Ege Cansen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ege Cansen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ege Cansen’ e Selamlar

Malumunuz Ege Cansen Ekonomi Türk blogunda bolca eleştirilen bir isim ki eleştiriyi de hakediyor. Peki ben bu başlığı sırf bunu yazmak için mi yazdım? Hayır, fil hafızası olanlar hatırlayacaklardır ki Ege bey 2011 yılında “50 dolar cent artı 50 Euro cent eşittir 2.40 TL düzeyi, benim hesaplarıma göre “denge kuru” gibi durmaktadır. 2011 yılında ulaşılacak bu düzey, 2012 yılında da yüzde 4 kadar artarsa, cari açığımız iki yıl sonra milli gelirimizin yüzde 3’ü seviyesine inebilir.

...Cari açığın kök sebebi, döviz fiyatlarının düşük olmasıdır. Bunun dışında söylenen: yok efendim, ulusal tasarruf oranımız düşüktür veya maalesef enerjide dışa bağımlıyız, petrol faturamız çok yüksek gibi sebepler sıralamak “gerçekle yüzleşmemek için” için mazeret yaratma gayretleridir”demiş

.

Editör ise “Ege Cansen tahminine bu kadar guveniyorsa kendisiyle 10 BIN TL'LIK Bir BAHSE GIRMEYE HAZIRIM. 2012 Senesinin ilk 3 ayinda ortalama dolar kuru 2 TL'nin uzerinde olursa Ege Cansen kazansin, altinda olursa ben kazanayim. VARSA YUREGI gelsin, HODRI MEYDAN!” demişti.


Şimdi değerlendirmemizi yapalım, 2012' nin ilk 3 ayını geride bıraktık ve dolar 2 TL' nin üstüne çıkmadı. Ege Cansen’ in tezini ileri sürdüğü tarihte döviz kuru 1$= 1,6950 TL idi. Ekim ayında 1,89, Ekim’ in sonlarında 1,75 ve günümüzde ise 1,79’ du. Bu arada en yüksek rakam ise Aralık 29’ unda 1,9175’ idi. Bundan sonraki planımda ise Ege bey' in bahsettiği gibi döviz kurunun cari açığı ne kadar azalttığını inceleyeceğim, ekonometrik bir model yardımıyla.


Yazımı

Yılmaz Özdil tarzıyla

Bitiriyorum:

Yorum sizin...

Read More!

Cari Açık, Tasarruf, Mehmet Şimşek, Ege Cansen

Merhabalar, bugün Türkiye’ de tasarruf oranını tartışacağız. Öncelikle tasarruf nedir?Tasarruf demek bugün ile yarın ki tüketim arasında tercih etmek demektir. Toplum bugünün tüketimi ile yarının tüketimi arasında tercih yapar. Esas sorun şuradadır, tasarruf oranımızın düşük olması toplumun önüne konulan alternatiflerin cazibesinin olmamasından mıdır? Bu soruya cevap vermek kolay, çünkü Türkiye’ de reel faizler çoğu ülkeden daha fazladır. Gelelim cari açığa, cari açık dediğimiz zaman tasarrufların yatırımlardan sürekli olarak düşük kalmasını kastederiz. Böyle olunca ülke yurtdışına faiz gibi faktör ödemesi yapıyor. Cari açığın finansmanında ise en önemli faktör yabancı yatırımcıların tercihi ve dış finansmandır. Hal böyle olunca ülke ekonomisi kırılgan bir yapıya geliyor. Dış sermayeye bu derece bağlı olunduğu zaman ani sermaye çıkışları ülke için büyük bir risk kaynağı oluşturuyor. Peki nasıl oluyor? İç talep daralır ve TL, USD karşısında değer kaybına uğrar. Türkiye 1990’lı yıllarda Cari açık/GSMH’ de %1 civarındaydı, 2011 de ise bu rakam bana göre %8’ ler civarında olacaktır.

Mehmet Şimşek’ in 2008 yılında yaptığı bir açıklama var. Bu açıklamada Türkiye’ nin genç bir nüfusa sahip olduğu, bu yüzden tasarruf oranlarının düşük kaldığı falan yazıyor. Burada devreye yaşam boyu hipotezi devreye giriyor. Modigliani ve Brumberg’ in 1954 yılında geliştirdiği hipotez der ki: Bireyler tüketimlerini bütün hayatına yayarlar. Birey kendini geliştirdiği yer olan okulda yani okul döneminde negatif tasarruf eder, çalıştığı müddetçe ise yüksek tasarruf eder. Emeklilik döneminde ise gençliğinde yaptığı bu tasarrufları kullanır. Yani net tasarruf yaşam sonunda sıfırdır. Eğer Türkiye’ de genç nüfus>çalışan ve yaşlı nüfus ise tasarrufların Mehmet Şimşek’in dediği gibi düşük olması gerekmektedir. Ama Mehmet Şimşek’ in dediği gibi ortalama yaşımız 28 düzeyindedir, yani çalışma çağındadır. Bu durumda tasarruflarımızın yüksek olması gerekmektedir..


Az önce değindiğimiz hipoteze göre toplam tasarruflar demografik faktörlerden de etkilenmektedir. Eğer toplumda çocuk ölümleri azalır ve çalışmayan genç nüfus artarsa toplam tasarruflar azalır. Üretkenlik aile başına çocuk miktarını azaltır ve bağımlı nüfus oranını düşürür. Bunun sayesinde tasarruflar artar. Bunlarıu bir grafikle açıklayalım. Gördüğünüz grafik 1990,2010,2030 ve 2050 yıllarının- gelişmiş ülkelerin- demografik yapılarını gösteriyor. Buna göre 2050’ de emekli nüfusus payı diğer dönemlere göre artacaktır. Buradan da 2050 yılında tasarrufların azalacağı manasını çıkarabiliriz.




Gelişmekte olan ülkelere bakarsak çalışan nüfusun 2050’ de en yüksek seviyeye ulaşacağını görüyoruz. Yani tasarruf oranı gelişmekte olan ülkelerde daha da artacaktır.






Gelelim Ege Cansen’ e. Ege Cansen 31 Aralık’ ta yazdığı bir yazıda Türkiye’ deki tasarruf oranının %22 olduğunu iddia etmiş. Argümanını ise Fiili tasarruf oranı=Yatırım eşitliğinden Türkiye’ deki tasarruf oranı %22 imiş. Öncelikle yukarıda belirttiğimiz gibi ortada yatırımlar var ve bu yatırımların finanse edilmiş şekli var. Bir kısmı yurtiçi tasarruflar sayesinde karşılanıyor, bir kısmı da yurtdışından borç alınarak hesaplanıyor. Cari açık dediğimiz ise dış borç olduğuna göre Ege beyin bir hatası var, tasarruf oranı hesaplanırken kendisinin de belirttiği gibi yatırım-cari açık/gsyih=tasarruf oranını verir. Eğer tasarruf oranımız gerçekten yüksek olsaydı yatırımlar iç finansman ile karşılanırdı ve dışarıdan borç alınmazdı. İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin’ den aldığım slayta dayanarak Türkiye’ deki tasarruf oranının ülkeler arası karşılaştırmasına bakalım.


İktisatta bir gerçek vardı. Bu gerçek enflasyon dönemlerinde kişilerin paralarını cebinde tutmayacağı ve tüketime harcayacağıdır. Türkiye’ ye bakınca ise tam tersini görüyoruz. Yüksek enflasyon döneminde %26 ya varan tasarrufun olduğu ama düşük enflasyon döneminde ise %12 ye varan tasarrufun olduğudur.Grafiğe baktığımız zaman tasarruf oranımızın gittikçe azaldığın görüyoruz. Bunun bence iki nedeni var. Birincisi ise toplumun düşen enflasyon ve düşen faizler nedeniyle tüketime yüklenmesidir. İkinci neden ise Türkiye’ deki reel faizlerin düşmesidir. Bugünlük bu kadar yarın sınavım var, iyi günler. Bu arada bu yazıyı çok hızlı yazdım sanki kendimi bir yerde hata yapmış gibi hissediyorum, hatam varsa düzeltmenizi rica ederim.

Kaynaklar:
1)Üçer, Murat ; Rijckeghem, Caroline Van, 2009, Tüsiad.
Read More!

Ege Cansen 4. çeyrekte %21 Büyüme Bekliyor(!)

7 aralık tarihinde Ege Cansen, yazdığı bir yazıda ABD’ li bir yetkilinin Türkiye’ nin 3 kat büyüdüğünü söylemesini eleştirmiş ve Türkiye’ nin 2002 kasım ayından beri %56 büyüdüğünü söylemiş ya da iddia etmiş. Öncelikle Ege bey, Jeo Biden, Türkiye’ nin 3 kat büyüdüğünü söylediği zaman haklılık payı var.

Önce Jeo Biden’ in argümanıyla başlayalım. Türkiye’ nin 2011 gsyih’ sı nominal rakamlarla 957 milyar tl’dir. 4. çeyrekte ortalamalarını alarak kötümser bir tahminle 318 milyar tl’ lik artış beklentiği zaman bu rakam 1275 milyar tl lik bir gsyh olacaktır. 2003 nominal rakamlarla gsyh ise 454 milyar tl civarında. Burada yüzde hesabını kullanırsak (yüzde hesabı nasılyapılır?) 2003 yılında beri gsyh’ nin 2,8 kat arttığını söyleyebiliriz hem de kötümser bir tahminle. Ama nominal rakamlarla. Jeo Biden’ in bir noktada haklılık payı var.

Gelelim ege cansen’ e. Ege cansen ise Türkiye’ nin %56 büyüdüğünü iddia etmiş. Hemen rakamlara bakalım, Türkiye’ nin reel gsyih’ sı 3. çeyrek itibariyle 85,139 milyar tl imiş. Kötümser bir tahminle 4. çeyrekte küçüleceğimizi varsayarak 2011 yılında gsyh 113 milyar tl olacak. 2003 reel gsyih’ mız ise 76 milyar tl civarında. Kötümser bir tahminle 2003 yılından beri gsyih’ mız %48 artmış. 2010 rakamlarına bakarsak ise milli gelirin 2003 yılına göre %38 arttığını görürüz.

Ege bey’ in mevzusuna gelelim. İyimser bir tahminde bulunan Ege bey’ in yorumunun gerçekleşebilmesi için 4. çeyrek gsyh’ nin 34 milyar tl olması gerek. Bu durumda da geçen senenin 4. dönemine bakarsak(28 milyar tl) büyümenin tam olarak %21 olması gerekiyor. Yorum sizin bir yanlışım varsa düzeltmeniz hoşuma gider. Jeo Biden' in haklılık payı var ama ege beyin yok. Peki gelelim Ege Bey' in %56' yı nereden uydurduğuna. Ya işkembeden sallamış olabilir ya da 2003-2011 gsyih' larının yüzdelik değişmelerini toplamış olabilir. 

Read More!

Ege Cansen Hala Ekonomiden Anlamiyor

Ege Cansen hakkinda 5 senedir burada yazi yaziyoruz. Onca isim gucum arasinda bir okuyucumuz Ege Cansen'in cari acik konusundaki son cahil yorumlarini gonderince dayanamadim yine bir yazi yazmaya karar verdim. Ege Cansen sunlari soylemis:
50 dolar cent artı 50 Euro cent eşittir 2.40 TL düzeyi, benim hesaplarıma göre “denge kuru” gibi durmaktadır. 2011 yılında ulaşılacak bu düzey, 2012 yılında da yüzde 4 kadar artarsa, cari açığımız iki yıl sonra milli gelirimizin yüzde 3’ü seviyesine inebilir.
...Cari açığın kök sebebi, döviz fiyatlarının düşük olmasıdır. Bunun dışında söylenen: yok efendim, ulusal tasarruf oranımız düşüktür veya maalesef enerjide dışa bağımlıyız, petrol faturamız çok yüksek gibi sebepler sıralamak “gerçekle yüzleşmemek için” için mazeret yaratma gayretleridir.
Ben cahil insanlardan korkmam. Cahil adam cahil oldugunu bilir, bilmedigi konularda yorum yapmaz. Bilmedigi konularda yorum yapan cahil adamlari da diger insanlar dikkate almaz cunku bunlarin cahil oldugu bilinir. Benim korkum yari-cahil insanlardir. Bu insanlar cahil olduklarini bilmezler, anlamadiklari konularda da yorum yaparlar. Diger insanlar da bu okumus ama cahil olan yari-cahilleri isi bilen adamlardan ayirt edemez. O yuzden de yari-cahil adamlarin sozlerini dikkate alirlar. Hele hele bu yari-cahil insanlarin medyada bir de koseleri varsa ulkeye verecekleri zararin haddi hesabi yoktur.
Ege Cansen'e donelim. Ege Cansen hesap yaptim, Turk lirasinin yarim dolar yarim avro doviz sepetine karsi 2,40 degeri denge degeridir diyor. Biz soyleyelim, Ege Cansen'in bir hesap falan yaptigi yok, direkt iskembeden sallamis. Iskembeden sallamamissa toplama cikarma yaparken hata yapmistir (adam gibi ekonometrik bir calisma yaptigini zannetmeyin). Kabaca Ege Cansen bu sene icerisinde Amerikan dolarinin simdiki seviyesinin yaklasik %20 yukarisina ulasacagini soyluyor. Yani 5 ay icerisinde 1 Amerikan dolari = 2 TL olacaktir ve 2012 senesinde de bu seviyede seyredip 2.1 seviyesine ulasacaktir diyor. Bu tahminin neden yanlis cikacagini anlatacak vaktim yok simdi. Ama sunu soyleyebilirim ki Ege Cansen tahminine bu kadar guveniyorsa kendisiyle 10 BIN TL'LIK Bir BAHSE GIRMEYE HAZIRIM. 2012 Senesinin ilk 3 ayinda ortalama dolar kuru 2 TL'nin uzerinde olursa Ege Cansen kazansin, altinda olursa ben kazanayim. VARSA YUREGI gelsin, HODRI MEYDAN!
Ege Cansen bir de cari acigin kok sebebi doviz kurudur seklinde buyurmus. Dolar bu sene TL'ye karsi nominal olarak %20 yukselirse cari acigimiz da %3 seviyelerine dusermis. Tam sacmalamis. Dolar yukselince biz Konya ovasinda petrol mu bulacagiz? Cari acigin sebebi bir degil, bir cok. Bunlarin en onemlilerinden bir tanesi ise enerjide disa bagimlilik. Bunun haricinde yuzlerce baska sebep var. Siz bu sebepleri ortadan kaldirmadan sadece doviz kurlariyla oynayarak cari acigi sifirlayacaginizi dusunuyorsaniz ekonomiden zerre anlamiyorsunuz demektir. Turkiye'nin cari acigi %15 kuculdugu donemde dahi sifirlanmadi, doviz kurlarinin %20 yukselmesiyle sifirlanacak is degil.
Neyse, amacimiz Ege Cansen'e laf yetistirmek degil. Yillarca burada yanlislarini defalarca ortaya koyduk (bakiniz Ege Cansen 1, Ege Cansen 2, Ege Cansen 3). Simdide niyetimiz deveye "boynun egri" demek degil (devenin neresi dogru ki?). Ege Cansen yukaridaki teklifimizi degerlendirsin. Kendine guveniyorsa kabul etsin. Guvenmiyorsa da boyle sacma iddialarla ortaya cikmasin. Taksim'de bikiniyle dolasirim diyen Ahmet Cakar'in durumuna dusmesin.
Not: Bu yaziyi twitter'dan arkadaslarinizla paylasirsaniz sevinirim. Ege Cansen belki o zaman bir cevap verir, yoksa duymamazliktan gelecektir bu teklifimizi. Read More!

Ege Cansen Güngör Uras’a ve Yiğit Bulut’a Zırvalıyorsunuz Diyor

Ege Cansen 3 Nisan 2010 tarihinde Hürriyet’te yazdığı yazısında çok haklı bir şekilde 2002 yılında milli geliri 230 milyar dolar, 2008’in sonunda ise 741 milyar dolar hesaplayıp, milli gelirin 7 yılda dolar cinsinden %222 arttığını ima eden resmi istatistik kurumunu eleştirmiş. Ege Cansen 2002 ve 2008 arasında 7 yıl değil 6 yıl olduğu gerçeği dışında diğer söylediklerinde tamamen haklıdır. Ülkelerin büyüme, faiz, vs. gibi istatistikleri yabancı para cinsinden değil, yerel para cinsinden hesaplanmalıdır. Amacımız kendi kendimizi tatmin etmek ise o zaman milli geliri Amerikan doları cinsinden değil, Zimbabve doları cinsinden hesaplayalım ve Zimbabve doları cinsinden milli gelirimiz 6 yılda 100,000,000 kat artmıştır şeklinde zırvalayalım. Zırvalama kelimesi benim icadım değil tabii, Ege Cansen resmi istatistikçilere zırvalıyorsunuz diyor, yazıda da “Dolarla Zırvalama” başlığını kullanıyor.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir    Yatırım Fonları

Bakalım Ege Cansen dolaylı yollardan başka kimlere zırvalıyorsunuz diyor. Bundan 2-3 sene evvel Güngör Uras ve Yiğit Bulut gibi ekonomiden pek anlamayan ekonomi köşe yazarları da Ayşe Teyze ve Ali Rıza Bey’in ısrarlı soruları üzerine Alman Hans ve Yunanlı Yorgo’nun ellerindeki “dolarları” 2002’de bozdurup TL faizlerine yatırıp 2007-2008 gibi faizden tüm kazandıklarını tekrar dolara düşük fiyatlardan çevirip dolar cinsinden getiri hesaplıyorlardı. Bu matematiksel olarak milli geliri 2002 yılında dolar cinsinden hesap edip, sonra milli geliri tekrar 2008 yılında dolara çevirip %222 artış hesaplamakla eşdeğer bir işlemdir. Nasıl milli gelirimiz %222 artmamışsa Yorgo’ya da hazinemiz %222 (veya her neyse) faiz ödememiştir. Ben Ege Cansen’in şimdiye kadar Güngör Uras’a veya Yiğit Bulut’a direkt olarak “zırvalamayın” dediğini veya bu şekilde uyarıcı bir yazı yazdığını duymadım. Aynı zırvalamayı resmi istatistikçiler yapınca ama işler değişiyor. Doğru 3 sene önce de doğruydu, şimdi de. Ege Cansen’e halkı bu konuda aydınlattığı için teşekkür ederiz. Ama aradığınız kimsenin gözünün yaşına bakmadan doğruları söylemekse gideceğiniz adres bellidir: Ekonomi Türk blogunun Nisan 2010’da piyasaya çıkacak olan Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler kitabıdır. Ege Cansen’in bugün bahsettiği bu konuyu biz blogumuzda yıllar önce işlemiştik, kitabımızda da tekrardan halkı galeyana getirmek için kullanılan hurafelerden bir tanesi olduğu için bahsediyoruz.

Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler, kitapçınızdan ısrarla isteyiniz, kitapçı “kitap elimizde yok” şeklinde yalanlarla sizi atlatmaya çalışırsa kitapçıyı bir komplonun parçası olmakla suçlayınız. Gizli güçler kitabımızın piyasaya çıkış tarihini sürekli geciktiriyordu ama bu sefer kesin Nisan 2010’da piyasalarda. Alın okuyun... Read More!

Ege Cansen'den Cari Acik Nedir Komedisi

Cari acik nedir diye merak edenler medyada kose yazarlarinin tartismalarini dinledikten sonra muhtemelen basladiklari noktaya gore kafalari daha da karismistir. Gecenlerde cari açık konusunda sapla samani karistirip onumuze sunan yazarlardan bir tanesi olan Ege Cansen'in 9 Eylul tarihli bir bombasiyla daha karsilastim: cari acik azalmiyor baslikli bir yazi. Ege Cansen'in yazisini tartistiktan sonra en altta sizlere cari açık nedir detaylariyla aciklayan bir kac yazinin listesini verecegim.

Ege Bey Turkiye ekonomisi gelecek yildan itibaren buyumeye baslayinca cari acik yeniden ve hizla artacaktir diyor. Cari acik yuznden hasta oldugunu belirten Cansen surekli "yuksek faiz-dusuk kur" cari acik yaratir seklinde tekerlemeler soyledigini de belirtiyor. Cari aciga cozum olarak da ihracatimizi 2009'daki 110 milyar dolar seviyesinden 120 veya 130 milyar dolara cikarmamizi oneriyor.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Vaaaaaay be, ne super oneri. Biz neden daha once bunu dusunemedik yahu. Sagolsun Ege Bey benimde ufkumu bir anda acti. Bana kalirsa 130 milyarlik ihracatta yetmez, yaptik mi soyle 600-700 milyar dolarlik ihracat yapalim ki Cin gibi senede 400-500 milyar dolar cari fazla verelim. (Iceriye dogru yuksek sesle bagirarak) Hasan oglum, su ihracati arttirma dugmesini sonuna kadar ac da cari acik problemini bir an once cozelim.

Var mi boyle bir sey ya? Bir de bu adamlar ulkenin "en meshur" ekonomistleri olarak ekranlarda cirit atiyorlar. Amerikali moloz beyinli ekonomi ogrencileri bile bunlarin yazilarina guler. Ihracatci salak mi da ihracati arttirmak aklina gelmiyor? Adam ya malina alici bulamiyor, ya rekabet cok guclu iyice fiyat kirmak zorunda kaliyor. Keyfimizden daha az ihracat yapmiyor degiliz.

Bir de dolamis su "yuksek faiz- dusuk kur" tekerlemesini diline 10 senedir kafamizi sisirdi. Nominal faizler yuzde 9'a reel faizler yuzde 5'e inmis hala yuksek faiz demekten vazgecmiyor. Elin adami tasarruf yapiyor, 40 yasinda calisanlarini emekli etmiyor, teknoloji uretiyor, tuketiciye hitap ediyor da oyle ihracat yapiyor. Ege Bey hala iki dugmeye basarak tum problemlerimizi cozecegimizi zannediyor. Gecen seneden beri faizler 10 puan dustu, TL yuzde 20 deger kaybetti. N'oldu ihracat artti mi?

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

Bir de utanmadan Ekonomi buyumeye baslayinca cari acik da artacaktir diyor. Gunaydin da o iliski oyle degil. Kaldi ki Turkiye'nin cari aciginin cogunlugu enerji ithalatindan ve enerji fiyatlarinin yuksekliginden kaynaklaniyor. Enerji fiyatlari arttikca cari acik da artacaktir. Bu sorunun kisa vadeli cozumu Konya ovasinda petrol bulmaktir uzun vadeli cozumu ise alternatif enerji turlerine yatirim yapmaktir.

Yatirim yapacak parayi biz tasarruf etmedigimize gore ya disaridan borc alip cari acik yaratacagiz ya da Ege Bey bir dugmeye basarak bize Amerikan dolarini nasil havadan yaratacagimizi ogretecek. Ege Bey yazisini yapan nasil yapiyorsa sen de oyle yap sozleriyle bitirmis.

Harbiden Ege Bey bu ekonomi bilgisiyle bu konuma nasil geldi? Bir deneyeyim. Cari acigi cozmek cok kolay ithalati sifirlariz olur biter.

Son soz: Kalpazanlik makinen yoksa yatirim ve buyumek icin ya tasarruf yapacaksin, ya da cari acik yaratacaksin.

Cari açık konusunda kaynak yazilar:
Greg Makiw ve Cari Acik
Cari Acik Problem mi?
Cari Acik Finansmani
Cari Açık Kimin Suçu
Cari Acik Nedir?
Cari Acik Iyi midir Kotu mudur?
Cari Acik Uzerine Bir Antitez
Cari Açık ve Ithalata Dayalı Büyüme Read More!

Istihdamda Henuz Korkulan Olmadi

Aralik ayi issizlik oranimiz %13.6 olarak aciklaninca normal diyip gecmistim ama bugun Ege Cansen ilginc rakamlar vermis. Biz devamini getirelim.

"...2007 yılında çalışan sayısı 20 milyon 443 bin; nüfus ise 69 milyon 246 bin kişi. Bu sayılara göre çalışanların toplam nüfusa oranı %29.5. 2008 yılında çalışan sayısı 20 milyon 736 bin, nüfus ise 70 milyon 5 bin. Bu sayılara göre, çalışanların toplam nüfusa oranı %29.6”

Ben de rakamlara baktim, toplam istihdamın toplam nüfusa oranında ufak da olsa bir artis var. (Hoca hesaplarinda yil sonu rakamlarini kullanmis, ayni hesabi 2008 ve 2007 ortalamaları ile yaptığımızda dahi yine %30.8’den %31.0’e yükseliyor 2008'de oran) Görünen o ki istihdamda çok büyük bir kayıp yok. Asagida aylik grakleri mevcut. Yaz aylarinda turizm, insaat ve tarim nedeniyle istihdam arttigi icin aylik verilerden trendi kestirmek guc. O yuzden 12 aylik ortalamalari gosteren 2. grafige bakabiliriz (orn. 2008 aralik rakami= son 12 ayda ortalama istihdam yani calisan nufus).

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

Istihdamin 2007 sonuna dogru dususe gecmis olmasi, bizim krizden once yavaslamaya basladigimiz tezini guclendiriyor (sebebi kimilerine gore maliye politikasinin gevseklesmesi). Fakat 2008 yılında sirketler krizi yeterince gorememis ve istihdam hizli bir sekilde artmis. Bunu bircok sektor spesifiginde dogrulamak mumkun. Aylik istihdam degisimine baktigimizda da 2008’in son 3 ayinda yasanan toplam istihdam kaybi 1.48 milyon ve 2007 yilinin ayni donemindeki 1.44 milyon ile hemen hemen ayni seviyede (2006’da ise 0.95 milyon)



Ozetle, bu rakamlar krizin etkisinin henuz istihdama cok fazla yansimadigini gosteriyor. Bunun sebebi isverenlerin tevazu gostermesi mi, krizi okuyamamasi mi? Her ikisinden de bir miktar var bana gore. Bir de bizim ticaret ve sanayiyle ugrasan insanimiz hatrini sorsan bin ah eder ama iclerinde bitmeyen bir iyimserlik vardir. Buna ragmen, kriz devam ederse gercek issizlik artislarini o zaman gormeye baslayacagiz ne yazik ki.

Peki bu %13.6 issizlik nereden mi cikiyor? Onu da Ege Hoca cok guzel aciklamis. Artisin buyuk kismi istihdam azalisindan degil, onceden issiz oldugu halde is aramayan buyuk bir grup simdi is aradigini belirterek issiz sinifina giriyor. (konuya Fransız kalanlar issizlik oranının hesaplanmasiyla ilgili yaziya bakabilir)

Yine Hoca’nin yazisindan alintiyla bitirelim:

"...İngiltere’de bir şatoda, şömine başında sohbet eden gruptan bir gazeteci diklenmeden dik duran bir adama "geçiminizi hangi işte çalışarak sağlıyorsunuz?" diye sorunca, soylu kişi hafif kızarak "pek tabii çalışmayarak" şeklinde cevap vermiş. Bu yüzden İngilizcede "çalışan sınıf" avam anlamında kullanılır. Türkiye’de bir yıl içinde esas değişen şey, "çalışmadığı halde iş aramayanların, şimdi iş arar hale gelmesidir". Bu işsizlik arttı saptamasından farklı bir resimdir. İşsizlik ile gelirsizlik aynı şey değildir. Sosyal sorun işsiz değil, gelirsiz kalmaktır. İstatistikler, işsizliğin kimyasının fiziğinden hızlı değiştiğini göstermektedir"
Read More!

Bakış Açısı Farkı (Cari Açık): Ege Cansen&Mehmet Altan

Ege Cansen “Cari açık sistemiktir” diye başlığını bile anlamadıgim ve butununde de anlamsız buldugum bir yazı yazmış. Cansen, “Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek, "Cari açık, IMF’nin bize uygulayın dediği para politikasının bir sonucudur" dedi. Bakan Şimşek’in bu tespiti yüzde yüz doğrudur. Enflasyonla mücadele için Türk Lirası’nın faizi (sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ortamda) yüksek tutulunca şirketler ve bankalar, yurt dışından ucuz dövizle borçlanmakta, yabancılar da TL’li mali varlıklara yatırım yapmaktadır. Bu yüzden döviz arzı artmakta, arzı artan dövizin fiyatı düşmekte ve cari açık oluşmaktadır. Ekonomimizi kırılgan hale getiren "yüksek faiz-düşük kur" kısır döngüsü işte budur. Bakanın sözlerine niye itiraz edildi anlamadım” diyor. Onun Bakış Açısı bu…

Mehmet Altan’da “Kriz Kapıda mı” isimli yazısında Mehmet Altan’ın sözlerini yorumluyor, yazıdan bazı alıntılar: Bakan, Türkiye’nin birçok yapısal sorunu bulunduğunu, ancak bunlardan en önemlisinin ‘tasarruf açığı’ olduğunu söylüyor...Mehmet Şimşek, ‘tasarruf eksiğinin’ kendini:

-Yüksek cari açık,

-Ve yüksek faiz olarak gösterdiğini söylüyor...

Cari açık sorunun temelinde enerji ithalatı olduğunu, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlığını azaltmak için özel sektörün önünü açan yasal düzenlemeler yaptıklarını belirten Şimşek, yasal düzenlemelerin tamamlandığını, bu konuda hareketlenmenin başladığını, 3-5 yıllık vadede enerji yatırımlarının meyvelerini vereceğini kaydetmekte...

Hükümetin faiz ve kur konusunda bir politikası olmasının mümkün olmadığını, ülkeye sermaye giriş çıkışının serbest olduğunu, Merkez Bankası’nın da faizleri piyasa koşullarına göre belirlediğini vurgulayan Şimşek: ‘Fiiliyatta düşük kur var, çünkü ülkeye para giriyor. Yüksek faiz var, çünkü ülkenin riski yüksek. Borçlanması hala yüksek, sosyal güvenlik açığı yüksek, arada sırada siyasi kazalar oluyor’ demekte...

Yazı bu kadar, zaten başka söze de gerek yok!
Read More!

Tam Saha Baskili Alan Savunmasi

Gordugumuz kadariyla son gunlerde Merkez Bankasina siddetli bir sekilde yuklenmeye basladilar. Biz buna "kurtlar kan kokusunu aldi" sendromu diyoruz. Merkez Bankasi Eylul ayinda Zafer Caglayan'in uc kurusluk sozlerinden hemen sonra faizleri beklenmedik sekilde indirince (arada bir baglanti olsun olmasin) kurtlar bunu bir zayiflik belirtisi olarak aldilar.

Referans dun "Durmus Yilmaz baskilara dayanamayip istifa edebilir" seklinde ortaya atilan soylentileri haber yapmis (Allah Allah, kim uydurmus acaba). Bugun de bu yalanin uzerine Oguz Satici kalkmis "Faizleri indirmemek için istifa edecekse yolu açık olsun' demis. Siracinin sahidi bozaci.

Ayni haberde su satirlar da yer aliyor:

"Düşük döviz kuru yüzünden her gün zaten ölüyoruz, bari öleceksek bir kerede ölelim" diyen İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birlikleri Başkanlar Kurulu Başkanı Tahsin Öztiryaki ise Yılmaz'ın istifa söylentilerinin "Olursa bu kişisel tercihidir. MB de faizleri mutlaka indirmeli. Bu kadar sıcak para girişi artık tartışılır hale geldi. Fazla rahatsız oluyoruz. Faizlerin 0.5 değil, 2-3 puan düşmesi lazım" dedi.

Bir kerede nasil olecekler ben o kismini pek anlayamadim. Neyse ben de su duydugum soylentileri haber yapayim:

Duydugumuz soylentilere gore dolarin dususunu engelleyemedigi icin baskilara maruz kalan Oguz Satici istifa edebilirmis. Bu konuda goruslerini sordugumuz Merkez Bankasi Baskani Durmus Yilmaz ise "Vallahi kendi bilecegi bir istir, elini tutan yok, yolu acik olsun" demis. Petrol Ithalatcilari Dernegi Baskani Chicken OzTeriyaki ise "Olursa bu kisisel tercihidir, dolarin kesinlikle dusmesi gerekir, o kadar petrol, gaz ithal ediyoruz, dolar 1 YTL de olsa 5 YTL de olsa ithal edecegiz, el mahkum. Dolarin bu yavas dususu bizi fazlasiyla rahatsiz ediyor. Dolardaki dususun her gun 0.5 kurus degil, 2-3 kurus olmasi lazim" demis.

Ote yandan Ege Cansen de Merkez Bankasina tek dalmis, bu sefer bizim okuyucularimizdan bir tanesi dayanamamis, o da Ege Cansen'e cift dalmis. Sagolsun. Bloga o kadar adam aldik, yine de her yere yetisemiyoruz.

Not: Allahtan ben Merkez Bankasi Baskani degilim, bu laflardan sonra faizleri %20'e yukseltir, doviz piyasasinda 5-10 milyar dolar bozdururdum. Oguz Satici ve tayfasi neye ugradigini sasirirdi. Gerci ekonomi resesyona da girerdi ama enflasyondan da eser kalmazdi.

Ikinci Not: Allahtan Oguz Satici Antrenor falan degil, yoksa Futbol Federasyonu Baskanina rakip takimin kalesi 25 metre genisliginde olsun, bir de 7 adamla oynasinlar diye baski falan yapardi. Read More!

Ege Cansen ve Tasarruflar

Diger bir ilginc fikrin babasi ise Ege Cansen:

"Keynesyen muhasebeye göre, "Cari İşlem Açığı = Kamunun Borçlanma Gereksinimi+(Yatırım/ Tasarruf)". Aslında bu bir denklem değil, sadece bir özdeşliktir. Başka bir değişle, kamu ve özel sektörün tasarruf açıklarının cebirsel toplamı, cari işlem açığına eşittir demek, milli gelir muhasebesi açısından doğrudur. Ama cari işlem açığının, bütçe açığı ile tasarruf açığının toplamından meydana geldiğini ispatlamaz. Yani bilimin peşinde olduğu "sebep-sonuç" ilişkisini içermez. Eğer bu özdeşlik bir denklem olsaydı, sebep-sonuç ilişkisini ifade etmiş olacaktı. O zaman da bütçe açığı azaldıkça, cari işlem açığının da azalması gerekirdi. Hálbuki mesela Türkiye’de bütçe açıkları azaldıkça, cari işlem açıkları azalmamış, tam aksine artmıştır. "

Ayni mantiga gore, "butce dengesi = faiz disi acik + faiz" sadece bir ozdesliktir. Butce dengesinin faiz disi acik ile faiz harcamalarin toplamindan meydana geldigini ispatlamaz. Eger bu ozdeslik bir denklem olsaydi, faiz disi acik azalinca butce aciginin da azalmasi gerekirdi. Turkiye ise 1995-2000 arasi faiz disi fazla vermemize ragmen butce acigimiz azalmamis, tam aksine artmistir. O yuzden birakin bu ozdeslik ayaklarini, faiz disi acik versek de bir faydasi yok. Zaten bu dunya fani. Tutune bes bin daha ver, emekli yasini 12'ye dusur. Kredi isteyen var mi sifir faizle Ziraat'tan?

"Hemen denecektir ki, evet böyle olmuştur; ama özel sektörün yatımları artmış ve tasarruf açığı büyümüştür. Bu da doğru değildir. Çünkü son iki yıldır yatırım malları ithalatı azalmış buna mukabil cari işlem açığı artmıştır. "

Sen cok yasa Fenerbahce. Yatirim denince akla yatirim mali ithalati gelir degil mi? Kim bakacak bu sicakta milli gelir rakamlarina? Neymis sabit sermaye yatirimlarinin milli gelire orani 2004'de %18 iken, 2005'de %20, 2006'da %21.3 olmus. Yani ARTMIS ! Kimin umurunda? Yatirim mali ithalati 2004'de 17 milyar iken, 2005'de 20 milyar, 2006'da 23 milyar dolar olmus. Yani ARTMIS! 2001-2006 arasi tasarruflar 17.5'den 16.9'a dusmus (0.6 puan). Toplam yatirimlar (stok+sabit sermaye) 15.1'den 24.8'e cikmis (9.7 puan), 2001'de 2.4 olan cari fazla, 2006;da 7.9 puan cari acik haline gelmis (bozulma 10.3 puan). Bozulmayi yaratan kim? 9.7 puan artan yatirimlar mi, yoksa 0.6 puan azalan tasarruf mu? Ne bicim soru boyle, densiz!

"Bu şartlar altında, "cari işlem açığı, tasarruf noksanından değil, tüketim fazlasından doğmuştur" demek daha doğru olmaz mı?"

Valla dogru olurdu ama "Tasarruf = Gelir - Tuketim" bir ozdesliktir maalesef, denklik degil. Hikayenin bundan sonrasi icin en bastaki paragrafi okuyun.

"Bir iktisat sorusu: Niçin, fakir Çin’in tasarruf oranı, zengin Amerika’dan yüksektir? Tasarruf eğilimi, zenginleştikçe azalır mı? Çin ve Japonya’nın "düşük faiz, yüksek döviz" politikasını bu bağlamda değerlendirin"

Cevabi bilebildiniz mi? Elbette dusuk faiz-yuksek kur. Cunku bir ekonomi tanimlayan tek karakteristik ozelligi faiz ve kurdur. Esasinda faiz ve kur ayni olsa hepimiz birbirime benzeyecegiz. Mesela euro kullanan Avrupa ulkelerinin hepsinin tasarruf orani, yatirim orani, enflasyon, buyume hizi aynidir. Bizim Cin ve Japonya ile tek ve tek bir farkimiz var desem, ne oldugunu bilebilir misiniz? Evet, faiz ve onun belirledigi kur. Onun disinda hic bir fark yok. Efendim? Japonya 1973'e kadar parasinin degerini dusuremezdi, cunku sabit kur rejimimi vardi? Sen sus zindik! Cin, parasinin degerini dusurmedi, dolara bagladi. Dolar 1995-2000 arasi deger kazaninca cin parasi da degerlendi. 2000 sonrasi dolar dusunce cin parasi da deger kaybetti mi diyorsun? Densiz iste, ne olacak? Ah bir dolari 3 YTL yapsak, tasarruf oranimiz ayni Cin'deki gibi %40 olacak. Her ne kadar 1950-2007 arasi 50 senelik ortalama %20 bile olsa, aslinda hepimiz tasarruf yapmak istiyoruz. Bizim bir sucumuz yok, hep bu sicak paraci Menderes'in, Inonu'nun sucu.

"Türkiye, niçin cari işlem açığı veriyor diye sorulunca, iktisat (Iktisat nedir) hocalarımız, "Çünkü Türk halkı, yeteri kadar tasarruf etmiyor" diyorlar. Söze devam edip, bu yüzden tasarruf açığı oluşuyor, bu açığı kapamak için de yurt dışından başka milletlerin tasarrufları ithal ediliyor deyip, eğer ortada bir sakatlık varsa bunun "suçlusu halktır" demeye getiriyorlar. Bu saçmalıklara inananlar da aynı lafları ayet-i kerime gibi orada burada tekrar ediyor. "

Estafullah hocam, kimin haddine halki suclamak. Dediginiz gibi suclu yuksek faiz dusuk kur politikalari. O yuzden faizleri dusurelim. Mesela %5 nasil? Faizler dusunce bazi densizler bankalara kosup kredi almak isteyebilirler. Tuketim artacaktir, ama muhim degil. Cunku Tasarruf=Gelir-Tuketim denen sey bir denklem olmadigi icin tasarruflar yukselmeye devam eder.

Kur da 1$=3YTL olsun. Bu arada eger enflasyon sebebi ile devaluasyon etkisini kaybederse, o zaman kademe kademe 1$=5YTL, 7YTL, 10 YTL, 20 YTL olarak arttiririz. Ayni 90'larda yaptigimiz gibi. Ahh ne guzel gunlerdi onlar? Kim kimi takip ediyor bilmezdik, bir dolari arttirirdik, bir enflasyonu. Iki basamak, uc basamak derken tam dort basamakli enflasyona gidiyorduk, engelledi o "yüksek faiz-düşük kur" politikasının yarattığı rantı yiyerek semiren bankaların ekonomistleri.

Hem zaten faiz oranlari ile kamu aciklari arasinda bir iliski de yoktur. Kamunun borcunun artmasi faizi neden etkilesin ki? Borc ne olursa olsun bizistedigimiz faizle borclaniriz. Hem Asaf Savas da borcu azaltmanin yolunun daha az borclanmak degil, daha cok borclanirken faizleri dusurmek oldugunu ispatlamadi mi zaten?

Bizim koyde esasinda hepsini koyun muhtari belirler. Bu ayin rakamlarini acikliyorum, not alin:

Enflasyon: sifir
Dolar: 3 ytl
Faiz: sifir
Tuketim ve ithalat: parcali bulutlu
Tasarruf ve ihracat: saganak yagisli
Buyume: az bulutlu ve acik Read More!

2≠2 ?

Y=C+I+G+NX

Y-C-G=I+NX

Y-C-G=Toplam tasarruf (S)

Toplam tasarruf=Kamu tasarrufu+ Özel tasarruf

Kamu tasarrufu= T-G = Bütçe fazlası (- ise açığı)
Özel tasarruf=Y-C-T

Toparlayalım:

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

(Y-C-T)+ (T-G) = I+NX

Özel tasarruf + Kamu tasarrufu = I+NX

S=I+NX

S-I=NX

Y=100, C=70, I=17, G=18, T=15, NX=-5

(100-70-15) + (15-18) = 17-5

15 - 3 =17-5

12=17-5

Ama Hz. Ege Cansen'e göre:

12 ≠17 -5

Çünkü: 5≠5

Şuraya da bakın Read More!

Ege Cansen'e okuma listesi

Geçenlerde "Benden bu kadar" başlıklı bir yazı yazmıştım. Aslında başlığı yanlış atmışım. Yazının içeriğini okuyanların da anladığı gibi aslında "şimdilik bu kadar" demek istemiştim. Çünkü kafam sürekli siyasi gelişmeler üzerine yoğunlaşıyordu ve seçimlere doğru gider iken de bu kadar siyasi yazı yazmasam belki daha iyi olur diye düşünmüştüm. Fakat aradan geçen sürede medyada öyle yazılara rastladım ki bunlar hakkında bir iki çift laf etmemek için kendimi zor tuttum. Nihayetinde bugün Ege Cansen'in yazısını görünce daha fazla dayanamadım ve klavyeyi tekrar elime aldım. Çünkü Ege Bey enflasyon-büyüme ilişkisi üzerine bir yazı yazmış ve tabiri caizse benim çöplüğümde ötmüş. Yalnız ötüşü pek doğru olmadığı için kendisine bir iki çift laf etme hakkını bana vermiş oldu.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Ege Bey yazısında "Kural olarak, büyüme ile enflasyon indirme arasında ters ilişki vardır. Yani, büyümeden fedakárlık etmeden, enflasyonu düşürmek mümkün değildir" diyor. Türkiye'de son beş yılda ekonomi büyürken enflasyonun düşmesini ise o meşhur "yüksek faiz-düşük kur" politikasına bağlıyor. Herhalde Ege Bey 40 yıl kadar önce üniversitede okurken kendisine enflasyon-büyüme ilişkisinin böyle olduğunu öğretmişlerdi. Hani şu meşhur Phillips eğrisi analizi. Ancak aradan geçen sürede enflasyon-büyüme ilişkisine yönelik literatür bir değil iki kez değişti, beyefendinin haberi yok. Önce 1980'li yılların başlarında başlayan çalışmalar enflasyon ile büyüme arasında ters yönlü bir ilişkinin mevcut olduğunu gösterdi. Daha sonra 1990'lı yılların ortalarından itibaren ise bazı araştırmacılar bu ilişkinin yüksek enflasyon oranlarında negatif, düşük enflasyon oranlarında pozitif olduğunu buldular. Yani Türkiye'nin yüzde 8-10'luk seviyeye gelene kadar büyüme devam ederken bir taraftan da enflasyonu düşürmesinde hiçbir gariplik yok. Şimdi Ege Cansen'e bu konuda internetten ulaşılabilen kaynaklardan oluşan kısa bir okuma listesi vereceğim. Umarım bunları okur da bir daha bu konuda yazı yazacağı zaman aynı yanlışı yapmaz. Haa, konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyen okuyucularımız da bu okuma listesinden yararlanabilir tabii.

Ege Cansen için okuma listesi:

1) Michael Bruno and William Easterly, "Inflation and Growth: in Search of a Stable Relationship", 1996.
2) Atish Ghosh and Steven Phillips, "Warning: Inflation May Be Harmful to Your Growth", 1998.
3) Mohsin S. Khan and Abdelhak S. Senhadji, "Threshold Effects in the Relationship Between Inflation and Growth", 2001.

Belki İngilizcesi kıttır, bir iki de Türkçe kaynak vereyim:

4) TÜSİAD, "Enflasyon ve Büyüme Dinamikleri", 2002.
5) Orhan Karaca, "Türkiye'de Enflasyon-Büyüme İlişkisi: Zaman Serisi Analizi", 2003.
6) Metin Berber ve Seyfettin Artan, "Enflasyon ve Ekonomik Büyüme İlişkisi: Türkiye Örneği", 2004.

Bu arada Güngör Uras da meydanı boş buldu iki gündür desteksiz sallıyor. Uras'ın dünkü ve bugünkü yazılarını okuyanlar ekonominin beş yıldır küçülmekte olduğunu, ihracatın da başaşağı gittiğini sanacak. İstatistiklerde 2004-2006 arasında Türkiye'de yapıldığı görülen yatırımlar da gerçekte Patagonya'ya yapıldı herhalde. Dua etsin ki vaktim yok. Şu anda yarına yetiştirmem gereken bir raporla uğraşıyorum. Bu sıkışık zamanımda şu yazıyı yazmak için bir saatim gitti. Adamlar bir sürü yalanla yanlışı harmanlayıp ekonomi yazısı diye gazetelere basıyor bir de üstüne para alıyor. Biz ise onların belkide yarım saatte falan yazdıkları yazıları eleştirmek için gidip veri falan ararken bedavadan değerli vaktimizi harcıyoruz. Bir de üstüne iki tane geri zekalı okuyucu çıkıyor büyüyen ekonomiye büyüyor diyoruz diye bizi AKP yalakası olmakla suçluyor. E ne yapalım kardeş büyüyor. Büyüyen ekonomiye sırf AKP'ye muhalefet yapacağız diye göz göre göre küçülüyor mu diyelim. Ne yapalım, Ahlah'tan okuyucularımızın çoğu böyle değil. Değerini anlayanlara emeğimiz helali hoş olsun. Read More!

Enflasyon uzerine Beyin Jimnastigi

Okuyucularimizdan bir tanesi blogumuzdaki yazilarin hafif siklet kacmaya basladigini belirtmis (kose yazari olan okuyucularimizdan bir tanesi olsa gerek, kullandigi dilden o anlasiliyor). Benim fazla vaktim olmadigini daha once belirtmistim. Yine de bir esneklik yapip bu konuda diger arkadaslarla yaptigimiz tartismalari "ham" haliyle hizmetinize sunuyorum. Icerisinde bir suru dusunce var, tam anlamiyla bir sonuca vardigimiz da soylenemez. Yine de bu ise ciddi anlamda el atmak isteyen bir arastirmaci icin burasi iyi bir baslangic noktasi olabilir.

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

Problemi tanimlayalim: Merkez Bankasi enflasyon hedefini 2007 yili icin %4 olarak belirledi (ya da belirletildi). Gorunen o ki bu hedef tutturulamayacak.

Tartisma: Bu konu hakkinda en son Subat 2007'de yazi yazmistim. Merkez Bankasinin %4'luk hedefi tutturamayacagini ben size daha o zaman soylemistim (Faiz uzerine yazdigimiz yazilar) . Tabii o zamanki tartisma baska idi, karaktersiz kose yazarlari (silahsorler) "dunyanin en yuksek reel faizini oduyoruz" seklinde zirvaladiklari icin biz bu tartismaya girmistik. Simdi ise enflasyonun hedeflenenden daha yuksek cikacagi gun gibi ortada oldugu icin bu sefer kendilerine kurban olarak Merkez Bankasini ve enflasyon hedeflemesi yontemini secmis durumdalar. Ben size kendi gorusumu aktarayim (diger arkadaslara attigim emailden alintidir).

1. Uzun sureden beridir gida fiyatlarinin ve kiralarin ulkemizde dusuk oldugunu belirtiyordum. Disariya acildikca bu fiyatlarin Avrupa'daki fiyatlarla benzer bir cizgiye gelmesini bekliyorum. Gecenlerde Hurriyet'te kiraz ihracatiyla ilgili bir haber vardi mesela, "2000 yılında 11 bin 940 ton olan ihracat rakamı, çeşit deseni, dış satım için gerekli olan paketleme evlerinin ve taşıma sistemlerinin modern şekilde düzenlenmesi ile 2004 yılında 39 bin 732 ton olarak gerçekleşti." diyor. Disariya daha cok sattikca icerideki fiyatlarin da yukari gitmesi normal. Ihracat icerisinde tarim urunlerinin payi ne kadar ve nasil hareket ediyor bakmadim, ama yukari gittigini varsayiyorum.

Kiralar hakkindaki analizi de daha once defalarca yapmistim zaten.

Ucuncu bir nokta ise ethanol talebi yuzunden misir gibi urunlerin fiyatinin artmasi ve bunun da diger tum tahil urunlerinin fiyatini dalgalar halinde arttirmasi. Bir muddet sonra ciftcilere yardim yapmamiza gerek bile kalmayacak ama onlar yine de "aglamaya" devam edeceklerdir.

Yani, bence ithalattan dolayi degil, ihracattan dolayi enflasyon oluyor.

2. Yapisal Reform: Herkes soyluyor kimse ne oldugunu bilmiyor. Gecen aylarda "indirim yapmak isteyenler 3-5 ay onceden izin almak zorundadirlar" seklinde bir kanun yururluge girmedi mi? Birakin piyasayi serbestlestirmeyi, bir suru yeni engel ortaya cikariyoruz. Isi gucu birakacagim, Turkiye'ye gelip adam gibi kaliteli urunu ucuza satan bir magazalar zinciri kuracagim o olacak. Ama simdi bir suru burokrasi ile ugras, ithalat icin bir suru cemberden atla, takla at, vs. takatim yok.

3. Overshooting: Gecen sene birileri "madem her sey cok iyi, niye sirket karliliklari cok dusuk seviyelerde" seklinde bir elestiri getirmisti. Yine gidip rakamlara bakmadim ama bu ifadenin dogru oldugunu varsayacagim. Bu durumda sirketler oncelikle enflasyondaki dususu oldugundan daha buyuk tahmin etmis ve zam yapmamayi secmis olabilirler. Gecen sene yaptiklari hatanin farkina varip "catch up" yapmak icin bu sefer fiyatlari daha cok yukseltmis olabilirler. Neticede Turk sirketleri pazar payindan cok karliliga daha cok onem veriyorlar (sermaya azligindan olabilir bu). Dedigim gibi rakamlara bakmadim, sadece iskembeden salliyorum.

4. Son olarak ucretler gecmisteki enflasyon oranina bakilarak belirleniyor, bu da enflasyonun dusmemesini garanti eden bir uygulama (bakiniz memurlara yapilan enflasyon fark zamlari). Ayni davranis bicimine ureticiler de sahipler. Eger kendi sattiklari urunun fiyati enflasyonun altinda kaliyor ise bunun acisini ilk firsatta cikariyorlar.

Bu arada Deniz Gokce "Dolar bazında bakıldığında dünyada 1 Mayıs itibarıyla “tüm mallarda” fiyat artışı yüzde 15.3 civarında." seklinde bir argumani ortaya atiyor (enflasyonu ithal ediyoruz argumani). Nereden bulmus bu rakamlari? Ayrica madem dolar bazinda mal fiyatlari bu kadar artmis, Amerika gibi disa bu kadar acik bir ekonomide enflasyon niye bu kadar dusuk? Bir bilen varsa ve aciklarsa sevinirim.

Yukaridaki maili gonderdikten sonra su cevabi aldim (yazarlarimizdan bir tanesine ait):

1. Tum mallar ile kastedilen, Economist dergisinin yayinladigi "The Economist Commodity-Price Index" tablosunda "All Item" olarak gecen sey.

2. TUIK'in ithalat birim endekslerine gore son bir yilda ithalat fiyatlari (Turkiye icin) dolar bazinda %10.2 artmis.

3. Department of Labor verilerine gore ise (yahu Amerika'da niye tek bir Istatistik Kurumu yok, ticaretten Calisma Bakanligi mi sorumlu?) Amerika'nin ithalat fiyatlarindaki artis (tabii dolar bazinda) %1.9 http://www.bls.gov/news.release/ximpim.t01.htm. Bu kisim Amerika'da neden enflasyon dusuk sorusuna cevap oluyor.

4. Benim anlamadigim sey su: Neden bizim ithalat fiyatlarimiz 10.2 puan artarken Amerika'nin 1.9 puan artiyor?

Gordugunuz uzere enflasyon konusunu destikce cevabini bulmamiz gereken soru sayisi giderek artiyor. Bunu detaylica arastiracak hem de bu isi bedavaya yapacak birisini tanimiyorum ben, o yuzden sizi bu sorularla basbasa birakiyorum. Hatta daha bitmedi, bir kac yorumu daha asagiya aktarayim (bu gorusler de yazarlarimizdan bir tanesine aittir):

1. "Enflasyonu, disaridan gelen sermaye yolu ile ithal ediyoruz" tezine katilmiyorum. Benzer bir seyi Ege Cansen'de yazmisti. Enflasyonu yaratan, yabanci sermaye ve yabanci sermayenin yukselttigi varlik fiyatlaridir seklinde. Bence siz fazla "arz" yanlisi dusunuyorsunuz, talep kismini da gozonune almak lazim. Global likidite bol diye disarida borclanma maliyeti dustu, tamam. Ama bizde kredi faizleri yuksek. Tuketici kredilerinin %95'i TL cinsinden. Bakiniz bankalarin disaridan buldugu krediye, nasil bicak gibi kesildi. Eger disaridan bulduklari parayi iceride talep eden yoksa, disarida para bollugunun bir anlami olur mu? Reel kesim disaridan borclaniyor, bunun cogu yatirima (o da kesildi) ve uretimin finansmanina gidiyor. Tuketimi yukseltecek bir gelir etkisi (ucret artisi seklinde) zayif.

Ege Bey'in kastettigi varlik fiyati isi ise tamamen Amerikan literaturden ithal bir arguman. Amerika'da varlik fiyatlarinin artisi, gelismis finans sistemi sayesinde (mortgage, credit line vs), gelir akimi yaratiyor, tuketimi arttiriyor. Bizde var mi boyle bir etki? Varlik fiyati ancak kiralari etkileyebilir. Sonucta etkilesim varsa bile (ki yok) nerede o zaman tuketim? Enflasyon var ama tuketim yok, benim kafam bunu almiyor.

2. Mantik gereki o zaman maliyet tarafina bakmak gerekiyor. Doviz kuru dustu tamam. Ama ithalat birim endeksi son 12 ayda %12 artmis. Disaridan enflasyon mu ithal ediyoruz?

3. Hizmet fiyatlarinda Ekodok hakli olabilir. Millet iki basamakli zamlara alismisken, tek basamak abes kacar. Ama mal fiyatlari neden yukseliyor? Bakiniz otomobil satislari gecen seneye gore %30'dan fazla dusmus. Araba fiyatlari ise % 20 artmis. Sevgili galerici arkadaslar. Manyak misiniz siz be? Disaridan ithal edilen giyim mallari miktari son %25'den fazla artmis (en cok artan sektor bu ithalatta). Rekabet fiyatlari dusurur ya. Ama Nisan enflasyonuna bakiyoruz. Giyim sektoru gecen seneden fazla zam yapmislar. Ne oluyoruz yav!

Bir yazarimiz da "MB'nin faiz kararlarinin enflasyona direkt olarak ne kadar etki yaptigini
dusunuyorsunuz?" sorusuna karsilik su gorusleri ifade ediyor:

"TCMB'de bu konuda gecenlerde bir uzmanlik tezi yayinlanmisti. Hatta Orhan Karaca da bu calismanin bulgularini degerlerdiren bir yazi yazmisti. Isterseniz onlara bir bakin. Bu calismanin sonuclarina gore Turkiye'de faiz artislarinin reel ekonomi uzerinde bir etkisi yok. Faiz artislari enflasyonu ise, en azindan kisa vadede, beklenenin aksine, pozitif yonlu olarak etkiliyor. Fakat malum ekonomimiz bir yapisal degisim icinde. Gecmis doneme iliskin verilerle yapilan bu calismanin sonuclarina ne kadar guvenebiliriz bilmem. Bu arada TCMB para politikasi kararlarinin ic talep uzerindeki etkisinin 6-9 ay icinde gorulecegini soyleyip duruyor ama biz gecen yaz daha faizler artirilir artirilmaz ic talebin pike yaptigini gorduk. Fakat bu faiz artisindan mi kaynaklandi yoksa dalgalanma sonrasi ekonomik birimlerin gelecege guveninin sifirlanmasindan mi orasi belirsiz. Ote yandan Tugrul'un dedigi gibi ic talep geberik gibi gorundugu halde enflasyonda bir dusus falan da yok. Velhasil durum oldukca karisik. Dogrusu ben bu isin icinden cikabilmis degilim. Neler oldugunu bilen varsa bana da anlatsin."

Simdilik bu beyin jimnastigini burada noktalayacagim. Yalniz bilmeniz gereken bir kac rakam vermek istiyorum. Subat ayinda enflasyona endeksli tahviller ihrac edildiginde faizleri %10 olarak belirlenmisti. Bu tahvillerin vadesi 5 yil idi. Ayni gunlerde 5 yil vadeli tahvillerin nominal faizi ise %18 civarinda idi. Bu da bize onumuzdeki 5 yil icerisinde ortalama enflasyon beklentisinin %7-8 civarinda oldugunu soyluyor. Son rakamlara bakmadim ama resimde cok bir degisiklik yok. Bahsettigim tahviller arasindaki getiri farkini Merkez Bankasinin kredibilitesini olcmek icin kullanabilirsiniz. Kredibilite oyle kolay kazanilabilecek bir sey degil.

Yeri gelmisken bu konuya da deginelim. Merkez Bankasinin hedeflerinin inandirici olmadigini Subat ayinda soylemistim ve gercekten enflasyonu dusurmek istiyorlarsa faizleri daha da yukseltmeleri gerektiginden bahsetmistim. Maalesef bunu yapabilecek kadar ne toplumsal ne de politik bir destege sahipler. Yani Merkez Bankasi aslinda cok da bagimsiz degildir. Faizlerin yukseltilmesi ekonomiyi resesyona sokacak ve enflasyonu dusurecektir. Buyume Merkez bankasi hedefleri arasinda olmadigina gore "rasyonel olarak" buyume ile ilgilenmemeleri gerekirdi ama davranislarindan buyume konusunda da kaygi duyduklari sonucunu cikariyoruz.

Ben ekonomik buyumedeki yavaslamaya ragmen enflasyonun dusmemesini ekonominin yapisina bagliyorum. Yani enflasyonun son iki yildir dusmemesinin sorumlusu bence Merkez bankasindan cok Erdogan hukumetidir. Yanlis anlasilmasin, enflasyonun bu seviyelere kadar dusmesinde de Erdogan hukumetinin katkisi cok buyuktur. Anlayacaginiz ekonomi yonetiminde kademe atladik ama yine de en ust seviyeye ulasabilmis degiliz. Nasil futbolda eskiden yenildigimiz Avusturya, Irlanda gibi takimlara simdi 5 cekiyorsak, ekonomide de durumumuz aynidir. Simdi yapmamiz gereken Italya, Fransa, Almanya gibi takimlara karsi da galip gelecegimiz bir futbolu sahaya yansitmaktir. Bunu basarabilir miyiz peki?

Bence hayir. O yuzden de tahvil alacaksam %17.5 nominal faiz yerine %10'luk reel faiz veren tahvilleri tercih ederim.

Uzun ve daginik bir yazi oldu. Icinde de bir suru eksikler ve cevaplanmamis sorular var. Sikayet edecekseniz hic etmeyin, gozlerinizi kapatin ve bu yaziyi hic yayinlanmamis varsayin. Dunya kadar vakit harcadim, en azindan bir kisiden TEGV'e 10 YTL bagis bekliyorum. Read More!

GSYH, CPI ve GSYH Deflatörü Nedir?

CPI ve GSYH Deflatoru: Son iki günde kendileri "opinion-maker" statüsünde olan iki büyük Türk yazarı, Ege Cansen ve Asaf Savaş Akat'ın yazdıkları yazılar Tüketici ve Üretici Fiyat Endeksleri (TÜFE-CPI) ile GSYH deflatörü arasındaki farkın yurdum insanı tarafından, sıfatları ekonomist de olsa, sağlıklı olarak bilinmediğini ortaya koydu. Daha önce "durgunluk geliyor" şeklindeki öngörülerini yakından bildiğimiz, dolayısıyla "biased" yorumları benim için sürpriz olmayan iki iktisatçı (Iktisat nedir) da konuya dikkat çektiler. Önce sayın Cansen açıklanan yüksek büyüme hızlarını Deflatör ile TÜFE enflasyonu arasındaki farka havale etti. Asaf hoca da ertesi gün Ahmet Çakar usulü sataşmayı(*) tecih ederek Ege Cansen böyle böyle diyor diye yazdı.

TÜİK'in, ya da Hazine, TCMB, Maliye gibi kurumların açıkladığı rakamlar hakkında elde somut bir bilgi olmadan sadece sezilere dayanarak güvenilirlik sorgulaması yapmak, gölge düşürmeye çalışmak tehlikeli bir durum. Uzun vadede böyle bir durumun sonuçlarının altından ne sayın Akat'ın ne de sayın Cansen'in kalkabilmesi mümkün değil, bunun hesabını da veremezler. Ama kendi hatalarını kurumların üstüne yıkmaya çalışmaları üzücü bir durum.

Nedir GSYH Deflatörü ve fiyat endeksleri arasındaki fark. Bu konu geniş akademik bilgi gerektiren bir konu değil. Hemen hemen bütün "introduction to macroeconomics" kitaplarının ilk chapterlarında işlenen bir konudur. GSYH deflatörü nominal GSYH'nın reel GSYH'ya oranıdır. Yani aradaki fiyat gelişmelerini ifade eder. TÜFE ya da ÜFE gibi fiyat endeksleri de fiyatların genel seviyesini gözlemek için kullanılır. Dolayısıyla deflatörle endekslerin birbirine yakın seyretmesi beklenir.

Ancak tanım gereği aralarında farklılıklar vardır. Kısa bir özet geçelim:
1. GSYH deflatörü ekonomideki bütün mal ve hizmetleri kapsar. TÜFE/ÜFE ise sadece belirli bir sepet içindeki mal ve hizmetleri kapsar. Ek olarak tüketiciler tarafından satın alınmayan, örneğin sadece devlet ya da şirketler tarafından satın alınan mal ve hizmetlerdeki fiyat değişiklikleri TÜFE'yi ilgilendirmez. Ülke içerisinde üretilen uçaksavarın fiyat artışı ya da düşüşü tüketiciyi ilgilendirmez, ama GSYH deflatöründe yer alır.

2. GSYH deflatörü sadece içeride üretilen mal ve hizmetleri kapsar. İthal mallardaki fiyat değişimleri yer almaz. Ama TÜFE'de yer alır.

3. TÜFE ve ÜFE'de sepet içindeki mal ve hizmet katsayıları sabittir, GSYH deflatöründe ise GSYH'nın kompozisyonuna göre değişir. (Laspeyres vs Paasche)

Bu konu anlatılırken, Mankiw'in makroekonomi kitabında (Part I-Ch.2) tam Ege Cansen'lik bir bölüm var. Başlığını aktarayım merak edenler bulur okur nasıl olsa: "Case study: Does the CPI Overstate Inflation?"

Açıklanan GSMH rakamları konusunda bir de abartılan revizyon meselesi var. Deniz Gökçe o konuda oldukça doyurucu bir yazı yazdı. Benzer açıklamalar dün CNBC-E'ye çıkan TÜİK başkanı tarafından da yapıldı. Doğrusu adam dün "Bu kadar kayıt dışı olan bir ekonomide yatın kalkın data açıkladığımıza dua edin" dese bile haklıydı aslında.

Bitirirken olumlu şeyler söyleyerek bitirelim. Mızrağı çuvala sokmak yolunda inat eden yazarlarımız bu sene daha yaratıcılar. Geçen sene "hormonlu büyüme" (esas hormonlu büyüme 90'lardaydı), "cari açıkla büyüdük" (ithalat GSMH üzerinde negatif etki yapar) gibi şeyler yumurtlamışlardı. Bu sene tüketim odaklı büyüme, revizyon, GDP deflatörü gibi ekonomi teorisinde daha yer bulabilir argümanlar geliştiriyorlar. Öğreniyoruz işte toplum olarak fena mı? Zamanında nasıl stagflasyon, enflasyon, devalüasyon gibi kavramları yaşayarak öğrendiysek bunları da öğreneceğiz. İnşallah sıra technology, paradigm shift, perfect competition gibi konulara da gelecek. Tabi EC 101'den çakmazsak!


(*) Ahmet Çakar usulu sataşmaya örnek: "Sana şöyle böyle demiyorum ama öyle diyenler var." Read More!