Sosyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Amerika'nin En Sosyalist Eyaletleri

Amerika'nin en sosyalist eyaletlerini eyalet gelirlerini o eyaletin GDP'sine bolerek hesapladim. Ortaya cok ilginc bir tablo cikti. Genellikle ekonomik olarak muhafazakar bilinen eyaletler listenin ust siralarina yerlesti. Bir numara %39 buyuklukle Alaska'nin oldu. Eski Alaska Valisi yeni Tea Parti lideri Sarah Palin her gun sosyalizm konusunda atip tutuyor. Megerse ulkenin en sosyalist eyaletini o yonetiyormus. Konuyla ilgili yazilar asagida:





Read More!

Loto Milyarderinin Beklenen Sonu

Loto milyonerleri sizce mutlu bir yasam surerler mi? Yoksa havadan gelen parayi adam gibi harcayabilmek, daha dogrusu elinizde tutabilmek icin karakter de sart midir?
Read More!

Sosyalist Nedir? Sosyalist Kime Denir?

Sosyalist nedir ve sosyalist kime denir diye merak ediyorsanız başka hiç bir yerde bulamayacağınız bir tanım yapacağım. Sosyalist tembelliği destekleyen, çalışan, üreten ve zengin olanlardan kazançlarını (zorla, güç kullanarak) gasp ederek tembel ve bunun neticesinde yoksul olanlara dağıtmayı bir erdem sayan insanlara verilen isimdir. Tembelin çalışkanı sömürdüğü sisteme ise sosyalizm denir. Kimler sosyalisttir diye merak ediyorsanız onu da söyleyeyim, hepimiz az ya da çok sosyalistiz, bir çoğumuz da sosyalist olduğumuzun farkında değildir.

Insanlar gece gündüz çalışarak, özveride bulunup tasarruf ederek ve yatırım yaparak başarılı ve zengin olabilir mi? Bu soruya sosyalistler ve sosyalizm hayır cevabını verir. Öyle olmasaydı çok çalışıp zengin olan insanların servetlerini gasp edip toplumun tamamına yağmalatmazlardı. Sosyalistlere sorarsanız zengin olmanın kaynağı ya hırsızlıktır ya da şanstır. Hırsızlık ekonomik düzenin değil, adli düzenin problemidir. Hırsızlıkla mücadele etmek istiyorsanız ekonomik sisteme değil adli sisteme ve polislik sistemine müdahale edip problemi çözmeniz gerekir. Zenginliğin kaynağının şans olduğunu düşünüyorsanız Allah size kolaylık versin diyorum çünkü müdahale etmek zorunda olduğunuz tek alan ekonomi değil, her şeydir.

Sosyalistseniz bütün futbol, basketbol ve dığer spor müsabakalarının hep beraberlik ve eşitlikle bitmesini sağlamak zorundasınızdır. Yetenekli sporcular şanslı genlere sahip oldukları başarılı olurlar. Bilim adamları şanslı genlere sahip oldukları için zekidirler. Müzisyenler şanslı genlere (müzik kulağına) sahip oldukları için başarılıdırlar. Güzel kadınlar ve erkekler doğuştan güzeldirler. Çirkin insanlara “haksızlık” yapmamak için bu konuda sosyalistler nasıl bir çözüm getirirler bilemem. Peki ya kısa insanlar?

Gerçek şu ki eşitlik bir ütopyadır, insanlar eşit doğmazlar, hiç bir zaman da eşit olmaz. Her insanın ana babası eşit değildir, eşit miktarda çalışmazlar, çocuklarına eşit miktarda imkanlar sunmazlar. Siz bir devlet politikası olarak çok çalışıp çok kazanandan alıp tembellik yapmış, hayatta yanlış kararlar alıp yanlış adımlar atmış insanları ödüllendirirseniz, insanlara da çalışkan olun değil, tembel olun mesajını verirsiniz. Yoksul kalmak istiyorsanız bunu yapın ama zenginleşmek, daha çok üretip halkınıza ve gelecek nesillere daha çok kaynak bırakmak istiyorsanız yapmanız gereken tembelleri değil çalışkanları ödüllendirecek ve teşvik edecek bir sistem oluşturmaktır. Bu amaca ulaşmanızı sağlayan en iyi sistem ise şimdilik kapitalizmdir. Ruslar, Çinliler ve Hintliler komunizm ve sosyalizm deneyleri yaparak sosyalizmin doğru sistem olmadığını tüm dünyaya kanıtlarken 2 milyardan fazla insana da 3-4 nesil işkence yaptılar, şimdi de kapitalizme geçerek gelişmiş ülkeleri yakalamaya çalışıyorlar.

Çalışkanların sistemi kapitalizm, tembellerin sistemi ise sosyalizmdir. Sosyalist nedir? Sosyalist tembelliği destekleyen adama denir. Sosyalist kime denir? Çalışıp üreten adamların emeğini ve birikimlerini sömürmeye çalışan, daha büyük bir pasta üretmektense başkalarının ürettiği pastadan kendine pay kapmaya çabalayan kurnaz kişiye sosyalist denir. Read More!

Sosyalizm Nedir? Eski Bir Sosyalistin Ağzından

Sovyet Rusya’dan eski bir sosyalist arkadaşa sosyalizm nedir sorusunu yönelttiğimde bana iyi niyetle oluşturulmuş ama sonu hüsranla biten en büyük ekonomik deneylerden bir tanesidir cevabını vermişti. Sosyalizm gerçekten de bundan neredeyse 100 sene önce kağıt üzerinde en fazla potansiyel vaadeden ekonomik modellerden bir tanesi olarak duruyordu. Bir çok akademisyen ve halkın çoğu da sosyalizmin ülkelerini refaha kavuşturacak en kestirme yol olduğunu düşünüyordu. Önce sosyalizm nedir bir tanımlayalım, sonrasında da son 30 yılda neden şamar oğlanına döndüğünü açıklarız.

Sosyalizm üretimin araçlarının işçilerin veya kamunun kontrolünde olduğu, neyin ne kadar üretileceğine ve hangi fiyattan satılacağına, nereye ne kadar yatırım yapılacağına her haltı bilen, her şeyden anlayan devletin yani merkezi otoriterin karar verdiği, üretimin de aşağı yukarı eşit paylaşıldığı ekonomik sisteme verilen isimdir. Sosyalistler kapitalizmin kendi başına bırakılmış anarşisinden çok daha iyi sonuçlar üretebileceklerini düşünüyorlardı, neticede piyasaların insafına bırakılmış ekonomik kararlar akıllı devlet yöneticilerinin vereceği kararlardan nasıl daha iyi olabilirdi ki?

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir

Ben hala sosyalizmin pençesinde olan eski Sovyet bloku ülkelerinden bir tanesini uzun süreli ziyaret ettiğimde sosyalist ekonomidekilerin ne kadar geride kaldıklarını kendi gözlerimle gördüm. Eski nesilden herkesin köhne bir apartman dairesi ve bunların içerisinde de 1970’lerden kalma ucuz mobilyalar vardı. Evler merkezi ısıtmaya tabi idi ama çoğu zaman su ve elektrikte problemler yaşanıyordu. Bir öğretmenin maaşı ayda $30 civarında iken bir doktorun maaşı ise $40 civarında idi. Insanlar açlıktan doğru dürüst yiyecek bulamadıkları için hepsi sırım gibi incecikti. Uzun boylu olmalarının sebebi sütün sübvanse edilmesinden dolayı sudan ucuz olmasıydı. Öte taraftan bir öğretmen bir aylık maaşı ile ancak 6 tane tavuk alabiliyordu. Hani Türkiye’dekiler et yiyemiyoruz diye yakınıyor ya, bu sosyalist Sovyet ülkesinde olsalar ne yaparlardı Allah bilir.

Her ne kadar sosyalizm bugün nalları dikmişse de milyonlarca kişi bunun gelişini görememiştir. Kendini herkesten akıllı zanneden bu kişiler kendileri gibi “akıllı” kişilerin yönetiminde ekonomilerinin serbest piyasada belirlenen fiyatlarla ve alınan kararlarla yönetilen kapitalist ekonomileri tarihe gömeceğini düşünüyorlardı. Kuruşçev’in Birleşmiş Milletlerde yaptığı konuşmada ayakkabısını çıkarıp masaya vurarak “sizi gömeceğiz” demesi nükleer silahlara yapılan bir atıf değil, batıyı ekonomik olarak tarihe gömeceklerini belirten bir iddia idi.

Sosyalist ekonomilerin anlamadığı iki tane temel nokta vardı. Birincisi piyasada belirlenen fiyatlar masabaşında belirlenen fiyatlardan çok daha doğru idi. Yanlış fiyatlar insanlara yanlış sinyaller göndererek yanlış malların yanlış miktarlarda üretilmesine, halkın talep ettiği doğru ürünlerde ise kuyruk oluşmasına neden oluyordu. Kapitalizmde piyasada bir arz ve talep dengesizliği olduğu zaman arzı fazla olan sanayi dalları küçülerek işçi çıkarıyor, arzı az olan sanayiler ise artan fiyatlar neticesinde daha fazla işçi işe alarak dinamik bir şekilde toplumun talep ettiği ürünleri üretebiliyorlardı. Burada işçilerin işten çıkarılmasını hoş karşılamayabilirsiniz ama kapitalizm önce yıkıp sonra daha iyisini yaparak ilerlerken dinamizmden uzak sosyalizm yerinde saymıştır.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Kredi Faiz Oranları    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Sosyalizmin ikinci yanıldığı nokta ise atalarımızın yüzlerce yıl önce keşfettiği “el elin eşeğini türkü çığırarak arar” sözünün derin anlamını kavramamış olmalarıdır. Iş garantisine sahip, maaşları devlet tarafından belirlenen insanlar ne kendilerini ne de verdikleri hizmetleri ya da ürettikleri ürünleri geliştirecek, hep daha iyisini yapacak, kendilerini bir adım ileriye taşıyacak motivasyona sahip değillerdi. Çok çalışan adamın boyu uzamayacağı gibi, işten kaytaran adamın da boyu kısalmamaktaydı. Neticede herkes başkasının bir şeyler yapmasını beklerken kimse taşın altına elini sokmamaktaydı. Başarısızlık için bundan daha iyi bir reçete olamazdı, neticede de başarısız oldular zaten.

Bugün eskinin sosyalistlerini karşımızda “çevreciler” veya “ekonomi müdahalecileri” olarak görüyoruz. Bir kısmı ise hala kendi çaplarında sosyalizmi savunuyor ama nafile. Yine de dünya üzerindeki insanların çoğunluğu sosyalizme kapitalizmden daha yakınlar. Gelir dağılımının eşitlenmesini isteyenler sosyalizme daha yakındır mesela. Devletin herkese bedava üniversite eğitimi vermesi gerektiğini düşünenler, sağlık sisteminin devlet tarafından kontrol edilmesini, yoksullara bedava sağlık hizmeti verilmesi gerektiğini savunanlar da sosyalizme daha yakındır. Insanların erken emekli edilip 20-30 yıl devlet tarafından bakılmasını destekleyenler de sosyalizme daha yakındır. Devletin planlama yapmasının, çeşitli alanlarda türlü türlü politikalarının (sanayi politikası, eğitim politikası, spor politikası, vs.) olmasını isteyenler de sosyalizme daha yakındır. Devletin tiyatroları olmasını, opera ve bale işletiyor olmasını, TRT isimli bir televizyon kanalına sahip olmasını, evinize doğalgaz ve elektrik taşıyor olmasını, kumaş, don, fistan, et, balık üretip satıyor olmasını, devletin sanatçısı ve sporcusu olmasını, uçak ve trenle taşımacılık yapmasını, internet ve kablolu televizyon ve posta hizmeti vermesini yadırgamayanlar da sosyalizme daha yakındır. Sosyalizme boğazınıza kadar batmış olduğunuza inanamıyorsunuz değil mi? Çoğumuz sosyalistiz ama farkında bile değiliz. Çalışkan azınlığın sırtına binmişiz, gidebildiğimiz yere kadar gitmeye çalışıyoruz. Allah sonumuzu hayretsin.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir

Sosyalizm nedir sorusunun cevabı sizleri şaşırtmıştır zannedersem. Bu yazıya yorum bırakmayın, illaki söyleyecek bir sözünüz varsa kendinize 30 saniyede bir blog açın ve diyeceklerinizi orada söyleyin, yorum kısmına yazinizin linkini bırakın. O kadar sosyalist olmayın, çorbaya sizin de katkınız olsun, yazılarımıza link verin ki devamı gelsin, yoksa benim belim ağrımaya başladı ve uzun süre bedavadan blogdan faydalananları taşıyabileceğimi zannetmiyorum. Alternatif olarak yeni blogumuza üye olarak da destek olabilirsiniz. Read More!

Komünizm nedir?

Bu yazida komünizm nedir sorusunu yanitlayacagiz. Daha once belirttigimiz gibi, komünizm ,commun kelimesinden turemisdir,bir tur communalism dir. Ortak paylasimi, beraber yasami ifade eden bir terimdir.Komunizmin marxla basladigi dusunulsede,Komünist fikirler cok daha oncesine gidiyor(marx n oldugu donemde zaten sosyalizim, cok tartisilan seylerdi). Bknz Marx

Komünizm aslinda Platodan baslayan bir dusunce urunu,marx ve engelden once Th. More,T.Campanella,Charles Fourier,R.Owen,C.H de Saint Simon sadece bazilari bu dusunce sistemine katkida bulunanlardan. Fransiz ihtilali ile tekrar kipirdayan ,endustriyel devrimle iyice populer olan bu akim mulkiyetin ortak olmasi dusuncesiyle baslayip gelisen maasin,paranin olmadigi,devlet ve benzeri yapilanmalari reddeden,isci sinifini ozgurlestirmeyi amac edinen bir dusunce sistemi sekline burundu.

Kendi icinde bircok farkli dusunceye ayrildi.marxist,leninist,stalinist,maosit,trockist(demokratik haklari savunan,sscb benzeri yapiya inanmayanlar),anarsistler (otorite tanimayanlar,hala avrupada arada bir dukkanlara saldiran fransada tgv tren hatlarina sabotaj duzenleyen gruplardan).bazisi toplumun kendiliginden komunism topluma dogru yonelecegini beklerken lenin gibileri bunun ancak devrimle olabilecegine inaniyordu.

Komunismden bahsederken kisaca marxdan bahsetmek sart,protestanliga donen yahudi asilli babasinin dini yonlendirmeleri yerine sosyalist dusuncelere inanan marx,almanyada ve fransada yasama imkani bulamayinca,ingiltereye gitmisdir.
Marx manchester da aldigi ekonomik egitimden sonra kapitalizmin ekonomik teorisini yine ekonomik teoriyle sorgulamaya basladi, emek deger teorisi, kar oranlarinin dusme egilimi teorisinini,arti deger teorisini gelistirdi .Isin ironisi avrupada yasam alani bulamayan ve kacmak zorunda kalan marx'a kapitalismin en yogun yasandigi ingilterenin siginak olmasidir.Elestirdigi kapitalist sistemin malzemesini yine kendisine siginak olan ingiltere vermisdir.Marxist analizmin en guclu noktasi,ekonomi,tarih,sosyaloji ve felsefeyi analizlerinde kullanmalaridir (Turkiyede marxist ekonomisyenlerden bazilar,korkut boratav,erinc yeldan,izzettin onder dirler).
Cogumuz marxin alienation-yabancilasma teorisini bilmeyiz, mahmut esat bozkurt gibi saga yakin biri bile zamaninda marx i takdir etmis,marx in filazofisinin ogrenilmesinin yararli olacagini dusunmusdur(marx ve Turkler).
Marxin sabah fabrikada calistiktan sonra ogleden sonra baliga tutmaya gitme fikri ilgincdir.Kapitalizm in insani kendine yabancilastirmasi konusunu ve insanin kendine yabancilasmasini ele alisi felsefi anlamda ilginc konulardir. Marxin "insanin tamamen ozgur olma" fikrini okumaya,ogrenmeye deger dusunuyorum.(aslinda marxin filozofik dusunceleri ekonomik analizlerinden cok daha ilginc), yine dilalektik materyalist analiz sekli takdir edilecek seylerdendir.
Turkiyede ise komunist genellikle dinsiz, Allaha inamayan, sakalli, pasakli insanlar olarak gorulur,komunist dusunce sistemi elestirilmek yerine ,goruntuleri,inanclari elestirilir.Tabi turkiyede bircok komunist silahli mucadele veren orgutun bulunmasi, komunist fikirlerin taraf bulmasi icin yardimci olmayip onlari daha da marjinal hale sokuyor ve yuzde bir oy oranlarinda seyrediyorlar.Avrupada ise komunist milletvekilleri,belediye baskanlari gormek siradan seylerdendir.

Son olarak ,Komunismi getirecegini soyleyen komünistler ve kurduklari yapi sonunda hep totaliter yonetimlere gitti,george orwellin animal farm hikayesi bu olayi cok iyi isliyor(tavsiye ederim ,bu olayi aslinda cok iyi anlatiyor.Nasil fransiz devrimi kraliyet sinifini yikip,buyuk bir terorun ardindan kendi "aristokrat burokrasi sinifini" yarattiysa,esitlik,ortaklik adi altinda gelen komunist yonetimlerde kendi yuksek yonetici tabaklarini,kendi elestirdikleri esitsizlileri yarattilar.Kendileriyle ayni dusunmeyen insanlar icin icin ise son trockinin basina gelenler gibi olmusdur.bknz Trotsky cinayeti

Komunist komunizm kavramlari ilginc seyler,komunistler bir gun avrupada irkcilara karsi yabancilari savunup kavga yaparken baska zaman kambocyada binlerce kendi insanini olduruyor. Benim icin komunism dendiginde aklima gelen su cumle oluyor. The path to hell is paved with good intentions.

Sosyalist,komunizt ekonomik teori surekli elestirildi,L.von mises planlamanin piyasalarda anarsiye yolacagini soylemisdir;keynes marxism icin mantiksiz bir doktrin demisdir,bknz The End Of Laissez-Faire. Daha yeni ekonomistlerden nobel odullu stiglitz information problemlerinden dollayi merkezi planlamaci bu ekonomilerin calismadigini soyledi. Bu sistemlerde Incentive, motivasyon her zaman bir sorun teskil etti.Baslangicda yakalanan buyume rakamlari sonralari durdu.Gorbocov tarafindan sistemi duzeltme calismalarinda heryeni mudahalede sistemi kapitalizme daha cok yaklastirdi. Sscb nin yikilmasi,cinin kapitalist ekonomik yapiya girmesi komunizm,komunist tartismalarinda yeni yerlere yonlenirdi.

Bugun geldigimiz noktada sosyalist,komunist siniflandirmasi cok degisti. Bugun avrupadaki sosyalistler,sosyal demokrat adi altinda serbest piyasa sistemine inan kisilerdir,yine ayni sekilde komunistler silahli devrim ozleminden vazgecmis piyasa ekonomisi ile daha barisik insanlardir.

Bu yazida komünizm nedir sorusuna cevap verdik, bu konuyla alakali asagidaki yazilari da okuyabilirsiniz:
Komunist nedirkapitalizm nedir kapitalist nedir, Faşizm nedir
Marx, Keynes, Von mises Read More!

Büyük Buhran Sırasında Türkiye Ekonomisi: 1930-1938

Atatürk Yönetiminde Türkiye Ekonomisi: 1924-1929 baslikli yazımızda Cumhuriyet’in ilk 6 yılında Türk ekonomisinin performansına göz atmış ve Atatürk yönetiminde Türk ekonomisinin 6 yılda toplam %79 büyüdüğünü, buna karşılık Amerikan ekonomisinin ise aynı dönemde %21’lik bir performans gösterdiğini ortaya koymuştuk. Bu yazımızda da Büyük Buhran sırasında Türkiye Ekonomisinin ve Atatürk’ün nasıl bir performans gösterdiğine bakacağız. Blogumuzun eski ve değerli yazarı baris ise bu yazımızı eleştiren Cumhuriyet Doneminde Ekonomi baslikli bir yazı yayınlayarak Türk ekonomisinin bu kadar iyi bir performans göstermesinin temel nedeninin öncelikle savaş nedeniyle azalan nüfusun savaştan sonra tekrar artması (özellikle çalışma yaşındaki nüfusun artması), savaş sonrası yıkılan binaların yapılması neticesinde inşaat sektöründeki hızlı büyümenin sanayi üretimini arttırması, (tarım sektöründeki genişlemenin diğer bir nedeni ise) ve dünya tarım ürünleri fiyatlarının artması olduğunu ifade ediyor. 1923-1929 arasında tarım üretiminin neredeyse ikiye katlandığını, oysa kişi başına düşen tarım üretiminin Osmanlı döneminin altında kaldığını ifade ediyor. Sonuç olarak da “Ortada süper bir performans değil, on bir yıllık savaşın yol açtığı yıkımın tamiratı söz konusudur. Büyüme oranlarındaki yükseklik geçici tarım üretimi artışından, ek olarak da inşaat artışından kaynaklanmıştır.” ifadesini kullanıyor.

Ben baştan bu döneme meraktan baktığımı ifade etmiştim, elimizde doğru dürüst veri olduğu da söylenemez. Bu yazıların bir faydası ortaya değişik yerlerde bulunan verileri bir araya toplaması olacak. Barış’ın ifadelerini analiz etmeden önce 1930-1938 arasında Türkiye ekonomisinin nasıl bir performans gösterdiğine bir bakalım. Atatürk yönetiminde Türkiye Büyük Buhranda nasıl bir performans sergilemiş görelim:


Grafikten de göreceğiniz üzere bu 9 yıllık dünya ekonomisinin ve Amerika’nın 20. Yüzyılda yaşadığı en büyük ekonomik daralma döneminde Türkiye ekonomisi ortalama %5,9 büyümüş, kümülatif olarak ise %61 büyümüşüz. Öte taraftan Amerikan ekonomisi ortalama %0,6 ,kümülatif olarak ise %2 büyümüş. Türk ekonomisi Amerikan ekonomisine kıyasla %60 daha fazla bir büyüme gerçekleştirmiş. Yani bahsettiğimiz yüksek büyüme sadece savaş sonrasındaki 6 yıla mahsus değil, sonrasındaki 9 yılda da oldukça yüksek hızlarda ekonomimiz büyümeye devam etmiş. Doğrudur, ortalama büyüme hızı yavaşlamıştır ama Büyük Buhranda %5,9 hızla büyümek öyle yabana atılacak bir performans değildir.

1924-1938 arasındaki 15 yıllık Atatürk yönetimindeki döneme bakarsak ekonomimizin 1923’ün sonuna kıyasla 2,89 katına çıktığını, buna kıyasla Amerikan ekonomisinin ise sadece %23 büyüdüğünü belirtelim. Şimdi de hem baris’in eleştirilerine cevap vermeye çalışalım, hem de büyümemizin bir muhasebesini yapalım.

Akla ilk gelen açıklama nüfusun artması, özellikle çalışabilir erkek nüfusundaki artış. Elimizde Orhan Karaca’nın hesapladığı nüfus rakamları var, bunlar tabii ki 1927 ve 1935 yıllarında yapılan nüfus sayımına dayanıyor. 1938 yılında Türkiye’nin nüfusu 1923 yılına kıyasla %34,5 artış göstermiş. Amerika’nın nüfusu ise sadece %16 yükselmiş. Bu rakamlar bize Amerika’da kişi başına gelirin bu 15 yıllık sürede aşağı yukarı sabit kaldığını, Türkiye’de ise iki katından fazla arttığını gösteriyor. Bu demektir ki nüfusun artması Türkiye’nin 2,89 katına çıkan milli gelirindeki artışın ufak bir kısmını açıklıyor. Belki nüfusdan ziyade çalışabilir insan nüfusu çok arttığı için milli gelirimiz bu kadar çok artmıştır.

Elimizde 1924 yılına ait nüfus dağılımı yok, 1927 nüfus sayımı ise dağılımın dökümünü yapmamış. 1935 ve 1940 yıllarında yapılan nüfus sayımında bu bilgiler var ve bunları geriye çekerek 1924 yılındaki nüfus dağılımını aşağı yukarı hesaplayabiliriz. Bunu yaparken iki tane varsayım kullanacağız. Birincisi 1935-1940 arasındaki ölüm oranının 1924-1935 arasında da değişmediğini varsayacağız. Ikincisi 1935 nüfus sayımında 10-14 yaş kategorisinde olanların 1930 yılında 5-9 yaş kategorisinde, 1925 yılında ise 0-4 yaş kategorisinde olduğunu varsayacağız (araya ekstradan insanlar girip çıkmayacak).

1935 yılında 10-14 yaş grubunda olan 1 milyon 595 bin kişi varmış, 1940 yılında ise 15-19 yaş kategorisindekilerin sayısı 1 milyon 526 milyon imiş. Bu yaş grubu 5 yılda %4,3 ölümler veya ölçüm hataları nedeniyle azalmış. 1935 yılında 15-19 yaş grubunda 1 milyon 45 bin kişi varken, 1940 yılında 20-24 yaş grubunda 1 milyon 42 bin kişi varmış. Bu yaş grubu ise 5 yılda sadece %0,2 azalmış. Istatistikler tutulurken muhtemelen insanlara yaşları sözlü olarak soruluyordu. O yüzden bu konuda bir miktar ölçüm hatası var, ancak genele baktığımız zaman ölçüm hataları birbirlerini nötralize ederek toplamdaki hata bizim amacımız için önemsiz olacaktır. Şimdi bu hesapladığımız oranları kullanarak 1935 yılında 20-24 yaş grubunda olan 1 milyon 389 bin kişinin 1930 yılında 15-19 yaş grubunda olduklarını ve sayılarının ise 1930 yılında 1 milyon 392 bin ve 1925 yılında ise 1 milyon 455 bin olduğunu hesaplıyoruz. Sonra bunu tüm yaş grupları için tekrarlıyoruz. Bu yöntemi kullanarak 1925 yılı için hesapladığımız toplam nüfus Orhan Karaca’dan aldığımız 1923 yılı toplam nüfusuna eşit çıkıyor. Yöntemde ekstra düzeltme yapmak yerine biz de 1925 nüfus dağılımı ile 1940 yılı nüfus dağılımını karşılaştırmaya karar veriyoruz. Amacımız çalışabilir insan sayısındaki değişimi ölçmek olduğu için bunda çok büyük bir sakınca yok. Nüfus dağılımı şu şekilde:

Çalışma yaşını 15-54 olarak varsayarsak 1925 yılında 6 milyon 779 bin kişi çalışma yaşında imiş, 1940 yılında ise bu rakam 8 milyon 760 bine yükselmiş. Yani artış oranı %29,2 olarak gerçekleşmiş. Yok nüfusun önemli bir kısmı tarımda çalıştığı için 10-14 yaş grubunu da çalışabilir insanlar arasına koymalıyız derseniz bu sefer artış oranı %32,9’a yükseliyor ama doğumlarda bir bebek patlaması yaşandığı için toplam nüfus artışında gözlemlediğimiz %34,5 rakamına ulaşamıyor.

Buraya kadar olan kısmı özetleyecek olursak nüfus artışı büyüme rakamları üzerine pozitif etki eden bir faktör olduğu için ayrıca kişi başına düşen milli gelirdeki artış oranları hesaplanır. Bunu yaptığımız vakit 1924-1938 arasında ortalama kişi başına düşen milli gelirin yıllık %5,73 arttığını görüyoruz. Cumhuriyet tarihinin geride kalan 71 yılında ise bu rakam ortalama yıllık %2,17. Bu demektir ki Türkiye’nin ve Atatürk’ün bu dönemdeki performansını açıklayan başka bir faktör bulmamız gerekecek.

Baris’in önerdiği diğer bir faktör ise tarım fiyatlarındaki artışın Türkiye’nin büyümesini körüklediği, nasıl bugün petrol ihraç eden ülkeler büyük hızlarda büyüyorlarsa Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk yönetimindeki Türk ekonomisi de ekonomi tarıma dayalı olduğu için ve tarım fiyatları yükseldiği için yüksek hızlarla büyümüştür diyor. Açıkcası bu konuda pek bir bilgim yoktu, nasıl olduysa Minneapolis Fed sayfasında Italya’ya ait tarım ürünleri fiyat endeksine ulaşmayı başardım. Türkiye ile benzer iklime sahip Italya’da tarım ürünleri fiyat endeksi şu şekilde gelişmiş:


Göreceğiniz üzere 1924 yılında tarım fiyatları gerilemiş olmasına rağmen, 1925 yılında %25, 1926 yılında ise %9 artış göstermiş. Daha sonra ise fiyatlar gerilemeye başlamış ve 1927 yılında %14 düşmüş. Hatırlarsanız 1927 yılında Türkiye ekonomisi de %10’dan daha yüksek bir hızla küçülmüştü. Demek ki tarım fiyatlarındaki düşüşün de bunda bir etkisi var. Düşüş 1928 yılında %4, 1929 yılında %6 olarak gerçekleşmiş. Büyük Buhran'ın başlaması tarım fiyatları üzerinde hiç de iyi bir etki yapmamış ve 1930 ve 1931 yıllarının her birinde fiyatlar %16 daha düşmüş. 1932 yılında fiyatlar tüm bu düşüşlerin üzerine %5 daha düşmüş, ve 1933 yılında ise bir kez daha %11 düşerek 1925 yılındaki seviyesinin yarısına inmiştir. Her ne kadar Cumhuriyetin hemen başlangıcındaki 3 yılın ikisinde tarım fiyatları yükselmişse de sonrasında düşmeye başlamış ve Büyük Buhran sırasında ise yarı yarıya düşerek ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olan Türkiye’yi herkesten çok etkilemiş olmalıdır.

Ihracat rakamlarımıza (DTM'den aldim rakamlari) baktığımız zaman resim daha da netleşiyor. 1924 yılında tarım fiyatları düşmesine rağmen ihracatımız %61 artış göstermiş. 1925 yılında ihracattaki artış ile fiyat artışı orantılı; 1926 yılında ise fiyatlar artmasına rağmen ihracat azalmış. Ihracat rakamlarını tarım fiyatları endeksine bölerek bir “reel ihracat endeksi” oluşturdum, ondaki hareketleri takip ederseniz ihracatın 1933 yılına kadar tarım fiyatlarıyla paralel seyrettiğini görürsünüz, 1933’den 1938’e kadar geçen sürede ise bir ihracat patlaması yaşadığımız ve bunun fiyatlarla bir alakasının olmadığı görülüyor. Ikinci Dünya Savaşının başlamasıyla işler tekrar bozuluyor ama bu Atatürk’ün değil Ismet Inönü’nün yönetimi altında gerçekleşiyor ve daha sonraki bir yazının konusu.

Bu faktörü de özetleyecek olursak 1924-1938 arasındaki ortalama tarım fiyatları yükselmemiş, düşmüştür. Ilk yıllarda yelkenlerimizi rüzgarla doldurmuş olmasına rağmen daha sonraki yıllarda verdiğinden çok daha fazlasını geri almıştır. O yüzden de Atatürk’ün 15 yıllık performansında önemli bir katkı yaptığı söylenemez.

Değerli Dostlarım. Atatürk genel hatları itibariyle Cumhuriyet tarihinin en başarılı 15 yıllık ekonomik performansını göstermiştir. Doğrudur, bunda savaştan çıkmış olmamızın katkısı vardır, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarım fiyatlarının 2-3 yıl yüksek seyretmesinin de payı vardır. Ancak savaşın yaraları sarıldıktan sonra ve tarım fiyatları yarı yarıya düşerken dahi ülkemiz şimdiki ortalamasının üzerinde büyümüştür. Büyük Buhranın ortasında 1930-1938 döneminde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama %5,9 büyümüş. Büyük Buhranla karşılaştırılamayacak kadar hafif geçen 2007-2009 döneminde Türkiye ekonomisi %0 ile yerinde saymıştır. Atatürk Türk ekonomisinin Cumhuriyet tarihinin en iyi performansını göstermesini sağlamıştır, daha iyisi sonradan maalesef çıkmamıştır.

Şimdi bundan Atatürk’ün her aldığı ekonomik karar doğruydu anlamı çıkarılmasın. Yapılan büyük yanlışlar da var. Mesela yabancıların işletmesi altında olan kurumların devletleştirilmesi, ekonominin dışarıya kapatılması gibi mevzular Atatürk’ün attığı yanlış adımlar arasındadır. Ülkenin büyümek için dış kaynağa en fazla ihtiyacı olduğu dönemlerde elimizdeki sermaye ile ek yatirim yapacagimiza mevcut ozel sirketleri satin alip sermayeyi kacirmisiz, diğer büyük ülkelerin gazına gelerek ekonomiyi dışarı kapatmış ve kendi kendimize zarar vermişizdir. Atatürk’ün başarısının sırrı inanmayacaksınız ama devlet eliyle ekonomiye yön vermektir. Bu özellikle ufak ve gelişmemiş ekonomilerde kaynaklar tam olarak kullanılmadığı zamanlarda büyük büyüme hızları yaratıyor. Insanlar devlet tarafından eğitilip yetenekleri (goreceli olarak) arttırılıyor, kaynaklar üretimin emrine veriliyor, altyapı yatırımları yapılıyor (Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan şarkısını hatırladınız mı?), devletin koruması altında sanayi kuruluyor, vs. Tüm bunların neticesinde ekonominin yüksek hızlarda büyümesi sürpriz olmuyor.

Problem bu tür devletçi yaklaşımların bir müddet sonra tıkanmasında. Atıl kaynaklar üretimin hizmetine sokulduktan sonra verimsiz bir şekilde kullanılıyor olsalar bile (hiç kullanılmadıkları zamana kıyasla) ekonominin büyümesine katkı sağlıyorlar. Bu ilk aşamayı atlattıktan sonra devlet tarafından işletilen kurumları özel sektöre devredip daha verimli ve daha akıllı çalışmalarını sağlamak gerekiyor, yarattigimiz tekellerin kor topal 80 sene daha devam etmesini saglamak degil. Sosyalizmin tökezlediği nokta burası oldu. Türkiye’nin tökezlediği nokta da burası oldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında insanların benliklerine işleyen sosyalizm mantığından daha sonra bir türlü tam olarak kurtulamadık. Bugün dahi insanlar kalkıp eski tekerlemeleri önümüze getirip devletin piyasalarda aktif olarak oyuncu veya fiyatları düzenleyen bir rol almasını talep ediyorlar.

Atatürk yaşıyor olsaydı nasıl bir yol izlerdi bilmiyoruz. Ancak Atatürk’ten sonra gelenlerin ne tür bir performans sergilediğini biliyoruz. Atatürk’ten önce gelenlerin de nasıl bir performans sergilediği ortada. Her lider kendinden öncekilerin miras bıraktığı ülkeyi devralır ama kendisine dağıtılan kartları nasıl oynayacağına da kendisi karar verir. Atatürk bence kendisine dağıtılan kağıtları gayet güzel oynamıştır, rakamlar da bunu göstermektedir. Daha sonraki hiç bir 15 yıllık süreçte Türkiye bu kadar başarılı bir ekonomik performans göstermemiştir. Içerisinde büyük buhranın yer aldığı 1929-1938 döneminde dahi ekonomimiz ondan sonraki herhangi bir 10 yıllık zaman diliminden daha iyi bir performans göstermiştir. Atatürk 80 sene öncesinden “Küresel kriz öyle teğet geçmez, böyle teğet geçer” diyerek bugünün politikacılarına el sallamaktadır. Read More!

MSGH: Milliyetçi Sosyalist Gençlik Hareketi

Saka sandim once, ama gercekmis: MSGH, yani "Milliyetçi Sosyalist Gençlik Hareketi". Surada facebook gruplari, surada da eksi sozluk yorumlari.

Zamaninda cografyanin bile "milli"si okutulurdu okullarda (belki hala oyledir) sasirmamak lazim. Milli Matematik yoktu, universite sinavinda ortalama dort net cikartamayan gencligin matematigi mi olurmus.

Neymis adi? Tekrar yazalim: Milliyetçi Sosyalist Gençlik Hareketi. Bunun ingilizcesi: National-Socialist Youth Movement. Bu biraz tanidik geldi. Almancaya cevirelim bir de: Nationalsozialistische Jugendbewegung. Evet, biz bunlara asinayiz.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Grubun description kisminda su not var: "her türlü ırkçılık, dincilik, kapitalist politikaları mazur gören her türlü ideoloji; bu ideolojinin tam karşıtlarıdır..." Wikipedia'da Nazi'lerin programinda da "strictly folkic party fighting against all reactionary efforts, clerical, feudal and capitalistic privileges" diyor. Rastlanti mi? Hayir, degil kesinlikle.

Iliklere isleyen millyetci cendereden bu tarz urunler cikmasi surpriz degil. Swastika'lari yok henuz. Muhtemelen Ataturk portrelerini kullanacaklar sembol olarak. Daha henuz 25 maddeli program hazirlamamislar sanirim. Bir tercuman bulup onu da kopyalasinlar surdan.

Ekonomi alaninda zaten bu maddelerden cogu bilfiil isler durumdadir. Cogunun da sempatizani coktur. Mesela karlarin esit sekilde bolusulmesi, sirketlerin devletlestirilmesi, borc-faiz koleligine son verilmesi, butun yaslilara refah devleti, saglikli bir orta sinif yaratilmasi, toprak reformu, her Alman evladina devlet eliyle yuksek ogrenim, ulusal saglik plani, cocuk isciliginin yasaklanmasi. Neden yaziyorum bunlari? Bunlari harfiyyen savunanlar var da, once dusunsunler kimlerle ayni safta yer adiklarini.

Ha unutmadan, 9. maddede her yurttasin esit haklara sahip oldugu 24. maddede de din ozgurlugu yazar. Bunlar da secimle iktidara gelmislerdir, demokrasi anlayisi secimlerden ibaret olanlar bunu da dusunsun. Read More!

Hugo'yu örnek alın

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, "Dünyanın İran'a saygı göstermesini" istemiş.

"Ahmedinejad’ın zaferi bütün cephelerde kazanılmış zaferdir" diyen Chavez hızını alamayarak, "İran’ın büyük başkanı Ahmedinejad’a, dini lider Ali Hamaney’e ve İran halkına selam olsun..."

Bizim ulusalcılarımızın da Ahmedinejad'a olan desteklerini esirgememeleri gerekir. Ortak düşmana yani Amerika'ya karşı yek vücut olup ulusal devletlerin kendi vatandaşlarını inim inim inletme hakkını sonuna kadar savunmalılar. Eğer 'Tam Bağımsız' Iran Islam Cumhuriyeti de elden gidecek olursa Türkiye iyiden iyiye Soros'un dümen suyuna girebilir.

Geçmişte 'Sözde Atatürkçü' bir emekli subayımız oldukça samimi bir üslupla Batıya alternatif olarak Iran-Rusya ekseninin önermişti. Mazallah Iran ayağı çökecek olursa vesayet rejimini yeniden ilk haliye restore etmek hiçbir surette mümkün olmayacak.

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

En doğrusu bir taraftan Kılıçdaroğlu'nun yaptığı gibi olur olmaz her konuda 'çuval hikayesini' gündeme getirmek suretiyle lümpen vatandaşlarımız nezdinde ABD düşmanlığını her daim diri tutmak, diğer taraftan Ahmetinejat ve arkasındaki molla rejimimini savunan Chavez'i örnek almak. Bence ulusalcılarımızın izlemesi gereken yol bu olmalı. Çok açık ve net.

'Laiklik elden gidiyor' diye korkutarak milyonlarca vatandaşımızı alanlarda toplayıp onlara 'batı düşmanlığı' aşılamak küçümsenemeyecek bir başarıydı. Bunun, Müslüman'ları şaşırtıp din elden gidiyor diye kendi camilerini yaktırtmaktan hiç farkı yoktu.

Atatürk'ü iki kelimeyle özetleyebiliriz: Batılılaşma ideali. Ben bu ideali sonuna kadar paylaşıyorum. Bu idealde, ne anti-emperalizm martavallarıyla batı düşmanlığı yapmanın yeri var, ne de dinciliğin önünü kesmek adına milliyetçiliği pompalamanın. Bilerek ya da bilmerek bu tür faaliyetlerde bulunanlar aslında Atatürk'ün mirasınına zarar veriyorlar. Read More!

Tehlikeli gidiş

Bir ülke düşünün. Uzun yıllar enflasyonun pençesinde inim inim inlesin. Enflasyonun hatıraları henüz taptaze iken yeni bir yönetim iş başına gelsin. Ülke işsizlik problem ile kavrulurken hem de. İş başına gelen yönetim de ekonomiyi düzeltmeyi, işsizliği azaltmayı birinci öncelik olarak kabul etsin. Üstelik de bu durum bütün dünyanın ekonomik krizle başa çıkmaya alıştığı bir dönemde meydana gelsin. Hikayenin devamı şöyle:

İş başına gelen yönetim bir teknotratı süper yetkilerle donatarak ekonominin yeniden inşası, enflasyona karşı savaş, dış ticaret dengesinin düzeltilmesini istiyor. Yetkileri alan teknotrat kıskanılacak bir biçimde üç sene gibi kısa bir sürede sorunları çözüyor. Kamu istihdamı artırılarak işsiz insanlara iş bulunuyor. Yarım milyon genç işsiz amme hizmetinde ya da devlet adına tarım projelerinde istihdam ediliyor. Diğer bir yarım milyon da yol, köprü gibi kamu yatırımlarında istihdam ediliyor. Devlet işçi ücretlerini yasa ile kontrol ederek özel sektörün de ucuz işgücüne erişmesini sağlıyor. Diğer yandan işverenlere ayrıca sübvansiyon verilerek daha fazla istihdam yaratılıyor. Devlet harcamaları beş yılda iki kata yakın artıyor. İnşaat, ulaştırma gibi sektörlere yapılan harcama toplam kamu harcamasının yarısını geçiyor. İstihdam artırıcı projelere yapılan harcamalar ise dört kat artırılıyor.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Bitmedi. İktidar, tarım sektörüne, küçük-orta boy işletmelere teşvik, kredi, vergi muafiyeti vererek politik tabanını genişletiyor. Kamuya ilişkin ihaleler yine bu işletmelere verilerek gelir transferi sağlanıyor.

Dış ticaret politikasına gelince: Devlet dövizle yapılan işlemlere sıkı bir kontrol getiriyor. Vatandaşların yurtdışına transfer ettikleri tasarruflara özellikle dikkat ediliyor. Sıkı kontrollerle tasarrufların kamu harcamalarına, sanayi yatırımlarına akışı sağlanıyor. Sanayi şirketlerine özel olmak üzere düşük döviz kuru üzerinden yardım edilerek rekabet avantajı yaratılıyor. Diplomatik yollarla sadece belirli ülkelere mahsus ticaret anlaşmaları yapılarak karşılıklı avantaj yaratılıyor. Kendi kaynakları kendine yeten bir ülke yaratmak birinci öncelik oluyor.

Ülke ekonomik krizden hızla çıkıyor. Tüm dünyanın ekonomik kriz yaşadığı bir dönemde, hem de üç sene içinde işsizlik sorunu çözülüyor. Üç sene içerisinde altı milyon işsize iş bulunuyor. İşsiz insan kalmaması bir yana, beşinci senede işgücü açığı ortaya çıkıyor. Ancak daha beşinci sene dolmadan, olağanüstü yetkilerle donatılan teknotrata yol veriliyor.

Son olarak, bu dönemde ekonomi politikaları, siyasi/sosyal alanda yükselen milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ile destekleniyor.

Bazı yönlerinin tanıdık geleceği bu hikaye bu bir hayal mahsulü ya da masal değil. Hikayeye tekrar dönmek üzere (eski dilde ‘buraya bir mim koyalım’) bizde son dönemde gözüme takılan haberleri anımsatayım:

• Hükümet krize karşı ilk olarak Türk vatandaşlarının yurtdışındaki tasarruflarına göz dikiyor.
• Bir bakan çıkıp özel şirketleri işçi çıkartmaması için uyarıyor, hatta açık açık tehdit ediyor.
• Başbakan televizyona çıkıp dövizle işlem yapmayın diye sesleniyor, dövizle alışveriş yapanlar adeta vatan haini gibi lanse edilerek kendi çıkarlarını Türkiye’nin çıkarlarının üstünde tutmakla suçlanıyor.
• Aynı konuşmada, Başbakan, krizi GAP yatırımlarıyla, TOKİ yatırımları ile aşacaklarını söylüyor.
• AKP’li bir milletvekili, kur dalgalanmalarına karşın sanayi şirketlerine farklı muamele ile kurun sabitlenmesi yönünde teklif hazırlıyor.
• Başka bir kanun, kiracı-evsahibi arasındaki ödeme şeklini kısıtlıyor.

Bunlar olayın ekonomi cephesi. Politik cephede ise milliyetçilik almış başını gidiyor, açık açık ırkçılık yapılıyor. 17 gencin Türk ordusu tarafından olume gonderilmesini umursamayan savunma bakanı azınlıklar hakkında neresinden baksanız savunulacak yanı olmayan bir demeç veriyor. Başka bir milletvekili özgürlükleri gün be gün kısıtlayan devlete karşı gelenlerin infaz edilmesi yönünde fetva veriyor. Başbakan vatandaşları pompalı tüfekle etnik temizliğe davet ediyor. Dilinde de tek bayrak, tek millet, tek vatan tekerlemesi. Az kaldı, bunun yanına ‘tek lider’i de eklerse tam olacak: “ein Volk, ein Reich, ein Fuhrer”.

Yukarıdaki özetini aktardığım hikaye de 1932-1937 döneminde Nazi Almanya’sını, uyguladıkları ekonomi politikalarını anlatıyor. İktidara gelip sosyalist politikaları uygulayan parti de Nazilerden başkası değil. Adı da zaten Nasyonal Sosyalist. (Meraklısı için, göreve getirilen sonra yol verilen teknokratın adı Hjalmar Schacht. 1939 yılına kadar Nazilerin bürokratı olan Schacht, İkinci Dünya Savaşı bittiğinde bir Nazi toplama kampında idi. Daha sonra yargılandı. Sonradan yazdığı The Magic of Money adında bir kitabı da var.)

Ülke içinde dövizle işlemleri azaltmanın yolu kanun ya da vatan haini ilan etmek değildir. Çözüm, vatandaşın neden dövizi kurtuluş yolu gördüğünün, neden tasarruflarını yurtdışına götürdüğünün nedenlerini anlayıp, buna yol açan düzenlemeleri ortadan kaldırmaktır. Kayıtdışı ekonomiyi azaltmanın yolu kiracıyı ya da evsahibini okkanın altına oturtmak değil, kayıtdışına yol açan politikaları düzeltmekten geçer. Üreticilerin verimsizliğini devlet şemsiyesi ile korumak değil, rekabete açarak yok edebilirsiniz. Bırakın rekabeti, bugün devletten izinsiz indirim bile yapılamıyor.

Vatandaşların özgürlüğünü kısıtlayarak elde edeceğiniz güç, bir gün gelir sizi tepeler. Sosyal dozu abartılmış (ama aslında hardcore sosyalist) ekonomi politikalar ile tabanınızı genişleterek tek bir merkezde birleştirdiğiniz güç sizi faşizme götürür. Dünya henüz sosyalist politikalarla güç kazanıp da faşizme/diktatörlüğe dönmemiş bir lideri görmedi. Hitler’den Stalin’e, Castro’dan Chavez’e, Castro’dan Mao’ya, Saddam’dan Humeyni’ye istediğiniz örneği düşünebilirsiniz. Bugün özgürlüklere vurulan her darbe bizi maalesef Nazi Almanya’sına bir adım daha yaklaştırıyor. Abarttığımı düşünüyorsanız, bugün internet yasaklarında (sigara yasagi) Türkiye’nin adının birlikte listelendiği ülkelere bir göz atın.

Özgürlüklerinize sahip çıkın! Read More!

Murat Belge ve IMF

Sosyalistlerin, ya da devletçilerin, en iyi becerdikleri iş kendi suçlarını başkalarının üzerine yıkmaktır. Murat Belge Taraf'taki yazısında şöyle demiş:

"Bretton Woods Konferansı’nın ürünü olan bu kurumlar, IMF, Dünya Bankası vb., uluslararası kapitalizmin belli başlı kuruluşlarıdır. Bir sosyalistin bu gibi kuruluşlara çok fazla sempatisi olması beklenmez."
Üstad da olsa, bilmediği konulara girince saçmalamak kaçınılmaz oluyor. IMF, Dünya Bankası gibi kurumlar Keynes'in öncülüğünde kurulmuştur. Sosyalizmin, devletçiliğin en büyük ilaç olarak görüldüğü bir dönemde. O gün bu gün, IMF tarafından fix menu olarak her ülkeye dayatılan reçeteler de bizzat Keynes tarafından yazılmıştır. Ama bugün bütün Keynezyen iktisatçılar (iktisat nedir) bu kurumları acımasızca eleştirirler. Üstelik de Keynes'e hiç toz kondurmadan. Bu kurumların ortadan kaldırılmasını savunmak ise Milton Friedman'a düşmüştür. Ama yukarıda da görüldüğü gibi solcular kendi suçlarını kapitalistlerin üzerine yıkarlar.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Murat Belge, yazısının devamında bu konulardan anlamadığını ayrıca belirtmiş zaten. Hakkını tamamen yemeyelim.


Read More!

Kapitalizm, LIberalizm ve Sosyalizm Karikaturu




Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

"I know why you are conservatives -- you favor private enterprise for the poor and socialism for the rich." Gary Hart

Read More!

Sosyalizm ve Kapitalizm: Bu Yaziyi Okumayin

Once again we are seeing Congress and the president offer up the narcotic of socialism. It feels good in the short term, but is addicting in the long term.

Our media would have you think Big Oil profiteering or speculation is the cause of rising gas prices. Only two things are responsible: supply and demand. When was the last time the Democrats voted for oil production, or Republicans for conservation or alternative-energy production?

Nothing controls human behavior like price. People willing to pay $1 for a pint of bottled water should not complain about $4 gas.

Real progress will be made because Americans are smart. They will reward markets that supply their wants and needs at lower costs. Political pressure should keep elected leaders out of the way of the free market’s development of alternative-energy sources and production of more oil here in America.

Many American sources of oil made no economic sense when oil was $30 per barrel, but now are viable and potentially profitable.

Congress should get out of the way and let the free market work, rewarding those willing to take on risk and not bailing out those who make bad decisions.

Kapitalizm works. Socialism does not! Government’s job is to keep the playing field level, enforce transparency, not pander to voters or tax us into a depression.

It’s always so attractive to be able to do good at somebody else’s expense,” Milton Friedman said. “That is the real problem of our government. Government is a way by which every individual believes he can live at the expense of everybody else.”


Bu alıntı da A'dan Z'ye bütün partilerin; dincisinden kemalistine medya'da köşe kapmışların ezici çoğunluğunun sosyalist spectrumda yer aldığı "weirdo" ülkemde pek revaçta olan, ama güdük kalan "sol neden yok" tartışmalarına ithaf.

Borsa Yorumları
Altın Yorumları
Borsa nedir?
Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası
Türev Konu Anlatımı: Türev Nedir
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar
Read More!