskembeden sallayip yazi yazan, krizin gobeginde "kriz Turkiye'yi galiba teget gececek" diye milleti yaniltmaya calisanlara ekonomist degil, amigo denir.

Sayin Yasar yazisinda Turkiye'nin borc odemelerinden dolayi sorun yasamayacagini, Aralik ayinda dolar kurunun 1,7'den 1,5'e dusmesinin de bunu gosterdigini belirtmis. Anlamadigi nokta krizin cok boyutlu oldugudur. Imalat sanayi kapasite kullanim oranlari dibe vurmus, ihracat rakamlari %20'lik gerilemeye isaret ediyor Suleyman Yasar dolar kuruna bakarak kendini avutuyor. Kaldi ki onun yazisinda 2 ay sonra dolar kuru 1,8'e kadar da yukseldi.

Bahsettigimiz yazidan bir kac hafta sonra yazdigi baska bir yazida ise hala aciklanan verileri objektif bir sekilde degerlendiremedigini bizlere ispatlarcasina su sozleri sarfediyor:

"Türkiye İhracatçılar Birliği’nin verilerine göre 2009’un ilk 17 gününde toplam ihracat 2 milyar 570 milyon dolara ulaştı. Geçen yılın aynı dönemine göre ihracat yüzde 33 oranında geriledi. Bu da, diğer sektörlerdeki ihracatın otomotivdeki gibi düşmediğini ve böylece toplam ihracatın hızla aşağı yönlü hareket etmediğini bize gösteriyor. "

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

Ihracatin %33 geriliyor ve sen ihracat hizla asagi yonlu hareket etmiyor diyorsan sana benim baska bir sey soylememe gerek yok.

Subat ayinin ortasinda ise "Krize Baska bir Teget Gecis Daha" baslikli bir yazida hala akillanmadigini gosteriyor bizlere. Yazida "Türkiye, şans oyunları ihalesinden 4 milyar dolar gelir bekliyor. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın 2009 yılı bütçesini sunarken verdiği bilgilere göre, hükümet bu yıl özelleştirmeden 15,5 milyar liralık gelir bekliyor. " diyerek hukumetin amigolugunu yapiyor. Ekonominin %14,3 hizla kuculdugu ceyregin ortasinda birincisi ihaleye cikmak salaklik, borsa 25,000'e dusmus, sen piyasaya cikip ozellestirme yapma kerizliginde bulunuyorsun. Bir ekonomi yazari olarak senin yapman gereken bu davranisi elestirmek, ihaleden cikacak fiyatin bir halta yaramayacagini, kriz olan bir yilda 15,5 milyarlik ozellistirme gelirinin hayal oldugunu soyleyip insanlari aydinlatman lazim. Sen tam tersini yapiyorsun.

Sonra 9 Mart 2009 tarihinde dolar kuru 1,79 iken bize "Dolarin neden yukselecegini ve 2,25'e cikacagini" anlatiyor. Yahu Amerika bu yazinin yazilmasindan 9 gun sonra piyasaya 1,3 trilyon dolar para surecegini ilan etmedi mi? Hadi 9 Mart'ta yanildin, 18 Mart'ta artik efendi efendi cikip "ben gecen hafta bir eseklik ettim, milleti dolara tesvik ettim, oysa simdi yanilacagim kabak gibi ortaya cikti, tahminlerimi tam tersine ceviriyorum" diye milleti uyarabilirdi. Ben mesela 2008'in sonunda krizin vehametini gorup 1$=2 TL seklinde yaptigim tahminimin yanlis cikacagini ve dolarin uzun vadede deger kaybedecegini 24 Mart'ta belirtmistim.

En son 1 Temmuz tarihinde ilk ceyrege ait buyume (pardon kuculme) rakamlari aciklandiginda ise yuzde 13,8 olan kuculme rakamini "Dolar Hesabiyla yuzde 29 kuculduk" basligini kullanarak duyurmus. Hani kriz teget gececekti? Hani "krize baska bir teget gecis daha"? Hani dolar yukselecekti? Boyle bir baslik atmasinin sebebi butun sucu "kriz lobisi" olarak adlandirdigi, krizin gelisini ve siddetini dogru tahmin eden ve bu konuda onlem alinmasini talep eden kesime atmak. Dolar hesabiyla ne kadar kuculduysek kuculduk, bize ne? Dis borc odeme problemimiz yok ki dolar cinsinden milli gelirimize bakalim. Kuculduysek %14 kuculduk. Turk lirasi kazaniyoruz Turk lirasi harciyoruz, hangi tarihte dolar cinsinden buyume ya da kuculme oranlarimiz aciklanmis. Ekonominin bu kadar hizli kuculmesinin sorumlusu da yonetimdir. Fenerbahce kendi sahasinda ikinci sinif bir takima maci kaybediyorsa suclu olan spor yorumculari degil, ya teknik direktordur, ya da yonetim. Isler iyiye giderken "biz yaptik, biz becerdik" diye ortada kasilip kasilip duruyorlardi, simdi de erkek gibi sorumlulugu ustlerine almalidirlar.

Haaa, bu arada gozumden kacti sanmayin. Ayni yazida "ekonomik durgunluğa rağmen 2009 yılının ilk üç ayında Çin yüzde 6,1, Hindistan yüzde 5,8, Güney Kore yüzde 0,01 oranında büyüdü. " ifadesini kullanmis. Guney Kore'nin ilk ceyrekteki kuculme orani bir sene onceki ceyrege gore %4,2 idi. Turkiye'yle karsilastiriyorsan dogru rakamlari kullan. Read More!

2010 Gayri Safi Milli Hasıla Buyume Beklentileri

BGC Partners'in gunluk yorumlarini okurken gayri safi milli hasıla (bkz GSYH) buyume beklentisiyle ilgili olarak sunu gordum:

Growth: The Government now foresees that GDP growth in 2009 will be -6.0% (from the previous forecast of -3.6%), whereas it expects GDP growth to be 3.5%, 4.0%, and 5.0% in 2010, 2011, and 2012, respectively. Our GDP forecasts for 2009 and 2010 stand at -6.6% and 4.1% against the market consensus of -4.4% and 2.5%, respectively.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Yani diyor ki hukumet bu sene %6 kuculme bekliyormus. Muzip gazetecilerden bir tanesi sormamis mi acaba "bunun neresi teget gecti" diye Babacan'a? Neyse onu bir tarafa birakalim da gelecek seneye bakalim. 2010 senesi icin piyasadaki buyume beklentisi sadece %2,5 imis hukumet ise %3,5 bekliyormus. Sizce benim bekledigim buyume orani nedir? Read More!

Güven Sak'tan Hala Depresyon Laflari Geliyor

Okuyucularimiz Guven Sak'in yazisina dikkatimizi cekmisler. Güven Sak ekonominin hala depresyonda oldugunu soyluyor. Ekonomimiz gecen senenin son ceyreginde ve bu senenin ilk ceyreginde ceyrekler itibariyle %5, senelik %20'e varan hizlarla kuculurken depresyondaydi. Biz de bunu o zaman ifade etmis ve rakamlarin icerisinde bulundugumuz durumu ancak 6 ay sonra gostermeye baslayacagini soylemistik. (Hatirlarsaniz yazarlarimizdan rdynk ile de bu konuda kapismistik). Artik depresyonda degiliz, hatta ekonomimiz ufak da olsa buyumeye basladi. Guven Sak ise hala depresyonda oldugumuzu iddia ediyor.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Simdi vaktim yok ama bilirsiniz ben boyle firsatlari hic kacirmam. Yazinin linkini buraya koydum, elestirisini de ilk firsatta yapariz. Read More!

Birinci Ceyrek GSYH Buyumesi: Ak Koyun Kara Koyun Belli Oldu

Bu yazinin sponsoru finans alaninda is arayan Yucel Olcay'dir.

Bundan 6 ay once Turkiye'nin muazzam bir daralma surecinden gectigini ve buyume rakamlarini bir sene oncesiyle karsilastiran ve gec aciklanan istatistiklerin benim o zamanlar soyledigimi ancak 6 ay sonra gosterecegini belirtmistim. Bunun uzerine blogumuzu takip eden ve AKP taraftari olan bir suru okuyucumuzun tepkisini cekmistik. Ben "Hamdolsun Teget Gecti" baslikli bir cok yazi yazarken bu okuyucularimiz benim yorumlarima politika karistirdigimi Turkiye'deki gsyh kuculme oraninin ancak yuzde 1-2 seviyesinde olacagini soylemislerdi. Mesela "Kriz Teget Gececek, Sahibinden Satilik Kopru" baslikli yaziya uzun suredir okuyucumuz olan mr. brooks su yorumda bulunmustu:

"secim sonrasi imf ile anlasilacagini dusunuyorum ve yuzde 1 ila 2 gibi bir kuculme beni sasirtmaz. daha fazlasi benim icin surpriz olur.bu biraz toto oynamak gibi geliyor hukumetin nasil paketler aciklayacagini bilmedikten sonra."

Bu yorum sadece mr. brooks'a ozgu degil. Bunun gibi bir suru yorum vardi, simdi arayip bulacak vaktim yok. Ama sunu soyleyebilirim ki hic kimse Turkiye'nin birinci ceyrekte bir sene oncesine kiyasla %13.8 kuculecegini aklinin kosesinden bile gecirmiyordu. Hatta akli basinda doktora ogrencisi yazarimiz rdynk bile "Ya bu tartışma kabak tadı verdi, anlamıyorum yazarlar ve Ekonomix bu olayın üzerine neden bu kadar gidiyor. Asıl mesele bu değilki, kriz var tum dunyada, en az hasarla nasıl atlatırız bunu dusunmeli." turunden yorumlar yapip, Turkiye'nin krizden Amerika'dan daha az etkilendigini savunmustu. Ben de ona su cevabi yazmistim. Tartismayi bitirdigimiz noktada krizi baslatan ulke Amerika'da ilk ceyrekte ekonominin bir sene oncesine gore %2.8 kuculdugunu ve Turkiye'nin rakamlari aciklandigi zaman bunlari karsilastiracagimizi soylemistik. Simdi soruyorum? Kriz teget mi gecmistir? Kim daha fazla etkilenmistir: Amerika mi Turkiye mi?

Hisse Yorumları  Marjinal Nedir  Fiyat Kazanç Oranı Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır

Buyume rakamlarinin aciklanmasiyla tahmin yarismamizin da sonuclari belli olmus oldu. Okuyucularimiz cogunlugu piyasa beklentilerin aksine ekonominin %12-14 arasinda kuculecegi tahmininde bulunmuslar. Demek ki blogumuzu okuyarak piyasadan daha iyi tahmin yapmaya baslamislar :)

Yanlis tahmin yapan sadece 2 okuyucumuz var: deukrat ve ahmet. Evet, ahmet blogumuzun yazarlarindan ve kendisiyle ekonominin %8'den daha fazla kuculup kuculemeyecegi uzerine bahse girmistik. Olmayacak duaya amin denilmez. Eskiden olsa "keske ahmet kazansaydi" derdim de Tayyp'in 6 ay boyunca, secimlerden sonra dahi milletin gozunun icine baka baka yalan soyleyerek krizin teget gectigini soyledigi bu ortamda boyle bir sozu soylemem. Neyse, yanlis tahmin yapan okuyucularimiz istedikleri bir kuruma 10 TL bagis yaparlarsa isimlerini yandaki listeye ekleyecegim.

Bu arada yilin angutu odulunu de Tayyip'in yalanlarina kanip ekonominin %13.8 kuculdugu bir ortamda dahi "ekonomiyi cok iyi yonetiyorlar abi" diyerek AKP oy veren kisilere veriyorum. Turkiye ekonomisinin 2001 krizinde bile en buyuk kuculme orani sadece ve sadece %9.8 idi. Bunlar mantar beyinli olduklarindan bir miktar isininca hemen beyinleri sulaniveriyor. AKP'ye baska nedenlerden dolayi oy verenler uzerilerine alinmasinlar.

Bana muhalefet yapmaya tesebbus edecek okuyuculara bir sorum var: Turkiye ekonomisi ikinci ceyrekte ne kadar kuculecek? Bu soruya cevap vermeden muhalefet yapmaya yeltenmeyin, simdiden uyariyorum.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir Read More!

2009 Birinci Ceyrek Gayri Safi Milli Hasila Tahmini Yarismasi

Ara ara okuyucularimiz bizi tahminlerimizden dolayi elestirmeye yelteniyorlar. Maalesef onlari ciddiye almiyoruz cunku kredibiliteleri yok. Kredibilite kazanmanin yolu ara ara actigimiz gayri safi milli hasila (bkz. gsyh) tahmin yarismalarina katilmalari veya detayli analizlerini olaylar gerceklesmeden once (bu kismi onemli, bazilari isler olup bittikten sonra herseyi onceden gordugunu zannediyor) yayinlamalari gerekiyor. Bu islemi de enazindan 3-4 kere yapmalari gerekiyor ki dogru tahminlerinin sadece sans eseri olmadigini bilelim.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Gecen ay 2009'un ilk ceyreginde gerceklesen buyume rakamlarini tahmin etmeye baslamistik. O zamanlar tahmin yapan okuyucularimizdan ahmet haricindekiler onumuzdeki hafta sonuna kadar tahminlerini degistirebilirler isterlerse. Ahmet'le ben ayri bir bahse tutustuk, o ekonominin en fazla yuzde 8 kuculdugunu soyluyor, ben de daha fazla kuculdugunu. Maalesef siz benim kadar sansli degilsiniz, o yuzden de asagidaki siklardan sadece birisini secebilirsiniz.

Sorumuz su:

Ilk ceyrekte Turkiye ekonomisi bir onceki senenin ayni ceyregine kiyasla yuzde kac KUCULMUSTUR?

A. %8 veya daha az
B. %8.01 - %10.00
C. %10.01 - %12.00
D. %12.01 - %14.00
E. %14'den daha fazla

Kaybedenler her zaman oldugu gibi TEGV'e 10 TL bagis yapacaklar. Read More!

Piyasa Beklentileri

Piyasa beklentilerini olcen Merkez Bankasi beklenti anketinin sonuclari su sekilde cikmis:

Sene sonu enflasyon beklentisi: 6.12% (bir onceki ankette 6.13%)
Bir yil sonra enflasyon beklentisi: 6.59% (bir onceki ankette 6.49%)
Iki yil sonra enflasyon beklentisi: 6.45% (bir onceki ankette 6.42%)
Sene sonu dolar kuru beklentisi: 1.6229 (bir onceki ankette 1.6291)
Yillik buyume orani beklentisi: -4.2% (bir onceki ankette -4.0%)
Cari acik beklentisi: US$11.44 bn (bir onceki ankette US$11.42 bn)

Piyasa beklentileri cogu zaman cogu kisinin yaptigi tahminlerden daha iyi sonuclar verir. Ama her zaman degil tabii. Isini gercekten iyi bilen bir kisi piyasadan daha isabetli tahminler yapabilir ama bu nadirdir. O yuzden Merkez Bankasinin bu anketin sonuclarina bakarak politika kararlari vermesi dogrudur diyebiliriz.

Ama tabii ben her zaman oldugu gibi piyasadan daha iyi tahmin yapabilecegimi dusunuyorum. Sene sonu enflasyonu hakkinda cok kuvvetli fikirlerim yok ama riskler yukari yonlu. Bir yil sonra enflasyon %6.59'un uzerinde cikacaktir. Iki yil sonra enflasyon da oyle. Yani enflasyon beklentileri enerji fiyatlarindaki gerilemenin verdigi gazla bayagi bir dusmus vaziyette.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

Sene sonu dolar kuru beklentisi neredeyse 1.63. Cok yuksek. Ben dolarin sene sonunda bu seviyenin altinda olacagini dusunuyorum. Hatta bayagi bir altinda bile olabilir ama piyasa 1.63 tahmini yaptigina gore bende dogru cikma olasiligi %50'den fazla olan su tahmini yapayim: sene sonu dolar kuru 1.62'nin altinda olacaktir (bence bunun dogru cikma olasiligi %75'den daha fazla, onumuzdeki gunlerde dolar kurunda bir ziplama oldugunda vadeli islemler piyasasinda kumar oynanabilir)

Yillik buyume orani, pardon kuculme orani %4.2 seklinde bekleniyormus. Bence kuculme orani bu rakamdan da daha kotu olacaktir. Bizimki gibi garip bir sekilde buyume rakamlarini hesaplarsaniz rakamlar is isten gectikten sonra bile kotu cikmaya devam eder. Geriden gelen istatistikleri yayinlamanin sonucu bu.

Piyasa beklentileri cari acik $11.4 milyar olacakmis diyor. Oooooldu, gozlerim doldu. Birincisi dolar deger kaybedecek, ikincisi enerji fiyatlari yukselecek, ucuncusu ekonomi buyumeye basladi (evet, krizde dibi gorduk ve ufak ufak buyumeye de basladik). Cari acik bu rakamin uzerinde olacaktir, en azindan $15 milyar diyeyim.

Bu konularda en son yazılmış yazılarımızı Dolar Alış Satış ve Gayri Safi Milli Hasıla sayfalarından okuyabilirsiniz. Read More!