Deniz Gokce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Gokce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Süper yazı


Usta kalem Deniz Gökçe'nin, kimi yazar ve akademisyenlere de giydirerek yazdığı güzel bir yazı. okuyalım, ogrenelim. Read More!

2010 GSYH ve Büyüme Oranı Tahminleri

Mevsimsel etkilerden arındırılmış çeyreklik büyüme oranlarını kullanarak 2010 yılı için GSYH ve büyüme oranı tahmini yapacağız şimdi. 2010 yılının ilk çeyreğine gelmeden önce 2009’un son çeyreğinde büyümenin nasıl bir rakam çıkacağını söyleyelim. Üç tane varsayım kullanacağız. Karamsar varsayımımızda her çeyrekte ekonominin sadece %0,5 oranında büyüyeceğini varsayacağız, yani senelik sadece %2 hızında. İkinci varsayımımız “normal” koşulları yansıtacak ve her çeyrek ekonominin %1, senelik %4 büyüyeceğini varsayacağız. Son olarak ise iyimser bir varsayım kullanacağız ve ekonominin her çeyrek %1,5 büyüyeceğini hesaplarımıza yansıtacağız.

Karamsar Varsayım:

Bu varsayım altında 2009’un son çeyreğinde ekonomimiz %-7 + %7 +%2 + %0,5 = %2,5 hızıyla büyüyecektir; en azından TÜİK ekonomimizin %2,5 hızıyla büyümeye başladığını ve resesyondan çıktığımızı söyleyecektir. Siz tabii ki gerçekte ne olduğunu büyüme oranları üzerine yazdığımız bir önceki yazımızı okuduğunuz için biliyorsunuz.

Asıl çarpıcı büyüme oranı ise 2010’un ilk çeyreğinde açıklanacak. Ekonomide baz etkisi denilen kavramı bundan daha iyi başka bir yerde görmeniz mümkün değil. Yukarıdaki dört çeyreklik rakamdan en eskisi olan %-7 rakamı düşecek ve yerine %0,5’lik karamsar rakamımızı koyacağız. Neticede açıklanacak GSYH büyüme oranı %7, %2, %0,5 ve %0,5 rakamlarının toplamı olan %10 gibi bir rakam olacak. Yani 2010’ün ilk çeyreğinde %10 büyüdüğümüz 2010’un Haziran ayında açıklanacak ve ortalığa ekonomiden ve matematikten anlamayan bir sürü şarlatan dökülerek “TÜİK rakamlarla oynuyor”, “Ekonomi büyüyor diyorlar ama rakamlar bize yansımıyor”, “diğer açıklanan verilerle %10’luk büyüme rakamı uyuşmuyor” şeklinde ifadelerde bulunacaklardır. Şimdiden söylüyoruz bunu, yazıcıdan bastırın bu yazıyı, duvarınıza asın ve 6 ay sonra söylediklerim doğru çıkmış mı diye kontrol edin.

Baz etkisini ikinci çeyrek rakamları açıklandığı zaman bir kez daha göreceğiz. Bu sefer de en eski çeyreklik büyüme rakamı olan %7 hesaptan düşeceği için ikinci çeyrekte GSYH büyüme oranı sadece %3,5 olarak açıklanacaktır. Bu sefer de yine aynı köşe yazarları ortaya saçılıp “biz demiştik büyüme oranı %10 değil diye, rakamlar bu sefer bizi haklı çıkardı, Tüik de rakamlarla oynamayı bıraktı” şeklinde saçmalayacaklardır. Üçüncü ve dördüncü çeyreklerde büyüme oranı %2 olarak açıklanacak ve bizim yaptıgımız varsayımı gösterecektir.

Bu şartlar altında 2010 yılının tamamı için büyüme oranı %10, %3.5, %2, ve %2 rakamlarının ağırlıklı ortalaması olarak hesaplanacaktır. Ağırlıklar 1998-2007 arasında ortalama olarak 0.22 , 0.24, 0.28, ve 0.26 olarak gerçekleşmiş. Bu ağırlıkları kullanırsak 2010 yılında Tüik’in ekonominin %4.1 oranında büyüdüğünü açıklayacağını söyleyebiliriz. Bakınız, biz 2010 yılında ekonominin %2 büyüyeceğini varsaymıştık, Tüik kullandığı yöntemden dolayı ekonominin gerçek büyüme hızını rakamlara geç yansıttığı için 2010 büyüme hızını da olduğundan 2 puan daha yüksek gösterecektir. Ama Türkiye’deki köşe yazarlarının hiç birisi bu durumun farkında değil.

Normal Varsayım:

Bu varsayım altında 2009’un son çeyreğinde ekonominin %3, 2010’un ilk çeyreğinde %11, ikinci çeyreğinde %5, üçüncü ve dördüncü çeyrekler de ise %4 büyüdüğü açıklanacak. 2010’un tamamı için ise büyüme rakamı %5.8 olarak hesaplanacaktır. Yani ekonomimiz normal bir performans sergilerse büyüme oranımız %5,8 olarak açıklanacak. Türkiye’deki benim ve Asaf Savas Akat haricindeki hiç bir köşe yazarı %5’in üzerinde bir büyüme tahmininde bulunmadı. Fatih Ozatay %3,8-4,9,  Mahfi Eğilmez %5, Orhan Karaca %4-5, Deniz Gökçe %4,5-5, Asaf Savaş Akat %5-%6 seklinde tahmin yaptılar. Gazi Erçel, Yiğit Bulut, Ugur Gurses, Ercan Kumcu, Osman Ulagay, Güngör Uras, Ertuğ Yaşar, Eyüp Can, Güven Sak, Haluk Bürümcekçi, Hasal Ersel, Seyfettin Gürsel, Vahap Munyar, Yılmaz Özdil, Ege Cansen, Erdal Sağlam gibi ekonomistlerin ise 2010 büyümesine ilişkin rakamsal tahminlerde bulunduğuna yönelik bir veri elimde yok. Başekonomist Fatih Altaylı da bir tahmin yapmış değil, ama zaten onun görevi bizim tahminlerimiz yanlış çıkınca ekonomistler bir şeyden anlamıyor, doğru çıkınca da “işleri zaten, olsun o kadar” demektir.

Benim tahminim ise %6. Piyasadaki en iyimser ekonomist olmama rağmen yukarıda yaptığım analize dayanarak benim yaptığım tahminin isabetli çıkması olasılığının herkesten daha yüksek olduğunu düşünüyorum. En akıllı ekonomistlerse tahmin yapmayan ekonomistler, olaylar olup bittikten sonra analizini yapmak da bir yetenektir.Bir de her şey beklendiği gibi gitmeyip de rakam vererek tahmin yapan ekonomistler ters köşeye yatmışsa ve bunlar hakkında iğneli yazılar yazmak için fırsat da doğmuşsa değmeyin keyiflerine. Onlar her şeyi önceden gördükleri için tahmin yapmamışlardır zaten. Her şey beklendiği gibi gider de rakamlarda sürpriz çıkmazsa bu sefer de “zaten boyle olacağı belli olduğu için tahminlerimizi söylememiştik, yoksa böyle olacağını herkes gibi biz de biliyorduk” ayağına yatarlar. Süper iştir tahmin yapmadan ekonomi köşe yazarlığı yapmak.

Iyimser Varsayım:
Dışarıdan çok büyük bir kaynak gelmesi ve bunun ekonomiyi zıplatması durumunda ise ekonomimizin ceyrekler itibariyle %1,5, senelik %6 oranında büyüyeceği varsayımıni yaparsak 2010’un ilk çeyreğinde büyüme oranının %12, ikinci çeyreğinde %6.5, üçüncü ve dördüncü çeyreklerinde ise %6, senelik ortalama olarak ise %7.4’lük bir rakam TÜİK tarafından açıklanacaktır.

Özetlersek ekonomimiz kötü bir performans sergilerse dahi %4 gibi bir hızla büyüyecek, normal bir performans sergilerse büyüme hızımız %6’ya, iyi bir performans sergilerse %7,5’e yükselecektir. Ülkemizdeki ekonomistlerin büyük çoğunluğu %4-5 aralığında tahminler yaptıklarına göre bu kişilerin normal tahminlerinin aslında çok muhafazakar bir tahmin olduğunu söyleyebiliriz. Bundan 15 ay sonra TÜİK 2010 yılının tamamı için büyüme rakamlarını açıkladığı zaman ise kimsenin aklına “blogun birinde yazan bir ekonomist vardı, sanki o buna benzer bir şeyler demişti” düşüncesi gelmeyecektir :-( Read More!

Türkiye'nin Elon Musk'ı

Referans gazetesi, Eksi Sözlük'ün kurucusu Sedat Kapanoglu ile röportaj yapmış, zügürt yazar kadrosunun uzun süredir hakkında spekülasyon yaptıkları bir soruya da cevap almış: Ekşi Sözlük'ün aylık geliri 80-100 bin TL civarında imiş (Daha gereksiz bilgi: Yazar başına 3.5 - 4.3 TL).

Ekşi Sözlük'ün geliri, sahibini ilgilendirir. Benim merak ettiğim Sedat Kapanoğlu'nun Ekşi Sözlük’ten gelen para ile ne yapacağı idi. Malumunuz Türkiye, girişimcilerin, kazandığı parayı ve bilgi birikimini ısrarla kendi sektörlerinin geleceğine yatırmadıkları ülkelerden biri. Tekstili ele alın. Deniz Gökçe’nin sık sık dile getirdiği gibi 30 yıldır kazandığı parayı kendi alt yapısı, rekabet gücü ve verimliliği hariç her şeye harcayan bu sektör, bugün sürekli sırtlarını dayadıkları ucuz girdide daha avantajlı Çin tarafından silinme tehdidi altında.

Yalnızca tekstil de değil. Örneğin Yeşilçam. Zamanında, yılda 200 film yapılmasına rağmen kimse kör topal da olsa bir stüdyo kurmamış, belki kuramamış. Yeşilçam silinmiş gitmiş. Örnekler çoğaltılabilir.

İsteyen parasını istediği gibi harcar, kimse parasını sektörüne ya da iş geliştirmeye harcamak zorunda değil. Burada asıl mesele koca koca sektörlerden, kendi sektörünün alt yapısına yatırım yapan kimsenin çıkmaması. Dikkat edin kendi sektörüne değil, sektörün rekabet gücünü arttıracak altyapıya yatırımdan bahsediyoruz. Birinci çırçır fabrikasından sonra iki çırçır fabrikasını, sonra üçüncü çırçır fabrikasını kurmak şeklinde olan yatırımdan değil.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Neyse, röportajda benim soruma da cevap var. Kapanoğlu 2004’ten beridir çalıştığı Microsoft’tan ayrılıp Türkiye’ye dönmüş, yakın dönemde hızlı ve kaliteli yazılım geliştiren ekip ve süreçlere ulaşmaya çalışacakmış. Yani yazılımdan kazandığı parayı, yazılımın alt yapısına harcayacakmış (en azından plan bu). Erkenden sevinmeye gerek yok, ne olacağını göreceğiz. Türkiye’nin havasını biraz soluduktan sonra titreyip kendine dönebilir, ya da memleketin girişimci sevmez ortamından bunalıp “yeter böyle aşkın ızdırabı” diyerek kazandığı parayı emlağa, altına da yatırabilir; şirketi satıp, aldığı toplu paranın faiz geliri ile de yaşayabilir.


Bu arada, yazının başlığının neden "Türkiye'nin Elon Musk" olduğunu açıklayayım. Kazandığı parayı ekmeğini yediği sektöre harcayan girişimcinin daha bir üst modeli de var: Kazandığı parayı daha inovatif ve katma değeri yüksek işlere yatıran girişimci. Referans gazetesi Facebook’un kurucusuna gönderme yaparak “İşte Türkiye’nin Marc Zuckerberg’i” diye başlık atmış. Ben de diliyorum ki, umarım yakın gelecekte “İşte Türkiye’nin Elon Musk’ı” diye bir başlık da görürürüz. Adam (Musk) PayPal’dan kazandığı parayla dünya yörüngesine sıvı yakıtlı roket gönderen ilk özel şirket olan SpaceX’i kurdu, NASA’dan 1.6 milyar dolarlık ihale aldı. Sonra hızını alamadı gitti, şehirler arası yolları katedebilen ilk elektrikli otomobili üreten Tesla Motors’u kurdu. Bir de ABD'ye Güney Afrika'dan göçüp gelmiş. Yabancı sermayeden 100 kat iyi, yabancı yetenek!


Bu yazı Ekonomi Türk sitesinde yayınlanmıştır.

Read More!

Deniz Gökçe, TCMB ve Kayıkçı Kavgası

Deniz Gökçe, basında takip ettiğim nadir yazarlardan; bazı yazarlara ise sırf buraya malzeme olsun diye bakıyorum. Neyse konumuza dönelim. Daha önce "Merkez Bankalarının Bağımsızlığı" diye bir yazı yazmış ve hem taraf gazetesi yazarı süleyman yaşarı hem de Merkezin bağımsızlığını tartışmaya açan Erdoğan'ı eleştirmiştim. Deniz Gökçe'de "Merkez Bankası'nı Hırpalamayalım Lütfen" başlıklı yazısında bu konuya değinmiş ve benim kurukafama benzer biçimde "'cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile döşenmiştir' demiş....Gökçe iyi bir değerlendirmeden sonra yazısını şöyle bitirmiş:

"Şahsen Merkez Bankası'nın çok iyi yönetildiğini düşünmekteyim!Bu ülkede iki Başbakan 1976-1978 arasında Avrupa'ya girmeleri teklif edilirken girmemeyi seçtiler, ülke 50 yıl kaybetti. Bu ülkede bir Başbakan 1991 yılında erken emeklilik adımı ile sosyal güvenlik sistemini 50 yıllık deliverdi. Fatura yılda 30 milyar dolar. Bir başka Başbakan 1994 krizini göre göre çıkarttı. Bir diğer Başbakan ile Cumhurbaşkanı ise 2001 yılında Anayasa'yı birbirlerine atıp, 'zirvede kavga var' beyanatını da merdiven altında verip Cumhuriyet'in en büyük krizini tetiklediler. Lütfen duralım, 2002 yılından bu yana özelleştirmeleri yapan, doğrudan yatırımın kapılarını açan, bankaları stabilize eden, ülkeye rezerv biriktiren ve borç stokunu azaltan, bütçeyi toparlayan, güven getiren yaklaşımlardan vazgeçmeyelim!"... Finish.

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

Gökçe'nin bugünki yazısının başlığı "İktisatçıların Kayıkçı Kavgası". Krizde iktisatçıların tarafları ile ilgili ilgilenenler için iyi bir yazı olmuş. okumanızı tavsiye ederim.
Read More!

Deniz Gokce'nin Iki Faul Yazisi

Bir okuyucumuz Deniz Gokce'nin gecen sene Amerika ekonomisi uzerine yazdigi iki yaziya dikkatimizi cekmis. Biz daha once bu konuyu islemistik ama Amerikan ekonomisinin %6.3 hizla kuculdugu bir ortamda bu yazilara bakmak daha bir lezzetli oluyor. Okuyucumuz sunlari yazmis:
Deniz Gokce, Merkez Bankasi, Turk Ekonomisi disinda ders vermesin kimseye lutfen.Komedi gibi, 2008 Mayisinda yazilmis, linkler bugunu gosterse de...Lutfen okuyun vaktiniz oldugunda..

Iki yazi arsivlerden

http://www.aksam.com.tr/2009/03/27/yazar/8230/aksam/yazi.html ve http://www.aksam.com.tr/2009/03/27/yazar/8227/aksam/yazi.html

Bazi highlightler> > "..Tabii esas cevap verilmesi gereken kilit soru da, ABD'de beklenen muthisresesyon nerede, neden bir turlu gelemiyor? Cevap ise: 'Gelmeyebilir, cunkugaliba artik turning point geldi, yani duzeltme basladi'.... ABD ekonomisibasinda konut sektorunden kaynaklanan bir bunalima girmisti, simdi ise konutsektoru toparlanarak duzelmenin oncusu oluyor galiba"

> >> > "Medyada en cok palavranin sIkildigi konular uzucudur ki spor ve ekonomi.Benim icin kotu olan sey ise, uzucudur ki, ben bu iki konuda uzmanim... Butun buyazdiklarimiz kotumserlerin ciddi sekilde ofsayt durumuna dusmekte olduklarinive ABD ekonomisinde genel dusuncelerin tersine artik duzelmenin devreye girmeyebasladigini gosteriyor."


Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

Yigidoyu oldur hakkini yeme. Deniz Gokce sosyal guvenlik, populizm gibi konularda bizim de tamamen katildigimiz yazilar yaziyor. Ama is ekonominin kotu gittigi zamanlarda verileri incelemeye gelince isler degisiyor ve objektiflik kayboluyor. Yine de adam Turkiye'deki diger ekonomistlerin yaptigi gibi veri uydurmuyor veya mevcut verileri "TUIK verilerle oynuyor" seklinde masallar soylemiyor. Read More!

İyi Haberler - Sağlığımız düzelecek

Deniz Gökçe bugünkü yazısında sağlık ve ekonomi arasındaki ters kolerasyona değinmiş. Bilimsel 3 çalışmayı anlatıyor. Bana mantıksız gelmedi. Ekleyecek bir şeyim bile var. Kriz dönemlerinde çalışanlar hasta olup gözden düşmemek için, veya özel sağlık sigortaları iptal edildiği için; işsizler de tamamen sigortasız kaldıkları için sağlıklarına daha çok dikkat ediyorlar. Bu da bir sebep olabilir.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Gerçi bizde devletin herkese eşit sağlık hizmeti sağlama çabasının devlete yüklediği maliyetin anlaşılması ve "yok arkadaş veremiyoruz 70 milyona birden dehşetengiz sağlık hizmeti, paramız yok" demek yerine ayak oyunları ile engelleme çabası aynı zamana denk geldi. Hastaneye her gidenden veya 1. derece sağlık kuruluşları yerine direkt 2. veya 3. derece sağlık kuruluşuna gidenden muayene başına 1 tl alınması gibi çok basit önlemlerle bile devlet yığılmaları engelleyebiliyor. Bu başka bir yazının konusu. Hatta durun yazayım tam zamanıdır.

Tavsiyemize gelince: sağlıklı yaşayın. Hem kriz zamanı maliyetleriniz artmasın, hem de fit olursunuz, hatunlar sizi beğensin. Neden bu kadar sexist bir cümle kurdum? çünkü blogu okuyan kadın yok. hepimiz erkeğiz. üzgünüm ama bu böyle.

Not: sexist, cinsiyetler (ingilizcesi sex) arasında fark gözeten filan anlamına geliyor. Aklınıza gelen ilk şey değil yani.

yazının devamı yok tıklamayın.


Read More!

Deniz Gokce ve Osman Ulagay'in Iddialarinin Anatomisi

Osman Ulagay'i tanimam etmem, simdiye kadar da bir yazisini okumuslugum yoktur. Oysa Deniz Gokce'nin neredeyse butun yazilarini okurum. Asaf Savas'i eskiden okurdum, 2006'da yamuk yamuk tahminler yapip tahminleri cikmayinca yamulmasindan ve buna yonelik tutumlarindan sonra okumayi biraktim. Hic bir seyin garantisi yoktur ama ekonomistlerin yaptiklari tahminlerin bir kisminin yanlis cikacaginin garantisi vardir. Yaptiginiz tahmin yanlis cikinca bunu adam gibi kabullenmeniz lazim, sonra da ben nerede yanlis yaptim diyerek kendinizi gelistirmeniz lazim.

Deniz Gokce de Asaf Savas'in yaptigi gibi bir yanlisin esigine gelmis durumda. Nasil olmussa Osman Ulagay'la bir iddiaya girmisler. Kendisi dunku yazisinda ortada bir iddia olmadigini su sozlerle iddia ediyor:

"Osman Ulagay ve gazetesi, belli ki bir iddia olduğunu ve bu iddianın NBER resesyon başlangıcı ilanı yaptığı zaman çözümleneceğini düşünmüşler (NBER 28 Kasım 2008 günü resesyon başlangıcı için 2007 Aralık ayını tespit etti). Görüş ayrılığı iddia değildir. Komiktir, aramızda bir resmi iddia varmış ve tespit edilmiş ortak bir kritere göre de kazanılmış gibi, tuhaf bir tutum içine girdiler."

Maalesef Deniz Gokce bu sozlerle buyuk kredi kaybetti. Neden mi? Ayni Deniz Gokce 5 Temmuz 2008 tarihinde yayinlanan ve Amerika'da resesyon olmayacak gibi gorunurken su satirlari yazmisti:

"Üç gündür büyüme ile ilgili yazılar yazıyoruz. Analizlerimiz bittikten sonra yarın da enflasyonu didikleyeceğiz. Ama bir de iddiamız vardı.

Dokuz aydır genel kanıya ters olarak gerçekleşmeyeceğini öngördüğümüz ABD resesyon yaşamayacak iddiamız! Osman Ulagay kardeşim bu konuda devreye giriyor. Bize inanamamıştı. Stiglitz, Soros, Greenspan ve Roubini varken tabii ki bize inanmayacaktı. Davos’ta tersi ilan edilirken kim dinler sıradan “futbol yazarı” Deniz Gökçe’yi? Ama artık 2008 yılının ilk altı ayı da bitti, resesyon gerçekleşmedi. Bundan sonra bir büyük durgunluk gerçekleşecekse, bu petrol arzı ve petrol fiyatlarındaki artış veya ORTADOĞU’da savaş nedeni ile olabilir. Konut ve finans sorunları nedeni ile değil. Unutmayalım, petrol ve petrol fiyatı ekonomik olduğu kadar siyasi bir konu, aynen savaş gibi!

Şimdi Osman Ulagay kardeşimden ABD ve resesyon konusunu “Davos uzmanları ve ulu ideolog iktisatçılardan” daha iyi analiz ettiğimi, çünkü objektif olduğumu ve 12 yıl içinde yaşadığım ABD ekonomisini o “tatlı su balıklarından” daha iyi tanıdığımı resmen teslim etmesini bekliyorum. İleride gelebilecek petrol veya savaş kaynaklı durgunluğu ise kimse bana fatura etmeye kalkmasın"

Goreceginiz uzere Deniz Gokce hakli ciktigini dusundugu bir zamanda Osman Ulagay'la aralarinda bir iddia oldugunu acik acik soyluyor ve Osman Ulagay'a "ben dememis miydim" diyor.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Netherlands
Insider Trading Returns
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Ben o zaman bu yaziyi okudugumda cok garipsemistim. Garipseme nedenim Deniz Gokce'nin hakli cikmasi degil, Deniz Gokce'nin Amerika'da resesyon olmayacak turunden bir iddiasinin oldugunu dusunmememdi. Sene basindan beri Deniz Gokce Amerika'da resesyon olmayacagini iddia etmiyordu yazilarinda. Iddia ettigi sey rakamlarin resesyon oldugunu gostermedigiydi. Yani bir tahmin falan yapmiyor, sadece rakamlar resesyonu henuz gostermiyor diyordu. Ben de kendi kendime "gostermedigini biz de biliyoruz, bizim dedigimiz gelecekte resesyon olacagi zaten" diyordum. O yuzden de niye boyle ovundugunu pek anlamamistim.

Deniz Gokce'nin ovunmesi sadece 5 Temmuz'daki bu yazi ile de kalmadi. Galiba bu yazisindan sonra Osman Ulagay camura yatarak "6 ay yetmez, 3 ay daha gecsin ondan sonra bakalim resesyon olmus mu olmamis mi?" turunden sozler sarfetmis. Bunun uzerine 14 Temmuz'da Deniz Gokce sunlari soylemis:
"Biz sayılara baktıktan sonra ve 12 yıl ABD’de oturmuş ve iktisatçılık (iktisat nedir) yapmış biri olarak, yatırım bankası ve hedge fonu denen kurumların, mevduat bankasından olan farkını iyi bildiğimizden, kolay kolay resesyon yaşanmayacağını görmüş ve son dokuz ayda felaket habercilerinin resesyon tezinin kolayca gerçekleşmeyeceğini açıklamış ve tezimizi dökümante etmiştik. Dokuz ay geçmiş bulunuyor ve bu arada iddialaştığımız Osman Ulagay dostum ile hesabı ayıklamamız gerekiyor.

Osman’a göre henüz ortada ispat edilmiş bir şey yok. Ama biraz doğru yaklaşım, zaman sınırı verilmeyen ekonomi iddialarının totoloji olduğunu gündeme getirir."

Gordugunuz uzere Deniz Gokce bu satirlarda da aralarinda bir iddia oldugunu acikca belirtiyor ve hakli olarak Osman Ulagay'in camura yattigini soyluyor.

2 Agustos tarihinde Amerika'nin 2. ceyrek buyume oran %1.9 olarak aciklandigi zaman Deniz Gokce bir kez daha Osman Ulagay'a bu kez ustu kapali olarak su gondermede bulunuyor:

"Yukarıda anlattıklarımız, ABD’de resesyon var tezini desteklemenin artık son derece güç olduğunu, bundan sonra bugünlerde düşen petrol fiyatları bir kere daha artarsa yeniden resesyon tehlikesi oluşabileceğini ama bugünkü görünüşle özel konut sektöründe ve yatırım ve ipotek bankalarında devam eden sorunlara rağmen, durgunluğun genel tüketim ve yatırımı çok büyük ölçüde etkilemediğini ve bu nedenle bir durgunlaşmanın ötesine geçilmediğini ortaya koyuyor."

Hatirlarsaniz ben de Deniz Gokce'nin bu gorusleri uzerine yazdigim baska bir yazida petrol fiyatlarinin dusecegini ve buna ragmen Amerika'da resesyon olacagini belirttim. Bununla ilgili degerlendirme yazisini daha once yazmistim, ilgilenenler tekrar buradan okuyabilirler.

Deniz Gokce ve Osman Ulagay arasindaki atismaya geri donecek olursak sunlari soyleyebilirim. Her ne kadar NBER Amerika'da resesyonun Aralik 2007'de basladigini belirtmis olsa da ben Amerika'da resesyonun Haziran 2008'de basladigini dusunuyorum. Amerikan hukumeti ekonomiye ilk ceyrekte yaptigi $150+ milyarlik mudahale ile resesyonun onune gecmeyi basardi cunku. Bu konudaki detayli goruslerimi suradan okuyabilirsiniz. O yuzden iddiayi Osman Ulagay'in kazandigini dusunmuyorum. Aslina bakarsaniz Temmuz ayina kadar ortada bir iddia oldugunu da dusunmuyorum. Temmuz ayinda ise Deniz Gokce resesyon olmayacagini iddia ediyor. Ben de zaten bunu firsat bilerek Deniz Gokce'ye hitaben Amerika'nin bir sene icerisinde resesyona girecegini ve isterse bu konuda kaybedenin TEGV'e 500 YTL bagis yapacagi bir bahse girmeye hazir oldugumu su yazida belirtmistim.

Isin ozu su. Deniz Gokce iyimser bir yazar ve bilincli bir sekilde yapiyor bunu. Osman Ulagay ise sene basinda Deniz Gokce'yi zayif yakaladigini dusunup kendi kendine iddiaya girmis. Deniz Gokce baslarda mirin kirin etmis ama sene ortasinda resesyin olmadigi ortaya cikinca bu sefer o Osman Ulagay'a yuklenmis. Neticede bence ikisi de haksiz cikmis. Kim mi hakli cikmis? Tabii ki yaz ortasinda petrol fiyatlari $140 civarinda seyrederken petrol fiyatlarinin dusecegini ve buna ragmen Amerikan ekonomisinin resesyona girecegini soyleyen Ekonomix!!! Read More!

Deniz Gökçe'ye Üzülmek

Deniz Gökçe'ye üzüldüm doğrusu. üzülme nedenim, Osman Ulugay gibi kendisini iktisatçı (iktisat nedir) sayan birisine cevap vermek icin çırpınmasından kaynaklanıyor. Temel olarak bu yazısında, ikincil olarak da şu yazısında, bol bol ingilizce alıntılar, kızgın cumleler ve bir sürü doğru ve bazı durumlarda felsefi tesbitlerle kendini savunuyor. Ama işte dedim ya hali harap, birsuru sey anlatıp, cogunlukla anlaşılamadığını fark ediyor. Biz seni anladık Deniz amca, kendini cok fazla yorma :) Hem bayram geliyor boşver :)

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Netherlands
Insider Trading Returns
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Bayram boyunca nette olmayacagım, şimdiden tüm blog okurlarının ve yazarlarının ve Deniz beyin bayramını tebrik ederim. Mutluluk ve Sağlıcakla...
Read More!

ABD Resesyonu ve Benim 2.5/1.5 Ay Onceki Yazim

Ben sene basindan beri ABD resesyona girecek diyordum. Bunu soylerken de iskembeden sallamiyordum. Gercekten de Amerika gecen senenin son ceyreginde ufak bir daralma yasadi. Ancak maymun istahli Amerikali tuketiciler devletin verdigi adam basi $600, cocuk basi $300 degerindeki vergi iadelerini daha almadan harcamaya girisince ekonomi de gecici olarak daralmadan cikti. Ceklerin tuketicilerin eline gectigi 2. ceyrekte Amerikan ekonomisi %2.8 gibi yuksek bir hizla buyudu hatta. Ben de bu surecte kendimi 4-5 sene boyunca resesyon ve kriz tahmini yapan Roubini gibi hissettim bir miktar. Bir miktar diyorum cunku cok da kotu hissetmedim. Nedenine gelince, ben tahminlerime paralel olarak borsadaki kagitlarimi satip faize gecis yapmistim. Borsa ise dusmustu. Oysa Roubini felaket tellalligi yaparken ne kagit almis, ne de kagit satmisti. Ulan madem kendine o kadar guveniyordun, biraz para yatirip hedge foncu Paulson gibi bir senede $3.7 milyar kazansaydin. Tek kurus kazanamamis adam.

Neyse Roubini'yi bir tarafa birakalim ve resesyona geri donelim. Ilk ceyrek buyume rakamlarindan sonra ekonominin ilk iki ceyrekte resesyona girmeyecegi aciklik kazanmisti. Boylece yaz aylarina geldik. Temmuz ayiyla birlikte ben bekledigim sinyali otomobil satislarindan aldim. Haziran ayinda yuksek petrol fiyatlarindan dolayi otomobil ve dort ceker satislari %20-30 civarinda azalmisti. Bu Amerika'da nadiren gorunen bir olaydir. Zaten o siralarda hatirlarsaniz petrol fiyatlarinin $140'dan $100'a dusecegi tahmininde de bulunmustum. Amerikali tuketiciler nihayet petrol fiyatlarina boyun egmislerdi. Bu gecici miydi yoksa kalici miydi zaman gosterecekti.

Sonra Agustos geldi. Temmuz otomobil satis rakamlari aciklandi. Temmuz ayinda da otomobil ve dort ceker satislari Haziran'daki gibi %20-30 oraninda azalmisti. Azalma az yakit harcayan kucuk otomobillerde az idi ama bu yeterli degildi. Petrol fiyatlari da gerilemeye baslamisti.Iste bu siralarda Amerikan ekonomisinin resesyona girecegine olan inancim iyice artti. Deniz Gokce de tum bunlarin uzerine ve ikinci ceyrekteki buyume rakamlari da %3.1'e revize edildikten sonra "savas cikmaz ve petrol fiyatlari yukselmezse Amerikan ekonomisinin resesyona girmeyecegini" belirten bir yazi yazdi.

Ben de acik yakalamisim, hic durur muyum? Amerikali tuketicilerin 18 yil aradan sonra tuketim harcamalarinin azalacagini bunun da ekonomiyi ufak bir resesyona sokacagini belirten yazimi 14 Agustos gununde patlattim. Ayni yazida bunun petrol fiyatlarinin artmayacak olmasina ragmen gerceklesecegini belirterek Deniz Gokce'nin goruslerinin hatali oldugunun altini cizdim. Ayni yazinin sonunda da 11500'de olan Dow Jones endeksinin ve 1285 olan S&P 500 endeksinin %10 deger kaybedecegini belirttim. Bu yazidan bir kac gun once ise Turk borsasinin da pahali oldugunu ve elimde uzun bir suredir tuttugum Akbank hisselerini sattigimi da sizlerle paylasmistim.

Aradan 2.5 ay gecti. Piyasalarda firtinalar koptu. Bizim borsa %40, Amerikan borsasi %30 deger kaybetti. Nihayet bugun Amerikan ekonomisinin ucuncu ceyrek buyume rakamlari aciklandi ve buyume orani -0.3 cikti. Yani bir tahminim daha gec de olsa dogru cikmis oldu.

Beni Deniz Gokce'den ayiran sey bu makro tahminleri kendi yatirimlarimi yonlendirmek icin yapiyor olmamdir. O yuzden de "iyimser" veya "karamsar" olmak gibi bir luksum yok. Olacaklari ne kadar isabetli tahmin edebilirsem kazancim da o kadar cok artiyor cunku. Mesele bundan ibaret.

Son olarak bir de sunu soyleyeyim. Ben burada her konu uzerine her zaman tahmin yapmiyorum. Oyle bir seye tesebbus etsem tahminlerimin dogru cikma olasiligi %50'yi fazla gecmez. Ben burada tahmin yapiyorsam tahminimin dogru cikma olasiligi en azindan %60-70 gibi bir rakamdir, yoksa tahmin yapmiyorum.

Soylemeyi unuttum. 14 Eylul tarihinde de Deniz Gokce hala sunlari soyluyordu:

"Birçok kötümser ABD işsizlik oranının son ayda yüzde 6.1 düzeyine çıkmasını doğru değerlendirmiyorlar. İşsizlik oranı “lagging indicator”, yani durgunluktan sonra artan bir sinyal veren bir endikatördür, bu nedenle resesyon geliyor mesajı vermiyor gibi duruyor, tersine, dediğimiz gibi mevduat ve kredi bankaları soruna dahil olmazsa, işsizlik artışı durgunluğun dibine varmaktayız anlamına bile gelebilir"

Ben de onun bu sozlerine karsi su satirlari yazmisim:

Ati alan Uskudar'i gecti. Amerika'da issizligin %6.1'e yukselmesi Avrupa'yi durdurmaya yetti de artti bile. Esek olmus, hala pazarligini yapmaya devam ediyor. Entellektuel boyutta ABD'nin resesyona girip girmeyecegini merak ediyorsa ben kendisiyle bahse girmeye hazirim. Bir sene icerisinde ABD ekonomisi resesyona girecektir (bence bunun olasiligi %70). Kaybeden TEGV'e 500 YTL bagis yapsin.

Keske Deniz Gokce bu yazimi gorup benimle bahse tutussaydi. TEGV 500 YTL kazanmis olurdu. Bir dahaki sefere insallah!!
Read More!

Iyimserlik mi zor Realistlik mi?

Deniz Gokce bugunku yazisinda "karamsar olmak cok kolay iyimser olmak zor"
anafikirlik bir yazi yazmis. Bana sorarsaniz ikisi de kolay. Asil zor olan realist olup olacaklari en az hatayla zamaninda dogru tahmin edebilmek. Yoksa Turkiye'deki yazarlarin cogunun ezelden beridir oldugu gibi karamsar olmak, veya Deniz Gokce gibi surekli iyimser olmak maharet degil. Zorlugu nerede anlamis degilim.

Ben sene basindan beri Amerikan ekonomisinin resesyona girecegini, bunun da hem Avrupa'yi hem de bizi etkileyecegini soyluyorum. Gecen sene islerin yolunda gidecegini ve borsamizin %50 deger kazanacagini soyluyordum. Bu sene ise borsamizin deger kaybedecegini soyluyorum. En son Agustos ayinda borsamiz 43000 seviyesinde iken borsanin abarttigini ve cok yuksek oldugunu soylemistim.

Agustos ortasi gibi yazdigim bir yazida ise Amerikan ekonomisinin petrol fiyatlarinin dusmesine ve dusuk seyredecek olmasina ragmen resesyona girecegini soylemistim. Bu ifadede bulunmamin sebebi yine Deniz Gokce'nin "petrol fiyatlari ziplamazsa Amerika resesyona girmez" seklindeki "iyimser" ifadesi idi. Petrol fiyatlari benim bekledigim gibi $100'in altina dustu ve Amerikan ekonomisi resesyonda. Ben sasirmadim, Deniz Gokce sasirmistir.

Lafi uzatmaya gerek yok, olabiliyorlarsa realist olup islerin iyi gidecegi zamanlar kadar kotu gidecegi zamanlari da zamaninda tahmin etsinler.

Not: Deniz Gokce'ye guvenip borsa yatirimlarina girismeyin. Ancak onun yaptigi gibi surekli TL faizine yatirim yaparsaniz ne kisa vadede ne de uzun vadede pisman olursunuz, hem de geceleri daha rahat uyursunuz. Bunu da soyleyelim. Read More!

Finansal Krizler, Firsatlar ve Ev Sahipleri

Ilk benim aklima geldiydi, ben yazacaktim. Ama Deniz Gokce benden hizli davranmis ve bir fikir ortaya atmis: Turkiye'deki bankalari yuksek fiyatlardan alan Avrupalilar bu bankalari bize daha dusuk fiyatlardan geri satabilir. Misal olarak da Husnu Ozyegin ve eski bankasi Finansbank'i gostermis.

Bana sorarsaniz Medya Patronu Aydin Dogan'in allayip pullayip Fortis'e sattigi Disbank daha iyi bir ornek olurdu. Acikcasi ben eski ya da yeni sahiplerinin (BNP Paribas) bu bankayi, Dogan'a mutlaka teklif ettiklerini ya da edeceklerini dusunuyorum. Bundan sonrasi icin de gorusumu soyleyeyim. Eger yapilan iskontoyu kendisi icin yeteri kadar cazip bulursa, bankayi geri alacaktir. Gerci boylesi bir alimin finansmani icin ihtiyaci olabilecek, o en cok sevdigi sekerlemeleri, bu defa Calik'a ikram ettiler, ama olsun. Onun mutlaka baska bir yerlerde hatiri sayilir dostlari vardir, islerini kolaylastiracak.

Yeni Safak gazetesindeki soz konusu haberde, Hoca'nin kriz hakkindaki degerlendirmelerine yer verilmis. Haberde, Avrupa'nin krizden ABD'ye gore daha cok etkilenecegi gorusu ve nedenleri var. Bence de yerinde tespitler. Ancak haberde ilgimi ceken baska bir ayrinti var. Soyle:

Deniz Gökçe, kişisel yatırımlarını nasıl değerlendirdiği konusunda da şu bilgileri verdi: "Şu anda kirada oturuyorum. Ev almak için para biriktiriyorum ve benim birikimim Türk parası cinsinden."

Boyle bir sey olabilir mi? Olabilir, neden olmasin. Demek ki Hoca'nin blog yazarlarimizdan T'Pol ve Denememeler'den ogrenmesi gereken seyler var. Oyle degil mi :)) Read More!

Chuck Prince Kimdi?

Chuck Prince kimdi hatırlayanınız var mı?

Kendisi 4 Kasım 2006'da Mortgage krizinden dolayı istifa eden eski Citigroup CEO'su. ne zaman? Yaklaşık iki yıl önce. Neden istifa etmiş? Bugünkü kriz yüzünden. Yani bu kriz bugün mü çıkmış? Hayır. İki yıl önceden beri geliyorum diyormuş.

Bugün Hürriyet başta olmak üzere bütün gazeteler "borsalar çöktü dolar fırladı" diye haber yapıp duruyorlar. Çöktü dedikleri borsalar yüzde beş değer kaybetmiş, Dolar 1.4'ü ancak zorlamış. Yalancı çobanın hikayesine benzeyecek, bir gün gerçekten borsa çökecek, hiç birimiz inanmayacağız.

Ben kısa vadeli yatırımlar hakkında bilgi sahibi değilim. kendim de birikimlerimi orada tutmuyorum. Size en iyi akıl verecek kişi bence ekonomix'tir. 100 lira bağış karşılığında alacağınız tüyo hayatınızı kurtarabilir. Eğer büyük paralara sahip bir şirketin sahibiyseniz ve iki yıldır geliyorum diyen bu krize ve 2001 yılındaki krize rağmen hala profesyonel bir finans danışmanınız yoksa zaten batın bence, müstehak.

O zamana kadar ise sakin olun.size bir aklı selim yazarın şu yazısını okumanızı tavsiye ediyorum. Read More!

Deniz Gokce ve Resesyon Tahminleri

Ekonomiden karamsar haberler gelmeye devam ederken AKP hukumeti ise her ay baska birileriyle kavgalarina devam ediyor. Ulkenin sorunlarina son iki senedir dogru durust el atmadilar. Yaptiklari en akillica hareket son 6 ayda butce harcamalarini kismalari oldu ki firlayan faiz ve belirsizlik ortaminda bunu yapmaya elleri neredeyse mecburdu. Tam belirsizlikler azaldi derken bu sefer de secimlere yonelik tribunlere hareketler basladi. Simdiye kadarki kavgalardan hep AKP onde cikti, bu sefer hedef olarak kimsenin sevmedigi Aydin Dogan'i aldilar. Simdiye kadar neredeydiniz? Maksat prim yapmak, hatta gecen sene Aydin'i Petrol Ofisi ile koseye sikistirmislardi.

Olan biten Deniz Gokce'yi de karamsarlar kampina yaklastirmis. Bugunku yazisinda su ifadeleri kullaniyor:

"ABD batacak, denirken AB batıyor. Zaten cari dengede yapısal sorunlarımız mevcut, tekstilin yeni kurallar yani serbest ticaret ortamında rekabet edememe sorunu var. Bir de dünya krize girince cari denge açığı büyüyor. Artan enerji ve gıda fiyatları ülkemizde enflasyonu da yukarıya itiyor.Ama biz dünyada gerçekleşen ekonomik kaosu hiç göze almıyoruz. İçeride ise sürekli kavga üretmeye devam ediyoruz. Sonuç: Geçtiğimiz günlerde ilan edilen verilerde 2002 yılından bu yana ilk defa, parti kapatma, Ergenekon gibi olaylar ortasında, büyüme yarıya iniyor. Tüketim ve yatırım duruyor, ortalık karışmasın diye bütçe iyice sıkılıyor ama doğrudan yabancı sermaye girişi duruyor, enflasyon ve faiz yukarı zıplıyor. Peki biz ne yapıyoruz?Medya hükümet ile kavga ediyor! Önümüzde de yerel seçimler var. Kaşınıyoruz. Ve aradığımız belamızı buluyoruz. Bu arada vatandaş da büyük risk algılaması ve kriz beklentisi içinde. Enerji ve gıda ve emtia fiyatları biraz düşse de ülkede beklentiler sadece hafifçe düzeliyor.Avucumuzda duran sarsıntı, durgunluk ve ekonomik zafiyet ,dış alemden ithal mı, yoksa içeriden mi? Yoksa her ikisinden mi?Ben siyasetten nefret ederim, çünkü zaman zaman siyasetteki yaklaşım ekonomiyi düzeltse de, genelde bizim ülkemizdeki, ilkesiz ve bölücü siyaset sadece tahribat yapar. Bir kere daha bıçağı kendi kendimize saplamış bulunuyoruz. İntihar ediyor gibiyiz. Acıdır, medya-hükümet kavgası biraz daha devam ederse ortada Türkiye kalmayacak! Kaldı ki daha Avrupa tam çökmedi, henüz etkisi bize pek gelmedi.Bu kavganın galibi olmayacak, her taraf kaybedecek. Başta vatandaş!"

Benim dikkatimi en cok "ABD batacak denirken AB batti" sozleri cekti. Ben sene basinda ABD ekonomisinin resesyona girme olasiliginin %70 oldugunu soyluyordum, kendileri ise karsi cikiyorlardi. Hatta son 2-3 ay yazdigi yazilara bakarsaniz, bir suru "ben dememis miydim" yazisiyla karsilasirsiniz. ABD resesyona girmedi cunku Bush hukumeti ve Bernanke allem etti kallem etti, gelecek nesillerin sirtina en azindan $500 milyarlik yuk yukledi de teknik olarak henuz resesyona girmedik. Teknik olarak girmedik diyorum cunku aslinda pratik olarak resesyona girdik. ABD'nin resesyona girmesi ya da girmemesi neden onemlidir? Cunku ABD resesyona girerse AB'de resesyona girecek, sonrasinda bu da Turkiye'yi etkileyecek ve biz de yavaslayacagiz. Eee Avrupa'nin bir suru ulkesi resesyona girdi bile. Bunlar durduk yere, kendi kendilerine mi resesyona girdiler? Degil tabii, ABD yuzunden resesyona girdiler. Ama Deniz Gokce hala su laflari etmekten geri kalmiyor:

"Birçok kötümser ABD işsizlik oranının son ayda yüzde 6.1 düzeyine çıkmasını doğru değerlendirmiyorlar. İşsizlik oranı “lagging indicator”, yani durgunluktan sonra artan bir sinyal veren bir endikatördür, bu nedenle resesyon geliyor mesajı vermiyor gibi duruyor, tersine, dediğimiz gibi mevduat ve kredi bankaları soruna dahil olmazsa, işsizlik artışı durgunluğun dibine varmaktayız anlamına bile gelebilir."
Ati alan Uskudar'i gecti. Amerika'da issizligin %6.1'e yukselmesi Avrupa'yi durdurmaya yetti de artti bile. Esek olmus, hala pazarligini yapmaya devam ediyor. Entellektuel boyutta ABD'nin resesyona girip girmeyecegini merak ediyorsa ben kendisiyle bahse girmeye hazirim. Bir sene icerisinde ABD ekonomisi resesyona girecektir (bence bunun olasiligi %70). Kaybeden TEGV'e 500 YTL bagis yapsin.

Turkiye ve AKP'nin dangalakligi konusundaki goruslerine katiliyorum diyecegim ama zaten bu fikirleri ben sene basinda ileri surup bu sene "kriz" cikacagi tahmininde bulunmustum. Hatta krize girdigimizde de bana yurtdisini bahane olarak getirmeyin demistim. Nasil ekonomi %7 buyurken basari AKP'nin dediysek simdi de ekonomi %3-4 buyurken basarisizlik AKP'nindir diyoruz.
Read More!

Ekonomi Yavaşlıyor mu?

İşgünü sayısının ekonomik aktivite üzerindeki etkisiyle ilgili bugünlerde artan bir ilgi var (bkz. Orhan Karaca, Deniz Gökçe, Uğur Gürses, TCMB). Bunun en önemli nedenlerinden biri çalışma günlerinin 2007 ve 2008 yıllarında gecen yıllara oranla yorumları etkileyebilecek olcude farklılaşması. Ornegin 2007’nin son ceyreginde bayramlar nedeniyle 5 işgünü kayıp varken 2008’in ilk ceyregi icin hicbir kayıp söz konusu olmamakta. Benzer yorum farklılığı Haziran ayı icinde gecerli. Ekonomix’in bize sorusu da işte bu noktadan geliyor. Aslında Gökçe de Gürses’de dogru soyluyorlar. Her ikisi de elindeki veriyi yorumluyor. Peki benzer bir analizi biz de yapalım hem soruya cevap verelim, hem de ekonomi yavasliyor mu hızlanıyor mu? tartışmalarına bir pencere de biz acalim.

Tablo, 2000 yılından itibaren sanayi üretim endeksi (sue) ve imalat sanayi üretim endeksindeki (is) gelişmeleri göstermektedir. hici, haziran ayındaki hafta ici calısılan gun sayısını, hsonu ise cumartesi dahil calısılan gun sayısını vermektedir. Sue(a) ve is(a), hafta ici calisilan gun sayısına göre duzeltilmiş (tek bir işgünü için) olan üretimi, sue(b) ve is(b) ise cumartesi gunlerinin dahil edildigi calisilan gun sayısına göre duzeltilmiş (tek bir işgünü için) olan üretim endeks degerini vermektedir. Bu degerlerin koyu olarak gösterilenleri ise, bir önceki haziran ayına göre üretimdeki % değişimi vermektedir.
Tablodaki yüzde değişimleri grafikleştirerek daha kolay bir inceleme yapabiliriz. ustteki grafikte kırmızı olagan sanayi üretimindeki, mavi olan ise hafta ici calisma sayısına göre düzeltilmiş yüzde değişimi göstermekte. 2006 sonrası artış hızında bir yavaşlamanın olduğu grafikten açıkca görülmekte. Ezberi bozan ve Deniz Gökçe’nin de bahsettiği şey ise, sue(b) de görülen % 4.8’lik artış. Şimdilik bunu burda bırakıp bir de imalat sanayine bakalım. Orada da hem is hemde is(a) göstergeleri bir yavaşlamayı işaret ediyor. Ugur Gürses’in bahsettiği gibi imalat sanayinde is ve is(a) göstergelerinde son dönemde % 0.4 bir gerileme söz konusu. Fakat yine benzer bicimde gecen senenin haziran ayına göre 1 gün az olan calisma sayısı is(b) ezberi bozuyor ve %3.6’lık bir artış gösteriyor.
Şimdi gelelim sonuca, eger hafta sonunu dahil edip de konusursanız Deniz Gokce, yok sadece hafta ici calisma gunu uzerinden giderek konusursanız Ugur Gürses haklı. Peki sonuc ekonomi yavasliyor mu hızlanıyor mu? Ben ekonominin yavasladığını dusunuyorum. Cünkü bana göre 1 işgünü fark belki % degisim olarak yaklastiğimizda onemli bir fark veriyor gibi gorunse de, iş yerlerinin siparişi verilen üretimi yetiştirme konusunda vardiya artırımı, planlama v.b. degisikliklere gidebildigi (esneklik) dusunuldugunde gun etkisinin 1 e 1 yansıtılmasının cok dogru olmadığını dusunuyorum. İşte bu nedenle, gün etkisinden kaynaklanan artışların bir kısmını dışladığınızda en iyi ihtimalle ekonominin yerinde saydığını söylemek mümkün.
Ben hala eski dusuncemdeyim, 1) ekonomi yavaşlayacak 2) bu bir kriz olmayacak 3) daha once bahsettiğim gibi “Kamu kesimi borçlanma gereği” ve “Enflasyon Hedeflemesi, bağımsız TCMB ve Dalgalı Kur” ikilisindeki bozulma daralmanın şiddetini belirleyecek. 4) Dusuk enflasyon ve üretim artışı için “mikro reform, serbestleşen piyasalar” şart. 5) son tahlilde en iyi yatırım yine “eğitim” olacak.
Read More!

Kim Dogruyu Soyluyor?

Yarismaci arkadaslara bir pop quiz yapalim dedik. Bakalim hangisi once davranip dogru cevabi verecek?

1. Deniz Gokce "Mesela bu 2008 Haziran ayının sanayi üretimi, bir evvelki yıla göre ham veride yüzde 0.8 yavaşlamış. Ama çalışılan gün sayısına ve mevsime göre düzeltme yapılırsa da sonuç yüzde 4.9 artış çıkmakta." demis.

Diger tarafta Ugur Gurses de "Önceki gün TÜİK tarafından açıklanan Haziran ayı sanayi üretim verileri ile ikinci çeyrekteki sanayi üretimi büyüme hızı yüzde 3.1 oldu. İkinci çeyrekte işgünü sayısı, 2008 yılında iki işgünü fazla görünüyor. Yani buradan gelen bir yavaşlama etkisi olduğu kesin. Ancak, Haziran ayı verileri karşılaştırma bakımından eşit işgünü sayısına sahip. Bu aydaki sanayi üretim gelişimi ise pek olumlu görünmüyor. Toplam sanayi üretimi yüzde 0.8 artarken, imalat sanayi üretimi yüzde 0.4 gerilemiş. Ekonomik büyüme eğiliminin aşağı yönlü seyrinin ulaştığı nokta bu." Kim dogruyu soyluyor?

2. Herifin biri asagidaki videoda enflasyon yanlis hesaplaniyor diye ithamda bulunmus, buna ne cevap verirsiniz?

http://www.chrismartenson.com/fuzzy_numbers
Read More!

Deniz Gokce Dokturmus

Deniz Gokce'yi neden diger yazarlara kiyasla daha cok takdir ettigimi anlamaniz icin bugunku yazisini okumaniz gerekecek. Koca yazida katilmadigim tek bir cumle yok. Helal olsun. Read More!

Deniz Gokce ve Merkez Bankasi

Deniz Gokce'yi severiz, ancak genellikle yorumlari asiri iyimser kategorisine girdigi icin ozellikle son bir yildir pek itibar etmiyoruz. Ancak kendisini de anlayisla karsiliyoruz. Turkiye'de o kadar karamsar ve art niyetli kose yazari var ki Deniz Gokce bunlarin ters tarafinda yer alarak hem bir denge olusturuyor, hem de her zaman kendisini okuyacak bir okuyucu kitlesine ulasiyor. Sonucta insanlarin cogu kendi dusuncelerine uyan yazarlari okuyup digerlerini okumuyor. Ulkenin yarisi veya %80'i karamsar olsa da Deniz Gokce karamsar olmayan azinligin okudugu ender yazarlardan bir tanesi konumuna yukseliyor. Bence cok dogru bir strateji, ben olsam ben de aynisini yapardim. Ortada 80 tane kotumser yazar var, bunlar birbirleriyle yarisirken, Deniz Gokce kendi piyasasinda fazla bir rekabet gormuyor.

Yukarida "iyimser" ve "kotumser" yazar derken kastettigim tutarli bir sekilde her ekonomik durumda bu yazarlarin iyimser veya kotumser yazi yazmalaridir. Mesela bundan 3 ay once Amerika'nin resesyona girecegi neredeyse her ekonomist tarafindan zikredilirken Deniz Gokce "durun hele rakamlar daha aciklanmadi" falan diyerek "beklentileri" yonetmeye calisiyordu, hatta bir ara neredeyse o da umudunu kaybedip rakamlar aciklanmadan resesyon ilan edecekti. Neticede hakli cikti. Ama hakli cikmasinin sebebi derinlemesine bir analiz yapip da dogru sonuclara ulasmasi degil, tutarli cizgisini koruyarak iyimser (en azindan notr) yazilar yazmasi idi. Yani sansli idi.

Uzun zamandan beri ilk kez Deniz Gokce objektif bir yazi yazdi bugun. Yazinin bazi eksikleri var ama Deniz Gokce'nin cizgisine gore objektif bir yazi. Soyle diyor Sayin Gokce:

"Biz 2001 krizinden sonra dalgalı kura geçtik, çünkü para politikasında serbest kalabilmek ve faiz ve enflasyon düşürme ve borç geri ödeme sürecinde serbest kalmak istiyorduk. Yani para politikasında serbest kalmak istiyorduk.

İstediğimiz oldu ve sıkı maliye ve para politikasında başarılı olduk ve enflasyon, faiz düştü, ve büyüme arttı, borçlar kontrol altına girdi, dış tasarruf ülkemize artan şekilde girmeye başladı. Bu pozitif gelişme 2003-2004 yıllarında oldu. Hem ülke içinde hem de ülke dışında beklentiler değişmiş, Türkiye için pozitif değerlendirmeler gündeme gelmişti. Hükümet AB ile flört ediyor, Yunanistan ile olumlu görüşmeler yapıyor ve Kıbrıs sorununda pozitif yaklaşım içinde bulunuyordu.

Ancak bu iyileşme süreci 2006 ve 2007 yıllarında bozuldu. 2006 yılından başlayarak dünya ve ABD önce bir finansal krize girdi ve sonra da dünya ve ABD’de resesyon beklentileri göğe tırmandı. Bu süreç şimdi dışarıda düzelme yolunda!

Ancak dış ekonomideki riskler ortamında, ülkemizde içeride tedbirli davranmak ve dünyada gerçekleşenlerin etkisini azaltacak iç politikalar izlemek gerekli idi.

Tam tersine hükümet ile muhalefet arasındaki kavga (her iki taraf da suçlu ), 367, cumhurbaşkanlığı kavgası ve seçim, türban, parti kapatma, Ergenekon ve şimdi de telekulak gibi sorunlar ile ülke içinde beklentilerin iyice bozulmasına yol açtı. Bu durumu biz “kaşınmak” kelimesi ile özetliyoruz."
Cok isabetli bir degerlendirme. Bizim de cok uzun bir suredir soyledigimiz gibi Deniz Gokce de AKP'nin 2006 ve 2007 yillarinda sacmaladigini ustu kapali bir sekilde soyluyor. Muhalefet hakkinda soyledikleri konusunda da kendisiyle hemfikiriz. Kendisiyle hem fikir olmadigimiz konu Merkez Bankasi.

Merkez Bankasi enflasyonun %10.7'ye yukselmesinin sucunu enerji ve gida fiyatlarindaki yukselise bagliyor. 2006 yilinda enerji fiyatlari yerinde saymisti oysa, o zaman da sucu finansal piyasalardaki calkantilarin ustune atmislardi. Her sene bir yerlerde bir seyler olacak, o yuzden bahane bulmak isteyene bahane cok. Turkiye gibi gida fiyatlarinin cok dusuk oldugu bir ulkede dunyada kriz olmasa da gida fiyatlari yukselecekti. Enerji fiyatlarina gelirsek, gecen seneki secimlerden onceki 4 yil boyunca AKP elektrigin fiyatini hic arttirmadi, Turkiye Avrupa'da elektrigin en ucun oldugu ulkelerden bir tanesi haline geldi. Simdi bicak kemige dayanip elektrik fiyatlarini arttirmak zorunda kalinca bu da enflasyonu arttirdi. Elektrik fiyatlarinin sabit kaldigi 4 yil boyunca Merkez Bankasinin bu durumdan sikayet ettigini, "enflasyonun dusuk olmasinin nedenlerinden bir tanesi de elektrik fiyatlarinin sabit tutulmasidir" dedigini hatirlamiyorum.

Petrol fiyatlarindaki artis ise hukumetin izledigi gerizekali "petrolden vergi toplama" stratejisidir. Buna strateji demek de hata aslinda. Adamlar vergi kaciranlarin uzerine gitmek yerine kolayciliga kacarak boyle carpik bir sistem kullanarak vergi topluyorlar. Petrol fiyatlari arttikca vergiler azaltilarak enflasyonist etkiler azaltilabilirdi. Ancak bunu yapabilmeniz icin hem devletin ufak olmasi hem de butce fazlasi veriyor olmaniz gerek.

Turkiye'de enflasyonu %4 seviyelerine dusurmenin yolu mikro reformlardir. Bunu yapacak kisiler ise Erdogan ve ekonomi yonetimidir. Enflasyon Merkez Bankasinin kontrolunde falan degildir. Merkez Bankasi da bu durumun farkinda ama "kral ciplak" diyemiyor. IMF Merkez Bankasini ozerklestirerek politikacilara karsi Merkez Bankasini korumaya calisti. Sonucta politikacilar ekonomiden anlamayan, bir oy ugruna ulkenin gelecegini satan cahillerdir. Bir sekilde bunlarin dogru adimlar atmasini saglamak gerekiyor. Gecmiste hukumetin eli kolu bagli iken IMF zorla dogru adimlari attiriyordu. Ama butce aciklari azalip, borc orani dusmeye baslayinca IMF'nin de gucu kalmadi maalesef. Bu durumda devreye bizim Merkez Bankasinin girmesi gerekiyordu.

Faizleri ekonomiyi iyice yavaslatacak seviyelere kadar yukselterek hukumete mikro reformlari yapmazsaniz biz de faizleri indirmeyiz mesajini gondermeleri gerekiyordu. Neticede %4'luk enflasyon hedefi mevcut kosullar altinda bir fantaziden ibaretti, piyasadaki beklentiler hic bir zaman %6'nin altina dusmemisti zaten. Hukumetin onceligi ise buyumeyi yuksek tutarak, suya sabuna dokunmayan, ulkenin yapisal problemlerine cozum bulmayan politikalardi. 2006 ve 2007'nin kaybedilmesinin sebebi bunlardi. Secimlerden sonraki oncelikleri ise turban idi. Secimlere kadar Merkez Bankasi direndi ama secimlerden sonra direnci kirildi. Madem hukumet buyumeyi yuksek tutmak istiyor, biz de o zaman kilifina uydurup faizleri indirmeye baslayalim dediler.

O yuzden bundan 9 ay once 2008 icin %3.2'lik son derece gerizekali bir enflasyon tahmini yaptilar. Maksat Erdogan'in gozune girmekti. Son 2-3 aydir Merkez Bankasi kredibilitesini iyice kaybetti. Merkez Bankasi faizleri %15'te tutarken piyasadaki faizler %20'ye yukseldi. O yuzden simdi ufak ufak faizleri yukselterek yeniden kredibilite kazanmaya calisiyorlar. %4'luk enflasyon hedefi Eylul 2007'de zaten terkedilmisti, simdi 2011'e kadar tum hedefleri de yukselterek zaten herkese malum olani resmilestirdiler. Sunu size simdiden soyleyebiliriz, bu hedeflerin hic birini tutturamayacagiz.

Lafi cok uzattim, baglayayim. Merkez Bankasi ozerkligini hukumetin dumen suyuna girerek kaybetmistir. Bundan sonra Istanbul'a da tasinsa, Mars'a da tasinsa bir sey farketmez. Ekonomiden anlamak yetmiyor, dogru politikalarin uygulanmasini saglayacak, elinizdeki gucu kullanabilecek karakterinizin de olmasi lazim. Maalesef Durmus Yilmaz bu kalitede bir ekonomist/lider degil. Deniz Gokce bunlari soyleyemiyor, biz soyleyelim dedik.
Read More!

Sosyal Guvenlik Uygulamalarinin Maliyeti

Bu aralar vaktim hic yok, o yuzden soyle etrafli bir yazi yazmak yerine ufak bir yorum yapmayi tercih ettim bu sefer. Turk ekonomisinin en onemli sorununu bugunlerde Deniz Gokce tartisiyor. Hakli olarak basinin bu konuya hakettigi onemi vermedigini soyluyor. Basin felaket tellalligi yapmayi seviyor ama is populizm ve felaket tellalligi arasinda secime gelince ibre populizmden yana agir basiyor anladigim kadariyla.

Konu Sosyal Guvenlik Sistemindeki asagi yukari 15 yildir suren gerizekali uygulamalarin ulkeye maliyeti. Calisma Bakani maliyeti bugunun parasiyla 851 milyar YTL hesaplamis. Deniz Gokce de buna ek olarak bu uygulamanin her sene ayrica 25 milyar dolarlik bir ek yuk getirdigini belirtmis. Bahsettigi yillik acik miktari, uygulamanin gercek maliyeti senelik 25 milyar dolardan daha fazla aslinda.

Sosyal Guvenlik sistemimiz Turkiye'nin demografik yapisini dikkate aldigimiz taktirde her sene %3 civarinda fazla vermesi gereken bir sistemdir. Oysa biz %5 acik veriyoruz. O yuzden kabaca maliyetin 25 milyar dolar degil, 40 milyar dolar oldugunu belirtelim. Ayrica bu acigi finanse etmek icin arttirilan vergilerin ekonomide yarattigi carpikliklarin ve verimsizliklerin de maliyetini bu hesabin icerisine katmiyoruz. Olay gorundugunden daha vahimdir. Hukumetin yapmaya calistigi reform bana kalirsa Sosyal Guvenlik canavarinin disinin kovugunu da doldurmaz.

O yuzden ben bu konuda umut verici bir gelisme olmasini umit etmeyi birakin, aklimdan bile gecirmiyorum. Bu yazinin amaci icinizi karartmak degildi tabii ki. Aklinizi basiniza alin ve 20 yil sonra emekli olacaksaniz simdiden para biriktirmeye baslayin, yoksa Halk Ekmek kuyruklarinda cok zaman harcamak zorunda kalabilirsiniz.
Read More!

Özelleştirme nasıl yapılır?

Başka ülke örneklerini fazla incelemedim ama Türkiye'de özelleştirme uygulamaları üç şekilde yapılıyor. Bunun ilki (ve özelleştirme denilince ilk akla gelen durum) doğrudan özelleştirme diyebileceğimiz, kamu tarafından işletilen şirketlerin belirli bir bedel karşılığında özel mülkiyete devredilmesi. Bu konunun etraflıca bilindiğini varsayıyorum ve fazla detaya girmiyorum. Özelleştirme karşıtları genelde bu yöntemle yapılan özelleştirmelere karşı çıkıyorlar ve ne derece haklı oldukları şüpheli. Yazının devamında ne demeye çalıştığım anlaşılacaktır.

Özelleştirme konusunda ikinci yöntem en az ilki kadar (hatta daha fazla) yaygın olmasına rağmen pek dikkati çekmiyor. Bu yöntemle kamu hiçbir şekilde elinde bulundurduğu işletmeleri özel mülkiyete devretmiyor. Ancak eğer sektörde karlılık yüksekse özel sektör kamudan daha fazla yatırım yaparak daha hızlı gelişiyor. Kısa zaman dilimleri için bir özelleştirmeden bahsetmesek bile uzun dönemde sektör kendiliğinden özel sektörün eline geçiyor. Buna de facto özelleştirme diyebiliriz. (Bu kavramı ilk defa Deniz Gökçe'den işitmiştim. Bir yazısında bu durumu şöyle açıklıyor: "... Ancak burada bizim de facto özelleştirme adını verdiğimiz bir olgu gerçekleşiyor. Devlet sıkı maliye politikası çerçevesinde yatırımı kısıyor (uzun vadede sosyal etkisi gündeme gelecek), özel sektör ise yatırıma devam ediyor. Yani özel taraf büyüyor, devlet zorunlu olarak duraklıyor.")

De facto özelleştirme durumunu bir kaç örnek ile açalım: İlki Sümerbank örneği. Sümerbank Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tekstil sektörünün en büyük oyuncusu idi. Ancak ilerleyen yıllarda kamunun kaynak yetersizliği ve özel sektörün tekstil alanında yaptığı yatırımlar Sümerbank'ın pazar payını daralttı. Sonuçta Sümerbank'ın özelleştirme kararının alındığı 1987 yılında kurumun tekstil sektöründeki ağırlığı yüzde 10'un altına gerilemişti bile. 1993 yılında Sümerbank'ın bankacılık ve sanayi bölümleri Sümer Holding ve Sümerbank olarak birbirinden ayrıldı. Ayrılmadan hemen önce (1992 yılında) Sümerbank'ın tekstilde pazar payı yüzde 8'in altında olarak rapor edilmiş. Yani tekstil sektörü büyük oranda de facto özelleştirme yöntemi ile özelleştirilmiştir.

İkinci örnek üniversiteler. Elimde rakamlar yok. Ancak sektördeki gelişim kabaca herkesin malumu. Bugün (ya da dün) delinin teki "üniversiteleri özelleştiriyoruz" (Türkiye'de bunu söylemek için sanırım deli olmak lazım) diye ortaya çıksa hali ne olurdu merak ediyorum. Ama sektöre uzun dönem itibarı ile baktığımızda özel sektörün hızla artan payı dikkatimizi çekiyor. Kamunun, bütçe açıkları, kaynakların kötü kullanımı ve yetersiz planlama ile -bu planlamalar genelde hep yetersiz olur, her ne kadar genelde kağıt üzerinde çok afilli dursalar da- üniversitelere ne kadar kaynak ayırabildiği herkesin malumu. Ancak buna karşılık, son 10-20 yılda özel sektör bu alana girerek de facto özelleştirmeye neden oldu. Bugün özelleştirmenin en büyük karşıtlarından olanlar bile (baş harfi Erinç Yeldan) özel üniversitede akademik hayatını sürdürüyorlar.

De facto özelleştirme durumu söz konusu olduğunda iki farklı durum ortaya çıkıyor. Bu da mevcut kanunların bu duruma ne kadar izin verdiği (ya da vermediği) sorusu etrafında şekilleniyor. Eğer herhangi bir kısıtlama yoksa sektörün karlılık durumu özel sektör yatırımları için belirleyici oluyor. Ancak ilgili sektöre ilişkin kanunlar ve kısıtlamalar varsa durum farklılaşıyor. Örneğin, özel sektörün tekstil fabrikası açması kanunla yasaklansaydı durum ne olurdu diye düşünün.

Dikkatli okuyucularımız geleceğim noktayı sanırım sezmişlerdir. Eğer karlılık düşükse ve kanunlar nedeniyle kısıtlama varsa (pek ender rastlanan bir durum) o kanunlar zaten gereksizdir. Yani karlılık düşük ve kısıtlama olmadığı durumla aynı sonuç ortaya çıkar. Ben bu duruma pek bir örnek bulamadım, siz bulursanız yorumlar kısmına ekleyin. Ama karlılığın yüksek olduğu bir durumdan bahsediyorsak, kısıtlama yoksa de facto özelleştirme oluyor. Kısıtlama varsa üçüncü tip özelleştirme ile karşı karşıyayız. Ya özel sektör yeraltına iniyor, kaçakçılık ve yasadışı pazarlar ortaya çıkıyor. Ya da özel sektör alenen kısıtlamayı maliyet olarak kabul edip hem yaparım hem de parası neyse öderiz şeklinde özetlenebilecek bir strateji uyguluyor.

Bir kaç örnek verelim. Türkiye'de TV ve radyo yayını uzun yıllar devletin tekelindeydi. Hem kanunlar özel sektöre izin vermiyordu hem de piyasaya giriş maliyeti oldukça yüksekti. Ancak teknolojik gelişmeler 1990'lı yılların başında bu maliyetleri önemli ölçüde aşağıya çekince özel TV ve radyolar mantar gibi ortaya çıkmaya başladılar. Yasak hala yasaktı ama hem özel TV'lar (ilk olarak Star TV --Magic Box şirketini hatırlayan var mı?--) ve özel radyolar yayınlarına çoktan başlamışlardı. Okuyucularımızdan ne kadarı 1993'teki siyah kurdela olayını hatırlarlar bilmiyorum. Neticede özel sektör piyasanın önemli bir oyuncusu haline gelince, oluşan baskı ortamında kanunlarda değişikliğe gidildi. TRT özelleştirilmedi ama de facto özelleştirmenin yolu açıldı.

Diğer bir örnek de PTT (= Türk Telekom). Telekom sektörü de uzun yıllar devlet tekelinde idi. Hatırlayanlar olacaktır: Bir zamanlar sabit telefon için sıraya girmeniz ve başvurduktan sonra belirli bir süre beklemeniz gerekiyordu. Bu süre de öyle bir kaç hafta ya da ay değildi. 8 sene bekleyen bile vardı. Telekom'un özelleştirilmesi ilk olarak 1980'li yılların ortasında gündeme geldi. O zaman 20-30 milyar dolar gibi rakamlar konuşuluyordu. Ancak 1990'lı yıllarda Turkcell ve Telsim piyasaya girince (önce piyasaya girdiler, lisanslama sonradan yapıldı) sektörde de facto özelleştirme dönemi başladı. Devlete ait telekom kurumu cep telefonu hizmetini ancak 2000 yılından sonra vermeye başladı (Aysel mi Veysel mi öyle bir şirketti). Ancak Telekom özelleştiğinde uzun süre 20-30 milyar dolardan 5-6 milyar dolara nasıl düştük konusu tartışıldı. Aradaki fark de fakto özelleştirmenin bedeliydi.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama çıkaracağımız dersler var: İster karşı olun ister savunun özelleştirmeden kaçış yolu yok. Siz ne kadar karşı koymaya çalışsanız bile piyasaya söz geçiremiyorsunuz.

Ancak burada özelleştirmeden bahsederken değinmediğimiz ahbab-çavuş yöntemi ile özelleştirmeyi savunduğumuz anlaşılmasın. Ahbab-çavuş mekanizması yukarıda açıklamaya çalıştığım her üç yöntemde de devreye girebiliyor ve toplumsal maliyeti artırabiliyor. Ancak ahbab-çavuş mekanizmasına karşı çıkmakla özelleştirmeye karşı çıkmak ayrı şeyler. Gerekirse bu konuya da gireriz. Ancak bu yazıyı bugünlerde gündeme gelen ve alakasız gibi görünen bir konu hakkında yazacağım yazıya giriş olarak tasarladım. Bu konuyu tahmin edene de benden 10 puan, 10 puan, 10 puan. Read More!

Buyume, Butce Acigi, Faizler

Deniz Gokce ikinci ceyrekteki %3.9'luk buyume rakamini bekledigini, bunun surpriz olmadigini ve yilsonunda %5 ve uzerinde buyume bekledigini belirtiyor. Ugur Gurses ise buyumenin beklentiler dahilinde gerceklesmesi buyume rakamlarinin iyi oldugu anlamina gelmez diyor (Hurriyet ekonomi servisinde calisiyor olsaydim Deniz Gokce'ye laf sokuyor derdim ama Allaha sukur orada calismiyorum). Ayrica hane halki beklentilerinin siyasi nedenlerle bozuldugunu, VIX'e bakarak Amerika'da son 20 yilin en buyuk dalgalanmasinin yasandigini (bunun bizim ihracatimizi ve disaridan ucuza aldigimiz kredileri olumsuz etkileyecegini belirtiyor), ve hukumetin daha bir halt yapmadigini belirtiyor. Neticede 2007'deki buyumenin %4 olmasinin "zor" olacagini soyluyor.

Fatih Ozatay ise ekimde Merkez Bankasinin faiz indirimine gitmeye baslayabilecegini belirtiyor.

Medyada guvendigimiz ekonomi yazarlarinin gorusleri bu sekilde. Bir de biz ne dusundugumuzu soyleyelim.

Oncelikle birden bire batip batmamanin olcusu %4'luk buyume oluverdi. Benim bildigim resesyon tanimi iki ceyrek ust uste negatif buyumedir (daralma yani). O yuzden buyume ha %4 olmus, ha %5 olmus bence cok onemli degil. Buyuyorsaniz buyuyorsunuzdur, %4 de %5 de orta derecede buyume rakamlaridir.

Buyume rakamlarinin bu kadar dusmesinin sebebi Merkez Bankasinin faizlerinin "yuksek" olmasidir. Bu faiz meselesini cok tartistik. Neticede faizler bir suredir tuketimi yavaslatarak etkisini gosteriyordu. Ilk ceyrekteki yuksek ihracat rakamlari bunun uzerini ortunce fazla gurultu cikmamisti, simdi cikti.

Unakitan da butcenin yilin ilk 8 ayinda 8.4 milyar YTL acik verdigini belirtmis. Temmuz rakamlarini "beklentileri" bozmasin diye yayinlamadilar, Temmuzda butce 6.1 milyar YTL acik vermis. Bir dangalakligi baska bir dangalaklikla duzeltmeye calistilar anlayacaginiz. Yine de ilk sekiz aydaki butce acigi cok dusuktur. Benim beklentilerimin cok altinda gerceklesmistir. O yuzden bravo diyorum.

Simdi toparlayacagim konuyu. Once Ugur Gurses'e bir cevap verelim. Iceride ne olup bittigini daha tam olarak bilmiyoruz, disarisi hakkinda nasil bu kadar emin konusabiliyoruz anlamiyorum. Ugur Gurses volatilite endeksinin ne oldugunu anlamis da, hangi cesaretle bu endeksin simdi yasadiklarimizin son 20 yilin en buyuk dalgalanmasi oldugunu gosterdigini soylemis onu anlayamadim. Buna gelene kadar 1990, 1998 ve 2000-2002 arasindaki dalgalanmalar var. Daha 5-6 sene once NASDAQ degerinin %75'ini kaybetti, ne cabuk unutuyorsunuz bunlari? Simdiki dandik dalgalanmayi en tepeye yerlestiriyorsunuz. Olmamis. Ote yandan disaridaki dalgalanma eger reel sektore yansir ise Merkez Bankasi piyasayi yine dolara bogacaktir, bu durumda ihracatimiz olumsuz etkilenecektir ama krediler de ucuzlayacaktir. Hatta dolarin degeri daha da duseceginden bizim gibi dolar borclanan bir ulke icin olumlu olacaktir. Ekonomi yonetimi hakkinda ise Ugur Gurses'in simdiki karamsar yaklasimina ben de sahibim. Ancak daha bir kac hafta once kendisi bu konuda benden daha iyimser yazilar da yazmiyor degildi.

Toparliyorum. Butce acigi olumlu, disaridaki dalgalanma ise olumsuz; yine de ben de Fatih Ozatay gibi ekim ayinda Merkez bankamizin faizleri yavasca indirmeye baslayacagini bekliyorum. Bu durum bu yilki buyumeyi cok etkilemese bile gelecek yilki buyumeyi olumlu etkileyecektir. Yine de Merkez Bankasinin enflasyon beklentilerinin hala yuksek seyretmesinden dolayi faizleri cok fazla indirebilecegini zannetmiyorum. Politik belirsizligin beklentileri bozdugu ve bunun gelecekteki buyumeyi olumsuz etkileyecegi yonundeki goruslere de katilmiyorum, bizim ulkemizde beklentiler cok cabuk degisebiliyor, faizler indirilmeye baslandiginda ne dedigimi hissedeceksiniz. Neticede buyumenin %4 ya da %5 olmasi cok bir fark ifade etmiyor benim icin. Yine de bu konuda Ekodok ile benzer beklentilere sahip oldugumu, ekonomik buyumenin 2007 yilinin tamaminda %90 ihtimalle %4'un uzerinde olacagini tahmin ediyorum. Read More!