Yigit Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yigit Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Danışman Olmak İçin İhtiyacınız Olan Tek Şey: Jöle!

Bir gün bi arkadaşımla oturuyoruz. İkimizin de canı sıkkın. Konuşacak, muhabbet edecek konu bulamıyoruz. Ve bu tür zamanlarda sürekli yedek cephane bulurum: Yiğit Bulut. Yiğit Bulut'u tanıtırken şu şekilde bir yöntem izlerim:

Gazete yazısında hem iç hem de dış borç grafiğini yorumlarken okunmayan ve aynı grafiği kullanan ademoğlu:

Türkiye'nin toplam dış borcunun 1,25 trilyon $ olduğunu iddia eden baş ekonomist.

Ölümcül tahminler yapabilen yaman analist:
Bir Yiğit Bulut Klasiği

Çan eğrisini çok yanlış anlayan
Yiğit Bulut/Ekşi Sözlük

Spekülatör Yorgo, Hans ve Agop'un baş belası:

Henüz kendisi el atmadığı için ispatlanamamış matematik problemlerinin adamı:

İdeolojiden soyutlanmış ortalama yurttaş:

Siyasi öngörülerinin de ekonomi tahminleriyle paralel gittiği uzman:

Spekülatif dolar hareketlerinin maliyetini halka yükleyen sosyal demokrat


Yiğit Bulut Lufthansa, faiz lobisi, Soros, dış mihraklar derken başbakanlık danışmanı oldu. Pek şaşırılacak bi durum değil.

Bu ülkede ne yaptığınız önemli değil. Kimin çantasını taşıdığınız ve fırsat anlarında kime yardakçılık ettiğiniz önemli.  Daron Acemoğlu gibi İngiltere'de doktora yapsanız bile Merkez Bankası sizi kabul etmeyebilir. Fakat ünlü bir iş adamının damadı olursanız, ekranlarda popülist yaklaşımlarla halkı keriz yerine koyarsanız, ekonomi bilginizin eksikliğini cehaletinizle doldurursanız, bir gün sövdüğünüz insana diğer gün gönül yakınlığı hissedercesine ahbap olursanız belki danışman olabilirsiniz.

Unutmadan; jöle önemli. Jöleyi unutmayalım...
Read More!

Yiğit Bulut ve Habertürk Çalışanları

Yiğit Bulut üzerine yazıları yazarken habervtr.com kaynaklı bir habere başka bir kaç sitede rastladım. Yazının anafikri şu: Yiğit Bulut Haber Türk televizyonunda Genel Yayın Yönetmeniymiş, şirketin çalışanları ofislere güvenli bir şekilde girebilmek için parmak izlerini alete okutuyorlarmış. Yiğit Bulut da buradan elde edilen işe giriş ve çıkış saatlerinin kullanılmasını isteyerek işe geç gelenlerin ve işten erken ayrılanların kendisine bildirilmesini istemiş. Geç gelenleri ve erken çıkanları da uyarıyormuş. Haberin sonu şöyle bitiyor:

“Daha öncede Haber Türk binası karşısında bulunan "TORO" adlı büfede ihtiyaçlarını gidermek için giden bazı çalışanların işine son verilmişti. "TORO" yasağına "parmak izi takibi" de eklenince özgürlüklerinin kısıtlandığını düşünen Haber Türk çalışanları ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.”

Yiğit Bulut’un yazıları hakkında ne düşündüğümü biliyorsunuz ama hakkını yememek lazım adam iyi yöneticilik yapıyormuş. Habertürk çalışanları ne yapacaklarını şaşırmışlarmış. Ben söyleyeyim ne yapacaklarını: işe zamanında geleceksiniz, zamanından önce de çıkmayacaksınız. Adamlar size dışarıda istediğiniz gibi fink atasınız, şirketin zamanından çalıp birbirinizle geyip yapasınız diye mi para veriyor? Devlet memurlarına bakıp kötü örnek almayın. Türkler tembelliğe ne kadar çok alışmış yahu. Ne yapacaklarını şaşırmışlarmış, tövbe tövbe.

Bakın size işlerin nasıl yürüdüğünü anlatayım. Bir şirkette çalışıyorsanız ve şirketin size sunduğu kaynakları kullanıyorsanız bu konularda “özgürlük” veya “gizlilik” beklemeyin. Şirketin sizin yaptığınız tüm telefon kayıtlarını dinleme hakkı da vardır, yazdığınız tüm emailleri, blog yorumlarını, facebook yazılarını, vs. herşeyi takip etme, kaydetme, okuma hakkı vardır. Bu tamamen yasaldır. Hem şirketin zamanını kullanıyorsunuz, hem de şirketin bilgisayar ve internetini. Türkiye’deki gazetecilerin ne kanundan ne de etik değerlerden haberleri var yahu. O yüzden Hz. Ömer gibi şirketin mumunu sadece şirket için kullanın, kendi işinizi göreceğiniz zaman ise cebinizden kendi mumunuzu çıkarıp onu yakınız.

Tebrik ediyorum Yiğit Bulut’u, şirketin zamanını sonuna kadar korumaya devam etsin, israf ettirmesin. Read More!

Yiğit Bulut ve Son Ekonomi Haberleri

Ak Yatırım’ın günlük raporunda şu son ekonomi haberlerine yer verilmiş:

Başbakan Erdoğan, emekli maaş zamlarını açıkladı. SSK, tarım ve Bağ‐Kur’lu olmak üzere toplam 7 milyon 327 bin 820 emekliyi kapsayan artışları açıklayan Erdoğan, 2010 yılının 2010 yılının ilk altı ayı için en düşük emekli aylığı %20,4, en yüksek emekli aylığı da %4,5 oranında arttı. İlk altı ay için en az 63 TL, en çok 101 TL, olarak gerçekleşecek artışlar, yılın tamamında ise, emekli maaşlarına en az 74 TL, en çok 172 TL olmak üzere yapılacak.

Hazine Müsteşarlığı, 2010 yılı dış borçlanma programı çerçevesinde 2 milyar dolar 2040 vadeli Eurobond tahvil ihracı gerçekleştirdi. Tahvilin faiz oranı %6,85 olurken spred 224,7 puan oldu. Hazine’nin 2010 programında 5,5 milyar dolar tahvil ihracı yer alıyor. Hazine Şubat ayında da 2,1 milyar dolarlık oldukça yüksek dış borç ödemesi yapılacak.

Merkez Bankası yürürlüğe giren vergi düzenlemelerinin Ocak enflasyonu üzerindeki doğrudan etkisinin 1,5 puan civarında olacağının tahmin edildiğini kaydetti.

Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor yazımızda Türkiye’nin borçlanmak zorunda olan bir ülke konumuna düşmesinde bir çok kişiyi erken emekli ettiğimizi ve bunlara çok uzun süre baktığımızı belirtmiştim. Bakınız, sosyal güvenlik sistemimiz açık veriyor olmasa idi son 5 yıldır ülkemiz borç alan değil borç veren bir ülke olacaktı. Açıklar dağ, okyanus olmasına rağmen Erdoğan altı aylık %20’i geçen zamlar yapmış. Çoğumuz da alkışlamışızdır kendisini, emeklileri ezdirmedi diye. Bunlar zero-sum game, birisinden alıp başka birisine verdiğimiz politikalar. Yani bir çeşit Robin Hood’luk. Şimdi alacak kimse de bulamadığımız için gittik IMF’nin kapısına avuç açıyoruz. Burada kızılacak yer IMF değil, oraya gidendir.

Türkiye 30 yıl vadeyle piyasadan 2 milyar dolar borçlanmış. Ödeyeceği senelik faiz %6,85. IMF ile anlaşma yaptığı takdirde (vadesi daha kısa olacaktır) ödeyeceği faiz %1,25. Hangisi daha iyi? Bence ikisi de iyi, Amerikan doları iyice değer kaybetmeye başlamadan dolar borçlanmak doğru bir adım.

2010 yılının ilk ayında enflasyon %1,5 olacakmış, gerisinde ne olur siz kestirin. Parasını gecelik faizde tutan devlete enflasyonun altında borç vermiş oluyor, bir yıl vadeli bono alanların durumu bile bu şekilde olabilir. Reel faizler çok düşük, enflasyon hedefin üzerinde çıkacaktır. Read More!

Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor

BAĞDAT – Yanlış hesap Bağdat’tan döner diye bir atasözümüz vardır, ben de o hesap Bağdat’tan hesabın döndüğü noktadan yazıyorum bu yazıyı. Yiğit Bulut’un Herkesten Gizlediği Gerçek Nedir başlıklı yazımızı okuduysanız Yiğit Bulut’un IMF anlaşmasını destekleyenler ülkesini sevmiyor sözüne cevap verdiğimizi düşünmüş olabilirsiniz ama o yazı gerçeklerin yarısını gösteriyor sadece. Bu yazıda da asıl vurucu argümandan bahsedeceğiz. Kaldığımız yerden devam edelim.

Durum 2: Bir Yıl Vadeli Tahvil Yatırımı
Gerçi Türk insanı bu tür konulara aşinadır, parasını genellikle 30 günden fazla vadede pek tutmaz ama biz yine de bazı kişilerin farkında olmadığı bir riskten bahsedeceğiz. Paranızı uzun vadeli olarak mevduata veya tahvile bağladığınız zaman kredi riskine ek olarak faiz riski de alırsınız. Siz parayı bağladıktan sonra piyasadaki faiz oranları sabit kalmayacaktır, oynayacaktır. Eğer bir kriz çıkar da faiz oranları zıplarsa sizin paranız düşük faizden bağlı kaldığı için yükselen faizlerden faydalanamayacaksınız ve vade sonuna kadar güdük bir faiz getirisi elde etmeye devam edeceksiniz. Olur da elinizdeki tahvili piyasada bozdurmaya kalkarsanız 100 liradan aldığınız tahvilin belki de 90 liradan ancak alıcı bulduğunu göreceksiniz. Tersi durum da olabilir ve faizler düşer, buna rağmen siz ilk tahvil aldığınız zaman geçerli olan yüksek faiz oranlarından faydalanmaya devam edersiniz. Ama elde edeceğiniz getiri tahvili aldığınız zaman elde edeceğinizi düşündüğünüz getiriyi aşamayacaktır. Ekonomistler bu riske faiz veya vade riski diyorlar. Genellikle bu riski aldığınız için ve likiditenizden feragat ettiğiniz için piyasalarda vadeler uzadıkça faiz oranları da artar. Şu an Türkiye’de de böyle bir durum var. Gecelik faiz oranları %6,5 iken 1 yıllık faiz oranları bugün %8,5.

Bizim Azerbaycan’lı Rüstem diyelim ki vade riskini göze aldı ve parasını bir yıl vadeli hazine tahvillerine yatırdı. Kriz çıkmadığını ve herşeyin beklediği gibi yolunda gittiğini varsayalım. En iyi ihtimalle bir yıl sonunda eline %8,5 nominal getiri geçecektir. Hazinenin enflasyon vergisi aldığını biliyoruz, yani Rüstem’in hazineye maliyeti 8,5 eksi enflasyon oranı kadar olacaktır. Bu görünen bir vergi değil , gizli bir vergi ve çoğu kişi de ellerindeki paranın değerinin zamanla azaldığını bilse de kaybettikleri miktarın nereye gittiğini bilmezler. Enflasyondan dolayı kaybedilen satınalma gücü TL borçlananlara yani çoğunluğu hazineye gider. Bir yıl sonra da enflasyon oranının en iyi ihtimalle %6, muhtemelen de %8’e yaklaşacağını varsayarsak Rüstem’e hazinenin ödediği reel faizin %0,5 ile %2,5 arasında bir yerlerde olacağını söyleyebiliriz. Sizin yaşınız kaçtır bilmiyorum ama Türkiye çift basamaklı reel faizleri 20 yıldır ödüyordu. Nihayet riskimizin düşük olduğunu küresel krizde cümle aleme kanıtladık, kredi notumuz ardı arkasına arttırılıyor. Ödediğimiz reel faiz bir nesildir ödediğimiz en düşük seviyelere gerilemiş, neredeyse Amerika’nın ödediği cücük seviyelere düşmüş, Yiğit Bulut ise bu seviyelere razı olan üç beş tane yabancı yatırımcıyı da kovalamak için ne yapacağını bilemiyor.

Değerli dostlarım, bakınız burada örnekleme yaparak verdiğim Rüstem ufak bir yatırımcıdır, piyasalarımıza girmesi faiz oranları üzerinde bir etki yapmaz. Yiğit Bulut’un sizlerden gizlediği, söylemediği çok önemli bir finansal gerçek var. Büyük yatırımcılar büyük miktarlar kullanarak piyasalarımızdan tahvil alımı yaptıkları zaman hazinenin ödediği faiz oranları düşer, herkes daha düşük bir faize razı kalmak zorunda olur. Bu nasıl olur anlatalım. Hazine bir ihale açtığı zaman borçlanacağı miktar aşağı yukarı sabittir. Ihaleye büyük bir yatırımcı talep gösterdiği zaman artan rekabetten dolayı birileri hazineye istediği kadar borç veremeyecek (bu yerli bir yatırımcı da olabilir, diğer yabancı bir yatırımcı da). Siz ne yapardınız bu durumda? Tabii ki faiz oranlarını ufak bir miktar düşürerek diğer alıcıların önüne geçerdiniz değil mi? Böylece bu yatırımcılardan bir kısmı talep ettikleri faiz oranını bir miktar düşürerek ihalede hedefledikleri kadar kağıt alabileceklerdir. Bunun neticesinde de ihalede gerçekleşecek faiz seviyesi normalde gerçekleşeceğinin bir miktar altında olacaktır. Yani hazine yabancı bir alıcının piyasaya girmesiyle herkese daha düşük faiz ödeyecektir. Yabanci yatirimci ne kadar buyukse, faizdeki düşüş de o kadar fazla olacaktir.

İşte Yiğit Bulut’un sizlerden gizlediği gerçek budur. Eskiden faizlerin şimdikine kıyasla çok daha yüksek olmasının bir sebebi de bu idi. Piyasada sadece yerli alıcılar vardı ve rekabet düşük olduğu için hazine yüksek faiz ödemek zorunda kalıyordu. Yiğit Bulut o günlere özlem duyuyor olmalı. Yabancı alıcıların sayesinde hazinenin daha düşük faiz verdiğini ya bilmiyor ya da sizlerden gizliyor. Hangisi daha kötü bilemiyorum.

Özetleyecek olursak Yiğit Bulut piyasadaki faizlerin daha da düşmesine katkı sağlayacak yabancı alıcıları size “sıcak paracı, kan emici vampirler” olarak takdim edip kaçırmaya çalışıyor. Ayrıca geçmişte Türk lirasının değer kazandığı, doların değer kaybettiği bir dönemde yabancı yatırımcıların döviz spekülatörlerinin sırtından para kazanmasına da oldukça gocunmuş. Kendisi döviz çıkacak diye spekülasyon yapmıyorsa bundan neden gocunduğunu da anlamış değiliz. Neticede biz dışarıdan petrol ve doğalgaz gibi ekonomimizin çarklarını döndüren enerji hammaddelerini ithal etmek zorundayız. Varili $50 da olsa ithal edeceğiz $150 da olsa ithal edeceğiz. Dolar değer kaybederse en azından Araplara ve Ruslara daha az TL ödeyerek bu malları satın alacağız. Üstüne üstlük Türkiye hala dışarıya bir ton dolar borcu olan bir ülke, borç aldığımız paranın değeri düşüyorsa bundan iyi ne olabilir ki? Madem Türk lirası aşırı değerli, o zaman bastır liraları, al ucuzdan dolarları, kapat borcunu. Dünyanın başka neresinde borçlu adam borcunun değeri azalıyor diye üzülür yahu? Nedir bunun sebebi, cehalet mi, art niyet mi, saflık mı?

İşin IMF boyutunu atladığımı veya o konuyu tartışmaktan sakındığımı zannetmeyin, en güzel konuyu en sona sakladım. Türk insanının IMF konusu kadar bilgisiz ve duygusal olduğu konu çok azdır, siz de böyle biriyseniz yazının bundan sonrasını hiç okumayın, sinirleriniz bozulmasın, kurduğunuz hayal dünyası yıkılmasın, yabancılardan nefret ederek hayatınızı yaşamaya devam edin.

IMF kredilerine çok talep olmasının üç nedeni vardır. Birincisi vadeleri kaynak sıkıntısı çeken ülkelerin kendi başlarına bulabileceklerinden çok daha uzundur. İkincisi, çok büyük miktarlarda borç bulabilirsiniz. Üçüncüsü, IMF’nin sizden talep edeceği faiz oranı başka yerde bulabileceğiniz faiz oranlarından daha düşüktür. Ne kadar düşüktür söylemeden önce sizden IMF’nin uyguladığı faiz oranını tahmin etmenizi isteyeceğim.
A. Senelik faiz oranı %0 - %1,5 arasındadir
B. Senelik faiz oranı %1,5 - %3 arasındadır.
C. Senelik faiz oranı %3 - %5 arasındadır.
D. Senelik faiz oranı %5 - %7 arasındadır.
E. Senelik faiz oranı %7’den fazladır.

Cevabı bilmediğinizi biliyorum. Türkiye kendi başına dolar cinsi borçlanmaya kalksa ödeyeceği faiz oranı %3 civarında olacaktır. Bundan 6 ay önce ise bu rakam %5’lerin üzerinde idi (bahsettiğimiz 2-3 yıl vadeli dolar cinsi faizler). Ancak dış piyasalardan $20-$30 milyar borçlanmak o kadar kolay değil. Oysa IMF ile anlaşmamız durumunda ödeyeceğimiz faiz oranı sadece ve sadece %1,25 olacak. İnanamıyorsunuz bu rakama değil mi? Bankadan borçlanırken ödediğiniz aylık faizden bile daha düşük neredeyse. İşkembeden sallamıyorum bu rakamı, kaynağı burada. Yani $20 milyar borçlansak üç senede ödeyeceğimiz toplam faiz miktarı şimdiki oranlarla $750 milyon dolar olacaktır. Oysa piyasalardan borçlanmaya kalksak bu parayı, ki çok zor, üç yılda ödeyeceğimiz toplam faiz miktarı bundan 1 milyar dolar daha fazla olacaktır.

Neymiş işin doğrusu? IMF bize $1 milyar dolar para vermek istiyor. Bunun karşılığında bizden ne talep ediyor peki? Buna cevap vermeden daha önemli bir konuya değineceğim. İnsanlarımızın yabancılardan borçlanma konusunda bu kadar duygusal davranmalarının arkasında yatan neden bana kalırsa şerefli Türk devletini yabancı bankaların ve devletlerin önünde el açmış para dilenirken tasavvur etmeleridir. Yani kendilerine soruyorlar, neden biz gidip onlardan para dileniyor konumundayız da onlar bu konumda değiller. Bunun verdiği acıyı ise IMF gibi bize yardım etmeye çalışan yabancı kurumlara karşı nefret kusarak dışarı vuruyoruz.

Burada eğer bir suçlu aranıyorsa kendimizde aramalıyız. Her fırsatta hepimiz devleti öyle ya da böyle soymaya kalkışıyoruz. Politikacılarımızın, idari yöneticilerimizin altlarında yabancı arabalar eksik olmuyor. Aldığımız akılsız risklerin faturasını kendimize bir “zede” yaftası yapıştırarak devlete ödetmeye çalışıyoruz. Seçimlerden önce halkın parasını oy uğruna sokaklara döküyoruz, bunu yapan politikacıları da seçimlerde ödüllendiriyoruz. Devlette yüzbinlerce işe yaramaz memuru istihdam etmekten kaçınmıyor, çalışanlardan yeterince faydalanmıyor, daha sonra ise çok genç yaşlarda emekli ederek hepsine ortalama 30 yıl bakıyoruz. Insanların ibadetlerini düzenlemek için kurduğumuz diyanet işleri başkanlığına her sene $1 milyar dolardan fazla harcıyoruz, sonra bu kurum bünyesinde çalışan memurlar (imamlar) fazla mesai ücreti talep edince gıkımızı çıkarmıyoruz. Fındıkçılara, pamukçulara, önüne kim gelirse taban fiyatı adı altında rüşvet vererek halkın parasını peşkeş çekiyoruz. Sokağa atılan, israf edilen paraları saysam bitiremem. Neticede bunların hepsinin bir bedeli var. Bu paralar havadan gelmiyor, vergi kaçıran fırıncıdan, doktordan, serbest meslek erbabından da gelmiyor. Bu paraların bir kısmı vergi kaçıramayanların ödediği yüksek vergilerden geliyor, bir kısmını da borçlanıyoruz. 2009 yılında 60 milyar TL açık vermişiz ve bu kadar parayı fazladan borçlanmışız. Mümkün mü buna kaynak yetiştirmek? Kızacaksanız ülkenin bu duruma düşmesine neden olan kendinize, diğer seçmenlere ve politikacılara kızın. IMF’ye neden kızıyorsunuz? Adamlar gelip bizi bu saçma sapan harcamaları yapmaya mı zorluyorlar sanki? Tam aksine.

IMF ile bugüne kadar anlaşılmamasının gerçek nedenini biliyor musunuz? Bilmediğinizi biliyorum. Ben söyleyeyim. IMF Türkiye’den iki şey istiyor: birincisi bu gereksiz israfların kısılmasını, ikincisi vergi gelirlerinin vergi kaçıranların durdurulmasıyla ve kayıtdışının kökünün kazılmasıyla arttırılmasını istiyor. Hükümetin de bu konuda politik davranacağını bildiği için de vergi idaresinin özelleştirilmesi vasıtasıyla vergi toplamada daha verimli olunacağını belirtiyor. Hükümetin de direndiği nokta burası. Bunu yapmamız için de bize düşük faiz şeklinde $1 milyar dolar para veriyorlar. Bizim bunları IMF istemese dahi yapmamız lazım değerli dostlarım. Adamlar bizim zararımıza olacak bir şeyi istemiyorlar. Siz ekonomiden anlamadığınız için IMF’ye şüpheyle yaklaşıyorsunuz, bunu anlayışla karşılıyorum. Peki Yiğit Bulut? Onun mazereti nedir? Read More!

Yiğit Bulut’un Herkesten Gizlediği Gerçek Nedir?

Yiğit Bulut IMF gittiğinden beri gösterdiğimiz müthiş ekonomik performanstan ve işsiz kalan 1 milyon kişiden oldukça memnun olmuş olmalı ki IMF ile yeni bir anlaşma yapılmasını engellemek için 3-4 sene önce yazdığı yazılardan bir tanesini daha bugün yazmış. Normalde medyadaki her köşe yazarının yaptığı yanlış bilgilendirmeyi ve hataları sıralayacak olsak bunun için 4-5 tane doktoralı adam yetmez. Biz yine de yılmadık ve Yiğit Bulut gibi yazarların yazılarında yaydıkları hurafelere ışık tutacak ve sizlere gerçekleri anlatacak bir kitap hazırladık. Bu kitap gelecek ay Liberte yayınları tarafından piyasaya sunulacak. Yiğit Bulut’un yazısında dile getirdiği konuya kitap da değindik ama kitap çıkana kadar konu gündemden düşeceği için ve yüzbinlerce taze beyin bu hurafelere maruz kalacağı için şimdi bir cevap verelim istedim.

Yiğit Bulut’un yazısı iki türlü argümanı öne çıkarıyor. Birincisi duygularımıza hitap eden “IMF’yi isteyen Türkiye’yi sevmiyor, kan düşmanımız olan Yunanlı Yorgo ve sünnetsiz Hans’ı destekliyor, onların çıkarı için Turk halkına bedel ödetiyor” şeklinde özetlenebilecek bir ifade kullanıyor. Eskiden Yorgo ve Hans’ın arasına bir de Ermeni Agop’u dahil ederdi, şimdi Agop’u atlamasının özel bir nedeni var mı bilemiyorum. Yiğit Bulut’un ortaya attığı bu argüman bir çok eğitimsiz veya önyargılı kişi tarafından bir delil gösterilmesine gerek kalmadan kabul edilir. Bu kişiler için yapabileceğimiz bir şey yok. Ikinci bir grup insan ise Yiğit Bulut’un bu sözlerini kabul edebilmek için bir delile ihtiyaç duyar. Yiğit Bulut bu kişiler için de şu argümanı getiriyor:

'1 milyon dolar' satmış ve karşılığında Hazine bonosu almış. Kur 1.30'lara gelince pozisyonunu kapatmış veya hâlâ pozisyonunu koruyor. Kur farkı ile dolar bazında getirisi o günden bugüne dolar bazında yüzde 100'ün çok ama çok üstünde!
Daha açık ifadesi ile yıllık dolar bazında kur düşüşleri ile 'yüzde 20-25 dolar bazında getiri' sağlamış. Bu kazancı ile de 'kendi katılımcısı' olan Yorgo'nun maaşını ödemiş. Bugün hâlâ yıllık Türkiye'deki pozisyonlarından 'dolardaki kur farkı hariç' yüzde 9 civarında getiri sağlıyor...

Yiğit Bulut’un elindeki delil bu. 2003 yılında ülkemize girip yatırım yapan yabancılar yüksek getiri sağlamışlardır, bu yüksek getiri de Türk hazinesinin ve dolayısıyla vergi veren orta direk vatandaşın cebinden çıkmıştır argümanı. Biz size işin doğrusunu anlatalım, bu ülkeyi kimin sevdiği kimin seviyor ayaklarına yatıp ülkenin kötülüğü için lobi yaptığı anlaşılsın.

Şimdi birisi (adına Azerbaycan’lı Rüstem diyelim) Türkiye’de veya Arjantin’de bono piyasasına girdiği zaman iki türlü risk alır. Birincisi paranın geri ödenmeyecek olması riski (buna kredi riski denir), ikincisi ise kurların vade bitiminde eskisinden yüksek olması riski (buna da kur riski denir). Bunların hiç bir şekilde garantisi yok. Uzun vadeli Amerikan devlet tahvillerinin bile riski var, senelik %0,4 gibi küçük bir risk primi ama istediği kadar dolar basma lüksüne sahip Amerika bile riskli kabul ediliyor. Döviz kurlarının bir garantisi olmadığını ise 5 yaşındaki çocuk dahi biliyor. Bizim Rüstem petrol satışından elde ettiği dolarları Türkiye’de gelip risk alarak değerlendirmek istedi diyelim. Elde edeceği getirinin iki tane bileşeni olacak: birincisi TL cinsinden hazine tarafından ödenen faiz, ikincisi ise dolar kurunun değişmesinden elde edeceği getiri veya zarar, ki bunu ödeyen Türk hazinesi veya Türk vatandaşları değil Rüstem’in sattığı dolarları satın alıp spekülasyon yapan spekülatörlerdir. Yiğit Bulut’un herkesten gizlediği gerçek budur.

Gördüğünüz üzere Yiğit Bulut döviz spekülatörlerinin ödediği bedeli sanki Türk hazinesi ve dolaylı olarak da vergi veren vatandaş ödeyormuş gibi davranıp halkı galeyana getirebilecek provokasyon yapıyor. Şimdi de rakamlara bir bakalım ve Hazine’nin bugün ne kadarlık bir bedel ödeyeceğini bir görelim. Bugün Rüstem gelse $100.000 bozdursa eline 148.000 TL geçecektir. Önünde iki tane seçenek var: ya parasını gecelik faize koyacak ve bir kriz çıkması esnasında çabucacık dolara geçerek risklerini sınırlayacak, ya da parasını bir senelik hazine bonosuna yatıracak ve kriz çıkarsa kös kös oturup seyretmek zorunda kalacak. Iki durumu da analiz edelim:

Durum 1: Gecelik faiz yatırımı

Eğer Rüstem Yiğit Bulut’un bahsettiği anormal yüksek faizlerden ağzı sulanıp Türkiye’ye gelmiş ve parasını da gecelik faizde değerlendiriyorsa eline bugün geçecek para senelik %6,5’dir. Bu getiriye yakın bir zamanda konuşulduğu üzere %3 civarında bir vergi de ödeyecek ama hesap çok karışmasın diye biz onu da Rüstem’e hibe edelim, nasılsa kan kardeşimiz değil mi? Böylece bir sene sonunda Rüstem’in 148 bin TL’si 157 bin TL’ye yükselecektir. Iyi de bir sene sonraki 157 bin TL mi daha iyi, yoksa bugünkü 148 bin TL mi?

Beş yaşındaki çocuk dahi Türkiye’de enflasyon olduğunu ve TL’nin satınalma gücünün, dolayısıyla değerinin düştüğünü bilir. Yani bir bakıma elinde TL tutanlar para kaybederler, TL borçlananlar ise para kazanırlar. Buna senyoraj denir, ya da sizin anlayabileceğiniz ifadeyle enflasyon vergisi. Enflasyon vergisi kimin cebine gider peki? Tabii ki piyasadan borçlanan hazinenin. Yiğit Bulut’un halkımızdan gizlediği ikinci gerçek de budur. Rüstem’in hazineye verdiği borçtan gerçek anlamda para kazanabilmesi için enflasyonun üzerinde bir getiri sağlıyor olması gerekiyor. Pekiyi Rüstem’in yatırım yapacağı önümüzdeki bu bir yıllık sürede enflasyon ne olacak? Dünyanın son 25 yılda yaşadığı en derin krizin içerisinde, enerji fiyatlarının dolar bazında yarıdan fazla düştüğü bir ortamda Türkiye’de enflasyon oranı %6,53 olarak gerçekleşti. Tüik enflasyon oranlarını daha yeni açıkladı. Bir kısmınız Tüik rakamlarla oynuyor, olduğundan az gösteriyor şeklinde benim hurafe olarak nitelendirdiğim varsayımlarda da bulunuyor, ona da hafifçe değineceğim. Ama size soruyorum, önümüzdeki bir yıl içerisinde enflasyon oranı sizce %6,5’den az mı olacaktır yoksa daha fazla mı?

Ben 2010 yılında enflasyon oranının 2009’a kıyasla daha yüksek olacağını düşünüyorum açıkcası. Bu demektir ki Rüstem’in gelecek sene eline geçecek 157 bin TL bugünkü 148 bin TL’den daha değersiz olacaktır. Biz buna negatif yani eksi reel faiz diyoruz. Gecelik faize yatırım yapanlar devletten reel olarak para almayı bırakın üstüne para veriyorlar devlete. Yiğit Bulut bu gerçekleri neden saklıyor Türk halkından? Bir de bunun üstüne komplo teorilerine inanıyorsanız ve Tüik’in rakamlarla oynadığını ve enflasyonu memura, işçiye ve emekliye az enflasyon farkı ödemesi yapmak için enflasyonu düşük gösteriyor diyorsanız Rüstem iyice yandı demektir. Yani diyelim ki enflasyon %6,5 olmasın da %9 olsun. Bu durumda Rüstem reel olarak %2,5 para kaybedecek demektir. Yani faiz olarak 9 bin TL alacak ama 13 bin TL’yi enflasyon vergisi olarak hazineye geri ödemiş olacak. Keşke Rüstem gibi kazlardan daha çok olsa da iyice yolsak.

Biz rakamların doğru olduğunu varsayalım. Rüstem reel olarak para kaybetti ve hazine karlı çıktı diyelim, iş bitti mi? Bitmedi. Daha parasını dolara geri çevirme işlemi var. Bir sene sonra dolar kuru ne olacak? Biliyor musunuz, biliyorsanız hiç durmayın hemen bir forex hesabı açıp paranızı 10 katına katlayın. Dolar kurunu tahmin edebileceğini düşünen bir çok kişi forex piyasalarında iflas ediyor, bu işin garantisi yok. O yüzden Rüstem de bir darbe de dolar kurundaki değişimlerden yiyip iyice dibe batabilir. Hangi durumda ne olacağına bir bakalım.

A. Dolar Kuru Yükselirse
Dolar kuru 2008’deki 1,15 değerini gördükten sonra 6-7 ay içerisinde 1,8 değerine kadar yükselmişti hatırlarsanız. 1,15 değerinden dolar bozdurup 1,8 TL’den dolar almak zorunda kalan yabancı yatırımcılardan Yiğit Bulut nedense hiç bahsetmiyor. Sanki ortada hiç böyle bir risk yokmuş gibi davranıp milleti forex piyasalarında kumar oynamaya teşvik eden aracı kurumlar gibi davranıyor. Tekrar söyleyelim, bu işler risklidir, çok para da kazanabilirsiniz, çok para da kaybedebilirsiniz. Forex piyasaları zero-sum game dediğimiz piyasalardır, biri kazanır biri kaybeder, kumarhane sahibi, pardon forex aracı kurumu payını alır, zengin olur. Bu piyasalarda olan biten Türk hazinesinin cebine (aldığı vergileri saymazsak tabii ki) bir kuruş girmesini sağlamaz, hazineden bir kuruş çıkmasına da neden olmaz. Dolar kuru yükselirse Rüstem’den kim ucuzdan dolar alıp kim pahalıya satmışsa onun cebine para girer.

Yiğit Bulut bunları size açık açık anlatıyor mu? Hayır. Ne diyor peki? “Bugün hâlâ yıllık Türkiye'deki pozisyonlarından 'dolardaki kur farkı hariç' yüzde 9 civarında getiri sağlıyor...” Sevgili Yiğit Bulut, neden dolar kuru yükseldiği ve yabancı yatırımcıları zarara uğrattığı zaman dolar kurundan dolayı ettikleri %20’lik zararı hesaplarına koymuyorsun da, dolar kurundan kar ettikleri zaman dolar kurunu hesaplara koyuyorsun? Yiğitliğe sığar mı bu davranışın, ekonomiye sığmadığını ikimiz de biliyoruz.

B. Dolar Kuru Düşerse
Ahhhhhhaaaa!!!! Yiğit Bulut’un 2003-2007 arasında bahsettiği getirilerin ana kaynağı bu işte. Rüstem yüksek kurdan elindeki dolarları bozdurup düşük kurdan almışsa elde edeceği faiz gelirinin üzerine bir de dolar kuru farkından dolayı kar yapar ki kaymaklı ekmek kadayıfı. Yiğit Bulut’un da ağzını sulandıran bu forex piyasalarında elde edilen kazanç aslında. Peki bu kazanç Türk hazinesinin ve vergi veren vatandaşın cebinden mi çıkıyor, yoksa forex piyasalarında spekülasyon yapan gerizekalıların cebinden mi? Tabii ki spekülatörlerin. Dolar spekülatörünün kaybettiği para kendisini bağlar, yarın birgün devletin kapısına gelip, otoyolları kapatıp dövizzede olduk deyip haraç istemedikleri sürece problem yok. Haraç isterlerse de işte o zaman hükümetin omurgalı bir tavır takınıp gelen seçimlere de aldırmadan hayır demesi gerek. Ama tabii bunların hazinenin Rüstem’e veya sünnetsiz Hans’a veya hain Yorgo’ya yaptığı faiz ödemeleriyle bir alakası da yok. Yiğit Bulut sapla samanı karıştırıp Türk halkına yedirmeye çalışıyor ve gayet de başarılı oluyor. Kendisini tebrik ederim. Ancak yazımız burada sonlanmadı. Yazımızın ikinci kısmında Rüstem’in uzun vadeli risk hazine bonosuna girmesi durumunda neler olacağını ve Yiğit Bulut’un IMF anlaşmasına karşı çıkarak neden ülkesine kötülük yaptığını anlatacağız. Yazının başlığı Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor.

Not: Yiğit Bulut bu yazıyı binlerce kere yazdığını ve binlerce kere ana fikrini dile getirdiğini dile getirmiş, ve YETMEZ demiş. Biz de sizlerden bu cevabı binlerce farklı ortamda paylaşmanızı istiyoruz, başka türlü hurafelerin önüne geçemeyiz. Read More!

Dünyanın En Düşük Reel Faizi Türkiye’de

Türkiye’de 2009 yılında enflasyon oranının %6,53’e yükselmesiyle ve Merkez Bankasının gecelik faizleri %6,5’e düşürmesiyle Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak eksi reel faizle tanışıyor. Reel faizler bildiğiniz üzere gecelik faizlerden enflasyon oranının çıkarılması suretiyle hesaplanır. Enflasyon oranının yükselmesiyle Türkiye’nin ödediği reel faizler %-0,03’e düşmüştür. Yani bir bakıma insanlar Türk devletine paralarını tutması için üstüne para ödemeye başlamışlardır. Bugün 100 lira ver yarın gel reel olarak 99.97 lira geri al. Olacak iş değil.

Türkiye’deki reel faizler aynı zamanda tüm dünyada da görülen en düşük reel faiz seviyesi, Türkiye’ye en yakın reel faizler Amerika’da var, orada da faiz oranları %0,25’in altında seyrediyor. Türkiye’deki reel faizlerin düşüklüğünden ise en çok tasarruflarını Türkiye’de değerlendirme yolunu seçen Yunanlı Yorgo, Ermeni Agop ve Alman Hans etkilenmiştir. Bunların yanında sıcak paralarını fırından çıkar çıkmaz Türkiye’ye getiren yabancı menşeili hedge fonlar da büyük zarar görmüştür. Ekonomi Türk’e demeç veren bir Amerikalı hedge fon yöneticisi olan Ben Dover “Türkiye’ye büyük umutlarla gelmiştik, daha bir kaç yıl önce Türkiye dünyanın en yüksek reel faizini ödüyordu. Bugün kredi notunun arttırılmasıyla ve devletin Güngör Uras ve Yiğit Bulut’un 2-3 sene önce yaptığı çağrılara karşılık verip reel faizleri azaltmasıyla biz de mağdur durumuna düştük. Derdimize derman bulunmazsa eylem yapıp Atatürk Havalimanını ulaşıma kapatmayı düşünüyoruz” diyerek Ankara’dan yardım talebinde bulundu. Bu kişiler krizden önce 1,2 TL’den dolarlarını bozdurduklarını, bugün ise aynı dolarları 1,5 TL’den aşağısına zor aldıklarını belirterek Merkez Bankasından dolar kurunu da 1 TL’nin altına indirmesi talebinde bulundular. Merkez Bankasının örtülü bir şekilde yüksek faiz-düşük kur politikasından düşük faiz-yüksek kur politikasına geçerek kendilerini TELEzede yaptığını belirten yabancı yatırımcılar haklarını “Avrupa Insan Hakları Mahkemesinde” arayacaklarını belirttiler. Read More!

2010 GSYH ve Büyüme Oranı Tahminleri

Mevsimsel etkilerden arındırılmış çeyreklik büyüme oranlarını kullanarak 2010 yılı için GSYH ve büyüme oranı tahmini yapacağız şimdi. 2010 yılının ilk çeyreğine gelmeden önce 2009’un son çeyreğinde büyümenin nasıl bir rakam çıkacağını söyleyelim. Üç tane varsayım kullanacağız. Karamsar varsayımımızda her çeyrekte ekonominin sadece %0,5 oranında büyüyeceğini varsayacağız, yani senelik sadece %2 hızında. İkinci varsayımımız “normal” koşulları yansıtacak ve her çeyrek ekonominin %1, senelik %4 büyüyeceğini varsayacağız. Son olarak ise iyimser bir varsayım kullanacağız ve ekonominin her çeyrek %1,5 büyüyeceğini hesaplarımıza yansıtacağız.

Karamsar Varsayım:

Bu varsayım altında 2009’un son çeyreğinde ekonomimiz %-7 + %7 +%2 + %0,5 = %2,5 hızıyla büyüyecektir; en azından TÜİK ekonomimizin %2,5 hızıyla büyümeye başladığını ve resesyondan çıktığımızı söyleyecektir. Siz tabii ki gerçekte ne olduğunu büyüme oranları üzerine yazdığımız bir önceki yazımızı okuduğunuz için biliyorsunuz.

Asıl çarpıcı büyüme oranı ise 2010’un ilk çeyreğinde açıklanacak. Ekonomide baz etkisi denilen kavramı bundan daha iyi başka bir yerde görmeniz mümkün değil. Yukarıdaki dört çeyreklik rakamdan en eskisi olan %-7 rakamı düşecek ve yerine %0,5’lik karamsar rakamımızı koyacağız. Neticede açıklanacak GSYH büyüme oranı %7, %2, %0,5 ve %0,5 rakamlarının toplamı olan %10 gibi bir rakam olacak. Yani 2010’ün ilk çeyreğinde %10 büyüdüğümüz 2010’un Haziran ayında açıklanacak ve ortalığa ekonomiden ve matematikten anlamayan bir sürü şarlatan dökülerek “TÜİK rakamlarla oynuyor”, “Ekonomi büyüyor diyorlar ama rakamlar bize yansımıyor”, “diğer açıklanan verilerle %10’luk büyüme rakamı uyuşmuyor” şeklinde ifadelerde bulunacaklardır. Şimdiden söylüyoruz bunu, yazıcıdan bastırın bu yazıyı, duvarınıza asın ve 6 ay sonra söylediklerim doğru çıkmış mı diye kontrol edin.

Baz etkisini ikinci çeyrek rakamları açıklandığı zaman bir kez daha göreceğiz. Bu sefer de en eski çeyreklik büyüme rakamı olan %7 hesaptan düşeceği için ikinci çeyrekte GSYH büyüme oranı sadece %3,5 olarak açıklanacaktır. Bu sefer de yine aynı köşe yazarları ortaya saçılıp “biz demiştik büyüme oranı %10 değil diye, rakamlar bu sefer bizi haklı çıkardı, Tüik de rakamlarla oynamayı bıraktı” şeklinde saçmalayacaklardır. Üçüncü ve dördüncü çeyreklerde büyüme oranı %2 olarak açıklanacak ve bizim yaptıgımız varsayımı gösterecektir.

Bu şartlar altında 2010 yılının tamamı için büyüme oranı %10, %3.5, %2, ve %2 rakamlarının ağırlıklı ortalaması olarak hesaplanacaktır. Ağırlıklar 1998-2007 arasında ortalama olarak 0.22 , 0.24, 0.28, ve 0.26 olarak gerçekleşmiş. Bu ağırlıkları kullanırsak 2010 yılında Tüik’in ekonominin %4.1 oranında büyüdüğünü açıklayacağını söyleyebiliriz. Bakınız, biz 2010 yılında ekonominin %2 büyüyeceğini varsaymıştık, Tüik kullandığı yöntemden dolayı ekonominin gerçek büyüme hızını rakamlara geç yansıttığı için 2010 büyüme hızını da olduğundan 2 puan daha yüksek gösterecektir. Ama Türkiye’deki köşe yazarlarının hiç birisi bu durumun farkında değil.

Normal Varsayım:

Bu varsayım altında 2009’un son çeyreğinde ekonominin %3, 2010’un ilk çeyreğinde %11, ikinci çeyreğinde %5, üçüncü ve dördüncü çeyrekler de ise %4 büyüdüğü açıklanacak. 2010’un tamamı için ise büyüme rakamı %5.8 olarak hesaplanacaktır. Yani ekonomimiz normal bir performans sergilerse büyüme oranımız %5,8 olarak açıklanacak. Türkiye’deki benim ve Asaf Savas Akat haricindeki hiç bir köşe yazarı %5’in üzerinde bir büyüme tahmininde bulunmadı. Fatih Ozatay %3,8-4,9,  Mahfi Eğilmez %5, Orhan Karaca %4-5, Deniz Gökçe %4,5-5, Asaf Savaş Akat %5-%6 seklinde tahmin yaptılar. Gazi Erçel, Yiğit Bulut, Ugur Gurses, Ercan Kumcu, Osman Ulagay, Güngör Uras, Ertuğ Yaşar, Eyüp Can, Güven Sak, Haluk Bürümcekçi, Hasal Ersel, Seyfettin Gürsel, Vahap Munyar, Yılmaz Özdil, Ege Cansen, Erdal Sağlam gibi ekonomistlerin ise 2010 büyümesine ilişkin rakamsal tahminlerde bulunduğuna yönelik bir veri elimde yok. Başekonomist Fatih Altaylı da bir tahmin yapmış değil, ama zaten onun görevi bizim tahminlerimiz yanlış çıkınca ekonomistler bir şeyden anlamıyor, doğru çıkınca da “işleri zaten, olsun o kadar” demektir.

Benim tahminim ise %6. Piyasadaki en iyimser ekonomist olmama rağmen yukarıda yaptığım analize dayanarak benim yaptığım tahminin isabetli çıkması olasılığının herkesten daha yüksek olduğunu düşünüyorum. En akıllı ekonomistlerse tahmin yapmayan ekonomistler, olaylar olup bittikten sonra analizini yapmak da bir yetenektir.Bir de her şey beklendiği gibi gitmeyip de rakam vererek tahmin yapan ekonomistler ters köşeye yatmışsa ve bunlar hakkında iğneli yazılar yazmak için fırsat da doğmuşsa değmeyin keyiflerine. Onlar her şeyi önceden gördükleri için tahmin yapmamışlardır zaten. Her şey beklendiği gibi gider de rakamlarda sürpriz çıkmazsa bu sefer de “zaten boyle olacağı belli olduğu için tahminlerimizi söylememiştik, yoksa böyle olacağını herkes gibi biz de biliyorduk” ayağına yatarlar. Süper iştir tahmin yapmadan ekonomi köşe yazarlığı yapmak.

Iyimser Varsayım:
Dışarıdan çok büyük bir kaynak gelmesi ve bunun ekonomiyi zıplatması durumunda ise ekonomimizin ceyrekler itibariyle %1,5, senelik %6 oranında büyüyeceği varsayımıni yaparsak 2010’un ilk çeyreğinde büyüme oranının %12, ikinci çeyreğinde %6.5, üçüncü ve dördüncü çeyreklerinde ise %6, senelik ortalama olarak ise %7.4’lük bir rakam TÜİK tarafından açıklanacaktır.

Özetlersek ekonomimiz kötü bir performans sergilerse dahi %4 gibi bir hızla büyüyecek, normal bir performans sergilerse büyüme hızımız %6’ya, iyi bir performans sergilerse %7,5’e yükselecektir. Ülkemizdeki ekonomistlerin büyük çoğunluğu %4-5 aralığında tahminler yaptıklarına göre bu kişilerin normal tahminlerinin aslında çok muhafazakar bir tahmin olduğunu söyleyebiliriz. Bundan 15 ay sonra TÜİK 2010 yılının tamamı için büyüme rakamlarını açıkladığı zaman ise kimsenin aklına “blogun birinde yazan bir ekonomist vardı, sanki o buna benzer bir şeyler demişti” düşüncesi gelmeyecektir :-( Read More!

Yorgo'nun Hazin Hikayesi

Evvel zaman icinde kalbur saman icinde, develer tellal iken pireler berber iken Yunanistan'in Pire kentinde Yorgo isminde bir memur yasarmis. Pire belediyesinin su ve kanalizasyon idaresinde 40 yil calistiktan sonra 2006 yilinin basinda emekli olan Yorgo, emekli ikramiyesi olarak 50000 avro para alir. Daha onceden biriktirdigi paralarla da kendine Mikonos adasinda iki oda bir yazlik alan Yorgo hayatinin geri kalan gunlerini huzur icerinde gecirmek icin buraya yerlesir.

Ada'da Turk televizyonlarini da izleyen Yorgo avronun deger kaybetmesinden korkarak parasini dolara yatirmaya karar verir. O zamanlar 1 avro 1.2 Amerikan dolarina esit oldugundan 50000 avrosuna karsilik 60000 dolar alir. Gelecek hakkinda umutludur.

Aradan 2.5 yil gecer, dolar avroya karsi deger kaybetmis ve son gunlerde 1.6 sinirini gecmistir. Yatirim bankalari dolarin gerilemeye devam edecegini, hatta bazilari dolarin 1.75 avroya kadar duseceginden bahseder. Tam bu siralarda Yorgo adaya tatile gelen Alman Hans ile tanisir. Hans Yorgo'ya elindeki paralari nasil Turk lirasina cevirdigi, sonra da Turk hazine bonolarina yatirip dunyanin parasini kazandigini anlatir. Hans Yorgo'ya "salaklik etme oglum, bak Yigit Bulut ve Gungor Uras bile bu isin ne kadar balli kaymakli oldugundan bahsediyor. Ben de 1.3 YTL'den bozdurdugum dolarlarimi YTL'den %18 faiz kazandiktan sonra 1.2 YTL'den geri aldim, bir senede %25'den fazla kar yaptim. Hatta bu sene Turkiye'ye getirecegim parayi bes katina cikardim." der. Agzi sulanan Yorgo da Turkiye'ye yatirim yapmaya karar verir.

Ama once dolardan yaptigi zararlari da karsilamak icin mobilyaci olan kayincosu Niko'ya gider ve $140000 borc alir. Kafasinda Hans'in bahsettigi hesabi yapar ve bir senede $60000'ini $120000'a dondurecegini dusunur.

23 Temmuz gunu Turkiye'ye gelip 1.2 YTL'den dolarlarini bozdurup eline gecen 240000 YTL ile bir yil vadeli hazine bonosu alir. Hanimi Alexis'e bu durumdan hic bahsetmez ama, surpriz yapmayi planlamaktadir. Bu arada dolarin daha fazla deger kaybetmesine karsi onlem olarak 3 ay vadeli piyasada 1 euro= 1.56 dolarlik fiyattan euro almak uzere de anlasma yapar. Boylece hem Turkiye'den balli kaymakli faiz kazanirken hem de dolarin deger kaybetmesinden de cukkayi cebe indirecektir.

Aradan uc ay gecer ve isler hic de umdugu gibi gitmez. Nasil olduysa Turk lirasi dolara karsi deger kaybetmeye baslar. Onceleri endiselenmeyen Niko dolar guclendikce iyice kaygilanmaya baslar. 23 Ekim gunu 1 dolar 1.7 YTL degerine ulasir. Turk lirasini degerini takip eden Yorgo'nun kayincosu Niko daha fazla dayanamaz ve Yorgo'ya elindeki bonolari sattirip dolar aldirir. Bonolari satip dolara ceviren Yorgo'nun eline sadece $150000 gecer. Ama daha once dolarlari 1 euro=1.56 dolardan cevirmek uzere anlasma yaptigindan eline sadece 96000 avro gecer. Niko ise Yorgo'dan $140000 talep etmektedir. Niko 96000 avroyu 1.3'den dolara cevirir ve eline sadece $125 gecer. Paranin hepsini Niko'ya verir ama yetmez. Ev fiyatlarinin dustugu ortamda yazligini ipotek ederek bankadan $15000 borclanir ve borcunu kapatir.

Niko ise bu arada olanlari ablasina yetistirir. Yorgo'nun emeklilik ikramiyesi olan 50000 avruyo Turk piyasalarinda kaybettigini, ustune ustluk yazliklarini ipotek ettirdigini ogrenen Alexis bosanma davasi acar. Yorgo ise kendisini bu yatirimi yapmaya tesvik eden Hans'tan ve gazete koselerinde Turk bonolarindan %30-40'lik karlarin kazanildiginin reklamini yapip milleti bu piyasalarda kumar oynamaya tesvik eden Yigit Bulut ve Gungor Uras'tan intikam almak icin yemin eder.

Oysa Hans da ayni durumdadir. Kaldirac kullanarak Turk piyasalarina son bir kez daha giren Hans elinde ne var ne yok kaybeder ve bunun acisina dayanamayarak kendisini Berlin'de trenin onune atarak intihar eder.

Yorgo'nun Yigit Bulut ve Gungor Uras'a ne yaptigini anlatan hikayenin ikinci kismini okuyucularimiz TEGV'e 50 YTL bagis yaptiktan sonra yayinlayacagim. Gorusmek uzere...
Read More!

Yiğit Bulut: Yigidim aslanım yarın ne yazcak?

Bazı okurlarımız Yiğit Bulut'la fazla uğraştığımızı söylüyor. Yanlış hatırlamıyorsam geçenlerde birisi kendisinden karikatürize bir şahıs diye söz etmişti. Elhak doğru bir tanımlama. İyi de biz ne yapalım. Bu ülkenin bazı gazeteleri kendisini ciddi ciddi yazar olarak istihdam ediyorsa biz de uğraşırız.

Yiğit Bulut, "PKK'dan sonra sıra kimde?" başlıklı bugünkü yazısında ciddi ciddi "Kuzey Irak'ın fethi tamam şimdi sıra İran'da" mealinde bir analiz yapıyordu. Tabii İran'a geçmeden önce de yurtiçindeki irticai kesimin (artık onlar kimlerse) işinin görüleceğini iddia ediyordu. Daha bu yazının mürekkebi kurumadan TSK Kuzey Irak'tan çekildiğini açıklayıverdi. Bakalım yarın ne yazacak hakikaten merak ediyorum. Bu arada Yiğit Bulut'a danışmadan çekilme kararı alan Sayın Büyükanıt'a da buradan teessüflerimi gönderiyorum.

TSK'nın geri çekilme kararından sonra hayal kırıklığına uğrayan Yiğit Bulut fanatiklerinden biri de yorumunda "Yiğit bey lütfen ekonomi yazarı olmanız nedeniyle politik yazı yerine daha öncesinde çok iyi yaptığınız gibi ekonomi yazarlığınıza dönmenizi arzu ederiz" demiş. Yahu biz onun ekonomi (ekonomi nedir?) yazılarını da biliriz diyeceğim ama neyse. Allah Yiğit Bulut'a da fanatiklerine de uzun ömür versin. Sayelerinde bu sıkıntılı günlerimizde arada eğlence imkanı buluyoruz. Read More!

Ortalama Vatandaş Yigit Bulut

"Benim ve benim gibi "ideolojik olmayan", ortalama Türk vatandaşlarının, gidecek başka yerimiz yok..."

demiş. Ah ah.... Yiğit Bulut'un bir de ideolojik olan halini görsek nasıl olurdu acaba. Ha bir de kendisini ortalama diye ifade etmiş ya.

Evet, Yiğit Bulut tam bir ortalama Türk vatandaşı. Şunun şurasında 70 milyon kişiyiz, birbirimizi biliriz. Kayın pederi, "Hz. Muhammed Türktür" diyen Namık Kemal Zeybek. Zaten ortalama Türk vatandaşı da böyle düşünür. Hatta ben söyliyeyim, Hazreti Adem de Türktür. Böylece Türklük meselesi bir cümle ile çözümledim. Dağılın!


Zeybek aynı zamanda sıradan vatandaş Aydın Doğan'ın bacanağıdır. Yani ortalama vatandaş Yiğit Bulut, Aydın Doğan'ın yeğeni ile evlidir. Tesadüfe bakın ki Sayın Bulut aile ilişkilerinin dezavantajına rağmen uzun süre Radikal gibi gazetede yazıp CNN Türk'te ekranlara çıkarken, Vatan gazetesinin satılmasından az önce işten atılmış, ama parlak yorumları sayesinde fazla işsiz kalmamış, Vatan gazetesinde yazı yazmaya devam etmiştir. Zaten bu tür fırsatlar da her ortalama Türk vatandaşının karşısına en az ayda bir çıkar. Arkadaşlar bunun bir de havuz başında herkesin önünde karısından yediği fırçayı ve nasıl süt dökmüş kedi modunda takıldığını anlatmışlardı ama özel hayata müdahele olmasın diye bundan bahsetmiycem. Ekonomi Türk laik bir blogdur! Ortalama Türk vatandaşının laiklik anlayışı da böyledir zaten.

Sonracığıma ortalama vatandaş Yiğit Bulut bir yandan şeriat geliyor diye öcü, öcü derken bir yandan televizyonlarda faiz haram, AKP faizci şeklinde esip gürlemiştir. Zaten ortalama Türk vatandaşı da faizden sakınır, ama başörtüsünü de bırakmaz. (Tabi ortalama Türk vatandaşı aynı zamanda namaz beş vakitken nafilelerle onbeş yapar, oruç bir ayken üç aylar, şevval vs yılın yarısını oruçlu geçirir, ama zekata gelince nedense ince eler sık dokur. Bu kısmı Yiğit Bulut'la alakalı değil, ama ortalama Türk vatandaşı bir konu üzerinde kalmaz, aynı anda bütün konuları tek bir paragrafta anlatır.)

Neyse, ekşi sözlük'ten alıntı ile bitirelim. Bu alıntı da aslında Yiğit Bulut'un ortalama anlayışı hakkında yeterli bilgi veriyor. Kendisi çan eğrisinin tepesinde bulunuyor zannedersem.

bugun itibariyle yigit bulutla gunun yorumunda cahillikte sinir tanimamis insan evladi.
" ... yani bir can egrisi dusunun, can egrisinin tepesinde tabi ki en zenginler olacak ama dagilim saga ve sola dogru esit sekilde olsun."
"...can egrisinin bu tarafinda kalanlar saginda ve solunda kalanlar normal standartlara yukselsin."
gibi harika seyler yumurtlayan insan evladi. sinirli istatistik bilgimle sunu acikca soyleyebilirim ki bu arkadasin can egrisinin ne oldugundan haberi yok. can egrisinin tepesinde zenginler nasil oluyor bana bir aciklayiverirse cok sevinicem. yeni bir can egrisi kesfetmediyse arkadas, eger o tepe dedigi yerde zenginler varsa, saga ve sola giden fakirler niye saga ve sola gidiyor, hepsi ayni yone gitsin fakir degil mi ? yoksa saga giden fakirler sagci fakirler, sola giden fakirler solcu fakirler mi ? ekonomiyle ilgilendigini soyleyen bir insan evladinin istatistikten anlamamasi aci.
belki bu yardimci olabilir arkadasa (bkz: #305761), entryde ortadaki yuksek kisim denilen yer yigit bulutun tepe dedigi yer.


Yigit Bulut bir ara zurnanın zırt dediği yeri de gösterse tam süper olacak! Read More!

Ekonomiden iyi haberler

Türbandı, Ergenekondu, Doğan medya grubu derken ekonomiyi unuttuk. Bari kısa bir özet yapalım. Son günlerde ekonomiden olumlu haberler gelmeye başladı.

1. Bu hükümerin açık ara en başarılı bakanı Kemal Unakıtan. Şaka değil GSYH'nın yüzde 15'i civarında teslim aldığı bütçe açığını yüzde 1'li seviyelere kadar indirdi. 2007'de bütçe disiplini biraz seçim sosuna batırıldı ama Ocak ayı rakamları gayet iyi gözüküyor. Geçen yıl Ocak ayında bütçe açığı 6.1 milyar YTL iken bu sene 0.5 milyar YTL'ye inmiş. Ben kötüye gidişin ilk işaretini geçen yıl bu zamanlar bütçe rakamlarından almıştım. Dileyelim bütçe performansı önümüzdeki aylarda da Ocak ayındaki gibi devam etsin ama benim kriz beklentim suya düşsün.


Bu arada eski günlerden alışkanlıkla herkes faiz dışı fazla rakamı üzerine odaklanıyor. Bütçe açığının yüzde 10-15 olduğu dönemde faiz dışı fazla rakamı bence anlamlıydı ama bence artık faiz dışı fazla rakamının bir esprisi kalmadı. Bence önemli olan bütçe açığının ne olduğu ve harcamalarda artış olup olmadığı. Şahsen harcamaların ciddi bir şekilde azaltıldığı bütçeyi denk bütçeye tercih ederim.

Son olarak Bütçe konusunda gazete haberleri ve köşe kadılarının yorumları saçma sapan ayrıntılarla dolu ama önemli olan ayrıntılar es geçiliyor. Size tavsiyem bütçe rakamlarını yerinde incelemeniz. Muhasebat genel müdürlüğü verileri geçen yıllarla kıyaslama da yapabileceğiniz şekilde yayınlıyor.

Ha bir de, seçim döneminde ayın 25'i gelmişken hala açıklanmayan bütçe rakamları bu kez ayın 11'inde açıklandı. Bu da Unakıtan kurnazlığı olsa gerek...

2. Cari açık rakamı rekor kırarak 38 milyar dolara ulaştı. Bunun neresi iyi haber demeyin. Adında "açık" geçer ama cari açık rakamı yabancıların Türkiye'de ne kadar yatırım yaptığını gösterir. Yani sınırları kapatıp dışarıdan para gelmesini yasaklasak 2007'de bu ülkede 38 milyar dolar daha az yatırım yapılacaktı. Türkiye'nin yatırıma bu kadar ihtiyacı varken cari fazla vermemiz kadar saçma bir durum olamazdı. Zaten içeride yatırım ihtiyacı devasa boyutlarda olan bir ülkenin cari fazla vermesi salaklıktır.

Bu arada "Profösör Doktor" Güngör Uras'ı da anmadan geçmeyelim. İkide bir tekerleme gibi tekrar ettiği "cari açık=döviz açığı" saçmalığı var ya... 2007'de cari açık 38 milyar dolar olurken Merkez Bankası'nın döviz rezervleri 8 milyar dolar artmış. Bir de anlasam döviz açığı varsa bu 8 milyar dolar nasıl artmış....

Verileri yerinde incelemek isteyenler için bu veri Merkez Bankası'nın sitesinde Süreli Yayınlar bölümünde aylık olarak açıklanıyor.

3. Migros İngilizlere satıldı. Küreselleşme harika bir şey. 50 sene önce "İngilizler gelip sana hizmet edecek" deseler kimse inanmazdı. Ama oluyor işte, şaşırmak değil sevinmek lazım. Elin oğlu tasarruf yapıyor, sonra geliyor tasarruflarını bizim emrimize veriyor. Tabi hasbiden milliyetçi iseniz "ülkenin zenginlikleri zındıklara peşkeş çekiliyor" nutukları da atabilirsiniz. Harbiden milliyetçi iseniz sizi oyun sahasında görmek isteriz. Bir de hep kafamı kurcalar, bu nutuk atan köşe kadıları nedense yabancı marka lüks otoları tercih ediyor. Özelleştirme ve özel sektör karşıtı komünist hocalarımızın (örn:Erinç Yeldan) özel üniversitede, yabancı banka düşmanı ulusalcılarımızın (örn: Yiğit Bulut) yabancı bankada çalışması da benzer bir zıtlık ama vardır bir sebebi.

Migros'u da İngilizler aldığına göre, Demek ki artık paralarımızı Yunan Yorgo'ya değil, İngiliz Tony'ye göndereceğiz. Benim payım helal ü hoş olsun. Haberlere göre satış fiyatı piyasa değerinin yüzde 10 fazla fiyata satılmış. Doğan medyasından "nassı kazıkladık ama!" şeklinde bir manşet beklerdik.

4. Ocak ayı enflasyon rakamları beklenenin altında geldi. Bu çok müthiş bir haber değil ama yine de idare eder. Ama hükümet bütçe musluğunu kapatırken Merkez Bankası da para musluğunu kapasa fena olmaz. Ben yüzde 4 hedefinin tutmasını beklemiyorum. Zaten Durmuş Yılmaz ve ekibinin icat ettiği "para basarak enflasyonla mücadele yöntemi"nden de hedefi tutturmasını beklemek büyük eşeklik olur. Yüzde 6'ya çekseler başarılı sayacağım.

5. Yiğit Bulut "Tehlike çok büyük!" diyerek çok kötü şeyler olacağını müjdelemiş. Bundan güzel haber mi olur?

6. Mahfi Eğilmez de "YTL değer kaybeder" başlıklı yazısında "Bunun sonucunda benim tahminim YTL'deki değer kaybının ciddi bir aşamaya ulaşması noktasına bahar aylarında gelineceği yolundadır" diyerek bir ekonomistin asla almayacağı bir risk almış (Tarih vererek kur seviyesi tahmini). Hoş, seviye belirtmemiş ama YTL'de ciddi değer kaybı demiş. Bu ifadeden şu ana kadar yaşanan dalgalanmalardan daha farklı bir kayıp beklediği yorumunu yapıyoruz. Bahara şunun şurasında iki ay kaldı. Tabi 2008 baharı da dememiş ordan da kaçış yolu var ama bahar aylarında kendisini tekrar ziyaret ederiz.

Yani, iyi şeyler de oluyor memlekette. Enseyi karartmamak lazım.
Read More!

Salaklara matematik dersi

Finans ve ekonomi dehamız Yiğit Bulut (dehası Aydın Doğan'ın yeğeni ve Namık Kemal Zeybek'in kızı Şule Zeybek'le evli olmasından gelmektedir) müthiş bir ispat yöntemi bulmuş. Diyor ki: "Başlayan her dinamik başladığı noktaya döner." Nereden okuduysa, matematikte Collatz conjecture (Wikipedia) olarak bilinen varsayımı bu iddiasına ispat olarak kullanıyor. (Varsayım diyoruz çünkü Collatz conjecture henüz matematiksel olarak ispatlanamamıştır -Unsolved problems in mathematics-. Ama tartışmak istediğimiz konu da zaten bu değil.)

Collatz zaten hangi sayıdan başlanırsa başlansın aynı noktaya geri dönen bir formül var mıdır sorusundan yola çıkmış. Ama Yiğit Bulut hepimizden daha cin ya, bunu bütün dinamiklere uygulamış: her dinamik başladığı noktaya geri döner. Yani "borsa da çökecek, ekonomi de çökecek, Türkiye Cumhuriyeti de yıkılacak aman Şuleme ve Aydın amcama bir şey olmasın" demeye getirmiş.

Yiğit Bulut: X olarak adlandırabileceğimiz bir piyasa göstergemiz daha güncel ifadesi ile endeksimiz olduğunu varsayalım ve bu piyasanın belli bir noktadan yola çıkarak her alım dalgasında 3 katına çıkıp tepede kalmayı ifade etmesi açısından (çift tepe) üstüne 1 eklendiğini, her geri çekilmede de yüzde 50 geri geldiğini varsayalım.

Hayır sayın dahi Yiğit Bulut. 3 katına çıktıktan sonra üstüne eklediğin 1 senin olsun, bir de (bonus olarak) her geri çekilmede yüzde 50 geri gelsin, üstüne eklediğin 1'i de düşürelim. Yani (X/2)-1 olsun.

Bu versiyonda 1'den başlarsak serinin ilk 15 sayısı şöyle :
1
3
9
27
81
243
729
2187
6561
19683
59049
177147
531441
1594323
4782969

Ama 2'den başlarsak ilk 15 sayı:
2
0
-1
-3
-9
-27
-81
-243
-729
-2187
-6561
-19683
-59049
-177147
-531441

Yani bu versiyonda eksi sonsuza ulaşmak da artı sonsuza ulaşmak da mümkün.

Eee, neyi ispatladık şimdi Allahın geri zekalısı? Demek ki her sakallı deden değilmiş, her dinamik de Collatz serisi değilmiş.

Galiba Yiğit Bulut'u anlatacak en iyi cümle: "bu kadar cehalet ancak eğitimle olur"
Read More!

Baybars Sezen (Yigit Bulut'un Gozunu Seveyim)

Bir okuyucumuz "Sayin Ekonomix, herkes hakkinda yazmissiniz niye Baybars Sezen hakkinda yazmiyorsunuz?" diye soruyor.

Baybars Sezen kim ya diye kendisine sordum, borsamatik diye bir sitenin adresini verdi. "Ustad" Baybars Sezen diye lanse etmisler, eski Nasdaq brokeriymis. Su yazisini okumaya basladim, cok cabaladim ama sonunu getiremedim. Yigit Bulut'un gozunu seveyim, ulkemde ne cevherler varmis da haberimiz yokmus. Bir anda "serbest piyasaya", "tuketici en dogrusunu bilir" teorisine olan butun inancimi yitirdim. Hickirdim, sendeledim, bacaklarim cozuldu. Gozlerim bulutlandi, basim one egildi. Yalan degil olamaz dedim, duymadin feryadimi. Bütün bu gördüklerim birer gercek degildi. Benim degilsin artik bosver unut adimi.

Ben de bundan sonra abuk sabuk yazi yazacagim, belki bize de bir kose verirler. Read More!

Yigit Bulut Vatan'da

Yigit Bulut Vatan'da yazmaya baslamis. Biz de uzuluyorduk en buyuk malzeme kaynagimiz kayboldu diye. Ekonomi Turk piyasasi gocuyordu neredeyse, ama gorunen o ki Global Malzeme Bollugu Yigit Bulut'un Vatana gecmesiyle devam ediyor. Ekonomi Turk'un basarisinin arkasinda da egitimli yazarlari degil, Global Malzeme Bollugu yatiyor zaten :-) Read More!

İthalata dayalı büyüme

İddia bize değil Akşam Gazetesi'nin komik ekonomi yazarı İ. Hüseyin Yıldız'a ait. Yıldız'ın bugünkü yazısına göre ilk çeyrekte büyümeye en büyük katkıyı yapan ithalat imiş. Üretim yöntemiyle hesaplanan milli gelir istatistikleri içinde yer alan ithalat vergisi kalemini ayrı bir sektör gibi değerlendirip büyümenin kaynağı gibi görme eğilimi vakti zamanında basınımızda epey yaygındı. İnternette kariyeri hakkında pek bir bilgi bulamadığım İ. Hüseyin Yıldız ekonomi bilgisini o dönemdeki gazeteleri okuyarak elde etmiş herhalde.

Bir süre önce blogumuzdan ayrılan arkadaşımız Tuğrul, yazılarına ilk başladığında bu konuda güzel yazılar (bir, iki, üç, dört) yazmıştı. İthalat ile milli gelir ilişkisi konusunda bilgi sahibi olmak istiyorsanız o yazıları okumanızı tavsiye ediyoruz.

Not: Ortalıkta Radikal Gazetesi'nin Yiğit Bulut ile Uğur Civelek'in yazılarına son verdiği şeklinde bir şayia dolaşıyor. Eğer doğruysa yandık, bize konu sağlayan altın madeni gibi iki kaynağı kaybettik demektir. Umarım Akşam Gazetesi de İ. Hüseyin Yıldız'a kapıyı göstermez. Bir altın madenini daha kaybetmeyi göze alamayız. Read More!

Yaman Törüner'e Elestiri

"Zannedildiğinin aksine, askeri hükümetler ve koalisyon hükümetleri döneminde düşük büyüme hızlarıyla karşılaşmıyoruz. Örneğin, son yıllardaki en yüksek büyüme hızımız yüzde 7.7 ile 1971-1973 arasındaki askeri hükümet zamanındaydı. Bu büyüme hızı, AKP döneminin üzerinde. 1974-1977 koalisyon hükümeti yüzde 5.6; 1992-1995 koalisyon hükümeti yüzde 3.9 ve 1996-1999 koalisyon hükümeti yüzde 5.4 büyüme oranı sağladı. " Yaman Törüner, Milliyet Gazetesi, 0.9.06.2007
Zannedildiginin aksine 4 islem yapmak gorundugu kadar zor degildir. Dogru rakamlar soyle olacakti:

1971-1973 ..... %5.4
1974-1977 ..... % 6.7 *
1992-1995 ..... %3.9
1996-1999 ..... %3.1
2003-2006 ..... %7.1
Bu arada 1974-77 arasi tek bir koalisyon hukumeti yoktu, toplam 5 hukumet gorev yapti. Eger bu donemin geri kalanini, yani 1978-80 arasini cinlik yapip bir kenara atmaksak goruruz ki 1974-80 arasinda toplam 7 hukumetimiz olmus ve ortalama buyume hizi %3.6.

  1. CHP-MSP koalisyonu: Ocak 74 - Kasim 74
  2. Azinlik Hukumeti: Kasim 74 - Mart 75
  3. AP-MSP-MHP koalisyonu: Mart 75 - Haziran 77
  4. CHP azinlik hukumeti: Haziran 77 - Temmuz 77
  5. AP-MSP-MHP koalisyonu: Temmuz 77 - Ocak 78
  6. CHP-Bagimsizlar koalisyonu: Ocak 78 - Kasim 79
  7. AP azinlik hukumeti: Kasim 79 - Eylul 80




Yurtdisindaki vatandaslarimizin MB'da actigi doviz hesaplarinin miktari 16 milyar$ civarindadir. Bunlara odenen dolar faizi %2.75'dir.
14 milyar dolar bankalarin doviz hesaplari karsiliginda MB'na yatirmak zorunda olduklari zorunlu karsiliklardir. Bunlara odenen faiz %2.53'dur.
12 milyar dolar Hazine tarafindan tutulmaktadir. Bunlara faiz odeniyor mu bilmiyorum.
Kalan 24 milyar dolar MB'nin net doviz posizyonudur. Turk lirasi vererek piyasadan cektigi dovizin miktaridir. Maliyeti sifirdir. Daha sonra API operasyonlari 7 milyar lirayi geri cekince yillik 1.4 milyar faiz oduyor ya, bu demektir ki dolar cinsi olarak 24 milyar $ icin aslinda %4 faiz odenmis demektir (1.4/1.35 /24 = 0.04).
Yani neymis? MB'nin rezervlerinin MB'na maliyeti agirlikli ortalama olarak aslinda %2.7 imis. Bu parayi %4.5 ile Amerika'ya verince aslinda kar edermis.
Peki o zaman diyeceksiniz ki Turkiye'de 100 milyar dolardan fazla para yok mu? Bu para aslinda Amerika'ya verilmis dusuk faizli borc olmuyor mu?
Evet oluyor. Ama bunu yapan bankalarimiz veya MB degil. Bunu yapan parasini dolarda tutan Turk halki. Kizacaksaniz gidin ona kizin.


Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

"Yunanistan'dan gelen bir emeklilik fonu 2003 Mart ayında Türkiye'de 1 milyon dolar satmış ve karşılığında hazine bonosu almış. Kur 1.30'lara gelince pozisyonunu kapatmış veya hâlâ pozisyonunu koruyor. Kur farkı ile dolar bazında getirisi o günden bugüne yüzde 100 seviyesinde... Bu kazancı ile de kendi katılımcısı olan Yorgo'nun maaşını ödemiş. Bu paranın dolar bazında elde ettiği yüzde 100'e yakın getiri nereden geliyor?" Yigit Bulut, Referans Gazetesi, 09.06.2007
Alcak Yorgo! Hadi parayi kazanan Azerbeycanli Rustem olsaydi neyse, ama isin icine Yorgo, Hans, hatta hatta Agop olursa hir cikar.
Bu %100 getiri kimin cebinden cikmis anlatayim.
Bir kere gercek rakam %100 degil, % 181. Yigit Bulut, muhtemelen hesabini (tabii eger yapmissa) 2004'de yapmis. Ondan sonra hep ayni yazilari yazdigi icin (hala 2004 butce rakamlarini kullanmasi gibi) %100 rakami o gun bugun ayni kalmis.
%181 getirinin 19 puani liranin deger kazanmasindan, 135 puani ise faizden geliyor (ikisinin toplami 181 etmiyor, cunku burada bilesik faiz hesabi yapiyoruz: (1+1.81)/(1+0.19)-1=1.35)
Hazine'nin, yani vergi veren vatandasin cebinden cikan faiz orani 4 senede %135. Bu zaman zarfinda enflasyon % 47 olduguna gore, gercekte odedigimiz faiz %60 ( = (1+1.35)/(1+0.47)-1=0.6).
Demek ki Yorgi'nin kazandigi %181 getirinin 60 puani benim cebimden cikmis. Bu da yillik %12;ye denk geliyor.
Peki geri kalan 121 puan kimin cebinden cikti?
Yorgi'den Mart 2003'de kim dolar alip Mayis 2007'de tekrar dolar satmissa onun cebinden cikti. O "yatirimci" siz misiniz? 2003 'de dolar alip, 2007'de dolar sattiniz mi? Almadiniz mi? O zaman sizin cebinizden cikan 60 puandir.
Dolar bazinda maliyet hesabi olmaz. Neden? Cunku devlet vergiyi dolar cinsinden degil yerli para cinsinden toplar. Eger yarin dolar 1 liraya dusse, Yorgi'nin kazanci yuzde onyuzbine ciksa bile bu degismez.

"Türk bankalarının ortalama fon maliyetleri yaklaşık yüzde 12 olup ABD bankalarından yaklaşık yüzde 8.5 fazladır. Buna rağmen, Türk bankaları dövizlerini yaklaşık yüzde 4 ve Merkez Bankamız da yaklaşık yüzde 3 zararla yabancı bankalara yatırırlar. Yabancı bankalar, kendi ülkelerindeki fonlar aracılığı ile gelip, bizim paramızın bir bölümünü bizim borsamıza, bir bölümünü de bizim Hazine bonolarımıza veya tahvillerimize yatırırlar. IMF sayesinde, kur riskini garanti ettiklerinden yüzde 22 civarında faiz alırlar. " Yaman Toruner, Milliyet Gazetesi, 02.06.2007
Birincisi, madem IMF'nin kur garantisi var, neden mali mulku satip, dolar borclanip, lira faizine parayi yatirmiyorsunuz Yaman Bey? Elinizden tutan mi var? Buyrun.
Asil konu ise soyle. Bankalar yurtdisindan faizi LIBOR uzerinden alirlar. LIBOR, London Interbank Offered Rate anlamina gelir. Londra'daki itibarli bankalarin kendi aralarinda borc vermede kullandiklari faiz oranidir. Turk bankalarinin riski, Londra bankalarindan fazla oldugu icin LIBOR uzerine faiz primi konur. Su anda 1 senelik LIBOR %5.8 civarinda olduguna gore (grafik) ve Turk bankalari genellikle LIBOR + 0.6 ile borclandiklarina gore (bakiniz 1, 2) dogru hesap neymis? 5.8+0.6=6.4.
Esas konuya donersek, bankalar %4 veren Amerikan tahvillerine yatirim yapmak icin %6.5 ile disaridan borclanmazlar. %18 ile Turk lirasi mevduat hic toplamazlar.
Disaridan kaynak saglamanin amaci, bu parayi kredi olarak iceride kullanmaktir. Lira uzerinde verilen krediler %20'nin uzerinde, dolar uzerinden %8'in uzerinde faiz birakir. Boylece bankalar kar ederler. Nitekim, yurt icinde kredi talebi kesilince, disaridan borclanma da kesiliverdi (Ocak-Nisan arasi 2006'da bankalar 3.5 milyar dolar kredi almislardi. 2007'de 1.2 milyar dolar aldilar). Tesaduf mu? Degil. Eger iceride bu faizi veren yoksa, bankalar da disaridan faizle borclanmazlar. Ayni sekilde, iceride toplanan mevduat kredi olarak plase edilemiyorsa, Hazine kagitlari alirlar. Bakarsaniz hazine faizi, gecelik faizin altina inivermis.
Peki ya Merkez Bankasi? Merkez Bankasi, rezerv biriktirmek icin borc almaz. Olsa olsa IMF'den yardim alir. O da en son Aralik 2001'de olmus. Merkez Bankalari dogrudan piyasa mudahelesi ile doviz toplarlar. Karsiliginda piyasaya banknot surerler. Bu isin MB'na maliyeti, banknot matbasini calistiran iscilere odenen maasi ve kagit masrafini bir kenara koyarsak, sifirdir. Ancak eger piyasaya cok miktarda para surerlerse, enflasyona sebep olacagindan bu paranin bir kismini borclanarak piyasadan cekerler. Buna Acik Piyasa Islemler denir. Borclanma sonunda tabii bir faiz oderler.
Mayis 2007 itibari ile MB'nin piyasadan topladigi para 7 milyardir. Buna %19 faiz verse, yillik faiz masrafi 1.4 milyar lira olur.
MB'nin brut rezervi 66 milyar dolardir. Bu para 4 kaynaktan gelir:

  1. Yurtdisinda yasayan vatandaslarimizin MB hesabinda actiklari doviz hesaplari.
  2. Bankalarin doviz cinsi zorunlu karsiliklari
  3. Hazine'nin dolar olarak MB hesabinda tuttugu mevduat
  4. Diger
Read More!

Yiğit Bulut ve Spekülatör Yorgo

Benim payım Yorgo’ya helal olsun

Hakkında, Doğan Grubu yayınlarında “akraba kontenjanı”ndan yazmakta olduğu rivayetleri dolaşan Yiğit Bulut, bugünkü Radikal’deki yazısında yine incileri döktürmüş. Yiğit Bey, genelde sicak paranın özelde de emeklilik fonlarının, Türkiye’de Hazine bonolarına yatırım yapıp da sonra kurların gerilemesi sayesinde, halkımızın sırtından nasıl malı götürdüklerini anlatıyor (vay alçaklar vay). Seçimden sonra gelecek yeni hükümete de bunları sırtımızdan atıp atamayacaklarını soruyor. Bilmiyorum hangi gerekçeyle (aramızdaki tarihi düşmanlık, kin ve nefret tohumlarını körüklemek falan için değildir di mi), konuyu anlatırken de o kadar ülke arasından Yunanistan’ı seçiyor ve bu ülkeden gelen bir emeklilik fonunu ve onun üyesi olan Spekülatör Yorgo’yu örnek olarak kullanıyor.

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

Ben buradan önce Yorgo’ya seslenmek istiyorum. Yorgo kardeş, ben Türk halkından biri olarak, emeklilik fonunuzun size ödediği maaştan benim payıma düşen kısmı helal ediyorum. Ananın ak sütü gibi helal olsun. Hiç çekinme, çatır çatır ye.

Şimdi de gelelim şu sıcak para meselesine… Ankara’da mukim ticaret ve sanayi erbabının yöneticilerinin de pek sevdiği bu falanca tarihte Türkiye’ye x dolar getiren yabancı filanca tarihte xx doları aldı götürdü muhabbeti, benim en sinir olduğum ekonomi muhabbetlerinden biridir. Her şey olup bittikten sonra böyle bir hesabı ilköğretim talebesine verseniz o da yapar (fakat henüz dört işlem konusunda uzmanlaşamamış olan bazı profesörlerimiz yapamayabilir, ona bir şey diyemem). Yiğit Bey, sıkıyorsa, son dört yılda gerçekleşmiş olan verileri kullanarak bu tür hesaplar yapmak yerine, dört yıl sonra, hadi ondan da vazgeçtim gelecek yıl bu sıralar dolar kurunun nerede olacağını söylesin bakalım. Söylesin de Hazine’miz ona göre tedbirini alsın, yabancıların halkımızın sırtından malı götürmesine engel olsun.

Efendim, malum halkımızın hafızası zayıftır. Siz şimdi Yiğit Bulut'un örnek verirken kullandığı Mart 2003’te Türkiye’de neler yaşanmış olduğunu çoktan unutmuşsunuzdur. Ben size hatırlatayım. Mart 2003, hani şu meşhur 1 Mart tezkeresinin reddedildiği (ya da son günlerde yine şahit olduğumuz meclisteki oy verme sistemimizin garipliği sayesinde reddedilmiş sayıldığı) ve bu nedenle de kurlarda yükselişin beklendiği bir dönemdi. O sırada dolar kuru 1.65 YTL civarında, yıl sonu dolar kuru beklentisi ise 2 YTL’nin üzerindeydi (Kaynak: TCMB-EVDS). Eee, herkesin doların yükseleceğini düşündüğü böyle bir dönemde Yorgo dört yıl sonra doların 1.30’a ineceğini tahmin edip Türkiye’ye yatırım yaptı ise bize "helal olsun" demekten başka ne düşer ki? Haa, bir de "Allah’tan bütün yabancılar Yorgo gibi iyi tahminci değil" demek düşer. Çünkü bütün yabancılar geleceği tahminde Yorgo kadar yetenekli olsaydı, bugün hiçbirimizin kıçında donu bile kalmazdı. Allah’tan yabancıların hepsinde böyle bir yetenek yok da, bazıları dolar yükselirse elimize beş kuruş geçmez diye korkup ülkemize yatırım yapmıyor. Böylece iyice soyulup soğana çevrilmekten kurtuluyoruz. Düşünsenize eğer Yorgo da yanılsaydı ve dolar kuru bugün mesela 2.5 YTL falan olsaydı, acaba kazancı ne kadar olacaktı. Ben üşendim artık onu da siz hesaplayın.

Bu arada belki Yiğit Bulut'un Yorgo’nun sihirli küresine bakmakta olduğu Mart 2003’te neler yazdığını merak etmiş olabilirsiniz. Ben baktım da hiçbirinde dolar kurunun düşeceğine ilişkin bir öngörüde bulunduğunu görmedim. Doğrusu ekonomi yazısı yazıyorum ayağına daha çok siyasi yazı yazdığı ve ekonomik konularda muğlak ifadeler kullandığı için yazılarını pek anlayabildiğimi söyleyemem. Fakat şuradaki yazısında sanki elinde dolar bulunduranlara pozisyonlarını korumalarını tavsiye ediyormuş gibime geldi. Siz de okuyun belki benden daha iyi bir anlam çıkarırsınız. Fakat sakın “işte burada dolar kurunun 2007’de 1.30’lara ineceğini yazmış” demeyin, yemem!...

Not: Bu konularda en son yazılmış yazılarımızı Dolar Alış Satış ve Yigit Bulut sayfalarından okuyabilirsiniz. Read More!

Kuresel Ekonomide Neler Oluyor: Cin Amerika Japoya Hindistan

Deniz Gokce cari acik konusunda yazmayacagim dedikten sonra nihayet dayanamamis ve sonunda yazisini patlatmis. Maalesef bu sefer de benim canim bu konuda yazi yazmak istemiyor, ilk firsatta Cin, Amerika, Japonya, Hindistan konulu yaziyi yazip kuresel ekonomide neler oluyor onlari aciklamaya calisacagim.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Dunya ekonomisi son dort yilda ortalama %4.9 gibi anormal bir hizda buyuyormus. Yigit Bulut'a sorsaniz buna da bir kulp bulur, "buyuyoruz ama dunyadaki faizler uzaydaki faizlerden (uzayda faizler sifirmis!!) yuksek oldugu icin Yozgat'ta calisan bir isci Omega-X107 gezegenindeki uzayliyi besliyor" seklinde ifadelerle yine show yapamaya baslar herhalde. Kendisi "bu yaziyi herkese gonderin" diye rica etmis, biz de Ekonomi Turk olarak bu ricasini kirmadik ve tum okuyucularimiza bu yaziyi okumasini tavsiye ediyoruz. Bu arada Yunanli Yorgo o kadar igrenc, o kadar serefsiz bir insan ki, ben hayatimda boyle bir asalak daha gormedim. Ote yandan Alman Hans kel, sarisin, yuzu pancar gibi kirmizi, 130 kilo, her tarafinda sivilceler cikmis, ortalikta atlet ve pijamayla dolasan, durmadan gegiren ve gaz cikaran baska bir asalak. Ikisini de tanidigimdan soyluyorum. Son olarak Yigit Bulut Japon Atsuke'yi unutmus, asil sicak paraci o degil miydi yahu? Herhalde Atsuke 2000 yilinda dolari 600 binden bozdurup, 2001 yilindaki krizde 1.5 milyondan geri almak zorunda kaldigi icin atlamis olmali. Read More!

Gordugu her fiyat artisina balon diyeni Allah balon etsin

Ahmet Bey vari bir baslik attim ama baska turlu insanlarin anlayacagi yok. Bu yazida Yigit Bulut'un yazdiklarini elestirecektim ama Salih Neftci son anda menzilime girdi. Yigit Bulut dogru bir sekilde ulkemizdeki gayrimenkul fiyatlarinin benzer ulkelere kiyasla hala cok ucuz oldugunu soyluyor. (Borsaya gelince niye ayni yontemi kullanmiyor bu gerizekali anlamis degilim, ya da gayrimenkul fiyatlarini analiz ederken "130000 dolarda destek, 150000 dolarda direnc var" muhabbetlerine girmiyor?) Muhtemelen yabancilarin ucuza almasina gicik olmus. Eeee bu isler boyle, sen almazsan el oglu gelir alir, herkes bizim milletimiz gibi salak mi evini satsin dolara yatirsin (kriz spekulasyonu yapanlari bundan once buraya tasimistik hatirlarsaniz). Neyse, Yigit Bulut'un asil elestirilmesi gereken onerilerinin elestirilmesini ilgilenen okuyucularimiza birakalim. (genis kapsamli guzel bir yazi yazan olursa anasayfaya da tasirim yazinizi)

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Daha mantikli yazilar yazan Salih Neftciye donelim. Salih Neftci 7 Eylul 2005 tarihinde yazmis oldugu bir yazida Amerikan gayrimenkul balonu konusunu bir yildan fazla bir suredir isledigini belirtiyor, ayrica bu balonun patlamak uzere oldugu konusunda okuyucularini uyariyor. Demek ki Salih Neftci 2004 yilinin ortasindan itibaren Amerika'da bir gayrimenkul balonu oldugu yonunde turku soyluyor. Cok "ileri" goruslu yorumcumuz gayrimenkul fiyatlarinin dusecegini tam tamina 2.5 yil onceden gormus.

Salih Neftci balon var dedigi zamandan bugune Amerika'da gayrimenkul fiyatlari %20 artis gosterdi. Simdi burada tekrardan balon vardir yoktur tartismasina yeniden girmeyecegim, elimde cok daha eglenceli malzeme var. Sayin Neftci bugunku yazisinda "Bizim kişisel gözlemlerimize göre Londra, Şanghay, New York, Paris veya Cenevre gibi kentlerde konut fiyatları son 4 yıl içinde ortalama yüzde 12-15 gibi bir oranda arttı. Yani neredeyse ikiye katlandı." diyor. Sonra da sunlari soyluyor:

"Bir kere, Amerikan emlak piyasası durulsa bile biz bunun fiyatlarda en fazla yüzde 5’lik gerilemelere yol açacağını düşünüyoruz. Büyük bir göçüş çok küçük bir olasılık."

Evet, yanlis okumadiniz. Inanmiyorsaniz bir kez daha alinti yapayim, ama once gozlerinizi ogusturun, sonra kendinize cimdik atin, ruya gormediginize iyice kanaat getirdikten sonra tekrar okuyun:

"Bir kere, Amerikan emlak piyasası durulsa bile biz bunun fiyatlarda en fazla yüzde 5’lik gerilemelere yol açacağını düşünüyoruz. Büyük bir göçüş çok küçük bir olasılık."

IKKI BUÇÇUK yildir gayrimenkul balonu var diye kafamizi sisiriyorsun, patlarsa cok fena olur diye yazilar yaziyorsun, fiyatlar bu arada %20 yukari gidiyor, ondan sonra da kalkip fiyatlar dusse dusse en fazla %5 duser mi diyorsun? Ortada bir balon varsa o da Salih Neftci balonudur, ve bu balon da Salih Neftci tarafindan 29 Mart 2007 tarihinde sondurulmustur.

Karamsar yorumcularin kafasinin basmadigi sey bu iste. Fiyatlar yukari gidiyor. Bunlar hemen sazan gibi atlayip "balon oldu, balon oldu" demeye basliyorlar. Fiyatlar daha da yukari gidiyor. Oncekine balon diyen bu kisiler daha da yukselen fiyatlardan sonra seslerini iyice yukseltiyorlar. Fiyatlar daha da yukari gidiyor. Aradan bir iki yil gectikten sonra fiyatlarda beklenen gerileme yasaniyor. Ama ne gorelim, olay korkulan boyutlarda degilmis. Gerileme cogu zaman ufak boyutlu oluyor ve fiyatlar karamsarlarin ilk kez "balon oldu" dedigi seviyelerin cok uzerinde bir seviyede seyrediyor.

Yine de Neftci'nin balon konulu haberlerinin devamini diliyoruz, niye mi? Onun balon var satin dedigi malin fiyati yukariya gidiyor da ondan. Read More!

Celiskiler

Bu ülkede,
insan döven hayvanseverler var..
vatandaş öldüren vatanseverler var.

Bu ülkede,
yabancı bankalardan düzenli maaş alıp,
yabancıların Türkiye'ye gelmesine karşı olanlar var...

Bu ülkede,
kadına seçme ve seçilme hakkı 1930'larda verilmiş...
bu tarih, örneğin İsviçre için 1971...
Ama yine bu ülkede seçimler,
1950'ye kadar...
"açık oy gizli sayım" esasına göre yapıldı.

Bu ülkede,
insanların kanunlara uyması beklenmez...
kanunların insana uydurulması ise sıklıkla görülür...

Bu ülkede,
seçilmişler atanmışları değil,
atanmışlar seçilmişleri yönetir...
siyasiler bürokratları yönetmeye kalkınca olay çıkar...

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

Bu ülke,
Arabistan gibi bir iklime sahip olsa,
kırk yılda bir yağan yağmurun evleri basması normal karşılanabilir.
Ama bu ülkede yılın geneli yağmurlu geçer,
her yağmurda evleri su basar,
hep de anormal karşılanır...

Bu ülkede,
dere yatağına gecekondu yapan insan,
evini sel basınca devleti suçlar...

Bu ülkede,
ortalama hükümet ömrü iki yılın altındadır,
ortalama teknik direktör ömrü de altı ayın altında....
ve bu ülke hala,
istikrarsızlığın nedenini aramaktadır...

Bu ülkede,
zenginler paralı oldukları için sevilmez,
fakirler de donla denize girdikleri için...

Bu ülkede,
yaşlılar iyimser...
çünkü 70'leri, 80'leri, 90'lari
çok iyi hatırlıyorlar...
gençler kötümser...
çünkü...
.....

(Altın yorumları) Read More!