dr jekyll etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dr jekyll etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sabit Maliyetler ve Akkuyu Santrali

emin tolga akgoz'un, akkuyu santral'i uzerine yazdigi yazi, iktisada giris dersi ogrencilerinin sabit maliyetlerin etkilerini anlamalarina yardimci olacak guzel bir ornek iceriyor. bu yuzden orada yaptigim yorumun ilgili kisimlarini bir kez de burada yayinliyorum:

yapilan anlasmayi degerlendirirken, bazi detaylari gozden kacirmamak lazim. yazida da belirtildigi uzere burada en buyuk maliyet unsuru, santralin insa masrafi. yani sabit maliyetler. aslinda diger enerji santrallarinda da bu onemli olmali. ama nukleer santralin daha yuksek teknoloji ve guvenlik altyapisi gerektirmesi ve yakitin daha ucuz olmasi sebebiyle, burada sabit maliyetlerin toplam maliyet icindeki oraninin daha yuksek olmasi akla yatkin.

sabit maliyetin var olmasi, anlasmadaki almayi taahhut ettigimiz elektrigin fiyatinin neden yuksek oldugunu da, en azindan bir yere kadar, acikliyor. soyle ki, santral insa edildikten sonra, isleten sirket elektrigi piyasa fiyatindan satacak. bu, insa maliyeti dikkate alindiginda, sirketin zarar etmesi demek. ama santralin insa maliyeti batik maliyet oldugu, yani santral calissa da calismasa da yuklenilmek zorunda olundugu icin, santral calismaya devam edecek. dolayisiyla, bugun soz konusu sabit maliyeti cikaracagindan emin olmayan hicbir firma gelip boyle bir yatirim yapmaz. burada bizim devletimiz santralde uretilen elektrige subvansiyon uygulayarak, firma icin yatirimi akilci hale getiriyor. yani, uretilen elektrigin yarisini yuksek fiyattan alacak olmamiz kazik yedigimiz anlamina gelmez. kazik yedigimizi soyleyebilmek icin su soruyu cevaplamak lazim. biz bu santralin sahibi olsaydik ve insa masraflarini biz kendimiz ustlenseydik, bizim cebimizden cikacak para verdigimiz subvansiyondan daha fazla mi, daha az mi olacakti? ben bir enerji uzmani olmadigim icin, bu soruyu yanitlayamam. uzman okuyucularimiz varsa ve bizi bilgilendirirlerse, memnun olurum.

tabii, burada illa nukleer santral yapmamiz gerekli miydi diye de sorulabilir. yine okuyucularimizdan daha cazip enerji yatirimi alternatifleri oldugunu dusunenler varsa, goruslerini paylasabilirler.
Read More!

Avrupa Para Birliği, Euroizasyon ve Makroekonomik İstikrar

blogumuz yazarlarindan c.onat, paul krugman'in nyt'daki bir yazisindan bahsedip asagidaki soruyu sormus. ben de sorusunu kisaca yanitlamaya calisacagim. soru su:


Bir ara TL'den sıfır atacağımıza Euro'ya geçelim diyenler vardı. Öyle bir şey yapma imkanı var mıydı, olsaydı ve tercih etseydik bizim durumumuz ne olurdu merak ediyorum. Ekonomist arkadaşlar fikirlerini paylaşırlarsa sevinirim.


bir defa, sunu hatirlatalim. para birimi olarak euro kullanmakla, avrupa para birligine girmek farkli seyler. ekvador, panama gibi ulkelerin para birimi olarak amerikan dolarini benimsemeleri gibi, bir ulke tek tarafli olarak euro'yu benimseyebilir. (birincisine dolarizasyon, ikincisine bu terimden hareketle euroizasyon deniyor.) bunun para birligine uye olmaktan farki, birligin ortak merkez bankasinin uyguladigi para politikasinda soz sahibi olunmamasidir. yani, tek tarafli olarak euro'ya gecmek, para politikasindaki soz hakkindan tamamen vazgecmek demektir. bu rejimler icin, sabit (cipali) doviz kuru rejimlerinin ileri boyutu diyebiliriz. doviz kurunu bir cipaya baglamak da, sermaye hareketlerinin serbest oldugu durumda, para politikasini serbest bicimde uygulamaktan vazgecmeyi taahhut etmek demektir. ulusal para birimini birakip bir para birligine girmek ya da baska bir parayi tek tarafli kabul etmek, bundan geri donus cok zor ve maliyetli olacagindan, bu taahhudun cok daha baglayici ve inandirici olmasini saglar.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

peki, oncelikle avrupali ulkeler icin, ortak para biriminin getirdigi artilar ve eksiler neler? bunun bir faydasi, para birimi ortak olunca doviz kuru dalgalanmalari da olmayacagindan, bunlarin yaratabilecegi belirsizliklerin ortadan kalkmasidir. bu da mal ve hizmet ticareti ile emek ve sermayenin serbest dolasimini olumlu etkileyip verimlilik artisi saglar. eger avrupa ulkeleri arasinda tam bir ekonomik entegrasyon saglanacaksa, bu onemli bir meseledir. bir baska faydasi ise, ulkelerin gevsek para politikasi kullanma egilimlerinin baglayici ve inandiri bir sekilde ortadan kalkmasidir. misal, ortada drahmi diye bir para kalmadigi icin, yunan hukumetinin butce aciklarini para basarak kapatma gibi bir imkani da kalmamistir. bu, parasal istikrara katki saglar; lakin ote yandan, ulkenin kendi ekonomik sartlari birligin para politikasiyla uyusmadiginda, ekonomik dalgalanmalari belirginlestirebilir. ornek verecek olursak, yunanistan avrupa para birliginde olmasaydi sunlar olacakti. bir, diger avrupa ulkeleriyle ekonomik iliskilerinde drahmi-euro kurunun seyri belirleyici olacakti. iki, yunanistan butce aciklarini senyoraj geliriyle kapatmak icin para basabilecekti. uc, kisa vadede fiyatlar ve ucretlerin yeterince esnek olmamasi durumunda ortaya cikacak asiri ekonomik daralmaya karsi, istikrar amacli genislemeci para politikasi uygulayabilecekti. ekonomiye keynesci bir perspektiften bakan krugman, kose yazisinda bu ucuncuyu one cikartip vurguluyor. ayrica, ikinci ihtimalin ortadan kalkmasinin da, mali disiplini garanti etmedigini goruyoruz.

bunlardan yola cikarak, bizi para birligine almayacaklarini da hesaba katarak, tek tarafli olarak euro'ya gecseydik ne olurdu, degerlendirelim. oncelikle, ab ile ticaret hacmimiz turkiye'nin milli gelirine oranla kucuk sayilir. dolayisiyla, ticaretteki verimlilik artisinin cok ciddi bir etkisi olacagini sanmiyorum. ikincisi, gecmisteki deneyimlerimizden, turkiye'nin mali istikrarinin doviz kuru rejimine bagli olmadigini rahatlikla soyleyebiliriz. ucuncusu, zamaninda euro'ya gecseydik, bugun enflasyon problemimiz kalmazdi; ama mali istikrarin bununla dogrudan baglantili olmadigini da hesaba katinca, bunun koca ulkenin para politikasinin kontrolunu tek tarafli olarak avrupa merkez bankasina birakmak icin yeterli bir sebep oldugunu dusunmuyorum. her seyi de ab'ye havale etmeyelim, degil mi? turkiye ekonomisinin makroekonomik istikrarini kendi basimiza saglayabilmeliyiz. hukumetimizden ve burokratlarimizdan bunu beklemeyeceksek, ne bekleyecegiz? Read More!

İktisat Doktora Programı Seçerken

greg mankiw blogunda doktora basvurusu yapacak ogrencilere tavsiyelerde bulunmus. mankiw'in ogutlerinden birkac tanesini turkce'ye cevirip asagida yayinliyorum:

1. siralamalarla baslayin. en son yapilmis iktisat bolumu siralamalarindan bazilarilari icin, buraya, buraya ve buraya tiklayin. butun siralamalar kusurludur, ama diger hersey sabit kalmak sartiyla, daha yuksek sira muhtemelen daha iyidir.

2. su an basvurmayi dusundugunuz programda olan yuksek lisans ogrencileri ile konusun. mutlular mi?

...

9. son zamanlardaki doktora ogrencileriyle ilgili bilgilere bakin. baslayanlar ne oranda programi bitiriyorlar? bitirdikten sonra ne tip islere giriyorlar? bunlar sizin arzuladiginiz isler mi? yerlestirme bilgileri programa giren ogrencilerin capiyla, programin kendisinin katma-degeriyle, ve bolumun ogrencilerini isgucu piyasasinda ne kadar iyi sattigiyla ilgili bilgi verir.


devamini mankiw'in blogundan okuyabilirsiniz. yazi ingilizce, ama zaten tavsiyeler de daha cok amerika'daki doktora programlari ile ilgili. bunlara basvuracak olanlar herhalde ingilizce biliyorlardir.

mankiw'in blogunda bu konularda cok sayida yazi var. amerika'da iktisat doktorasi yapma niyeti olanlar bunlardan faydalanabilirler. Read More!

Çinliler neden çok tasarruf yapıyor?

vox'da gozume carpti; yakin zamanda yapilan bir arastirma, cin'de tasarruf oranlarinin cok yuksek olmasinin bir sebebinin de, ulkedeki erkek/kadin nufus oraninin dengesizligi olduguna iliskin deliller ortaya koymus.

daha once de sozu edildi. devletin ailelerin sahip olabilecegi cocuk sayisina sinirlama getirmesi ve erkek cocuk isteyen ailelerin kiz cocuklarini kurtajla aldirmalari yuzunden cin'de anormal bir kadin-erkek dengesizligi olusmakta. bugun ulkede her dogan 100 kiz cocuguna karsi, 122 erkek cocuk doguyor; ve bunun bazi sosyal sonuclari da muhakkak olacak. iste, bu calismayi yapan arastirmacilar da bu dengesizligin tasarruf oranlarini arttirdigini savunuyor.

bu iliskinin aciklamasi ise soyle: cin'de kadin/erkek dengesizligi bozuldukca, evlilik cagina gelen erkeklerin es bulmasi zorlasiyor. erkekler arasi rekabetin bir boyutu da maddi. dolayisiyla ogullarini evlendirmek isteyen aileler, onlar icin daha cok para biriktiriyorlar.

yapilan ekonometrik analizler, hanehalki duzeyinde erkek cocuk sahibi ailelerin diger ailelere gore, belirgin olarak daha cok tasarruf yaptigini ortaya koymus. dahasi ailenin yasadigi bolgede kadin/erkek dengesizligi arttikca, erkek cocuk sahiplerinin tasarruflarini arttirdiklari bulunmus.

vox'da ozeti verilen calismanin yer aldigi makalenin tamamina nber'dan ulasilabilir:

wei, shang-jin, and xiaobo zhang, 2009, the competitive saving motive: evidence from rising sex ratios and savings rates in china, nber working paper no. 15093. Read More!

Taşımacılık Sektörü ve Promosyonlar

editorumuz havayollarinin bilet fiyatlarini degerledirdigi yazisinda, sektordeki promosyonlara psikoloji temelli bir aciklama getirmis. sirketlerin musteri davranislarini ciddiye alarak fiyatlandirma yapmalarinda dogruluk payi vardir. ama bence, gerek havayollu gerekse karayolu tasimaciligindaki promosyonlar, klasik iktisadi yaklasimla da aciklanabilir.

bu kis turkiye'ye gittigimde, ben de pegasus'la 10 liraya aslanlar gibi uctum. seyahat planim belli oldugu icin bileti yaklasik bir ay onceden internetten satin almistim. nasil oluyor da iki hamburger parasina ucabiliyoruz, ben de merak etmistim. ucakta biraz dusundum ve buna bir aciklama getirdim.

bindigim ucaktaki koltuklarin %30 kadari bostu. demek ki bu havayolu sirketi bazi seferlerinde %100'un altinda doluluk oraniyla yolcu tasiyor. oncelikle, sirket bir ucakta 10 bos koltuk kalacagini biliyor diyelim. bu koltuklari 1 liraya bile satsa, 1 lira 1 liradir. tabii sirket bu koltuklari son dakikada satmaz. oyle olsa yuksek fiyat odemeye razi yolcular da bilet almak icin, fiyatin ucuzlamasini beklemeye baslarlar. ama sirket doluluk oranini onceden tahmin edip belli sayidaki koltugu onceden satabilir.

sirketin dikkat edecegi bir sey de, ucmak icin 150 lira vermeye hazir yolcularin da boyle promosyonlardan yararlanip ucuza ucabilecegi. bu tip yolcularin fiyat ucuzladiginda olusacak talep icindeki payi yuksekse, cok ucuza cok sayida bilet satmak sirketi zarara ugratabilir. ornegin, sirketin 10 liradan bilet sattigi 10 kisiden biri 150 lira vermeye hazir bir tipse, sirket 9x10-140=-50 lirayla zarar etmis olur. (dikkat edin, burada firsat maliyetlerini hesaba katiyor ve iktisadi kar/zarardan bahsediyoruz. yoksa muhasebe kari 10x10=100 lira.) ote yandan, mesela 70 liradan 10 bilet satsa ve bunlari alanlarin 4'u 150 lira vermeye hazir tipler olsa, 6X70-4X80=100 lira kar eder. goruldugu gibi, ucakta cok sayida bos koltuk varsa, sirket biletlerin bir bolumunu ucuza satmaktan kar edebiliyor. sirket elindeki verileri degerlendirip belki bir pazar arastirmasi da yaparak, kendisi icin en karli fiyatlandirma stratejisini bulabilir.

burada onemli nokta, tasimacilik yapan sirketlerin kapasitelerinin kisa vadede sabit olmasi. o yuzden ozellikle talebin dustugu donemlerde boyle promosyonlara rastlamamiz dogal. peki sonuc verimli mi? evet, hem de super verimli. insanlar daha ucuza, cok ve rahat seyahat ediyorlar; ustelik firmalar da bundan karli cikiyor. verimsiz olan, seyahat etmek isteyen onca insan varken o ucaklarin ve otobuslerin bos koltuklarla sefer yapmalari. Read More!

Dikkat sürü var!

internetten takip ettigim kadariyla, turkiye'de son zamanlarda iki konuda akilciligin sinirlarini asan tartismalar goruyorum. birincisi, gdo'lu urunler (gdo, kisaca genetigi degistirilmis organizma), ikincisi de domuz gribi asisi (inovasyon nedir). bu konularda asiri bir guvensizlik var, bilimsel verilerden cok komplo teorileri itibar goruyor. insanlar ciddi ciddi, domuz gribi salgininin ekonomik krizde kuresel ekonomiyi canlandirmak icin kasten yayilmis olabilecegini, grip asisi cagrilarinin ardinda aslinda ilac sirketlerinin oldugunu, sagliga zararli olduklarinin bilinmesine ragmen buyuk sirketlerin hissedarlarini zengin etmek icin gdo'lu urunlere goz yumuldugunu, boyle seylerin sagliga belirgin zarar verdigini ortaya koyan arastirmalarin buyuk sirketlerin baskisi yuzunden ciddi hakemli akademik dergilerde yayinlanmadigini falan dusunup kararlarini buna gore aliyorlar.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

gdo konusu daha az hayati bir mesele. bu yazida onu geciyorum. lakin asi meselesi ciddi. gereksiz korku, ozellikle belli insan gruplarinda, cok agir hastaliga, hatta olume yol acabilir. dahasi, bulasici hastaliga yakalanan kendisi bundan cekecegi gibi, hastaligi diger insanlara da bulastirarak onlara da zarar verir. okul, hastane, kisla, belediye otobusu gibi toplu tasima araclari gibi yerlerde grip gibi bir hastalik cok kolay yayilabilir. bir insan birkac kisiye bulastirsa, hasta sayisi geometrik olarak artar. o yuzden asi yaptirmayin, hatta hatta isteyen yaptirsin diye insanlara telkinde bulunmadan once, iyice bir dusunmek ve arastirmak lazim. hakikaten bu asinin zararlarina iliskin somut bir bulgu var mi? benim bugune kadar rastladigim en kayda deger suphe nedeni, asinin cok fazla test edilmedigi iddiasiydi. o da bir arkadasim tarafindan, tanidiginin tanidigi bir enfeksiyon uzmanindan nakledilen bir sey. bu sartlar altinda, herkesin sagligi icin, birakin yuksek risk grubundaki insanlari, onlardan sonra digerlerinin de asi olmamasi icin ciddi bir tehlike goremiyorum.

simdi ortada soyle feci bir durum var. sizin cevrenizde ne kadar insan hastaliga karsi korumasizsa, hastaligin size bulasma ihtimali de o kadar yuksek. yani normalde etrafindaki insanlarin asi olmamasinin insanlari asi olmaya tesvik etmesi gerekir. mesela benim bir cocugum olsa, asiya cok guvenmesem bile, sinifinda asi olmayan cok sayida ogrenci varsa, onu kesin asilatirdim. oysa internette okuyorum. okullarda ogrencilere yazi dagitilip velilere cocuklarini asilatmak isteyip istemedikleri sorulmus. birkac yerde rast geldim, okullarda asiya yok denecek kadar az talep geliyormus. gorunen o ki, insanlar cevrelerine bakiyorlar, cogunluk ne yapiyorsa onu yapiyorlar. tam suru davranisi.

suru davranisi sunu gosterir. insanlar yeterince bilgiye sahip degil ya da kafalari karismis. kendi baslarina saglikli karar veremiyorlar. suru icerisinde kendilerinden daha bilgili olan insanlarin var oldugunu ve surunun onlarla beraber gittigini dusunup cogunlugu izlemeyi tercih ediyorlar. ustune basbakan gibi bir otorite figurunun de cikip saglik bakaninin cabasini bastirmasinin da bir etkisi olmus olabilir. eger basbakanin aciklamalari vatandasin karari uzerinde cidden etkili olduysa, buyuk bir salgin gelecek secimde hukumeti bile goturebilir. aha, buraya yaziyorum.

tarih boyunca insanlari olduren ya da onlarda kalici sakatlik birakan pek cok hastaligin yeryuzunden silinmesinde asilarin buyuk payi var. zaten saglik hizmetlerinin gelismesinin insan omrunu son yuzyilda nereden nereye getirdigi ortada. (bir sure once bu blogda bunu gosteren bir video yayinlamistik.) bu gune kadar teknolojik ilerleme ve ekonomik gelisme, insan omrunu uzatti, hayat standardini yukseltti. insanligin en ciddi dertlerine (kitliklar, salgin hastaliklar, bebek olumleri vs.) cozum bulundu. simdi geride bunlar varken, incir cekirdegini doldurmayacak meselelerden insanlarin kafalarinin karismasi hazmedilir sey degil.

son olarak, ben de bir komplo teorisi atayim bari ortaya. nasilsa motivasyon vermek yeterli, delil ortaya koymak sart degil. bahsini ettigimiz konularda insanlarin kafalarinin karistirilmasi, medyanin tirajlari ve reytingleri arttirmak icin kasten korkulari kamcilayacak haberler yapmasinin sonucu olabilir mi? belki de hukumet ya da baska birileri vatandasin kafasi bunlarla mesgul olsun, gozler baska seylerden uzak dursun istiyorlardir. kim bilir? attim bakalim tasi... Read More!

Hey özgürlük

ekonomix'in escinseller ve turban baslikli yazisinin altina kisa bir yorum yazmistim. ekonomix, bunu anasayfaya yazi olarak girmemin daha iyi olacagini soyledi. bir kez daha buyrun:

Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici

zannedersem burada iki sey birbirine karisiyor. ne yaptiginin farkinda olan iki yetiskin bireye, aranizda ne halt ederseniz edin demekle; yaptiklarinizi onayliyorum ve gayet normal buluyorum demek ayri seylerdir. tipki inanci geregi kendini carsafa sarmak isteyen yetiskin bireye, bu senin hayatin ne yaparsan yap banane demekle; bunu, bakis acisina gore, faziletli ya da ilkel bir davranis olarak gormenin farkli oldugu gibi. siz baskalarinin size zarari olmayan soz ve davranislarina, bunlari mazur goremediginiz icin, tahammul edemeyip kisitlama getirmeye calisirsaniz; sizin ozgurlukleriniz kisitlandiginda yaninizda sizi destekleyecek insan bulmaniz da zorlasir. olaya bu acidan bakarsaniz, dini ozgurluklerin genisletilmesine karsi, laik kesimlerden neden direnc var anlayabilirsiniz. adamlar/kadinlar enayi mi, firsatini buldugunda kendisini bastirmayi fazilet sayacak insanlara destek olsunlar? Read More!

Islamci Belediyeler ve Iktisadi Etkileri

yale universitesinden chris blattman'in kalkinma iktisadina ilgi duyan insanlara hitap eden bir blogu var. bilen bilir. blattman bugun bizi de ilgilendiren enteresan bir calismayi bloguna tasimis. calisma, stockholm univestesinden bir doktora ogrencisinin doktora tezinin bir parcasi. makalenin adi "islami yonetim ve fakir ve dindarlarin ozgurlesmesi".

bu isvecli arkadas, turkiye'de 1994 belediye secimi sonuclarini ve 2000 nufus sayimini veri olarak kullanip secim sonuclarinin egitimi ve isgucu piyasasini nasil etkiledigini, regresyon sureksizligi (regression discontinuity) denen bir ekonometrik yontemle analiz etmis. bu yontemle islami parti olarak tanimladigi refah partisinin az bir farkla kazandigi ya da kaybettigi belediyeleri karsilastirmis. sonuclari da ozetle soyle: refah partisinin belediye secimini kazanmasinin egitim, ozellikle kadinlarin egitimi uzerinde buyuk pozitif bir etkisi oldugunu bulmus. bu etki daha fakir ve dindar bolgelerle, rp'nin (sag bir parti degil de) laik sol bir partiyle cekistigi bolgelerde daha belirginmis. rp'nin kazanmasi kadinlarin ucretli isgucu olarak calismasini ve daha yuksek ucretli islere kaymalarini da pozitif yonde etkilemis. vs. vs.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

makaleyi detayli incelemeye zamanim olmadi. o yuzden ustun koru okuyup ozet bolumunden carpici bolumleri yukarida aktardim. sonuclarin guvenilirligi uzerine kanaat bildirecek kadar makaleyi incelemedim. ama makalenin kapagindaki notta, makalenin harvard, mit, lse gibi iyi universitelerde sunuldugu ve seminerlerde aralarinda daron acemoglu, dani rodrik, murat iyigun gibi bizden isimlerin de bulundugu kalkinma iktisadinin cok yetkin isimlerinin gorus ve elestirilerinden faydalanildigi da belirtilmis. simdi yorumlayacak zamanim yok. onu size birakiyorum. ilgilenen okuyucularimiz, makaleye suradan ulasabilirler: tiklayin. Read More!

Cari Açık İyi mi, Kötü mü?

bir okurumuz, ekonomix'in cari acikla ilgili inan dogan'dan alinti yaptigi yaziya, "cari acik o kadar da hafife alinmamali" diye itirazda bulunmus. hakli oldugu bir nokta var. cari acik bazen ekonomideki bir problemin semptomu olabilir. ancak genel olarak cari acik kotudur diye bir sey yok. okurumuz ulke ekonomisiyle aile ekonomisi arasinda bag kurarak itirazini yaptigi icin, ben de cari acigin iyi ve kotu oldugu durumlara aile butcesinden birkac ornek vererek aciklama yapacagim. iyi oldugu durumlardan baslayalim.

1. ailenin calisan bireylerinden birisi isini kaybetmis olsun. bir sure sonra yeni bir is bulacagi biliniyor, ama o surede ailenin geliri dusecek. onlerinde iki secenek var. birinci secenek, harcamalari (sofra giderlerinin, cocugun harcliginin, okul masrafinin, saglik harcamalarinin, taksitlerin ve sairenin toplamini) gelire denk getirecek sekilde kismak. ikinci secenek, bu sure icerisinde borc bulmak ya da disaridaki tasarruflari kullanip (mesela bir bankadaki mevduat hesabindaki anaparanin bir kismini cekip) harcamalari kismadan bu durumu atlatmak. ikinci secenek, ulke ekonomisinin cari acik vermesine denk dusuyor. hangisi daha iyi?

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

2. ailenin oglu universiteyi kazandi. cocugun okul masrafi ailenin diger masraflarinin uzerine binince, aylik masraflar geliri asti. aile bireylerinin daha cok calisip gelirlerini arttirmalarina ya da harcamalarini yeterince kismalarina da imkan yok. bu durumda yine iki secenek var. birinci secenek, cocuk universite sevdasindan vazgecer. ikinci secenek, cocuk mezun olduktan sonra odemek uzere kredi alir ya da aile cocuklarinin egitimi icin yine bankadaki paralarinin bir kismini kullanir. ikinci secenek yine (ve bu sefer daha uzunca bir sure) cari acik vermeye denk dusuyor. hangisi daha iyi?

3. aile gelecek ay bir bilgisayar almayi planliyor. ama baba gazetesini okurken, bilgisayar fiyatlarinda ay sonuna kadar gecerli olacak ciddi bir indirim yapildigini duyuran bir ilan goruyor. indirime ragmen, bilgisayari bu ay almalari durumunda aile butcesi acik verecek. aile indirimden yararlanmak icin kredi kullanip bilgisayari simdi aliyor. kotu mu yapiyor?

bu ornekleri ekonomik durumlarla bagdastirirsak; birincisini, ekonomik daralma donemindeki bir ulkenin bunu harcamalari fazla kismadan atlatmasina; ikincisini, gelismekte olan bir ulkenin, uretken sermaye yatirimi yapmak uzere disardan borclanarak yatirim mali ithal etmesine; ucuncusunu de ulkedeki iktisadi aktorlerin tuketim kararlarinin zamanlamasini uluslararasi piyasalarda olusan firsatlara gore ayarlamasina benzetebiliriz.

simdi de cari acigin kotu oldugu durumlari ornekleyelim:

1. ayyas, kumarbaz bir baba var. ailenin ne tasarrufu varsa sonuna kadar harciyor; bittiginde borca girip harcamaya devam ediyor. boyle giderse, ailenin ihtiyac durumunda kullabilecegi tasarrufu kalmayacak; belki borclarin buyumesi yuzunden artik borc da kullanamaz hale gelecekler. bu durumu kamu kaynaklarinin iktidar tarafindan yagma edilmesine benzetebiliriz. (butce aciklarinin cari aciklara sebep olmasi, "ikiz aciklar" olarak biliniyor.)

2. anne ve baba sorumsuz. anne ustbas derdinde, baba yeni araba. bir de cocuklarin ihtiyaclari var ama onlar ebeveynlerin harcamalarina karisamiyorlar. aslinda ailenin geliri yer ay anne ya da babadan birinin istegini yerine getirecek duzeyde, ama ikisininki birden olunca gider geliri asiyor. ailenin tasarrufu azalip borcu arttikca cocuklarin gelecegi tehlikeye giriyor. burada sorun, anne ve babanin aralarinda kisisel harcamalari duzenleyecek iyi bir anlasmaya varamamasi durumunda ortaya cikar. burada anne ve babayi devlet politikalarini etkileyebilecek gucteki iki cikar grubu ya da koalisyon ortagi iki siyasi parti gibi dusunebiliriz.

ornekler cogaltilabilir. bunlardan cikartabilecegimiz sonuc su. odemeler dengesi hesaplarina bakarak, cari acik ya da fazla gorup ekonominin iyiye mi kotuye mi gittigine karar vermek mumkun degil. cari acigin neden verildigini iyi anlamak lazim. o yuzden, cari acik buyuyor diye hemen kaygilanmamali. etraftaki "ekonomi uzmanlari" arasindan acigin sebeplerinin analizini yapabilenlere itibar etmeli. ortada bir sorun varsa, bu muhakkak ya siyasi kurumsal yapinin zayifliklarindan ya da piyasa basarisizligi yaratan malum etmenlerden kaynaklanir. o zaman onu bulup tedavi etmek lazim. yoksa mesela yukaridaki kotu durumlarda, ihracat tesvigi gibi bir politika ne ise yarar ki? Read More!

Emlak Vergisi ve Verimlilik

son gunlerdeki emlak vergisi yazilarina yazdigim yorumlardan birinde, emlaktan kolay ve verimli vergi toplanir tezinin uzun vadede gecerli olmadigini yazmistim. ekonomix bunu acmami istemis ve daha iyi bir vergi mekanizmasinin ne olabilecegini sormus.

oncelikle, ev sahipleri, satin almis bulunduklari evin vergisini mecbur odeyecekler, bu dogru. bir seferlik oldugunda vergi gayet verimli. o yuzden, ozellikle savas gibi zamanlarda bunlar epey revacta oluyor. benim dikkat cekmek istedigim nokta, cikacak vergilerin muhtemelen bir seferlik vergiler olmayacak olmamasi. vergi ciktiktan sonra (hatta cikacagi belli olur olmaz) emlak fiyatlarinin azalmasini; hem mevcut evlerin, hem de yeni yapilacaklarin yeni fiyatlarla alinip satilmaya baslanmasini bekleyebiliriz. bu da emlaga yapilacak yeni yatirimlari azaltacaktir. o yuzden, uzun vadede emlak vergisinin cok verimli oldugunu sanmiyorum. hatta fazlaca verimsiz olabileceginden de suphe ediyorum. (ekonomix'in alinti yaptigi yazida belirtildigi gibi konut fiyatlarinda bir balon varsa, gecici bir vergi ise yarayabilir. ama faizlerin her dususu ve konut fiyatlarinin her artisi balon olacagi anlamina gelmez. turkiye'de neden oyle bir risk oldugunu anlamadim.)

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

dikkat etmek gereken sey, emlak aliminin bir cesit yatirim oldugu. emlak yatirimlari tum yatirimlar icinde buyuk paya sahipse (ki oyle olmali), buradaki bir vergi artisinin, yatirimlar uzerindeki ortalama vergiyi arttirmaya benzer bir etki yapacagini dusunuyorum. bunun da tasarruf ve yatirimlari bozucu etkisi olacaktir. bu verimsizliklerin zamanla buyumesi soz konusu. o yuzden, teorik literaturde tasarruflari bozan vergilerin, en azindan belli kosullar altinda, sifir olmasi gerektigini gosteren cok sayida sonuc var. pratikte sifir olmasa bile, bunlarin dusuk seviyede olmasi gerektigini soyleyebiliriz. o yuzden vergi gelirlerini baska yollarla arttirmak (kayitdisini azaltmak, kdv gibi tuketim vergilerini arttirmak vs.) ya da harcamalari kismak genelde daha iyi olabilir. aslinda uzun vadede en iyisi kayitdisini kayit altina almak. (bu arada, bugun icin, ekonomik daralma sebebiyle vergi gelirlerinin azalmasindan kaynaklanan butce acigini, yeni vergiler koyarak kapatmanin gerekli oldugunu dusunmuyorum. genisleme donemine girildiginde, artan vergi gelirleriyle, bu aciklar kendiliginden kapanacaktir. yeter ki harcamalar kontrolden cikmasin.)

ote yandan, devletin evleri (hizmetler yoluyla vs.) subvanse etmesi sebebiyle, tasarruflarin verimsiz sekilde emlak yatirimina yonleniyorlar olmasi mumkun hakikaten. oyleyse subvansiyonu karsilayacak kadar emlak vergisi bunu duzeltmeye yardimci olur. (ancak boyle bir verimsizligin sebebi, diger yatirimlarin araclarinin fazla vergilendirilmesiyse, emlak vergisini arttirmaktan ziyade digerlerini azaltmanin yollarini aramak lazim.) Read More!

Nüfus Artışı Hızı

asagida 1960'dan gunumuze, turkiye'nin ve fransa'nin nufus, dogurganlik ve beklenen yasam surelerini karsilastiran enteresan bir video sunuyorum. video ingilizce. ama gorsel sunum yeterince aciklayici oldugundan bu pek sorun olmamali. youtube'a erisimi de bir sekilde halledersiniz.




"-turkey is moving faster.
-turkey is catching up..."

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

vay be. nereden nereye gelmisiz. Read More!

Kişiye Özgü (Idiosyncratic) Risk ve Girişimcilik

kendimi bildim bileli genclere, girisimci olmanin, yenilik yaratmanin, basari icin risk almanin onemi vaaz edilir. sonra o gencler giderler, acilan ilk memuriyet kadrosuna baliklama atlarlar. milyonlarcasi da sirada bekler. kimisi de ozel sektorde babasinin isinin basina gecip sektorde kim neyde basarili olmussa onu taklit etmeyi secer. bu yazida, buna kafa yorup insanlarin risk almaktan kacinmalarinin sebeplerini anlamaya ve girisimci guduleri harekete gecirip refahi arttirabilecek yollar ortaya koymaya calisacagim.

basit bir soyut ornek uzerinden gidelim. cok sayida uretken insandan olusan bir ekonomide meslekler iki gruba ayrilsin: memurluk ve girisimcilik. her insan bu iki gruptan birini secsin. memuriyeti secenler, risksiz bir uretim teknolojisi kullasinlar, ve 3 birim urun uretsinler. girisimciligi secenler ise, basari oraninin %50 oldugu riskli bir uretim teknolojisi kullasinlar. uretim basarili olursa 10 birim, basarisiz olursa 0 (sifir) birim uretsinler. bir insanin sectigi meslek sadece kendi uretimini etkilesin; bunun baskasi uzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkisi (dissalligi) olmasin. en sonunda, herkes urettigini yesin. (ekonomimizde risksiz uretim yapan herkese memur diyoruz. yani, mesela yenilik uretmekten kacan, atadan dededen gordugu sekilde calisan bir isadami da burada memur sinifinda temsil ediliyor.)

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

goruldugu gibi bu ekonomide girisimciligi secenlerin ortalama kazanci 5 ve bu memuriyetten kazanilacak garanti paradan buyuk. ama girisimcilerin hicbiri aslinda 5 kazanmiyor. yarisi 10 alip zengin olurken, digerleri ac kaliyor. boyle bir durumda, akilci davranan bir insanin hangi meslegi sececegi, kisisel tercihlerine, yani, riske ne kadar toleransi olduguna bagli. sonucta, riskten daha cok hazzetmeyen insanlar memuriyeti, digerleri ise girisimciligi secer. boylece, bu ekonomideki ortalama gelir de 3 ile 5 arasinda olur.

peki daha iyi bir sonuc nasil elde edilebilir? nasil elde edilemez? ikincisinden baslayalim. diyelim ki, risksiz uretim teknolojisini tumden yasaklamak ve insanlari zorla girisimci yapmak mumkun. herkes mecburen girisimci olursa, insanlarin ortalama geliri de 5'e yukselir. gordugumuz gibi bu durumda ortalama gelir artiyor. lakin onceki durumda memuriyet sececek insanlarin uzerine, fazladan istemedikleri bir risk bindirmis oluruz. bu da yangin sigortasi yaptirmak isteyen insani, paran cebinde kalsin deyip geri gondermek gibi bir sey. bu zoraki risk yuzundendir ki, ortalama gelir artsa bile, toplumsal refahin azaldigini soyleyebiliriz.

ote yandan, insanlarin riskleri paylasmalarinin bir yolu varsa, hem uzerlerindeki riskleri alip hem de ortalama geliri 5 seviyesine cikarmak mumkun. ornekle gosterelim. diyelim ki, ornek ekonomimizde insanlar once mesleklerini secsinler. sonra girisimciligi secmis olanlar, uretim yapilmadan, yani kimin basarili, kimin basarisiz oldugu ortaya cikmadan, bir araya gelsinler. bir havuz kurup herkesin kazancini havuza koymasini ve havuzdaki kazancin daha sonra tum girisimciler arasinda esit olarak bolunmesini kararlastirsinlar; ve bunu kontrata baglasinlar. (pratikte, sozunu ettigimiz havuz, yatirimcilardan hisse satin alan bir banka, risk sermayesi fonu ya da benzeri bir finans kurumu olabilir.) sonucta, girisimci sayisi yeterince buyukse, girisimcilerin yarisi basarili ve yarisi basarisiz olacagindan, girisimci olan herkes sonuclar belli olup kontratin sartlari yerine getirildikten sonra garanti 5 alacaktir. eger girisimciligin getirisi garanti 5 olacaksa, kimsenin getirisi garanti 3 olan memuriyeti secmesi icin bir sebep kalmaz. boylece herkesin girisimciligi sectigi bir dengeye ulasiriz. (iktisat teorisine vakif okuyucalarimiz, burada baska dengeler de olacabilecegini ve bir koordinasyon sorunu olusabilecegini gormuslerdir. lakin bir blog yazisinda detaya girmeyi gereksiz buluyorum. ayrica, ornegi acik ve basit tutmak icin, kontratin baglayici oldugunu, insanlarin hareketlerinin kontratin denetiminde oldugunu, dolayisiyla aylaklik etme, havuzdan mal kacirma gibi sorunlarin olmadigini varsaydim. istenirse problem elbette daha da dallandirilabilir.)

ornek ekonomimizde ele aldigimiz riskler, sistematik olmayan, ekonominin geneline gore kucuk boyuttaki aktorler uzerindeki kisiye ozgu (idiosyncratic) riskler. yani, bir girisimci, yapacagi yatirimin sonucunda basarisiz olabilir; ama bu ekonominin baska yerlerinde, bagimsiz olarak riskli kararlar alan cok sayida yatirimciyi etkilemez. toplamda bu girisimcilerin belli bir orani basarili, belli bir orani basarisiz olacaklardir. aktorlerden kimin basarili ya da basarisiz olacagini bilemesek de, genel basari oranini bilebiliriz. o yuzden, boyle kisiye ozgu riskler, ekonominin geneli icin bir belirsizlik yaratmaz. dolayisiyla, mesela eger ekonomide yeterince zengin finansal araclarin bulundugu gelismis finans piyasalari varsa, bu riskler tamamen ortadan kaldirilabilir. boylelikle, insanlarin ortalama getirisi yuksek, ama sonucu belirsiz yatirimlardan kacmalari icin bir sebep kalmaz. (elbette, ekonominin geneline gore buyuk olcekteki iktisadi aktorlerin aldiklari kararlar, sistemik risk yaratabilir. o baska bir mevzu.)

ozetle, diyorum ki, mesele insanlari gonul rizasiyla girisimcilige yoneltmekse, onlara sadece nasihat etmenin, gaz vermenin ise yaramadigi ortada. ekonomik sistemin kurumlarinin ve kurallarinin da, riskleri uygun bicimde dagitilacak, girisimci guduleri harekete gecirecek sekilde duzenlenmesi gerek. somut bir ornek vermek gerekirse, aklima ilk olarak, arge faaliyetleri (inovasyon nedir) ve teknoloji yatirimlarinin finansmanini saglayacak bir risk sermayesi piyasasi kurulmasi geliyor. seneleeer once, bir vesileyle, israil'de uygulanan yozma adli devlet destekli bir programdan haberdar olmustum. bildigime gore, bu programla devletin ortakligiyla bir risk sermayesi fonu kuruluyor, birkac sene sonra da devletin elindeki fonlar ozellestirilince bir piyasa ortaya cikiyordu. (google'da aratinca businessweek turkiye'de gecen sene cikmis, israil orneginden dersler cikaran su yaziyla karsilastim: tiklayin.) muhataplari bizi okumazlar ama, sizin de akliniza bununla ilgili bir politika onerisi geliyorsa, yorum bolumunde paylasabilirsiniz.

Borsa Yorumları
Altın Yorumları
Borsa nedir?
Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir Read More!

Gencler Neden Muhendislik Seciyor?

ben ezelden beridir iktisatciyim. muhendislik gecmisim yok. ama ekonomix'in issiz kalan elektronik muhendisi uzerine yazdiklari, benim kafami da zamaninda kurcalamisti. ekonomix, turkiye'de genclerin muhendisliklere cok ragbet etmelerini irrasyonel sebeplere, suru psikolojisine falan baglamis. ben bunun rasyonel gerekceleri oldugunu dusunuyorum. kisa kisa yazayim:

tanidigim, meslegini yapan muhendislerin bir cogu turkiye disinda calisiyor. tabii bir yerlede master falan yaptiktan sonra. genclerin universite ve bolum tercihi yaparken, yurtdisinda calisma ihtimalini de goz onunde bulundurduklarini dikkate almak lazim. (mesela tip okuyanlar, mevcut yasal duzenlemelerin de etkisiyle, turkiye'de calismak zorunda gibi.)

Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici

meslegini yapmayan muhendisler ise baska bir alanda calisabiliyor. 2001 krizinden once boyle epey bankaci vardi. (simdi neci var bilmiyorum.) turkiye dereceleri ve zor bir bolumu bitirmis olmalari, spence'in meshur modelindeki gibi, isgucu piyasasinda sinyal gorevi goruyor zannedersem.

muhendislik okumak, gelecekteki kariyer planlarinda daha cok esneklik imkani veriyor. bir isletme mezununun sonradan muhendis olmasi imkansiz, ama muhendislik mezunu bir mba yapip isletmecinin yapacagi her isi yapabilir. sadece mba degil, muhendislik mezunlari master ve doktora yapip cok farkli alanlarda calisiyorlar. boyle cok sayida iktisatci (iktisat nedir) da var.

bu sebeplerden, 18 yasinda kaderini baglamak istemeyen gencler icin, muhendislik fena bir tercih degil. yalniz, tanidigim muhendislerden bildigim kadariyla, iyi bilmeden bir muhendislige girenler icin, elektronik kotu bir tercih. bir muhendis bu konuda daha iyi tavsiye verecektir tabii.

bu arada, esneklik demisken, yok'un sabanci universitesindeki, ogrencilerin universiteye girdikten sonra alanlara ayrildiklari sistemi ortadan kaldirmaya calistigini okudum. demek ki bazi sorunlar, yuksek ogrenim sistemindeki fazla regulasyondan da kaynaklaniyor olabilir.

Ilginc Konular:
Borsa nedir?
GSYH, CPI ve GSYH Deflatoru
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar Read More!

Kriz ve Maliye Politikaları

son kriz gelene kadar, iktisat dunyasinda, maliye politikalarinin ekonominin uzun vadeli hedefleri dogrultusunda belirlenmesi ve kisa vadede ekonomiyi canlandirma amaciyla kullanilmamasi konusunda genel bir uzlasi oldugunu dusunuyordum. ama sonra kriz cikti, ne olduysa, ulkeler birer birer istikrar paketleri acikladilar. buna karsi siddetli bir tepki gormedikleri gibi, epey destek de buldular. bizde de disaridaki gelismeleri gorup bir paket de neden bizim hukumetimiz aciklamiyor diye basbakana yuklenenler oldu; halen de yukleniyorlar. basbakanimiz da, "ne paketi, paket maket yok" demeyip "kriz yok" demeyi sectigine gore, demek ki o da kesenin agzini gonlunce acamadigindan direniyor.

soz konusu canlandirici maliye politikalarinin keynesci ekonomi anlayisi icerisinde bir mantigi var. ama 1970'lerden sonra bunlar buyuk olcude gozden dusmuslerdi. onun yerine, para politikasi revactaydi. ama simdi amerika'da faizler sifira yaklasip para politikasinin etkinligi azalinca, eski fikirlere ragbet artti. gunumuzde, yeni keynesci olarak adlandirilan akim, modern iktisadi yontemlerle eski fikirleri bir olcude bagdastiriyor. yani aktivist bir maliye politikasini mesru kilacak ekonomik modeller var. bunlar kabaca soyle bir mekanizmaya dayaniyor: ucretler ve diger fiyatlar (bazi yapisal faktorler sebebiyle) ekonominin degisen kosullarina cabuk uyum saglayamiyor. bu yuzden kendi haline birakilan ekonomi dengesini bulamiyor. bu da devletin istikrar politikasi uygulamasinin yolunu aciyor. devlet, daralma doneminde harcamalari arttirip ya da vergileri azaltip, toplam talebi arttirmaya calisiyor. carpanin (multiplier) buyuklugune de bagli olarak, tuketimin yeterince artmasi ekonomik daralmayi tersine cevrilip tam istihdama yaklasilmasini sagliyor.

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

teori guzel. peki isliyor mu? ya da soyle sormak lazim, teoriyi destekleyen ampirik delil var mi? devlet vatandasin hesabina politika belirleyecekse, insan mantikli bir iktisadi tez ve bunu destekleyecek saglam deliller gormek istiyor. diyelim ki bu yapildi. ondan sonra o paketler neye gore hazirlanir; hangi vergiyi ne kadar azaltacaklarina, hangi harcamayi ne kadar arttiracaklarina, neyi tesvik edeceklerine neye gore karar verirler, onlar ayri mesele.

the american economic review'un son sayisinda ekonomik kriz ve uygulanabilecek politikalar konusunda cok sayida makale oldugu dikkatimi cekti. derginin bu sayisi, american economic association'in ocak'taki toplantisinda sunulan makaleleri topladigi ve kriz konusu da son derece guncel oldugu icin, bu cok anlasilir bir sey. tabii makalelerin cogu amerikan ekonomisi uzerine. bu makalelerin maliye politikalariyla ilgili olanlarindan, onumuzdeki donemde bunlarin revacta olup olmayacagi (en azindan, akademik dunyadan destek bulup bulmayacagi) hakkinda fikir vermesi acisindan, bazi sonuclari burada paylasmak istiyorum.

en cok ilgimi ceken stanford'dan john taylor'un makalesi oldu. (taylor kurali dersem, isim cok kisiye bir sey ifade edecektir.) taylor, son on senede amerika'da uygulanan istikrar politikalarinin etkilerini inceleyip maliye politikasinin ekonomiyi canlandiracagina dair bir delil bulunup bulunmadigini arastirmis; ve delil bulamamis. bu donemdeki en belirgin aktivist maliye politikalari, bush doneminde, 2001 ve 2008'de verilen vergi indirimleri/iadeleri. yukarida ozetledigimiz teorinin islemesi, vergi indirimi sonucu harcanabilir gelirin artmasinin tuketimi canlandirmasina bagli. oysa taylor'un ekonometrik analizi, toplam tuketimle vergi iadeleri arasinda istatistiksel olarak anlamli bir iliski olmadigini ortaya koyuyor. aslinda, 2001'de bir canlanma var. ama analiz, bunun gecici vergi indirimlerinden degil, ayni donemde yapilan vergi oranlarindaki uzun donemli kesintilerden kaynaklandigi sonucunu veriyor. bu da gecici vergi indirimleriyle kisa vadeli istikrar hedefinin kovalanmasini degil, maliye politikasinin uzun vadeli hedefler dogrultusunda belirlenmesini destekler nitelikte.

gecici ve uzun sureli vergi indirimlerinin farkli sonuclar dogurmasinin sebebi ne? bunun en cok kabul goren aciklamasi, surekli gelir hipotezidir (permanent income hypothesis). buna gore, insanlar tuketim kararlarini, sadece bugunku gelirlerine bakarak degil, gelecekte sahip olmayi bekledikleri gelirlerine de bakarak verirler. gelirlerinde sadece bugun icin bir artis oldugunda, insanlar bu artisin sadece bir bolumunu harcayip geri kalanini biriktirmeyi secerler. buna bir de rikardiyen denklik (ricardian equivalence) gorusunu katarsaniz daha guclu bir sonuc cikar. yani, insanlar bugunku vergi indirimlerinin sebep oldugu butce aciklarinin, yarin ceplerinden daha cok vergi cikmasina yol acacagini goruyorlarsa, bugun artan parayi harcamayip yarin icin biriktireceklerdir. kalici vergi indirimleri ise, insanlarin surekli gelirlerini arttiracagindan, hem bugunku hem de gelecekteki tuketimlerini arttiracaktir. ama vergiler kamu harcamalarini finanse etmek icin gerekli olduklarindan, kalici indirim ancak uzun vadede kamu harcamalarinda kesintiye gitmekle mumkun. dolayisiyla bu, kisa vadeli hedefler dogrultusunda yapilacak bir sey degil.

tabii mikro duzeyde incelenirse, vergi iadelerini harcama egiliminin toplumun farkli kesimlerinde farkli olmasi beklenir. bu da kredi piyasalarindaki puruzler gibi sebeplerle aciklanir. dergide university of michigan'dan iki iktisatcinin yaptigi boyle mikro bazli bir arastirma da var. burada 2008'deki vergi iadesinden hemen once yapilan bir anketin sonuclari kullanilmis; toplumun hangi kesimlerinin, vergi iadesini nasil degerlendirecegi incelenmis; mikro bulgular makro verilerle bagdastirilmaya calisilmis. buradaki bulgulara gore de, halkin genelinin sadece yuzde 20'si vergi iadesinin cogunu harcayacagini soylemis. geri kalanlar parayi biriktireceklerini ya da borclarini odeyeceklerini soylemisler. gelirlere gore bakildiginda, ozellikle fakirlerin parayi harcamaktan cok borc odemekte kullanacaklari bulunmus.

vergi kesintilerinde durum boyle. peki kamu harcamalarinin canlandirma amacli kullanilmasi nasil bir secenek? taylor, bu konuda da, "durun bir saniye" demis. kamu harcamalarinin ve vergi indirimlerinin ekonomiyi canlandirma amaciyla kullanilmasi ayni modellerle mesrulastiriliyor. dolayisiyla bunlarin vergi indirimleri konusunda neden cuvalladiklarini anlamadan, kamu harcamalari konusundaki tahminlerine guvenemeyiz. peki o zaman ne yapmak lazim? taylor'a gore, para politikasinin araclari tukenmedi, onlara yuklenmek lazim.

peki dergide aktivist maliye politikasini savunan makale yok mu? berkeley'den alan auerbach'in ve harvard'dan martin feldstein'in maliye politikasinin iyi dizayn edilmesi durumunda ise yarayabilecegini savunan makaleleri var. feldstein'inki, herhalde ismi yeterince agir cektiginden kabul edilmis olacak, akademik dille yazilmis bir kose yazisi gibi. auerbach'in calismasi ise ilginc bulgular ortaya koyan guzel bir analiz. iki makalede de dikkatimi ceken bir tez, uygun sekilde dizayn edilecek bir tesvik mekanizmasinin, yatirimlardaki dalgalanmalara istikrar getirip ekonomik istikrara katki saglayabilecegi. tabii, is geliyor, ekonomi politikalarinin tasarimina dayaniyor. bu da, ucu acik teorik bir arastirma konusu.

yaziyi cok uzatmamak icin, daha fazla detaya girmeyecegim. bir universite kutuphanesine erisimi olan, merakli okurlarimiz, sozunu ettigim tum bu makaleleri ve daha fazlasini the american economic review'un mayis 2009 sayisinda bulabilirler.

bitirmeden once, sunu da bir not olarak belirtmeliyim. taylor'unki dahil, bu yazida bahsini ettigim tum calismalar, yeni keynesci cercevedeler. maliye politikalarinin, gelen soklarin ertesinde ekonominin kendi kendine dengeye gelememesi sorununa care olup olamayacagina yanit ariyorlar. iktisat dunyasinda, bir de, fiyatlarin yeterince esnek oldugunu kabul edip ekonominin kolayca dengeye ulastigini savunan guclu bir akim da var, ki onlar kisa vadeli istikrar politikalarina bastan karsilar. ondan da belki bir baska zaman bahsederiz.

su yayinlari gorunce, gonul istiyor ki turkiye'de de american economic association benzeri, turk iktisatcilari biraraya getiren bir kurum olsun. bu kurum konferanslar duzenlesin, akademik ekonomi dergileri cikartsin. buralarda ulkenin onde gelen iktisatcilari, turkiye'nin iktisadi meseleleriyle ilgili calismalarini ortaya koysunlar. orijinal fikirler uretilsin. toplumun tum kesimlerinin ve politika uygulayicilarinin da beslenebilecekleri bilimsel bir tartisma ve paylasim ortami olussun. guzel olmaz miydi? Read More!

Kiraci mi yanacak, ev sahibi mi?

ntvmsnbc'de okudum, borclar kanununda degisiklik yapilacakmis. degisiklik, ev sahibi ve kiracilari da ilgilendiriyormus. beni yakindan ilgilendiren bir konu degil. ama haberin iktisadi bir yani da oldugundan, konuya dahil oldum.

haberin yanit aradigi soru su: yeni kanun kiraciyi mi yakacak, ev sahibini mi? muhabir, iki hukuk profesorunun goruslerine basvurup soruya yanitlar aramis. ben de keske bir iktisatciya da sorsaymis dedim. durumdan vazife cikartip konuyla ilgili iki satir bir seyler yazdim.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Netherlands
Insider Trading Returns
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

yalniz bastan soyleyeyim, kanun tasarisi hakkindaki bilgim bu haberden ogrendiklerim kadar. emlak sektoru hakkindaki bilgim bir kiracininki kadar. ayrica oyle profesor falan da degilim. ama burada zaten, temel iktisat (iktisat nedir) prensiplerini hatirlatmaktan ote, derin bir yorum da yapmayacagim. konu hakkinda, derin ilgisi ve bilgisi olanlar, goruslerini bu yazinin yorum bolumunde paylasabilirler.

bu haberde ilk dikkatimi ceken sey su. kanun tasarisi tartisilirken, hem ev sahiplerinin hem de kiracilarin faydasina olacak bir seyin var olup olmadigi tartisilmiyor. sanki kira iliskilerinin sonucu sifir toplamli; birisi kazanirsa, digeri kaybedecek. oysa iktisadi iliskilerin cogu boyle degil. cogu zaman deger uretimini atlayip enerjimizi bolusumu tartismaya harcadigimiz icin, bunu gozden kaciriyoruz.

gozden kacirdigimiz bir sey daha var. iktisadi iliskilerden istedigimiz gibi bir sonuc elde etmek, uretebildigimiz kadar deger uretip onu istedigimiz gibi bolusturmek icin, kanun cikarmak yeterli saniyoruz. bu yuzden, devlet kanun cikartip alici ve satici (burada ev sahibi ve kiraci) arasindaki kontratin icerigine mudahale ettigi zaman, yok kanun ev sahibinin yararina, yok kiracinin yararina diye tartisiyoruz. ben tartisilan maddelerin kimin yararina oldugunu soyleyeyim. kimsenin yararina degil. iciniz rahat olsun. bundan kiracilar da kaybediyor, ev sahipleri de.

ogrendigimize gore, kanunun getirdikleri, yasal bosluklarin doldurulmasi ve kontratlarin sartlarinin yerine getirilmesinin saglanmasinin otesinde. kanun emlak piyasasini serbestlestirmiyor, kisitliyor. soz gelimi, kanunda kira bedelinin tespitine sinirlamalar getiriliyormus; kira kontratlarinda yapilabilecek degisiklikler sinirlandiriliyormus vs vs. haberde gorusu alinan uzmanlar bunlari kiracilarin yararina, ev sahiplerin zararina olarak yorumlamislar. prof. dr. ibrahim kaplan soyle diyor:

"Vatandaşlar ev almaktan çekiniyor. Kiracıyla uğraşmamak için ev almıyor, evi varsa boş tutuyor. Eski yasa zamanında da bu sorunlar vardı. Yeni düzenlemeyle bu sorunlar ağırlaşarak devam edecek."

demek ki, kisa vadede ev sahipleri evlerini daha zor kiraya verecekler. uzun vadede de emlaga yatirim azalacak. bunun bir anlami da su. kiralik ev arayanlarin ev bulmasi zorlasacak. yani, zarar gorenler sadece ev sahipleri degil. herhalde en cok zarar goren de bekarlar ve ogrenciler olur.

bir de hicbir seyi etkilemeyecek seyler var. ev bakim giderlerinden kiracilarin sorumlu olmasi gibi. oysa ne fark eder ki? ev sahibi sorumlu olsa bakim masraflarini kiraya yansitmaya calisir; kiraci sorumlu olsa ev sahibine. en temel arz-talep bilgisi bu. sonucta, ne kiracinin odedigi para degisir, ne ev sahibinin cebine giren para, ne de bakimi yapan tamircinin cebine giren para.

suraya yaziyorum. yarin obur gun kanun cikar. bu sefer, insanlarin kanunun etrafindan nasil dolandiklari, kanunun neden uygulanamadigi tartisilir. Read More!

Haydar Bas'in Nobel Odulu Calindi!

izlenimler'de fethi bey uyarmis. nobel ekonomi odulu megerse haydar bas'in hakkiymis. konunun aslini google'da arastirinca, yeni mesaj gazetesinden su yazi karsima cikti: tiklayin.

ben okudum. istifade ettim. en carpici bolumleri secip asagiya yaziyorum ki siz de istifade edin. hakikatlerden mahrum kalmayin:

"...Bilim dünyası ve insanlık ailesi, Prof. Dr. Baş’ı referans göstererek veya göstermeyerek Milli Ekonomi Modeli’nden istifade etmeyi sürdürüyor. Nitekim ABD Başkan adayı Barak Obama, 165 milyar dolarlık tüketici kesime yardım paketini açıklayan Başkan Bush’a, bu, senin görüşün değil, aslı 250 ve 500 YTL maaş olan Milli Ekonomi Modeli’nin projesidir, diyor açık açık.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

...Prof. Dr. Stiglitz, Nobel ödülü de alıyor. Prof. Dr. Stiglitz, Prof. Dr. Baş’ın model ve tez halinde insanlığın önüne koyduğu ekonomi görüşlerinden ve iktisat (iktisat nedir) matematiğinden aldığı bazı pasajları kendi bilimsel görüşüymüş gibi yazıyor, çiziyor, konuşuyor. Son zamanlarda da güya IMF karşıtı söylemlerle dünyayı turluyor.
Prof. Dr. Kerimov, bu akademisyen arkadaşların yapmaları gereken iş, ilim haysiyetine uygun olarak referanslarını açıklamaları, sosyalizm ve kapitalizmde rastlanılması mümkün olmayan bu görüşlerin kaynağı Milli Ekonomi Modeli’dir, sahibi de Prof. Dr. Baş’tır diye açıklama yapmalarıdır, diyor.
Anlayacağınız, sadece Türkiye’deki öğleden sonra günaydın denmesi gereken siyasetçiler ve ekonomistler Prof. Dr. Baş’ın çözümlerini kendilerininmiş gibi seslendirmiyorlar; yabancılar da aynı şekilde çalıyorlar. Prof. Dr. Baş’tan çalıyorlar, Nobel Ödülü alıyorlar.
Halbuki taşıma veya çalma su ile, değirmen dönmez."
Read More!

Paul Krugman Nobel Kazandi

paul krugman. pazartesi sabahini cogu iktisatci (iktisat nedir) merakla bekliyordu. ve merak son buldu. nobel ekonomi odulu, ticaret ve iktisadi cografya alaninda yaptigi yenilik yaratan calismalari sebebiyle paul krugman'a gitti.

daha sonra, musait bir zamanda, daha detayli bir seyler yazarim insallah. simdilik, sicagi sicagina yazilanlardan birkac tanesine sizi yonlendireyim:

sunu nobel komitesi hazirlamis: tiklayin. marginal revolution'da tyler cowen'in yazisi da gayet kapsamli ve krugman'la ilgili baska yazilara cokca link iceriyor. yine ayni blog'da alex tabarrok, krugman'in en bilinen katkilarindan yeni ticaret teorisi (new trade theory) hakkinda bilgi vermis. ayrica, pek sicak degil ama, surada da krugman'in iktisada yaptigi katkilar uzerine kapsamli bilgi var: tiklayin. avinash dixit, krugman 1991'de john bates clark madalyasi aldiginda bunu yazmis. Read More!

It's the Stupid Economy

asagidaki video'yu mankiw'in blogunda gordum ve kayitsiz kalamadim. cok komik.

Read More!

Bir Ankara Masalı

ankara belediyesi, odtu'nun 45 binasini, kacak oldugu gerekcesiyle yikmakla tehdit ediyormus. melih gokcek, "yasa emrediyor, illa yikacam!" diye tutturmus. bir de universiteye kallavi bir ceza kesmis. ustune de, basbakanimizdan rica etsinler, hukumetimiz odtu'ye af cikartsin diye de yol gostermis. odtu rektoru ise, gokcek'in tum bunlari gicikligina yaptigini ima etmis.

benim anlamadigim, odtu'yu rektorun babasi yaptirip da ogluna miras mi birakmis? odtu, devletin universitesi; ustelik ulkenin yurtdisinda taninan birkac universitesinden biri. rektor, "madem oyle, kanun karsisinda boynumuz kildan ince" dese sanki hukumet seyredecek, gokcek yikabilecek mi?

ne fuzuli islerle mesgul oluyoruz. memleketin, didismelerde, mahkemelerde bos yere harcanan kaynaklarina yazik. Read More!

Çok Eşliliğin Fizibilitesi Ve Sairesi

ekonomix zaman yoklugundan yazamamis, ben yazayim. murat cokgezen, inancla ilgili konulara mantiksal aciklamalar getirmenin anlamsiz olduguna iliskin bir yazi yazmis. orada, ilginc bir soru ortaya atmis: "...birisi de çıkıp ‘İslam 4 eşle evliliğe izin veriyor. Kadınlar ve erkeklerin sayısı da yaklaşık olarak eşit olduğuna göre bu her 4 erkekten üçünün evlenecek bir kadın bulamaması anlamına geliyor. Yani, İslam homoseksüelliği teşvik ediyor’ dese ne olacak?".

beni inanc-mantik iliskisinden cok, cok eslilik uygulamasinin insanlarin tercihlerini nasil yonlendirecegi sorusu cezbetti. bir defa sunu soyleyeyim. toplumda kadin ve erkek sayisi esit, o yuzden bir erkek iki kadinla evlenirse, baska bir erkek essiz kalir mantigi hatali. bu, insanlarin ayni yastaki eslerle evlenecekleri varsayimina dayaniyor. oysa ki erkekler kendilerinden yasca kucuk kadinlarla evlenirlerse ve nufus da artiyorsa, hicbir erkegi acikta birakmadan cok esli bir toplumsal duzeni surdurmek mumkun. bir ornekle gosterelim:

bir ulkede nufus artis hizi, yillik %5 olsun ve her sene esit sayida kadin ve erkek dunyaya gelsin. 1980 yilinda 100.000 erkek ve 100.000 kadin dogmus olsun. nufus artis hizi sabit olduguna gore, basit bir excel hesabi gosterecektir ki, 1964 yilinda 45.811 erkek ve bir o kadar kadin; 1988 yilinda da 147.746 erkek ve ayni sayida kadin dunyaya gelmis olmalidir. bu hesap gosteriyor ki, 1988 yilinda dogan kadinlar, 1980 yilinda dogan erkeklerle evlenirlerse; 1964 yilinda dogan erkeklerin hepsi 1988 dogumlu kadinlarla ikinci (ve hatta kimisi ucuncu) evliliklerini yapabilirler.


demek ki kadin-erkek arasindaki yas farki ve nufus artis orani yeterince yuksekse, ortada bir fizibilite sorunu olmuyor. bu hesaba daha, kadinlarin ortalamada erkeklerden daha uzun yasamasini da katabilirsiniz. kadin, kocasi oldukten sonra ikinci evliligini de pek ala yapabilir. yasli bir adamla evlenip genc yasta dul kalan kadinlari da katinca, erkekler icin secenekler cogaliyor. (gecen gun feminist egilimleri olan iki arkadasimla konusuyordum. kadinlarin nufus artisinin, erkeklerinkinden daha yuksek oldugunu soyleyip yakiniyorlardi. gelecekte olusacak bir nufus dengesizliginin, kadinlar arasindaki rekabeti arttirip erkeklere avantaj saglayacagindan dem vurdular. ben lafa fazla girmemeyi tercih ettim. neyse, konumuza donelim...)

yukaridaki basit ornekte, yas farkini ve nufus artis hizini sabit aldik. oysa ki bunlar, kadin ve erkeklerin evlilik taleplerinden ve daha pek cok seyden etkilenecektir. en basitinden, belirli bir maddi birikimi olan erkeklerin evlenmeleri daha kolay olacagindan, genc erkeklerin para biriktirene kadar beklemeleri ya da yasca daha kucuk kadinlarla evlenmek istemeleri soz konusu olabilir. bu yuzden orta yasli erkeklerin ikinci ese olan talebindeki artis, kari-koca arasindaki yas farkini arttirir. ayrica kizlarin erken yasta evlenmelerine yol acabilir.

dahasi baslik parasi gibi bir gelenek de varsa, cok esliligin yarattigi talep baslik parasini arttiracagindan, kiz cocuklarindan maddi gelir elde eden aileler, daha cok cocuk yapmaya tesvik edilirler. peki bu nufus artisini belirgin bicimde etkiler mi? insanlar cok cesitli sebeplerden cocuk sahibi olurlar. maddiyat onemliyse neden olmasin? mesela, sahra-alti afrikasinda cok esliligin kalkinmayi olumsuz etkiledigine iliskin bilimsel bir makaleden daha once bahsetmistim: tiklayin.

peki nufus artis orani sabitse, kari-koca arasindaki yas farkinin buyumesinin onunde (evlilikte yuksek yas siniri, gelenek ve gorenekler gibi) engeller varsa, evlenmek genc erkekler icin (yine gelenekler sebebiyle olabilir) cok masrafliysa? o zaman, birikimi olmayan genclerin ne yapacagini tahmin etmek guc.
Read More!