Tarim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir sektor doğmadan nasil yok edilir?

Gecen on gun boyunca Danimarka ve Almanya'ya yaptigim gezi sirasinda gordugum ciftlikler, arastirma enstituleri ve ozel firmalarda edindigim izlenimlerden esinlenerek "ciftcilik yaparak mi ciftci olarak mi para kazanilir?" baslikli bir yazi yaziyordum ki dun Referans Gazetesi'nde gordugum bu haber Turkiye'nin tarim polikasinin aslinda bir sakadan ibaret oldugunu hatirlatti:

"Türkiye, yerel türleri geliştirmek amacıyla 2012'de anaç fidan ithalatını yasaklayacak. Üreticiler ise ‘Gerekli Ar-Ge desteği verilmezse, daha yüksek maliyetle ithalata geri dönülür' uyarısı yapıyor.
Türkiye'nin 2012 yılından itibaren anaç fidan ithalatını yasaklamaya hazırlanmasına yerli üreticilerden destek geldi. Türkiye'nin meyve fidanı ihtiyacının yaklaşık yarısını karşılayan Bademli Fidancılık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Selçuk Bilgi, Türkiye'nin kendi türlerini geliştirmesi için ithalatın yasaklanmasının olumlu sonuçlar doğuracağını söyledi. Bilgi, ithalat yasağıyla birlikte yerli üreticiye Ar-Ge yatırımları için destek olunmasının da zorunluluk olduğuna dikkat çekti."
Biraz tarim sektorunun icinde olan ve akli calisisan herkes Turkiye'nin tarimda daha gidecegi cok yol oldugunu ve bunun icin cok firin ekmek yenmesi gerektigini bilir. Ayni zamanda bu gidilecek yolun tarlada irgat calistirarak degil, yuksek katma degerli, yuksek teknoloji ve bilgi gerektiren uretim yontemleri ile yapilmasi gerektigini de soyler. Mesela seracilik bunlardan biridir (bu alanda bir suru yol katedilmis olsa bile benim de su anda yasadigim Hollanda ile karsilastirinca yolun cok basindayiz ve teknoloji ureten ve gelistiren bir ulke degil kullanan bir ulkeyiz). Bu alanlardan bir digeri de meyvecilik ve buna bagli olarak fidanciliktir. Fidancilik ilk basta kolay gibi gozuken ama dunya standartlarinda uretim yapmak icin genetik, molekuler bioloji, istatistik, bitki islahi (plant breeding), hucre biolojisi gibi alanlarda uzman kadro gerektiren bir istir. Ayni zamanda cok uzun soluklu bir istir. Ciddi bir entellektuel yatirim, destek agi, bilgi agi gerektirir.

3-5 senedir ortalikta konusulan ve Turkiye'nin belki bir gun fidancilik ussu olma hayalleri 2012 yilinda anac fidan ithalatinin yasaklanmasi ile resmi olarak sona ermistir. Dusuk kalitede, viruslerden arindirilmis, kendi turlerini ureten, islah eden dev fidancilik firmalarimizin olmasi hayali suya dusmustur. Yurt disindan yuksek kalite fidan alamayan ama buyuk meyve yatirimi yapmayi planlayan firmalar daha yuksek maliyetle daha kalitesiz urunler ile yatirim yapmak zorunda kalacak veya yatirimdan vaz gececeklerdir.

Fidan ureticileri de onlerindeki 3-5 yil cok buyuk paralar kazanacaklar, ancak uzun vadede Almanya, Israil, Hollada, Danimarka, ABD gibi ulkeler ile asla yarisacak beyinsel birikime sahip olmadiklari icin sonrasinda perisan olacaklardir. Sonrasinda ne olacagini da soyliyeyim: bu yasak eger akli basinda insanlar karsi cikmazlar ise 20 sene daha devam edecektir. Sonra da et fiyatlari neden yukseliyor, neden bizim arabalarimiz tenekeden, Turkiye'nin neden kendi otomobili yok gibi sorulara benzer sorulari da tarim sektorumuz icin soracagiz.

Ama tabii sadece elestirmek olmaz. Belli ki bu konularda bilgi sahibi olmasi gerekenler yeterli birikime sahip degiller, ben kendilerine buradan fidanciligin nasil desteklenmesi gerektigini anlatayim:

1- Meyvecilik bolgelerine yakin bir arazi alinacak
2- Burada yeni ve bagimsiz bir enstitu kurulacak, gerekirse yurtdisindan ve yurticinden yatirimci
firmalar ile birlikte yatirim yapilacak
3- Bu enstitu icin 15 senelik stratejik bir plan yapilacak, hangi meyve turlerinin islahina gidilip, ne gibi teknikler ile calisilacagina karar verilecek
4- Turkiye'nin en parlak genetik, molekuler bioloji ve ziraat ogrencilerine ciddi imkanlar verilerek hemen master ve doktoraya yollanacak
5- Ayni zamanda dunyanin bu alandaki en buyuk beyinlerine cok ciddi maaslar verilerek bu enstitude arastirma ve egitim yapmalari saglanacak
6- Yukarida bahsettigim 20 beyin geri donunce bu enstitude calistirilacak ve memur maasi degil ozel sektor maasi verilecek
7- Arastirmalar yapilirken ozel sektor ile cesitli ortakliklara gidilecek

Bu yukaridaki plan garantili bir yoldur. Bilgi birikimi ve olusumunu adam gibi destekleyip kaybeden bir ulke olmamistir. Hatta daha da iddiali bir laf edeyim: orta ve uzun vadede stratejik sektorlerin desteklenmesi sadece ve sadece bu sekilde mumkundur. Devletin tek gorevi de bu bilgi birikimlerini ve kadrolari olusturmaktir.

Bu arada bir not daha: Tarim bakanliginda tanidiklari, arkadaslari, esleri dostlari olan fidan ureticilerini tebrik etmek istiyorum. Lobi yaparak vatandasin cebine goz diktikleri yetmiyormus gibi Turkiye'nin tarimda belki de dunya capinda katma degerli uretim yapabilecegi bir sektoru de yok etmis oluyorlar. Kendi ayaklarina kursun sıkıyorlar. Ama aralarinda bazi akilli fikirli insanlar var ki AR-GE olmadan bu is olmaz demisler fakat yasaktan para kazanacaklari icin de pek ses cikarmiyorlar. Bir not daha: Buyuk yatirimlar yapmaya hazirlanan firmalar seslerini acaba cikaracaklar mi? Gorecegiz...

Turkiye'nin tarimsal korumacilik ile ilgili gecmisi kirli ama zannetmeyelim ki dunyada bu alanda tekiz. Danimarka ve Almanya'dan tarim ile ilgili izlenimlerim bir sonraki yazida.


Read More!

Soğan Piyasası Nedir? Korumacı Kime Denir?

Şu anda ortalık aslında dünyadaki benzerlerine göre (Clinton, Berlusconi) bizi hiç de heyecanlandırmaması gereken seks skandalları ile kavrulurken "ne soğanı, bu da nerden çıktı" diyebilirsiniz. Açıklamaya çalışayım.

Bugun ABD sinirlari icerisinde futures piyasalarinda alinip satilmasi kanunen yasak olan sadece bir urun var: soğan. Kisacasi ABD sinirlari icinde olusmasina izin verilmeyen tek tarimsal urun piyasasina soğan piyasasi denir. Fakat soğan neden bu kadar istisnai derecede onemli olabilir?

1958 yilinda soğan fiyatlarinin cok dalgalanmasindan dolayi bir suru para kaybetmis bazi soğan ureticileri adam gibi hedge etmek, uretim verimliliklerini arttirmak, urunleri icin yeni piyasalar bulmak veya baska urunler yetistirmek yerine hemen en yakin politikacinin kapisina kosup biraz aglayarak, biraz da sopa gostererek birseyler yapmasini istemisler. Istedikleri birsey de 1940'lardan beri Chicago Mercentile Exchange'de (ki bugun dunyanin en buyuk futures piyasasidir) alinip satilan soğan futularinin yasaklanmasiymis. Bu finans dehasi soğan ureticileri her turlu analizi, ekonomik sarti, dinamiği ve felsefeyi inceledikten sonra (hatta bana gore black-scholes opsiyon fiyatlama modelini bile 20 yil once bu soğan üreticileri bulmus olabilir) karar vermisler ki sogan fiyatlarinin dusmesinin nedeni bu CME'de alinip satilan sogan kagitlariymis. O zaman buradan ikinci cikarimimizi yapabiliriz: kendi cikarlarini etrafindaki diger herkesin pahasina korumak icin ahlaktan yoksun, mantiksiz ve gercege dayanmayan iddialarda bulunan ve politikacilari oy şantaji ile yola getiren kisilere korumaci diyoruz (Her lobici korumaci degildir demek istiyorum ama dilim varmiyor; yine de istisnalar mevcut. Bunu baska bir zaman daha detayli inceleyecegiz).

Konunun daha fazla detayina girmeye gerek yok. Konu ile ilgili cesitli arastirmalar yapilmis, bu yasaktan sonra volatilite artmis mi azalmis mi diye ve farkli cikarimlar var. Benim genel olarak gordugum yasagin ciftcilerin zararina oldugu yonunde, yani super zeka ciftciler aslinda kendilerini bacaklarindan vurmuslar. Nitekim bugun aralarinda "ah keske simdi sogan futures piyasasi olsa" diyorlarmis.

Burada onemli olan sogan kagitlarinin alinip satilmamasindan cok yaklasik 50 yildir anlami konusunda hicbir uzlasma olmayan ve keyfi oldugu genel olarak anlasilmis bir kanunun nasil hala gecerliligini korudugu. Bunun dunyada daha cok ornegi var. Her ulke kendi ciftcisine benzeri koruma garantisi veriyor, kimisi findigi (Turkiye), kimisi misiri (ABD) piyasa degerinin uzerinde aliyor. Ancak hicbir devlet bir noktada bundan vaz gecmiyor. Yani bu tip korumaci eylemler karsilikli cikarlar dogrultusunda surup gidiyor; politikacilar (gelen hangi hukumet olursa olsun) oy kaybetmeyi goze alamadigi icin bu yardimlara devam ediyor, korumaciliktan ekonomik cikar saglayan ilgi odaklari tehditlerine devam ediyor. Duzen kemiklesiyor, herkes birbirine daha da bagimli hale geliyor.

Tabi bir noktada ne oluyor? Bu kagittan yapilmis ev kendini tasiyamiyor. Kirildiginda mesela hicbir altyapisal gelistirme yapilmamis oldugu icin et fiyatlari tavana vuruyor (kesin spekulatorler yapmistir- bazi seyler hic degismiyor), dunyanin bir yerindeki insanlar ac kaliyor veya basinimizda bunun gibi duygu somurusu ama konunun nedenlerini irdelemeyen haberler cikiyor.

Bu benim ilk yazimdi. Yazilarimi onumuzdeki 30 sene boyunca git gide onemi ve bugune kadar hali altina supurdugumuz sorunlari artacak olan tarim ekonomisi, politikasi ve sektoru uzerine yogunlastiracagim. Buradan cikaracagimiz derslerin ekonominin, politikanin ve gunluk hayatin her alanina bire bir uygulamasi olacagini dusunuyorum. Yildizi bir noktada tekrar parlayacak olan (bu sadece benim dusuncem degil) tarim sektorunun sorunlarini, potansiyelini ve uluslararasi karsilastirmasini yaparak konu ile ilgilenenlere, yatirim yapmayi dusunenlere, su anda bu alanda isleri gucleri olanlara ve kisa vadeli politikalar yurutmus olanlara soyleyecek bir iki sozum olur diye umuyorum.

Bu arada 1958 yilinda ABD'deki sogan ureticilerinin sogan yasagi kanunu icin gittigi yeni yetme temsilciler meclisi uyesinin ismi Gerald Ford. Kendisi daha sonra ABD'nin 40. baskani olmus. Nixon'dan sonra. Ayni zamanda ABD'nin tek secilmeyen baskani olma unune de sahip. Ciftciler finanstan, politikacilar da mesleki ahlaktan cok anlamiyor olabilirler ama ikisi bir araya geldiginde basarabileceklerinin gercekten siniri yok.

Bana dusuncelerimi paylasma firsati veren editore tesekkurlerimi sunuyorum. Read More!

Ziraat Mühendisliği Nedir? Puanları, Bölümleri ve iş Olanakları

Ziraat mühendisliği nedir, bu konudaki iş olanakları nelerdir, puanları nasıldır diye merak ediyorsanız siz bu konuda biraz bilgi vereyim. Ziraat mühendisliği Türkiye’de adam gibi yapılmayan mühendisliklerin en başında gelir. Bir çok devlet üniversitesinde ziraat mühendisliği bölümü olmasına rağmen hem bu bölümlerdeki hocalar vasatın altındadır, hem de bu bölümlerin puanları düşük olduğu için öğrenci kalitesi çok düşüktür. Neticede vasatın altında üniversitelerde, vasatın altında hocalarla, vasatın altında öğrencilerle ancak vasatın çok çok altında rekabet edemeyen sadece kağıt üzerinde mühendis olan kişiler mezun edebiliyoruz.

Ziraat mühendisleri Amerika’da ne yapıyor diye merak ediyorsanız başınızı döndürecek bir yazıya dikkatinizi çekeyim. New York Times’da yayınlanan bir haberde serada domates üretenlerin kullandıkları tekniklerden bahsediliyor.  Okuyun ve ziraat mühendislerinin gelecekte neler yapacağını, bugün ne tür yenilikler (bkz. inovasyon nedir) getirdiklerini okuyunuz. Adamlar bilgisayar kontrolünde domates yetiştirip, sürekli verimliliği arttıracak optimizasyon yaparlarken Türkiye’de çiftçiler miras yoluyla bölüne bölüne ufalarak bostana dönen tarlalarda Atatürk döneminden kalma tekniklerle sözde tarım yapıyor.

Aslına bakarsanız ziraat mühendisliği geleceğin mesleği, tarım ise Türkiye’nin en rekabetçi olacağı alanlardan bir tanesidir de Türkiye’de bu işle profesyonel olarak ilgilenen çok az kişi var. Kafası biraz çalışan adam bankacılık finans gibi masa başı işlere hücum ederken, diğerleri de KPSS’ye hazırlanıp bir devlet dairesine kapağı atmanın yollarını arıyor.

Ziraat mühendisliği nedir sorusuna umarım ilginç bir cevap verebilmişimdir. Gerçekten heyecan verici bir alan ama Türkiye’de kendi göbeğinizi kendiniz kesmek durumundasınız. Read More!

Büyük Buhran Sırasında Türkiye Ekonomisi: 1930-1938

Atatürk Yönetiminde Türkiye Ekonomisi: 1924-1929 baslikli yazımızda Cumhuriyet’in ilk 6 yılında Türk ekonomisinin performansına göz atmış ve Atatürk yönetiminde Türk ekonomisinin 6 yılda toplam %79 büyüdüğünü, buna karşılık Amerikan ekonomisinin ise aynı dönemde %21’lik bir performans gösterdiğini ortaya koymuştuk. Bu yazımızda da Büyük Buhran sırasında Türkiye Ekonomisinin ve Atatürk’ün nasıl bir performans gösterdiğine bakacağız. Blogumuzun eski ve değerli yazarı baris ise bu yazımızı eleştiren Cumhuriyet Doneminde Ekonomi baslikli bir yazı yayınlayarak Türk ekonomisinin bu kadar iyi bir performans göstermesinin temel nedeninin öncelikle savaş nedeniyle azalan nüfusun savaştan sonra tekrar artması (özellikle çalışma yaşındaki nüfusun artması), savaş sonrası yıkılan binaların yapılması neticesinde inşaat sektöründeki hızlı büyümenin sanayi üretimini arttırması, (tarım sektöründeki genişlemenin diğer bir nedeni ise) ve dünya tarım ürünleri fiyatlarının artması olduğunu ifade ediyor. 1923-1929 arasında tarım üretiminin neredeyse ikiye katlandığını, oysa kişi başına düşen tarım üretiminin Osmanlı döneminin altında kaldığını ifade ediyor. Sonuç olarak da “Ortada süper bir performans değil, on bir yıllık savaşın yol açtığı yıkımın tamiratı söz konusudur. Büyüme oranlarındaki yükseklik geçici tarım üretimi artışından, ek olarak da inşaat artışından kaynaklanmıştır.” ifadesini kullanıyor.

Ben baştan bu döneme meraktan baktığımı ifade etmiştim, elimizde doğru dürüst veri olduğu da söylenemez. Bu yazıların bir faydası ortaya değişik yerlerde bulunan verileri bir araya toplaması olacak. Barış’ın ifadelerini analiz etmeden önce 1930-1938 arasında Türkiye ekonomisinin nasıl bir performans gösterdiğine bir bakalım. Atatürk yönetiminde Türkiye Büyük Buhranda nasıl bir performans sergilemiş görelim:


Grafikten de göreceğiniz üzere bu 9 yıllık dünya ekonomisinin ve Amerika’nın 20. Yüzyılda yaşadığı en büyük ekonomik daralma döneminde Türkiye ekonomisi ortalama %5,9 büyümüş, kümülatif olarak ise %61 büyümüşüz. Öte taraftan Amerikan ekonomisi ortalama %0,6 ,kümülatif olarak ise %2 büyümüş. Türk ekonomisi Amerikan ekonomisine kıyasla %60 daha fazla bir büyüme gerçekleştirmiş. Yani bahsettiğimiz yüksek büyüme sadece savaş sonrasındaki 6 yıla mahsus değil, sonrasındaki 9 yılda da oldukça yüksek hızlarda ekonomimiz büyümeye devam etmiş. Doğrudur, ortalama büyüme hızı yavaşlamıştır ama Büyük Buhranda %5,9 hızla büyümek öyle yabana atılacak bir performans değildir.

1924-1938 arasındaki 15 yıllık Atatürk yönetimindeki döneme bakarsak ekonomimizin 1923’ün sonuna kıyasla 2,89 katına çıktığını, buna kıyasla Amerikan ekonomisinin ise sadece %23 büyüdüğünü belirtelim. Şimdi de hem baris’in eleştirilerine cevap vermeye çalışalım, hem de büyümemizin bir muhasebesini yapalım.

Akla ilk gelen açıklama nüfusun artması, özellikle çalışabilir erkek nüfusundaki artış. Elimizde Orhan Karaca’nın hesapladığı nüfus rakamları var, bunlar tabii ki 1927 ve 1935 yıllarında yapılan nüfus sayımına dayanıyor. 1938 yılında Türkiye’nin nüfusu 1923 yılına kıyasla %34,5 artış göstermiş. Amerika’nın nüfusu ise sadece %16 yükselmiş. Bu rakamlar bize Amerika’da kişi başına gelirin bu 15 yıllık sürede aşağı yukarı sabit kaldığını, Türkiye’de ise iki katından fazla arttığını gösteriyor. Bu demektir ki nüfusun artması Türkiye’nin 2,89 katına çıkan milli gelirindeki artışın ufak bir kısmını açıklıyor. Belki nüfusdan ziyade çalışabilir insan nüfusu çok arttığı için milli gelirimiz bu kadar çok artmıştır.

Elimizde 1924 yılına ait nüfus dağılımı yok, 1927 nüfus sayımı ise dağılımın dökümünü yapmamış. 1935 ve 1940 yıllarında yapılan nüfus sayımında bu bilgiler var ve bunları geriye çekerek 1924 yılındaki nüfus dağılımını aşağı yukarı hesaplayabiliriz. Bunu yaparken iki tane varsayım kullanacağız. Birincisi 1935-1940 arasındaki ölüm oranının 1924-1935 arasında da değişmediğini varsayacağız. Ikincisi 1935 nüfus sayımında 10-14 yaş kategorisinde olanların 1930 yılında 5-9 yaş kategorisinde, 1925 yılında ise 0-4 yaş kategorisinde olduğunu varsayacağız (araya ekstradan insanlar girip çıkmayacak).

1935 yılında 10-14 yaş grubunda olan 1 milyon 595 bin kişi varmış, 1940 yılında ise 15-19 yaş kategorisindekilerin sayısı 1 milyon 526 milyon imiş. Bu yaş grubu 5 yılda %4,3 ölümler veya ölçüm hataları nedeniyle azalmış. 1935 yılında 15-19 yaş grubunda 1 milyon 45 bin kişi varken, 1940 yılında 20-24 yaş grubunda 1 milyon 42 bin kişi varmış. Bu yaş grubu ise 5 yılda sadece %0,2 azalmış. Istatistikler tutulurken muhtemelen insanlara yaşları sözlü olarak soruluyordu. O yüzden bu konuda bir miktar ölçüm hatası var, ancak genele baktığımız zaman ölçüm hataları birbirlerini nötralize ederek toplamdaki hata bizim amacımız için önemsiz olacaktır. Şimdi bu hesapladığımız oranları kullanarak 1935 yılında 20-24 yaş grubunda olan 1 milyon 389 bin kişinin 1930 yılında 15-19 yaş grubunda olduklarını ve sayılarının ise 1930 yılında 1 milyon 392 bin ve 1925 yılında ise 1 milyon 455 bin olduğunu hesaplıyoruz. Sonra bunu tüm yaş grupları için tekrarlıyoruz. Bu yöntemi kullanarak 1925 yılı için hesapladığımız toplam nüfus Orhan Karaca’dan aldığımız 1923 yılı toplam nüfusuna eşit çıkıyor. Yöntemde ekstra düzeltme yapmak yerine biz de 1925 nüfus dağılımı ile 1940 yılı nüfus dağılımını karşılaştırmaya karar veriyoruz. Amacımız çalışabilir insan sayısındaki değişimi ölçmek olduğu için bunda çok büyük bir sakınca yok. Nüfus dağılımı şu şekilde:

Çalışma yaşını 15-54 olarak varsayarsak 1925 yılında 6 milyon 779 bin kişi çalışma yaşında imiş, 1940 yılında ise bu rakam 8 milyon 760 bine yükselmiş. Yani artış oranı %29,2 olarak gerçekleşmiş. Yok nüfusun önemli bir kısmı tarımda çalıştığı için 10-14 yaş grubunu da çalışabilir insanlar arasına koymalıyız derseniz bu sefer artış oranı %32,9’a yükseliyor ama doğumlarda bir bebek patlaması yaşandığı için toplam nüfus artışında gözlemlediğimiz %34,5 rakamına ulaşamıyor.

Buraya kadar olan kısmı özetleyecek olursak nüfus artışı büyüme rakamları üzerine pozitif etki eden bir faktör olduğu için ayrıca kişi başına düşen milli gelirdeki artış oranları hesaplanır. Bunu yaptığımız vakit 1924-1938 arasında ortalama kişi başına düşen milli gelirin yıllık %5,73 arttığını görüyoruz. Cumhuriyet tarihinin geride kalan 71 yılında ise bu rakam ortalama yıllık %2,17. Bu demektir ki Türkiye’nin ve Atatürk’ün bu dönemdeki performansını açıklayan başka bir faktör bulmamız gerekecek.

Baris’in önerdiği diğer bir faktör ise tarım fiyatlarındaki artışın Türkiye’nin büyümesini körüklediği, nasıl bugün petrol ihraç eden ülkeler büyük hızlarda büyüyorlarsa Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk yönetimindeki Türk ekonomisi de ekonomi tarıma dayalı olduğu için ve tarım fiyatları yükseldiği için yüksek hızlarla büyümüştür diyor. Açıkcası bu konuda pek bir bilgim yoktu, nasıl olduysa Minneapolis Fed sayfasında Italya’ya ait tarım ürünleri fiyat endeksine ulaşmayı başardım. Türkiye ile benzer iklime sahip Italya’da tarım ürünleri fiyat endeksi şu şekilde gelişmiş:


Göreceğiniz üzere 1924 yılında tarım fiyatları gerilemiş olmasına rağmen, 1925 yılında %25, 1926 yılında ise %9 artış göstermiş. Daha sonra ise fiyatlar gerilemeye başlamış ve 1927 yılında %14 düşmüş. Hatırlarsanız 1927 yılında Türkiye ekonomisi de %10’dan daha yüksek bir hızla küçülmüştü. Demek ki tarım fiyatlarındaki düşüşün de bunda bir etkisi var. Düşüş 1928 yılında %4, 1929 yılında %6 olarak gerçekleşmiş. Büyük Buhran'ın başlaması tarım fiyatları üzerinde hiç de iyi bir etki yapmamış ve 1930 ve 1931 yıllarının her birinde fiyatlar %16 daha düşmüş. 1932 yılında fiyatlar tüm bu düşüşlerin üzerine %5 daha düşmüş, ve 1933 yılında ise bir kez daha %11 düşerek 1925 yılındaki seviyesinin yarısına inmiştir. Her ne kadar Cumhuriyetin hemen başlangıcındaki 3 yılın ikisinde tarım fiyatları yükselmişse de sonrasında düşmeye başlamış ve Büyük Buhran sırasında ise yarı yarıya düşerek ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olan Türkiye’yi herkesten çok etkilemiş olmalıdır.

Ihracat rakamlarımıza (DTM'den aldim rakamlari) baktığımız zaman resim daha da netleşiyor. 1924 yılında tarım fiyatları düşmesine rağmen ihracatımız %61 artış göstermiş. 1925 yılında ihracattaki artış ile fiyat artışı orantılı; 1926 yılında ise fiyatlar artmasına rağmen ihracat azalmış. Ihracat rakamlarını tarım fiyatları endeksine bölerek bir “reel ihracat endeksi” oluşturdum, ondaki hareketleri takip ederseniz ihracatın 1933 yılına kadar tarım fiyatlarıyla paralel seyrettiğini görürsünüz, 1933’den 1938’e kadar geçen sürede ise bir ihracat patlaması yaşadığımız ve bunun fiyatlarla bir alakasının olmadığı görülüyor. Ikinci Dünya Savaşının başlamasıyla işler tekrar bozuluyor ama bu Atatürk’ün değil Ismet Inönü’nün yönetimi altında gerçekleşiyor ve daha sonraki bir yazının konusu.

Bu faktörü de özetleyecek olursak 1924-1938 arasındaki ortalama tarım fiyatları yükselmemiş, düşmüştür. Ilk yıllarda yelkenlerimizi rüzgarla doldurmuş olmasına rağmen daha sonraki yıllarda verdiğinden çok daha fazlasını geri almıştır. O yüzden de Atatürk’ün 15 yıllık performansında önemli bir katkı yaptığı söylenemez.

Değerli Dostlarım. Atatürk genel hatları itibariyle Cumhuriyet tarihinin en başarılı 15 yıllık ekonomik performansını göstermiştir. Doğrudur, bunda savaştan çıkmış olmamızın katkısı vardır, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarım fiyatlarının 2-3 yıl yüksek seyretmesinin de payı vardır. Ancak savaşın yaraları sarıldıktan sonra ve tarım fiyatları yarı yarıya düşerken dahi ülkemiz şimdiki ortalamasının üzerinde büyümüştür. Büyük Buhranın ortasında 1930-1938 döneminde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama %5,9 büyümüş. Büyük Buhranla karşılaştırılamayacak kadar hafif geçen 2007-2009 döneminde Türkiye ekonomisi %0 ile yerinde saymıştır. Atatürk Türk ekonomisinin Cumhuriyet tarihinin en iyi performansını göstermesini sağlamıştır, daha iyisi sonradan maalesef çıkmamıştır.

Şimdi bundan Atatürk’ün her aldığı ekonomik karar doğruydu anlamı çıkarılmasın. Yapılan büyük yanlışlar da var. Mesela yabancıların işletmesi altında olan kurumların devletleştirilmesi, ekonominin dışarıya kapatılması gibi mevzular Atatürk’ün attığı yanlış adımlar arasındadır. Ülkenin büyümek için dış kaynağa en fazla ihtiyacı olduğu dönemlerde elimizdeki sermaye ile ek yatirim yapacagimiza mevcut ozel sirketleri satin alip sermayeyi kacirmisiz, diğer büyük ülkelerin gazına gelerek ekonomiyi dışarı kapatmış ve kendi kendimize zarar vermişizdir. Atatürk’ün başarısının sırrı inanmayacaksınız ama devlet eliyle ekonomiye yön vermektir. Bu özellikle ufak ve gelişmemiş ekonomilerde kaynaklar tam olarak kullanılmadığı zamanlarda büyük büyüme hızları yaratıyor. Insanlar devlet tarafından eğitilip yetenekleri (goreceli olarak) arttırılıyor, kaynaklar üretimin emrine veriliyor, altyapı yatırımları yapılıyor (Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan şarkısını hatırladınız mı?), devletin koruması altında sanayi kuruluyor, vs. Tüm bunların neticesinde ekonominin yüksek hızlarda büyümesi sürpriz olmuyor.

Problem bu tür devletçi yaklaşımların bir müddet sonra tıkanmasında. Atıl kaynaklar üretimin hizmetine sokulduktan sonra verimsiz bir şekilde kullanılıyor olsalar bile (hiç kullanılmadıkları zamana kıyasla) ekonominin büyümesine katkı sağlıyorlar. Bu ilk aşamayı atlattıktan sonra devlet tarafından işletilen kurumları özel sektöre devredip daha verimli ve daha akıllı çalışmalarını sağlamak gerekiyor, yarattigimiz tekellerin kor topal 80 sene daha devam etmesini saglamak degil. Sosyalizmin tökezlediği nokta burası oldu. Türkiye’nin tökezlediği nokta da burası oldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında insanların benliklerine işleyen sosyalizm mantığından daha sonra bir türlü tam olarak kurtulamadık. Bugün dahi insanlar kalkıp eski tekerlemeleri önümüze getirip devletin piyasalarda aktif olarak oyuncu veya fiyatları düzenleyen bir rol almasını talep ediyorlar.

Atatürk yaşıyor olsaydı nasıl bir yol izlerdi bilmiyoruz. Ancak Atatürk’ten sonra gelenlerin ne tür bir performans sergilediğini biliyoruz. Atatürk’ten önce gelenlerin de nasıl bir performans sergilediği ortada. Her lider kendinden öncekilerin miras bıraktığı ülkeyi devralır ama kendisine dağıtılan kartları nasıl oynayacağına da kendisi karar verir. Atatürk bence kendisine dağıtılan kağıtları gayet güzel oynamıştır, rakamlar da bunu göstermektedir. Daha sonraki hiç bir 15 yıllık süreçte Türkiye bu kadar başarılı bir ekonomik performans göstermemiştir. Içerisinde büyük buhranın yer aldığı 1929-1938 döneminde dahi ekonomimiz ondan sonraki herhangi bir 10 yıllık zaman diliminden daha iyi bir performans göstermiştir. Atatürk 80 sene öncesinden “Küresel kriz öyle teğet geçmez, böyle teğet geçer” diyerek bugünün politikacılarına el sallamaktadır. Read More!

Kuraklik ve Limon Fiyatlari

Kuresel isinma oldu, ciftcilerimiz magdur kaldi teranelerini bir suredir dinliyoruz. Hatta secimlerden once kurakliktan dolayi ciftcilere "yardim" yapilmasiyla ilgili bir suru haberler de okuduk.

Gercekten de ciftcilere "vergi veren vatandastan" toplanan paralari vermeli miyiz? Devlet paralari agaclardan toplamiyor, benzine vergi koyuyor, otomobile vergi koyuyor, KDV topluyor, ucretlilerden vergi kesiyor. Sonra da toplanan paralarin bir kismini kimin sesi daha fazla cikarsa onlara dagitiyor. Bu dogru mu?

Limon ile ilgili su haberi okuduktan sonra siz karar verin. Gecen sene 750 bin ton limon uretimi yapilmis ve ciftci limonun kilosunu 15 YKr'a satiyormus. Carpma bilen okuyucularimiz ciftcilerin eline gecen sene 112.5 milyon YTL para gectigini hesap edebilirler.

Bu sene ise kure isinmis (bir senede kendini nasil bu kadar cabuk gosteriyorsa?!) ve uretim 300 bin ton'a dusmus, yani %60 azalmis. Arzda azalma meydana geldigi icin fiyatlar bu sene 5 katina cikarak 75 YKr'a yukselmis. Yine carpma bile okuyucularimiz ciftcilerin eline bu sene 225 milyon YTL para gececegini hesap edebilirler.

Ciftcilerin maliyetinin %10 yukseldigini kabul edersek, bu sene karlarinin gecen seneye kiyasla 100 milyon YTL'den daha fazla yukseldigini gorebiliriz. Yani kuresel isinma ciftcileri degil tuketicileri vurmus, ciftciler goreceginiz uzere "bayram" ediyorlar. Gokten yagmur yagmamis ama para yagmis.

Bir de bunun uzerine kalkip ciftcilerin uretimi dustu, devlet yardim yapsin lakirdilarini etmeyelim lutfen. Olmasi gereken bir sey varsa o da devlet ciftcilere kuraklik vergisi getirsin ve ciftcilere havadan gelen bu 100 milyon YTL'ye el koysun.

Asil problem ciftcilerin sigorta yaptirmamasinda. Kuraklik gercekten belli bolgelerde bircok ciftciyi vuruyor ve bunlar neredeyse hic uretim yapamiyorlar. O yuzden de yukselen fiyatlardan yararlanamiyorlar. Kuraklik olmayan bolgelerdeki ciftciler de satis gelirlerini 5 katina cikariyor. Kurakligin vurdugu ciftciler parayi devletten istiyor. Olmasi gereken kurakliktan etkilenmeyen ciftcilerin kurakliktan etkilenenlere para vermesi. Biz buna ekonomide sigorta yaptirmak diyoruz.

Kendi probleminizi kendi aranizda halledin kardesim, siradan vatandas limona 75 kurus odeyerek uzerine duseni zaten yapiyor, bir de onlardan topladiginiz vergileri bir kez daha ciftcilere dagitmayin. Read More!

Bugday Piyasasinin Bize Ogrettikleri

Gecen sene Ekim ayinda bugday piyasasi hakkinda bir yazi yazmistim. Yazinin ana fikri su idi. Gecen sene dunyanin cesitli bolgelerinde ortaya cikan anormal kurakliktan dolayi rekolte buyuk oranda dusmus ve bugday fiyatlari 2006 senesi icerisinde %57 artis gostererek son 1o yilin en yuksek seviyesine yukselmisti. Ben de bu durumu firsat bilerek baslari her dara dustugunde devlete siginan bugday ureticileriyle "bu sene de fiyatlar yukari cikti, hesapladigimizdan %60 daha fazla satis rakamina ulastik. Biz bu parayi devlete vermek istiyoruz" turunden bir ifade kullanarak dalga gecmis idim.

Tabii ki bugday ureticileri boyle bir ifade kullanmamislardi. Isler beklendiginden iyi gittigi zaman kimse gelip de devlete ekstra para vermiyor. Isler ters gittigi zaman (daha dogrusu ters gitme olasiligi ufukta belirdigi zaman) aglamalar sizlanmalar basliyor. Mesela bugunku Hurriyet'te TZOB Baskani su aciklamayi yapmis:

" Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, kuraklık ve aşırı sıcaklar nedeniyle buğday rekoltesinin yüzde 10-15 oranında düşmesini beklediklerini, pamuk, mısır, ayçiçeği, tütün, narenciye, incir, fındık, domates ve karpuz gibi pek çok ürünün de olumsuz etkilenmekte olduğunu açıkladı."

Bir bakima secimden once hukumete populist politika icin orta yapilmis, hukumette bu ortaya 1 milyar YTL'yi asan populist politika ile cevap vermis oldu. Arada vergi veren vadandasin cani ciksin, onemli degil. Bir Allahin kulu cikip da yahu bugdayin rekoltesi %15 dusse ne yazar, 2006 basindan beri bugday fiyatlari ikiye katlandi demiyor!

Ben de demeyecegim. Bu yazinin amaci gecen sene yazdigim yaziya bakarak ogrendiklerimin bir muhabesesini yapmak. Gecen sene bugday fiyatlari yukseldigi zaman ben okudugum kaynaktan da etkilenerek bunu kurakliga baglamistim. Isin asli o degil aslinda. Bunu gec de olsa farkettim. O yuzden de bir suru karli yatirim potansiyelini goremedim.

Isin asli su. Amerika'da bir ethanol cilginligidir almis basini gidiyor. Adamlar misirdan araba yakiti yapmak gibi bir cilginliga giristiler. Ekonomiden anlayanlar fiyatlarin statik (sabit) olmadigini bilir, hersey birbirine domino taslari gibi baglantilidir. O yuzden de iyi bir yatirimci olabilmek icin olaylari iyi okuyabilmek gereklidir (demek ki benim daha yiyecegim cok firin ekmek var). Misira olan talep birdenbire patladigi zaman, bu misir fiyatlarini ziplatti. Boylece bazi tuketiciler misir yerine bugday, arpa gibi urunleri tuketmeye basladilar. Ote yandan, ciftciler soya fayulsesi veye bugday ureteceklerine misir uretimine gectiler. Boylece misirda meydana gelen talep patlamasi diger urunlere olan talebi de arttirdi ve diger urunlerin arzini azaltti. Bu durumdan cogu tarim urunu olumlu (fiyatlari yukari gitti) etkilendi. Ayrica eskiden ekim yapilmayan bir suru yeni arazi de uretime acildi. Boylece de tarim makinasi ureticileri, gubre ureticisi, tohumcular, vs. de cok para kazandi. Bu sirketlerin fiyati cok artti. Bunlari onceden gorebilmek gerekirdi. Ben nedense bu analizi yapamadim. O zamanlar vaktimi "cari acik cok yuksek, kriz cikacak, dolara saldirin" diyen gerizekalilara cevap yetistirmeye harciyordum, neticede ben de gerizekali gibi gozumun onundeki bu yatirim firsatlarini kacirdim.

Bir daha boyle bir sey olmasini engellemek icin ne yapmam lazim acaba?

Not: Gecen sene yazdigim yazinin sonunda tum Turk vatandaslarina bugday uretimi isine girmelerini onermistim. Girselerdi devletin savurdugu 1 milyar YTL'lik "kuraklik" yardimindan paylarini alirlardi. Bizi kac tane ciftci okuyor, o ayri mesele tabii :-) Read More!

Endustriyel Olcekte Domates Uretimi

Son zamanlarda okudugum en onemli ekonomi haberlerinden bir tanesi Hurriyet'ten:

"KOÇ Topluluğu kuruluşlarından Tat, GAP Bölgesi’nde sanayi tipi ziraat yapmaya elverişli alanlarda dünya pazarlarında rekabet edebilecek ’domates’ üretimine başladı. Tat Genel Müdürü Güçlü Toker, ilk denemelerini bölgede bulunan Harranova Tesisleri’nde 50 dekar alan üzerinde yaptıklarını belirterek, "Bu yıl 4 bin dekarda 6 bin ton domates üretmeyi planlıyoruz. 2008’de 20 bin dekar, iki yıl içinde de 40 bin dekarlık alanda üretim yaparak bölgede ilave 400 bin ton domates üretmeyi hedefliyoruz" dedi. Toker, Harranova’da 20 çeşit domates üretimi üzerinde çalıştıklarını, üretimin en başarılı olan çeşitler üzerinde yoğunlaşacaklarını belirtti."

Nihayet kafaniz calismaya basladi!!!

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

Tarim sektoru Turkiye'de "kafasi calisan" kisilerin el attiklari sektorlerden biri degildir. Kafasi calisan, iyi egitim almis cocuklar gidip muhendislik veya ne yaptigi belli olmayan isletme gibi konular uzerinde caba sarfediyorlar, ondan sonra da ya sanayi imalati veya pazarlama konulari uzerine calismaya basliyorlar. Universite sinavinda en yuksek puani alan kisilerden kac tanesi ziraat fakultelerine giriyor, veya mezun olduktan sonra tarim sektorunde calisiyor? Imaji bozuk bir sektor demek ki. Bu alanda yapilacak cok sey var, potansiyel de cok buyuk. Devletin ve politikacilarin elini etegini cekmesi, girisimcilerin ise bu sektore el atmasi Turkiye'de buyuk kapilari acacaktir. Mikroekonomik reform dedigimiz zaman kastettigimiz seylerden bir tanesi de budur. Kafamizi calistirmaya baslayalim. Read More!

Meyve sebze fiyatları

Türkiye ilginç bir ülke. Otomotiv Sanayi Derneği sektöre ilişkin verileri her ay düzenli şekilde açıklıyor. Biz de bu verilere bakarak o iç piyasa, üretim ve ihracat gibi gelişmeleri yakından izleyebiliyoruz. Bu veriler ekonominin gidişatı konusunda kısmi bir ipucu verebiliyor. Bununla beraber, benzer ipuçlarını alabileceğimiz beyaz eşya sektörü ile ilgili verileri ise takip edemiyoruz. Çünkü Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği(BESD)’nin henüz bir web sitesi bile yok. (Oysa Orhan Gencebay bile “Her nefeste bin sitem var” demiyor mu?) Bu konuyu Orhan Karaca konjonktür takibi ile ilgili yazılarında gündeme getirmişti. Ben de yazayım dedim, belki ilgililer uyanır.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Neyse, beni şaşırtan durum ise meyve sebze fiyatları ile ilgili. Google’da arama yaparken rastladım, Antalya Belediyesi’nin web sitesinde meyve-sebze hali fiyat listesi günlük olarak yayınlanıyor. Baktım, geçmişe yönelik verilere Temmuz 2005’e kadar ulaşabiliyorsunuz.
Gıda fiyatları malum, ocak ayında enflasyonu yukarı çekti. Kabataslak yaptığım hesaplamalara göre meyve sebze fiyatları Antalya halinde Ocak ayında yüzde 12 artarken Şubat ayında yüzde 4 civarında artmış. Tabi bu hesap yüksek oranda istatiksel hata payı da içeriyor. Ama boş zamanı olup da ekonometrik modelleme yapacak gönüllü okuyucularımız varsa adresi duyurayım dedim.

Dediğim gibi Türkiye ilginç ülke. Teknolojik diye geçinen beyaz eşya sektörünün web sitesi yok, ama mesela Antalya halindeki sarımsak fiyatının Ocak ayında yüzde 14 artıp şubat ayında sabit kaldığını, Şubat ayında kıvırcık marul, ıspanak, bakla fiyatlarının yüzde 50 civarında düştüğünü, ama biber fiyatlarının yüzde 50’ye yakın artış gösterdiğini 2-3 tıklamayla öğrenebiliyorsunuz.

Borsada kan gövdeyi götürüyor ama ben borsadan pek anlamam. Bu yazıyı da yeşillik olsun diye yazdım. Borsa düşüyorsa cari açıktandır. Read More!

Devlet Destegi Neye Denir?

Devlet destegi dedigimiz hurmalar uzun yillar ardindan bilesik faizin de etkisiyle katlanarak karsimiza dag gibi borc canavari olarak ciktigi icin karsi oldugumuz konularin basinda gelir. Amac ulvi olsa da uygulama cogu zaman istenmeyen yan etkiler ortaya cikarir, suistimaller, yolsuzluklar, adam kayirmalar olur. Maalesef politikacilarin da politikaya adim atmalarinin basinda bu pastadan pay kapma sevdasi yatar. Adamlar yuzbinlerce lira harcayarak milletvekili olurlar, isin basina geldikleri zaman da yaptiklari "yatirimin" karsiligini almaya bakarlar.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Hurriyet, Anadolu Ajansi kaynakli haberinde ureticiye yonelik yapilan devlet desteklerini ozetlemis. Ciftci basina 100 dolar devlet destegi yapiyormusuz mesela. Ulkenin neredeyse ucte biri ciftci olduguna gore, demek ki ciftci olmayan her iki kisiden $50 vergi toplayip bunu ciftci olan kisiye $100 destek olarak veriyormusuz. Siz razi misiniz bu uygulamaya bilemem ama ben tamamiyla karsiyim.

Butun bu olan biteni bilmemize ragmen kalkip da devlet destegini, tesvikleri, destekleme alimlarini destekleyen ekonomistleri anlamiyorum. Genellikle populizme karsi cikan Deniz Gokce bugunku yazisinda turizme diger sektorlerden daha az tesvik veriyoruz, 2007 yilinda tesvikleri arttirmamiz gerekirdi anafikirli bir yazi yazmis. Buna da katilmiyoruz. Turizme diger sektorlere nazaran daha az tesvik veriliyor olabilir. Bunu duzeltmenin yolu turizme de daha fazla tesvik vermek degil, diger sektorlere verilen tesvikleri azaltmaktir. Sonucta turizme tesvik verelim demek "Herkes cebinden cikarip biraz para ortaya koysun da turizmcilere dagitalim" demekle esdegerdir. Turizmde 2006 yilinda oldugu gibi teklemeler olacak ki turizmciler yaptiklari yanlislari farketsinler ve sunduklari hizmeti ve urunleri gelistirsinler. Kendi ayaklarimiz uzerinde durmayi ogrenmemiz gerekiyor artik. Uc kurusa her sey dahil tatil satmaya calisirlarsa olacagi budur.

Soylediklerimizden devletin hic bir seye karismamasi anlamini cikarmayin ama. Devletin yapmasi gerekenler altyapi yatirimlari (yol, kanalizasyon, su, vs.) , dogal guzelliklerin korunmasini saglayan yasalarin cignenmemesini saglamak, turistlerin mal ve can guvenliginin saglanmasi, ve yurtdisinda tanitim kampanyalari yapmaktir.

Olmayacak duaya amin denilmez. Tum dunya genelindeki trend devlet harcamalarinin artmasi yonundedir. Hemen hemen tum ulkelerde vergiler ve devletin ekonomideki payi artmaktadir. Avrupa emeklilerin yuku altinda ezilip iflas etmedigi surece, veya baska bir ulkenin cani yanmadigi surece bu surec devam edecektir diye dusunuyorum. Bunun da olmasi en azindan bir 20-25 yil surer. Read More!

Bugday Ureticileri Zor Durumda!!

Ekonomi Turk basinin onde gelen gazetelerini atlatip bir ilke imza atarak bugday ureticilerinin sorunlarini haber yapiyor. Dikkatinizi cekti mi bilmiyorum ama bu sene gazetelerimizde bugday ureticilerinin yasadiklari zorluklardan bahseden bir tek haber bile goremedik. Niye mi?

Bu yil bugday fiyatlari %57 oraninda artis gosterdi. Hatta son 10 yilin en yuksek seviyesine yukseldi. En buyuk bugday ureticilerinden Avustralya'da kuraklik cikmasi sonucu (Ingilizce habere buradan ulasabilirsiniz) uretim 25 milyon tondan 11.5 milyon tona dusmus. Ayrica Arjantin ve Ukrayna'da da boceklerden oturu uretim azalinca bugday fiyatlari firlamis. Ancak bizim haber yapmak istedigimiz konu bu degildi.

Bu durum karsisinda bugday ureticileri birligi "Vallahi her basimiz dara dustugunde devlete kosuyorduk, bu sene bugday fiyatlarinda beklemedigimiz artislar meydana gelince de tersini yapalim dedik ve bugday satislarinin beklentilerimizin ustunde gerceklesen kismini devlete devretmeye karar verdik" seklinde bir aciklama yapmis!!. Tabii ki bugday ureticileri birligi diye bir birlik yok, ve beklenmedik fiyat artislari sonucunda kimse cikip da havadan gelen ekstra paralari devlete verelim de demiyor. Haber yapmak istedigimiz konu bu da degildi. Haber yapsaydik bile insanlarin bir kulagindan girip diger kulagindan cikardi.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı

Haber yapmak istedigimiz, okurlarin, izleyicilerin, politikacilarin ve medyanin uzerine baliklama atlayacagi konu su. Bu seneki bugday fiyatlarina bakip agzi sulanacak bir cok ciftcimiz bir daha ki donemde bugday uretimine abanacaktir. Oysa gelecek sene Avustralya'da veya baska bir yerde ciddi bir kuraklik cikma olasiligi cok dusuk oldugundan fiyatlar gerisin geri dusecektir. Hatta artacak uretimden dolayi "normal" fiyatlarinin bile altina dusecek ve bir cok bugday ureticisi "Fiyatlar gecen seneki seviyesinin yarisina indi, maliyetimizi bile karsilayamiyoruz, devlet bir sey yapmiyor" seklinde feryat etmeye baslayacaktir. Hatta bir grup bugday ureticisi Ordu-Fatsa karayolunu "Gecen sene findikcilar da bu yolu kapatti ve basari sagladilar" diyerek kapatma yoluna gidecektir. Gazetelerimiz ve televizyonlarimiz yoksul bugday ureticilerini ekranlara cikarip "NERDE BU DEVLET" diye "haber" yapacaklar. Ancak 2007 senesi secim yili oldugundan ciftciler bu sene istediklerini gayet rahatlikla alacaklardir.

Biz Ekonomi Turk olarak bu durumu gundeme getiren ilk gazeteciler oluyoruz. Bir kere de reaktif degil proaktif olalim ve sunlari yapalim:

1. Ciftcilerimizin tamamina bugday uretmelerini oneriyoruz, kafaniz calisiyorsa bugday uretin. Devletten "hakkinizi" nasilsa secim yilinda soke soke alacaksiniz, risksiz kazanc yani.

2. Devletimize de butce gorusmeleri su siralar yapiliyor, gelecekte "zor duruma" dusecek bugday ureticileri icin yapacaklari harcamalari simdiden butceye eklemelerini oneriyoruz. En azindan gelecek sene bu harcamalarin finansmanini nasil yapacagiz diye kara kara dusunmek zorunda kalmazsiniz.

Demedi demeyin. Read More!

Pamuk Meselesi

Deniz Gokce bugunku yazisinda su tespitlerde bulunmus: pamuk fiyatlari 1950 yilindaki $5.05/kg degerinden bugunku $1.02/kg degerine gerilemis, Turkiye ise pamuk ihracatcisi konumundan en buyuk ithalatcilardan biri haline gelmis. Ulkemizde ise pamuk ekili alanlarda azalma goruluyormus. Sayin Gokce bu durumu "kotu" nitelendirmis.

Tespitlere soyleyecek sozumuz yok da, gelismelere kotu demesini yadirgadik. Mevzu kendisinin de belirttigi gibi tesvikler ve artan arz nedeniyle pamuk fiyatlarinin dusmesi. Biz yabanci ulkelerin kendi pamuk ureticilerine verdigi tesvikler konusunu incelemek istiyoruz. Bir tarim urunune tesvik verdiginiz zaman ertesi yil o urunun uretiminde anormal bir artis gorulur. Bu da gayet normal bir olaydir, ciftciler normalde kar yapmayacak olan ekstra uretimi tesviklerin olumlu etkisi nedeniyle yapmakta bu da arz da bir artis saglamaktadir. Verilen tesviklerin etkisi burada bitmiyor tabii ki, artan arz nedeniyle ayni sezon pamugun fiyatlarinda bir dusus ortaya cikiyor. Yani bir anlamda tesvigi veren hukumet hem ureticileri hem de pamuk tuketicilerini odullendiriyor. Bu isin faturasi ise o hukumete vergi veren vatandasa cikiyor. Diger bir fatura ise diger ulkelerde pamuk ureten ve tesvikten faydalanamayan pamuk ureticilerine cikiyor.

Devalüasyon Nedir    Verimlilik Nedir    Altın Yorumları    Hedge Fon Nedir    Resesyon Nedir    Nükleer Santraller

Simdi Amerika, Ispanya veya Yunanistan tesvik verip pamuk fiyatlarini dusururse bu bizim ulkemizin lehine bir durumdur cunku bizim ulkemiz en buyuk pamuk tuketicilerinden bir tanesi olmasina ragmen cok buyuk bir pamuk ureticisi degildir. Tesviklerden faydalanamayan ulkemizdeki pamuk ureticileri mantikli bir sekilde tarlalarinda pamuk yerine daha fazla getiri saglayacak diger urunlere yonelmislerdir. Ben bunda cok kotu bir taraf gormuyorum aksine genel anlamda gelismeler ulkemizin cikarinadir.

Ben her firsatta devletin tesvik vermesini desteklemedigimi belirtiyorum. En cok karsi ciktigim tesvikler ise "commodity" diye tabir edilen (pamuk, bugday, findik, seker, demir, vs.) mallara verilen tesviklerdir. Baska bir zaman bu tesvik konusuna devam ederiz. Read More!

Findik Fiyatlari

Ozellikle Amerika'ya geldikten sonra merak etmisimdir Turkiye'de niye bu kadar cok bakanlik var diye. Tarim ve Koy Isleri Bakanligi da bunlardan bir tanesi. Ekonomideki devletci yaklasimin hukumetteki izdusumu olsa gerek. Simdiki bakan Mehmet Eker Bursa'da bir gazetecinin, "Üreticinin fındık fiyatlarından memnun olmaması"yla ilgili görüşlerini sorması üzerine, "Fındık fiyatları, hükümetin dışında ve hükümetle hiçbir ilişki kurulmadan ve sorulmadan FİSKOBİRLİK tarafından ilan edildi. Fındık fiyatları, FİSKOBİRLİK ile üreticiler arasında bir mesele... Hükümetle ilişkisinin kurulması haklı bir tutum değildir" diye konuştu.

Aksam gazetesinin haberine gore de Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’un ev sahipliğinde “Fındık Zirvesi’’nde gazetecilerin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dün FİSKOBİRLİK’le ilgili yaptığı açıklamalarla ilgili sorularını yanıtlayan Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (FİSKOBİRLİK) Yönetim Kurulu Başkanı Salih Erdem, “Fındığın fiyatının 4,5 YTL’den 2.5 YTL’ye düşürülmesini kamuoyu değerlendirsin’’ yanıtını vermis.

Ben de kamuoyunun bir mensubu olarak konuya el atayim dedim. Gozlemlerin sunlar:

1. Devlet bir sirket gibi organize olmus, ekonominin hemen hemen her alanina "bakan" bir bakanlik kurulmus. Adamlar bakmakla yetinseler diyecegim yok ama bu alanlara mudahale de ediyorlar. Kendilerine gelen sektor temsilcilerine "Vallahi ben isim sadece bakmak, benden bir sey beklemeyin" deseler ulkenin butun sorunlari cozulecek ama rahat duramiyorlar ve yapayim derken iyice bozuyorlar.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   A Tipi Yatırım Fonu Nedir?   Olasılık nedir?   Dışsallık Nedir

2. Fiskobirlik ozerk bir kurulus. Ozerklik Turkiye'de isler yolunda gittigi zaman basariyi biz sahiplenelim, basimiz dara dustugunde devlete sucu ve cozumu atalim seklinde algilanan bir kavram. Ozel kuruluslur da aslinda bu felsefeyi takip ediyor (bakiniz Tekstilciler, insaatcilar, tavukcular,...). Bunun niye boyle oldugunu merak ediyorsaniz 1. maddeyi tekrar okuyun.

3. Fiskobirlik findik ureticilerinin bir araya gelerek olusturdugu ve 2000 yilindan sonra da tum borclari devlet tarafindan kapatilarak ozerklestirilmis bir kurulus. Bu kurulus uyelerinin urettigi findigi "ilan ettigi" bir fiyattan satin alip daha sonra findik kullanicilarina satarak faaliyetlerini surdurmektedir. Bunu yaparken de findigi piyasa fiyatlarinin uzerinde satin alip piyasa fiyatlarinda sattigi icin ve haliyle zarar ettigi icin zararin finansmani icin devletin kapisini caliyorlar. Niye devletin kapisini caliyorlar diye merak ediyorsaniz 1. maddeyi tekrar okuyun derim.

4. Devlet nedense bu sefer Fiskobirlik'e "kardesim sen ozerk kurulussun, kendin ettin kendin buldun, kendi basinin caresine kendin bak" demis. Fiskobirlik baskani Salih Erdem de "baska birliklere kredi verdiniz, bize niye kredi vermiyorsunuz? Secimlerde kendi adamlariniz secilmedigi icin boyle yapiyorsunuz degil mi?" seklinde olaya yaklasiyorlar.

5. 4. maddede bahsedilen kredi kelimesi sozlukteki anlami disinda kullanilmistir. Kredinin sozluk anlami birisinden geri odenmek uzere alinan para'dir. Ancak yaraticilikta sinir tanimayan ulkemizde bu tanimdaki "geri odenmek uzere" kismi kaldirilmis ve kredinin kelime anlami "hibe" kelimesine yaklastirilmistir. Argo da buna "sakal" da denir. Bunun niye boyle oldugunu merak ediyorsaniz 1. maddeyi tekrar okuyun.

Turkiye'de devlet bagimliliklar yaratiyor, bir cok problemin cozulememesinin nedeni de bu. Ocak ayinda tavukculardi, subatta tekstilciler, mayista insaatcilar, simdi de findikcilar. Ekonomi (ekonomi nedir?) bu, dalgalanmalar olur. Dalgalanma neticesinde de bir grup kazanir bir grup kaybeder. Bunlar garip degil, garip olan kaybedenlerin her seferinde devlete kosmasi.

Son olarak Turkiye'de issizlikten yakinan okuyucularimiza bir tavsiyem olacak. Eger devlet Fiskobirlik'e yardim ederse kendi aranizda "Fiskokabukbirlik" isimli Findik kabugu uretimini organize eden bir birlik olusturun. Urettiginiz kabuklari kilo basina 25-30 bin dolar basina Fiskokabukbirlik'e satin, nasilsa hem uretici hem de alici sizsiniz. Daha sonra bu alimlarin finansmani icin devletten kredi alin. Birliginiz ne kadar kalabalik olursa o kadar cok ses cikarabilirsiniz, birligin icerisine 5-10 tane milletvekili ve bakani da eklerseniz issizlik sorununuz cozumlenmis olur. Pesin parayi gorunce nasil da guluyorsunuz ama?!!! Read More!

Acısız olur mu?

Serhan Çevik....
Türkiye hakkında uzak ara en iyi yorumları yazıyor.
Ne demiş?

Yazının başlığı Adjustment Pain. Tamamını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

"Agriculture and manufacturing sectors are no longer a silo of low-paying jobs. Along with structural adjustments in manufacturing sectors, employment in the agriculture sector declined by 15.9% in the past four years. As a result, the sector now accounts for 27.0% of total employment, down from 35.2% just a couple of years ago. The adjustment phase may be painful for certain segments of the society, but given Turkey’s extremely low farm productivity, these changes, if proved sustainable, will no doubt bring a new dynamism to the economy. Indeed, we are already seeing early signs of factor reallocation. Non-farm employment, for example, increased by 17.1% and led to a marked drop in the non-farm unemployment rate from 15.1% to 13.7% last year. In other words, the economy is creating jobs, but the composition is changing in line with the changes in Turkey’s economic structure away from low-skilled, low-paying jobs. This is why, in order to raise the demand for labour, the authorities need to introduce reforms that would reduce the productivity-adjusted cost of labour relative to the cost of capital in Turkey and to the cost of labour in other countries."

Değişim ve sosyal maliyet konularında kat edecek daha çok mesafemiz var. Read More!

Ciftci Borclari

Koylu milletin efendisi midir bilemem ama borclari odemeye gelince oyle davraniyor. Tnn.net'in Anadolu Ajansini kaynak gostererek verdigi haber sunlari soyluyor. 2002 yilinda ciftcinin yillardir biriken borclarina (borclarini odemedikleri icin "magdur" olmuslar) bir af (kolaylik) getirilmis. 2002'de baslayan yeniden yapilandirma calismalari 2006'nin Ocak ayinda sona ermis ve devlet ciftcinin 1 milyar YTL'lik borcunu silmis. Birincisi buna yeniden yapilandirma denmez, dupeduz borc silme denir. Ikincisi, bunlar bir ise yaramaz hatta insanlari gelecekte de ayni sekilde (borc odemeyerek) devam etmeye tesvik eder. Bunlari cok soyledik. Bakalim bu af nasil bir sonuc dogurmus.

"Çiftçinin faizden kaynaklanan borçlarının bir bölümü silindikten sonra geriye kalan kısmına 36 ay taksit imkanı sağlandı. Taksitlendirmenin ardından bazı çiftçiler borçlarını düzenli öderken, bazıları belli bir dönemden sonra ödemeyi bıraktı ya da yeniden yapılandırma uygulamasından hiç yararlanmadı."

Örneğin Konya, Karaman Niğde ve Aksaray'da borclarin sadece %74'u tahsil edilebilmekteymis. Ote yandan Ankara'da yüzde 90, Kütahya'da yüzde 92, Kayseri'de de yüzde 90 düzeyinde tahsilat oranı varmis (sanki bu oranlar cok yuksek, %95'in alti bankalar acisindan kabul edilemez bir oran) . Yazi su paragrafla sonlandirilmis:

"Ocak ayından bu yana icraya verilen çiftçilerin tamamına yakınının traktörüne ve tarlasına el konulduğunu bildiren yetkililer, "Öyle ya da böyle 30 milyon YTL tahsil edilecek. Ödeyen çiftçinin hakkı gözetilmeli. Bazı çiftçiler sorumluluğunu bilip borcunu ödüyor diğerleri de devlet af çıkarır düşüncesiyle ödemiyor. İcra ile karşılaşınca da tepki gösteriyorlar" diye konuştular."

Yetkililer bu kez olayi anlamis gorunuyor, bakalim devlet ne zaman anlayacak. Read More!