Ihracat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ihracat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hayvancılık ölse de biz de kurtulsak

Türk halkı hızla vejeteryan olmaya doğru gidiyor. hayırlı uğurlu olsun. Etin kilosu hala 30 lira civarında geziyor. Ben yiyebiliyorum ama et fiyatının artması işime zarar veriyor, kârımı azaltıyor. (olmayan kârımı) Fiyatların düşmesi için ise "devlet" ne yapacağını düşünüyor. Benim bildiğim fiyatları tüccarlar, üreticiler, tüketiciler ve daha nicelerinden oluşan ve adına "piyasa" denilen şey "belirler" , "düşürmez".

Hayvancılık ben doğdum doğalı öldü ölüyor. Ölemedi gitti. Çok sevdiğim bir kitabın başında şöyle bir şey vardı: "bu ülkenin tarihsel şanssızlığı, diğer topraklardaki fosillerin petrole dönüşerek ekonomik zenginliğe katkı sağlaması ama bu topraklardaki fosillerin aktif politikaya devam etmesi ya da gazetelerde köşe yazarlığı yapmasıdır."

Düşündüm de, petrol ithal ede ede mi acaba petrolcülüğü öldürdük? Mesela ithal etmeyi kessek petrol üretimimiz artar mı? Yoksa bazılarının ölüp petrol olmasını beklememiz mi lazım?

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

Günün sözünü yine en sevdiğimiz yazarlardan biri söylesin: İthalat işsizliği, fakirliği artırır. Dövizleri bitirir. Aman ha dövizlerimiz bitmesin. Varyemez gibi toplayalım bir yere, içinde yüzelim. Üretim iyidir, tüketim kötüdür, bu böyle biline. İhracat iyidir, ithalat kötüdür. Keşke tüketmeyi ve ithalatı yasaklasalar. Hep üretsek, hep ihraç etsek. Çinliler gibi aylık 30 dolar muadili paraya günde 16 saat çalışsak, fabrikalarda yatıp kalksak. Kazandığımız paralarla da dünyadaki tüm evleri alırız, kiralarıyla gelecek nesiller gül gibi geçinir giderler.

O değil de ya buna tüm dünya uyanırsa? Tüm dünya ithalatı yasaklarsa biz kime ihracat yapacağız? Kimse tüketmezse ürettiğini kime satacaksın? Read More!

Akreditif Nedir?

Akreditif nedir? sorusuna cevap vermeye calisicagiz.Akreditif (Akreditif uluslararası işlemlerde kısaca L/C - Letter of Credit yada accréditif) olarak adlandirilir); yurtdisina satilan malların (ihrac)karsiliginin ödenmesi konusunda ongorulen sartlarin yerine getirilmesinden sonra ödemenin yapılacağına ilişkin bir tur teminattır.Akreditif, uluslararası ticarette çok geniş bir alanda bir ödeme ve garanti aracı olarak kullanilir.


Akreditif açılması

Akreditif isleminin temelinde , ithalatçı ve ihracatçının arasındaki para alışverişinde köprü görevi gören bankalar yatar. Bir bankanın yazılı olarak yükümlülüğe girerek ödemede aracılık etmesi gerekmektedir. Bu sekilde akreditif acilir.

Ödemenin yapılması için gereken sartlar:

İthalatçı ve ihracatçı arasında yapılan satış kontratinda yer alan sartlarin hepsi

ödemenin yapılabilmesi için gerekli koşulları oluşturmaktadır.

Bunlar çoğunlukla ticarete konu mallann kalitesiyle,teknik özellikleriyle, belli bir birim cinsinden miktarı,birim fiyatı, teslim şekli, paket ağırlığı, nakliyesi, ödeme şekli gibi hususları içermektedir. Bu hususların yerine getirildiğini doğrulayan fatura, kalite kontrol belgesi, konşimento, menşe şahadetnamesi gibi belgelerin ihracatçı tarafından bankaya sunulması gerekmektedir.

Akreditif hem ihracatçıyı, hem de ithalatçıyı koruyan bir işlemdir.


İhracatçı: Malları akreditif şartnamesine uygun olarak sevkettiğinde, mal bedelini tahsil

edeceğinden emin olacaktır.

İthalatçı: Sevkiyatın yerine getirilmis oldugunu ve akreditif kosullarina uygun urunlerin gönderildiğini gösteren dokumanlari ihracatçı bankaya sunmadan önce ödeme yapılmayacağından emin olacaktır.

Akreditif Çesitleri

Kabili rücu (Dönülebilir) akreditif

Bu cesit akreditifler, ithalatçı ,ya da bankası tarafından ihracatçıya önceden haber

vermeksizin her zaman değiştirilebilir veya iptal edilebilinilen akreditiflerdir.

Gayrı kabili rücu (Dönülemez) akreditif

İhracatçının akreditifde yer alan kosullari yerine getirmesi halinde,akreditifi

açan banka tarafından ;

Görüldüğünde ödenmesi kaydını taşıyorsa, ödemenin yapılacağı

Vadeli ödeme kaydını taşiyorsa, akreditifte belirtilen vadede ödemenin yapılacağı

Akreditife göre poliçe kabul edilecekse, akreditifin vadesi dahilinde üzerine

çekilecek poliçelerin kabul edileceği şeklinde,

ödeneceği konusunda taahhütleri kapsayan akreditiflere "gayri kabili rücu" akreditif denmektedir. Bu tür akreditif ancak taraflann kabulü olduğu takdirde değiştirilebilir veya iptal edilebilir.

İhracatçıya ödeme konusunda sağladığı güvence dolayısıyla bu tip akreditif

uluslararası ödeme şekilleri arasında en çok kullanılanıdır.

Teyidli akreditif

Akreditif açan banka ihracatçı tarafından iyi sekilde tanınmıyorsa, ihracatçı kendisini

Garantiye almak çin çekeceği poliçenin ödeneceği konusunda kendi

ülkesindeki bir bankadan teminat vermesini ister. Bu şekilde, çekilen poliçe akreditifi

açan bankaca ödenmediği takdirde, ihracatçının ülkesindeki banka kendisinin

ödeyeceğini önceden taahhüt eder. Bu taahhüdü veren bankaya teyid eden banka

denir. Bankalar teyid için ayrıca komisyon aldıklanndan ek bir mali külfet getirirler ve

ithalatçılar genelde teyidli akreditiften kaçınırlar.

Ticari İşlemlerde Kullanım Alanlarına Göre Akreditif Türleri

Rotatif akreditif

Rotatif akreditif şartları dahilinde bir miktarı veya tamamı kullanıldıkça herhangi bir

belirli değişikliğe lüzum kalmaksızın eski miktar kadar yenilenen akreditiflerdir.

Bölünebilir akreditif

Devredilir akreditifler kısımlara bölünerek çeşitli ihracatçılara bölünebiir Akreditif

devredilebilirler

Red Clause akreditif

Akreditif talimatında belirtilen özel bir sarta dayanarak muhabir

banka, ihracatçı sevk belgelerini ibraz etmeden avans ödemesinde bulunur. Bu tür

akreditife "redclause" denme sebebi akreditif mektubunda talimatın kırmızı

mürekkeble yazılmasıdır.

Green Clause akreditif

Akreditifi açan banka icin, akreditifin kullanıcısı tarafından bir teminat mektubu

verilmemişse, red clause akreditifleri açtıran firmalar büyük risklere girerler. Bu riskler

green clause akreditifler ile en aza indirilebilirler. Green clause akreditifde

ihracatçının mallan sevk etmesinden önce akreditiften tahsilat yapmasına olanak

tanınmaktadır.

Karşılıklı (Back to Back) akreditif

Karşılıklı akreditif ihracatçının lehine açılan akreditifin devredilebilir olmadıgı zaman

veya devredilse bile devir işleminin gerektirdiği ticari koşulları sağlamadığı zaman

kullanılır. İhracatçı ihraç ettiği mallan kendisi üretmiyorsa ve yurtdışındaki bir

üreticiden ödeme karşılığı satın almak durumundaysa karşılıklı kredi gündeme gelir.

Bu durumda ihracatçı yabancı üretici lehine bir akredifin açılması için bankasına

talimat verir.

Stand-by akreditif

Bu tip akreditifler bir ödeme aracından çok bir garanti gösterme aracıdır. Taraflar

arasında yapılan sözleşmelerde (genellikle müteahhitlik sözleşmeleri), taraflardan

birisinin (müteahhit firma) yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumuna karşın,

diğer tarafın (işveren) garanti olarak bir teminat istemesi sonucu teminat gösterimi

için bankalarca müteahhit taraf adına açılan kredilerdir.


Bu yazimizda Akreditif nedir sorusuna cevap verdik.diger yazimizda akreditifde islemlerinde gecen kelimeler ve jargonu aciklayacagiz.


ithalat milli geliri artirirmi?

Bilanco nedir?

Inavasyon nedir?


Read More!

Büyük Buhran Sırasında Türkiye Ekonomisi: 1930-1938

Atatürk Yönetiminde Türkiye Ekonomisi: 1924-1929 baslikli yazımızda Cumhuriyet’in ilk 6 yılında Türk ekonomisinin performansına göz atmış ve Atatürk yönetiminde Türk ekonomisinin 6 yılda toplam %79 büyüdüğünü, buna karşılık Amerikan ekonomisinin ise aynı dönemde %21’lik bir performans gösterdiğini ortaya koymuştuk. Bu yazımızda da Büyük Buhran sırasında Türkiye Ekonomisinin ve Atatürk’ün nasıl bir performans gösterdiğine bakacağız. Blogumuzun eski ve değerli yazarı baris ise bu yazımızı eleştiren Cumhuriyet Doneminde Ekonomi baslikli bir yazı yayınlayarak Türk ekonomisinin bu kadar iyi bir performans göstermesinin temel nedeninin öncelikle savaş nedeniyle azalan nüfusun savaştan sonra tekrar artması (özellikle çalışma yaşındaki nüfusun artması), savaş sonrası yıkılan binaların yapılması neticesinde inşaat sektöründeki hızlı büyümenin sanayi üretimini arttırması, (tarım sektöründeki genişlemenin diğer bir nedeni ise) ve dünya tarım ürünleri fiyatlarının artması olduğunu ifade ediyor. 1923-1929 arasında tarım üretiminin neredeyse ikiye katlandığını, oysa kişi başına düşen tarım üretiminin Osmanlı döneminin altında kaldığını ifade ediyor. Sonuç olarak da “Ortada süper bir performans değil, on bir yıllık savaşın yol açtığı yıkımın tamiratı söz konusudur. Büyüme oranlarındaki yükseklik geçici tarım üretimi artışından, ek olarak da inşaat artışından kaynaklanmıştır.” ifadesini kullanıyor.

Ben baştan bu döneme meraktan baktığımı ifade etmiştim, elimizde doğru dürüst veri olduğu da söylenemez. Bu yazıların bir faydası ortaya değişik yerlerde bulunan verileri bir araya toplaması olacak. Barış’ın ifadelerini analiz etmeden önce 1930-1938 arasında Türkiye ekonomisinin nasıl bir performans gösterdiğine bir bakalım. Atatürk yönetiminde Türkiye Büyük Buhranda nasıl bir performans sergilemiş görelim:


Grafikten de göreceğiniz üzere bu 9 yıllık dünya ekonomisinin ve Amerika’nın 20. Yüzyılda yaşadığı en büyük ekonomik daralma döneminde Türkiye ekonomisi ortalama %5,9 büyümüş, kümülatif olarak ise %61 büyümüşüz. Öte taraftan Amerikan ekonomisi ortalama %0,6 ,kümülatif olarak ise %2 büyümüş. Türk ekonomisi Amerikan ekonomisine kıyasla %60 daha fazla bir büyüme gerçekleştirmiş. Yani bahsettiğimiz yüksek büyüme sadece savaş sonrasındaki 6 yıla mahsus değil, sonrasındaki 9 yılda da oldukça yüksek hızlarda ekonomimiz büyümeye devam etmiş. Doğrudur, ortalama büyüme hızı yavaşlamıştır ama Büyük Buhranda %5,9 hızla büyümek öyle yabana atılacak bir performans değildir.

1924-1938 arasındaki 15 yıllık Atatürk yönetimindeki döneme bakarsak ekonomimizin 1923’ün sonuna kıyasla 2,89 katına çıktığını, buna kıyasla Amerikan ekonomisinin ise sadece %23 büyüdüğünü belirtelim. Şimdi de hem baris’in eleştirilerine cevap vermeye çalışalım, hem de büyümemizin bir muhasebesini yapalım.

Akla ilk gelen açıklama nüfusun artması, özellikle çalışabilir erkek nüfusundaki artış. Elimizde Orhan Karaca’nın hesapladığı nüfus rakamları var, bunlar tabii ki 1927 ve 1935 yıllarında yapılan nüfus sayımına dayanıyor. 1938 yılında Türkiye’nin nüfusu 1923 yılına kıyasla %34,5 artış göstermiş. Amerika’nın nüfusu ise sadece %16 yükselmiş. Bu rakamlar bize Amerika’da kişi başına gelirin bu 15 yıllık sürede aşağı yukarı sabit kaldığını, Türkiye’de ise iki katından fazla arttığını gösteriyor. Bu demektir ki nüfusun artması Türkiye’nin 2,89 katına çıkan milli gelirindeki artışın ufak bir kısmını açıklıyor. Belki nüfusdan ziyade çalışabilir insan nüfusu çok arttığı için milli gelirimiz bu kadar çok artmıştır.

Elimizde 1924 yılına ait nüfus dağılımı yok, 1927 nüfus sayımı ise dağılımın dökümünü yapmamış. 1935 ve 1940 yıllarında yapılan nüfus sayımında bu bilgiler var ve bunları geriye çekerek 1924 yılındaki nüfus dağılımını aşağı yukarı hesaplayabiliriz. Bunu yaparken iki tane varsayım kullanacağız. Birincisi 1935-1940 arasındaki ölüm oranının 1924-1935 arasında da değişmediğini varsayacağız. Ikincisi 1935 nüfus sayımında 10-14 yaş kategorisinde olanların 1930 yılında 5-9 yaş kategorisinde, 1925 yılında ise 0-4 yaş kategorisinde olduğunu varsayacağız (araya ekstradan insanlar girip çıkmayacak).

1935 yılında 10-14 yaş grubunda olan 1 milyon 595 bin kişi varmış, 1940 yılında ise 15-19 yaş kategorisindekilerin sayısı 1 milyon 526 milyon imiş. Bu yaş grubu 5 yılda %4,3 ölümler veya ölçüm hataları nedeniyle azalmış. 1935 yılında 15-19 yaş grubunda 1 milyon 45 bin kişi varken, 1940 yılında 20-24 yaş grubunda 1 milyon 42 bin kişi varmış. Bu yaş grubu ise 5 yılda sadece %0,2 azalmış. Istatistikler tutulurken muhtemelen insanlara yaşları sözlü olarak soruluyordu. O yüzden bu konuda bir miktar ölçüm hatası var, ancak genele baktığımız zaman ölçüm hataları birbirlerini nötralize ederek toplamdaki hata bizim amacımız için önemsiz olacaktır. Şimdi bu hesapladığımız oranları kullanarak 1935 yılında 20-24 yaş grubunda olan 1 milyon 389 bin kişinin 1930 yılında 15-19 yaş grubunda olduklarını ve sayılarının ise 1930 yılında 1 milyon 392 bin ve 1925 yılında ise 1 milyon 455 bin olduğunu hesaplıyoruz. Sonra bunu tüm yaş grupları için tekrarlıyoruz. Bu yöntemi kullanarak 1925 yılı için hesapladığımız toplam nüfus Orhan Karaca’dan aldığımız 1923 yılı toplam nüfusuna eşit çıkıyor. Yöntemde ekstra düzeltme yapmak yerine biz de 1925 nüfus dağılımı ile 1940 yılı nüfus dağılımını karşılaştırmaya karar veriyoruz. Amacımız çalışabilir insan sayısındaki değişimi ölçmek olduğu için bunda çok büyük bir sakınca yok. Nüfus dağılımı şu şekilde:

Çalışma yaşını 15-54 olarak varsayarsak 1925 yılında 6 milyon 779 bin kişi çalışma yaşında imiş, 1940 yılında ise bu rakam 8 milyon 760 bine yükselmiş. Yani artış oranı %29,2 olarak gerçekleşmiş. Yok nüfusun önemli bir kısmı tarımda çalıştığı için 10-14 yaş grubunu da çalışabilir insanlar arasına koymalıyız derseniz bu sefer artış oranı %32,9’a yükseliyor ama doğumlarda bir bebek patlaması yaşandığı için toplam nüfus artışında gözlemlediğimiz %34,5 rakamına ulaşamıyor.

Buraya kadar olan kısmı özetleyecek olursak nüfus artışı büyüme rakamları üzerine pozitif etki eden bir faktör olduğu için ayrıca kişi başına düşen milli gelirdeki artış oranları hesaplanır. Bunu yaptığımız vakit 1924-1938 arasında ortalama kişi başına düşen milli gelirin yıllık %5,73 arttığını görüyoruz. Cumhuriyet tarihinin geride kalan 71 yılında ise bu rakam ortalama yıllık %2,17. Bu demektir ki Türkiye’nin ve Atatürk’ün bu dönemdeki performansını açıklayan başka bir faktör bulmamız gerekecek.

Baris’in önerdiği diğer bir faktör ise tarım fiyatlarındaki artışın Türkiye’nin büyümesini körüklediği, nasıl bugün petrol ihraç eden ülkeler büyük hızlarda büyüyorlarsa Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk yönetimindeki Türk ekonomisi de ekonomi tarıma dayalı olduğu için ve tarım fiyatları yükseldiği için yüksek hızlarla büyümüştür diyor. Açıkcası bu konuda pek bir bilgim yoktu, nasıl olduysa Minneapolis Fed sayfasında Italya’ya ait tarım ürünleri fiyat endeksine ulaşmayı başardım. Türkiye ile benzer iklime sahip Italya’da tarım ürünleri fiyat endeksi şu şekilde gelişmiş:


Göreceğiniz üzere 1924 yılında tarım fiyatları gerilemiş olmasına rağmen, 1925 yılında %25, 1926 yılında ise %9 artış göstermiş. Daha sonra ise fiyatlar gerilemeye başlamış ve 1927 yılında %14 düşmüş. Hatırlarsanız 1927 yılında Türkiye ekonomisi de %10’dan daha yüksek bir hızla küçülmüştü. Demek ki tarım fiyatlarındaki düşüşün de bunda bir etkisi var. Düşüş 1928 yılında %4, 1929 yılında %6 olarak gerçekleşmiş. Büyük Buhran'ın başlaması tarım fiyatları üzerinde hiç de iyi bir etki yapmamış ve 1930 ve 1931 yıllarının her birinde fiyatlar %16 daha düşmüş. 1932 yılında fiyatlar tüm bu düşüşlerin üzerine %5 daha düşmüş, ve 1933 yılında ise bir kez daha %11 düşerek 1925 yılındaki seviyesinin yarısına inmiştir. Her ne kadar Cumhuriyetin hemen başlangıcındaki 3 yılın ikisinde tarım fiyatları yükselmişse de sonrasında düşmeye başlamış ve Büyük Buhran sırasında ise yarı yarıya düşerek ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olan Türkiye’yi herkesten çok etkilemiş olmalıdır.

Ihracat rakamlarımıza (DTM'den aldim rakamlari) baktığımız zaman resim daha da netleşiyor. 1924 yılında tarım fiyatları düşmesine rağmen ihracatımız %61 artış göstermiş. 1925 yılında ihracattaki artış ile fiyat artışı orantılı; 1926 yılında ise fiyatlar artmasına rağmen ihracat azalmış. Ihracat rakamlarını tarım fiyatları endeksine bölerek bir “reel ihracat endeksi” oluşturdum, ondaki hareketleri takip ederseniz ihracatın 1933 yılına kadar tarım fiyatlarıyla paralel seyrettiğini görürsünüz, 1933’den 1938’e kadar geçen sürede ise bir ihracat patlaması yaşadığımız ve bunun fiyatlarla bir alakasının olmadığı görülüyor. Ikinci Dünya Savaşının başlamasıyla işler tekrar bozuluyor ama bu Atatürk’ün değil Ismet Inönü’nün yönetimi altında gerçekleşiyor ve daha sonraki bir yazının konusu.

Bu faktörü de özetleyecek olursak 1924-1938 arasındaki ortalama tarım fiyatları yükselmemiş, düşmüştür. Ilk yıllarda yelkenlerimizi rüzgarla doldurmuş olmasına rağmen daha sonraki yıllarda verdiğinden çok daha fazlasını geri almıştır. O yüzden de Atatürk’ün 15 yıllık performansında önemli bir katkı yaptığı söylenemez.

Değerli Dostlarım. Atatürk genel hatları itibariyle Cumhuriyet tarihinin en başarılı 15 yıllık ekonomik performansını göstermiştir. Doğrudur, bunda savaştan çıkmış olmamızın katkısı vardır, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarım fiyatlarının 2-3 yıl yüksek seyretmesinin de payı vardır. Ancak savaşın yaraları sarıldıktan sonra ve tarım fiyatları yarı yarıya düşerken dahi ülkemiz şimdiki ortalamasının üzerinde büyümüştür. Büyük Buhranın ortasında 1930-1938 döneminde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama %5,9 büyümüş. Büyük Buhranla karşılaştırılamayacak kadar hafif geçen 2007-2009 döneminde Türkiye ekonomisi %0 ile yerinde saymıştır. Atatürk Türk ekonomisinin Cumhuriyet tarihinin en iyi performansını göstermesini sağlamıştır, daha iyisi sonradan maalesef çıkmamıştır.

Şimdi bundan Atatürk’ün her aldığı ekonomik karar doğruydu anlamı çıkarılmasın. Yapılan büyük yanlışlar da var. Mesela yabancıların işletmesi altında olan kurumların devletleştirilmesi, ekonominin dışarıya kapatılması gibi mevzular Atatürk’ün attığı yanlış adımlar arasındadır. Ülkenin büyümek için dış kaynağa en fazla ihtiyacı olduğu dönemlerde elimizdeki sermaye ile ek yatirim yapacagimiza mevcut ozel sirketleri satin alip sermayeyi kacirmisiz, diğer büyük ülkelerin gazına gelerek ekonomiyi dışarı kapatmış ve kendi kendimize zarar vermişizdir. Atatürk’ün başarısının sırrı inanmayacaksınız ama devlet eliyle ekonomiye yön vermektir. Bu özellikle ufak ve gelişmemiş ekonomilerde kaynaklar tam olarak kullanılmadığı zamanlarda büyük büyüme hızları yaratıyor. Insanlar devlet tarafından eğitilip yetenekleri (goreceli olarak) arttırılıyor, kaynaklar üretimin emrine veriliyor, altyapı yatırımları yapılıyor (Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan şarkısını hatırladınız mı?), devletin koruması altında sanayi kuruluyor, vs. Tüm bunların neticesinde ekonominin yüksek hızlarda büyümesi sürpriz olmuyor.

Problem bu tür devletçi yaklaşımların bir müddet sonra tıkanmasında. Atıl kaynaklar üretimin hizmetine sokulduktan sonra verimsiz bir şekilde kullanılıyor olsalar bile (hiç kullanılmadıkları zamana kıyasla) ekonominin büyümesine katkı sağlıyorlar. Bu ilk aşamayı atlattıktan sonra devlet tarafından işletilen kurumları özel sektöre devredip daha verimli ve daha akıllı çalışmalarını sağlamak gerekiyor, yarattigimiz tekellerin kor topal 80 sene daha devam etmesini saglamak degil. Sosyalizmin tökezlediği nokta burası oldu. Türkiye’nin tökezlediği nokta da burası oldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında insanların benliklerine işleyen sosyalizm mantığından daha sonra bir türlü tam olarak kurtulamadık. Bugün dahi insanlar kalkıp eski tekerlemeleri önümüze getirip devletin piyasalarda aktif olarak oyuncu veya fiyatları düzenleyen bir rol almasını talep ediyorlar.

Atatürk yaşıyor olsaydı nasıl bir yol izlerdi bilmiyoruz. Ancak Atatürk’ten sonra gelenlerin ne tür bir performans sergilediğini biliyoruz. Atatürk’ten önce gelenlerin de nasıl bir performans sergilediği ortada. Her lider kendinden öncekilerin miras bıraktığı ülkeyi devralır ama kendisine dağıtılan kartları nasıl oynayacağına da kendisi karar verir. Atatürk bence kendisine dağıtılan kağıtları gayet güzel oynamıştır, rakamlar da bunu göstermektedir. Daha sonraki hiç bir 15 yıllık süreçte Türkiye bu kadar başarılı bir ekonomik performans göstermemiştir. Içerisinde büyük buhranın yer aldığı 1929-1938 döneminde dahi ekonomimiz ondan sonraki herhangi bir 10 yıllık zaman diliminden daha iyi bir performans göstermiştir. Atatürk 80 sene öncesinden “Küresel kriz öyle teğet geçmez, böyle teğet geçer” diyerek bugünün politikacılarına el sallamaktadır. Read More!

Hamdolsun Teget Gecti II

Basbakanimiz "hamdolsun teget gecti" diyerek millete gaz vermeye calisirken biz buradan islerin iyiye gitmedigini, Amerika ve Avrupa'nin geriledigini (yavasladigini demiyorum dikkat edin) ve bunun da Turkiye'nin gerilemesine neden olacagini (hukumetin yanlis politikalarinin da bir sonucu olarak) belirtiyorduk.

Ilk ciddi veriler gelmeye basladi. Ekim ayinda %24 gerileyen otomotiv ihracatimiz Kasim ayinin ilk 3 haftasinda da %42 azalmis.
What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Yine de telaslanacak bir durum yok, ben daha yeni kendisiyle konustum, her Turk vatandasi bir otomobil alsa 70 milyon otomobil eder, tanesi $20000'dan milli gelirimizi $1.4 trilyon arttirir dedi. Hadi herkesin alacak durumu yok, gelir bakimindan en tepedeki %10'luk kesim alsa $140 milyar eder, ekonomimiz %20 buyur dedi. Ben de "helal olsun vallahi, biz onca sene bosuna ekonomi doktorasi yapmisiz, Kasimpasa'da top kosturarak da cok super ekonomi bilgisi edinilebiliyormus" diyerek telefonu kapattim.

Bundan sonraki projemiz "herkes bir kilo findik yese Fiskobirlik bayram eder"... Read More!

Mehmet Simsek Iscileri Pas Gecti

HAZİNEDEN Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Denizli'de, Akça Holding kuruluşu olan Menderes Tekstil'i ziyaret etti. Fabrikanın dokuma ve iplik bölümünü Mısır'a taşıma kararı alan Menderes Tekstil'de geçtiğimiz günlerde işlerine son verilen TEKSİF Sendikası üyesi bazı işçiler ve sendikacılar, Bakan Şimşek'le görüşebilmek için saatler öncesi fabrika önüne geldi. İşçilerin önünden geçen Bakan Şimşek, fabrikanın idare binasında Akça Holding Yönetim Kurulu Başkanı Rıza Akça'yla (yanda direksiyonda) görüştü. Şimşek, fabrikanın önünde beklerken “İşçiler burada, bakan nerede?” diye bağıran işçilerle görüşmedi. (Radikal)

Secimler gecti gitti tabii, isciler kimin umurunda. Fabrikasini Misir'a tasiyan isadamiyla neden konusuyorsun peki? Insan hic olmazsa bir bes dakika iscilerle gorusur, gonullerini almaya calisir, gerekirse tutmayacagi sozler falan verir. Tekstilciler Turkiye'de kan agliyorlar gercekten, sirf Turk lirasinin %40 degerlenmesinden dolayi son 3 senede buyuk kan kaybi var. Tekstil ihracat rakamlari dusuyor. Tekstil sektorundeki kuculmeden dolayi bir cok kisi isini kaybedecek. O kisileri tekrardan kazanmanin yollarini simdiden bulmamiz gerekiyor.

Ekonomiden sorumlu bakanin bir numarali gorevi ulkedeki istihdami arttirmak olmali. Mehmet Simsek'le gorusmek isteyen isciler dilencilik yapmiyor, hirsizlik yapmiyor, calisarak hayatlarini kazanmaya devam etmek istiyorlar. Politikacilarla ense tokat kulaga parmak iliskisine giren isadamlarinin kollandigi bir ulke olmasin Turkiye artik.

Ilk etapta kanamayi durdurmak icin doviz kurlarina %20 vergi konulmali ve toplanan vergiler istihdami arttiracak projelerde kullanilmalidir. Vergiden kastimiz sudur: Dolar satanlar 1.18 YTL'ye satarken dolar alanlar 1.42 YTL'den alacaklar ve aradaki fark vergi olarak toplanacak. Ikinci olarak issiz kalanlar icin issizlik sigortasi odemeleri bekarlar icin 1 yil %80 maas, evliler icin ise 18 ay %90 maas olarak yapilmalidir. Ucuncu adim ise ulkede yatirimlari ve istihdami arttiracak projeleri desteklemek icin faiz oranlari %10 seviyesine "sok" uygulamayla indirilmelidir. Boylece yillardir icerisinde bulundugumuz ve halkimizi somuren yuksek faiz- dusuk kur canavarindan kurtulmus olacagiz.

Yeterince zaman kaybettik. Artik harekete gecme zamani geldi.

Bu konuyla alakasiz ama baska bir haberi de sizlerle paylasmak istiyorum. Oguz Satici TIM baskanligina aday olmayacagini aciklamis. Baskanligi suresince toplam ihracatimizin $26 milyardan $130 milyara yukselmesine katkida bulunan Oguz Satici'ya Turk halki adina buradan tesekkur ediyor, basarilarinin devamini diliyorum. Yeni baskan kim olacak acaba?
Read More!

İhracatçılara yeni kampanya önerileri

Yaa, Oğuz Satıcı Bey ben size dememiş miydim bu ilan işi olmaz diye (aslında açıkça dememişim ama ima etmişim). Aha Merkez Bankası sizi hiç takmamış işte (Gerçi Ekonomix az da olsa taktı diyor ama ben aynı kanaatte değilim, bkz. şu yazı ve yorumları). Duyduğuma göre şimdi de ihracatı bir gün için durdurmak ve Merkez Bankası'nın önünde açlık grevi yapmak gibi seçenekleri değerlendiriyormuşsunuz. Yanınıza Kürşat Tüzmen ile Zafer Çağlayan'ı da alırsanız açlık grevi seçeneği epey ilginç olabilir aslında. Fakat ııh, böyle de bir sonuç alabileceğinizi sanmam. En iyi siz benim şu önerilerimi dinleyin, kurları tavana vurdurmazsanız şerefsizim:

1) Fütuhat dönemine geri dönüş projesi: Farkındasınızdır herhalde, TBMM bugün TSK'ya Kuzey Irak'a giriş imkanı verecek tezkereyi oyluyor. Bu tezkerenin gündeme gelmesiyle son bir haftada dolar kurunun 1.17 YTL'den 1.23 YTL'ye çıkması da gözünüzden kaçmamıştır sanırım. Fırsat bu fırsat hemen TBMM'ye koşun. Tezkereye, TSK'nın eski Osmanlı topraklarını geri almak için harekete geçmesine imkan verecek maddeler de koydurun. Bunu başardığınız takdirde dolar kuru ben diyeyim 3 YTL'ye siz deyin 5 YTL'ye çıkmaz mı, çıkar. Böylece 100 milyar dolara düşen ihracatı (ne, ihracat 100 milyara düşmedi çıktı mı dediniz, reca ederim sallamayın) kimbilir kaça katlarsınız, artık siz hesap edin.

2) Cumhurbaşkanı ile başbakanı kapıştırma projesi: Farkındayım, ilk projeyi hayata geçirmek için vakit biraz dar. Gerçi tezkereye daha sonra bu yönde bir ekleme yapılması da düşünülebilir ama hadi o da olmadı diyelim. Merak etmeyin sırada bir projemiz daha var. Bu, bir ara basınımızın el attığı fakat nedense şu sıralarda unutmuş gibi göründüğü Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan'ı kapıştırma projesi. 2001 yılında eski Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit'in kapışmasının (havada uçan anayasa kitapçığı olayı) dolar kurunu nasıl ikiye katladığını unutmamışsınızdır sanırım. Gerçi Gül ile Erdoğan anayasa konusunda kapışacak gibi görünmüyorlar ama havada uçan kitabın anayasa olması da şart değil canım. Ekonomiye Giriş kitabı ya da Dış Ticaret Kılavuzu falan da olur. Yeterki havada uçsun. Eğer kitap Erdoğan'ın başına teğet geçerse dolar 2 YTL'yi, hedefi tam ortadan vurursa 3 YTL'yi bulur. Ondan sonra yine gelsin ihracattan gıcır gıcır ABD Dolarları...

3) Enflasyonumu geri verin projesi: Eğer bu proje de tutmazsa sorunun tam göbeğine gitmekten başka çareniz yok. Bütün bu dertler başımıza neden açıldı? Enflasyonla mücadeleden dolayı değil mi? Oysa 30 yıldır ne güzel geçinip gidiyorduk. Ne istediler şu sevimli enflasyon canavarımızdan bilmem ki? İşte ilk iki proje olmazsa yapacağınız iş hemen enflasyon canavarı hakkında yıllardır yürütülen iftira kampanyasına karşı savaş açmak olsun. Merak etmeyin bu savaşta yanınıza yine bilimum işçi ve işveren sendikaları ile meslek örgütlerini almanız işten bile değil. Çünkü onlar da çoktandır enflasyon canavarıyla geçirdiğimiz mutlu mesut günleri özleyip duruyor. Hatta siyasetçiler için bile aynı şey geçerlidir diyebilirim. Eğer yeterli bir kamuoyu baskısı yaratırsanız, Merkez Bankası'nın yasasından "Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır" ibaresini çıkarttırıp, "Bankanın temel amacı enflasyon canavarının itibarını korumaktır" ibaresini eklettirebilirsiniz. Enflasyon canavarı geri döndükten sonra kurların da yukarıya yöneleceği gayet tabiidir.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Kusura bakmayın, bedavaya ancak bu kadar oluyor. Fakat her zaman hizmete hazır olduğumu daha önce de belirtmiştim sayın ihracatçılar. Paranın ucunu göstermeniz durumunda beyinsel faaliyetlerimin ikiye katlanacağı ve de yeni projelerimin devreye gireceği muhakkaktır. Fakat parayı dolar olarak değil YTL olarak isterim, ona göre... Read More!

Hurşit Güneş, Güngör Uras...

Bazı iktisatçılarımız resesyon geliyor diye davul zurna çalarken ekonomi ilk çeyrekte yine yüzde 6.8 gibi acayip bir hızla büyümüş. Şimdi hazretler iç talep yerinde sayarken bu büyümenin nasıl olduğunu anlamaya çalışıyor.

Kamu harcamalarında biraz yüksek bir artış gördü ya, Sabah Gazetesi hemen "Büyümeyi kamu sırtladı" diye uyduruk bir yorum yapmış. Sabah Gazetesi'nin muhabiri anlaşılan bu kamunun harcamalardaki ve yatırımlardaki payı ne ki ekonomiyi ne kadar etkilesin diye hiç bakmamış. Eğer baksa idi kamunun tüketim ve yatırım harcamalarının toplamının GSYİH'nin yüzde 8.5'inden ibaret olduğunu görecek ve yazısına böyle aptalca bir başlık atmayacaktı.

Bu arada Güngör Uras ile Hurşit Güneş'in büyümenin kaynağını doğru olarak tespit etmeleri beni şaşırttı. Aferin, demek ki yavaş yavaş ekonomiyi öğreniyorlar. Eh, özellikle ilkinin yaşı biraz geçti ama bu yaşta da olsa ekonomiyi öğrenmeleri yine de hiç yoktan iyidir.

Bu arada resesyonu davul zurna çalarak bekleyen iktisatçılarımızdan (Iktisat nedir) olan ve hatta neredeyse resesyon duasına çıkma aşamasına gelen Asaf Savaş Akat da büyümenin kaynağını doğru olarak tespit etmiş. Fakat YTL bu kadar değerliyken bunun nasıl olabildiğine pek akıl erdirememiş. Bakalım önümüzdeki günlerde buna nasıl bir kulp bulacak?

Efendim, sadede gelelim. İlk çeyrekte iç talep yerinde sayarken ekonominin bu kadar hızlı büyümesinin nedeni ihracattaki artış. Burada ihracat derken hem mal hem de hizmet ihracatından bahsediyoruz. 2001 krizi sonrasında ihracatta yaşanan performans mal ve hizmet ihracatının sabit fiyatlarla ve harcamalar yöntemiyle hesaplanan GSYİH içindeki payını neredeyse yüzde 50'ye kadar getirdi. Bu oranın büyüklüğünü anlayabilmeniz için harcamalar yöntemiyle hesaplanan milli gelir içindeki en büyük paya sahip kalem olan özel tüketimin oranının yüzde 65 civarında olduğunu hatırlatalım. Mal ve hizmet ihracatının milli gelir içindeki payının neredeyse özel tüketimin payına yaklaşması artık Türkiye'ye ihracata dayalı büyüme fırsatını veriyor. İlk çeyrekte yaşanan da tastamam bu. Aslında bu yöndeki gelişmeleri geçen yılın ikinci yarısında da görmüştük.

Şimdi de YTL bu kadar değerliyken ihracatın nasıl olup da arttığına gelelim. Eee, ihracatı sadece kurun fonksiyonu olarak görürseniz böyle bir gelişme karşısında böyle apışıp kalırsınız tabii. Oysa bu konuda Türkiye üzerine yapılan çalışmaların çoğu ihracatın kurdaki gelişmelere değil dış talebe duyarlı olduğunu gösteriyor. Bu çalışmalarda pek fazla dikkate alınmayan verimlilik gelişmeleri de ihracat açısından önemli.

Sevgili köşe yazarlarımız geçen yılın ilk yarısında duraklayan ihracattaki artışın mayıs ayından itibaren yeniden hızlanmasını hemen mayıs-haziran dalgalanması sırasında kurların yükselmesine bağlamışlardı. İhracat bağlantıları en az 2-3 ay önceden yapılırken kurdaki artışın böyle zınk diye ihracata nasıl yansıdığını ise hiç sorgulamamışlardı. İşin aslı o zaman ihracatta görülen artışın nedeninin en büyük dış pazarımız olan AB'deki canlanma olmasıydı. AB ekonomilerindeki canlılık hala sürdüğü için kurdaki gerilemeye rağmen ihracatımızdaki artış da sürüyor. Allah'tan ki sürüyor yoksa iç talep ve yatırımlar durduğu için şimdi gerçekten de resesyona girmiş olacaktık.

İhraç pazarları canlı olduğu ve verimlilik artışları sürdüğü takdirde kurun seviyesi ne olursa olsun Türkiye'nin ihracatı artar. Yok ihraç pazarlarında durgunluk varsa kuru ne kadar zıplatırsanız zıplatın ihracatı yükseltemezsiniz. İnanmayan "ne kadar enflasyon o kadar devalüasyon" gibi akla zarar bir kur politikasının uygulandığı ve kurların sürekli yukarı doğru ittirildiği 1995-1999 arasındaki ihracat rakamlarına gidip bir baksın. Read More!

Reel Kur ve Ihracat: Cin

Brezilya'dan sonra simdi de Cin hakkinda bir grafik sunalim.

Cin'in parasinin degerini dusuk tuttugunu cok duymussunuzdur. Ama muhtemelen bunun hakkinda hic bir grafik gormemissinizdir. Zarari yok, kose yazarlarimizin da bildigini zannetmiyorum. Laf aramizda, ben de gecen gun tesadufen karsilastim.

Asagida Cin'de reel kur (sari cizgi) ile ihracatin yillik artisi (kirmizi cizgi) arasindaki iliskiyi goreceksiniz.

Reel kur ile kastedilen Cin'in para biriminin reel degeri aslinda. Yani cizginin yukselmesi, yerel paranin deger kazandigini gosteriyor. Cin parasi, Amerikan dolarina endeksli oldugu icin,1994-98 arasinda dolarin deger kazanmasi ile birlikte Cin'in para birimi de degerlendi. 2001 sonrasi dolarin deger kaybetmesi ile birlikte ise deger kaybetti.



Eger Turkiye icin durum ne diye merak ediyorsaniz, iki grafik var asagida. Birincisi reel kur ihracat iliskisi, ikincisi reel kur ithalat iliskisi. Ayni sekilde sari cizginin yukselmesi, liranin deger kazandigini gosteriyor.


Read More!

Ya sayı saymasını bilmiyorsun ya da...

Ortaya absürd rakamlar koyanlara halk arasında "Ya sayı saymasını bilmiyorsun ya da hiç dayak yememişsin" derler. Nereden çıktığını bilmediğim bu laf bugünkü Sabah Gazetesi'nde yer alan şu haberi okuyunca aklıma geldi. Maliye, 2006'da ihracattaki vergi iadesi başvurularının yüzde 55'ini usulsüzlük nedeniyle reddetmiş. Sabah da hemen, üstelik bir de uyanıklık yapıp Maliye'nin ağzından, başlığı yapıştırmış: 2006'daki rekor ihracatın yüzde 55'i hayali.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

Sabah'ın ekonomi servisinin elemanları hakikaten ya sayı saymasını bilmiyor ya da hiç dayak yememiş olmalı. Yahu bir insan, hele de azbuçuk ekonomiye bulaştı ise, nasıl 85 milyar dolarlık ihracatın yarısının hayali olabileceğine inanacak kadar salak olabilir? İhracatın yarısı hayali ise o ihracatı gerçekleştirmek için yapılan ithalatın da en azından yarısının hayali olması gerektiğini hiç düşünmez mi? İthalatta KDV iadesi falan olmadığına göre bu kadar hayali ithalat neden yapılsın diye kendi kendine sormaz mı? Gazeteci olunca sormuyor anlaşılan. Aklına, başlığı patlatıp o günkü sayfayı kurtarmaktan başka bir şey gelmiyor.

Bu işte bir iş olduğu daha ilk bakışta anlaşılıyordu ama gidip işin doğrusunu arayıp bulmaya üşendiğim için boşver deyip geçtim. Fakat bir süre sonra Vatan Gazetesi'ne sıra geldiğinde, işini daha ciddiye alan -ya da belki de sadece iyi gününde olan- bir muhabirin yazdığı aynı konulu haberde yer alan şu cümleler dikkatimi çekti.

Dış satımın desteklenmesi amacıyla ihracatçıya yurt dışına gönderdiği her 100 YTL’lik ürün için 18 YTL vergi iadesi ödeniyor. Buna göre geçen yıl tespit edilen 975 milyon YTL’lik vergi iadesi için gösterilen ihracat rakamı, 5.4 milyar YTL yani 4 milyar doları buluyor. 2006’da Türkiye’nin toplam ihracatının 85.5 milyar dolar olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu rakam sadece yüzde 4.7 gibi bir oranı ifade ediyor. İhracatın motoru olan dev şirketler ise KDV iadelerini doğrudan talep etmek yerine mahsuplaşma yoluyla alıyor.

Yaa, meğerse işin aslı buymuş. Buradan bu önemli ayrıntıyı haberine ekleyen Vatan Gazetesi'ndeki muhabir arkadaşa teşekkür ediyor, Sabah Gazetesi'ndekine ise bir an önce sayı saymasını öğrenmesini tavsiye ediyoruz. Sabah Gazetesi'ndeki habere inanıp da altına yorum yazan arkadaşlara da "Allah akıl fikir versin" diyoruz. Read More!

Çin işi Japon Işi Bunu Bilen Kaç Kişi?

Salih Neftci bildim bileli "yapmayin etmeyin gelin şu paramizin degerini duşurelim, elin Cinlisi mali aldi goturdu" nakaratini soyler durur. Notlar'dan Cuneyd Yasin Cin'in rezervlerinin 1 trilyon dolari astigini farketmis ve olayi kavramaya calisiyor. Cok karmasik gorunuyor ama basit bir olay.

Manipülasyon Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  IMF Nedir    Ekonomi Nedir    Kalite Nedir

Cin dunyanin en kalabalik ulkesi, her sene 10 milyon yeni is yaratmasi gerekiyor, ayni zamanda yoksul bir ulke (idi). Ote yandan Japonya zengin bir ulke ama nufusu yaslaniyor, halki para harcamaktan ziyade emeklilik yillari icin para biriktirmeyi seciyor. Adamlar neredeyse sifir faize paralarini bankaya yatiriyorlardi da son zamanlarda faiz oranlari artmaya basladi. Anti-tez olarak da Hindistan'i verecegiz. Hindistan da cok buyuk bir ulke ve yakin bir gelecekte dunyanin en kalabalik ulkesi olacak. Hindistan Cin'den daha yoksul, nufusu da daha hizli buyuyor.

Bu ulkelerin ortak bir amaci var: buyumek. Cin ve Hindistan eski komunist/sosyalist ulkeler, gecmiste izledikleri politikalarin ise yaramadigini farkedip serbest piyasa ekonomisine, serbest ticarete gecmeye calisan ulkeler. Cin 70'lerin sonuna dogru bu durumun farkina varip erken davrandigi icin su an daha zengin. Hindistan ise ancak 90'li yillarda uyanabilmis.

Cin 90'li yillarda parasinin degerini dolara karsi fiksleyerek ihracata dayali bir buyume stratejisi izleme yolunu secmis. Bu stratejide paranizin degerini bilerek dusuk tutarak ihracat pazar payinizi arttirarak iceride is imkanlari yaratmayi seciyorsunuz. Mallariniz olmasi gerektiginden daha ucuz oldugu icin yuksek bir taleple karsilasiyorsunuz, ve bu talebi karsilamak icin yuksek miktarlarda uretim yapiyorsunuz. Bunun neticesinde elinizde yuksek miktarlarda yabanci para birimleri birikmeye basliyor (Paranizin degerini sabit tutabilmeniz icin dolar toplamaniz lazim). Ornek olarak Turkiye'de bir kisinin aylik 300 YTL ucrete calismasini Cin'in uyguladigi stratejiyi aciklamak icin kullanabiliriz. Bu kisi normalde 400 YTL asgari ucrete calismasi gerekirken is bulabilmek ve tecrube kazanabilmek icin daha dusuk bir ucrete calismaya razi olmus. (Sendikalara sorsaniz buna kapitalist sistemin gariban isciyi somurmesi olarak algilayacaklar ve karsi cikacaklardir). Sizce iyi bir strateji mi bu?

Bu stratejinin bir suru kotu tarafi var. Birincisi mallarinizi ucuza satiyorsunuz, ikincisi disaridan ihtiyac duydugunuz mallari pahaliya aliyorsunuz, ucuncusu biriktirmek zorunda oldugunuz dolarlarla Amerika'yi dusuk faizlere finanse ediyorsunuz, dorduncusu uzun vadede paranizin degerini arttirmak zorunda kaldiginiz zaman "tasarrufunuz" olan dolarlarin degerinin %30-50'si ucup gidecek. Mesela dolar gecen sene %10 civarinda deger kaybetti. Bunun Cin'e maliyeti neredeyse 100 milyar dolar, yenilir yutulur cinsten degil.

Bu stratejinin iyi taraflari da var. Birincisi buyume hiziniz olmasi gerekenden daha yuksek oluyor. Ikincisi, yabanci yatirimcilar ulkeye yatirim yapmaya akin ediyorlar (Nedeni hem hizli buyuyen piyasadan pay kapmak, hem de gelecekte deger kazanacak yerel para biriminden kar etmek). Ucuncusu, yabancilardan teknoloji transferi ve ogrenme kanaliyla beseri sermayeniz ve teknoloji birikiminiz artiyor. Ozellikle Cin bu konuda cok iyi bir strateji izliyor. GE sirketi Cin'e yatirim yapmak istedigi zaman onlara teknoloji transferini zorunlu kilmislardi.

Neticede artilar ve eksiler her ulke icin ayni degil, o yuzden her ulke nasil bir strateji izleyecegine kendisi karar vermeli.

Bu yazi bayagi uzun olacaga benziyor, baska zaman devam ederim. Read More!

Sanayisiz, ihracatsiz, istihdamsiz Enflasyonist Buyume

Bugun Asaf Hoca’dan iyi bir azar isittik. Konu, malumunuz, ekonominin, ozelikle 2005 sonrasi donemde, “sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyüme” icinde olup olmadigi.

Bundan onceki yazilarimizda biz sunlari soylemistik:

(1) Son iki yilda sanayi uretimindeki artisin %7.0 oldugu bir ekonomide (1980 sonrasi ortalama artis %5.4’dur) sanayisiz buyumeden soz edilmesi dogru degildir.

(son iki seneye bakmamizin sebebi, Asaf Hoca’nin 2005 sonrasini isaret etmesi. Yoksa 2002-2006 arasi buyume orani daha yuksek: %8.1)

(2) Sabit fiyatlar ile bakildiginda (yani enerji fiyatlarindaki olumsuz etki arindiginda), aslinda ihracat miktarinin ithalat miktarina oraninin 2000 yili ve onceki donemlerden (1994 haric) cok daha yuksektir, diger bir degisle cari acigin sebebinin “ithalata dayali buyume” degil, dis kaynakli enerji sokudur. Bu soka ragmen Turkiye'nin ayakta kalmasi, dahasi ilerlemesi, dahasi kosarak ilerlemesi basaridir.

(3) Son iki senede 420 bini sanayide olmak uzere 1.8 milyon tarimdisi is yaratilmistir; gerek imalat sanayinde gerekse toplam tarimdisi sektorde yaratilan istihdam artisi, calisabilir nufusdaki artistan yuksektir (sanayide yillik ortalama artis %4.8, tarimdisi artis %5.8).

Enflasyon ise, 2006 Mayis’indaki calkantiya ragmen, tek basamakli sayilarda durmaya devam ediyor.

Rakamlara ne kadar iskence ederseniz edin, son bes senede (veya 2005 sonrasinda) ekonominin “sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyüme” icinde oldugunu gosterecek bir istatistik bulamazsiniz. Sanayi buyumesinden tutun, ihracat ve dis ticaret rakamlarina, istihdamdan enflasyona bu boyle.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Asaf Hoca, hayir boyle degil diyor. Kanit olarak su sayilara bakilmasini tavsiye ediyor. Buyrun bakalim:

(1) Sanayideki buyume milli gelir buyumesinin altinda mi degil mi?

Gelişmekte olan ekonomiler için basit bir gösterge imalat sanayii üretimi ve milli gelir büyüme hızlarının ilişkisidir. İmalat sanayii milli gelirden hızlı artıyorsa ekonomide sanayinin payı büyüyordur. Sanayi-büyüme ilişkisi sağlıklıdır. Tersi halde ekonomide sanayinin payı küçülüyordur. “Sanayisiz büyüme” hep hüsranla sonuçlanır.” Sürdürülmezliğin gerçek tanımı, 20.08.2006
Biz de diyoruz ki: 2005-2006 arasi sanayide buyume %7.0 olmus, GSYIH ise %6.7 buyumus.

2002-2006 arasi sanayide buyume %8.1 olmus, GSYIH ise %7.2 buyumus.

Nerede sanayisiz buyume?

(2) Ihracat, ithalattan yavas mi artiyor?

“Tüm ülkeler için basit bir gösterge, dış denge eğilimleridir. Uzun dönem ihracat artış hızı ithalat artış hızının üstünde seyrediyorsa dış denge sağlıklıdır. Aksi halde eninde sonunda döviz ve kur sorunu ortaya çıkacaktır.” Sürdürülmezliğin gerçek tanımı, 20.08.2006
Biz diyoruz ki: 2005-2006 arasi ihracat miktari ortalama %11.3, ithalat miktari %10.3 artmis (miktar hesaplamasinda fiyatlar sabittir). Yani dis ticaret aciginin sebebi daha cok mal ithal edilmesinde degil.

Bunu nereden daha iyi gorebiliriz? 2005-2006 arasi ticaret hacmindeki (miktar carpi fiyat) ortalama yillik degisimine bakin:

Ihracat: + %16.4
Ithalat: + %18.7
Enerji haric ithalat: + %14.4
Enerji ithalati: + %42.5

Enerji ithalati yillik ortalama %43 artmis. Enerjiyi bir kenara koydugunuzda artis %14 oluyor. Disaridan keyfimizden tuketmek icin mi mal aliyoruz zorunluluktan mi aliyoruz?

(3) Ekonomik buyume istihdam yaratiyor mu; daha onemlisi sanayide istihdam artiyor mu?
Ben bir başka göstergeyi de önemsiyorum: Sanayi istihdamı/çalışabilir nüfus oranı. Türkiye ve benzeri ülkelerde sanayileşme başlı başına bir hedeftir. Bu oran istihdam aracılığı ile sanayileşme iradesinin ölçülmesini sağlar.”
Biz diyoruz ki: Gelin once ortalama yillik artislari nasil olmus ona bakalim. Acaba sanayide istihdam artisi, calisabilir nufus artisinin gerisinde mi?



Ben yorum yapmiyorum. Tablonun kendisi gayet yuksek sesle konusuyor.

Son yazimizda Asaf Hoca’nin yanlis sayilar kullandigini soylemistik. Asaf Hoca cevap olarak soyle demis:

1. “15+ yas yanilticidir. dogrusu istihdam oranlarinin 15-64 yas grubu ile hesaplanmasidir. ben oyle yaptim: ayrinti gibi duruyor ama hayatidir… Gecmis demografik trendler nedeni ile 15-64 yas grubu artis hizinin hem toplam nufustan hem de 15+ yas grubundan daha yuksek oldugunu hatirlatirim..”

Neden calisabilir nufusu 64 yas ile sinirladigimizi anlamis degilim (ozellikle ulkeler arasi ortalama yasam suresi farkliligini gozonune alirsak). Ama haydi oyle olsun.

Yukarida verilen sayilar 15 yas uzeri icin ve 15-64 arasi icin ayri ayridir. Kaynak olarak TUIK’in sitesinden “Nufus Istatistikleri ve Projeksiyonlar” kismindaki 2000-2020 arasi icin yas gruplari bazinda nufusun projeksiyonlarini kullandim. Asagidaki grafikte de gorulecegi uzere 15-64 grubunun artisi hizi 15 yas uzeri nufusun altindadir, ustunde degil:


Neden oyle? Cunku 65 yas uzeri nufusdaki artis hizi daha fazla. 2000-2006 arasi toplam nufusumuz %8 artmis. 15 yas alti nufus %1, 15-64 arasi nufus %10, 64 yas uzeri nufus ise %20. (meraklisi icin not: 15 yas uzeri nufus %11 artmis).

Simdi de Asaf Hoca’nin yaptigi gibi, sanayi istihdamini 15-64 yas arasi nufusa bolelim ve 2000-2006 arasini kiyaslayalim:



Sanayi istihdami 0.5 puan artarak %9.2 olmus. Tum tarim disi istihdam (sanayi+insaat+hizmetler) 1.7 puan artmis. Yani ekonomi (ekonomi nedir?) istihdam yaratmis.

Dikkat ederseniz benim daha once yaptigim gibi 15 yas uzeri nufusu calisabilir olarak gorseydik, artis biraz daha az, 0.3 puan olacakti. Neden daha az? Cunku 15 yas uzeri nufus 15-64 arasi nufusdan daha hizli buyuyor.
Asaf Hoca ayrica demis ki:
2. “Sanayi istihdami icinde madencilik, imalat sanayi, insaat ve gaz-elekrik-su yer alir, yani hesabi dordunun toplami ile yapmak gerekiyor.”
Yapmayin hocam. Siz degil misiniz, “sanayisiz” buyumenin isareti insaat ve hizmetler sektorundeki buyume artisidir. Siz degil misiniz “Sanayi kalmadi, Towers verelim” diye baslik atan. Neden simdi insaati, sanayi istihdaminin icine koyuyorsunuz. TUIK oyle mi yapiyor Hane Halki Anketinde, milli gelir hesaplamalarinda? Amerika’da Labor Department oyle mi yapiyor?
Madem konumuz “sanayisiz” buyume, ben diyorum ki gelin sanayinin kendisine bakin. Madencilik ve elektrigi de bir kenera birakin. Sanayinin temeli olan imalat sektorune bakin. Ne goruyorsunuz? Istihdam azaliyor mu? Yoksa siz insaat istihdami henuz 2000 seviyesine gelmedi diye buna mi istihdam yaratmayan sanayi diyorsunuz?
Son olarak Asaf Hoca demis ki:
“BLS verileri tarim-disi ucretli istihdam (nonfarm payroll employment) icindir. bu karsilastirmada gereken toplam (kendi hesabina calisanlar, isverenler, ucretsiz aile iscileri dahil) istihdam verileridir. turkiye’de ucretli istihdam ozellikle dusuktur.”
BLS iki tur istihdam verisi sunar. Ilki Establishment Survey: bizim imalat sanayi endeksi icin yapilan ankete benzer. Isyerlerinden bilgi toplanir. Household Survey: bizim Hanehalki Anketine benzer. Hanehalklarindan bilgi toplanir. Dikkat ederseniz, ben orjinal yazimda her ikisine birden referans verdim. Sanayi, insaat, ve hizmetler istihdamini ilk kaynaktan aldim. Cunku BLS Establishment Survey’in daha guvenilir oldugunu soyler. Tarim istihdami icin ise (tembellikten) iki kaynak arasindaki farki alip yazdim. Dogru rakam Household Survey’den 2 milyonun biraz uzeri olarak bulunabilirdi. Konumuz sanayi istihdami oldugu icin tembelligimi hosgorun.
______________________________________________
Sonuc olarak, ne benim “sanayili, ihracatli, istihdamli ve enflasyonsuz büyümeden” bir kazancim var ne de Asaf Hoca'nin “sanayisiz, ihracatsız, istihdamsız ama enflasyonist büyümeden” bir kazanci . Burada fikirleri carpistiriyoruz, kisileri degil.
Benim tum okuyuculardan talebim (evet 15 kisi size sesleniyorum) beni okuyun ve elestirin. Boylece bilgim artsin, ufkum gelissin. Daha once bir okuyucumuza da soyledigim gibi, sizi ikna etmemin bana bir faydasi dokunmaz. Siz beni yanlisima ikna ederseniz ben kazanirim. Read More!

Kim Korkar Hain Kurttan?

[Yazinin basligina bakip, "hain", "kurt" laflari akliniza bir sey getirmesin. Konumuz Turk ekonomisi]

Gecen yilin Mayis ve Haziran aylarinda meydana gelen finansal dalgalanma ile Turk ekonomisi, 2001 yilindan bu yana ilk defa bu buyuklukte bir sinavdan gecmis oldu. Sekilde gorulecegi uzere faiz, doviz rezervi, ve doviz kurundaki aylik degisimlerin ortalamasindan meydana gelen finansal kriz endeksi, 2006 yilinin Haziran ayinda ortalama degerinden 1.89 standard sapma boyu yukseldi. Kiyaslamak gerekirse ayni endeksin gosterdigi degisim 2004 Mayis’inda 1.79, 2002 Haziran’inda 1.87 ve 2001 Subat’inda 6.93 degerlerini almisti.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı



Bu siddette bir dalgalanma yasayan Turk ekonomisinin ilerleyen aylarda ne sekilde tepki gosterecegi herkesin merak ettigi bir konuydu. Gecmis tecrubeler olumlu beklentileri destekler mahiyetteydi. Nitekim 2002 ve 2004 yillarindaki dalgalanmalarin reel sektor tarafindan nisbeten hasarsiz atlatildigini ve ekonominin sene sonunda yuksek buyume hizini tutturdugunu goren bir cok ekonomi yorumcusu, Merkez Bankasi’nin faiz arttirimlarini ragmen ic talebin canli kalacagini dusunmekteydi. Hatta bir takim uzmanlar, Merkez Bankasi’nin faiz silahini kullanarak ekonomiyi sogutamayacagini, disaridan dusuk faiz ile doviz cinsi borclanan bankalarin ve reel sektorun ekonomiyi canli tutacagini savunuyordu.

Eylul ayinda aciklanan ikinci ceyrek buyume rakamlari bu ongoruleri destekler mahiyette cikti. Ekonomi buyumete devam ediyordu, ic talep canliligini koruyordu, MB’nin faiz silahi ise yaramamisti.

Ardindan Agustos, Eylul ve Ekim ayi sanayi uretim degerleri ust uste dusuk cikip, bir de ucuncu ceyrek buyumesi %3 civarina gerileyince bu sefer yorumcularimiz 180 derece cark edip baska bir uc tarafa yoneldiler. Ekonomi resesyona surukleniyordu. Bir grup yazara gore bunun sebebi yuksek faizler, digerlerine gore ise yabanci sermaye girisindeki yavaslama idi.

Derken iki hafta once aciklanan Kasim ayi sanayi rakamlarinin %10’un uzerinde bir buyume gosterdigi ortaya cikinca donus hareketi 360 dereceye tamamlandi.

Bugunku yazimizda 2006 yilinin bir ozetini yapip ne olup bittigi konusunda rakamlari konustaracagiz.

Once reel sektor ne durumda ona bakalim. Asagidaki tabloda, ucer aylik donemler itibari ile sanayide kapasite kullaniminin, sanayi uretiminin ve imalat sanayi uretiminin bir onceki senenin ayni donemine gore nasil degisitigini goruyoruz. Kapasite kullanimi birinci ceyrekte, daha cok hava kosullari sebebiyle bir miktar azalmasina ragmen sonraki uc ceyrekte artmaya devam etmis. Benzer bir goruntu uretim rakamlarinda da goruluyor. Eger ic ve dis talebe daha duyarli olan imalat sanayi uretimine bakarsak, yila yavas bir sekilde basladiktan sonra ikinci ceyrekte %9.3 buyumus, ucuncu ceyrekte hiz kesmis, ucuncu ceyrekte (Aralik ayi rakamlari aciklanmadigi icin sadece Ekim ve Kasim aylarina bakiyoruz) tekrar yuksek bir buyume sergilemis. Reel sektordeki gelismelerin diger bir gostergesi olan yeni acilan sirket sayisida da benzer bir gorunum arzetmekte.



Reel sektorun bu sekilde zig zag cizmesine sebep olan faktorler ne olabilir? Ic talep mi, dis talep mi, yoksa her ikisi birden mi?

Once ic talebin gostergelerinden biri olan yabanci sermaye girisinden baslayalim. Asagida ticari kesimin, bankalarin ve reel sektorun disaridan temin ettikleri kredilerin ceyrek bazda aylik ortalama degerlerini goruyoruz. Ilk ceyrekte 3.9 milyar dolar ile baslayip ardindan istikrarli bir sekilde azalma gostermis ve son ceyrekte (Aralik ayi odemeler dengesi raporu yayinlanmadigi icin sadece Ekim ve Kasim aylarini biliyoruz) eksi bir deger almis. Ozel kesimin disaridan sermaye talebi durmus. Ilginc olan husus, uluslararasi likidite kosullarinin ikinci ceyrekten sonra toparlanmasina ragmen kredi talebinin canlanmamasi. Ayni grafikte, Turkiye’nin uluslararasi finans piyasalarindaki risk primi ile Amerikan Hazinesinin 10 yillik tahvil faizlerinin uc aylik ortalama degisimini goruyorsunuz. Birinci ceyrekte Turkiye’nin (minimum) borclanma faizi %6.46 iken ikince ceyrekte 100 puana yakin artarak %7.33 olmus. Sonraki aylarda 50 puana yakin dusmus ama kredi talebi azalmaya devam etmis. Demek ki, ozel sektorun disaridan sermaye almasini engelleyen baska faktorler var. Hmmm? Acaba ne olabilir?



Acik olan husus yabanci sermaye girisinin ic talebi destekler mahiyette olmadigi.

Sirada bankacilik ve finans piyasalari var. Acaba ic talebe ne sekilde destek veriyorlar? Asagida yeni acilan tuketici kredilerindeki ve toplam banka kredilerindeki degisimi, Merkez Bankasi parasinin ve dar tanimli para arzi M1’in ceyrek donemler itibari ile reel olarak (yani enflasyondan arindirilmis) nasil degistigine bakiyoruz. Tuketici kredileri ilk ceyrekte %96 buyudukten sonra yilin ikinci yarisinda gecen seneye gore azalmaya baslamis. Ayni durum bankacilik sektorunun verdigi toplam kredilerde de (tuketici arti isletme kredileri) gozukuyor. Yani bankacilik sistemi eskisi kadar kredi vermiyor. Piyasadaki para talebi de kesilmis. Acaba bu gelismelerin uygulanan para politikasi ile bir alakasi olabilir mi?



Son olarak ic talebin oncu gostergelerinden olan tuketim mali ithalatina bakalim. Fiyat degisimlerinin etkisinden arindirmak icin brut rakamlara degil, miktar endekslerine bakmayi tercih ediyoruz.



Tuketim mali ithalati yilin ilk yarisinda yuksek oranlarda artis gosterdikten sonra, son iki ceyrekte negatif degerler almis (son ceyrek rakamlari Aralik ayini ihtiva etmiyor).

Sozun ozu: Ic talebin buyumeye yaptigi katki kesilmis durumda. Ne disaridan yabanci sermaye talebi, ne kredi talebi, ne para talebi , ne de ithalat rakamlari ic tuketimin canlandigina dair hic bir bulgu icermiyor.

O zaman sanayi sektorunun buyumesini kim sagliyor? Cevap asagidaki sekilde gizli:



Ihracat miktar endeksi yilin ilk ceyreginde %3.1 oraninda cuzi bir artis gosterdikten sonra, yilin ilerleyen aylarinda Avrupa ekonomilerindeki buyumenin hizlanmasi ile toparlanmis ve yilin son ceyreginde artis hizini %15’e cikarmis. Her ne kadar Aralik ayi ihracat rakamlari henuz belli degilse de Ihracatci Birlikleri kayitlari Aralik ayinda ihracatin %19, Ocak ayinin ilk 20 gununde ise %50 arttigini gosteriyor (Gecen sene hava kosullari sebebiyle calisilan is gunu sayisi Ocak ayinda eksik gerceklesmisti. O yuzden hem buyume rakamlarinin hem dis ticaret rakamlarinin 2007’nin ilk iki ayinda yuksek gelmesi normal karsilanmalidir. Simdiden uyariyoruz.)

Yani neymis? Son iki ceyrekten beri ekonomiyi surukleyen dis talepmis, ic talep degil.

2007’de ne olur? Merkez Bankasi su anki para politikasini surdurdugu muddetce kimse ne disaridan gelecek yabanci sermayeden ne secim sebebiyle gevsetilmesi muhtemel maliye politikalarindan medet ummasin. Merkez Bankasi kredi musluklarini kapatmis durumda. Ic talebin basini kaldirmasina izin vermeyecektir. Turkiye’nin sansi, ekonomik buyume maratonunda yerli tuketicinin dusurdugu batonu, dis talebin yerden alip ekonomiyi kosturmaya devam etmesidir. Sansimiz yaver giderse Avrupa ekonomileri yilin ilk yarisinda buyumeye devam eder (Almanya’da KDV oranlarindaki artis ve Italya’da butce acigini azaltmaya yonelik onlemler buyume hizini yavaslatabilir). Bu arada ic talebin zayifligi, petrol ve diger emtia fiyatlarini dusmesi, ve emlak piyasasindaki durgunluk sayesinde (kiralar neden yuksek oranda artmaya devam ediyor zannediyorsunuz?) enflasyon dusmeye devam ederse ve hukumet secim politikalari uygulamazsa, Merkez Bankasi Hazira’dan itibaren fazileri dusurmeye baslar. Ic tuketim tekrar batonu geri alir ve ekonomi buyumeye devam eder. Read More!