Mahfi Eğilmez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mahfi Eğilmez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekonomik Hata

Değerli Orhan Karaca'nın twit'inden aldığımız ispiyonu değerlendirelim.

Mahfi Eğilmez'in 16 Aralık 2010 tarihli yazısından:

Ocak-ekim döneminde cari açık 37.5 milyar doları buldu.

On aylık açık miktarı olan 37.5 milyar dolar nasıl finanse edildi?

Bu demektir ki 37.5 milyar dolarlık cari açığın 31.5 milyar dolarlık bölümü sıcak parayla finanse edilmiş.


Görüleceği üzere bu bir ekonomi yazısı. Konusu da ilk 10 aylık cari açık. Yazının temelini oluşturan da 37,5 milyar Dolar rakamı ve o rakam da yanlış.

Bilginin doğrusunu Mahfi Eğilmez'in çalıştığı gazetenin 3 gün önceki haberinden alıntılayalım:

Bu yılın Ocak-Ekim döneminde cari işlemler hesabı, 35 milyar 723 milyon dolar açık verdi.


Yani 37,5 değil 35,7 olacak. Canım 1,5 milyar Dolarcıktan ne olur? Alt tarafı ulusal bir gazetede yayınlanan bir makro ekonomi yazısı...


What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b Read More!

Türkiye Ekonomisinin Büyüme Modeli Nedir?

Türkiye ekonomisinin büyüme modeli nedir sorusuna Mahfi Eğilmez bugünkü yazısında değinmiş. Yazıda doğru noktalar da var, önce onlara değinelim. Mahfi Eğilmez Türkiye ekonomisinin yüksek hızlarla büyüdüğü zamanlarda cari açık verdiğini ve bütçe açıklarının azaldığını söyleyerek bunun nedeninin üretimimizin ithalata dayalı olması gerçeğini doğru bir şekilde tespit etmiş. Bunu görebilmek için çok süper ekonomist olmaya gerek yok, okurlarımızın %90’ı da benzer tespitleri uykularında dahi yapabilirler. Yine de Türkiye’de ekonomi köşesi olan dinozorların çoğunluğu bu tespiti dahi yapamadığı için Mahfi Eğilmez'e buradan 10 puan veriyoruz.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir 

Hemen sevinmesin ama. Iki paragraf aşağıda her zaman olduğu gibi yine 100 yıllık bir çam devirmiş Mahfi Bey. Bakın ne demiş:

Özetlersek Türkiye’nin ekonomi politikası günümüzde yüksek ithalat, yüksek cari açık, yüksek büyüme, yüksek ithalat vergileri düşük bütçe açığı modeli çerçevesinde yürüyor. Dış finansman sorunu çıkmadığı sürece bu sistem işliyor ve Türkiye hızlı sayılabilecek bir büyüme temposunu yakalayabiliyor. Ama 2009’da olduğu gibi dış finansman sorunu çıktığı anda ithalatını kısmak zorunda kalıyor ve büyüme hızla düşüyor. Yani bu model sürdürülebilir bir model gibi görünmüyor.

Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir 

Birincisi Türkiye ekonomisi 2009 yılında oldukça yüksek bir hızla büyüdü, ekonominin küçüldüğü yıl 2008 yılı ile 2009’un ilk çeyreğidir. 2009’un son üç çeyreğindeki kümülatif büyüme oranı %11’in üzerindedir, geçen hafta açıklanan büyüme rakamları 2009’un büyümesini gösteriyor, 2010’un değil. Tüik mevsimsel etkilerden arındırılmış verileri açıklamaya başladı, bizim ekonomistler hala köhne babadan kalma 9 ay geriden takip eden istatistikleri kullanıyorlar. Kabuk değiştirelim beyler artık, neredeyse bir sene olacak, öğrenin artık.

Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir 

Ikincisi bizim ekonomimizin 2008-2009 döneminde küçülmesinin sebebi Mahfi Eğilmez’in dediği gibi “dış finansman sorunu” değildi, hangi gezegende yaşıyordu Mahfi Bey acaba? Söylediğinin gerçeklerle alakası dahi yok, bir ekonomist nasıl bu kadar cahilce bir yorum yapabilir anlayamıyorum doğrusu. Ekonomimiz küçüldü çünkü hem içeride hem de dışarıda talep daralması yaşandı. Çin’in ihracatı da azaldı, onlar da mı dış finansman sorunu yaşadı Allah aşkına? Saçma sapan yazı yazıp milletin zamanını boşa harcamayın yahu, beceremiyorsanız çekilin ben yazayım o köşede...

Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir Read More!

Yüzde Hesaplama Formülü: Mahfi Eğilmez

Yüzde hesaplama konusu okullarda öğretilmeye çalışılan ama bir türlü öğrenilemeyen konuların başında gelir. Daha önce yüzde hesabı nasıl yapılır başlıklı bir yazıda bu konuya değinmiştik. Bugün yüzde hesabı konusunda Mahfi Eğilmez gibi bir ekonomistin yaptığı hataya bakacağız. Şöyle diyor Mahfi Eğilmez:

“Bu işin sırrı nedir diye sorarsanız önce tablodaki USD kurlarına sonra da GSYH’daki artışa bakmanızı öneririm. USD kuru değişmeden kalırken aynı dönemde GSYH’nın artış oranı yüzde 263 olmuş.”

Yan tarafa koyduğum tabloya bakarsanız 2002 yılında GSYH’nın 230 milyar olduğunu, 2009 sonunda ise 630 milyar civarında olacağının tahmin edildiğini görürsünüz. Ilkokul 5. Sınıf öğrencilerine yönelik yüzde problemimizi soruyoruz. 230 milyardan 630 milyara yükselen milli gelirimiz yüzde kaç artmıştır?

Cevap: Yüzde Hesaplama Formülü=(Son rakam/ilk rakam - 1) *100 =(630/230 -1)*100= (2.74-1)*100=%174

Hazine müsteşarlığı yapmış adamları terletecek sorumuza ilkokul beşinci sınıf öğrencisi bir arkadaşımız rahatlıkla %174 cevabını verebilirken, Mahfi Eğilmez %274 cevabını vermiş. Matematiktir bu, herkes işlem hatası yapabilir, ama bir de sayıların anlamı vardır. Burada bahsettiğimiz rakam büyüme rakamıdır, %274 büyüme demek ülkemizin milli gelirinin 3,74 katına çıkması demektir. Insan bir düşünür bu rakamı yazarken yahu.

Geçenlerde de Mahfi Eğilmez benzer bir hata yapmış ve biz de hatasını “Nominal ne demek? Örnekle anlatılmıştır” başlıklı bir yazıda düzeltmiştik. Kardeşim nominal ne demektir bilmiyorsan, adam gibi yüzde hesaplama formülünü kullanamıyorsan ...

Yazımızın devamına Ekonomi Turk 2 blogundan ulaşabilirsiniz. Üyelik için detaylı bilgi burada.

Mahfi Eğilmez hakkında yazdığımız diğer yazıların bir kısmı:

Türkiye Ekonomisinin Durumu ve 2010
Mahfi Eğilmez ve Gelir Dağılımı
Spekulatif Mahfi Eğilmez: Kurlar ne zaman patlar? Read More!

Nominal Nedir? Örnekle Anlatılmıştır

Bir ekonomist nominal nedir nasıl bilmez? Mahfi EğilmezEkonomide Hurafeler ve Gerçekler” kitabına konulacak cinsten bir hata yapmış ki, insanın aklına “bu kadar cehalet ancak eğitimle olur” sözünü getiriyor. Bugünkü yazısında Türkiye ekonomisinin 1923’deki durumu ile 2009 yılındaki durumunu karşılaştırıyor. 1923 yılında GSYH’nın 570 milyon Amerikan doları olduğunu söylüyor. 2009 yılında ise GSYH’nın kisi basina 8500 dolar civarında çıkacağını belirttikten sonra şu akıl almaz sözleri sarfediyor:

“Eldeki tahminler 2009 yılında kişi başına kişi başına gelirimizin 8,500 dolar dolayında olacağını gösteriyor. Yani GSYH’mız 85 yılda 1105 kat artarken kişi başına gelirimiz 185 kat artmış. Yani toplum 1105 kat zenginleşirken bireyler yalnızca 185 kat zenginleşebilmiş.”                                                                   

Bu kadar cehalet ancak eğitimle olur. Sanki Amerikan doları değerini asırlar boyunca kaybetmeyen, herşeyin gerçek değerini her zaman gösteren sabit bir ölçüm birimi. Yok böyle bir şey. Nasıl Türkiye’de enflasyon var, Amerika’da da enflasyon var. Bundan 10 sene önce $100’a satılan mal, bugün $100’a değil belki $120’a satılıyor. 10 sene öncesinin $100’ı bugünün $100’ından çok daha değerli. 87 sene öncesinin $1’ı ise bugünün $1 dolarından kat kat daha değerli.

Mahfi Eğilmez milli gelirimizin 1105 kat arttığını söylemiş doğrudur. Mahfi Eğilmez toplumun 1105 kat zenginleştiğini söylemiştir yanlıştır. Sokaktaki ilkokul mezunu adama sorsam bana enflasyon yüzünden bu ifadenin yanlış olduğunu söyler. Nasıl paradan sıfır atılmasıyla 1 milyon kat fakirleşmediysek, enflasyon yüzünden artan gelirimizden dolayı da zenginleşmeyiz. Mahfi Eğilmez’in hesapladığı 1105 kat nominal artıştır. Zenginleşip zenginleşmediğimizi görmemiz için reel artışı hesaplamamız gerekir. Reel artış da enflasyon oranı düşüldükten sonra elimizde kalan rakama denir.

Peki Türkiye’nin milli geliri dolar bazında reel olarak ne kadar artmıştır. Bunun için Amerika’nın 1923 yılından itibaren gerçekleşen toplam enflasyon oranını hesaplamamız gerekiyor. Hesaplayalım. Şu sayfadan 1922 yılının sonunda Amerika’daki CPI-U denilen TÜFE "endeksinin" 16,9 olduğunu görebilirsiniz. Şu sayfadan da 2009 sonunda 215,95 olduğunu görebilirsiniz. Yani Amerika’da fiyatlar 87 yılda tam tamına 12,78 kat artmış. Yani 1923’ün başındaki $1 dolar bugün $12.78 değerine eşittir. Mahfi Eğilmez enflasyonun etkisini gözardı ederek toplumun dolar bazında zenginleşmesini tam tamına 12,78 kat fazla hesaplamış. Ne demiştik? Bu kadar cehalet ancak eğitimle olur.

Yapılan diğer bir yanlış ise (bu yanlışı eğitim almamış adamlar da yapabilir, o yüzden farklı bir yanlış kategorisine giriyor bu) dolar bazında zenginleşme hesaplanıyor olması. Türk halkı dolar kazanıp dolar mı harcıyor da dolar bazında “zenginleşme” hesaplıyorsunuz? Eğer 87 yıl içerisinde Amerikan doları bizim para birimimize göre reel olarak değer kazanırsa bu Türk halkının zenginleşmesini az gösterir. Öte taraftan Zimbabve doları veya Arjantin pezosu cinsinden hesaplamayı yaparsanız bu sefer de zenginleşmeyi fazla hesaplarsınız. Neden? Çünkü bu ülkelerin paraları Türk lirasına karşı reel olarak değer kaybetmiştir (ülkeleri misal olarak verdim, gerçekten paraları değer kaybetmiş mi ya da kazanmış mı bakmadim ama Türkiye’nin nereden nereye geldiğini göz önüne alırsak dolar dahil bir çok para birimine karşı değer kazandığını tahmin edebiliyorum).

Doğru olan nedir peki? Doğru olan ülkenin her yıl açıklanan GSYH artış hızının toplamda ne kadar arttığının hesaplanmasıdır. Benim elimde şimdilik Cumhuriyet’in ilk yıllarına ilişkin doğruluğundan tam emin olmadığım DPT verileri var. Orhan Karaca’dan elindeki rakamları istedim, o verirse ben de Türk toplumunun ve Türk bireyinin gerçekte ne kadar zenginleştiğinin hesabını yapan bir yazı yazacağım. O zamana kadar sizden bekledigim Mahfi Eğilmez’in hesapladığı 1105 kat rakamının değil, gerçek rakamın 50 kat civarında olduğunu düşünmenizdir. Nereden mi buldum 50 katı?

Türkiye ekonomisi yıllık ortalama %4,5 civarında büyüyen bir ekonomi, ara ara bu oranın çok altında veya çok üstünde büyüdüğümüz devreler olsa ne hikmetse ortalamada bu oran %4,5’den fazla şaşmıyor. Siz %4,5 rakamını 87 yıl boyunca katlayarak hesaplarsanız karşınıza da 46 kat gibi bir artış çıkar. Eğer ortalama rakam %5 olsaydı, 87 yıl boyunca zenginleşmemiz 70 kat olacaktı.

Mahfi Eğilmez ilginç konularda yazılar yazıyor ama arada bir sürü hata yaparak yazılarını okunmaz kılıyor resmen. Read More!

2010 GSYH ve Büyüme Oranı Tahminleri

Mevsimsel etkilerden arındırılmış çeyreklik büyüme oranlarını kullanarak 2010 yılı için GSYH ve büyüme oranı tahmini yapacağız şimdi. 2010 yılının ilk çeyreğine gelmeden önce 2009’un son çeyreğinde büyümenin nasıl bir rakam çıkacağını söyleyelim. Üç tane varsayım kullanacağız. Karamsar varsayımımızda her çeyrekte ekonominin sadece %0,5 oranında büyüyeceğini varsayacağız, yani senelik sadece %2 hızında. İkinci varsayımımız “normal” koşulları yansıtacak ve her çeyrek ekonominin %1, senelik %4 büyüyeceğini varsayacağız. Son olarak ise iyimser bir varsayım kullanacağız ve ekonominin her çeyrek %1,5 büyüyeceğini hesaplarımıza yansıtacağız.

Karamsar Varsayım:

Bu varsayım altında 2009’un son çeyreğinde ekonomimiz %-7 + %7 +%2 + %0,5 = %2,5 hızıyla büyüyecektir; en azından TÜİK ekonomimizin %2,5 hızıyla büyümeye başladığını ve resesyondan çıktığımızı söyleyecektir. Siz tabii ki gerçekte ne olduğunu büyüme oranları üzerine yazdığımız bir önceki yazımızı okuduğunuz için biliyorsunuz.

Asıl çarpıcı büyüme oranı ise 2010’un ilk çeyreğinde açıklanacak. Ekonomide baz etkisi denilen kavramı bundan daha iyi başka bir yerde görmeniz mümkün değil. Yukarıdaki dört çeyreklik rakamdan en eskisi olan %-7 rakamı düşecek ve yerine %0,5’lik karamsar rakamımızı koyacağız. Neticede açıklanacak GSYH büyüme oranı %7, %2, %0,5 ve %0,5 rakamlarının toplamı olan %10 gibi bir rakam olacak. Yani 2010’ün ilk çeyreğinde %10 büyüdüğümüz 2010’un Haziran ayında açıklanacak ve ortalığa ekonomiden ve matematikten anlamayan bir sürü şarlatan dökülerek “TÜİK rakamlarla oynuyor”, “Ekonomi büyüyor diyorlar ama rakamlar bize yansımıyor”, “diğer açıklanan verilerle %10’luk büyüme rakamı uyuşmuyor” şeklinde ifadelerde bulunacaklardır. Şimdiden söylüyoruz bunu, yazıcıdan bastırın bu yazıyı, duvarınıza asın ve 6 ay sonra söylediklerim doğru çıkmış mı diye kontrol edin.

Baz etkisini ikinci çeyrek rakamları açıklandığı zaman bir kez daha göreceğiz. Bu sefer de en eski çeyreklik büyüme rakamı olan %7 hesaptan düşeceği için ikinci çeyrekte GSYH büyüme oranı sadece %3,5 olarak açıklanacaktır. Bu sefer de yine aynı köşe yazarları ortaya saçılıp “biz demiştik büyüme oranı %10 değil diye, rakamlar bu sefer bizi haklı çıkardı, Tüik de rakamlarla oynamayı bıraktı” şeklinde saçmalayacaklardır. Üçüncü ve dördüncü çeyreklerde büyüme oranı %2 olarak açıklanacak ve bizim yaptıgımız varsayımı gösterecektir.

Bu şartlar altında 2010 yılının tamamı için büyüme oranı %10, %3.5, %2, ve %2 rakamlarının ağırlıklı ortalaması olarak hesaplanacaktır. Ağırlıklar 1998-2007 arasında ortalama olarak 0.22 , 0.24, 0.28, ve 0.26 olarak gerçekleşmiş. Bu ağırlıkları kullanırsak 2010 yılında Tüik’in ekonominin %4.1 oranında büyüdüğünü açıklayacağını söyleyebiliriz. Bakınız, biz 2010 yılında ekonominin %2 büyüyeceğini varsaymıştık, Tüik kullandığı yöntemden dolayı ekonominin gerçek büyüme hızını rakamlara geç yansıttığı için 2010 büyüme hızını da olduğundan 2 puan daha yüksek gösterecektir. Ama Türkiye’deki köşe yazarlarının hiç birisi bu durumun farkında değil.

Normal Varsayım:

Bu varsayım altında 2009’un son çeyreğinde ekonominin %3, 2010’un ilk çeyreğinde %11, ikinci çeyreğinde %5, üçüncü ve dördüncü çeyrekler de ise %4 büyüdüğü açıklanacak. 2010’un tamamı için ise büyüme rakamı %5.8 olarak hesaplanacaktır. Yani ekonomimiz normal bir performans sergilerse büyüme oranımız %5,8 olarak açıklanacak. Türkiye’deki benim ve Asaf Savas Akat haricindeki hiç bir köşe yazarı %5’in üzerinde bir büyüme tahmininde bulunmadı. Fatih Ozatay %3,8-4,9,  Mahfi Eğilmez %5, Orhan Karaca %4-5, Deniz Gökçe %4,5-5, Asaf Savaş Akat %5-%6 seklinde tahmin yaptılar. Gazi Erçel, Yiğit Bulut, Ugur Gurses, Ercan Kumcu, Osman Ulagay, Güngör Uras, Ertuğ Yaşar, Eyüp Can, Güven Sak, Haluk Bürümcekçi, Hasal Ersel, Seyfettin Gürsel, Vahap Munyar, Yılmaz Özdil, Ege Cansen, Erdal Sağlam gibi ekonomistlerin ise 2010 büyümesine ilişkin rakamsal tahminlerde bulunduğuna yönelik bir veri elimde yok. Başekonomist Fatih Altaylı da bir tahmin yapmış değil, ama zaten onun görevi bizim tahminlerimiz yanlış çıkınca ekonomistler bir şeyden anlamıyor, doğru çıkınca da “işleri zaten, olsun o kadar” demektir.

Benim tahminim ise %6. Piyasadaki en iyimser ekonomist olmama rağmen yukarıda yaptığım analize dayanarak benim yaptığım tahminin isabetli çıkması olasılığının herkesten daha yüksek olduğunu düşünüyorum. En akıllı ekonomistlerse tahmin yapmayan ekonomistler, olaylar olup bittikten sonra analizini yapmak da bir yetenektir.Bir de her şey beklendiği gibi gitmeyip de rakam vererek tahmin yapan ekonomistler ters köşeye yatmışsa ve bunlar hakkında iğneli yazılar yazmak için fırsat da doğmuşsa değmeyin keyiflerine. Onlar her şeyi önceden gördükleri için tahmin yapmamışlardır zaten. Her şey beklendiği gibi gider de rakamlarda sürpriz çıkmazsa bu sefer de “zaten boyle olacağı belli olduğu için tahminlerimizi söylememiştik, yoksa böyle olacağını herkes gibi biz de biliyorduk” ayağına yatarlar. Süper iştir tahmin yapmadan ekonomi köşe yazarlığı yapmak.

Iyimser Varsayım:
Dışarıdan çok büyük bir kaynak gelmesi ve bunun ekonomiyi zıplatması durumunda ise ekonomimizin ceyrekler itibariyle %1,5, senelik %6 oranında büyüyeceği varsayımıni yaparsak 2010’un ilk çeyreğinde büyüme oranının %12, ikinci çeyreğinde %6.5, üçüncü ve dördüncü çeyreklerinde ise %6, senelik ortalama olarak ise %7.4’lük bir rakam TÜİK tarafından açıklanacaktır.

Özetlersek ekonomimiz kötü bir performans sergilerse dahi %4 gibi bir hızla büyüyecek, normal bir performans sergilerse büyüme hızımız %6’ya, iyi bir performans sergilerse %7,5’e yükselecektir. Ülkemizdeki ekonomistlerin büyük çoğunluğu %4-5 aralığında tahminler yaptıklarına göre bu kişilerin normal tahminlerinin aslında çok muhafazakar bir tahmin olduğunu söyleyebiliriz. Bundan 15 ay sonra TÜİK 2010 yılının tamamı için büyüme rakamlarını açıkladığı zaman ise kimsenin aklına “blogun birinde yazan bir ekonomist vardı, sanki o buna benzer bir şeyler demişti” düşüncesi gelmeyecektir :-( Read More!

Türkiye Ekonomisinin Durumu ve 2010

Turkishtime’ın Ocak sayısında birbirinden güzel 3 tane yazı yazdım, ancak etik olarak bu yazıların tamamını veya içlerinde geçen anafikirlerin çoğunu burada tartışmayı doğru bulmadığımdam çok detaya giremeyeceğim. Mahfi Eğilmez’in 2010 yılına ilişkin tahminlerini görünce benim yazdığım ilk yazının onun yazısına çok önceden yazılmış çok güzel bir cevap olduğunu farkettim. Mahfi Eğilmez bir çok olumlu varsayım yaptıktan sonra eğer varsayımları doğru çıkarsa 2010 senesinde ekonominin %5 büyüyeceğini tahmin ettiğini belirtiyor. Ben bu ifadeye çok güzel bir eleştiri getiriyorum ama öğrenmeniz için dergiyi satın almanız gerekiyor. Yine de bu yazıyı okuyarak vaktinizi harcadığınız için 2010 yılı için büyüme tahminimi açıklayacağım. Ama önce Mahfi Eğilmez ne yazmış bir bakalım.

“Benim tahminlerim de varsayımlara dayanıyor ve bu varsayımların şaşması halinde tutmama riskini taşıyor. Öncelikle varsayımlarımı sıralayayım: (1) Küresel sistemde yeni bir kriz olmayacak, (2) Dünyada savaş ya da 11 Eylül çapında etkili bir olaya yol açacak bir terör eylemi olmayacak, (3) Türkiye’de erken seçim olmayacak, (4) Türkiye’de ekonomiyi geniş çapta etkileyecek siyasal sonuçlar yaratacak bir sıkıntı olmayacak. Bu varsayımlar altında 2010 yılında Türkiye ekonomisine (ekonomi nedir?) ilişkin tahminlerimi aşağıdaki tabloda sunuyorum. Tahminlerim arasında diğer iktisatçıların büyük çoğunluğundan ayrıldığım nokta sanırım büyüme oranı. Tahminlerini açıklayan iktisatçılar arasında büyüme konusunda sanırım en iyimseri benim. 2010 yılında Türkiye’nin gerek iç gerekse dış talebinde canlanma olacağını ve baz etkisinin yanı sıra bu canlanmanın ekonomiyi hızlı bir geri dönüş trendine sokacağını tahmin ediyorum.”

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller

Ayrıca 2010 yılında işsizliğin yükselerek %16 olacağını, enflasyonun %6 ve büyümenin de %5 olacağını tabloda gösteriyor. Benim tahminleri görmedi herhalde daha, ya da bizi iktisatçıdan saymıyor. Ben 2010 yılında büyüme tahminimi %6 olarak açıkladım, Roubini gibi gözü kara bir tahmin yaptım. Türkiye ekonomisinin durumu 2010'da beklenenden olumlu olacaktir diye düşünüyorum. Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Eğer büyüme oranı Mahfi Eğilmez ve benim beklediğim gibi piyasa beklentilerinin üzerinde çıkarsa işsizlik düşer, enflasyon ise daha da yükselir. O yüzden Mahfi Eğilmez’in işsizlik tahmininin çok yüksek olduğunu şimdiden belirteyim, o büyümeye o işsizlik oranı olmamış. Enflasyon oranı beklentisi de piyasa beklentilerinin üzerinde ama bence %6 enflasyon için alt sınır sayılabilecek bir tahmin. Neyse daha fazla yazılarımı ve tahminlerimi belli etmeyeyim, merak edenler dergiyi okusunlar. Read More!

Mahfi Eğilmez ve Gelir Dağılımı

Radikal Gazetesinde Mahfi Eğilmez’in gelir dağılımı üzerine “Gini Çıktı Piyasaya” başlıklı bir yazısı yayınlandı. Mahfi Eğilmez bizde TÜİK’in geçenlerde yayınladığı gelir dağılımı istatistikleriyle kendi ifadesiyle Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanmış İnsani Yaşam Raporunda yayınlanan diğer ülkelerin istatistiklerini karşılaştırmış. Kullandığı rakamlar biz ekonomistlerin “burun testi” dediği testi geçmediği için biraz işkillendim ve şu rakamlara biraz da ben bakayım dedim. Önce Sayın Eğilmez’in yazdığı paragrafı paylaşayım, ardından eleştirisini yapacağım:

“...Bunun altında yatan temel neden “Ne oldu bizim Gini’ye” başlıklı yazımda değindiğim gibi 2001 krizinin gelir dağılımı üzerinde yarattığı düzeltici etkinin kaybolmaya başlamış olması. Tablonun ikinci bölümü yine yukarıda değindiğim Birleşmiş Milletler’in 2009 yılı İnsani Yaşam Raporundan bizimle aynı kategoride yer alan (yeni yükselen piyasa ekonomileri) çeşitli ülkelerin 2007 yılı Gini katsayılarını ortaya koyuyor. 2007 yılında Çin dışında bizden daha kötü Gini katsayısına sahip olan ekonomi görünmüyor. Tablo ayrıca Çin dışında eski sosyalist ekonomilerde gelir dağılımının düzgün olduğunu ortaya koyuyor. Bu sonuçlara bakınca Sovyet tipi sosyalizmin gelir dağılımını düzgün kurmak gibi bir katkısı olduğu anlaşılıyor. Buraya almadığım ABD’nin 2007 Gini katsayısı 0.41. Yani ABD ile Türkiye aynı derecede bozuk gelir dağılımına sahipler.”

Beni işkillendiren Türkiye ile Amerika’nın aynı gini katsayısına sahip olması idi. Milyonlarca milyonere ve dünyanın en zengin kişilerine sahip Amerika ile Türkiye’nin aynı gelir bozukluğuna sahip olmaları çok doğru gelmedi bana. İnternette gelir dağılımı anahtar kelimesini kullanarak bir arama yaptım ve ilk sayfada Ekonomi Türk blogunun eski yazarlarından Tuğrul Gürgür’ün 2006 yılında Mahfi Eğilmez ve yoksulluk konusunda yazdığı Gelir dağılımı ve yoksulluk başlıklı yazı ile karşılaştım. Yazıyı okursanız Mahfi Eğilmez’in bundan 3 sene önce yoksulluk konusunda birbiriyle tutarlı olmayan rakamları kullanarak bir karşılaştırma yaptığı tespit ediliyor ve yanlış rakamları kullanarak yapılan bu karşılaştırma eleştirildiğini görürsünüz. Aklımdan acaba Mahfi Eğilmez’in benzer bir hatayı üç sene sonra gelir dağılımı konusunda yapmış olma olasılığı nedir sorusu geçti.

Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici

Bu sorunun cevabını bulmak çok zor değil. Sadece biraz araştırma yapmanız yeterli. Burada herhangi bir analiz veya tahmin yapmadığımız için bunu yapabilmeniz için ekonomi bilmenize bile gerek yok. Gazeteciler buna “fact checking” yani rakamların ve ortaya sürülen “gerçeklerin” doğruluğunun kontrol edilmesi derler. Gazetecilik okulunda ilk öğretilen konuların başında bu gelir. Hep beraber Mahfi Eğilmez’in kullandığı rakamlar doğru mu değil mi birlikte kontrol edelim.

İlk olarak TÜİK’in websitesine gidip gelir dağılımı ile ilgili istatistiklere bir bakalım. Yayınlanan haber bültenlerine bir göz gezdirirseniz 17 Aralık 2009 tarihinde kullandığı verileri de şu sayfadan aldığını tespit ediyoruz. Verilen bağlantıyı takip edince karşınıza hem kullanılan yöntemi açıklayan hem de sonuçları tartışan bir makale ile karşılaşacaksınız. Önce ne tür bir yöntem kullandıklarına bakalım:

“Türkiye İstatistik Kurumu gelir dağılımı konusunda istatistik üretmeye 1987 yılında Hanehalkı Gelir ve Tüketim Harcamaları Anketi ile başlamış, 1994 yılında bağımsız bir gelir dağılımı araştırması gerçekleştirmiş, 2002-2005 yılları arasında da gelir dağılımı istatistikleri hanehalkı bütçe araştırmasından üretilmiştir. 2006 yılından itibaren ise, gelir dağılımı yanında yaşam koşulları, gelire dayalı göreli yoksulluk ve sosyal dışlanma konularında bilgi derlemek üzere “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması” isimli yeni bir çalışma başlatılmıştır.

Bu araştırma ile birlikte TÜİK ilk kez, “eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelir dağılımı”na ilişkin istatistikler üretmeye başlamıştır. Eşdeğer kullanılabilir gelir dağılımında bireysel refah ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla, hesaplamalarda hanehalkının toplam geliri kadar hane içindeki fert sayısı da önem taşımakta, hanehalkının toplam kullanılabilir geliri, hanedeki fert sayısı dikkate alınarak bireysel gelire dönüştürülmektedir. Doğru karşılaştırma yapabilmek için de eşdeğerlik ölçeği kullanılarak, her bir hanehalkı büyüklüğünün kaç yetişkine eşdeğer olduğu tespit edilmektedir.

...Avrupa Birliği uyum çalışmaları kapsamında, 2006 yılında uygulanmaya başlanan araştırma ile Avrupa Birliği ülkeleri ile karşılaştırılabilir gelir dağılımı, göreli yoksulluk, yaşam koşulları ve sosyal dışlanma konularında veri üretmek amaçlanmaktadır. Alan uygulamasının her yıl düzenli olarak gerçekleştirildiği ve panel anket yönteminin kullanıldığı araştırmada, örnek fertler 4 yıl boyunca izlenmektedir. Araştırmadan, kesit ve panel veri olmak üzere her yıl iki veri seti elde edilmesi hedeflenmektedir.

Araştırmanın örnekleme birimi hanehalkı olup, yıllık örnek hacmi yaklaşık 12 800 hanehalkı civarındadır. Yıllık örnek hacmi, panel anket kapsamında olabilecek kayıplara veya ayrılan fertlerin oluşturduğu yeni hanehalklarına bağlı olarak yıldan yıla değişkenlik gösterebilmektedir.”

Bültenin sonuç kısımlarına bakarsak Gini katsayısı 2006 yılındaki 0,43 değerinden 2007’de 0,41 değerine gerilemiş, yani Mahfi Eğilmez’in TÜİK’ten aldığı rakamlar doğru. Bu arada TÜİK nedense 2005 yılına ait istatistikleri açıklamamış, bundan önce kullandığı yönteme göre 2005 için hesapladığı Gini katsayısı 0,38 idi. 2005’den 2006’ya Gini katsayısının bu kadar dramatik şekilde yükselmesini gerektirecek bir durumla karşılaştığımızı zannetmiyorum. 2006 yılında da ekonomi 2005 yılındakine benzer bir hızla büyümüş, hükümetin gelir dağılımını düzeltici politikalarında da bir değişiklik olmamıştı. O yüzden Mahfi Eğilmez’in “2001 krizinin gelir dağılımı üzerinde yarattığı düzeltici etkinin kaybolmaya başlamış olması” tezine katıldığımı söyleyemeyeceğim. (TÜİK bu konuyu detayli bir sekilde aciklamaliydi)

Devam edelim. Mahfi Eğilmez'in Birleşmiş Milletlerin 2009 yılı İnsani Yaşam Raporundan aldığı verileri kontrol edelim. Google’da bir arama yapınca bahsettiği raporun “Human Development Report” olduğunu ve kullandığı verileri de şu sayfadan aldığını tespit ediyoruz. Çekinmeyin, bağlantıya takip edip Birleşmiş Milletlerin sitesine gidin ve rakamlara kendi gözlerinizle bakın. ABD’ye ait Gini katsayısı gerçekten de Mahfi Eğilmez’in bahsettiği gibi 0,41 imiş (onlar katsayıyı 100 ile çarparak vermişler, bir yanlışlık yok); en düşük katsayıya Danimarka 0,25 ile sahip (Mahfi Eğilmez 0,24 demiş ama yuvarlamayı doğru yapmadığı için öyle demiş, çok üzerinde durmayın), en yüksek katsayı ise Mahfi Eğilmez’in de belirttiği gibi 0,74 ile Namibya’nın. Demek ki Mahfi Eğilmez gerçekten de bu rakamları kullanmış. Hazır gelmişken bir kaç saniye daha harcayıp Türkiye’nin rakamlarına da bir bakıverin. Türkiye’nin Gini katsayısı 0,43 imiş. Bir terslik olmalı, daha yeni TÜİK’in sayfasında Türkiye’nin katsayısının 0,41 olduğunu tespit etmiştik, rakamlar birbirini tutmuyor. Neden acaba? TÜİK’in kullandığı yöntemi biliyoruz, acaba Birleşmiş Milletler nasıl bir yöntem kullanarak bu katsayıyı hesaplamış?

Sayfanın altına giderseniz, Birleşmiş Milletlerin yayınladığı verilerin asıl kaynağının Dünya Bankasının yayınladığı “World Development Indicators” isimli rapor olduğunu görebilirsiniz. Demek ki bunlar Birleşmiş Milletlerin değil Dünya Bankasının rakamlarıymış aslında. Dünya Bankasının websitesine giderseniz onların verilerini genellikle resmi kaynaklardan aldıklarını görürsünüz. Yani adamlar kendileri her bir ülkeye ayrı ayrı adamlarını gönderip anket yapıp veri toplamıyormuş. Dünya Bankasının Türkiye ile ilgili kullandığı verilerin doğruluğunu kontrol etmek için en kolay verilerden olan “nüfus” verisine bakayım dedim. Dünya Bankası 2008 yılında Türkiye’nin nüfusunun 73,9 milyon kişi olduğunu söylüyor. Türkiye’de nüfus istatistiklerini de TÜİK tutuyor, ve en son hesaplamalarına göre 31 Aralık 2008 tarihinde Türkiye’nin nüfusunun 71,5 milyon kişi olduğunu söylüyor. Demek ki Dünya Bankası nüfus gibi oldukça kolay ve halka açık bir istatistikte bile doğru rakamlara sahip değilmiş, gelir dağılımı rakamlarının doğru olduğunu düşünmek bence bayağı kuvvetli bir hayal gücü istiyor.

Yine de biz hemen sonuca atlamamak için Dünya Bankasının Amerika için hesapladığı Gini katsayısı ile Amerika’nın resmi kuruluşu olan US Census Bureau’nun açıkladığı rakamları karşılaştıralım. Kısa bir aramadan sonra Census Bureau’nun, yani Nüfus Sayımı bürosunun websitesinde 1967 ile 2007 arasını kapsayan tüm yıllara ait Gini kaysayılarına ulaşabilirsiniz, adresi burada. 2007 yılında Amerika’nın Gini katsayısı 0,46 imiş. Yani Dünya Bankasının hesapladığı 0,41 rakamının gerçek rakamla çok bir alakası yokmuş.

Şimdi Mahfi Eğilmez normal bir gazetecinin yapması gereken en temel ödevi yapmamış, Birleşmiş Milletlerin verdiği rakamlara güvenerek bir yazı yazmış, analizler yapmış, vs. vs. Ancak kullandığı rakamlar nüfus rakamlarını dahi doğru tutturamayan Dünya Bankasından gelmiş, ne idüğü belirsiz rakamlar. Hem Türkiye için yanlış rakamlar hem de Amerika için. Eee, iki tane yanlış rakamı istediğin kadar karşılaştır bir tane doğru sonuca ulaşamazsın. Mahfi Eğilmez gibi saygın bir köşe yazarının bu kadar basit bir hata yapmasını yakıştıramadık doğrusu.

Bu yazı Mahfi Eğilmez ve Gelir Dağılımı konularında Ekonomi Türk blogunda yayınlanmıştır, izinsiz kullanmayınız. Read More!

Balonlara Dikkat

Son iki aydır oldukça yogunum. Hem iş hem de eğitim hayatında bir kısmı zorunlu bir kısmı istekli bir yeni öğrenme süreci içerisindeyim. Bu nedenle de blogdaki yazılarım daha seyrek ve daha cok hosuma giden şeyleri sizinle paylaşmak biçiminde olmaya başladı. her neyse, gelelim meseleye. dun Yeni Balonlara Dikkat başlıklı Mahfi Eğilmez'in yazısından bir grafiği taşıdım bloga(asağıda grafik). Buradaki temel amacım, krizden cıkış amaçlı kullanılan gevşek para politikasının yarattığı yeni dengesiz fiyat artışlarına dikkat çekmekti. Bu grafikte bunu özetliyordu. Sonrasında Ekonomix zehir zemberek bir yazı yazmış Mahfi Eğilmezin bu yazısı hakkında. Ekonomix'in analizine katılmıyorum, bazen ben de sırf okuyanları tahrik etsin de :) tartışmaya katılsınlar diye amacını aşan cümlelerle ifade edebiliyorum düsündüklerimi ama Ekonomixinki bunu da aşmış neyse o Mahfi Eğilmez'in yazısını değerlendirmiş ben de onunkini degerlendireyim.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir


Ekonomix yazısının başına teknik analizin sacmalığı ile giriyor ve Eğilmezi de "veri toplamama ve analiz yapmama" tembelliği ile sucluyor ayrıca "fiyat hareketlerini etkileyen bir suru değişken"in de incelenmesi gerektigini belirtiyor. Wav dedim ekonomixden iyi bir yazı geliyor oyleyse, bakalım bizde işin gerceğini öğrenelim balon mu oyuncak mı....

analizine şöyle başlıyor ekonomix "Bir de komedi gibi ayni grafigin icerisine IMKB endeksini de koymus. Onun hareketinin de digerleriyle korrelasyonu pozitif. Ama dikkatli bakarsaniz 2005'e kadar IMKB digerlerinden cok daha fazla yukselirken sonrasinda daha az yukseliyor. Bu da AKP hukumetinin (ve Kemal Dervis/IMF'nin) once basarili oldugunu ama son 3-4 yildir da (ozellikle IMF isi savsaklamaya basladiktan ve daha sonra toptan gittikten sonra) basarisiz oldugunu gozler onune seriyor. AKP 2-3 sene daha 60 milyar TL'lik butce aciklariyla devam etsin bakalim o zaman ortada pozitif mi negatif mi korrelasyon olacak goruruz."

1.si madem komedi, neden bu derece zorlama bir yorum yapıyorsun. IMKB nin petrolden, altından falan daha fazla yükselmesi ile (ki burada biri TL biri Dolar uzerinden) AKP/IMF/Derviş basarısı arasında nasıl böyle bir ilişki kuruyorsun. Ayrıca diyelimki bir ilişki kurdun, ben de dikkatlice bakıyorum ama 2005 sonrası IMKB nin digerlerinden daha az yükseldiğini görmüyorum. Bir baska noktada sen komedi dedin ama adam "(uluslararası çerçeve için İMKB yerine Dow Jones Industrial Average endeksini koyabilirsiniz)" diyerek aslında gayet olayın farkında oldugunu da gösteriyor.

ikinci nokta, emtia fiyatları ile dolar kuru arasındaki ilişki ile ilgili vurgusu. adam yazısında söyle demiş zaten "Son günlerde artık düzeltmelerin de azaldığını ve şişirilme eyleminin arttığını gözlüyorum. Bunda dolardaki değer kaybının da önemli etkisi var." e yani senin dediğini diyor zaten. Ha birde diyelim ki dolar kuru ve emtia arasında ciddi bir ilişki var, seninde dediğin gibi 1 euro 2002 basında 0.9 şimdi de 1.5 olsun. bu emtia fiyatlarındaki 2005-2008 dönemindeki 3-4 katlık artışları açıklar mı? Burada sadece doların deger kaybı değil, ondan cok daha önemli olarak FED önderliğinde uygulanan düşük faiz politikasının tum dunyada yarattığı bol likitide ve bunun birleştiği türev aracların kısa surede tarihte hic görülmemiş biçimde artması yatıyor. Ve kur değişimi ne yazıkki balonun havasını almaya yetmiyor.

ayrıca dogru çinin fiyatlar uzerinde onemli bir belirleyici gucu var, fakat grafikteki artışı yada azalışı Çin faktörüne bağlamak olayı cok basitleştirmiyor mu sence de. Dunya ekonomisinin normale doneceği beklentisi ve cin faktoru borsayı eski seviyelerine taşıyor, emtia fiyatları hicbirsey olmamıs gibi alıp başlarını gitmeye başlıyorsa ben fiyatı belirleyen değişim aracının kullanım mekanizmasını sorgulamaya baslarım. olayı sadece reel uretim artacak zaten e baglamam.

"Istahim kabardi, ben de cocuk oyuncaklari kullanarak piyasalari aciklayacagim" diyerek küresel likidite ve risk iştahını işin icine kattığında benim 2. noktada belirttiğim noktaya donuyor iş. Evet emtia fiyatlarının altyapısında iki temel hareket var birincisi ekonomilerin 2002-2008 doneminde gösterdiği buyume performansı ama bugunki krizi de doguran yukarıda belirttiğimiz nominal mekanizmayı göz ardı etmemek gerekiyor.

Ayrıca iddia olayı da komik. "Iki senenin balonun patlamasi icin yeterli bir sure olacagini dusunuyorum" ee balon patlarsa dolar 80 in altına duser sende bana 1000 lira ver. Ekonomix kahin misin nerden biliyorsun iki senenin yeterli oldugunu ya 2 sene değilde 2 sene 1 gun sonra balon patlarsa ne olacak. biliyorsun daha once 2002 doneminde şişirilmeye başlayan balon gayet iyi 2005-2008 doneminde ilerledi.

Not: Eğilmez'in grafiğinde petrol yanlış çizilmiş galiba petrol fiyatları kriz öncesini geçti de benim mi haberim yok.
Read More!

Mahfi Eğilmez'e Meydan Okuyorum

Bu blogda teknik analizcilerle cok dalga gectik. Teknik analizciler gecmisteki fiyat hareketlerine bakarak gelecekteki fiyat hareketlerini tahmin etmeye calisan samanlikta igne arayan yaratiklardir.

Teknik analizin diger bir turu ise Mahfi Egilmez'in yaptigi gibi bir grafik cizip "aha bak balon olusuyor" seklindeki yaklasimlardir. Fiyat hareketlerini aciklayan bir suru faktor var ama sen bunlara ne olmus inceleme geregi duymadan sadece gecmisteki fiyatlara bakarak gelecegi tahmin edeceksin. Veri toplamama ve analiz yapmama tembelliginin adi "teknik analiz" oldu.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Mahfi Eğilmez yazisinda su laflari etmis:

"Burada grafiğin gösteremediği bir hususu vurgulamakta yarar var. 2009 yılı başından beri bu endeksi günlük olarak izliyorum ve bazen peş peşe yaşanan hızlı çıkışlardan sonra bir süreliğine düzeltmeler yaşandığını, yani borsa deyimiyle kâr realizasyonları gerçekleştiğini gözlüyorum. Bu düzeltmeler 2008 yılında yaşanan şişmeden farklı olarak bu sefer zaman zaman balonun havasının alınıp yeniden şişirildiğini anlatıyor bana. Böyle olunca balonun esnekliği ve dolayısıyla dayanıklılığı biraz daha artar. Ama şişirilmeye devam ederse sonunda patlar."

Kusura bakmasin ama soylediklerinin bilimle falan bir alakasi yok, tek alakasi oldugu sey cocuklarin oynadigi bildigimiz balon oyuncagı.

Bir de komedi gibi ayni grafigin icerisine IMKB endeksini de koymus. Onun hareketinin de digerleriyle korrelasyonu pozitif. Ama dikkatli bakarsaniz 2005'e kadar IMKB digerlerinden cok daha fazla yukselirken sonrasinda daha az yukseliyor. Bu da AKP hukumetinin (ve Kemal Dervis/IMF'nin) once basarili oldugunu ama son 3-4 yildir da (ozellikle IMF isi savsaklamaya basladiktan ve daha sonra toptan gittikten sonra) basarisiz oldugunu gozler onune seriyor. AKP 2-3 sene daha 60 milyar TL'lik butce aciklariyla devam etsin bakalim o zaman ortada pozitif mi negatif mi korrelasyon olacak goruruz.

Adam gibi analiz yapacak olursak emtia fiyatlarini etkileyen onemli faktorlerden bir tanesinin dolar kuru oldugunu soyleyebiliriz. Yanlis hatirlamiyorsam grafigin basladigi 2002 yilinda 1 euro 0,9 dolara esitti. Bugun 1,5. Krizin zirve yaptigi bu senenin basinda ise 1 euro 1,25 dolar idi. Yani dolar deger kazandikca emtia fiyatlari dusuyor, dolar deger kaybettikce emtia fiyatlari yukseliyor. Dolar kurunun gelecekte ne yapacagini grafiklere bakarak tahmin edemeyecegimizi bilimsel olarak biliyoruz. O yuzden Mahfi babanin "grafikte bir balon" seklindeki uzun havasi aslinda bos bir batil inanctan ibaretmis.

Ikinci faktore "Cin isi Japon isi bunu bilen iki kisi" faktoru de diyebiliriz. Cin ekonomisi %10 hizinda buyudukce bu ekonomiyi besleyecek hammaddelerin bir yerlerden gelmesi gerekiyor. Biz bunlara maden veya kuyu diyoruz. Bu madenleri bulmasi, acmasi, isletmesi oyle kolay degil. Arz esnek olmadigi icin talepteki oynamalar fiyatlari belirleyen faktor oluyor. Gecen senenin sonunda dunya ekonomisinin cok buyuk hizlarda kuculmesine sahit olduk ve talep de bicak gibi kesildi. Talep kesilince fiyatlar da haliyle dustu. Simdi dunya ekonomisinin normale donecegi tahmin ediliyor, o yuzden de talep cikti, haliyle fiyatlar da cikti. Ben Cin'in bu konudaki talebinin azalacagini dusunmuyorum. Yani kisa vadede talepte bir cokus beklemiyorum ama uzun vadede esnek olmayan arz esneklesecek ve piyasaya bakir ve diger madenlerden verecektir. O zaman da fiyatlar dengeye gelecektir. Dikkat ederseniz hic balon, firildak, cingirak gibi cocuk oyuncaklarindan bahsetmedim bu analizi yaparken.

Istahim kabardi, ben de cocuk oyuncaklari kullanarak piyasalari aciklayacagim. Emtia fiyatlarini aciklayan ucuncu faktore ben balon degil fırıldak diyecegim. Kuresel likidite ve risk istahı fırıldak gibi bir o tarafa bir bu tarafa donerek herkesi yaniltiyor. Mahfi Egilmez'i de yaniltmis. Piyasalarda bu fırıldaklık olmasaydı grafikte 2008 yilinda gordugumuz V sekli de olmayacakti. Yani grafik bir sey soyluyorsa (ki ancak yukarida bahsettigimiz analizi yaptiktan sonra bunu soyleyebiliriz) o da emtia fiyatlarinin yukari trende sahip oldugunu soyluyor. Arz ne zaman artan talebe yetisirse o zaman bu trendin sonu gelir.

Balonun patlayacagı tahmininde bulunan Mahfi Egilmez'e kendine guveniyorsa bizimle bir iddiaya girmesini teklif ediyoruz. Konumuz petrol olacak. Iki senenin balonun patlamasi icin yeterli bir sure olacagini dusunuyorum. Bugun petrol fiyatlari 80 dolarin altinda. Iddiamiz su: Iki sene sonra bugun petrol fiyatlari 80 dolarin altinda cikarsa ben ona 1000 TL vereyim. Yok eger iki sene sonra petrol fiyatlari 80 dolarin uzerinde cikarsa o bana 1000 TL versin. Dedigi gibi balon patlarsa grafige koydugu petrolun de dusmesi lazim. Oyle gazete koselerinden palavra sıkmak kolay, yazdıklarına guveniyorsa parasını koysun ortaya ak koyun kara koyun belli olsun.

Not: Bu arada Mahfi Eğilmez acık acık balon patlayacaktir demiyor ve kendine bir miktar acık kapı bırakıyor ama yemezler. Ya hic "balonlara dikkat" diye baslık atıp yazı yazmayacaksın, ya da yazdıysan "balon" yaftasının arkasında duracaksın. Biz yukarıya Litmus testimizi koyduk, bakalım testin sonunda kagıdın rengi kırmızı mı cıkacak yoksa mavi mi? Read More!

Mahfi Eğilmez ne diyor?

Ekonomix tatile gider ayak ilginc(!) yorumlarda bulunmuş, şu anda zamanım olmadığından buyume-siyaset eksenindeki yazılarına cevap yazamıyorum ama en hafifinden bilimsel düşünen birinin kendini her hangi birşeyin "anti"si olarak takdim etmesi hos değil gercekten.
gözüme çarpan biseyden bahsedeceğim bugun, sonra ilk fırsatta "buyume, kriz ve sacmalıklar" konusunda bir yazı yazacagim. Neyse konumuz şu: Mahfi Eğilmez, bugunkü yazısında şöyle diyor "Bu küçülmenin (% 13.8'lik sanayi üretimi dususunden bahsediyor) hükümeti IMF ile anlaşmaya oldukça yaklaştırdığını düşünüyorum. Bunu yalnızca ben düşünmüyorum, küçülmenin yüzde 13.8, işsizliğin yüzde 16 olduğu bir ekonomide borsa coştuğuna, faiz düştüğüne göre herkes böyle düşünüyor".
buna benzer bir haberde aksamda var: "Beklenenden büyük küçülmeye karşın Türk lirasının dolara karşı yüzde 0.5 değer kazanması ise haberde, yatırımcıların yeni bir stand-by anlaşması beklentisine bağlandı.Wall Street Journal’daki haberde, Royal Bank of Scotland yükselen piyasaları baş analisti Timothy Ash’in değerlendirmesi de aktarıldı. Ash, büyümedeki büyük küçülmenin, hükümeti “reel ekonomideki daralmanın büyüklüğü konusunda IMF’nin projeksiyonlarına yaklaşmasına neden olacağını ve IMF ile anlaşma yapılacağı umudunu artıracağı”nı söyledi."

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Bilgisayar Nedir
Mahfi hoca "Herkes" demiş ama "ben" öyle düşünmüyorum. Bakın İktisattaki (iktisat nedir) temel kural arz-talep kuralıdır. borsadaki yukselmenin veya TLnin deger kazanmasının IMF ile (başrole konacak derecede, hele bu kadar zaman gecikmesinden sonra) bir alakası yoktur. sadece bazı insanları IMF le imzalıycaz falan diyip salakları bu ralliye katmaya calısıyorlar. Her neyse bunun temel nedeni USA'in Dolar ustunde oldurucu bir oyun oynamasıdır. Doların arzındaki artış dünya borsalarına bir peak yasatıyor ve TR gibi paraların da degerlenmesine neden oluyor. Burada sonuc onemli, USA in bu taktigi kısa zamanda başlarında batlayabilir, dolar dünya para birimi olma özelliğini kaybedebilir ve Doların ciddi anlamda deger kaybını asıl o zaman gorebiliriz. İşte bu surecte ilginc bir bicimde TRde ve benzer ulkelerde hem borsalar gerilerken hemde yerli paranın deger kazanmasına şahit olabiliriz. Yani diğer bir deyişle TR/$ 1.40-45'lere gelirken, borsada 26-27000'lere dogru gerileyebilir. Dünya istediği kadar gelişsin sonucta "money is a veil" !
Read More!

ABD'ye yetişmek için % 27.19 Küçülmemiz Gerekiyor!

Evet gerçekten, Dünya ve Türkiye zor günler geçiriyor. En son Ocak ayı Sanayi üretiminin geçen yılın aynı ayına göre % 21.3 küçüldüğünü öğrendiğimde de canım bir hayli sıkıldı. Çünkü ülke üretiminin 5’de 1’ine denk geliyordu bu rakam ve Türkiye için rekor bir küçülmeydi.

Bununla birlikte, medyada gördüğüm bir yaklaşım, bende soru işaretleri doğmasına neden oldu. Bu yaklaşımın tipik örneğini Mahfi Eğilmez bugünkü yazısında ortaya koydu : “Ocak ayı verileriyle birlikte son altı ayın ortalama sanayi üretimi gerilemesi yüzde 11, imalat sanayi üretimi gerilemesi yüzde 12.9 olmuş. Küresel krizin asıl çıkış yeri olarak kabul edilen ABD’de son altı ayda sanayi üretimi gerilemesi aylık ortalaması yüzde 1.7, imalat sanayi gerilemesi ise yüzde 2 olarak gerçekleşmiş. Yani bu verilere bakınca bizdeki sanayi üretimi gerilemesinin ABD’dekinden 6.5 misli büyük olduğu ortaya çıkıyor.” diyor Eğilmez, yani ABD’ye göre biz 6.5 kat fazla küçülmüşüz. Suçlu da onlarken, biz bu kadar daraldıysak en büyük suçlu iş bilmez, paket açıklamaz hükümet! Noktasına varıyor eleştiriler.


üstüne bir de Hurriyette şu haberi gordum. CHP lideri Deniz Baykal gazetecilerle ekonomik kriz üzerine basın toplantısı düzenliyor. Baykal, toplantının başında hurriyet.com.tr'nin manşetine taşıdığı 'Çöküş Tablosu'nun çıktısını alarak bilgileri tek tek okudu. İktidara hurriyet.com.tr'nin tablosuyla yüklendi.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

Gerçekten de vahim bir tablo. Ama benim bu açıklamalara karşı bazı itiraz noktalarım var. Öncelikle, ABD ekonomisiyle TR ekonomisini birebir kardeşim 6.5 kat kotüyüz diye karşılaştırmak yanlış. Bir kere iki ekonominin büyüme yapısı farklı. Aşağıdaki grafik, 1990’dan 2009 Ocak ayına kadar ABD ve TR deki gecen yılın aynı ayına göre hesaplanmış Sanayi üretimi büyüme oranlarını veriyor. Bizim ne kadar dalgalı ve istikrarsız büyüdüğümüz açık beyan ortada. Bizim daralmalarımızda, genişlemelerimizde ABD nin çok üstünde gerçekleşiyor. ABD, 1990’dan günümüze en büyük daralmasını % - 9,72 ile 2009 Ocakta görüyor. Bizim için de aynısı geçerli, % 21,3’lük daralmamız 1990dan bugune en kötü performansımız : ( peki en iyiler de durum ne, ABD’de en iyi % 9,31, TRde % 24.13. Ortalama büyümelerimiz ise, ABD için % 2.44 ve TR için % 4.5. İkinci nokta, bizdeki kayıtdışılık. Bu başlıbaşına bir konu o yuzden buraya hiç bulaşmıyorum. Peki kardeşim hangimizin performansı daha kötü! Ben şöyle düşündüm. Her iki ülkenin büyüme serilerini standart normal dağılıma çevirirsem. ABD’nin % 2.44 ve TRnin % 4.5’lik ortalama büyümelerini “0” a çekmiş olurum. Daha sonrada bu “0” etrafındaki büyümelerine (standart normal dağılıma uydurulmuş) bakarım ve iki ülkeyi karşılaştırmış olurum. (diye dusundum, belki de full yanlıştır, istatistiği kuvvetli olanların katkısını bekliyorum bu konuda).

Her iki ülkenin 2009 Ocak ayı büyüme oranları : ABD: -9.73 TR: -21.31
1990:01-2009:01 Ortalama büyümeleri : ABD: 2.44 TR: 4.51
Standart Sapması : ABD: 3.18 TR: 8.29
Standartlaştırılmış 2009 Ocak ayı büyüme oranları : ABD: -3.82 TR: -3.11Şu durumda, Türkiye’nin ABD’nin -3,82’lik standartlaştırılmış küçülme rakamına ulaşması için % 27.19 küçülmesi gerekiyor! Ne Dersiniz?
Read More!

Turkiye Farkli Bir Ulke mi?

Mahfi Egilmez'in bugunku yazisi:

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği AKP’yi kapatmama kararı ekonomi üzerinde doping etkisi yarattı.İlginç olan şu: Eğer AKP aleyhinde böyle bir dava hiç açılmamış olsaydı ekonomik göstergeler bugün geldiğimiz noktada olduğu kadar iyi olmayacaktı. Dava önce aşırı karamsar bir ortam yarattı. Ekonomideki gidiş bu dava olmasaydı bu kadar karamsar bir havayı hak etmiyordu. Karar AKP’nin kapatılmaması yönünde çıkınca bu kez aşırı iyimser bir hava yaratıldı. Oysa ekonomideki gidiş bu kadar iyimser bir havayı da hak etmiyor. Türkiye, dünyanın hiçbir ülkesine benzemiyor. Bazen Latin ülkelerini, bazen Ortadoğu ülkelerini, bazen Avrupa ülkelerini hatta bazen Uzakdoğu ülkelerini andıran bir hava oluşsa bile Türkiye bunların hepsinden farklı, değişik, ilginç bir ülke. Kendi sorunlarını kendisi yaratıyor, bazen bunları IMF desteğiyle bazen de kendi başına çözüyor.

Ben de bu yaziya su sekilde bir yorum biraktim.

Ekonomik göstergeler sepetinden kastettiğiniz borsa, faiz, ve dolar olsa gerek. Bunların aşırı oynaklık göstermesinin sebebi Türkiye'nin "farklı, değişik, ilginç bir ülke" olması değil, Türkiye piyasalarının sığ, yatırımcılarının kısa vadeli ve analiz yeteneğine sahip olmayan kişilerden oluşmuş olmasıdır. Ekonominin kuralları dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de geçerlidir.

Yazının en güzel tespiti ise: "Dava önce aşırı karamsar bir ortam yarattı. Ekonomideki gidiş bu dava olmasaydı bu kadar karamsar bir havayı hak etmiyordu. Karar AKP’nin kapatılmaması yönünde çıkınca bu kez aşırı iyimser bir hava yaratıldı. Oysa ekonomideki gidiş bu kadar iyimser bir havayı da hak etmiyor."

Ekonomix
Ekonomi Turk
Read More!

Spekulatif Mahfi Eğilmez: Kurlar ne zaman patlar?

Zamanında bürokrasinin basamaklarını tırmanıp Ankara'da üst noktalara gelen kişilerin kariyer çizgisi genelde İstanbul'a da uğrar. Çoğunlukla da müsteşar eskilerinin, bürokrat emeklilerinin, İstanbul'daki ilk durağı (nedense) Doğan grubunun gazetelerinden birinde köşe kapmak olur. Nadiren farklı örnekler ortaya çıksa da genel eğilim böyle.

Tabi Doğan'ın elinde gazete çok, başarısız olanlar Referans gazetesine mahkum olurken sıfatları kocaman olanlar Milliyet ve Hürriyet gibi amiral gemilere yerleşirler. Burada çizgi genelde küçükten büyüğe olmak üzere Referans - Radikal - Vatan - Milliyet - Hürriyet şeklinde oluyor. Tabi Damat Ferit gibi nereden geldiği belli olmayanlar joker statüsünde ve parlatılacaklar listesinin en tepesinde yer alırlar. Pardon, Damat Yiğit diyecektim.

Bu arada yanlış anlaşılmasın, bürokrat eskisi yazarlarının hepsi kötüdür demek istemiyoruz. Genelde Uğur Gürses, Fatih Özatay, Ercan Kumcu, Güven Sak gibi Merkez Bankası çıkışlılar daha isabetli yazılar yazarken Yaman Törüner gibi istisnalar da yer alabiliyor. Hazine ve planlama (DPT) çıkışlılar ise Güngör Uras başta olmak üzere vahim durumdalar. Güngör Uras "fiyatlar mutlaka enflasyonla artmaz", "cari açık=döviz açığı" gibi özdeyişlerin sahibi. Tabi daha vahim örnekler de var. Yiğit Bulut, mesela , çan eğrisinin tepesinde zenginlerin oturduğunu sanıyor. Diğer yandan akademi kökenli, bürokrasiye bulaşmamış Asaf Savaş Akat, Mehmet Altan, Eser Karakaş, Deniz Gökçe gibi yazarlar ise genelde daha istikrarlı bir çizgi sergiliyorlar.

Bizim bugünkü konumuz ise bürokrat eskilerinden Mahfi Eğilmez. Bir süredir Mahfi Eğilmez'e bir yazı borcumuz vardı. Hesabı denkleştirelim.

Bir ekonomistin asla yapmayacağı şey tarih vererek kur tahmini yapmaktır. Normalde kurların aşağı mı yoksa yukarı mı gideceğini her 10 tahminden 6'sında tutturabilen birisinin kur piyasasını hallaç pamuğu gibi atmasını beklersiniz. (Bir maymunun tahmin başarılı ortalaması 10'da 5'tir.)

Mahfi Eğilmez 2005-2006 döneminde kendini rüzgara kaptırıp 1 dolar = 1 YTL gibi bir tahminde bulunmuştu. Haziran 2006'da dolar kuru 1.7 YTL seviyesine çıkınca bu tahmin de komik kalmıştı. Mahfi Eğilmez sonradan "Kriz olmazsa ve içeride de siyasal sorun çıkmazsa yıl sonuna kadar 1 dolar 1 YTL olur demiştim" diye bir düzeltme yapmıştı ama bu açıklama da "Halamın şeyi olsa amcam olurdu"dan farklı değil.

Mahfi Eğilmez uslanmamış olacak ki bir süre önce (14 Şubat 2008) "YTL değer kaybeder" başlıklı yazısında şöyle yazdı:
"... Bunun sonucunda benim tahminim YTL'deki değer kaybının ciddi bir aşamaya ulaşması noktasına bahar aylarında gelineceği yolundadır. Sonrası için şimdiden bir şey söylemek ve bir tahmin yapmak mümkün değil."

Ben de "İyi haberler" başlıklı yazımda şunu yazmıştım:

"Mahfi Eğilmez de "YTL değer kaybeder" başlıklı yazısında "Bunun sonucunda benim tahminim YTL'deki değer kaybının ciddi bir aşamaya ulaşması noktasına bahar aylarında gelineceği yolundadır" diyerek bir ekonomistin asla almayacağı bir risk almış (Tarih vererek kur seviyesi tahmini). Hoş, seviye belirtmemiş ama YTL'de ciddi değer kaybı demiş. Bu ifadeden şu ana kadar yaşanan dalgalanmalardan daha farklı bir kayıp beklediği yorumunu yapıyoruz. Bahara şunun şurasında iki ay kaldı. Tabi 2008 baharı da dememiş ordan da kaçış yolu var ama bahar aylarında kendisini tekrar ziyaret ederiz."

Mahfi Eğilmez yazısını yazdığında dolar kuru 1.20 YTL seviyesinde iken Mayıs ayının sonunda 1.22 YTL seviyesinde imiş. Arada 18 Nisan tarihinde 1.33 seviyesine kadar yükselmiş. Yani baharın ilk yarısında YTL değer kaybederken, ikinci yarısında değer kazanmış. Mahfi Eğilmez'e yine de hak vermek gerek, bir miktar değer kaybı yaşanmış.

Ancak bu değer kaybının "ciddi" olup olmadığı konusu biraz şüpheli. Aşağıdaki grafik son iki senenin USD/YTL grafiği.


Gerek TV programlarından gerekse yazdığı yazılardan Mahfi Eğilmez'in uzun süredir dev bir global kriz beklediğini biliyoruz. Mahfi Eğilmez YTL'nin değerinde ciddi kayıp beklediğinde bunun daha önceki dalgalanmalardan farklı olacağını anladığımızı yazmıştık. Ama grafik bize daha önceki zıplamalara göre daha düşük şiddette bir dalgalanma olduğunu söylüyor. Dolar kuru bugün bir sene önceki seviyenin de altında.

Daha önemli nokta ise Mahfi Eğilmez'in kendini rüzgara kaptırarak tahminler yapıyor olması. 14 Ocak-12 Şubat 2008 tarihleri arasında zaten dolar kuru 1.15 seviyesinden 1.23 seviyesine yükselmişti. Daha önceki dönemde kendini rüzgara kaptırarak yaptığı 1 dolar=1 YTL tahmini de benzer şekilde çuvallamıştı.

Kıssadan hisse: Siz siz olun döviz kuru konusunda tahmin yapan kimseye güvenmeyin.

Yatırımcıya tavsiye: Geliriniz ya da gideriniz döviz cinsinden değilse döviz piyasasından uzak durun, piyasayı sağmaya kalkmayın. Read More!

Ekonominin Genel Gorunumu

Once ABD ekonomisinin genel gorunumunu irdeleyen Mahfi Egilmez'in yazisina yer verecektim ama bir tarafindan uydurdugu rakamlari tabloya koydugunu farkedince vazgectim. Bugunku yazisina bakarsaniz 2008 yilinda ABD'nin dis ticaret aciginin $700 milyardan $58 milyara dusecegini yumurtlamis!!

O yuzden Mahfi Egilmez'i gectik, Fatih Ozatay'in yazisini on plana cikaralim dedik. Adam gayet guzel ozetlemis mevcut durumu:

Yeni bir programa gereksinmemiz var. Mevcut program miadını doldurdu. Yeni programda eskisinde olduğu gibi istikrarı sağlayıcı önlemler mutlaka olmalı. Ama bu yetmez. Bizi yukarıya sıçratacak ikinci kuşak reformlar bu programın asıl itici gücü olmalı.
Şimdi ortada böyle bir program yok. Olmayınca da mevcut durumdan bir adım ileriye gitme şansımız yok. Mevcut durumda ise, son yıllardaki en düşük büyüme hızı, artma eğilimi gösteren işsizlik, hedefin çok üzerinde bir enflasyon ve yine artma eğilimindeki faizler var.
Ama durun: Mevcut durumu mumla aramamız tehlikesi var kapıda. Zira doludizgin siyasi bir kavgaya doğru gidiyoruz. Şu risk giderek artıyor: Çok daha az yatırım, daha yüksek işsizlik oranı, daha düşük büyüme hızı, daha yüksek faiz ve düşmeyen enflasyon.
Şimdi başlangıçtaki varsayımı kaldırın ortadan. Yurtdışındaki mevcut depremin belirsiz bir süre daha devam ettiğini düşünün. Bu durumda, az önce saydığım temel makroekonomik göstergelerin daha da olumsuz yönde gelişeceği açık.
Bitmedi, yurtdışındaki depremin güçlenip başka ülkelere de yayılacağı bir başka senaryo hayal edin. AB mali sisteminde de karışıklıklar olacağını varsayın. Kabul edersiniz ki olasılığı düşük değil bu riskin. Şirketler kesimimizin döviz cinsinden son derece borçlu olduğunu da hatırlayın...
Bu gidişat 'hayırlara vesile mi' sizce?

Yoruma gerek yok.

Eeee, belki de var. Ozellikle secimlerden sonra hem hukumeti hem de hukumetin dumen suyuna giden Merkez Bankasini ciddi bicimde elestirdim. Ben oyle diger yazarlar gibi silme iyimser veya silme kotumser biri de degilim. 2007'nin basina kadar hem AKP'yi hem de Merkez Bankasini destekliyordum, o yuzden elestirilerimin degeri daha fazla. Simdi icinde bulundugumuz durum maalesef yine beni hakli cikardi. Isin icerisine bir de politik hokkabazliklar girdi, keske Mehmet Simsek'in yerine beni ekonomi bakani yapsalardi. Ben evden bilgisayar uzerinden ekonomiyi daha kotu yonetmezdim, hatta hic bir sey yapmazdim, isler simdiki gibi olurdu...
Read More!

Ekonomiden iyi haberler

Türbandı, Ergenekondu, Doğan medya grubu derken ekonomiyi unuttuk. Bari kısa bir özet yapalım. Son günlerde ekonomiden olumlu haberler gelmeye başladı.

1. Bu hükümerin açık ara en başarılı bakanı Kemal Unakıtan. Şaka değil GSYH'nın yüzde 15'i civarında teslim aldığı bütçe açığını yüzde 1'li seviyelere kadar indirdi. 2007'de bütçe disiplini biraz seçim sosuna batırıldı ama Ocak ayı rakamları gayet iyi gözüküyor. Geçen yıl Ocak ayında bütçe açığı 6.1 milyar YTL iken bu sene 0.5 milyar YTL'ye inmiş. Ben kötüye gidişin ilk işaretini geçen yıl bu zamanlar bütçe rakamlarından almıştım. Dileyelim bütçe performansı önümüzdeki aylarda da Ocak ayındaki gibi devam etsin ama benim kriz beklentim suya düşsün.


Bu arada eski günlerden alışkanlıkla herkes faiz dışı fazla rakamı üzerine odaklanıyor. Bütçe açığının yüzde 10-15 olduğu dönemde faiz dışı fazla rakamı bence anlamlıydı ama bence artık faiz dışı fazla rakamının bir esprisi kalmadı. Bence önemli olan bütçe açığının ne olduğu ve harcamalarda artış olup olmadığı. Şahsen harcamaların ciddi bir şekilde azaltıldığı bütçeyi denk bütçeye tercih ederim.

Son olarak Bütçe konusunda gazete haberleri ve köşe kadılarının yorumları saçma sapan ayrıntılarla dolu ama önemli olan ayrıntılar es geçiliyor. Size tavsiyem bütçe rakamlarını yerinde incelemeniz. Muhasebat genel müdürlüğü verileri geçen yıllarla kıyaslama da yapabileceğiniz şekilde yayınlıyor.

Ha bir de, seçim döneminde ayın 25'i gelmişken hala açıklanmayan bütçe rakamları bu kez ayın 11'inde açıklandı. Bu da Unakıtan kurnazlığı olsa gerek...

2. Cari açık rakamı rekor kırarak 38 milyar dolara ulaştı. Bunun neresi iyi haber demeyin. Adında "açık" geçer ama cari açık rakamı yabancıların Türkiye'de ne kadar yatırım yaptığını gösterir. Yani sınırları kapatıp dışarıdan para gelmesini yasaklasak 2007'de bu ülkede 38 milyar dolar daha az yatırım yapılacaktı. Türkiye'nin yatırıma bu kadar ihtiyacı varken cari fazla vermemiz kadar saçma bir durum olamazdı. Zaten içeride yatırım ihtiyacı devasa boyutlarda olan bir ülkenin cari fazla vermesi salaklıktır.

Bu arada "Profösör Doktor" Güngör Uras'ı da anmadan geçmeyelim. İkide bir tekerleme gibi tekrar ettiği "cari açık=döviz açığı" saçmalığı var ya... 2007'de cari açık 38 milyar dolar olurken Merkez Bankası'nın döviz rezervleri 8 milyar dolar artmış. Bir de anlasam döviz açığı varsa bu 8 milyar dolar nasıl artmış....

Verileri yerinde incelemek isteyenler için bu veri Merkez Bankası'nın sitesinde Süreli Yayınlar bölümünde aylık olarak açıklanıyor.

3. Migros İngilizlere satıldı. Küreselleşme harika bir şey. 50 sene önce "İngilizler gelip sana hizmet edecek" deseler kimse inanmazdı. Ama oluyor işte, şaşırmak değil sevinmek lazım. Elin oğlu tasarruf yapıyor, sonra geliyor tasarruflarını bizim emrimize veriyor. Tabi hasbiden milliyetçi iseniz "ülkenin zenginlikleri zındıklara peşkeş çekiliyor" nutukları da atabilirsiniz. Harbiden milliyetçi iseniz sizi oyun sahasında görmek isteriz. Bir de hep kafamı kurcalar, bu nutuk atan köşe kadıları nedense yabancı marka lüks otoları tercih ediyor. Özelleştirme ve özel sektör karşıtı komünist hocalarımızın (örn:Erinç Yeldan) özel üniversitede, yabancı banka düşmanı ulusalcılarımızın (örn: Yiğit Bulut) yabancı bankada çalışması da benzer bir zıtlık ama vardır bir sebebi.

Migros'u da İngilizler aldığına göre, Demek ki artık paralarımızı Yunan Yorgo'ya değil, İngiliz Tony'ye göndereceğiz. Benim payım helal ü hoş olsun. Haberlere göre satış fiyatı piyasa değerinin yüzde 10 fazla fiyata satılmış. Doğan medyasından "nassı kazıkladık ama!" şeklinde bir manşet beklerdik.

4. Ocak ayı enflasyon rakamları beklenenin altında geldi. Bu çok müthiş bir haber değil ama yine de idare eder. Ama hükümet bütçe musluğunu kapatırken Merkez Bankası da para musluğunu kapasa fena olmaz. Ben yüzde 4 hedefinin tutmasını beklemiyorum. Zaten Durmuş Yılmaz ve ekibinin icat ettiği "para basarak enflasyonla mücadele yöntemi"nden de hedefi tutturmasını beklemek büyük eşeklik olur. Yüzde 6'ya çekseler başarılı sayacağım.

5. Yiğit Bulut "Tehlike çok büyük!" diyerek çok kötü şeyler olacağını müjdelemiş. Bundan güzel haber mi olur?

6. Mahfi Eğilmez de "YTL değer kaybeder" başlıklı yazısında "Bunun sonucunda benim tahminim YTL'deki değer kaybının ciddi bir aşamaya ulaşması noktasına bahar aylarında gelineceği yolundadır" diyerek bir ekonomistin asla almayacağı bir risk almış (Tarih vererek kur seviyesi tahmini). Hoş, seviye belirtmemiş ama YTL'de ciddi değer kaybı demiş. Bu ifadeden şu ana kadar yaşanan dalgalanmalardan daha farklı bir kayıp beklediği yorumunu yapıyoruz. Bahara şunun şurasında iki ay kaldı. Tabi 2008 baharı da dememiş ordan da kaçış yolu var ama bahar aylarında kendisini tekrar ziyaret ederiz.

Yani, iyi şeyler de oluyor memlekette. Enseyi karartmamak lazım.
Read More!

Essegin Kulagina Su Kacirmak

Ingilizcede pundit diye bir kavram vardir, televizyonda cesitli konularda "uzman" gorusu bildiren kisiler icin kullanilir. Bu kisiler uzman kilifi altinda kendi politik, yanli goruslerini halka yutturmaya calisirlar. Zaten oyle gercek anlamda bir uzmanliklari da yoktur, en buyuk becerileri ilgi cekici olmalaridir.

Televizyonlarda ilgi cekici olabilmek icin de gerceklerden ziyade hayalleri on plana cikarmak gerekir. O yuzden "batiyoruz, derin kriz cikacak" diyen kisiler daha on plana cikiyor. Ne demek istedigimi bir ornekle aciklayayim.

Mahfi Egilmez bugunku yazisini su sozlerle bitiriyor: "ABD'nin 30 yıl önce çökmesi de ciddi bir kriz yaratırdı dünyada ama bugün çökmesi krizden çok öteye götürür dünyayı. Yani bundan 30 yıl önce geçerli olan sloganlar artık geçerli değil. Artık iki gemi yok. Herkes aynı gemide. Karşımızda yeni bir dünya olduğunu anlayamazsak dolar, değersiz bir kağıt parçası haline gelince geri kalan pek çok şeyin de değersiz hale geleceğini anlayamayız."

Yuuuuuh yani!! Sanki su an Amerika 1930'li yillardaki gibi bir buhranin esiginde de, Amerikan dolari degersiz bir kagit parcasi haline gelmek uzereymis gibi bir hava yaratiyor. Yazisi baska sacmalarla da dolu. Mesela Fed'in bundan sonra faizleri indiremeyecegi gibi bir sacma ifade kullanmis, sanki bundan 4 sene once nominal faizlerin %1, reel faizlerin negatif oldugunu "hic" bilmiyormus gibi.

Butun bunlari da yapan Yigit Bulut gibi bir pundit de degil, devletin cesitli kademelerinde calismis "saygin" bir burokrat ve uzman. Devam edin beyler, devam edin. Nasilsa vatandas dogruyla yanlisin farkini bilmiyor!!
Read More!

Nakde dönelim ama hangisine ?

Mahfi Eğilmez 'hayat zorlaştı 'nakde dönün' tavsiyesi yapıyor. Son günlerin modası da bu tavsiye. Ama bize ne önerildiğini anlamakta zorlanıyorum doğrusu. Dolar al, Euro al, kendini kurtar demeye mi getiriyorlar ? Çünkü bizim gibi azgelişmiş kategorisine sokulan ülkelerde, nakit asla o ülkenin para birimi değildir. İşlerin kötüye gitme ihtimali varsa derhal yabancı paraya geçilir. Likit kalmanın anlamı budur.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Fakat eğer bu uzmanlar akıl vermekten çok haber vermek gibi bir şeylere niyetlenmişlerse, şu anda tedirgin yatırımcının yaptığı Borsa'da satıp TL'de durmak. Daha önce sizlere defalarca önerdiğim yöntemi uyguluyorlar; faizlerin yükselme ihtimali ortaya çıktığında likit pozisyonlara kayıyorlar. Birkaç 'ne yaptığını bilmez şuursuz' hariç dövize kapılanma hatasına düşmüyorlar. Buna karşın benim bildiğim Mahfi bey çalkantı olsun olmasın her daim parasının yarısını dövizde tutar. Ümit ederim ki yıllardır güvenlik için tuttuğu para dolar değildir. Eğer öyleyse kaybını telafi etmek için yıllarca beklemesi gerekebilir. Üstelik bir de paniğe kapılıp Euro'ya geçmişse işin içinden hiç çıkamayabilir.

Bu blog'da başından beri şu mesajı veriyorum. Şöyle riskler var, böyle riskler var diye saydırıp dökenlere kulak vermenin size hiç ama hiç bir faydası olmayacaktır. Bana güvenin.

Şimdi gelelim geçmişte yaptığım tahmin ve önerilerin kısa değerlendirmesine.

Enflasyon 'aniden' düşebilir, Merkez Bankası faizi düşürmekte geç bile kaldı demiştim. Ani düşüş yaşanmadı ama Merkez Bankası nedense tavsiyeme 'itibar' etmeye başladı. Her zaman belirttiğim gibi günlük faizin fiyatlar üzerindeki etkisi tartışmalı bir konu. İddialı bağlantılar kurmaya çalışmanın anlamı yok. Fakat bir şeyden kesinlikle eminin; faizin nominal değerini makul seviyelerde tutmak dalgalanmaları azaltacaktır. Peki enflasyondaki ani düşüş ? Çok uzakta olmayabilir.

Dolar bir süre sonra toparlayacak demiştim. Onun da eli kulağındadır.

Ahmet Çavuşoğlu
Read More!

Nakde Donus Zamani?!

Mahfi Egilmez gibi ekonomistler yuzunden ekonomistlerin adi kotuye cikmis durumda. Kimse ekonomistlere yatirim konusunda guven duymuyor. Mahfi Egilmez bugunku yazisinda balon edebiyati yaptiktan sonra "nakde donus zamani"nin geldigini belirtiyor.

Biz kisa vadeli faizlere gecisi borsa 55000'de iken yapmistik, Mahfi Egilmez borsa %20 dustukten sonra ayni oneriyi yapiyor. Keske borsa tepedeyken yazsaydi yazisini, bizim yazilari 3-5 kisi takip ediyor, onun yazilarini cok daha buyuk kitleler.

Su siralar ben de daha alima gecmedim. Ama elimdeki kagitlari da bu fiyatlardan satmam dogrusu. Bence borsadaki fiyatlar oyle siskin degil, ama "bu firsat kacmaz" seklinde ucuz da degil. O yuzden simdilik bekliyorum. Read More!

Mahfi Eğilmez kur ve para politikalarını bilmiyor olamaz

Gözü kurdan başka bir şey görmeyenler kervanına maalesef Mahfi Eğilmez de katılmış.

Bugünkü yazısında kur ve para politikalari hakkinda şu sonuca ulaşmış: "Türkiye'nin verdiği yüksek reel faiz, yüksek miktarda yabancı kaynak çekmekte, o da kurun düşük kalmasına ve enflasyonu baskılamasına yol açmaktadır. Yani Türkiye, enflasyonu düşürmek için kuru baskılamayı ve dolayısıyla faizi yüksek tutmayı bir para politikası aracı olarak seçmiş görünmektedir. Para politikası diye uyguladığımız şey ne yazık ki bundan ibarettir."
Yapmayın Mahfi Bey. Güngör Uras ya da Yiğit Bulut yazsa neyse de size yakışmıyor.

Mahfi Eğilmez'in iktisat ve maliye diploması var. Kamu maliyesi alanında Gazi Üniversitesi'nden doktorası var. Çeşitli kamu görevlerinin ardından 1997 yılında Hazine Müsteşarlığı yapmış. Şu anda da Garanti Bankası'nın ortaklarından Doğuş Grubu'nun finansal kuruluşlarında üst düzey yöneticilik yapıyor. Bir yandan da Radikal'de ekonomi üzerine yazılar yazıyor.

Biraz eski defterleri karıştırdım: 1997 yılı başında ikincil piyasa faizi yüzde 98.4 imiş. Aralık ayını ise yüzde 111.8 ile kapatmış. Enflasyon 1996 yılı sonunda yüzde 75.7 iken 1997 yılını yüzde 99.1 seviyesinde gerçekleşmiş. Bir de kura bakalım. Dolar kuru 1997 yılı başında 107.775 TL'den yıl sonunda 205.245 TL'ye yükselmiş. Reel kur endeksi de (TCMB 1997 baz yılı) 1996 yılı sonunda 101.7 iken 1997 yılı sonunda 115.9 olmuş.

Bu iç açıcı rakamlardan sonra yorum yapmaya gerek var mı bilmiyorum. O güzel günlerde "düşük kur yüksek faiz" politikası yerine "yüksek kur düşük faiz" politikası uygulanıyormuş. Ve o günlerin ne kadar güzel olduğunu çoluk çocuk herkes çok iyi hatırlıyor.

Herhangi bir iktisat (iktisat nedir) kitabını açan herkes görebilir ki açık ekonomilerde döviz kurunu sabitlerseniz para politikası araçlarını kullanamazsınız. Dalgalı kurda ise maliye politikalarını. aynı zamanda açık ekonomilerde hem döviz kurunu hem de faiz oranlarını belirleme gibi durum da mümkün değil. Bunları Mahfi Bey'in bilmeme ihtimali yok.

Diğer yandan Mahfi Bey "enflasyonu düşürmek için kurun baskılandığı" şeklinde efsaneleşmiş bir argümanı dillendiriyor. Kusura bakmasın ama ortaokuldan terk Anadolu esnafı bu masala inanabilir. Ama "enflasyonun her zaman ve her yerde parasal bir olgu olduğunu" bilen herkes kurun enflasyon oranlari üzerinde sadece dolaylı etkileri olduğunu enflasyonun tamamen para basmaktan kaynaklandığını hatırlayacaktır. Ama gözünüzü kur bürümüşse, bütün denklemlere kuru tek değişken olarak koymakta bir sakınca görmezsiniz.

Tekrar edelim: Kur ile enflasyon ya da faiz oranları arasında hiç bir ilişki yok denemez. Ama hem enflasyonu hem de faiz oranlarını sadece kur etkiler demek tamamen bambaşka birşeydir.

Enflasyonu bir arabanın hızına benzetirsek, aracın motor hacminden, lastik ayarlarına kadar bir çok faktör aracın hızını etkileyecektir. Kur bu detaylardan sadece biridir. Para politikası kapsamında ele alırsak, para basma olayı arabayı kullanan kişinin gaza ya da frene basması gibidir. Şimdi kalkıp ayağımın gaza basması enflasyonu etkileyen faktörlerden sadece biridir, önce şu lastikleri (döviz kuru) değiştirelim de araba daha yavaş gitsin demek ne kadar komikse herşeye kur gözlüğüyle bakmak da o kadar komik!
Read More!

Riskler fırsatlarla beraber değerlendirildiğinde anlam kazanır

Global 'likidite krizinin' hangi aşamasında olduğumuzu kestirmek güç. Bu son dalgalanın gözle görülür bir tahribata yol açmama olasılığı güçleniyor. Fakat farklı düşünenler de var. Örneğin Sn. Mahfi Eğilmez varlıkların çok fazla değer kazandığını söylüyor ve ilave ediyordu: 'Kararsızlık bir süre devam edecek, daha sonra fiyatlar aniden inişe geçecek'. Ineceğiz, ama nasıl ? Hafif meyilli bir tepeden bayır aşağı hızlı adımlarla mı, yoksa uçurumdan yuvarlanarak mı ? Sanırım Mahfi beye göre ikincisi daha güçlü bir olasılık.

Geçen hafta HABERTURK portalında karşılaştığım bir haberle şoke oldum.

KABUS YENIDEN BAŞLIYOR. Borsalar çöküyor, piyasada asıl kriz başlıyor..

Vatan gazetesine referans verilerek yıkım sürecinin başladığı bilgisi bize aktarılıyordu. Tüylerim diken diken oldu, yoksa Sn. Mahfi Eğilmez ve onun gibi düşünenler haklı mı çıkıyordu ? Herşey çökecek, biz de kapıcı dairesi içinde en altta kalacağız. Ancak bu arada faiz, döviz ve borsa cephelerinde (Borsa Yorumları) 'olağan dalgalanma' dışında bir gariplik yoktu. Yazının Vatan'daki orjinaline göz attığımda bunun 'bir haber' değil, yalnızca Amerika'daki mortgage piyasasındaki bazı olumsuz gelişmelere dayanarak yapılan abartılı 'bir tahmin' olduğunu farkettim. Üstelik Vatan'daki arkadaş Internet'ten okuduklarını da yanlış yorumlamıştı. Korkularımız o kadar üst perdeye tırmandı ki gözümüz açıkken hayal görmeye başladık.

Ne güzel söyletmiş Shakespeare Hamlet'ine 'Batmak veya batmamak, işte bütün mesele bu'. Gerçekten de başka bir meselimiz yok. Eğer batmayacaksak, bizim gibi ülkelerin varlıklarının değerlenme potasiyellerinin gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında çok daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Dövizde birikim yapmak, tasarrufları sokağa atmaktır. Kara geçebilmek için, değer kazanmasını fırsat bilip satabilme cesaretini gösterebilmek gerekir. Bunu yapabilecek misiniz ? Hayır. Çünkü aslında siz, 'fırsat ve riskleri beraberce değerlendirememek' gibi bir sorununuz olduğu için döviz biriktiriyorsunuz. Üstelik Dolar 1.3'ün altına sarktığı zaman 'yandım anam' diye en olmadık yerde satmaya kalkacaksınız. Sizin de benim gibi cesaret sorununuz varsa ve Mahfi bey gibi varlıkları çok değerli (pahallı) buluyorsanız, kısa vadeli faizi öneririm. Varlıklar yeterince ucuzladığını düşünüyorsanız, örneğin TCMB faizi aşağı sarkıtma niyetini belli etmişse, kısa vadededen uzun vadeye geçme zamanı gelmiştir (Elbette siz yine de kendi aklınızı kullanmaktan vazgeçmeyin).

Merkez Bankası'nın 'yüksek faiz politikasının' bizi koruduğunu iddia edenler var. Yanlış. Dalgalanmalardan daha az etkilenmemize yol açan TCMB'nın faizi düşüreceği beklentisidir. Yükselen günlük faiz kısa vadeyi tahrik ettiği için oynaklığı da beraberinde getirir. Unutmayınız: Bir günlük pozisyon alanlar dışardan gelen bir dalgada her an dövize zıplayabilir. Eğer günlük faizi de piyasaya bıraksaydık bir kaç puan değil beşer onar adımlarla yukarı gitme eğiliminde olduğunu görürdük. Pozitif dalgalarda ise 2-3 gibi 'oldukça negatif' reel faizler karşısında şaşıp kalacaktık.

Merkez Bankası kendini tasarrufçuların yerine koymalı. Negatif dalgalarda, bir kaç puan fazla faiz hatrına TL'de kalmaya karar verecek kadar hesap kitap yapmaktan yoksun kaç kişi çıkar ? Özetle durum sandığımızdan çok daha karışık. Yıllardır söylediğimi tekrarlıyorum: Günlük faizi dövize müdahale aracı olarak görmek yanlış. Eğer faizin düşürülmesi gerekiyorsa 'mortgage krizi endişesiyle' bunu ertelemek hiç akıllıca değil. Çünkü mortgage hikayesi bitse bile başka risklerden konuşuyor olacağız. Dünyada risklerin konuşulmadığı herhangi bir dönem olmayacak. Ancak riskler fırsatlarla beraber değerlendirildiğinde anlam kazanır.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!