Özelleştirme idaresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özelleştirme idaresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İŞTE AKP'NİN CANINI SIKAN 7.000.000 KİŞİYE GİDEN E-POSTA

Bugün bana bir tane spam e-posta geldi. AKP karşıtlarınca yazılmış olduğu belli olan bu emailde sapla saman birbirine karıştırılmış, bir sürü doğru ifade olduğu gibi bir sürü yanlış ifade de var. Amacımız AKP’yi savunmak değil, hem burada hem de kitapta AKP’yi savunduğumuz da yok. Aksine biz sadece doğruları savunuyoruz. Türkiye’de cehalet çok yaygın, ekonomi konusunda cahil olmayan insan sayısı ise belki bir kaç bin kişidir, durum o derece vahim. Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler kitabını okuyarak cehaletinizi bir miktar giderebilirsiniz (alt tarafı 200 sayfalık bir kitap, cehaletinizin tamamını gidermesini beklemeyin).

Spam eposta’da okuduğum en ironik cümle ise yazının sonunda “Aydın insan, araştırır, yargılar ve sonuca varır. Cahil, yobaz insan duyar, görür ve hükme varır” şeklinde çok doğru bir ifade kullanılmış olmasıdır. Aşağıya maddelerini aktardığım yazıyı bir cahilin yazdığı ve diğer ekonomi cahillerini hedef aldığı gayet açıktır. Aşağıdaki satırlarda kullanılan yanlış ama ekonomiden anlamayan cahil halka mantıklı gelen ifadelerin veya söylem tarzının bir kısmı Güngör Uras, Yiğit Bulut, Ege Cansen, Esfendar Korkmaz, Faik Öztrak, Yaman Törüner, Yılmaz Özdil, Süleyman Yaşar gibi yazarlarca ekonomik teori ve gerçeklerle alakası olmayan köşe yazılarında da geçmişte çok kullanıldı, bugün de bu durum devam ediyor. Biz Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler kitabında hem bu yazarların hem başka yazarların, hem politikacıların, hem kendilerine Oda Başkanı diyen lobicilerin yaydıkları politik amaçlı (veya tamamen cehalete dayanan) hurafeleri ortaya döküp size işin doğrusunu anlatıyoruz. AKP’yi yanlış teori ve yanlış rakamlarla eleştirenleri eleştirip yeri geldiğinde AKP’nin aslında nasıl eleştirilmesi gerektiğini belirtiyor, yeri geldiğinde de adamları takdir ediyoruz. Yiğidin hakkını yiğide veriyoruz. Hiç bir politikacı her konuda haklı değildir, hiç bir politikacı her konuda haksız da değildir.

Siz de aşağıdaki maddeleri okuduğunuzda neyin doğru neyin yanlış olduğunu kolayca göremiyorsanız Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler kitabına ihtiyacınız vardır demektir. Alın, okuyun, tanıdıklarınıza verin, onlar okusunlar. Kitabı vermekten çekindiğiniz “ulan bu herif kitabı bir kere alırsa bir daha hayatta geri vermez” dediğiniz kişilere de tavsiye edin. Ekonomiye bir miktar ilgi duyuyorsanız, ufacık bir miktar birikiminizi faizde, borsada veya dolarda değerlendiriyorsanız bu kitabı okuyun. Yaptığınız en iyi yatırımlardan biri olacaktır.

İşte AKP'nin canını çok sıkan o e-posta:
Türkiye'deki icraatlarının unutulmaması ve bakar körlerin gak guk etmemesi için Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP'nin Türk siyaset tarihindeki bazı ilklerini hatırlatmakta yarar görüyorum:
*1- İlk defa bir Başbakan "Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz." dedi
*2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı.
*3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru arttı.
*4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura "İMF'yi ikna edin " dedi.
*5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı.
*6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
*7- İlk kez Yunan Kilise Bankası Türkiye' de banka satın aldı.
*8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
*9- İlk defa düşük faizli dış borç, yüksek faizli iç borç ile ödendi.
*10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin eden bir Papa'nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
*11- İlk defa bir Başbakan "Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya!" dedi.
*12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.
*13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.
*14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan " Üstün Cesaret(!) Ödülü" aldı.
*15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.
*16- İlk defa bir Başbakan "Bir dönem dini kullandık " dedi.
*17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara elli yıllık imtiyaz verildi.
*18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanı ndı.
*19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.
*20- İlk defa tezkere reddedilmesine rağmen Dışişleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
*21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP'un eş başkanı oldu.
*22- İlk defa bir Başbakan, Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.
*23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800milyon dolar kaynak aktarıldı.
*24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi; ama sonra Mercedes'e razı oldu.
*25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.
*26- İlk defa bir Başbakan Türkiye'yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
*27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
*28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere "Gözünü toprak doyursun." dedi.
*29- İlk defa kapkaç diye bir sektör ortaya çıktı.
*30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.
*31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı.
*32- İlk defa bir Başbakan "Borç yiğidin kamçısıdır." diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.
*33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.
*34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
*35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için "Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin." dedi.
*36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
*37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi.
*38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti. Hem de 10 Kasım günü...
*39- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE " ANANIDA AL GİT!" DEDİ.
*40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİT ZİYARETTİNDE "ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR." DEDİ
*41- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN 300 METRELİK GEMİYE "GEMİCİK" DEDİ.
*42- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN, "GAZETEL ERİNİ OKUMAYIN TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN." DEDİ.
*43- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.
*44- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.
*45- İLK DEFA BİR HALK KENDİ LAİKLİĞİNDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN KORKTU.
*46- İLK DEFA ATA'MI ANLIYORUM.
Bu hızla Tayyip Erdoğan bu dönemde ülkemizdeki her şeyi özelleştirmiş olacak.
İşbu ya özelleştirmeye ve satmaya kafayı takmış olan başbakanımız en sonunda kendisini özelleştirir mi?
*- Türk Telekom, Arap'ın.
*- Telsim İngiliz'in.
*- Kuşadası Limanı İsraillinin.
*- İzmir Limanı Hong Konglunun.
*- Araç muayene işi Alman'ın.
*- Başak Sigorta Fransız' ın.
*- Adabank Ku veytli' nin.
*- İETT Garajı Dubaili' nin.
*- Avea Lübnanlı' nın.
*- Petkim? Ermeni' nin. ( Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bir çıkardık Ermeni...)
*- Rakı, Amerikalı' nın.
*- Finansbank Yunan'ın.
*- Oyakbank Hollandalının.
*- Denizbank Belçikalının.
*- Türkiye Finans Kuveytlinin.
*- TEB Fransız'ın.
*- Cbank İsraillinin.
*- MNG Bank Lübnanlının.
*- Alternatif Bank Yunan'ın.
*- Dışbank Hollandalının.
*- Şekerbank Kazak'ın.
*- Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
*- Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
*- Beymen'in yarısı Amerikalının.
*- Enerjisa' nın yarısı Avusturyalının.
*- Garanti' nin yarısı Amerikalının.
*- Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
*- İzocam, Fransız'ın.
*- TGRT (Fox) Amerikalı'nın.
*- Demirdöküm Alman'ın.
*- Döktaş Fransız'ın.
*- Süper FM Kanadalı'nın. Read More!

Büyük Buhran Sırasında Türkiye Ekonomisi: 1930-1938

Atatürk Yönetiminde Türkiye Ekonomisi: 1924-1929 baslikli yazımızda Cumhuriyet’in ilk 6 yılında Türk ekonomisinin performansına göz atmış ve Atatürk yönetiminde Türk ekonomisinin 6 yılda toplam %79 büyüdüğünü, buna karşılık Amerikan ekonomisinin ise aynı dönemde %21’lik bir performans gösterdiğini ortaya koymuştuk. Bu yazımızda da Büyük Buhran sırasında Türkiye Ekonomisinin ve Atatürk’ün nasıl bir performans gösterdiğine bakacağız. Blogumuzun eski ve değerli yazarı baris ise bu yazımızı eleştiren Cumhuriyet Doneminde Ekonomi baslikli bir yazı yayınlayarak Türk ekonomisinin bu kadar iyi bir performans göstermesinin temel nedeninin öncelikle savaş nedeniyle azalan nüfusun savaştan sonra tekrar artması (özellikle çalışma yaşındaki nüfusun artması), savaş sonrası yıkılan binaların yapılması neticesinde inşaat sektöründeki hızlı büyümenin sanayi üretimini arttırması, (tarım sektöründeki genişlemenin diğer bir nedeni ise) ve dünya tarım ürünleri fiyatlarının artması olduğunu ifade ediyor. 1923-1929 arasında tarım üretiminin neredeyse ikiye katlandığını, oysa kişi başına düşen tarım üretiminin Osmanlı döneminin altında kaldığını ifade ediyor. Sonuç olarak da “Ortada süper bir performans değil, on bir yıllık savaşın yol açtığı yıkımın tamiratı söz konusudur. Büyüme oranlarındaki yükseklik geçici tarım üretimi artışından, ek olarak da inşaat artışından kaynaklanmıştır.” ifadesini kullanıyor.

Ben baştan bu döneme meraktan baktığımı ifade etmiştim, elimizde doğru dürüst veri olduğu da söylenemez. Bu yazıların bir faydası ortaya değişik yerlerde bulunan verileri bir araya toplaması olacak. Barış’ın ifadelerini analiz etmeden önce 1930-1938 arasında Türkiye ekonomisinin nasıl bir performans gösterdiğine bir bakalım. Atatürk yönetiminde Türkiye Büyük Buhranda nasıl bir performans sergilemiş görelim:


Grafikten de göreceğiniz üzere bu 9 yıllık dünya ekonomisinin ve Amerika’nın 20. Yüzyılda yaşadığı en büyük ekonomik daralma döneminde Türkiye ekonomisi ortalama %5,9 büyümüş, kümülatif olarak ise %61 büyümüşüz. Öte taraftan Amerikan ekonomisi ortalama %0,6 ,kümülatif olarak ise %2 büyümüş. Türk ekonomisi Amerikan ekonomisine kıyasla %60 daha fazla bir büyüme gerçekleştirmiş. Yani bahsettiğimiz yüksek büyüme sadece savaş sonrasındaki 6 yıla mahsus değil, sonrasındaki 9 yılda da oldukça yüksek hızlarda ekonomimiz büyümeye devam etmiş. Doğrudur, ortalama büyüme hızı yavaşlamıştır ama Büyük Buhranda %5,9 hızla büyümek öyle yabana atılacak bir performans değildir.

1924-1938 arasındaki 15 yıllık Atatürk yönetimindeki döneme bakarsak ekonomimizin 1923’ün sonuna kıyasla 2,89 katına çıktığını, buna kıyasla Amerikan ekonomisinin ise sadece %23 büyüdüğünü belirtelim. Şimdi de hem baris’in eleştirilerine cevap vermeye çalışalım, hem de büyümemizin bir muhasebesini yapalım.

Akla ilk gelen açıklama nüfusun artması, özellikle çalışabilir erkek nüfusundaki artış. Elimizde Orhan Karaca’nın hesapladığı nüfus rakamları var, bunlar tabii ki 1927 ve 1935 yıllarında yapılan nüfus sayımına dayanıyor. 1938 yılında Türkiye’nin nüfusu 1923 yılına kıyasla %34,5 artış göstermiş. Amerika’nın nüfusu ise sadece %16 yükselmiş. Bu rakamlar bize Amerika’da kişi başına gelirin bu 15 yıllık sürede aşağı yukarı sabit kaldığını, Türkiye’de ise iki katından fazla arttığını gösteriyor. Bu demektir ki nüfusun artması Türkiye’nin 2,89 katına çıkan milli gelirindeki artışın ufak bir kısmını açıklıyor. Belki nüfusdan ziyade çalışabilir insan nüfusu çok arttığı için milli gelirimiz bu kadar çok artmıştır.

Elimizde 1924 yılına ait nüfus dağılımı yok, 1927 nüfus sayımı ise dağılımın dökümünü yapmamış. 1935 ve 1940 yıllarında yapılan nüfus sayımında bu bilgiler var ve bunları geriye çekerek 1924 yılındaki nüfus dağılımını aşağı yukarı hesaplayabiliriz. Bunu yaparken iki tane varsayım kullanacağız. Birincisi 1935-1940 arasındaki ölüm oranının 1924-1935 arasında da değişmediğini varsayacağız. Ikincisi 1935 nüfus sayımında 10-14 yaş kategorisinde olanların 1930 yılında 5-9 yaş kategorisinde, 1925 yılında ise 0-4 yaş kategorisinde olduğunu varsayacağız (araya ekstradan insanlar girip çıkmayacak).

1935 yılında 10-14 yaş grubunda olan 1 milyon 595 bin kişi varmış, 1940 yılında ise 15-19 yaş kategorisindekilerin sayısı 1 milyon 526 milyon imiş. Bu yaş grubu 5 yılda %4,3 ölümler veya ölçüm hataları nedeniyle azalmış. 1935 yılında 15-19 yaş grubunda 1 milyon 45 bin kişi varken, 1940 yılında 20-24 yaş grubunda 1 milyon 42 bin kişi varmış. Bu yaş grubu ise 5 yılda sadece %0,2 azalmış. Istatistikler tutulurken muhtemelen insanlara yaşları sözlü olarak soruluyordu. O yüzden bu konuda bir miktar ölçüm hatası var, ancak genele baktığımız zaman ölçüm hataları birbirlerini nötralize ederek toplamdaki hata bizim amacımız için önemsiz olacaktır. Şimdi bu hesapladığımız oranları kullanarak 1935 yılında 20-24 yaş grubunda olan 1 milyon 389 bin kişinin 1930 yılında 15-19 yaş grubunda olduklarını ve sayılarının ise 1930 yılında 1 milyon 392 bin ve 1925 yılında ise 1 milyon 455 bin olduğunu hesaplıyoruz. Sonra bunu tüm yaş grupları için tekrarlıyoruz. Bu yöntemi kullanarak 1925 yılı için hesapladığımız toplam nüfus Orhan Karaca’dan aldığımız 1923 yılı toplam nüfusuna eşit çıkıyor. Yöntemde ekstra düzeltme yapmak yerine biz de 1925 nüfus dağılımı ile 1940 yılı nüfus dağılımını karşılaştırmaya karar veriyoruz. Amacımız çalışabilir insan sayısındaki değişimi ölçmek olduğu için bunda çok büyük bir sakınca yok. Nüfus dağılımı şu şekilde:

Çalışma yaşını 15-54 olarak varsayarsak 1925 yılında 6 milyon 779 bin kişi çalışma yaşında imiş, 1940 yılında ise bu rakam 8 milyon 760 bine yükselmiş. Yani artış oranı %29,2 olarak gerçekleşmiş. Yok nüfusun önemli bir kısmı tarımda çalıştığı için 10-14 yaş grubunu da çalışabilir insanlar arasına koymalıyız derseniz bu sefer artış oranı %32,9’a yükseliyor ama doğumlarda bir bebek patlaması yaşandığı için toplam nüfus artışında gözlemlediğimiz %34,5 rakamına ulaşamıyor.

Buraya kadar olan kısmı özetleyecek olursak nüfus artışı büyüme rakamları üzerine pozitif etki eden bir faktör olduğu için ayrıca kişi başına düşen milli gelirdeki artış oranları hesaplanır. Bunu yaptığımız vakit 1924-1938 arasında ortalama kişi başına düşen milli gelirin yıllık %5,73 arttığını görüyoruz. Cumhuriyet tarihinin geride kalan 71 yılında ise bu rakam ortalama yıllık %2,17. Bu demektir ki Türkiye’nin ve Atatürk’ün bu dönemdeki performansını açıklayan başka bir faktör bulmamız gerekecek.

Baris’in önerdiği diğer bir faktör ise tarım fiyatlarındaki artışın Türkiye’nin büyümesini körüklediği, nasıl bugün petrol ihraç eden ülkeler büyük hızlarda büyüyorlarsa Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk yönetimindeki Türk ekonomisi de ekonomi tarıma dayalı olduğu için ve tarım fiyatları yükseldiği için yüksek hızlarla büyümüştür diyor. Açıkcası bu konuda pek bir bilgim yoktu, nasıl olduysa Minneapolis Fed sayfasında Italya’ya ait tarım ürünleri fiyat endeksine ulaşmayı başardım. Türkiye ile benzer iklime sahip Italya’da tarım ürünleri fiyat endeksi şu şekilde gelişmiş:


Göreceğiniz üzere 1924 yılında tarım fiyatları gerilemiş olmasına rağmen, 1925 yılında %25, 1926 yılında ise %9 artış göstermiş. Daha sonra ise fiyatlar gerilemeye başlamış ve 1927 yılında %14 düşmüş. Hatırlarsanız 1927 yılında Türkiye ekonomisi de %10’dan daha yüksek bir hızla küçülmüştü. Demek ki tarım fiyatlarındaki düşüşün de bunda bir etkisi var. Düşüş 1928 yılında %4, 1929 yılında %6 olarak gerçekleşmiş. Büyük Buhran'ın başlaması tarım fiyatları üzerinde hiç de iyi bir etki yapmamış ve 1930 ve 1931 yıllarının her birinde fiyatlar %16 daha düşmüş. 1932 yılında fiyatlar tüm bu düşüşlerin üzerine %5 daha düşmüş, ve 1933 yılında ise bir kez daha %11 düşerek 1925 yılındaki seviyesinin yarısına inmiştir. Her ne kadar Cumhuriyetin hemen başlangıcındaki 3 yılın ikisinde tarım fiyatları yükselmişse de sonrasında düşmeye başlamış ve Büyük Buhran sırasında ise yarı yarıya düşerek ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olan Türkiye’yi herkesten çok etkilemiş olmalıdır.

Ihracat rakamlarımıza (DTM'den aldim rakamlari) baktığımız zaman resim daha da netleşiyor. 1924 yılında tarım fiyatları düşmesine rağmen ihracatımız %61 artış göstermiş. 1925 yılında ihracattaki artış ile fiyat artışı orantılı; 1926 yılında ise fiyatlar artmasına rağmen ihracat azalmış. Ihracat rakamlarını tarım fiyatları endeksine bölerek bir “reel ihracat endeksi” oluşturdum, ondaki hareketleri takip ederseniz ihracatın 1933 yılına kadar tarım fiyatlarıyla paralel seyrettiğini görürsünüz, 1933’den 1938’e kadar geçen sürede ise bir ihracat patlaması yaşadığımız ve bunun fiyatlarla bir alakasının olmadığı görülüyor. Ikinci Dünya Savaşının başlamasıyla işler tekrar bozuluyor ama bu Atatürk’ün değil Ismet Inönü’nün yönetimi altında gerçekleşiyor ve daha sonraki bir yazının konusu.

Bu faktörü de özetleyecek olursak 1924-1938 arasındaki ortalama tarım fiyatları yükselmemiş, düşmüştür. Ilk yıllarda yelkenlerimizi rüzgarla doldurmuş olmasına rağmen daha sonraki yıllarda verdiğinden çok daha fazlasını geri almıştır. O yüzden de Atatürk’ün 15 yıllık performansında önemli bir katkı yaptığı söylenemez.

Değerli Dostlarım. Atatürk genel hatları itibariyle Cumhuriyet tarihinin en başarılı 15 yıllık ekonomik performansını göstermiştir. Doğrudur, bunda savaştan çıkmış olmamızın katkısı vardır, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarım fiyatlarının 2-3 yıl yüksek seyretmesinin de payı vardır. Ancak savaşın yaraları sarıldıktan sonra ve tarım fiyatları yarı yarıya düşerken dahi ülkemiz şimdiki ortalamasının üzerinde büyümüştür. Büyük Buhranın ortasında 1930-1938 döneminde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama %5,9 büyümüş. Büyük Buhranla karşılaştırılamayacak kadar hafif geçen 2007-2009 döneminde Türkiye ekonomisi %0 ile yerinde saymıştır. Atatürk Türk ekonomisinin Cumhuriyet tarihinin en iyi performansını göstermesini sağlamıştır, daha iyisi sonradan maalesef çıkmamıştır.

Şimdi bundan Atatürk’ün her aldığı ekonomik karar doğruydu anlamı çıkarılmasın. Yapılan büyük yanlışlar da var. Mesela yabancıların işletmesi altında olan kurumların devletleştirilmesi, ekonominin dışarıya kapatılması gibi mevzular Atatürk’ün attığı yanlış adımlar arasındadır. Ülkenin büyümek için dış kaynağa en fazla ihtiyacı olduğu dönemlerde elimizdeki sermaye ile ek yatirim yapacagimiza mevcut ozel sirketleri satin alip sermayeyi kacirmisiz, diğer büyük ülkelerin gazına gelerek ekonomiyi dışarı kapatmış ve kendi kendimize zarar vermişizdir. Atatürk’ün başarısının sırrı inanmayacaksınız ama devlet eliyle ekonomiye yön vermektir. Bu özellikle ufak ve gelişmemiş ekonomilerde kaynaklar tam olarak kullanılmadığı zamanlarda büyük büyüme hızları yaratıyor. Insanlar devlet tarafından eğitilip yetenekleri (goreceli olarak) arttırılıyor, kaynaklar üretimin emrine veriliyor, altyapı yatırımları yapılıyor (Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan şarkısını hatırladınız mı?), devletin koruması altında sanayi kuruluyor, vs. Tüm bunların neticesinde ekonominin yüksek hızlarda büyümesi sürpriz olmuyor.

Problem bu tür devletçi yaklaşımların bir müddet sonra tıkanmasında. Atıl kaynaklar üretimin hizmetine sokulduktan sonra verimsiz bir şekilde kullanılıyor olsalar bile (hiç kullanılmadıkları zamana kıyasla) ekonominin büyümesine katkı sağlıyorlar. Bu ilk aşamayı atlattıktan sonra devlet tarafından işletilen kurumları özel sektöre devredip daha verimli ve daha akıllı çalışmalarını sağlamak gerekiyor, yarattigimiz tekellerin kor topal 80 sene daha devam etmesini saglamak degil. Sosyalizmin tökezlediği nokta burası oldu. Türkiye’nin tökezlediği nokta da burası oldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında insanların benliklerine işleyen sosyalizm mantığından daha sonra bir türlü tam olarak kurtulamadık. Bugün dahi insanlar kalkıp eski tekerlemeleri önümüze getirip devletin piyasalarda aktif olarak oyuncu veya fiyatları düzenleyen bir rol almasını talep ediyorlar.

Atatürk yaşıyor olsaydı nasıl bir yol izlerdi bilmiyoruz. Ancak Atatürk’ten sonra gelenlerin ne tür bir performans sergilediğini biliyoruz. Atatürk’ten önce gelenlerin de nasıl bir performans sergilediği ortada. Her lider kendinden öncekilerin miras bıraktığı ülkeyi devralır ama kendisine dağıtılan kartları nasıl oynayacağına da kendisi karar verir. Atatürk bence kendisine dağıtılan kağıtları gayet güzel oynamıştır, rakamlar da bunu göstermektedir. Daha sonraki hiç bir 15 yıllık süreçte Türkiye bu kadar başarılı bir ekonomik performans göstermemiştir. Içerisinde büyük buhranın yer aldığı 1929-1938 döneminde dahi ekonomimiz ondan sonraki herhangi bir 10 yıllık zaman diliminden daha iyi bir performans göstermiştir. Atatürk 80 sene öncesinden “Küresel kriz öyle teğet geçmez, böyle teğet geçer” diyerek bugünün politikacılarına el sallamaktadır. Read More!

Özelleştirme Idaresi: TRT Kapatilsin Gayri

Stresabi Deniz Baykal'a "yanindayiz" mesajini vermis ve sunlari soylemis:


CHP genel başkanı Baykal:
Şimdi bu kurum diyor ki vatandaşlara, benim paraya ihtiyacım var. Vatandaş araba alacak, arabanın fiyatı üzerinden belli bir oran TRT’ye gidecek. Matrahı değiştiriyor. Ne yasa, ne hukuk! Böyle bir yetkin var mı? Sana bakanlar kurulu matrahı değiştir dedi mi? Derhal bunu danıştaya götürüyoruz
Derhal bunu Danıştay’a götürüyoruz. Bunu da mahkemeden döndüreceğiz.
Uçan kuştan vergi alacaklar, her şeyden, teypten, videodan, televizyondan, cep telefonundan TRT’yi besleyeceğiz. Yağma yok, buna karşı CHP olarak gerekli mücadeleyi yapacağız.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Helal sayın Baykal, müzmin AKP karşıtlığın bu defa yüce milletimizin işine gelecek, Danıştay inşallah bizi şaşırtmaz da TRT’nin sinsi ve zorba girişimi başkanın kafasında paralanır. Yanındayız, vur de vuralım, öl de ölelim.
(Stresabi kusura bakmasin, yazinin tamamini almis bulundum, zaten iki lokma yazi yaziyor ama hakkini da veriyor.)
Yine de ben Deniz Baykal'dan cok daha cesur adimlar atmasini beklerdim. Deseydi ya biz CHP olarak dar gelirli vatandastan toplanan vergilerin TRT uzerinden heba edilmesine karsiyiz diye. Devletin gorevi milleti eglendirmek mi (zaten onu da beceremiyorlar ya)? Paralari sagda solda carcur edin, ondan sonra da IMF'nin kapisina gidip dilencilik yapin olacak sey mi demesini de beklerdim. Malum bizim milletimiz IMF'den nefret eder, bizi onlara muhtac edenlerden daha fazla nefret etmesi gerekmez mi?
Not: Aslinda Deniz Baykal'dan yukarida dedigim laflari demesini bekleyecek kadar saf degilim ama deseydi de cok guzel olurdu.

Borsa Yorumları
Altın Yorumları
Borsa nedir?
Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası Read More!

Akşamcılık, Özelleştirme ve Serbest Piyasa

Milliyet yazarlarından Hurşit Güneş’in bugün yazdığı yazısından bir bölüm, yorum size kalmış: “Bizde akşamcılık diye bir kavram vardır. Ama bizim akşamcılar 70’li yıllarda parlatmak için aslan sütü (rakı) bulamıyordu. 1994 yılında Yeni Yüzyıl gazetesindeki köşemde rakının özelleştirilmesini önermiştim. Aradan 10 yıl geçti ve rakı özelleşti. Bu fikir bana Yunanistan’ı ziyaret ederken çok cazip geldi. Yunanistan’da o denli marka bolluğu ve rekabet vardı ki. Bu, kalite doğuruyordu. Üstelik çok farklı tatlar tadılabiliyordu. Ayrıca, dünyanın hiçbir ülkesinde devlet vatandaşına zarar verecek maddeleri üretip satmamalıydı. Kuşkusuz denetlemeli. Ama sigara ya da içki üretiminde devletin ne işi olabilir ki? Kaldı ki, bu nedenle sigara ve alkole karşı kampanya uzun süre yapılamadı. Rakı ve onun yanı sıra daha birçok Tekel içkisi özelleşti. Ve hemen hepsi daha etkin bir pazarlama stratejisi gütmeye başladı. Şişeler değişti. Sunum, kalite ve farklı lezzetler kavramı ortaya geldi. Kısacası hayallerim gerçek oldu."
Read More!