ak partı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ak partı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AKP'nin Seçim Vaatleri

Mehmet Barlas, AKP'nin seçim vaatlerini anlatıyor:

- GSYH 2015'te 1 trilyon 765 milyar dolara, 2019'da 1 trilyon 486 milyar dolara, 2023'te 2 trilyon 64 milyar dolara ulaşacak.

AKP'nin milli hasılayı 2019 yılında sebepsiz yere düşürmek gibi mantıksız bir vaadi yok tabi ki. Doğrusu şöyle olacak:

Gayri safi yurt içi hasıla, 2015 yılında 1 trilyon 76 milyar dolara, 2019 yılında 1 trilyon 486 milyar dolara, 2023 yılında da inşallah 2 trilyon 64 milyar dolara ulaşması hedeflenmiştir.
16 Nisan 2011 tarihli seçim beyannamesi

Yani kimse Barlas'ın yazısını okuyup da boşuna umutlanmasın. GSYH'nin 2015'te 1 trilyon 765 milyar dolar değil 1 trilyon 76 milyar dolar olması vaat ediliyor. Arada 689 milyar dolarcık fark var.






It's The Economy, Stupid!
Mısır'a ABD Yardımı
George Friedman
Halkçı Parti
Amerikalılar Zenginler Daha Çok Vergi Ödesin Diyor Read More!

Ekonomix Turkiye'ye Gelmiş, Dumur Olmuş

Ekonomix, benim icin degerli bir ekonomist. yalın, basit ve carpıcı bir dusunce denklemi var, fakat bazı noktalarda cakısıyoruz. cakıstıgımız noktalardan biri de gecen gun yazdığı "Ekonomix Turkiye'ye Geldi, Dumur Oldu" yazısı.

1 paragrafı var ekonomix'in 2 ye ayırıyorum paragrafı once katıldıgım kısmı : "AKP is turban konusuna gelince "liberal" is topsakalli kot pantalonlu muhendisin vali karsisinda konusmasina gelince "statukocu". Sigarayi zararli oldugu veya cevredeki insanlara zararli oldugu icin degil, kendi inanclarina gore gunah oldugu icin yasaklayan bir zihniyete sahipler. Ayni kisiler resit olmayan bir kiza tecavuz eden "kendi" gazetelerinde yazan bir irz dusmanini korumak icin binbir turlu numarayi cevirmekten de geri durmuyorlar."

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

katılmadıgım kısmı: "Ben burada 4 senedir, devleti kucultelim, piyasalari serbestlestirelim, halka dogrulari soyleyelim turunde sozler sarfediyordum. Koyun can derdinde, kasap et derdinde. Kaldigim sehir Amerikan zombi filmlerindeki gibi turbanlilar tarafindan istila edilmis. Normalde isteyen istedigini yapsin, ister basina ister baska tarafina taksin bana ne diyecegim durum ama kazin ayagi oyle degil. Ben liberal degilim ki AKP'nin bu numaralarina kanayim."

birkere eger "ozgurlukcuyum ben" diyorsan, bu "zombi" benzetmesi ne! Kişiye kızmak başka AKPnin icraatlarına kızmak başka. kişi özgürdür ve istediğini giyer, sen bu giyim ortamını zombi filmlerine benzetiyorsan orda sorun var demektir. İkincisi, AKP'nin kendini "muhafazakar" bir parti olarak tanımladığını bilmeyen yok. şimdi bu adam bu konularda cifte standart yapıyor. ve bunu kimse gormuyor oylemi! Son secim sonuclarını cabuk unuttun sevgili Ekonomix. bizim halkımız anlamadığı hersey hakkında konusmayı cok sever, ama y.dısındaki ortalama bir bireye gore en iyi anladığı sey siyaset ve siyasetcilerdir. herkesin notunu hemen verir.

ha birde diyorsun ki: "Gecen sene sonunda Anayasa mahkemesi, iki sene once Cumhurbaskanligi engellerinin de elimine edilmesinden sonra geriye kala kala bir tek Turk ordusu kaldi." Sevgili Ekonomix, bu ulkeyi ordunun değil, benim dedelerimin kurdugunu sana hatırlatmalıyım. sonra dedelerimiz orduyu kurmustur! ordu da sistemi koruycam diye mahvetmiştir. olay bundan ibarettir.

diyorsunki: "AKP hala mazlum rolune soyunuyor ama o noktayi coktan gectik. Onunde tek engel olarak Turk ordusu kalan AKP onu da elimine edecek gibi gorunuyor. Ondan sonra gelsin Erdogan'in diktatorlugu" yani sen buna gercekten inanıyormusun. Erdogan diktatorce davrandıkca oy kaybediyor zaten, zaman diktatorluk degil, şeffaflık, paylaşım ve ortak aklın one cıkartıldıgı bir zaman. Erdogan'da buna zıt giderse silinir gider. Adamın yapısı ve ugrastigi Ergenekon gibi bir ... kuyusunun acık kapalı tehdidi yuzunden iktidarı suresince 20 yıl yaşlandı zaten. birde dusunmek icin bir kanada kaymaya gerek yok. birşeyin antisi olarak takdim etmeye gerek yok kendini.

[2 hafta boyunca burada olmayacagım, herkes sağlıcakla kalsın] Read More!

Uzun donem tahmini

Bugun Basbakan'in basin toplantisini izledim. Basbakan sayesinde teget, kiris derken ekonomi geometri oldu. Arada secimler biraz yamuk sonuclandi ama fazla hasar vermedi.

AKP iktidari tam anlami ile ANAP donemine benzemeye basladi. Ilk doneminde ANAP da mukemmel islere imza atmis, secimlerde yamulduktan sonra populist politikalara sarilmisti. Bugun AKP liderinin yaptigi konusmayi izleyince "donup donup bina okuyan" zavalli zihniyet aklima geldi. Yirmi birinci yuzyilda hala kuresel aktor olma iddiasindaki bir ekonomide "tekstil-konfeksiyon gibi sektorlere devlet tesvigi" verilmesini benim kafam almadi. Dunyanin butun kumasini sen uretsen ne cikar? Biri bana anlatsin.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Butun paketi tek cumlede ozetleyebilirim: AKP hukumeti, tipik siyasetci numarasi ile vatandastan -silah zoruyla- topladigi vergileri, arkasini devlete yaslayan is cevresine peskes cekiyor. Kimse de, kimin parasini kime dagitiyorsun diye sormuyor.

Turkiye'nin yasadigi gereksiz krizin sorumlulugunu dunyadaki gelismelere atmak tam bir Anadolu esnafi kurnazligi. Turkiye'de ne sorunlu mortgage kredisi vardi ne de bankacilik sektorunde bir problem. Oysa Turkiye bu krizde cift basamakli kuculme orani yasayan ender ekonomilerden birisi. Turkiye'nin bu krizi yasamak icin hic bir nedeni yoktu. Aksine, bu krizde en saglam duran ekonomi olma potansiyeli vardi. Bol laf sifir icraat olunca bu mumkun olmadi.

Turkiye bu krizi 2005-2006 doneminden sonra dogru duzgun bir tek is yapmayan, 301, turban, ergenekon, kurt sorunu, yeni anayasa gibi mala davara faydasi olmayan tartismalarla, kisacasi bos islerle ugrasip, hic birisinde bir arpa boyu mesafe alamayan AKP iktidarina, bir de iktidarin suyuna gidip para basarak enflasyonu dusurmeye calisip komik duruma dusen Merkez Bankasi'na borclu.

2008-2009 doneminde bu krizin Turkiye icin ufukta oldugunu bundan iki sene once yazdigim yazilarda tarih vererek tahmin etmistim (Global krizden bahsetmiyorum). O yazilarda ayni zamanda bundan sonraki secimlerde ufukta koalisyon iktidari gozukuyor demistim. Bu tahminimde de israrciyim. 1990'lar nasil kaybedildiyse onumuzdeki 5-10 yil da oyle kaybedilecek. Yeryuzu henuz populizmle koltugunu koruyan bir iktidara sahit olmadi.

Son bir not da enflasyondaki dusus icin. Enflasyon bu yili yuzde 5 civarinda kapatabilir ama 2010-2011'de yuzde 10'un altinda tutmak biraz zor olur Turkiye'de. Read More!

İstihdamı Konuşmak

TUİK işgünü istatistiklerini açıkladı. Biz de bu bahaneyle, istihdam cephesinde durumlar ne alemde bir bakalım dedik. İlk olarak, işsizlik oranlarından ziyade istihdam verilerine yoğunlaştığımı söylemeliyim. Bunun birçok nedeni var. İşgücü ve istihdamın hesaplanmasındaki yaklaşım farklılıkları, kayıtdışı istihdam, isteğe bağlı işsizlik v.b. Bu nedenle ben ekonominin yeni istihdam yaratma potansiyelini daha anlamlı ve gözlemlenebilir buluyorum. Diğer bir deyişle üzerinde bulundugunuz ekonomik yapı, yeni iş yaratabiliyor mu?
Yukardaki grafikteki mavi seri, 2000Q4’den (4. çeyrekten) günümüze tarımdışı istihdam yıllık büyüme oranlarını gösteriyor, kırmızı ise büyüme oranlarının 4 dönemlik hareketli ortalamasına tekabül ediyor. 200Q4-2007Q4 dönemini TCMB’den aldım. 2008 sonrası ise aylık olarak TUİK’in yeni istihdam serisi aracılıgıyla hesaplandı. Tarım dışı istihdamı hesaplarken, toplam istihdamdan tarım kesimini çıkardığımı ve konuştuğumuz istihdam rakamlarının sanayi, inşaat ve hizmetler sektörlerini kapsadığını hatırlatayım. Grafiği hızlıca okuduğumuzda görülen şu; tarımdışı kesimi geçen yılın aynı dönemine göre yeni iş yaratabilme durumu % olarak, en ciddi 2001 krizi döneminde ve 2007Q1-2’de düşüş göstermiş. Buna karşın, en iyi performansı 2004Q4 ve 2005Q3-4’de %8-9’la göstermiş. Kırmızı çizgiyi izlediğimizde ise genel eğilimi daha kolay görebiliyoruz. Özellikle 2004-5 yıları ekonominin yeni iş yaratabilme kapasitesinin yüksek olduğu yıllar. 2008 yılı içerisinde, ekonominin ortalama iş yaratma kapasitesinin düştüğü, ne yapacağım ben şimdi pozunda olduğu ve en son ağustos ayı ile birlikte (son mavi nokta) “kardeşim ben aşağıya doğru gidiyorum haberiniz olsun” kararını verdiğini görüyoruz.
2007-8 yıllarını biraz daha detaylı inceleyelim. Sarı sütün 2007 yılı için tarımdışı istihdamı, mavi sütun 2008 yılı için tarımdışı istihdamı ve kırmızı çizgi ise, bu ikisi arasındaki farkı veriyor. Diğer bir deyişle, benim üzerinde durduğum yeni iş yaratabilme durumu bu. Genel olarak 2008’in tarımdışı istihdamdaki artış oranının geçmiş yılların altında kaldığını zaten söylemiştik. Ekstra olarak şunları görüyoruz. 2007 Ocakta 15,187 milyon tarımdışı istihdam varken, 2008 ocakta 15,436 milyon olmuş bu rakam, yani 249 binlik bir artış (kırmızı çizgi). istihdam, Mayıs-Haziran-Temmuz aylarında nisbeten iyi bir performans gösterse de, Ağustos ayı ciddi bir olumsuz sinyal gönderiyor. Ekonomi, Ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre sadece 310 bin yeni istihdam oluşturmuş.

Peki, asıl kötü haber ne? Geçen sene, 2007’nin yüksek seyreden Q4 tarımdışı istihdam verisi nedeniyle, büyük ihtimalle Eylül olmasa bile, Ekim-Kasım ve Aralık aylarında istihdamda net bir daralma göreceğiz. Diğer bir deyişle, geçen sene bu zamanlarda işe girenlerin bir kısmı işini kaybecek : (

Peki bunun, 2009’un ilk çeyreğinde de devam etmesini beklediğimize göre, Mart ayında seçimleri nasıl etkiler sizce? Ekonomiturk bu konuda bir yazı yazmıştı, ekonomik performans-oy üzerine, şimdi açıkca işsizlik-oy gibi kararları daha doğrudan etkileyen bir durumu gösteriyoruz. Ama burda kritik bir nokta var, ben kelimeyi söyliyeyim gerisini siz düşünün lütfen. “İkame Mal”.

Not: TUİK bu konuda yayınladığı haber bülteninde, Kamu İstihdamı altında “Maliye Bakanlığı tarafından derlenen verilere göre 2008 yılı III. Döneminde toplam kamu istihdamı 2 milyon 919 bin kişidir (Tablo 7)” demiş, Tablo 7’yi bulan varsa bana haber versin lütfen!
Not2: Ya ayrıca, grafikli yazılarda yazının bir kısmını saklama olayını yapamıyorum ve cok yer kaplıyor. Kusura bakmayın.
Not3: anahtar kelimede (rdynk) yazılarak, diğer yazılarıma da topluca bakma fikrini, Junior'dan almıştım, diğer yazarlarımızda böyle yaparsa daha verimli olabilir. Junior'un inovasyonunu takip etmeyi öneriyorum.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b Read More!

Tehlikeli gidiş

Bir ülke düşünün. Uzun yıllar enflasyonun pençesinde inim inim inlesin. Enflasyonun hatıraları henüz taptaze iken yeni bir yönetim iş başına gelsin. Ülke işsizlik problem ile kavrulurken hem de. İş başına gelen yönetim de ekonomiyi düzeltmeyi, işsizliği azaltmayı birinci öncelik olarak kabul etsin. Üstelik de bu durum bütün dünyanın ekonomik krizle başa çıkmaya alıştığı bir dönemde meydana gelsin. Hikayenin devamı şöyle:

İş başına gelen yönetim bir teknotratı süper yetkilerle donatarak ekonominin yeniden inşası, enflasyona karşı savaş, dış ticaret dengesinin düzeltilmesini istiyor. Yetkileri alan teknotrat kıskanılacak bir biçimde üç sene gibi kısa bir sürede sorunları çözüyor. Kamu istihdamı artırılarak işsiz insanlara iş bulunuyor. Yarım milyon genç işsiz amme hizmetinde ya da devlet adına tarım projelerinde istihdam ediliyor. Diğer bir yarım milyon da yol, köprü gibi kamu yatırımlarında istihdam ediliyor. Devlet işçi ücretlerini yasa ile kontrol ederek özel sektörün de ucuz işgücüne erişmesini sağlıyor. Diğer yandan işverenlere ayrıca sübvansiyon verilerek daha fazla istihdam yaratılıyor. Devlet harcamaları beş yılda iki kata yakın artıyor. İnşaat, ulaştırma gibi sektörlere yapılan harcama toplam kamu harcamasının yarısını geçiyor. İstihdam artırıcı projelere yapılan harcamalar ise dört kat artırılıyor.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Bitmedi. İktidar, tarım sektörüne, küçük-orta boy işletmelere teşvik, kredi, vergi muafiyeti vererek politik tabanını genişletiyor. Kamuya ilişkin ihaleler yine bu işletmelere verilerek gelir transferi sağlanıyor.

Dış ticaret politikasına gelince: Devlet dövizle yapılan işlemlere sıkı bir kontrol getiriyor. Vatandaşların yurtdışına transfer ettikleri tasarruflara özellikle dikkat ediliyor. Sıkı kontrollerle tasarrufların kamu harcamalarına, sanayi yatırımlarına akışı sağlanıyor. Sanayi şirketlerine özel olmak üzere düşük döviz kuru üzerinden yardım edilerek rekabet avantajı yaratılıyor. Diplomatik yollarla sadece belirli ülkelere mahsus ticaret anlaşmaları yapılarak karşılıklı avantaj yaratılıyor. Kendi kaynakları kendine yeten bir ülke yaratmak birinci öncelik oluyor.

Ülke ekonomik krizden hızla çıkıyor. Tüm dünyanın ekonomik kriz yaşadığı bir dönemde, hem de üç sene içinde işsizlik sorunu çözülüyor. Üç sene içerisinde altı milyon işsize iş bulunuyor. İşsiz insan kalmaması bir yana, beşinci senede işgücü açığı ortaya çıkıyor. Ancak daha beşinci sene dolmadan, olağanüstü yetkilerle donatılan teknotrata yol veriliyor.

Son olarak, bu dönemde ekonomi politikaları, siyasi/sosyal alanda yükselen milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ile destekleniyor.

Bazı yönlerinin tanıdık geleceği bu hikaye bu bir hayal mahsulü ya da masal değil. Hikayeye tekrar dönmek üzere (eski dilde ‘buraya bir mim koyalım’) bizde son dönemde gözüme takılan haberleri anımsatayım:

• Hükümet krize karşı ilk olarak Türk vatandaşlarının yurtdışındaki tasarruflarına göz dikiyor.
• Bir bakan çıkıp özel şirketleri işçi çıkartmaması için uyarıyor, hatta açık açık tehdit ediyor.
• Başbakan televizyona çıkıp dövizle işlem yapmayın diye sesleniyor, dövizle alışveriş yapanlar adeta vatan haini gibi lanse edilerek kendi çıkarlarını Türkiye’nin çıkarlarının üstünde tutmakla suçlanıyor.
• Aynı konuşmada, Başbakan, krizi GAP yatırımlarıyla, TOKİ yatırımları ile aşacaklarını söylüyor.
• AKP’li bir milletvekili, kur dalgalanmalarına karşın sanayi şirketlerine farklı muamele ile kurun sabitlenmesi yönünde teklif hazırlıyor.
• Başka bir kanun, kiracı-evsahibi arasındaki ödeme şeklini kısıtlıyor.

Bunlar olayın ekonomi cephesi. Politik cephede ise milliyetçilik almış başını gidiyor, açık açık ırkçılık yapılıyor. 17 gencin Türk ordusu tarafından olume gonderilmesini umursamayan savunma bakanı azınlıklar hakkında neresinden baksanız savunulacak yanı olmayan bir demeç veriyor. Başka bir milletvekili özgürlükleri gün be gün kısıtlayan devlete karşı gelenlerin infaz edilmesi yönünde fetva veriyor. Başbakan vatandaşları pompalı tüfekle etnik temizliğe davet ediyor. Dilinde de tek bayrak, tek millet, tek vatan tekerlemesi. Az kaldı, bunun yanına ‘tek lider’i de eklerse tam olacak: “ein Volk, ein Reich, ein Fuhrer”.

Yukarıdaki özetini aktardığım hikaye de 1932-1937 döneminde Nazi Almanya’sını, uyguladıkları ekonomi politikalarını anlatıyor. İktidara gelip sosyalist politikaları uygulayan parti de Nazilerden başkası değil. Adı da zaten Nasyonal Sosyalist. (Meraklısı için, göreve getirilen sonra yol verilen teknokratın adı Hjalmar Schacht. 1939 yılına kadar Nazilerin bürokratı olan Schacht, İkinci Dünya Savaşı bittiğinde bir Nazi toplama kampında idi. Daha sonra yargılandı. Sonradan yazdığı The Magic of Money adında bir kitabı da var.)

Ülke içinde dövizle işlemleri azaltmanın yolu kanun ya da vatan haini ilan etmek değildir. Çözüm, vatandaşın neden dövizi kurtuluş yolu gördüğünün, neden tasarruflarını yurtdışına götürdüğünün nedenlerini anlayıp, buna yol açan düzenlemeleri ortadan kaldırmaktır. Kayıtdışı ekonomiyi azaltmanın yolu kiracıyı ya da evsahibini okkanın altına oturtmak değil, kayıtdışına yol açan politikaları düzeltmekten geçer. Üreticilerin verimsizliğini devlet şemsiyesi ile korumak değil, rekabete açarak yok edebilirsiniz. Bırakın rekabeti, bugün devletten izinsiz indirim bile yapılamıyor.

Vatandaşların özgürlüğünü kısıtlayarak elde edeceğiniz güç, bir gün gelir sizi tepeler. Sosyal dozu abartılmış (ama aslında hardcore sosyalist) ekonomi politikalar ile tabanınızı genişleterek tek bir merkezde birleştirdiğiniz güç sizi faşizme götürür. Dünya henüz sosyalist politikalarla güç kazanıp da faşizme/diktatörlüğe dönmemiş bir lideri görmedi. Hitler’den Stalin’e, Castro’dan Chavez’e, Castro’dan Mao’ya, Saddam’dan Humeyni’ye istediğiniz örneği düşünebilirsiniz. Bugün özgürlüklere vurulan her darbe bizi maalesef Nazi Almanya’sına bir adım daha yaklaştırıyor. Abarttığımı düşünüyorsanız, bugün internet yasaklarında (sigara yasagi) Türkiye’nin adının birlikte listelendiği ülkelere bir göz atın.

Özgürlüklerinize sahip çıkın! Read More!

AYM'den beklenen bir gerekceli karar daha

" Ozgurluk yalnizca ve daima farkli dusunenlerindir. " - Rosa Luxsenburg

Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin kapatilmasi davasiyla ilgili gerekceli karari, beklendigi gibi Anayasa degisikligi iptali kararinin ardindan, bugunku Resmi Gazete'de yayinlandi.

Usenmedim, okudum.
Iddianame ve savunmalardan yapilan alintilarla bir hayli uzamis olan gerekceli kararda dikkati ceken en onemli unsur su ki; AKP'nin kapatilmasi temennisinde olanlarca bile cok zayif ve pek cok hatalarla dolu oldugu kabul edilen iddianamede yer verilen 400 kadar gerekceden yalnizca 30 kadari, Parti'nin 'laiklige karsi odak' oldugu kanaatine ulasan AYM uyeleri tarafindan kabul gormus. Gerekceli karari haber yapacak medya da sanirim bunun ustunde duracaktir.

Bu arada yazimin basindaki deyisi de gerekceli karardan alintiladim. Baskan Kilic, karsioy gerekcesini yazarken kullanmis. Gerisi laf-u guzaf! Read More!

Salak degiliz

Radikal okur yorumlarindan:boldlar bana ait

Endişeye mahal yok.
İnternetin en güzel yanı, sınır tanımaması. YouTube konusunda yasaklar koyduklarını zannedenler havanda su dövüyor. Google arama motorunda -toutube giriş- diye arandığında bir sürü çözüm beliriyor ve YouTubea da giriliyor. Sol kulak sağ elle gösteriliyor, hergün bu aramanın yeniden yapılması ve yeni bir site üzerinden gidilmesi gerekiyor ama olsun… Gerisi laf-ı-güzaf. Bu devletin yapı taşlarında olan bir salaklığı halka mal etmeyin lütfen. Hakimiyet kayırsız şartsız milletin midir ki onu sorumlu tutuyorsunuz? İnsanına, hele de gençlerine güvenmeyen, zaten yarım akıllarının hemen başka yanlara gideceğinden korkan bir sürü adam partilere doluşmuş. Kasaba pazar yerlerini andırıyor partiler. Salaklık siyasetin musluğu olan partilerde. Onların dışındaki herkes YouTubea giriyor, endişeye mahal yoktur. Bu çağda böyle uygulanamaz, irrasyonel ve sürdürülemez yasaklar koyanlar, ilk öğretim çağı beden eğitimi derslerinde –rahat! hazrol!- komutlarıyla hayata başlayıp, bunun yegane gerçek olduğunu sanarak yaşamaya devam eden, -aklı o kadar alıyor, naapsın? durumundakilerdir. Bu ülkenin yasa koyucuları, yaptıklarını deldirmeyi bir haz haline getirmişlerdir. Süzgeç gibidir bizim yasalarımız. Sonunda suçluyla suçsuz da birbirinden ayrılamaz olursunuz. Evet, suçluyuz, çünkü YouTube’a girmeye devam ediyoruz. Oradaki tek konu salaklar değil çünkü, Allahtan..!
haluk topel Read More!

Kos, Yoksa Dusersin!

Taraf'tan Nese Duzel, Eser Karakas'la roportaj yapmıs. Konu: "Bundan sonra AKP ne yapmali?"

Ozetle, Karakas, "AKP, uzlasmak gibi bir yontemi secmemeli. Bu onun sonu olur, aksine radikallesmelidir" diyor. Bu tespite katiliyoruz.

AYM'nin kararinin aslinda ne anlama geldigini, bundan sonra olusacak siyasi ortami ve AKP'nin onundeki secenekleri analiz eden bir yazi, son bir kac gunde zihnimde olusmustu. Tum yazi kafamda hazir olmasina ragmen, su sira bu konuya, ozellikle de gundelik siyasete girme arzusunda degilim.

Her ne kadar, bu davanin sonuclarindan sonra olusan siyasi ortam, gundelik siyaset kavraminin kapsayiciligindan fazlasini ifade ediyor olsa da, karardan sonra piyasalar bir "oh!" demisken, bir de Meclis ve Yargi tatile girmisken, ben de sadece iki satir yazip, konuyu ilerleyen gunlere birakmak istiyorum.

Netekim AYM'nin formule edilmis kararinin anlami cok acik: 6-5. Ama asil konu su ki; AYM'nin Anayasa degisikligi davasindaki onceki karariyle, bizzat Anayasa'yi hice sayarak, yasal yetkisini asmak suretiyle, yasama organinin calismalarini yalnizca usul yonunden degil, esasa iliskin olarak da degerlendirmesi, hukuk tarihimizin en mustesna kosesinde dururken kapatma davasindan cikan sonucun, hukuki anlamda cok da bir anlam ifade etmesi zaten beklenmiyordu.

Su yoruma bir bakin; 'AKP'yi Ecevit doneminde parti kapatma konusunda getirilen yasa degisikligi kurtarmis'. Ne yani, bir uyenin daha "kapatilsin, anasini satiyim" dememesinin, sonucta etkili olduguna inanmamizi mi bekliyorsunuz! O zaman ben de derim ki; "partiyi Ozal kurtardi". Netekim bugun Baskan olan Hasim Kilic'i AYM'ye atayan odur. Diger yandan, daha bir kac ay once, davanin Yuksek Mahkeme'de gorusulmesine bile gerek olmadigi yonunde oy kullanan Sacit Adali, bu karara gore, bugun AKP'nin 'laiklik karsiti tehditlerin odagi' olduguna inaniyor(mus). Ne guzel formul bulmuslar: 6-5. Ellerine saglik... Lise yillarindaki dort bucuktan bes alip da dersi kurtardigimiz gunleri hatirlatti bana.

Her neyse... Ozetle; ya AKP, 90'larin siradan merkez sag partisi gorunumune gelecek (uzlasacak/ehlilesecek) ya da "daha fazla demokrasi, daha fazla ozgurluk" ilkesine daha fazla sarilip, bu yolda duse kalka ama daha hizli adimlarla yurumeye devam edecek. Read More!

Suclu Baskalari

Erdogan' dogalgaza yapilan zammi "fiyati biz belirlemiyoruz" diyerek savunmus. Yanlis soylemis. Her firsatta enerji fiyatlarina mudahale etmeye calisiyorlar. Dogalgaz fiyatlari ne zamandir yukseliyordu, bunlar icerideki fiyatlarin ayarlanmasina izin vermiyorlardi. Tabii simdi bicak kemige dayaninca mecburen fiyatlari biraz yukseltmek durumunda kaldilar.

Ote yandan elektrik fiyatlarini 4-5 sene nominal olarak sabit tuttular. Yani reel olarak dusurduler. Burada da bicak kemige dayandi, fiyatlari arttirmak zorunda kaldilar. Benzin fiyatlarina gelince, bildiginiz gibi dunyanin en pahali benzinini biz oduyoruz. Olmasi gereken de bu. Cari acigin cogunlugu enerji ithalatindan kaynaklaniyor. Durmus Yilmaz ve Zafer Caglayan petrol fiyatlarina care bulana kadar da bu durum devam edecek. Demek ki enerji fiyatlarini hukumet belirliyormus.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Benim asil vurgulamak istedigim bu degil ama. Buradaki yaklasim onemli. Dunyada kontrol edebilecegimiz seyler vardir, kontrol edemeyecegimiz seyler vardir. Siz iki yildir yan gelip yatarsaniz, yan gelip yatmayi birakin populist adimlara imza atarsaniz, disaridaki gelismelerden sikayet etme hakkiniz yoktur.

Kaldi ki disarida faizler duserken, dunya yuksek hizlarla buyurken ve iceriye sermeya yagarken, bunlar "olanlar bizim basarimizdir" diye kasilip kasilip gezinmiyorlar miydi? Simdi isler tersine dondu, durust iseler "suc bizimdir" demeleri gerekir. Ya da gecmiste olanlarin bizimle bir alakasi yoktu, disaridaki gelismelerin bir sonucuydu demeliler.

Yazi gelirse biz kazaniriz, tura gelirse siz kaybedersiniz uyanikligi gostermeye calisiyorlar akillari sira. AKP'nin notunu dusuruyorum. Madem disaridaki gelismelere biz bu kadar duyarliyiz, gecmisteki basarilarin sorumlusu da disaridaki gelismelerdi demek ki!! Eee, o zaman bunlarin politik soytariliklarina neden katlaniyoruz? Read More!

Borç rekoru kimdeymiş?

Hafta başından beri terör sorununa odaklanınca ekonomide ne olup bitiyor biraz gözden kaçırdık. Bugün ekonomi basınına şöyle bir göz atınca gördüm ki batı cephesinde yeni birşey yok! Malum odaklar AKP hükümetine karşı sürdürdükleri ekonomik gerilla mücadelesine aynen devam ediyor. Bugünkü Milliyet'te yer alan bir habere göre, cumhuriyet döneminin borçlanma rekoru AKP hükümetindeymiş. Acaba gerçekten öyle mi, gelin birlikte bakalım.

Verdiğim linke tıkladığınızda göreceğiniz gibi, bu habere dayanan hesap merkezi yönetim borç stokunun dolar olarak karşılığı dikkate alınarak yapılmış. İşte birinci yanlış. Yüzde 70'i YTL cinsinden olan borcun hepsini siz dolar cinsinden hesaplamaya kalkarsanız, kurların AKP döneminde hep gerilemesi nedeniyle elbette böyle rakamlara ulaşırsınız (bkz. yüzde hesaplama). Fakat ulaştığınız bu rakamlar gerçeği yansıtır mı? Hayır. Gerçi sizin de amacınız gerçeğe ulaşmak falan değil hükümete gol atmak ya neyse.

Habere dayanan hesaptaki ikinci yanlış da hükümetlerin iktidar sürelerinin dikkate alınmaması. 3-5 ay iktidarda kalan bir hükümetin borçlanmasıyla 50-60 ay iktidarda kalan bir hükümetin borçlanması elbette aynı olmayacak. Doğrusu burada hükümetlerin iktidar sürelerini de dikkate alıp mesela ay başına düşen borçlanmayı dikkate almak olurdu.

Ben bu iki eleştirime uygun olarak yeni bir hesap yaptım. Öncelikle YTL cinsinden borç verilerini aldım. Tabii enflasyon nedeniyle geçmiş yıllara ilişkin YTL cinsi verileri almak pek anlamlı olmayacağı için, TCMB'nin internet sayfasındaki enflasyon hesaplayıcısından (sağ alt köşede, hesaplama araçları içinde) yararlanarak onların Eylül 2007 fiyatlarıyla karşılığını buldum. Sonra da hem hükümetlerin toplam borçlanmalarını hem de ay başına düşen borçlanmalarını hesapladım. Sonuçlar aşağıdaki tabloda.

Borç rekoru AKP hükümetindeymiş! Hadi be sende!!! Adamlar bugünkü fiyatlarla 356.5 milyar YTL düzeyinde devraldıkları borç stokunu 58 ayda 341.5 milyar YTL'ye indirmişler. Yani her ay 258 milyon YTL net borç ödemesi yapmışlar. Bundan iyisi şamda kayısı. Borç rekorunun kimde olduğunu da bi zahmet tablodan siz bulun. 1990'lı yılların pisliklerini temizlemeye çalışırken dünya başına yıkılan Ecevit neyse de, 1990'lı yıllarda bombanın pimini çeken Baba ile Bacı nerede yatacak çok merak ediyorum doğrusu.

Read More!

Demokrasinin Zaferi !

Bugun Ekonomix'in ilginc bir yazisi oldu (Politically Incorrect Yazi). Ben de onun kaldigi yerden kalemi elime alip bir iki laf soylemek istiyorum.

Son gunlerde bu blogda, bir kisim medyanin secim tahminlerinde ne kadar beceriksiz, kustah ve tarafli davrandiklarini elestirdik. Insanoglu fikir uretme isini beyni ile degil de kalbi ile yapinca boyle kazalar oluyor. Nitekim elestirdigimiz kose yazarlarinin bir kismi da oz elestiri yapip, "Biz meger halktan ne kadar kopukmusuz" anlamina gelecek laflar ettiler. Insallah bir dahaki sefer "2000 kisiyle gorup 40 milyon secmenin egilimi tahmin edilemez", "ben cevremdeki arkadaslarima sordum, CHP'ye %70 oy cikti" gibi bilimsel yorumlarda bulunmazlar.

Maalesef kalbi ile dusunen sadece memur kafali kose yazarlarimiz degil. Secim sonuclarini demokrasinin zaferi olarak gorup, 22 Temmuz'u ikinci bir 14 Mayis gibi kutlayan "liberal" yazarlarimiz da ayni hataya dusuyorlar.

Birinci grup halktan ne kadar kopuk ise, ikinci grup da asker-yargi-universite uclusunun temsil ettigi "devlet iktidarini" idrak etmekten o kadar uzak.

Beyler kendinize gelin. Burasi Isvicre degil. Burada maci kimin kazandigi sahada belli olmaz. Atilan gollerin bir hafta sonra iptal edilmesi, kornerlerin gol sayilmasi olagan seylerdir. Bu ulkede evladini basbakanin onune yatirip kurban etmeye hazir halkin, bir sene sonra ayni basbakanin idamini radyosunun basinda dinlemesi adettendir. Son 50 senedeki degisen tek sey, radyonun yerini televizyonun almis olmasidir.

Demek ki herkesin birbirinden ogrenecegi bir seyler var. Benim naciz tavsiyem taraflarin, karsi taraf hakkinda yaptiklari yorumlara fazla guvenmeyin.

Secimlerde AKP'nin aldigi oyun, CHP'nin ne halt ettiginin "devlet iktidari" nezdinde fazla bir anlami yoktur. Secimler, politikacilar ve hatta oy kullanan vatandaslar gelip gecici, devlet ve burokrasi bakidir. Secim dedigimiz sey, Ekonomix'in deyimi ile ekonomiyi kimin yonetecegini, YOK baskani Tezic'in deyimi ile "siyasi iktidarin" basina kimin gelecegini belirler. Iktidarin, %34 degil de %46 almasi basbakani mutlu eder, partilileri gururlandirir, bir kac tane fazla gazetenin satilmasina, Deniz Baykal istifa seslerinin tekrar yankilanmasina vesile olur.

Fakat mesele iktidarin ne kadar oy aldigi degildi ki oy artti diye iktidarin gucu artsin. Diger bir degisle, siyasi iktidari, devlet iktidarindan ayiran birincisin yeterince oy alamamis olmasi midir?

Siyasi iktidar hangi oy ile basa gecerse gecsin, devlet iktidarini uzanan ellere igne batirilir. O igne bazen kendisine cunhuriyet ismi veren, aslinda devletin resmi yayin organi huviyetindeki gazetenin gozdagi veren yazilari ile olur, bazen Anayasa Mahkemesi'nin yasalari iptal eden kararlari ile olur (o mahkeme ki anayasada, memurlarin, sade vatandastan daha esit oldugunu gosteren maddeler bile bulmustur), bazen emekli generallerin verdigi demecler veya Genelkurmay'in internet sitesinde yayinlanan bildirilerle olur, hic biri yetmiyorsa bir sabah bakarsiniz Anayasa Mahkemesi kara kapli kitabi acmis, sesini cok cikaran partiyi kapativermis, karsi tarafin sah'i satranc tahtasindan yasaklanmis. Istedikten sonra her bir sey kitabina uydurulur.

Benim diyecegim o ki, bu ulkede devletin gozu karadir. Borsa duser, ekonomi coker, Avrupa bizi dislar diye korkup hareket etmekten kacinacagini dusunuyorsaniz yanilirsiniz. Ekonomi, kalkinma gibi seyler gecici, dunyevi islerdir.

O yuzden gecen gun bir emekli generalin gazetede cikan demecini hafife almayin. Askerin muhtirasi yerinde duruyor, degisen bir sey yok. AKP %70 oy alsa da o muhtira yerinden oynamaz. Buyuk sermayenin (TUSIAD) demeclerinde satir altlarini okuyun. CHP'nin davranisini, emekli hakimlerin, savcilarin konusmalarini takip edin.

Unutmayin, asker vesayetindeki "demokrasilerde" careler tukenmez. Read More!

AK Partı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen buyurmus:

"Vatandaşlarımızın geniş kesimlerinin bu kadar sıkıntı çektiği bir dönemde bu iktidar partisi oylarını artırabiliyorsa bunda rasyonel olmayan bazı sebepler aramak gerekir.''

Nasil yani? Sayin Öymen lutfedip Ekonomi Turk okusaydi, secim sonucu hicte mantiksiz gelmeyecekti. Bakin secimden iki gun once Ahmet Bey ne yazmis:

"Günün modası CHP'ye oy verirken AKP'nin iktidarı için duacı olmak. Nasıl bir ruh halidir bu ? "

Secimi makro anlamda bundan daha iyi ozetleyebilecek bir cumle dusunemiyorum. Cozum uretmek yerine, ocu siyaseti yapmanin bir fayda getirmeyecegini gormus olduk bu secimde, tam Ahmet Beyin ongordugu gibi.

"CHP genel başkanı seçimlerden sonra ekranın karşısına geçip 21.5'un nasıl da başarılı bir sonuç olduğunu anlatmaya kalktığında hepimiz çıldıracağız. Şimdiden duygularımıza tercüman olmak istedim."

AKP'nin basarisini kutlamak lagzim, hakettiler. Cogu yazar yine olayin kolayina kacip AKP'nin basarisini sadece askerin mudahelesine, ve CHP'nin beceriksizligine bagliyor. Aslinda secimin sonucunu sadece CHP'nin halktan kopuk olmasina baglamamak lagzim. AKP'nin basarisinda bir cok mikro etken var. Bunlarin bir kaci hali hazirda tartisildi, konusuldu. Fakat bir tanesi simdiye kadar pek hakettigi ilgiyi gormedi. AKP nin muhtesem bir yerel orgut yapilanmasi var. MSP(Ekonomix'in partisi degil) doneminde baslayan, Refah Partisi doneminde olgunlasan orgutlenme (Amerikalilarin grassroots politics dedigi), ak partı ile zirve yapmis bulunuyor. AKP'li gonulluler kapi kapi dolasarak, dertlerini halka anlatarak, direk halkin dertlerini dinleyerek ve yeri gelince komur, yiyecek gibi rusvet dagitarak, partinin secimi istedigi sekilde yonlendirmesini sagladilar. AKP'ye bu konuda rakip olabilecek tek orgutlenme (en azindan ben hala Turkiye'deyken) Dogru Yol Partisi'nde vardi. Mehmet Agar'in bir turlu bu orgute hakim olup, motive edememesi sonucunda DYP nin yerel orgut calismalari hic bir sonuc vermedi. Tabiri caiz ise meydan AKP'ye kaldi.(Cumhuriyet mitingleri ile ilgi ayri bir yazi yazacagim)

Iki ay gibi kisa bir surede genclik ve kadin kollarini mobilize edip, ulkede gezilmedik mahale birakmamak AKPnin niye bu secimi kazanmayi hak ettigini gosteriyor. Kanaatimce, bundan sonra Turkiye'de basarili olmak isteyen her parti AKP'nin stratejisini benimsemek durumunda kalacaktir. Medyanin gazi ile secim kazanma gunleri sona resmi olarak ermistir, gecmis olsun sayin Aydin Dogan. Read More!

Ufak ufak veda hazırlıkları

(Bu yazı 28 Mayıs 2007 tarihinde yazıldı. Ancak bugüne kadar yayınlanmamıştı.)

Daha önceden de vardı ama özellikle Ekonomi Turk'te politik yazılar çoğalınca gündeme gelen bir durum var. Bazı okuyucularımız (genelde anonim oluyorlar, isim veremiyorum) bizi gizli AKP taraftarlığı ile itham edip yazdıklarımızın ideolojik olduğunu iddia ediyorlar. Örneğin akdenizli rumuzuyla yazan okuyucumuz şöyle demiş: "Bazı akpartı yanlıları "demokrat" lık kılıfı altında hareket ediyorlar da bazen karışıyor.AKP'li iseniz açık söyleyin, daha çok saygı duyarım." mil rumuzlu diğer bir okuyucumuz da "Ben demokrasi adına AKP'yi savunanlardan kıllanıyorum bazı nedenlerle." demiş.

Bu konuda cevap mahiyetinde bir açıklama yapmadan önce önceki yazılarımdan alıntı yapmayı daha uygun buluyorum. Bundan bir sene kadar önce, 14 Nisan 2006'da yazdığım yazıda ne demişim: "Ben açıkça söylüyorum, doğru politikalar uyguladığı sürece hükümetin yanındayım." Üstelik de bunu bold yaparak belirgin bir şekilde göze çarpmasını istemişim. Dolayısı ile aslında gizli bir taraftarlığımız yok. Devamında da "Şu anda da doğru şeyler yapılıyor. Ancak müslümanlara yaranacağım diye seçimlere doğru saçmalamazlarsa bu sefer oyumu AKP'ye vereceğim." diyerek kartlarımı açmışım. (O günlerde blogda yazar sayısı iki idi ve ortalama 80-100 ziyaretçimiz vardı. Dolayısıyla bugün tüm okuyucularımız eski yazılarımızı hatırlamıyor olabilirler. Bu nedenle kartlarımızı açık oynadığımızın bir göstergesi olarak hatırlatma ihtiyacı duydum.)

Peki partizan mıyız? Şimdi de bundan 2 ay 10 gün önce ne yazdığıma bir bakalım. 21 Mart 2007'de, daha henüz cumhurbaşkanlığı seçimleri ve e-muhtıra gibi olaylar patlak vermemişken "Krize Geri Sayım" başlığı ile bazı şeylerin iyi gitmediğini, AKP'nin kara kaşına kara gözüne hayran olmadığımızı (alıntı yapalım: "AKP bizim babamızın oğlu değil. Politikalarını beğenmemiz, desteklememiz, savunmamız da nedensiz değildi.") yani partizan bir tavır içinde destek vermediğimizi açık açık yazmıştım. Yine kartlarımı açık oynadım. O yazıyı şu notla bitirmiştim (yine bold):

"Not: Umarım kriz çığırtkanlığı yapmadığımızı, ama kötü giden şeylere de iyi gidiyor diyemiyeceğimizi yeniden belirtmek durumundayım. Seçim ekonomisi ve popülizm maalesef geri döndü. Önlem alınmazsa maalesef krize gidiyoruz. Bunun bazılarının yaptığı felaket tellallığı ile karıştırılmayacağını umuyoruz. "

Bir gün sonra yazdığım "Balık Hafıza" başlıklı yazımı da şöyle tamamlamıştım:

"Gerçekten 2001'de yaşananlardan hiç ders almadık mı? Ahmet mi cumbaba olacak Mehmet mi, bu kadar çok mu önemli? Yapısal reform için bize illaki ya "deprem" yahut da "kriz" mi lazım?" Tekrar, hatırlatayım, bu satırları yazdığımda ortalıkta politik kriz, cumhurbaşkanlığı seçimleri meselesi ve erken seçim kararı da alınmamıştı.

O günden başlayarak aslında AKP'yi körü körüne destekleyen bir yazı yazdığımı hatırlamıyorum. O günden bugüne, kişisel planda ne yaptığımı anlatayım izin verirseniz: Daha önce %100 olarak TL'de tuttuğum birikimlerimi 50-50 TL-Döviz pozisyonuna getirdim. Hadi daha fazla detay da vereyim: Daha önce %100 borsa'da tuttuğum tasarruflarımı, sosyal güvenlik reformunun aksaması üzerine 2006 ortasında 50-50 borsa-tahvil olarak değiştirmiştim. Ama 2007 Mart ayından sonra borsadan tamamen çıktım, şu anda 50-50 YTL(Hazine bonosu)-döviz (döviz portföyüm de 50-50 dolar-euro şeklinde) durumundayım. Bu arada açıkça itiraf edeyim: ben finansal piyasalarda kısa vadeli stratejilerden anlamam, kafa da yormam. Dolayısıyla da defansif bir strateji uygularım. Çok şey kazandırmaz, ama uzun vadede en azından önemli bir kayba uğramıyacağımı düşünüyorum. Bu konuda şimdiye kadar hiç kimseye tavsiyede bulunmadım, bu da bir tavsiye değildir. Sadece söylediklerimin lafta kalmadığını anlatmak için örnek verdim.

Son bir ayda ise "malum nedenlerle" ekonomi konusunda yazmayı bıraktım. Daha açık söylemem gerekirse, şu an içinde bulunduğumuz durumda ekonomik analizlerin anlamı olduğuna inanMıyorum. Kriz beklentimde bir zayıflama olmadı, aksine kuvvetlendi. Ancak son 6 yıldaki reformlar sayesinde 2001 benzeri bir ani çöküş değil, daha uzun vadede ama kritik sonuçları olan bir duraklama bekliyorum. Bunu kısaca yüzde 7'lerin üstünde olan yıllık ekonomik büyüme ortalamasının kademeli olarak yüzde 3-4 aralığına düşmesi olarak ifade edebilirim. Zaten iki ay önceki yazımda da kriz için 2008-2009 yıllarını işaret etmiştim. Bunda da şimdilik herhangi bir revizyon yapmayı düşünmüyorum. Bakalım 22 Temmuz seçimleri (eğer yapılabilirse) ne gösterecek?

Ekonomi yorumları yazmayı bıraktım, ancak politik yorumlarda ise partizan bir şekilde AKP'yi savunduğumu hatırlamıyorum. İnandığım, savunduğum "liberal demokrasi" yönünde dilimin döndüğünce yazılar yazmaya çalıştım. Hemen ilk başta alıntı yaptığımız okurumuzun "demokrasi adına AKP'yi savunan" zihniyetten şikayetini de cevaplandırayım:

1. demokrasi adına AKP'yi savunmuyorum,

2. AKP'ye rağmen liberal demokrasiyi savunuyorum. (Lütfen ilk "AKP'ye rağmen" ifadesini not ediniz.)

3. AKP var diye anti-demokrasiyi savunacak destekleyecek değilim.

4. Statükonun karşısında değişimi savunuyorum.

Daha önce bu blogda demokrasi üzerinde bir kafa karışıklığı olduğunu hissetmiş ama tartışmaya girmemiştim. Şimdi demokrasi (demokrasi derken liberal demokrasiyi kastediyorum) konusunda bir çift laf etmem gerekiyor. Sıkça iddia edildiğinin aksine (bu blogdaki yorumlarda da çok yapılıyor bu) demokrasi çoğunluğun azınlığa söz geçirdiği bir sistem değildir. Ama bugün Türkiye'de uygulandığı şekliyle azınlığın çoğunluk üzerine tahakkümü hiç değildir. Daha açık ifade ile, AKP'nin meşruiyetine göz dikenler ve eleştirenler AKP'nin yarısı kadar halk desteğine sahip olduklarını akıllarından çıkarmamalılar. Yani, AKP'nin meclis çoğunluğuna güvenip anti-demokratik uygulamaları ne kadar yanlışsa, muhalefet partilerinin asker dipçiğine güvenip anti-demokratik uygulamaları desteklemesi de o kadar yanlıştır. AKP aldığı kararlardan sorumludur, seçimlerde hesap verecektir. Ancak aynı şekilde asker-mahkemeler-YÖK-medya koalisyonuna arkasını yaslayan muhalefet de yaptıklarından sorumludur. Bu sorumluluk halkın iradesi tarafından denetlenebiliyor mudur? (Bu önemli soruyu cevaplamıyorum.)

AKP'nin meşruiyeti başka şeydir, AKP'nin anti-demokratik uygulamalara prim vermesi gibi hatalar ayrı şeydir. AKP meşru kurallar dahilinde mecliste çoğunluğu elde etmiş, hükümeti kurmuş, bir sürü karar almış, bir sürüsünü de alamamıştır. AKP'nin yanlış kararlar alması onun meşruiyetine zarar vermez. Eğer muhalefet, AKP'nin meşruiyetini sorgulayacaksa önce kendi meşruiyetini sorgulayarak işe başlamalıdır.

Liberal demokrasinin olmazsa olmaz koşulu azınlık hakları ve sivil özgürlüklerdir. Dil, din, renk, ırk gibi nedenlerle hakları gasp edilmiş bir tek kişi varsa orada demokrasiden bahsedemeyiz. Adı üstünde "temsili demokrasi"lerde kimse millet adına tek başına söz hakkına sahip değildir. Liberal demokrasinin ikinci şartı hukukun üstünlüğüdür. Yani kuralların kişilere uydurulması değil, kişilerin kurallara uymasıdır. Türkiye'de genel uygulama, kişilere özel kanunlar yönündedir. (örneğin bugün cumhurbaşkanının yetkileri aslında eski orgeneral Kenan Evren için hazırlanmıştır.) Üçüncü olmazsa olmaz şart, kuvvetler ayrılığı, yani yasama (kural koyucu), yürütme (kuralları uygulayıcı) ve yargı (kuralları denetleyici) birimlerinin birbirinden kesin bir şekilde ayrı olmasıdır. Bugün Türkiye'de bakanlar aynı zamanda milletvekilidir. Yani yasama ve yürütme ayrımı söz konusu değildir. Diğer birimlerin arasındaki ilişkiyi okuyucularımızın şahsi değerlendirmelerine bırakıyorum. Tabi burada --kağıt üzerinde olmasa bile-- pratikte dördüncü kuvvet olarak medyanın yer aldığını da hatırlatmakta fayda var. Medyanın halkın sözcüsü olmadığı (73 milyonluk ülkede en fazla satan gazete 500 bin civarında!), aksine devletçi bürokrasiden yana taraf olduğu (darbe şakşakçılığı), bunun için her türlü propaganda araçlarını seferber etmesi AKP'nin içine düştüğü durumdan daha vahimdir. Son olarak, demokrasilerin diğer olmazsa olmaz koşulu sivil hak ve özgürlüklerdir. Bu özgülüklerin arasında da ifade özgürlüğü vardır. (Hangi salak bunu dilimize düşünce özgürlüğü olarak çevirdi bilmiyorum. Ama herhalde, "istediğini düşünebilirsin ama ifade edemezsin" şeklinde uygulanan bir özgürlüğü de düşünce özgürlüğü diye tanımlamak yanlış olmasa gerek. )

Yazı buraya kadar. AKP'nin 4.5 yıllık bilançosunu, seçim tahminlerimi ve Ekonomi Turk okurları ile vedalaşmayı bir sonraki sefere bırakıyorum. Read More!

Secimler Ne Zaman Olacak


Serdar Turgut Aksam'da bugun yazdigi yazida, Turk halkinin normallestigini, siyasilerinde bunu anlamasi gerektigini soylemis. Yandaki resmide normallesmeye ornek olarak gostermis. Uzun zamandir, bu resim kadar beni mutlu eden bir "memleketim manzarasi" olmamisti. Turgut, Turk kadininin Ataturk ilkeleri ve muhafazakarligin gereklerini, en azindan Anadolu'da cok iyi bir sekilde sentezlemeyi basardigini belirtmis yazisinda. Ben de bu insanlarin, Turkiye'de cogunlugu olusturdugunu dusunuyorum.Bu insanlar Cumhuriyetin kazanimlarindan vazgecmeden, dinlerini bireysel yasayip, ulkenin kaynaklarindan esit yararlanmak istiyorlar. Turkiye'nin orta sinifini olusturan insanlarin beklentilerini karsilamak, bu insanlarin onunu acmak, Turkiye'nin onunu acmak olacaktir. Ayrica bu grubun oyunu alacak partide iktidar olacaktir.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Kredi Faiz Oranları    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

AKP gecen secimlerdeki basarisini kismen sistem partilerinden umdugunu bulamayan Turk halkinin yukarda bahsettigim bolumunun protesto oylarini bu partiye aktarmasina borclu. Gecen secimlerde protesto oyu veren insanlar ulkede kriz cikmasini istemiyorlar ve istikrara buyuk onem veriyorlar, cunku bu insanlarin cogu kendi is sahibi insanlar. AKP'nin son dort senede en azindan istikrar sagladigini biliyorlar. Fakat bu insanlar halkla ve sistemle barisik parti isitiyorlar. Ne yazik ki Cumhurbaskanligi secim doneminde Erdogan'in kriz yonetmeyi beceremedigini ve diger partiler gibi ideolojiye yenik dusutugunu goruyorlar. AKP diger partilerden olan farkliligini davam ettirmek istiyorsa, resimdeki teyze ve onun gibi dusunen insanlari AKP'nin farkli bir parti olduguna ikna etmesi gerekecek.
Gerekecek gerekmesinede, acaba AKP nereye gidecegini biliyor mu? Cumhurbaskani secimi esnasinda ortaya cikan resim acikcasi, AKP'nin, en azindan Saadet'e yakin grubun, bazi gercekleri goremeyecek kadar ideolojik korluk gecirdigini gosteriyor. AKP eger cogunlugun partisi olacaksa, Erbakan ekolunden Ozal ekolune gecisini tamamlamalidir. Bence AKP'de bu gecisi becerebilecek olan kadrolar var, fakat Tayyip Erdogan henuz kafa olarak bu gecisi yapmaya hazir degil, veya gonlunden gecen bu degil, bilemem. Sunu unutmamalarinda fayda var, bu gecisi uzatirlarsa sagdaki birlesim--her ne kadar eski yuzler olsada--tekrar iktidara gelebilecek potansiyeli yakalayacaktir. Onuzdeki secim, ve secimleri kazanip kaybetmek AKP'nin elinde.
Serdar Turgut'un yazisina buradan ulasabilirsiniz.
Read More!