Küresel Kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Küresel Kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Quick, More Stimulus!



ThinkMarkets sitesinden güzel bir yorum, bakın derim.


More than thirty-five years have passed since Friedrich Hayek said in his Nobel speech, “The Pretence of Knowledge” (1974):
“The theory which has been guiding monetary and financial policy during the last thirty years… consists in the assertion that there exists a simple positive correlation between total employment and the size of the aggregate demand for goods and services; it leads to the belief that we can permanently assure full employment by maintaining total money expenditure at an appropriate level.”
Paul Krugman, Brad DeLong and others are now calling for bigger and better stimulus in the hopes of decreasing unemployment more rapidly. Most of this is wishful thinking or, should I say, value-signaling. If you care about the poor and middle class, if you realize the irreparable harm that long periods (months, years?) of unemployment may cause, if you recognize the many unmet public sector needs we have, you would doubtless advocate more fiscal stimulus. In an equation: Good Person = Advocate of More Fiscal Stimulus. Read More!

UNDERSTANDING THE NATIONAL DEBT


visualizingeconomics.com'a bakarken gördüm, onlarda Chicago Tribute'den almışlar. Bence oldukça güzel bir grafik, bu tarz grafikler uzun uzun cumleler kurmaya gerek kalmadan, kısaca ozetliyor birçok şeyi...

Read More!

Economics made fun in the face of the economic crisis yada gülün işte :)

Emrah Aydınonat, siyasal bilgiler fakültesi iktisat bölümündeki kaliteli hocalardan biri. Kendisi y.ici ve y.disinda yayınlanmış birçok nitelikli yayına sahip ve benim de takip ettiğim guzel bir blogu var. hatırlarsanız daha önce blogu aracılıgıyla bir konferansa katılmıs ve izlenimlerimi "Lucas, Prescott, Küresel Kriz ve Türkiye " başlıklı bir yazıyla sizlerle paylaşmıştım. Şimdi de blogunda organizatorlugunde bulundugu (bunun dısında iki konferans daha var organizasyonunda bulundugu) "Sempozyum: Economics made fun in the face of the economic crisis" güzel bir sempozyumun tanıtımını yapmış, ben de burdan paylaşıyım istedim. gelelim sonuca. 1) Toplum olarak negatif, olumsuz şeyleri hemen görüp dile getirirken, olumlu, güzel şeyler genelde yeterli derecede destek bulmuyor veya dile getirilmiyor. bu sadece bu ozelde degil genelde boyle. neyse biri bu. 2) iktisatçı John Taylor'ın blogundaki bir yazıyı sizlerle paylaşmak ve sempozyumun konusuna uygun olarak :) ekonomik teorilere biraz gülelim istedim.

Taylor yazısında kısaca şunu söylüyor. IMF'den yeni bir calısma yayınlandı diyor. çalışmada Global Integrated Monetary and Fiscal (GIMF) isminde kompleks ve gelişmiş bir model kulanıldı diyor. ama temelde çalışmanın vardığı sonuc aşağıdaki grafikte diyor (bu arada mümkünse çalışmayı açın, anlasanız da anlamasanız da -bu kısmı onemli değil çünkü- sayfalara bir göz gezdirin ekonomi biliminin eriştiği yüksek formülleri görün:).
Grafikteki GIMF model çizgisi bu adamların modellerine göre, kamu harcaması/ GSYİH'daki %1'lik bir artışın GSYİH'da ne kadarlık bir artışa neden olacağını gösteriyor. aslında bu adamlar benim de beklentime uygun bir sonuca varıyorlar ve diyorlarki, kamu harcaması/ GSYİH'daki %1'lik bir artış en falz GSYİH'da % 0,7'lik bir artışa neden olur sonrada bu etki söner gider. Taylorun ifadesiyle "This means that government spending crowds out other components of GDP (investment, consumption, net exports) immediately and by a large amount. "
Ok. devam. hatırlar mısınız ABD'nin şu bailout dönemlerinde bir paper yayınlanmıştı iki kişinin yayınladığı kim onlar (Christina Romer of the President’s Council of Economic Advisers and Jared Bernstein of the Vice President’s Office. ) grafikteki Romer-Bernstein çizgisi de onların teknik, kompleks çalışmalarının sonucunu veriyor.. haha komik ya..onlar da diyorki, işte %1'lik harcaman sana %1'in üstünde geri döner (yaklaşık 1.6) (bununla ilgili daha önceki yazım Mundell-Fleming Modelinin Zaferi) Taylor diyorki, ben de bu çalışmadan sonra Romer'i "We classified the Romer-Bernstein estimates as old Keynesian. "
ok. şimdi sonucu yazıp işten cıkıyım. sonuç şu, ikisi de manyak matematik, model, veri kullanan iki çalışma biri IMF tarafından biri ABD hükümeti tarfından yapılmış. ekonominin en önde gelen teorisyenleri tarafından yapılmış. SONUÇ: birbirinden tamamen farklı, ters politika sonucu iceren iki çalışma. ekonominin temel teorik sorunu hakkında hemde!!! eğlenceli bilim gercekten :)))
Read More!

Ankara'da Otobüs Biletleri 90 kuruşa indi!!!

Ankara'da bilindiği üzere hukuksal bir karar sonrası belediyenin taşıma ucreti 90 kurusa geriledi. Millet mal bulmuş gibi seviniyor (!) şimdi gelin bir pencere açalım ve bir iktisatçı olarak sizi rdynk'nın bakış acısına götürym.

birincisi, ben burda dolmus, taksi, ozel halk analizi yapmıycam onu belirtiyim.
ikincisi evet doğru millet mal bulmuştur (bu millet içinde bende varım), bu hizmet kullanan herkesin satınalma gücü artmıştır.
ucuncusu, TR bir iktisatcı icin bulunmaz bir yerdir, acık deney alanı olan başka dunyada cok az yer var :)
dorduncusu, ve en önemlisi şu;

bakın ey halkım (siyasetci gibi hitap ettim vay be),

eger kamu sacma sapan harcamalar yapmazsa,
popülist harcamalara kacmazsa,
kriz geldi ayagına sizin vergilerinizi, daha da yetmezmiş gibi cocuklarınızın daha ödemedikleri vergileri ona buna (verimsiz alanlara) harcamazsa,
Ankara'da bugun mucize gibi gelen 90 kurusluk ulaşım,
aslında bir ekonomik realite olur,
sadece Ankara'da degil,
tum Turkiye'de gecerli olur ve satınalma gucunde artıs yaratır,
ve siz, devlet babayı yanınıza cagırmadıgınız icin,
90 kurusa ulaşımınızı saglar,
geri kalan para ile yine sizin istediginiz seyleri tuketirsiniz,
ne onun bunun dagıttıgı doneri,
ne sekeri,
ne de bilmem neyi yemek zorunda kalmazsınız,
birey olarak isteginize uygun hareket eder,
kendiniz icin en mutlu olabileceginiz dunyayı kurmaya calısırsınız!
liberalizm dediğimiz şey de özünde budur işte.
Read More!

Büyük Buhran Sırasında Türkiye Ekonomisi: 1930-1938

Atatürk Yönetiminde Türkiye Ekonomisi: 1924-1929 baslikli yazımızda Cumhuriyet’in ilk 6 yılında Türk ekonomisinin performansına göz atmış ve Atatürk yönetiminde Türk ekonomisinin 6 yılda toplam %79 büyüdüğünü, buna karşılık Amerikan ekonomisinin ise aynı dönemde %21’lik bir performans gösterdiğini ortaya koymuştuk. Bu yazımızda da Büyük Buhran sırasında Türkiye Ekonomisinin ve Atatürk’ün nasıl bir performans gösterdiğine bakacağız. Blogumuzun eski ve değerli yazarı baris ise bu yazımızı eleştiren Cumhuriyet Doneminde Ekonomi baslikli bir yazı yayınlayarak Türk ekonomisinin bu kadar iyi bir performans göstermesinin temel nedeninin öncelikle savaş nedeniyle azalan nüfusun savaştan sonra tekrar artması (özellikle çalışma yaşındaki nüfusun artması), savaş sonrası yıkılan binaların yapılması neticesinde inşaat sektöründeki hızlı büyümenin sanayi üretimini arttırması, (tarım sektöründeki genişlemenin diğer bir nedeni ise) ve dünya tarım ürünleri fiyatlarının artması olduğunu ifade ediyor. 1923-1929 arasında tarım üretiminin neredeyse ikiye katlandığını, oysa kişi başına düşen tarım üretiminin Osmanlı döneminin altında kaldığını ifade ediyor. Sonuç olarak da “Ortada süper bir performans değil, on bir yıllık savaşın yol açtığı yıkımın tamiratı söz konusudur. Büyüme oranlarındaki yükseklik geçici tarım üretimi artışından, ek olarak da inşaat artışından kaynaklanmıştır.” ifadesini kullanıyor.

Ben baştan bu döneme meraktan baktığımı ifade etmiştim, elimizde doğru dürüst veri olduğu da söylenemez. Bu yazıların bir faydası ortaya değişik yerlerde bulunan verileri bir araya toplaması olacak. Barış’ın ifadelerini analiz etmeden önce 1930-1938 arasında Türkiye ekonomisinin nasıl bir performans gösterdiğine bir bakalım. Atatürk yönetiminde Türkiye Büyük Buhranda nasıl bir performans sergilemiş görelim:


Grafikten de göreceğiniz üzere bu 9 yıllık dünya ekonomisinin ve Amerika’nın 20. Yüzyılda yaşadığı en büyük ekonomik daralma döneminde Türkiye ekonomisi ortalama %5,9 büyümüş, kümülatif olarak ise %61 büyümüşüz. Öte taraftan Amerikan ekonomisi ortalama %0,6 ,kümülatif olarak ise %2 büyümüş. Türk ekonomisi Amerikan ekonomisine kıyasla %60 daha fazla bir büyüme gerçekleştirmiş. Yani bahsettiğimiz yüksek büyüme sadece savaş sonrasındaki 6 yıla mahsus değil, sonrasındaki 9 yılda da oldukça yüksek hızlarda ekonomimiz büyümeye devam etmiş. Doğrudur, ortalama büyüme hızı yavaşlamıştır ama Büyük Buhranda %5,9 hızla büyümek öyle yabana atılacak bir performans değildir.

1924-1938 arasındaki 15 yıllık Atatürk yönetimindeki döneme bakarsak ekonomimizin 1923’ün sonuna kıyasla 2,89 katına çıktığını, buna kıyasla Amerikan ekonomisinin ise sadece %23 büyüdüğünü belirtelim. Şimdi de hem baris’in eleştirilerine cevap vermeye çalışalım, hem de büyümemizin bir muhasebesini yapalım.

Akla ilk gelen açıklama nüfusun artması, özellikle çalışabilir erkek nüfusundaki artış. Elimizde Orhan Karaca’nın hesapladığı nüfus rakamları var, bunlar tabii ki 1927 ve 1935 yıllarında yapılan nüfus sayımına dayanıyor. 1938 yılında Türkiye’nin nüfusu 1923 yılına kıyasla %34,5 artış göstermiş. Amerika’nın nüfusu ise sadece %16 yükselmiş. Bu rakamlar bize Amerika’da kişi başına gelirin bu 15 yıllık sürede aşağı yukarı sabit kaldığını, Türkiye’de ise iki katından fazla arttığını gösteriyor. Bu demektir ki nüfusun artması Türkiye’nin 2,89 katına çıkan milli gelirindeki artışın ufak bir kısmını açıklıyor. Belki nüfusdan ziyade çalışabilir insan nüfusu çok arttığı için milli gelirimiz bu kadar çok artmıştır.

Elimizde 1924 yılına ait nüfus dağılımı yok, 1927 nüfus sayımı ise dağılımın dökümünü yapmamış. 1935 ve 1940 yıllarında yapılan nüfus sayımında bu bilgiler var ve bunları geriye çekerek 1924 yılındaki nüfus dağılımını aşağı yukarı hesaplayabiliriz. Bunu yaparken iki tane varsayım kullanacağız. Birincisi 1935-1940 arasındaki ölüm oranının 1924-1935 arasında da değişmediğini varsayacağız. Ikincisi 1935 nüfus sayımında 10-14 yaş kategorisinde olanların 1930 yılında 5-9 yaş kategorisinde, 1925 yılında ise 0-4 yaş kategorisinde olduğunu varsayacağız (araya ekstradan insanlar girip çıkmayacak).

1935 yılında 10-14 yaş grubunda olan 1 milyon 595 bin kişi varmış, 1940 yılında ise 15-19 yaş kategorisindekilerin sayısı 1 milyon 526 milyon imiş. Bu yaş grubu 5 yılda %4,3 ölümler veya ölçüm hataları nedeniyle azalmış. 1935 yılında 15-19 yaş grubunda 1 milyon 45 bin kişi varken, 1940 yılında 20-24 yaş grubunda 1 milyon 42 bin kişi varmış. Bu yaş grubu ise 5 yılda sadece %0,2 azalmış. Istatistikler tutulurken muhtemelen insanlara yaşları sözlü olarak soruluyordu. O yüzden bu konuda bir miktar ölçüm hatası var, ancak genele baktığımız zaman ölçüm hataları birbirlerini nötralize ederek toplamdaki hata bizim amacımız için önemsiz olacaktır. Şimdi bu hesapladığımız oranları kullanarak 1935 yılında 20-24 yaş grubunda olan 1 milyon 389 bin kişinin 1930 yılında 15-19 yaş grubunda olduklarını ve sayılarının ise 1930 yılında 1 milyon 392 bin ve 1925 yılında ise 1 milyon 455 bin olduğunu hesaplıyoruz. Sonra bunu tüm yaş grupları için tekrarlıyoruz. Bu yöntemi kullanarak 1925 yılı için hesapladığımız toplam nüfus Orhan Karaca’dan aldığımız 1923 yılı toplam nüfusuna eşit çıkıyor. Yöntemde ekstra düzeltme yapmak yerine biz de 1925 nüfus dağılımı ile 1940 yılı nüfus dağılımını karşılaştırmaya karar veriyoruz. Amacımız çalışabilir insan sayısındaki değişimi ölçmek olduğu için bunda çok büyük bir sakınca yok. Nüfus dağılımı şu şekilde:

Çalışma yaşını 15-54 olarak varsayarsak 1925 yılında 6 milyon 779 bin kişi çalışma yaşında imiş, 1940 yılında ise bu rakam 8 milyon 760 bine yükselmiş. Yani artış oranı %29,2 olarak gerçekleşmiş. Yok nüfusun önemli bir kısmı tarımda çalıştığı için 10-14 yaş grubunu da çalışabilir insanlar arasına koymalıyız derseniz bu sefer artış oranı %32,9’a yükseliyor ama doğumlarda bir bebek patlaması yaşandığı için toplam nüfus artışında gözlemlediğimiz %34,5 rakamına ulaşamıyor.

Buraya kadar olan kısmı özetleyecek olursak nüfus artışı büyüme rakamları üzerine pozitif etki eden bir faktör olduğu için ayrıca kişi başına düşen milli gelirdeki artış oranları hesaplanır. Bunu yaptığımız vakit 1924-1938 arasında ortalama kişi başına düşen milli gelirin yıllık %5,73 arttığını görüyoruz. Cumhuriyet tarihinin geride kalan 71 yılında ise bu rakam ortalama yıllık %2,17. Bu demektir ki Türkiye’nin ve Atatürk’ün bu dönemdeki performansını açıklayan başka bir faktör bulmamız gerekecek.

Baris’in önerdiği diğer bir faktör ise tarım fiyatlarındaki artışın Türkiye’nin büyümesini körüklediği, nasıl bugün petrol ihraç eden ülkeler büyük hızlarda büyüyorlarsa Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk yönetimindeki Türk ekonomisi de ekonomi tarıma dayalı olduğu için ve tarım fiyatları yükseldiği için yüksek hızlarla büyümüştür diyor. Açıkcası bu konuda pek bir bilgim yoktu, nasıl olduysa Minneapolis Fed sayfasında Italya’ya ait tarım ürünleri fiyat endeksine ulaşmayı başardım. Türkiye ile benzer iklime sahip Italya’da tarım ürünleri fiyat endeksi şu şekilde gelişmiş:


Göreceğiniz üzere 1924 yılında tarım fiyatları gerilemiş olmasına rağmen, 1925 yılında %25, 1926 yılında ise %9 artış göstermiş. Daha sonra ise fiyatlar gerilemeye başlamış ve 1927 yılında %14 düşmüş. Hatırlarsanız 1927 yılında Türkiye ekonomisi de %10’dan daha yüksek bir hızla küçülmüştü. Demek ki tarım fiyatlarındaki düşüşün de bunda bir etkisi var. Düşüş 1928 yılında %4, 1929 yılında %6 olarak gerçekleşmiş. Büyük Buhran'ın başlaması tarım fiyatları üzerinde hiç de iyi bir etki yapmamış ve 1930 ve 1931 yıllarının her birinde fiyatlar %16 daha düşmüş. 1932 yılında fiyatlar tüm bu düşüşlerin üzerine %5 daha düşmüş, ve 1933 yılında ise bir kez daha %11 düşerek 1925 yılındaki seviyesinin yarısına inmiştir. Her ne kadar Cumhuriyetin hemen başlangıcındaki 3 yılın ikisinde tarım fiyatları yükselmişse de sonrasında düşmeye başlamış ve Büyük Buhran sırasında ise yarı yarıya düşerek ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olan Türkiye’yi herkesten çok etkilemiş olmalıdır.

Ihracat rakamlarımıza (DTM'den aldim rakamlari) baktığımız zaman resim daha da netleşiyor. 1924 yılında tarım fiyatları düşmesine rağmen ihracatımız %61 artış göstermiş. 1925 yılında ihracattaki artış ile fiyat artışı orantılı; 1926 yılında ise fiyatlar artmasına rağmen ihracat azalmış. Ihracat rakamlarını tarım fiyatları endeksine bölerek bir “reel ihracat endeksi” oluşturdum, ondaki hareketleri takip ederseniz ihracatın 1933 yılına kadar tarım fiyatlarıyla paralel seyrettiğini görürsünüz, 1933’den 1938’e kadar geçen sürede ise bir ihracat patlaması yaşadığımız ve bunun fiyatlarla bir alakasının olmadığı görülüyor. Ikinci Dünya Savaşının başlamasıyla işler tekrar bozuluyor ama bu Atatürk’ün değil Ismet Inönü’nün yönetimi altında gerçekleşiyor ve daha sonraki bir yazının konusu.

Bu faktörü de özetleyecek olursak 1924-1938 arasındaki ortalama tarım fiyatları yükselmemiş, düşmüştür. Ilk yıllarda yelkenlerimizi rüzgarla doldurmuş olmasına rağmen daha sonraki yıllarda verdiğinden çok daha fazlasını geri almıştır. O yüzden de Atatürk’ün 15 yıllık performansında önemli bir katkı yaptığı söylenemez.

Değerli Dostlarım. Atatürk genel hatları itibariyle Cumhuriyet tarihinin en başarılı 15 yıllık ekonomik performansını göstermiştir. Doğrudur, bunda savaştan çıkmış olmamızın katkısı vardır, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarım fiyatlarının 2-3 yıl yüksek seyretmesinin de payı vardır. Ancak savaşın yaraları sarıldıktan sonra ve tarım fiyatları yarı yarıya düşerken dahi ülkemiz şimdiki ortalamasının üzerinde büyümüştür. Büyük Buhranın ortasında 1930-1938 döneminde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama %5,9 büyümüş. Büyük Buhranla karşılaştırılamayacak kadar hafif geçen 2007-2009 döneminde Türkiye ekonomisi %0 ile yerinde saymıştır. Atatürk Türk ekonomisinin Cumhuriyet tarihinin en iyi performansını göstermesini sağlamıştır, daha iyisi sonradan maalesef çıkmamıştır.

Şimdi bundan Atatürk’ün her aldığı ekonomik karar doğruydu anlamı çıkarılmasın. Yapılan büyük yanlışlar da var. Mesela yabancıların işletmesi altında olan kurumların devletleştirilmesi, ekonominin dışarıya kapatılması gibi mevzular Atatürk’ün attığı yanlış adımlar arasındadır. Ülkenin büyümek için dış kaynağa en fazla ihtiyacı olduğu dönemlerde elimizdeki sermaye ile ek yatirim yapacagimiza mevcut ozel sirketleri satin alip sermayeyi kacirmisiz, diğer büyük ülkelerin gazına gelerek ekonomiyi dışarı kapatmış ve kendi kendimize zarar vermişizdir. Atatürk’ün başarısının sırrı inanmayacaksınız ama devlet eliyle ekonomiye yön vermektir. Bu özellikle ufak ve gelişmemiş ekonomilerde kaynaklar tam olarak kullanılmadığı zamanlarda büyük büyüme hızları yaratıyor. Insanlar devlet tarafından eğitilip yetenekleri (goreceli olarak) arttırılıyor, kaynaklar üretimin emrine veriliyor, altyapı yatırımları yapılıyor (Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan şarkısını hatırladınız mı?), devletin koruması altında sanayi kuruluyor, vs. Tüm bunların neticesinde ekonominin yüksek hızlarda büyümesi sürpriz olmuyor.

Problem bu tür devletçi yaklaşımların bir müddet sonra tıkanmasında. Atıl kaynaklar üretimin hizmetine sokulduktan sonra verimsiz bir şekilde kullanılıyor olsalar bile (hiç kullanılmadıkları zamana kıyasla) ekonominin büyümesine katkı sağlıyorlar. Bu ilk aşamayı atlattıktan sonra devlet tarafından işletilen kurumları özel sektöre devredip daha verimli ve daha akıllı çalışmalarını sağlamak gerekiyor, yarattigimiz tekellerin kor topal 80 sene daha devam etmesini saglamak degil. Sosyalizmin tökezlediği nokta burası oldu. Türkiye’nin tökezlediği nokta da burası oldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında insanların benliklerine işleyen sosyalizm mantığından daha sonra bir türlü tam olarak kurtulamadık. Bugün dahi insanlar kalkıp eski tekerlemeleri önümüze getirip devletin piyasalarda aktif olarak oyuncu veya fiyatları düzenleyen bir rol almasını talep ediyorlar.

Atatürk yaşıyor olsaydı nasıl bir yol izlerdi bilmiyoruz. Ancak Atatürk’ten sonra gelenlerin ne tür bir performans sergilediğini biliyoruz. Atatürk’ten önce gelenlerin de nasıl bir performans sergilediği ortada. Her lider kendinden öncekilerin miras bıraktığı ülkeyi devralır ama kendisine dağıtılan kartları nasıl oynayacağına da kendisi karar verir. Atatürk bence kendisine dağıtılan kağıtları gayet güzel oynamıştır, rakamlar da bunu göstermektedir. Daha sonraki hiç bir 15 yıllık süreçte Türkiye bu kadar başarılı bir ekonomik performans göstermemiştir. Içerisinde büyük buhranın yer aldığı 1929-1938 döneminde dahi ekonomimiz ondan sonraki herhangi bir 10 yıllık zaman diliminden daha iyi bir performans göstermiştir. Atatürk 80 sene öncesinden “Küresel kriz öyle teğet geçmez, böyle teğet geçer” diyerek bugünün politikacılarına el sallamaktadır. Read More!

Yeni Balonlara Dikkat

Mahfi Eğilmez'in bugünki yazısından...
Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir
Read More!

Kara Mizah ve Uğur Gürses

Medyadaki yazarların hemen hepsi (hatta bu konuda en güvendiğim deniz gokce bile) hukumetin bir programı olmadıgını, devletin maliye poltiikası uygulamalarıyla piyasaya mudahale etmesi gerektigini defaatle soyleyip durdular. ugur gurses de bunlardan biri son yazısında kara mizah deyince bende dayanamadım, yazıyı sizin için baştan okudum. Buyrun yazıya (bold yazılar vurgulama ve parantez içleri bana ait):

Son 3-4 aylık dönemde, ABD’de 3 milyar dolar, Almanya’da 5 milyar avroluk nakit teşvikiyle desteklenen otomotivde hurda teşviki, çok başarılı oldu. Kişi sayısıyla ifade edersek; bu teşviklerden yararlanarak otomobil satın alan kişi sayısı, ABD’de 800 bin, Almanya’da 2 milyon kişiye yaklaştı. Özellikle Almanya’da otomotiv sektörü satışlarında son 10 yılın rekoruna ulaşıldı. Şimdi bu teşviklerin sonuna gelindi. Görünen o ki, özel tüketim alanında, otomotiv gibi büyük bir teşvikle hareketlenen harcamaları ve tüketimi devam ettirecek yeni bir ivme yok. Özel tüketime destek sağlayacak kredi mekanizmalarında yeni bir gelişme de yok. Gelişmiş ülkelerde yeni bir öyküye ihtiyaç var. (Ben bu sozlere guluyorum. Krizin basından beri okuyanlar bilir bu tarz tesviklerin gecici etkisi oldugunu hatta belirsizliği uzatarak hastalık suresini uzattıgını soyluyoruz. ana meselenin finans piyasasının yeniden yapılandırılması oldugunu ve bunun eskiyi koruyarak degil, sistemi bastan kurarak olabileceğini soyluyoruz! taşıma suyla degirmen donmez...)

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran NedirAltın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Ekim 2008’de tavana ulaşan küresel mali krizin birinci yılına yaklaşırken; para politikalarında faiz indirimlerinin sonuna gelindi. Gelişmiş merkez bankalarının elinde sadece miktarsal genişleme yaratabilecek olanaklar kaldı. Yani merkez bankalarının, piyasalardan tahvil satın alarak piyasaya para sürmesi olanağı var. (para politikasının sınırlarında geziliyor, ok bunu anladık)

Ancak Ekim 2008 darbesini yiyen finansal kesim, kredi kullandırmakta pek istekli değil. (Cunku kazanacakları şeyin kagıt para mı yoksa adam gibi reel satın alma gucu olan bisey mi olacagını bilmiyorlar, oyunun kuralları acık degil)

Aslında Ekim 2008 ve devamını getiren temel sorun; ne finansal kesimde iyileştirici yapısal bir ‘restorasyon’ yapılmış durumda, ne de finansal kesimin birbirine olan güvensizliği sorunu çözüme ulaşmış durumda. Ekim 2008’den bu yana, finansal kuruluşlar daha bir ‘kamu şemsiyesi’ altına alınmış durumdalar. İster sermaye konulmuş olsun, ister mevduat güvencesi artırımı ile olsun, isterse fiyatlanamaz hale gelen bilanço varlıklarının değerlemesinde gösterilen kolaylıklarla olsun. Ama finansal varlıkların borsa değerlerini olabildiğince yukarı taşımaktan öteye gitmiyor, sorunları çözmeye yetmiyor bu destekler. Sadece ayakta kalmaya yarayan kararlardı bunlar. Ekim 2008 koşullarına uygun doğrulardı da aynı zamanda. Ancak orta vadeli olarak bu kararlar yetmiyor. Hem finansal kesimin iyileştirilmesi açısından, hem de hane halkının güveni ve reel kesimin toparlanması açısından. Faiz indirimlerinin ile merkez bankalarının sert parasal genişleme adımları ve hâttâ kararlı politika duruşlarının etkisiyle finansal varlık fiyatları yüzde 50’lere varan artışlar gösterdi. (Evet ne guzel agzındaki bakla bu, temel sorun sadece ertelendi)

Son 3-4 aylık dönem, kriz psikolojisinin kırılması açısından önemli bir kazanım oldu. Buna eşlik eden destekleyici unsur, finansal varlık fiyatlarındaki artıştı. Finansal varlık fiyatlarının artışı neredeyse ‘kriz bitti mi?’ sorularını sorduracak derecede yanılsama yarattı. ABD ve AB’deki konut fiyatlarındaki gelişim, reel kesimdeki talep ve bekleyişlerin pek de iyi olmadığı hakkında fikir vermektedir.

Ancak devamlı ileriye bakıyorsanız, küresel ekonomilerde özellikle gelişmiş ülkeler kaynaklı yeni bir öykünün olmadığını görmek o kadar da zor değil. Ekim 2008’in birinci yıldönümüne yaklaşırken, tekrar ABD ve AB’deki finansal kesimdeki zayıflıkların ön plana çıkıyor olması rahatsız edicidir. İspanya’daki bankacılık kesiminin ne kadar zarar sakladığının tartışması çoktan başlamıştır. (dogru sorunda bu zaten, bunye hala iyileşebilmiş değil, oykuyu devlet degil girişimci yazar, girişimci ise oncelikle hukuk ister)


Böyle yeni bir sürece girilirken, ülkemizde ne ciddiye alınabilecek bir programın ne de referans olabilecek bir bütçenin olmaması, ‘çalışmaların hâlâ sürüyor olması’ kara mizah sınırını aşmaktadır artık! (Waw işte bu süper, ne guzel acıkladın, ulkeler butcelerinin icine s.ctı, para politikasını son noktaya getirdi ama krizin 1 senesi gecmesini ragmen bir arpa boyu yol katedemediler diye. riskler hala duruyor, finans kesimi saglıklı degil, reel sektor oturmus degil, ustune enflasyon ve butce sorunları kapımızda ! eee hala diyorsunki program ve referans butce, adamlar sizin gibi mudahale mudahale diyenlerin yuzunden programda yaptı bilmem kactane pakette acıkladı, şimdi onca paketten sonra sen cıkıp diyorsun ki "referans butce" ne referansı kardeşim referansımı kalır sen basit bir aile olarak ogullarına sunu yap bunu oduycem suna su kadar destek falan filan desen tek bir ailenin butcesini referans yapamazsın, şimdi cık devlet referans butce yapsın de! zamanında uygulanan sacma tesvik ve destekler de sonradan vergi ve fiyat artışları olarak cıksın bizden. ondan sonra bizde beklentiler, istikrar falan diyelim uyarı diye yazılar yazalım falan da filan!!!!)
Read More!

Faiz Oranlari Ne Olur?

T'Pol, bazı yazılarında acaba bizim rdynk borsa, dolar, faiz konularında ne dusunuyor dedi. bende ilk fırsatta yazacagımı soyledim, ama iş yogunlugu bu tarz bir tartisma icin kafamı toplamama ve analiz yapmama pek imkan vermedi. Sonra anladım ki, bu herkesin sorunu başta da iktisat teorisyenlerinin!

Bu tarz bir kriz ortamında, parasal aktarım mekanizması nasıl calısır, calısır mı? maliye politikası ne kadar etkilidir? etkili midir yada zararlı mıdır? Tum bunların bu derece sorgulanmasının altında ise, sistemin finansal olarak iflas etmesi yatıyor aslında. "Yanlış Değerlendirme" önemli bir problem olarak duruyor bu durumda. Şimdi o halde finansal ve reel varlıklar tekrardan nasıl neye göre değerlendirilecek? Bu ortamda ulke paraları, faizleri, borsaları nasıl hareket edecek ve reel olarak bizler en karlı hangi durumda cıkacagız.

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

Bildiğimiz ilk şey, para politikasında tum dunyada agresif bir tavrın izlenerek faizlerde ciddi düşüşlerin oldugu ve özellikle FED'in sistemi kilitleyen toksit varlıklardan kurtulmak icin her yonteme basvurarak bilancosunu kısa sürede iki katına cıkardıgı. ikinci bildigimiz, para politikasının ardından yine agresif bir maliye politikasının izlendiği. Peki Sonuc:

i) krizin negatif buyume etkilerinden gittikce kurtuldugu
ii) bununla birlikte sistemin reel ayagının oldukca sakat oldugu, buyumenin "yavas ve kademeli" olması lafının da bunu ima ettiği
iii) sistemin bir finansal ayagının bulunmadığı!
iv) dünyada pompalanan para, ekonomik büyümede dolayısıyla talep de bir artış olmamasına rağmen, emtia fiyatlarına yükseliş, borsaya yükseliş, faizlere düşüş olarak yansıdı. 31.12.2008'den gunumuze Brezilya borsası % 91, TR borsası %75, Rusya % 54 arttı. petrol % 104 arttı. Tr'de dibs faiz oranları % 16'lardan %10'un altına geriledi. Dolar kuru 1.5'lerin altına geriledi. Doğal olarak dolar/euro çarpraz kuru yukseldi.

bundan sonra ne olur ?

bundan sonraki gelişmeler bana göre tamamen "ekonomik büyümeye" ve "finansal sektörün yeniden yapılandırılmasına" bağlı, bu iki bileşende pozitif ilerlemeler görülürse,

dolar değer kazanır,
enflasyon baskısı bir nebze olsun hafifletilebilir,
faizler yukselir,
Şu anda şişen borsalar (Borsa Yorumları) önce bir duzeltme yaşar, (bu yolda ilerlese dunya ciddi düşüşler pek olası görülmüyor, sadece 33.000-34.000'ler gibi benim o zaman dahi yuksek buldugum oranlara geriler), sonra nisbeten daha yavaş bir artış eğiliminde artmaya başlar.
altın yukarıdaki kabulde bile cok fazla değer kaybetmez, finansal mimarinin oturtulması, testi ve onayı süreci bile altının degerli kalması icin yeterli bir neden.

diğer durumda ne mi olur? iktisat (iktisat nedir) teorisi baştan yazılır. dolar dunya parası olma ozelliğini kaybeder. faizler anlamını kaybetmeye başlar. borsa morsa kalmaz. dunya yeni kurallarını zorla koyar ve uygulamaya başlar.

her iki durumda da eğitimli, akıllı, kişiler karlı çıkar.

Bu konu ile diger alakali bir yazi ise Borsa Nasıl Oynanır? En Sağlam Tüyolar baslikli yazimizdir. Read More!

Taylor Kuralı ve Kriz

Vaktim yok dedim ama karşıma gelen bazı şeyleri de paylaşmadan edemiyorum. kısaca hemen konuya giriyim, Mankiwin yeni baskısı gelecek, merakla bekliyorum. neyse kitabın yeni chapterini nete koymus ona bakarken taylor kuralına rasladım ve bugunki krizi FED'in dogurdugu ile ilgili kanıma bir yenisini eklemiş oldum. Taylor kuralı şunu soyluyor:

Komünizm nedir    iktisat Nedir  Devlet Üniversiteleri  Eğitim Nedir  Dejavu Nedir  Bilgi Nedir  Wifi Nedir    Teknoloji Nedir

FED in nominal faiz oranları= enflasyon + 2 + 0.5(enflasyon - 2) + 0.5(GSYİH açığı)

şimdi buna göre hesaplanmış grafik aşağıda, ne demek istediğim grafiğin ustunde var zaten, yani FED faiz oranlarını olması gerekenin oldukca altında tuttu, genişleyici para politikası ile ekonominin dengesini bozdu, küresel finans piyasasının yeni aracları olan Turev araclarla bulusunca da barutla dinamite benzedi ve Kriz patladı! olay bu.
Read More!

Değerlendirme Yazısı

Merkezin enflasyon raporu yayınlandı. Agırlıklı olarak bu rapordan olmak uzere ekonomiye bir bakalım.


  • Krizin Genel Yapısı
Merkezin kriz hakkındaki degerlendirmesi şöyle: "...krizin en yoğun dönemlerinin geride kaldığına işaret etmiştir. Bununla birlikte, iktisadi faaliyete dair öncü göstergelerdeki iyileşmenin yavaş olması, kredi piyasalarındaki sorunların devam etmesi ve istihdam koşullarındaki zayıflamanın sürmesi kriz sonrası toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağını teyit etmiştir." buna bende katılıyorum, zaten bunun boyle olacagı daha krizin başında belli idi. finans sektöründe oluşturulacak yeni yapı belirginleşmeden de dunya ekonomisinde hızlı bir çıkış beklemiyorum ben. Açıkcası para ve maliye politikalarının oldukca agresif bicimde kullanılması benim beklediğim 2.cokusu ortadan kaldırmıs ve bugun IMKBde gordugumuz gibi ciddi nominal degişimleri beraberinde getirmiş olsa da bu durum "kriz sonrası toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağını" da garanti etmiştir.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

  • TR'de Enflasyon
"yakın dönemde politika faizlerinde bir miktar daha indirim gerçekleştirildiği ve sonrasında faizlerin 2010 yılı sonuna kadar sabit tutulduğu varsayımı altında; enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2009 yıl sonunda yüzde 4,9 ile 6,9 aralığında (orta noktası yüzde 5,9), 2010 yıl sonunda ise yüzde 3,7 ile 6,9 aralığında (orta noktası yüzde 5,3) gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Enflasyonun 2011 yıl sonunda yüzde 4,9, 2012 yıl ortasında ise yüzde 4,8 seviyesine gerileyeceği öngörülmektedir". Merkezin 2009 yıl sonu resmi hedefinin 7.5, 2010 hedefinin ise 6.5 oldugu göz önüne alındığında; enflasyonun hedeflerin altında kalacağını deklare etmektedir merkez. bu acıdan Enflasyon Hedeflemesinin hedefden +/- sapmasının sorun yapılması gerekirken (yani hedefin altında kalmak da bir başarısızlık iken) bunun sorun olarak görülmediği, açıkca büyümeye odaklanıldığı görülmektedir.

ayrıca merkez "Güncellenen tahminler, politika faizinin oldukça uzun bir süre düşük düzeylerde tutulması durumunda dahi, toplam talep koşullarının enflasyondaki düşüşe verdiği desteğin önümüzdeki iki yıl boyunca süreceğini göstermektedir." dogru toparlanma dunyada yavas ve kademeli olacak ama ben talep etkisinin TR icin 2012nin ortalarına kadar sureceğini beklemiyorum. aksine parasal ve mali gevsemelerin etkisi, TRnin saglam finans yapısı ile birlikte toplam talebin enflasyon oranlari üzerindeki baskısının cok daha kısa zamanda hissedilebilecegini dusunuyorum. Buradaki toplam talep baskısı olayında aslında potansiyel arz cok onemli bence potansiyel arzın da gerilediği varsayımı altında talebin baskısını daha erken göstermesi söz konusu, ustelik siz mikro pazarlarınızı duzenlemeden enflasyonda kalıcı bir duzelme beklememelisiniz. bu acıdan 2009 icin degil ama 2010 icin % 5.3 hedefi bence oldukca dusuk!

bu noktadan hareketle merkezin "2010 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonun kademeli bir düşüş eğilimine girerek 2011 yıl sonu hedefi olan yüzde 5,5 düzeyinin bir miktar altında istikrar kazanacağı öngörülmektedir. Bu çerçevede, iktisadi birimlerin orta vadeli sözleşmelerinde ve planlamalarında bu düzeyleri referans olarak alması, fiyatlama davranışlarını buna göre oluşturması, enflasyon katılığını azaltarak iktisadi faaliyetteki toparlanmayı destekleyecektir." ongorusu ve cagrısı da tutarsız. ben orta vadede %7'den aşağısını referans almazdım.

  • Dünyada Kriz Bitti Mi?
"Gelişmiş ülkelerin sanayi üretim endeksleri incelediğinde, yıllık gerilemedeki hızlanma eğiliminin Şubat ayından itibaren durduğu gözlenmektedir. Gelişmekte olan ülkeler sanayi üretim endeksinde de benzer bir eğilim dikkat çekmektedir."

  • Büyüme Tahminleri Yukarı Yönlü revize ediliyor.

  • Ekonomik Teorinin Esnek Fiyatlar varsayımı
"Enflasyon oranları ülke bazında karşılaştırıldığında, 2009 yılı Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ABD’de genel enflasyonun yüzde 5’ten yüzde -1,4’e, Japonya’da yüzde 2’den yüzde -1,1’e, Euro Bölgesi Uyumlulaştırılmış Tüketici Fiyat Endeksi (Harmonised Index of Consumer Prices - HICP) enflasyonunun ise yüzde 4’ten yüzde -0,15’e gerilediği görülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerden Çin’e bakıldığında ise yıllık enflasyon oranının 2008 yılının Mayıs ayındaki yüzde 7,7’lik değerinden 2009 yılının Mayıs ayı itibarıyla yüzde –1,4’e düştüğü görülmektedir."

  • Para Politikası

"ABD’de alınan genişletici parasal tedbirlere rağmen piyasa faizlerinin yüksekliği para politikasının etkinliğini zayıflatmaktadır." Paranın reel ekonomi ile olan ilişkisini bir kere muğlak ve sorunlu hale getirdiniz mi, parasal aktarım mekanizmasına da sahip cıkamazsınız. eger para kagıt olmaya baslıyorsa, degeri hakkında bir yargıya varılamıyorsa, grafikte goruldugu gibi bilancolarınızı şişirmeniz ve faiz oranlarını dusurmeniz pek bir işe yaramaz, reel ekonomiye gitmesini beklediğiniz paralar borsalarınızı şişirir, paranızın degerini dusurur. enflasyon bir finansal istikrar gostergesi olmaktan cıkar ve siz bir sisin içinde yol alırsınız.

  • TR icin nisbeten guzel haberler; istihdam, risk göstergeleri, dusen reel faiz...

"Dengeleyici maliye politikaları, mali sürdürülebilirlik kaygılarını canlandırmadığı sürece ekonomik harcamaları desteklemektedir. Aksi taktirde borcun sürdürülebilirliği kaygılarını artırarak bekleyişleri olumsuz etkileyebilmekte ve ekonominin uzun dönem büyüme potansiyelini zayıflatabilmektedir." Alın size mali sürdürülebilirlik kaygılarını canlandırma, yine raporda hemen bir kac alt paragraftan "bütçe üzerinde oluşturduğu yükü telafi etmek amacıyla tütün ürünlerine uygulanan vergiler ve akaryakıt ürünleri üzerindeki ÖTV artırılmıştır."

  • Ayrıca Merkez raporunda tam 6 kez "en kötünün geride kaldığı" ifadesini kullanmış. sanırım Durmus Yılmaz'ın Tünel benzetmesini unutmuşlar veya unutturmak istiyorlar.
Krizi Değerlendirdiğimiz yazılar devam edecek...Ayrıca T'pol'ün sorusunu cevaplandırıp, Ekonomix'in ne hakkında kapıştığımızı hatırlamasını sağlayacağız.
Read More!

Lucas, Prescott, Küresel Kriz ve Türkiye

İktisadi Dinamikler Derneği 1 Temmuz’da İstanbul’da Küresel Krizi konu alan “Kriz Sonrası Küresel Ekonomik Düzen ve Türkiye Ekonomisi” başlıklı bir toplantı düzenledi. Uzun süredir bu toplantı hakkında biseyler yazmak istiyordum, ama zaman darlığından fırsat bulamıyordum. Şimdi birşeyler yazmaya çalışıyım. Öncelikle toplantıdan Emrah Aydınonat’ın blogu sayesinde haberim oldu. İki Nobel ödüllü iktisatçıyı dinleme fırsatını bu şekilde elde ettim, kendisine teşekkür ediyorum.

Toplantıdaki tüm sunumlara buradan ulaşabilirsiniz, fakat ben Lucas ve Prescott'ın sunumlarına odaklanmak istiyorum izninizle. Yeni klasik iktisatın öncülerinden 1995 nobel ödülü sahibi Robert Lucas’ın ilk olarak bu krizin 1929 Büyük Buhranına benzemediğini ve ona göre oldukça zayıf, normal bir 2.dünya savaşı sonrası daralma dönemlerinden biri (fakat etkili biri) olduğunu vurguladığını belirtelim. Zaten hem lucas, hem de prescott aşağıdaki grafiği kullandılar. Aşağıdaki grafik bize neyi gösteriyor, 1870–2008 ABD reel üretiminin logaritmik halini gösteriyor. 1929 Krizi açıkça görülüyor. Neyse biz devam edelim.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir


Lucas diyorki, Friedman’ın da belirttiği gibi 1929 krizinde FED para arzını kısarak krizin süre ve şiddetini artırmıştır. Bununla birlikte FED genişleyici para politikası izlemiştir. Örneğin, 2008’in 8. ayından 2009’un Şubat ayına kadar M1 % 24, M2 % 15 artmıştır. Bu nedenle ABD ne 1930’lu yılları nede Japonyanın kaybettiği 1990’ları yaşıyacaktır. Diğer bir deyişle, Büyük Bunalımdan öğrenilmesi gereken 1. ders öğrenilmiştir. Ha peki ne yapılmıştır (ki bu bizim 2.dersimiz) uzun dönemli büyümeye zarar veren maliye politikası kullanılmıştır. Nitekim ABDde de bir iyileşme henüz söz konusu değildir. Bu müdahaleler ekonominin trend büyümesine (grafikteki kırmızı çizgi) dönmesini de geciktirmektedir .

Peki Turkiye icin ne dedi Lucas amcamız. ABD’de başlayan kriz tüm dünyayı etkilemektedir, Gelişmekte olan ülkeler güçlü büyüme oranlarına sahip olsalar bile, gelişmiş ülkelere göre daha değişken (volatilitesi yüksek) büyüme oranlarına sahiptirler ve Türkiye’de bu gruptadır. Önemli olan temel noktalara odaklanmaktır. Bu kriz geçici bir geri gidiştir, fakat bu durum gececektir. Önemli olan uzun dönemli büyümeyi tehdit eden politikalardan kacınmaktır.

Kısaca şöyle, Lucas TR icin özelde pek birsey söylemedi ama acıkcası ben de bunu beklemiyordum. Adam koskoca bir iktisat teorisi oluşturmuş, genel doğrular oturtmuş özellikle büyüme ile ilgili. Ve bize de diyorki ABD para politikası açısından doğru bir adım attı ama maliye politikası gelecekteki büyümesine zarar verecek nitelikte. Siz yüksek büyüme potansiyeline sahipsiniz bu nedenle ABDden bile daha dikkatli olmalısınız maliye politikası konusunda.

Peki reel konjonktür okulunun önderlerinden 2004 nobel ödülü sahibi Prescott ne dedi. Öncelikle aynı şeyi dedi, hadi ordan bu kriz 1929 krizinin yanından bile gecmez. İkinci olarak, teorinin para politikasının ve maliye politikasının reel etkilerinin abartılmaması gerektiği yönünde olduğunu belirtti. Başka ne dedi. ABD’nin 1960 ve 1995-2000 büyümesinin teknology-driven olduğunu ve 1980’lerdeki genişlemenin ise vergi kesintilerine dayandığını söyledi.

Şimdiki krizin faturası, kurtarma operasyonları nedeniyle ABD vergi ödeyicisi tarafından yüklenmekte. Bunun anlamı gelecekteki yüksek vergi oranları ve bugünkü üretimin zarar görmesi. Bu nedenle prescott ABD’nin stimulus planını “depressant plan” olarak isimlendiriyor. Bu noktadan sonra benim de önem verdiğim bir noktaya geliyor. Avrupa’da 1970’lerde marjinal efektif vergi oranının % 40 olduğunu, bugun ise bu oranın % 60’lara cıktıgını belirtiyor. Avrupalılar 1970’e göre bugun aynı miktarda calısmalarına ragmen daha yuksek oranda vergi ödemekteler. Prescott bunu desteklemek icin aşağıdaki grafiği kullandı. Yani ABD vergilerini % 40’dan % 60’a çıkarsa da vergi gelirlerinde kayda değer bir artış olmazken, kişi başı gelirde azalma söz konusu.
Peki sonucta Turkiye ne yapmalı:
* Verimliliğini artırmalı.
* daha açık, rekabetçi olmalı
* daha düşük marjinal vergi oranlarına sahip olmalı, çünkü bu durum kayıtdışı ekonomiyi küçültürken, daha verimli olan kayıtlı sektörü büyütüyor. Ve İstihdamı artırıyor.

peki ben ne diyordum. TR de genişleyici para politikasını Merkez iyi yonetiyor, faiz indirimlerinin zamanlaması ve ölçüsü yerindeydi. maliye poltiikası ise, kötü yönetiliyor. ucu acık, belirsiz ve herhangi bir orta vadeli cerceveye sahip değil. bilen biliyor ben devletin harcama artırıcı onlemler yerine, maliye politikasında vergi indirimlerine gitmesini daha uygun buluyorum.

ha birde sunu eklemem lazım. salonda cok sey bildigini sanan marx kalıntıları bircok fosil vardı. kimi akademisyen, kimi aydın(!), kimi bilmem ne bela. hepsinin bakısları ustten ve aman siz mi nobel aldınız ne varki bunda diyen turdendi. onlara gore devlet(fakir halk) onları sırca kosklerinde yedirip icirmeye devam etse, işciler haklarımız diye bağırsa, sendika patronları son model arabalarına binse cok daha iyi olacak hersey. Buna karsın, toplantıdaki Turkiyeli iktisatçılarımızın (Ayşe-Selahattin İmrohoroğlu, Kamil Yılmaz gibi) ve ayrıca diğer yetişen genç kaliteli iktisatçılarımızın dünya iktisat (bkz. iktisat nedir?) literatüründe gittikçe daha fazla yer aldıklarını görmekte insanın icini bir nebze olsun rahatlatıyor :)
Read More!

2001 Krizi ve 2009 Krizi

2001 krizinden sonra aklıma bir şey takılmıştı, ya bu ülkede hic adam gibi iktisatçı, yazar çizer yokmuydu ki Turkiye kendini intihar ederken bir “Dur Ey Yolcu!” dememişlerdi. Şimdi ben bir blogta yazıyorum ve sanırım bir okuyucu kitlemiz de var o yuzden ben ustume duseni yapiyim.

Millet yıkılıyo, buyume hızımız 2.dunya savaşından beri ilk defa boyle berbat olmus, hukumet berbat adımlar atmış, kriz bizi yiyip bitirecek diye. İşte size birkac ornek: Ekonomix “2001’de bile boyle kuculmedik” demiş, Birde “Birinci Ceyrek Buyumesi: Ak Koyun Kara Koyun Belli Oldu” diye bir yazı yazmış. Akşam gazetesi, “Rekor daralma dünya basınında” demiş habere göre “Wall Street Journal, Türkiye’de ilk çeyrekte meydana gelen “rekor” küçülmenin, dikkatlerin yeniden olası bir IMF kredisine odaklanmasına yol açtığını bildirirken “İlk çeyrekteki küçülme, Türkiye’yi, krizin, en çok vurduğu Avrupa ülkeleri olan Letonya ve Estonya’nın da bulunduğu lige soktu” yorumunu yaptı”. Radikal’den Uğur Gürses “İlk çeyrek için açıklanan rekor ekonomik küçülme verilerinden sonra, sorulması gereken bir soru var. O da, küresel kriz ortamında OECD içinde yer alan 30 ülke içinde neden en çok etkilenen ülkenin Türkiye olduğudur” demiş. Ayrıca diğer bir yazısının başlığı şöyle,“OECD'de 29 ülkeyi teğet geçti: Kriz artık bizim krizimiz”. Deniz Gökçe ise şöyle diyor: “Türkiye iç talebin de inanılmaz boyutta çöktüğü bir durumda: Krizi biz çıkartmadık, ama krizden payımıza düşeni biz kendimiz büyüttük... Kamu birşey yapmıyor dendiği dönemde bile kamu, tüketimini ve yatırımını artırmış. Ama payı küçük olduğu için katkısı da büyük olamıyor. Çöküş özel tüketim ve özel yatırımda.” Şükrü Kızılot, “Dünyada, krizden etkilendiği halde “etkilenmedik, bizi teğet geçecek” diyen tek ülke olan Türkiye’de ise, ekonomi savaş yıllarına döndü ve yüzde 13.8 küçülme ile rekor kırdı. Türkiye bu performansıyla, G-20 ve OECD ülkeleri arasında da liderliğe oturdu” demiş sonrada “Görüldüğü gibi, kriz büyümede teğet geçmiş ama diğer ülkeleri teğet geçmiş, bizi de delip geçmiş ve ekonomide 1945’den bu yana görülmemiş bir küçülmeyi yaşatmış!” demiş. Erdal Sağlam, “Yaşanan bu keskin daralmada yönetim hatası olduğu, gerekli kararların zamanında alınmamasının etkisinin büyük olduğu açık. İlk çeyrek itibariyle en fazla olumsuz etkilenen ülkelerin arasında Türkiye’nin başı çekmesi zaten bu yönetim hatasını çok somut biçimde ortaya koyuyor”. Güngör Uras, “Kriz bizi neden çok, hem de pek çok sarstı?”, “Ayşe Hanım Teyzem, ‘Neden ve nasıl küçüldük?’ diye soruyor” başlıklı yazılar yazmış. Bunlar böyle gider bir suru yazı.

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

Şimdi ben niye buna takılıyorum. Bazı kucuk beyinliler benim bu konuda bu yazıyı yazmamı akp taraftarlığına verebilirler ama bilenler bilir benim oyle bir derdim yok. Benim derdim su kamuoyu icte ve dısta Trnin bu kadar etkilendiğini pompaladıkca, son donemdeki mali disiplindeki bozulmayla birleşen bu durum, tekrardan faizlerin arttığı, IMF’le bir anlaşmanın sivil toplum kuruluşları tarafından dayatıldığı (imzalanıp imzalanmaması değil mesele burda dayatılması) ve yeni kamu harcamalarının pompalandığı bir duruma yol acabilir! Bu da daha genc olan benim gibilerin geleceğine set koyabilir! İşte derdim bu.
tartışmaya geçmeden önce tekrar ve tekrar belirtiyim bir noktayı. cunku bu anlaşılmıyor Ekonomix bile yazısında, "Hatta akli basinda doktora ogrencisi yazarimiz rdynk bile" deyip cumlenin sonunu (benim kirişimi hic gormeksizin) "Simdi soruyorum? Kriz teget mi gecmistir? Kim daha fazla etkilenmistir: Amerika mi Turkiye mi?" gibi bir basitlikle bitirebiliyor. Neyse kirişi bilen biliyor zaten bilmeyen de yazıya baksın. biz yazımıza dönelim.

1. % 13.8 Küçülme Meselesi


profilimde belirttiğim gibi, "sayının taşıdığı bilginin anlamını dikkate almayan istatistiği" sevmiyorum. Bu % 13.8 meselesi de boyle bir durum ve bu rakama sadece işte gecen yılın 1.ceyregine göre %13.8 daraldı ekonomi, biz dunyadaki en cok etkilenen ulkeyiz, politikalarımız cok kotu, IMFle de hemen anlaşma imzalamalıyız, yandık bittik deyip sonrada hane halkı harcama yapmiyor demek salaklığın önde gideni. Bu oran, kotu bir ekonomik daralmayı gösteriyor ama buz dağının bir de altı var.



Bakın yukarıdaki grafik, 1998Q1-2009Q1 için çeyrek dönemlik reel GSYİH'nın ince çizgi ham serisinin logaritmik halini, kırmızı cizgi eğilimi daha iyi görmek için 4 dönemlik hareketli ortalamayı gösteriyor. oval yuvarlak 2001 kriz dönemini, iki kısa ok küresel krizdeki 2008Q4 ve 2009Q1 reel GSYİHsını gösteriyor. Turkiye 1998-2002 döneminde ortalama olarak nerdeyse uretimde hic adam akıllı bir artış gösterememiş, 2 salak kriz yaşamış bir adım ileri bir adım geri gitmiş. 2002 yılı ile birlikte krizden cıkmaya başlamışız, 2003-4-5-6-7'de de guzel buyume oranlarına sahip olmusuz. yani ne demek istiyorum biliyormusunuz iki dönemin trendleri farklı bir kere. Uzun dönemli önemli kazanımların ardından TR dunyayla paralel bir gerileme döneminde, ulkeyi 1998-2001 döneminin altyapısına cekmeyin, (bazı yazarlar sabit kurlu ulkelerin krizden az etkilendiği gibi akla zarar yorumlar yapmaya başladı bile, kamu disiplinini biliyorsunuz zaten) bu ciddi bir dış şok ve geçicek! biraz sabır sadece.

Şimdi biraz daha % 13.8 olayına eğilelim. yukarıdaki grafik sadece 1.ceyrek reel GSYİH değerlerinin logaritmik olarak cizilmiş hali. boylece karsılastırmayı mevsimsel etkileri dıslayarak daha acık yapabileceğiz. (i) trenddeki farklılaşma burada da acıkca goruluyor. (ii) TR % 13.8'lik azalma ile birlikte 2006'nın ilk ceyrek uretimine geri dönmüştür. (iii) hatırlarsanız 2008'in ilk ceyregi % 7'nin ustunde bir buyumeye sahipti. yani ciddi bir baz etkisi söz konusu bu % 13.8'de.
sonuc: % 13.8 ciddi bir kuculme oranıdır dogru, ama dediğim gibi uretimin altyapısı farklıdır buradan gidipte 2.dunya savasından bu yana en kötü oran, ekonomimiz bitti demenin bir anlamı yoktur. aklı selim, geleceğimizi tehlikeye atmayan bir dusunce tarzı oturtmak cok daha onemlidir. yoksa merdivendeki cıkısları gormeyip, sadece inişe odaklanırsak bu olmaz.

2. Krizden ABD mi TR mi Daha çok Etkilendi?
Daha öncede bu konuyu incelemiştik. En son 4.ceyrek buyume oranlarının ardından standart normal dağılıma (s.n.d.) uydurulmuş büyüme verilerinden hareket ederek yazımızda ABD kaynaklı krizden % 67'lik bir derece ile etkilendiğimizi belirtmiştik. şimdi de 2009'un 1.ceyrek buyume rakamlarını ekleyerek bakalım.

yukarıdaki grafik her iki ülkenin gecen yılın aynı donemine gore hesaplanmış 1990Q1-2009Q1 büyüme oranlarını veriyor. Kırmızı renkteki TR, mavi renkteki USA, Turkiye ekonomisinin 2009Q1 deki %13.8 lik kuculmesi ile birlikte grafikte aşağılara yelken açtığımız da goruluyor. aşağıdaki grafik ise (detayları daha önceki yazılarımızda var) s.n.d'a uydurulmuş mean=0 standart sapma=1 olan buyume serileri goruluyor.

merak edenler kriz ve daralma dönemlerindeki abd ve tr nin gidişatına bakabilirler. biz konumuza dönelim, standartlaştırılmış büyüme rakamlarında hala USA bizden bir nebze kotu durumda! şöyleki 2009Q1 NTR (normal dağılım:N): -3,10 NUSA: -3,34. Diğer bir deyişle bu şu demek 2009 Q1 de eğer TR % -15,19 küçülseydi ABD ile aynı oranda küçülmüş olacaktık. peki etkilenme derecemiz ne oldu 2009Q1'de % 90.59! yani 2008Q4'de etkilenme derecemiz % 67 iken 2009Q1'de bu oran % 90,59'a çıkmış. peki bu bize ne der : Türkiye ekonomisi, 2008in son ceyreginde % 67 derecesinde etkilenirken, 2009un ilk ceyreginde yaklaşık % 91'lik bir etkilenme derecesine sahiptir. yani Krizden etkilenme derecemiz artmış. asıl mesele bundan sonraki cıkısımızı iyi yapabilmek, milletin dediği gibi krizden 6-7 kat daha fazla etkilenmedik, daha önceki belirttiğim nedenlerden ötürü etkilenmemiz gerektiği kadar etkilendik.
Ayrıca standartlaştırılmış büyüme rakamlarına bakıldığında, ABD ekonomisinin 2006Q3'den itibaren TR ekonomisinin ise 2007Q2'den itibaren güç kaybettiğini, yani ortalamanın altında büyümeye geçtiğini görüyoruz.
birde İktisadi Dinamikler Derneginin duzenlediği konferansta Erdem Bascının sunumundan bir grafik, istihdamdaki yüzde değişmeyi gösteriyor. bu ne diyor mart 2008'den mart 2009'a gelindiğinde ABD'de her 100 çalışandan 3,6'sı işsiz kalırken Tr'de 1,2 kişi işsiz kalmış. (katıldığım bu konferanstaki izlenimlerimi ayrı bir yazıda belirteceğim).
son not: ABD yukarıda gördüğümüz büyüme rakamlarına gelecekteki ekonomisini tehlikeye atarak ulaştı! yani ABD'nin fütürsuz para politikası ve butce acigi ile borc gostergeleri bizden cok daha kotu. Bu durum su anda bir basari olarak görülse bile, ilerdeki istikrarsız ve enflasyonlu dönem problemi cok gecmeden büyüme önünde ciddi bir engel olarak cıkmaya baslayacak.
Read More!

Yavaşladık, lütfen para harcayın!

Hukumet medyanın, iş adamlarının şunun bunun gazına gelip kurtarıcı kimliğini gururla eline aldığından ve Taraf yazarı Süleyman Yaşar "liberalizm ezberinden" bahsettiğinden beri bir suredir şu kamu harcaması olayına (i) (ii) (iii) takmış durumdayım kafayı! Aşağıdaki yazıyı, eski blogumda 9 Mart 2008 tarihinde yazmışım, ilk yazılarımdan da biriymiş. Yani daha Dunyada Kuresel Kriz falan yokken sadece ABD lilerin yavaslama korkusu varken ki döneme ait, buyrun okuyalım:


"Haber sabah'tan, Piyasalardaki panik havasını önlemek için dün halka seslenen Bush, "İşinizi kaybetmek acı veriyor ve ABD halkı biliyorum ki ekonomi hakkında çok endişeli. Ben de öyleyim. Zor zamanlar geçiren ABD ekonomisindeki yavaşlama bir gerçek" dedi. Bush, ekonomideki problemi erken teşhis ederek gerekli önlemleri aldıklarını ve bu kapsamda 152 milyar dolarlık acil önlem paketini hayata geçirdiklerini kaydederek, "Bu önlem paketi ile sorunları aşmayı planlıyoruz. Paket çerçevesinde vereceğimiz paralar elinize geçer geçmez harcamaya başlayın. Tüketici harcamaları yükselecek ve bu durum istihdama da olumlu yansıyacak" diye konuşmuş. Tipik bir Keynesyen bakış, krize Keynesyen mudahale...belki 1929 büyük bunalımı gibi bir donem icin bu cozum gecerli olabilir ama bugunki ABD'de ekonomik daralma donemine harcamaları artırarak mudahale etmenin bu kadar gecerli oldugunu sanmıyordum dogrusu...

Komünizm nedir    iktisat Nedir  Devlet Üniversiteleri  Eğitim Nedir  Dejavu Nedir  Bilgi Nedir  Wifi Nedir    Teknoloji Nedir

Soyle dusunelim, bu ekonomik daralma donemleri belki de hasta olan ekonominizin zararlı unsurları kusarak, gelecege daha saglikli devam edebilmesini saglayan bir donem. siz ne yapiyorsunuz zararli unsurları kusmasi gereken bunyeye "yok olur mu hic, kusma" diyorsunuz!! ustelik bir de 152 milyar dolarlık yemek yediriyorsunz! belki hastalıgi kısmen geciriyorsunuz ama kustuktan sonra dinc olabilecek bir ekonomiyi de uzun sure sisko olarak dolasmaya mahkum ediyorsunuz!!"
Başka söze ne hacet! Diyeceğimizi demişiz zaten...
Read More!

The biggest bill in history

Economist dergisi yukarıdaki başlığı atmış. Küresel Krizden cıkış göstergelerinin yogunlaştığı şu günlerde, ufukta yeni ve ciddi bir sorunun belirdiğini belirtiyor: "massive public debt". Dünyanın II. dünya savaşından bu yana bu kadar hızlı ve buyuk çaplı bir borçlanma dalgası yaşamadığını belirten dergi, bu seferki borç dalgalanmasını diğerinden ayıran önemli bir noktanın bulunduğunu belirtiyor: "demographic bill". yani dunya yaşlanıyor ve sağlık ve emeklilik ödemeleri için ayrılması gerek tutarda her gecen gun artıyor.
ayrıca dergideki başka bir yazı, ülkelerin bozulan mali durumlarını eski haline getirmenin oldukça zor olduğundan bahsediyor ve IMF'in 9 temmuz tarihli bir calısmasına atıfta bulunuyor. Once burada bir cift sozum IMF'e, kardeşim siz değilmiydiniz Krizden cıkış Fiscal Policy ile diyen, hatta ben değilmiydim sacmalamayın biraz yavaş (i) (ii) diyen, ne kadar cabuk aman ne oluyoruz maliye politikasına dikkat demeye başladınız, siz bunu G-20 toplantısında 5 trilyon dolarlık paketler acıklatırken niye dusunmediniz!

Komünizm nedir    iktisat Nedir  Devlet Üniversiteleri  Eğitim Nedir  Dejavu Nedir  Bilgi Nedir  Wifi Nedir    Teknoloji Nedir

neyse yazıya geri donelim, yazı IMF'in calısmasına refere ederek, yandaki grafiği veriyor. bu grafik G-20 yi oluşturan gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin brüt kamu borcunun GSYİH'ya oranını göstermekte. IMF'in temel aldığı senaryoya göre, gelişmiş ülkeleri oluşturan 10 g-20 ülkesi 2014'de % 114 borc/GSYİH oranına ulaşıyor, krizden cıkısn beklendiğinden daha olumsuz buyume oranlarıyla gerceklestigi olumsuz sanaryoda ise (worst-case) bu oran % 150'yi bulabiliyor! bu arada gelişmekte olan ülkelerin nisbeten daha iyi bir konumda oldukları da görülüyor.

aşağıdaki iki grafik ise IMF'in calısmasından, uzun vadeli trendi ve dunyanın nasıl ciddi bir kamu borc sorunu ile karsı karsıya oldugumuzu gostermesi acısından faydalı. hemen alttaki 1. grafik, g-20 gelişmiş ülkeleri için kamu borcundaki 1980-2010 dönemindeki gelişimi gösteriyor. kamu borcu/GSYİH oranının Küresel Krizle birlikte ciddi bir artış eğilimine girdiği daha popüler ifadeyle "yoldan çıktığı" açıkca görülüyor. ikinci grafik ise, 1. grafikte bahseilen kamu borcu GSYİH oranındaki yıllık değişimi sergiliyor. her iki grafikte özellikle gelişmiş ülke ekonomilerinin çok ciddi bir kamu dengesizliği sorununun başında lduğunu ve büyük olasılıkla bu gisişatın sonuclarının da uzun donemli buyume açısından ciddi olumsuzlukları taşıyacağını gösteriyor bize.

Küresel Kriz, ABD nin gevsek para politikasının serbest piyasaları yanlış yönlendirmesi sonucu ortaya cıktı. Konunun ciddiyeti ve tum dunyayı bir ucurumdan aşağı atabileceği korkusu o kadar abartıldı ki, para politikası faizlerin sıfıra cekilmesi ve piyasaya dogrudan para enjekte etmeye varıncaya kadar son haddinde kullanıldı. bunun yetersiz olabileceği görülünce (büyüme rakamları) maliye politikası denize dusenin sarıldığı yılan görevi gördü. para politikasındaki gelişmelerin ilk sonucu, doların dunya paraları karsısında dususe gecmesi oldu, bunun ikinci etabı doların rezerv para ozelliginin tartışılması olarak kendini gösterebilir, hatta kimi oncu tartışmalar yapılmaya başlandı bile. likiditedeki artış, dolardaki dusus, g-20nin genişleyici maliye pol. acıklamaları ile birleşince borsalar tum dunyada ve bizde yukselişe gecti. Bir diğer ifadeyle dunya fedakarlığını Keynes'e guvenerek fazlasıyla yaptı, şimdi ise "ekonomik sistemin" cevabını bekliyor.

Ben su anda dunyanın "Stand By" modunda olduğunu dusunuyorum, her iki yone de evrilebilir. aşağı dogru bir ilerleyiş, bu fedakarlıkların ardından (ozellikle gelişmiş ülke ekonomileri için) tam bir felaket olur. yukarı dogru ilerleyiş ise (ki bu benim dusundugum) onunde ciddi bir ayaga kelepçe taşıyor (bkz. resim ve bu yazı). İşte ben de bu noktada diyordum ki, kriz sonrası borclanma imkanlarındaki daralma kacınılmaz gozukuyor, gecen yazıda dedigim gibi "ballı" bir ulke degiliz, sermaye acıgımız var o halde kendimizi ilerde bu sermayeye daha fazla muhtac etmeden, mikro ve yapısal reformlara odaklanarak, kriz sonrası kurulacak sisteme dikkatimizi yogunlaştırarak geçirelim, bu son pakette zaten yeterince bozulan dengeyi iyice bozacak gibi gozukuyor. Dunya ve Turkiye umarım kazın ayagının farklı oldugunu gordugunde cok gec kalmaz. saygılar.

Read More!

Türkiye, Küresel Kriz, Maliye Politikası

2001 krizi, oldugunda ben universitenin 1. sınıfında taze bir iktisat ogrencisiydim. Diğer bir deyişle ben bir kriz nesliyim... cumhuriyetin kurucularının osmanlıdan dolayı dıs borctan korkmaları gibi korkuyorum bu devlet borcundan. unutanlara hatırlatalım, 2001 krizinde en cok konusulanlar, borcların cevrilebilirliliği, hazinenin borclanabilip borclanamayacagı, devletin maasları bile odeyemeyeceği, nominal ve reel faizlerdeki artış, işsizlik, moratoryum falan feşmekan...devlet dediğimiz olgunun, ulke gururunun ise ne kadar zedelendiğini bilen biliyor.

Şimdi 2009 yılındayız. Dunya Kuresel bir Krizde, Turkiye'de bundan payına duseni aldı. Burda daha once bircok kez soyledigim gibi TR de, 2001 krizi sonrası uretimde ciddi bir artış trendi yer aldığı icin dusus oranları gecen yıla kıyasla cok yuksek gozukuyor ve olduk bittik havası oluyor. Ayrıca yine dediğim gibi bu krizde diger krizlere nisbeten tum dunya daraldığı icin, ihracat bir cıkıs kapısı olmadı.
Bu bir "Finans Krizi"dir, bir reel sektor krizi degil. TR deki şirketler (ve tum dunyada) kriz oncesi iyi karlar yazdılar, riskler konusunda da uyarıldılar. Dunyanın şiddetle konusması gereken "finansal mimari" dedikleri yapı...dunyanın bu kadar kureselleştigi bir ortamda, tum dunyayı kapsayan, ciddi duzenlemeler ihtiyacı oldugunu gorduk. diger turlu bugun ABD nin sorumsuz finansal genişlemesinin faturası yarın baska bir ulke adı altında karşımıza cıkar. ABD doları, krize karsı FED in para politikasındaki enflasyondan korkmayan, kagıt basıcı tavrından beri deger kaybediyor, ve bu gidişle de bu surecek gibi gorunuyor. ABDnin bu tavrı, euro alanında da ciddi endişeleri beraberinde getiriyor. cunku, dunya finansal altyapısını sağlamlaştırmak yerine curutuyor ve sadece mali ve parasal genişlemeyle bu krizden cıkacagını dusunuyor.

obama 600.000 kişiye iş verecekmiş, benzer bicimde bizim hukumette paketlerin en buyugunu işte benim bombam deyip acıkladı, bizde 500.000 kişiye iş verecekmişiz. şimdi gelin biraz bunu konusalım...

Taraf gazetesinden Süleyman Yaşar şöyle diyor: "Hükümet bu kritik sorunu [genc işsiz] çözmek için, açıkladığı yeni teşvik paketini bir an önce hayata geçirmeli. Kamu hizmetlerinde çalıştırılacak 120 bin kişi hemen işe başlatılmalı. Meslek edindirilecek 200 bin kişi acilen eğitime alınmalı ve ücretleri ödenmeli. Özel sektörde paralı staj gecikmeden uygulamaya konmalı." sonra da soyle devam ediyor "Bizde ise bazıları, liberalizmle ilgili ezberlediklerinden vazgeçemediklerinden, bu önlemlerin liberalizmle çatışacağı yanılgısına düştüler. Dünyanın diğer serbest piyasa ekonomisindekine benzer önlemlerle bu ülkede işsizlikle mücadele edilmesine tuhaf itirazlarda bulundular. Üstelik böyle bir kriz ortamında, bazı baskı grupları hâlâ kamu maliyesindeki dengeden söz ettiği için hükümet istihdamı arttıracak maliye politikası tedbirlerini almakta iyice tereddüt etti."

Şimdi hızlı bir şekilde bunun ustune dusunelim. Bende genctim, universiteye girdigim sene kriz oldu ve iibf bolumleri mezunlarının cogu beş para etmez duruma geriledi. sonucta krizde, finans kesiminde bir cok işsiz oluştu. ustelik devlet de batık durumdaydı. Bircok arkadasıma Krizden cıkısın ihracatla olacagını soyledigimi ve onları finans kesiminden ziyade kendilerini ihracat-ithalat uzerinde egitmeleri gerektigini, ingilizce hatta 2.bir dili iyi derecede ogrenmeleri gerektigini, secmeli dış ticaret derslerini tercih etmeleri, stajlarını bunun ustune yapmaları gerektiğini, hatta mumkunse şimdiden kendilerine uygun buldukları alanda sektörel bilgiye sahip olmaları gerektigini soylediğimi hatırlıyorum. Bu bir, yani Kriz koşullarınızı yeniden dusunmenizi, gelişim çizginizi gozden gecirmenizi saglar.

şimdi 2. once devletin 500.000 kişiye iş olayına gelelim. bunların bir kısmı zaten yapılan (yapılmaya calısılan) kurslar programlar filan, bunun dısında da anladıgım basit işlere basit adamlar alınacak ve bunlara odeme yapılacak. şimdi bakın krizle birlikte, işsizligin arttıgı dogru ve normalde ama inanın kriz oncesi amele bile bulamıyordunuz. hatta anadolunun bircok kırsakl yerinde bir işi yaptırmak icin bir gence 40-50 ytl veriyordunuz da bu işi yapmıyordu. yani soyle, piyasadaki cari ucret seviyesinde calısmak istemeyen bir cok kişi soz konusuydu. Şimdi siz insanlara benim paramla (yada baska ulkelerdeki benim gibi insanların parasıyla ) iş vererek krizden cıkmayı dusunuyorsunuz!!! Hadi ya! ucretlerin gerilemesinin onune geciyorsunuz, asalak verimsiz devlet calısanı sayısını artırıyorsunuz, sonra bunları surekli de yaparsınız olur biter! Şunu ogrenmeliyiz, ne kadar uretirsek o kadar tuketeceğiz! Zenginlik gokten zembille inmiyor. gecmis neslin (bu yazıyı okuyan 40 yas ve uzeri ozellikle) bizlerden aldıkları nedeniyle 2001 krizinde cok ciddi sıkıntı cekti genc nesil. genc nesili kurtarmak onlara, gelin size 500 ytl ye iş veriyorum demekle olmaz.

Peki Ne Yapmalı? Bir kere devlet topladığı vergileri, har vurup harman savurmasın!! tesvik falan da sacmalık! madem bu iyi bir şey tesvik deme buna devamlı boyle uygula politikanı. şimdiye kadar g.doguya veya doguya birsuru tesvik verildi ne oldu, hicbirsey. Ozur dilerim hic birsey degil, krizlere katkı! Tesvik yapmak istiyorsan, Vergileri indir olsun bitsin. Diğer bir deyişle halktan almayı kes, halkta ihtiyacına en uygun şekilde kanalize etsin parasını! izin ver ben calısmasını gerekli gordugum kişiyi, kendi paramla calıstırayım, baskasının parasıyla ve senin kararınla değil. Sen benden vergi yoluyla almayı kes, bende almayı dusundugum seyleri alıyım. Hicbir sey Turkiye'nin su krizden Kamu maliyesi guclu bir bicimde cıkması kadar rahat ettiremezdi beni. Ayrıca krizde halka en iyi mesajı guclu bir kamu maliyesiyle verebilirsiniz. sizin kasanız gucluyse elinizi benim cebime sokmazsınız, bunu bilen bende daha rahat hareket ederim.
Biz, baska ulkeler gibi enerji gelirleri olan bir ballı ulke degiliz. cin veya hindistan gibi ucuz emegimiz de yok. aslına bakarsanız aklımızı kullanmazsak ekonomik (ekonomi nedir?) anlamda gucsuz kalmaya da mecbur bir ulkeyiz! Hukumet, ulkeyi kurtarmaya calısmaktansa, vergileri dusursun, bir calısma yapsın ve desinki kardeşim vergileri 1 yıl suresince dusurdum. ve sonunda da 6 aylık bir geciş periyodu koysun. harcamalarını artırmaktan kacınsın. fiyatların dustugu ortamda, kamu maliyesinin guclu olması ile birlikte reel faizlerdeki dusus de zamanla buyumeyi destekleyecek ve kriz sonrası daha saglıklı bir buyumenin altyapısı atılacaktır.

Birde buyuk buyuk işler yapacagına kucuk kucuk işler yapsın! Bu ne demek, yatırımcının altyapısı ile ilgilensin enerji maliyetlerini nasıl dusururum diye dusunsun, mikro reformlar ustune kafa yorsun, kriz sonrası TR de devletin nasıl bir konumda olması gerektiğini tasarlasın gibi.

Kamu dengesi iyi bir şeydir syn. Yaşar, çünkü o dengeyi sapıtınca, satranc tahtasının kayması gibi oluyor ve kimse dengesini bulamıyor. Biz bunu yaşadık...
Read More!