Gungor Uras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gungor Uras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güngör Uras’ın Yeni Kitabı: Bak, Ben Sana Anlatayım

Güngör Uras’ın yeni kitabı “Bak Ben Sana Anlatayım” piyasaya çıkmış. Güngör Uras yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılarını kaleme aldığı ve sürekli Ayşe Teyze ve Ali Rıza Amca örneklerini verdiği için ekonomiden anlamayan okuyucular tarafından en beğenilen yazarların başında gelir. Ekonomi felsefesi olarak da 40 yıl öncesinin korumacı, planlamacı ve devletçi ekonomi yaklaşımına sahip olması bu konuda kendisine yardım eder. Bu felsefelerin iflas etmiş ve ülkeyi geriye götürecek yaklaşımlar olması bu durumu değiştirmez.

Anladığım kadarıyla Güngör Uras ile benzer felsefeye sahip Marmara Üniversitesi hocalarından Alkan Soyak kitap hakkında bir tanıtım yazısı yayınlamış. Bu yazıyı okursanız Güngör Uras “köprüye, yabancı sermayeye ve TV’ye hayır” dediğini görürsünüz. Kullandığı mantık da “planlayarak bu işleri yapsaydık çok daha başarılı olurduk” yaklaşımıdır. Çoğunluğu komünist (bkz. komunizm nedir) veya sosyalist olan Türk halkı da dediğimiz gibi bu söylemlere prim verir. (Bu arada Türk halkına sosyalist olduklarını söyleseniz kendilerine küfür ettiğinizi düşünüp, değnekle sizi kovalarlar. Adamlar sosyalizmin ne demek olduğunu bilmedikleri gibi kendilerinin de sosyalist olduğunu bilmezler. Kendini sağ parti olarak tanıtan AKP bile ekonomi politikaları bakımından sosyalistler gibi davranır, memur ve emekli maaşlarını eşitlemeye, sağlık hizmetlerini bedava vermeye çabalar durur; bu hizmetlerin finansmanını sağlamak için de habire vergileri arttırıp durur. Bunlar sosyalizmin işaretleridir)

Güngör Uras’ın kitabını alın, okuyun ve savunmamanız (yanlış) fikirlerin neler olduğunu öğrenin. Biz de “Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler” isimli bir kitap piyasaya çıkarıyoruz ve bu kitapta en fazla eleştirdiğimiz yazarların başında Güngör Uras geliyor. Güngör Uras’ın yazıları ve savunduğu fikirler bugün ciddi iktisatçılar tarafından tartışılması bırakılmış, özellikle planlamacı Rus ve Çin devletlerinin iflas edip kapitalizme yönelmelerinden sonra da halk arasında da hakimiyetini yitirmeye başlamış fikirlerdir. Tek bir kitap alacak kadar paranız varsa Güngör Uras’ın yeni kitabı “Bak Ben Sana Anlatayım”ı değil, bizim kitabı alın, paranız varsa her iki kitabı da alın. Çoğu zaman insanlar yanlışlara bakarak çok daha çabuk öğrenir.

Bu yaziyla alakasiz not: Wind Energy Turkey blogu sitemize yazi basliklarini kullanarak link vermis, tesekkur ediyoruz. Read More!

Bir Güngör Uras Klasiği daha...

Güngör Uras bugünkü Milliyet Gazetesinde "Bugünün 1 kasa çipurası yarının 100 kasa lüferi" başlıklı bir yazı yazmış. Çipura ile lüfer arasında ne ilişki varmış diye merak edip yazıyı okudum ve şu satırlar dikkatimi çekti: ...Çipura avı da çok hatalı bir av. Çünkü bugünün 1 kasa çipurası, bir ay sonranın 100 kasa lüferi demek. Son yıllarda çipura bol. Lüfer yok. Çünkü çipuraların lüfer olmasına izin vermiyoruz."

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Çipuranın büyüyünce lüfer olduğunu hiç duymadım. İyice şaşırdım ve Internetten lüfer başlığını araştırdım. Wikipedia'ya göre: Küçükten büyüğe doğru defneyaprağı, çinekop, sarıkanat, lüfer, kofana, sırtı kara olarak adlandırılırmış. Sonra da çipuraya baktım. Aralarında balık olmaları hariç bir ilişki yok. Farklı familyalara aitler. Lüfer Pomatomidae, Çipura ise Sparidae familyasına ait.

Yıllardır Türkiye'de yaşayan, muhtemelen balık da yiyen ve gazetecilik yapan birinin böyle bir bilgiyi başkasından almış dahi olsa bir kontrol etmesi gerekmez mi? Aklıma gelen bir ihtimal yazıyı kendisinin yazmamış ve okumadan yayınlatmış olması. Pekiyi koca gazetenin editörleri ne işe yarıyor? Yazık, çok yazık... Read More!

Yorgo'nun Hazin Hikayesi

Evvel zaman icinde kalbur saman icinde, develer tellal iken pireler berber iken Yunanistan'in Pire kentinde Yorgo isminde bir memur yasarmis. Pire belediyesinin su ve kanalizasyon idaresinde 40 yil calistiktan sonra 2006 yilinin basinda emekli olan Yorgo, emekli ikramiyesi olarak 50000 avro para alir. Daha onceden biriktirdigi paralarla da kendine Mikonos adasinda iki oda bir yazlik alan Yorgo hayatinin geri kalan gunlerini huzur icerinde gecirmek icin buraya yerlesir.

Ada'da Turk televizyonlarini da izleyen Yorgo avronun deger kaybetmesinden korkarak parasini dolara yatirmaya karar verir. O zamanlar 1 avro 1.2 Amerikan dolarina esit oldugundan 50000 avrosuna karsilik 60000 dolar alir. Gelecek hakkinda umutludur.

Aradan 2.5 yil gecer, dolar avroya karsi deger kaybetmis ve son gunlerde 1.6 sinirini gecmistir. Yatirim bankalari dolarin gerilemeye devam edecegini, hatta bazilari dolarin 1.75 avroya kadar duseceginden bahseder. Tam bu siralarda Yorgo adaya tatile gelen Alman Hans ile tanisir. Hans Yorgo'ya elindeki paralari nasil Turk lirasina cevirdigi, sonra da Turk hazine bonolarina yatirip dunyanin parasini kazandigini anlatir. Hans Yorgo'ya "salaklik etme oglum, bak Yigit Bulut ve Gungor Uras bile bu isin ne kadar balli kaymakli oldugundan bahsediyor. Ben de 1.3 YTL'den bozdurdugum dolarlarimi YTL'den %18 faiz kazandiktan sonra 1.2 YTL'den geri aldim, bir senede %25'den fazla kar yaptim. Hatta bu sene Turkiye'ye getirecegim parayi bes katina cikardim." der. Agzi sulanan Yorgo da Turkiye'ye yatirim yapmaya karar verir.

Ama once dolardan yaptigi zararlari da karsilamak icin mobilyaci olan kayincosu Niko'ya gider ve $140000 borc alir. Kafasinda Hans'in bahsettigi hesabi yapar ve bir senede $60000'ini $120000'a dondurecegini dusunur.

23 Temmuz gunu Turkiye'ye gelip 1.2 YTL'den dolarlarini bozdurup eline gecen 240000 YTL ile bir yil vadeli hazine bonosu alir. Hanimi Alexis'e bu durumdan hic bahsetmez ama, surpriz yapmayi planlamaktadir. Bu arada dolarin daha fazla deger kaybetmesine karsi onlem olarak 3 ay vadeli piyasada 1 euro= 1.56 dolarlik fiyattan euro almak uzere de anlasma yapar. Boylece hem Turkiye'den balli kaymakli faiz kazanirken hem de dolarin deger kaybetmesinden de cukkayi cebe indirecektir.

Aradan uc ay gecer ve isler hic de umdugu gibi gitmez. Nasil olduysa Turk lirasi dolara karsi deger kaybetmeye baslar. Onceleri endiselenmeyen Niko dolar guclendikce iyice kaygilanmaya baslar. 23 Ekim gunu 1 dolar 1.7 YTL degerine ulasir. Turk lirasini degerini takip eden Yorgo'nun kayincosu Niko daha fazla dayanamaz ve Yorgo'ya elindeki bonolari sattirip dolar aldirir. Bonolari satip dolara ceviren Yorgo'nun eline sadece $150000 gecer. Ama daha once dolarlari 1 euro=1.56 dolardan cevirmek uzere anlasma yaptigindan eline sadece 96000 avro gecer. Niko ise Yorgo'dan $140000 talep etmektedir. Niko 96000 avroyu 1.3'den dolara cevirir ve eline sadece $125 gecer. Paranin hepsini Niko'ya verir ama yetmez. Ev fiyatlarinin dustugu ortamda yazligini ipotek ederek bankadan $15000 borclanir ve borcunu kapatir.

Niko ise bu arada olanlari ablasina yetistirir. Yorgo'nun emeklilik ikramiyesi olan 50000 avruyo Turk piyasalarinda kaybettigini, ustune ustluk yazliklarini ipotek ettirdigini ogrenen Alexis bosanma davasi acar. Yorgo ise kendisini bu yatirimi yapmaya tesvik eden Hans'tan ve gazete koselerinde Turk bonolarindan %30-40'lik karlarin kazanildiginin reklamini yapip milleti bu piyasalarda kumar oynamaya tesvik eden Yigit Bulut ve Gungor Uras'tan intikam almak icin yemin eder.

Oysa Hans da ayni durumdadir. Kaldirac kullanarak Turk piyasalarina son bir kez daha giren Hans elinde ne var ne yok kaybeder ve bunun acisina dayanamayarak kendisini Berlin'de trenin onune atarak intihar eder.

Yorgo'nun Yigit Bulut ve Gungor Uras'a ne yaptigini anlatan hikayenin ikinci kismini okuyucularimiz TEGV'e 50 YTL bagis yaptiktan sonra yayinlayacagim. Gorusmek uzere...
Read More!

Ekonomi Bakanlari: Mehmet Simsek, Zafer Caglayan

Bugun medyada hukumeti ve Merkez Bankasini elestiren iki yaziya dikkatinizi cekecegim. Birinci yazi Bloomberg'de ingilizce yazilmis.

Ikinci yazi ise Ugur Gurses'e ait. Ozellikle Zafer Caglayan'a gecirdigi bolumleri cok hosuma gitti:

Bu göreve gelmeden ve siyasete atılmadan önce iş dünyasının ve sanayinin sorunlarını, daha önemlisi ne yapılması gerektiğini TOBB Başkan Vekili olarak biliyordu. Hükümetle sanayi ve ticaret kesimi arasında daha ‘enerjik’ bir ilişki kurulması, sorunların çözümünde daha hızlı yol alınması olanaklı idi. Ama olmadı. Bakan Çağlayan adeta ‘yerim dar’ diyerek, her ağzını açtığında Merkez Bankası’na çattı. Oysa şikâyet ettiği yüksek reel faizde, reformları erteleyen ve ‘eli yüzü düzgün’ bir ekonomik programı ortaya koyamayan bir kabinenin üyesi olarak bizatihi kendisinin de payı olduğunu hiç düşünmedi bile. Bakan Çağlayan, neden enerji piyasasında rekabetin sağlanamadığını, neden sanayicinin elektriğe yüksek bedel ödediğini hiçbir zaman anlatmadı! İşini yapma, sorunları çözme konusunda başarılı olamadığı gibi, ekonomik sorunların nedeni olarak Merkez Bankası politikalarını suçlayarak ‘cambaza bak’ manevrası da inandırıcı olamadı. Çağlayan’ın olaylara nasıl baktığının, zihinsel yaklaşımının ne olduğunu gösteren olay, onlarca insanın yaşamını yitirdiği Tuzla’daki tersane kazalarına ilişkindi. Çağlayan gazetecilere; tersanecilik sektöründe dünyanın 8. büyük ülkesi haline gelmemiz nedeniyle, bu kazaların altında ülke dışından bir takım mihrakların provokasyonunun aranmasını öneriyordu!

Ugur Gurses Mehmet Simsek'in de biletini kesmis. Biz de Mehmet Simsek'e ya bir halt yaptirmayacaklarini ya da laf salatasi uretim ustasi oldugunu secimlerden once ve sonra defalarca soylemistik. Ugur Gurses sunlari soyluyor:

Küresel ekonomi ve uluslararası mali piyasalar yeni bir döneme girerken, ABD’deki kriz derinleşirken, bunun en çok farkında olan bakan Şimşek olmalıydı. Ancak siyasetin ‘derinlik sarhoşluğu’, tekniği ezdi. Biz, hâttâ çoğu analist, Mehmet Şimşek’in uluslararası piyasaları ve mekanizmaları bilen, yatırımcıların nelere baktığını bilen bir uzman olduğunu düşünüyordu. Hazine Bakanı olarak Babacan’ı arar olduk! Şimşek’in seçim öncesinde sözünü ettiği, ‘mikro reformlar’ ve ‘rekabetin artırılması’ konularının ise ekonomi camiasından ‘onay’ için sunulan birer ‘seçim vaadi’ olduğu anlaşıldı. Çünkü bu konuların yakınından bile geçilmedi. İçeride yaşanan siyasal gerginlik ve belirsizliğin en uç noktasında, ‘ekonomimiz için gerekeni yapacağız’ demek yerine, kapatma davasının borsa ve faiz ‘zararını’ hesaplayıp, dünyaya şikâyet etmeyi tercih etti. Merkez Bankası ile ortak belirlenen enflasyon hedefi 7. yılında ilk kez revize edilirken, kamuoyunun karşısına geçip gerekçeleri anlatmak yerine, Cumhurbaşkanı’nın Japonya’ya gezisine koştu. Doğrusu, bakanlık koltuğunda geçirdiği bir yılı, seçimler öncesinde etkileyici bir görünüm sergileyen özgeçmişi kadar parlak olamadı.

Bana sorarsaniz ozgecmisinde oyle etkileyici bir sey de pek yok. Merrill Lynch'de calismak mi etkileyici? O zaman Gungor Uras'in birakin ekonomi bakani olmasini basbakan olmasi lazim!!!
Read More!

1. Varan Biir: Ekonomix Hurriyet'e mi Transfer Oluyor?

NY Times'dan Maureen Dowd ve Sabah'tan Mehmet Barlas ideal koca tarifleri yazadursun, ben de 1. geleneksel ekonomiturk yazarlik yarismasinin acilis konusmasi vesilesiyle ideal borsa/ekonomi yazari nasil olmali, bunu irde-seyettirecegim.

Madde madde siralayalim efendim.

1- Herseyden once, benim diyen ekonomi yazari okuyucusuna para kaybettirmez. Kulliyeti kucuk yatirimci olan hedef kitlesi zaten yeterince yanlis yonlendirilmistir. Basarili yazar gunde hic olmazsa %1-2 kazandiracak tavsiyeler vermeyi okuyucusuna cok gormez.

2- Basarili yazar para kazandirmakla kalmaz, ayrica kazanci maksimize eder. En dipten aldirir, tepeden sattirir ve dususte yerine koydurur. Doviz tavsiyesi verirken tum pariteleri tutturup en ideal pozisyonu sectirir.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma

3- Ayni yazar baktiki tavsiyeler tutuyor, millet soyledigi kagida hucum ediyor, bi sefercik de okuyucusunun elinde kalan, yuksek maliyetle alinmis kagitlari tavsiye eder. Bu kadarcik kiyagi okurdan esirgemez.

4- Basarili yazar sabirli ve azimlidir. "Dolar n'olur Abi?" sorusuna verecegi cevap, 35 yasindaki bekar kizin ceyizi gibi hazirdir. Ayrica bu soruya cevap verirken, seneler boyu ogrencilerinin dusunce duzeyini bir nebze de olsa gelistirmek icin emek harcamis idealist bir ogretim gorevlisinin, universite son sinifa gelmis ogrencisinden duydugu "istedigimiz sorudan baslayabilir miyiz Hocam?" sorusu karsisindaki uslubunu ornek alir.

5- Okuyucunun duymak isteyip de duyamadigini yazan yazardir. Gungor Uras sirf bu maddeyi yanlis anladigi icin yazilarini "Ayse Teyze'ye Mektup" havasinda yazmaktadir (Bu arada soz konusu Ayse aslen kendisinden 25 yas kucuk). Bilmiyor ki yapmasi gereken rakamlari carpitarak olayi basite indirgemek falan degildir. Rakamlari unutup, pozisyona odaklanmaktir: alalim mi satalim mi?

Listeyi uzatmak mumkun fakat daha ilk sorudayiz. Rekabetin dozajini birden artirmamak gerek. Herkese Merhabalar...

Not: Baslik sadece test amacli kullanilmistir. Gercekten boyle basliklar atinca tiklanma orani artiyor mu?
Read More!

Yabancilarin Kazandigi Faiz

YORGO, HANS, ve GEORGE (Basyapit Niteliginde Yazi)

Gungor Uras son 2.5 yildir dunyadaki neredeyse tum para birimlerine karsi deger kaybeden Amerikan dolari cinsinden odedigimiz faizi hesaplamasini cok iyi biliyor. Tacizci Ayse Teyze ve Ali Riza Amca kendisine "madem oyle, paramizi dolarda mi tutalim, yoksa yabancilarin yaptigi gibi TL'ye cevirip faize mi koyalim?" diye sordugu zaman da "valla sizin bileceginiz istir, her ikisi de risklidir" diye isin icinden siyrilmaya calisiyor.

Gungorum tosunum. Bu isler hem oyle hem boyle olmaz. Ya dedigin gibi risklidir, adam risk aldigi icin getirisi yuksektir; ya da ortada gercekten balli kaymakli bir durum vardir, yabancilar yiyor biz seyrediyoruzdur. Hangisi?

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Gungor Uras'in buna cevap verebilecegini zannetmiyorum, ben vereyim:

Doviz kurlarindaki gelismeleri surekli tutarli bir sekilde tahmin edebilecek adam sayisi cok azdir, buyuk olasilikla yoktur bile diyebiliriz. Daha bu senenin basinda tahmin yapan gerizekalilarin cogu dolarin avroya karsi 2008 senesinde ufak bir miktar deger kazanacagindan bahsediyorlardi. Ben ise dolarin deger kaybedecegini ve dolar-avro kurunun sene sonunda 1.5'e yukselecegi tahminini yapmistim. Aradan 6 ay gecti ve simdilik ben hakli gorunuyorum (sans iste). Simdi dolar boyle dramatik bir sekilde deger kaybederken dolar satip neye yatirsaniz getiriniz yuksek gorunur. Ornek vereyim:

1. Avrupa'da faizler %4 civarinda seyrediyor. Bundan 1 sene once 14 Haziran 2007'de 100 dolarini avroya ceviren bir kisi 75 euro (o zaman kur 1.3307 idi) alabiliyor. Sonra bu parasini Avro faizine yatiriyor. Bir sene sonra 16 Haziran 2007'de eline 3 euro faizle birlikte 78 euro para geciyor. Sonra bunu tekrar dolara (kur 1.5489'a yukselmis) ceviriyor ve tam tamina $120.9 elde ediyor. Yani bir senede kazandigi faiz %21 olmus. Soruyorum, siz yabanci olsaniz Turkiye'de kazanacaginiz %26'lik faize mi para koyarsiniz, yoksa guvenli Avrupa'da kazanacaginiz %21'lik faize mi? Hem Avrupa niye bu kadar yuksek faiz veriyor, aklim sirrim ermedi!!!

2. Bundan 6 ay once 21 Aralik 2007 tarihinde 100 avro bozduran bir Avrupali (adina Hans ya da Yorgo diyebiliriz) parasina karsilik 168 YTL aliyor. Daha sonra bunu %17'den 5 aylik faize koyuyor (o zamanlar faizler daha dusuktu ama neyse yuvarlak hesap olsun). Aradan 5 ay geciyor ve 21 Mayis tarihinde faizden 12 YTL kazaniyor ve toplam parasi 180 YTL'ye yukseliyor. Daha sonra parasini o gunku kurdan tekrar avroya ceviriyor ve eline sadece 90.45 avro geciyor. Demek ki bahsettigimiz bu 5 aylik sure icerisinde Yorgo (veya Hans) para kazanmayi birakin, para kaybetmistir. Adamlar birakin Gungor Uras'in bahsettigi %26'lik REEL faizi 5 ay gibi kisa bir surede %9.5 kaybetmislerdir. Bunu senelik hesaba vursaniz %20'nin uzerinde zarara karsilik gelir. Niye boyle? Cunku bahsettigimiz 5 ay boyunca avro YTL'ye karsi %18.5 deger kazanmistir. Avro satan herkes zarar etmistir. Peki bizim hazine bu isten nasil etkilenmistir? Yorgo'nun avro satip zarar etmesi Yorgo'yu baglar, bizim hazine Yorgo zarar etti diye kar etmez, zarar da etmez. Bizim hazinenin odedigi bedel avro ciksa da dusse de %17'dir. O kadar.

3. Suudi Araplar bundan bir sene once 100 varil petrol satip ellerine gecen parayi YTL'ye cevirip faize koyuyor. 1 sene sonra kazandigi paraya bir bakiyor ki ancak 60 varil petrol alabiliyor. Bu durumda "yabancilar bizden az faiz kazaniyor" sonucunu mu cikarmamiz gerekiyor? Suudiler petrollerini satip bizim hazineden kagit alip 40 varil petrol kaybettilerse, bu, bizim hazine bu isten 40 varil petrol kazandi anlamina mi gelir?

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı

Bizim odedigimiz faizi bulmak istiyorsaniz cok karmasik islemler yapmaniza gerek yok. Hazinenin ihalelerde odedigi faiz orani neyse odur. Isin icine dolari, avroyu, petrolu karistirirsaniz yanlis yaparsiniz. Bu yazimiz da Gungor Uras okuyan okuyuculara bir ders olsun. Adamin niyeti fesat, hukumete yukleneceksen boyle belden asagi vurarak yuklenmene gerek yok ki. Hukumet o kadar buyuk hatalar yapiyor ki, artik sokaktaki vatandaslar bile farkinda.
Read More!

Ayse Teyze ve Gungor Uras

Gungor Uras'i surekli taciz eden, hep tek tarafli sorular soran Ayse Teyze isimli bir bayan var. Gecen gun Gungor Uras'a "Reel faiz nedir? Geçen yıl dolarını bozdurarak Hazine bonosu satın alanlar bir yılda yüzde 26 reel faiz kazanmışlar... Şunu bana anlat bakayım” seklinde bir soru yoneltmis.

Simdi burada Ayse Teyze art niyetli, kurnaz tilkinin teki aslinda. Gungor Uras'a kolay bir soru soruyormus gibi yapiyor ama aslinda sordugu soru cok zor. Bizim icin cok zor degil ama Gungor Uras'in soruya dogru cevap verememesinden tuzaga dustugunu anliyoruz.

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Siz kendinize guveniyorsaniz yazinin devamini okumadan ve Gungor Uras'in verdigi cevaba bakmadan soruya dogru cevap vermeye calisin. Aslinda tam sinavda sorulacak cinsten bir soru!!

Gungor Uras su cevabi veriyor:

"Geçen yıl mayıs ayında dolar 1.33 YTL idi. 100 dolarını bozdurarak YTL satın alana, 133 YTL verdiler. Bu parayla yüzde 18.81 faizli Hazine bonosu satın alanlara bu mayıs ayında faiziyle birlikte 158 YTL ödeme yapıldı (bkz. yüzde hesaplama). (Yabancılar bunu net olarak ceplerine koydu. Türklere ise 133 YTL’nin bir yıllık faizi olarak ödenen 25 YTL’den yüzde 10’u oranında (2.5 YTL) stopaj (vergi) kesintisi yapıldı. Onların eline anapara ve faiz olarak 155.5 YTL geçti.)
Bu mayıs ayında dolar fiyatı 1.24 YTL oldu. Yabancı 158 YTL’yi tekrar dolara döndürünce, eline (158:1.24 = 126.88) 126 dolar geçti."

Gungor Uras nerede yanlis yapiyor?

1. Ayse Teyze'nin sorusunu hatirlarsaniz yabancilarin nasil %26 REEL faiz kazandigini soruyor. Yabancilarin gecen sene bozdurdugu 100 dolar bu sene 126 dolar oldu ama bu sene eline gecen 126 dolar gecen sene 126 dolara alabildigi kadar mal alamiyor artik. Sizin anlayacaginiz, Reel faizi hesaplamak icin elde ettiginiz faizden enflasyonun farkini dusmeniz gerekiyor. Gungor Uras bunu dusmemis. Son bir yil icerisinde Amerika'daki enflasyon orani %4.2 gerceklesmis. O yuzden de yabancilarin elde ettikleri REEL faiz aslinda %26.88 degil (126.88/1.042=121.72) sadece %21.7

2. Ikincisi, Gungor Uras'in gecmiste kullandigi "enflasyon rakamlari az gosteriliyor" seklindeki saklabanliklari yaparak Amerika'da aciklanan enflasyon rakamlarinin gercegi yansitmadigini, benzin fiyatlarinin %35 arttigi bir ortamda enflasyonun da en azindan %10 civarinda oldugunu belirten bir ifade kullanarak yabancilarin eline gecen reel faizin daha da dusuk oldugunu bile soyleyebiliriz. Ama tabii bu Gungor Uras'in ortaya sactiklari gibi bir kuyruklu yalan olur.

3. Bu hesaplar yapilirken her zaman gizli bir varsayim yapiliyor. O da yabancilar Turkiye'ye girdiginde ellerindeki dolarlari bir gerizekalinin 1.33'den satin aldigi, yabancilar Turkiye'den cikarken de ayni gerizekalinin 1.33'den aldigi dolarlari pasa pasa 1.24'den zararina sattigidir. Kim bu gerizekali, bileniniz var mi? Yoksa yabancilar Turkiye'den cikmadi mi daha? Yabancilar Turkiye'den cikmaya basladiklari zaman gercekten de simdiki gibi balli kaymakli kurlardan mi paralarini dolara cevirecekler yoksa yuksek kurlardan mi?

Menkul Kıymetler Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Ben adimi Ali Riza'ya cevirip Gungor Uras'a su iki soruyu sormak istiyorum (okurlarimdan bir tanesi bu sorulari Sayin Uras'a iletirse sevinirim):
1. Turkiye'de hangi gerizekali yuksek fiyattan doviz alip dusuk fiyattan satiyor? Niye birileri buna dur demiyor? (Tam Gungor Uras'a gore bir is)
2. Turkiye'de reel faiz hesaplamasini dogru yapabilen bir Allah'in kulu yok mu?
Read More!

Ekonomiden iyi haberler

Türbandı, Ergenekondu, Doğan medya grubu derken ekonomiyi unuttuk. Bari kısa bir özet yapalım. Son günlerde ekonomiden olumlu haberler gelmeye başladı.

1. Bu hükümerin açık ara en başarılı bakanı Kemal Unakıtan. Şaka değil GSYH'nın yüzde 15'i civarında teslim aldığı bütçe açığını yüzde 1'li seviyelere kadar indirdi. 2007'de bütçe disiplini biraz seçim sosuna batırıldı ama Ocak ayı rakamları gayet iyi gözüküyor. Geçen yıl Ocak ayında bütçe açığı 6.1 milyar YTL iken bu sene 0.5 milyar YTL'ye inmiş. Ben kötüye gidişin ilk işaretini geçen yıl bu zamanlar bütçe rakamlarından almıştım. Dileyelim bütçe performansı önümüzdeki aylarda da Ocak ayındaki gibi devam etsin ama benim kriz beklentim suya düşsün.


Bu arada eski günlerden alışkanlıkla herkes faiz dışı fazla rakamı üzerine odaklanıyor. Bütçe açığının yüzde 10-15 olduğu dönemde faiz dışı fazla rakamı bence anlamlıydı ama bence artık faiz dışı fazla rakamının bir esprisi kalmadı. Bence önemli olan bütçe açığının ne olduğu ve harcamalarda artış olup olmadığı. Şahsen harcamaların ciddi bir şekilde azaltıldığı bütçeyi denk bütçeye tercih ederim.

Son olarak Bütçe konusunda gazete haberleri ve köşe kadılarının yorumları saçma sapan ayrıntılarla dolu ama önemli olan ayrıntılar es geçiliyor. Size tavsiyem bütçe rakamlarını yerinde incelemeniz. Muhasebat genel müdürlüğü verileri geçen yıllarla kıyaslama da yapabileceğiniz şekilde yayınlıyor.

Ha bir de, seçim döneminde ayın 25'i gelmişken hala açıklanmayan bütçe rakamları bu kez ayın 11'inde açıklandı. Bu da Unakıtan kurnazlığı olsa gerek...

2. Cari açık rakamı rekor kırarak 38 milyar dolara ulaştı. Bunun neresi iyi haber demeyin. Adında "açık" geçer ama cari açık rakamı yabancıların Türkiye'de ne kadar yatırım yaptığını gösterir. Yani sınırları kapatıp dışarıdan para gelmesini yasaklasak 2007'de bu ülkede 38 milyar dolar daha az yatırım yapılacaktı. Türkiye'nin yatırıma bu kadar ihtiyacı varken cari fazla vermemiz kadar saçma bir durum olamazdı. Zaten içeride yatırım ihtiyacı devasa boyutlarda olan bir ülkenin cari fazla vermesi salaklıktır.

Bu arada "Profösör Doktor" Güngör Uras'ı da anmadan geçmeyelim. İkide bir tekerleme gibi tekrar ettiği "cari açık=döviz açığı" saçmalığı var ya... 2007'de cari açık 38 milyar dolar olurken Merkez Bankası'nın döviz rezervleri 8 milyar dolar artmış. Bir de anlasam döviz açığı varsa bu 8 milyar dolar nasıl artmış....

Verileri yerinde incelemek isteyenler için bu veri Merkez Bankası'nın sitesinde Süreli Yayınlar bölümünde aylık olarak açıklanıyor.

3. Migros İngilizlere satıldı. Küreselleşme harika bir şey. 50 sene önce "İngilizler gelip sana hizmet edecek" deseler kimse inanmazdı. Ama oluyor işte, şaşırmak değil sevinmek lazım. Elin oğlu tasarruf yapıyor, sonra geliyor tasarruflarını bizim emrimize veriyor. Tabi hasbiden milliyetçi iseniz "ülkenin zenginlikleri zındıklara peşkeş çekiliyor" nutukları da atabilirsiniz. Harbiden milliyetçi iseniz sizi oyun sahasında görmek isteriz. Bir de hep kafamı kurcalar, bu nutuk atan köşe kadıları nedense yabancı marka lüks otoları tercih ediyor. Özelleştirme ve özel sektör karşıtı komünist hocalarımızın (örn:Erinç Yeldan) özel üniversitede, yabancı banka düşmanı ulusalcılarımızın (örn: Yiğit Bulut) yabancı bankada çalışması da benzer bir zıtlık ama vardır bir sebebi.

Migros'u da İngilizler aldığına göre, Demek ki artık paralarımızı Yunan Yorgo'ya değil, İngiliz Tony'ye göndereceğiz. Benim payım helal ü hoş olsun. Haberlere göre satış fiyatı piyasa değerinin yüzde 10 fazla fiyata satılmış. Doğan medyasından "nassı kazıkladık ama!" şeklinde bir manşet beklerdik.

4. Ocak ayı enflasyon rakamları beklenenin altında geldi. Bu çok müthiş bir haber değil ama yine de idare eder. Ama hükümet bütçe musluğunu kapatırken Merkez Bankası da para musluğunu kapasa fena olmaz. Ben yüzde 4 hedefinin tutmasını beklemiyorum. Zaten Durmuş Yılmaz ve ekibinin icat ettiği "para basarak enflasyonla mücadele yöntemi"nden de hedefi tutturmasını beklemek büyük eşeklik olur. Yüzde 6'ya çekseler başarılı sayacağım.

5. Yiğit Bulut "Tehlike çok büyük!" diyerek çok kötü şeyler olacağını müjdelemiş. Bundan güzel haber mi olur?

6. Mahfi Eğilmez de "YTL değer kaybeder" başlıklı yazısında "Bunun sonucunda benim tahminim YTL'deki değer kaybının ciddi bir aşamaya ulaşması noktasına bahar aylarında gelineceği yolundadır" diyerek bir ekonomistin asla almayacağı bir risk almış (Tarih vererek kur seviyesi tahmini). Hoş, seviye belirtmemiş ama YTL'de ciddi değer kaybı demiş. Bu ifadeden şu ana kadar yaşanan dalgalanmalardan daha farklı bir kayıp beklediği yorumunu yapıyoruz. Bahara şunun şurasında iki ay kaldı. Tabi 2008 baharı da dememiş ordan da kaçış yolu var ama bahar aylarında kendisini tekrar ziyaret ederiz.

Yani, iyi şeyler de oluyor memlekette. Enseyi karartmamak lazım.
Read More!

DTP değil DPT kapatılsın!

DTP'nin kapatılması için dava açılmış. Bizce kapatılması gereken kurum DTP değil DPT'dir.

Türkiye 1980 yılında karma ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçiş denemesi yaptı. Denemeyi 1980'de yaptı ancak Avrupa Birliği tarafından ancak 2005 yılında işleyen bir piyasa ekonomisi olarak değerlendirildi. Bu geçen 25 sene süresince belki başka yerlerde Türkiye'de piyasa ekonomisinin işlerliği üzerine yorum ya da değerlendirme yapılmıştır ama benim haberim yok. Ayrıca bu değerlendirme de politik olarak tartışılabilir. Ama bu geçen 25 yıl boyunca eski günahlar yeni günahlarla birleşince Türkiye bir sürü kriz yaşadı. Bütün kötülüklerin faturası da piyasa ekonomisine çıkarıldı. Dolayısıyla da Türkiye'de bugün piyasa ekonomisini savunmak suç gibi bir şey. Hemen 'azgın kapitalist' olarak adınız çıkar.

Sosyalist ekonomiler üretim araçlarının sahibinin kamu olduğunu ileri sürerek özel mülkiyete karşı çıkar. Buna ek olarak kamu harcamalarının yüksekliği ve bir merkezi planlama kurumunun bulunması sosyalist ekonomilerde en belirgin özellikler. Bu iki durum da bizim halimize şıp diye uyuyor. Yüce devletimiz zamanında don-faniladan zeytinyağına, gazete kağıdından araba kaportasına herşeyi üretmiş. Bir kısmını hala üretiyor. Bunun faturası da vatandaşa çıkıyor. Ama suç 'kapitalist'lerin oluyor.

Bizde merkezi planlama kurumu Devlet Planlama Teşkilatı, yani kısaca DPT. İşleyen bir piyasa ekonomisinde merkezi planlamadan bahsedemeyiz. Şahsen bu kurumun ne işe yaradığı konusunda da bir fikrim yok. DPT'nin kendi web sitesinde "Devlet Planlama Teşkilatının görevi ekonomik, sosyal ve kültürel politikaların ve hedeflerin tayininde ve ekonomik politikayı ilgilendiren faaliyetlerin kooordinasyonunda Hükümete yardımcı olmak ve danışmanlık yapmaktır. 1982 Anayasası da planlı kalkınmayı ve planların devlet tarafından hazırlanmasını hükme bağlamıştır." diyor. Komünist bir anayasamız varmış da haberimiz yokmuş.

Genel anlamda kalkınmayı sağlamak çok güzel bir amaç. Ancak bu amaçla yola çıkıp tam tersini yapıyorsanız, yani kalkınmayı sağlamak yerine ülkeyi daha da fakirleştiriyorsanız amacı bahane ederek varlığınızı koruyamazsınız. Müsteşarlık düzeyinde faaliyet gösteren DPT bu nedenle kapatılmalıdır, Hükümet'e danışma mekanizmasını da parti içi oluşturulacak gruplar devralmalıdır. DPT'nin yaptığı kalkınma planları ve teşvikler, kalkınmanın esas aktörleri olan özel sektör yatırımlarını desteklememekte hatta kösteklemektedir. Çin bile planlı ekonomiden vazgemişken bizde hala DPT gibi dev bir kurumun var olması ülkenin kalkınmasına engel olmaktadır.

Kalkınma ve ekonomik refah planlama ile yapılacak iş değildir. Çok klasik olacak ama eski Sovyetlerin geldiği durum ortada. Devlet planlama ve don-fanila üretme işlerinden acilen çıkıp asli görevi olan güvenlik ve hukuk alanlarına ağırlık vermelidir. Devlete don fanila ürettirirseniz hukuk ve güvenlikte geleceğiniz yer bugünkü durum olacaktır.

Geçen yazılarımda devletin fındık politikasının maliyetini ve piyasada oluşturduğu saçmalıklara dikkat çekmeye çalıştım. Buna karşılık yine devletin üzerine düşmeyen 'kutsi' amaçlarla süslenip püslenip itiraz edenler oldu. Anlaşılan DPT'nin etkisi bizde öyle baskın ki izlenen sosyalist politikaların suçunu piyasa mekanizmasına yüklemekten kimse vaz geçmeyecek.

DPT'nin bir zararı da bugün ortalıkta Güngör Uras tipinde cahil bir sürü köşe yazarını başımıza bela etmesidir. Bu kişiler hala basmakalıp planlı ekonomi tekerlemeleri ile bugünü anlamaya çalışırlar ama hep de yetersiz kalırlar. En büyük korkuları dövizdir, çünkü planlı dönemde en çok bu konuda çuvallamışlardır. Bugün DPT çıkışlı (ya da DPT'nin arka bahesi sayılan Mülkiye tandanslı) bütün iktisatçı (iktisat nedir) geçinen yazarlarda aynı defoları görürsünüz.

Reform reform deniyor da kimse altını doldurmuyor. Alın size reform: Zararı faydasından çok olan DPT kapatılsın.
Read More!

Medya savaşları-Severek izliyoruz

Siz Fenerbahçe-Beşiktaş maçındaki boktan futbolu izleyip gereksiz yere gürültü koparılan 90 artı beşteki golü mü tartışıyorsunuz? Bence hata yapıyorsunuz. Daha zevkli maçlar da var:

Ekşi Sözlük'ün sahibi Oktay Ekşi, pardon,...

Aydın Doğan'ın sahibi olduğu Doğan Medya'nın amiral gemisi Hurriyet gazetesinin başyazarı Oktay Ekşi fena sıkıştı. Kendisi önce durduk yere Star Gazetesi'nin başyazarı Mehmet Altan'a sataştı. Mehmet Altan'ın zehir zemberek cevabı gecikmedi. Buna karşılık Ekşi, Altan'a günümüzün Ali Kemal'i diyerek uzaktan bir şutla cevap hakkını kullandı.

Altan'dan tehditvari bir ikinci cevap geldi. ...

Derken Yeni Şafak gazetesinde Taha Kıvanç müstear ismiyle yazan Fehmi Koru iki yazıyla sağ kanattan tartışmaya katıldı: bir ve iki. Bu yazılardan Oktay Ekşi'yi meğerse gazeteciliğe başlatan kişinin Mehmet Altan'ın babası Çetin Altan olduğunu da öğrenmiş olduk.

Tartışmaya katılan diğer isim Sabah'tan Emre Aköz oldu. Emre Aköz bu yazısında Mehmet Altan'ın işaret ettiği yazı Oktay Ekşi'nin 25 Nisan 1998 tarihli 'Alçakları tanıyalım' başlıklı yazısının haber kaynakları olarak iki eski generalin ismini verdi. Aynı yazıda Cumhuriyet yazarı Oral Çalışlar'dan da alıntı yaparak sol kanattan kavisli bir ortayla Ekşi'yi köşeye sıkıştırdı.

Oktay Ekşi ise 'Andıç ulağı' suçlamasına maruz kaldığı 25 Nisan 1998 tarihli yazısını defansı beşleyerek şu yazıyla savundu. Mehmet Altan da Bir kuklaya andıç soruları yazısıyla duran topları ne kadar da iyi kullandığını hatırlattı.

Bizce daha maç bitmedi, tempolu bir şekilde devam edecek. Amiral geminin koramirali Ertuğrul Özkök henüz savaş çıkartmakla meşgul olduğu için bu deplasmana götürülmedi sanırım. Ayrıca Oktay Ekşi'nin kendine ait bir de Basın Konseyi var. Gerektiğinde oyuna girebilir, şimdilik saha kenarında ısınıyor.

Bu arada biz oynanan diğer maçlara geçelim. Milliyet'in tekaüdünü bekleyen yazarı Hasan Pulur, hiç çatılmayacak adama çattı: Engin Ardıç. (Engin Ardıçtan alacağım olsa istemem, Allah diline düşürmesin) Sırf yaşından başından utanmadan 'benim babamın de madalyası var beni neden kokteyle çağırmıyor Cumhurbaşkanı Abdullah Gül' diye mızırdayan Güngör Uras'ı koruma pahasına. Başka nedenler de var tabi. Pulur, Ardıç'a hayvan diyor. 'Ardıç kuşu' durur mu, o da Pulur'a özetle bunak ve gerizekalı diyor. Tabi bunu usturuplu şekilde söylemiş. (Bu arada Ardıç'tan Erdal İnönü'nün vefatı vesilesiyle bir Aslan Sosyal Demokrat yazısı beklenmekte ama o Amerika'daki lezbiyen demokratlara geçirmiş.)

Erdal İnönü hakkındaki bir yazı dolayısıyla medya savaşına giren kişi ise Sabah'tan Umur Talu. Umur Talu, Doğan Medyası'nın İnönü hakkında yaptığı bir haberi gündeme getirerek ikiyüzlü olmayın dedi. Buna karşılık cevap resmi kanaldan Aydın Doğan'ın avukatı kanalıyla cevap hakkı olarak geldi. Talu aynı yazının altında kendi cevabını da yazdı. Ben bu olayı daha önce kaç kez yazdım niye o zaman sesiniz çıkmadı da şimdi (Erdal İnönü ölünce) laf ediyorsunuz demiş. Talu'nun yazısı epey uzun.

Ha, bu arada bir alt kümede oynanan maçlarda ise Akşam'dan eşcinsel yazarımız Oray Eğin ile Radikal'in panter Emel'i Perihan Mağden kapışıyorlar. (Sayın Eğin'in cinsel tercihine bir diyeceğimiz yok, ama gazetecilik mesleğini de aynı şekilde yaparsa diyeceğimiz çok. Bu yüzden eşcinselliğini vurguladık.) Bu tartışmayı görünce her salataya maydonoz Ahmet Hakan balıklama dalmış, kıyısından köşesinden polemik kapayım ben de diye.

Burada en bokyedibaşı Ahmet Hakan oluyor sanırım. Onun için bir parantez açmaya değer: Ben o biçim dönerim, şarabımı da içerim maksat Ertuğrul Abi'me yalanmak. di mi Ahmet Hakan Coşkun abi! Ahmet Hakan'ın bir de Nişantaşı macerası vardır. Tam torunlara anlatmalık. Ha bir de Kevin Costner'a laf etmiş abim. Çok kötü yönetmenmiş de Su Dünyası fiyasko imiş de. (Ulan hödük, bu adamın ilk filmi Dances with the Wolves 7 Oscar almış. Ayrıcana Oscar aldı diye söylemiyorum güzel de filmdir. Ama sen o yıllarda tarikat şeyhlerini yalamakla meşgul olduğundan sinema ve tiyatro caiz değildi di mi? Ulvi Alacakaptan ve İbrahim Sadri hariç tabi! Peki Erbakan'dan kızını istemen bundan önce miydi sonra mı?) Neyse bu dallama, bir de bizim daha önce gündeme getirdiğimiz İlhan Selçuk-Fehmi Koru dalaşında aklınca otorite rolüne soyunup Faiz konusunda İlhan Selçuk haklı demiş. Bir evvelsi gün de Hıncal'a bir dalış denemesi. Oolum biraz dinlen yahu. Bir gün Hıncal'a bir gün Haşmet'e lafla yürümez bu gazetecilik işi. Ha pardon, Hürriyet'te yürür. Ama Allah'tan kimse iplemiyor bunu öyle mahalle arasında sahipsiz köpek gibi bir o duvara bir bu duvara işeyip duruyor. Herkes de acıdığından bazen kemik iki ekmek kırıntısı üç beş kemik atıyor, bunun hayatı da böyle geçiyor zahir.

Ha, bir de Perihan Mağden'in Fatih Altaylı'ya göndermesi var. Bunu da kayıtlara geçelim.

Ne dersiniz Fener-Beşiktaş maçı mı zevkli medya savaşları mı?

Not: Bu yazı aslında İzlenimler sitesinin yıllık izine ayrılması nedeniyle fırsattan istifade etmek amacıyla yazıldı. Fethi bey alınmasın, onun alanına girmeyeceğiz bir daha.
Read More!

Güngör Uras'ı takdir edelim

İşte size basit bir soru. Acaba TL değer kaybederken borsamız değer kazanabilir mi ? Siz bunun üzerinde kafa patlatırken bir diğeri geliyor. Bir taraftan işadamlarımıza daha düşük faizle kredi verme iştahı kabarırken, öbür taraftan döviz fiyatları artabilir mi ?

Sayın Güngör Uras, pek de eğitimli olmadığı anlaşılan bir işadamı grubuna hitaben kaleme aldığı yazılarında Merkez Bankasının faiz indirimlerinden ne beklenmesi gerektiğini açıklığa kavuşturuyordu. Borsa ve döviz elele yükselecek. Ekonomi daha hızlı büyürken diğer taraftan ithalat azalacak, cari işlemler açığı düzelecek vs vs..

Güngör bey çok sevilen ve analizlerine geniş 'halk' kesimlerince önem verilen bir şahsiyet. Eğitimi ve tecrübesi nedir bilmiyorum. Ancak bunun bir önemi olduğunu düşünmüyorum. Dünyanın hızla değiştiği, bilinenlerin nerdeyse tamamen yenileriyle ikame edilmesi gerektiği günümüz koşullarında hala 'talep edilen' adam olmasını gıptayla izliyorum. Bakın, yüzde doksan dokuzumuz bunu başaramayacak. Geçenlerde ntv'de yayınlanlan bir programda, sunucunun doğru cevabı alacağına gayet emin tarzda yönelttiği 'Hocam piyasalarda ne oluyor ?' sorusu aklıma geliyor. Cevabı dinlemedim ama hocanın eğer varsa bilgi noksanlığını gayet iyi idare ettiğinden en ufak bir hiç şüphem yok. Dinleyenler mutlaka tatmin olmuşlardır. Sonuç: Ne yapıyorsan yap en önemli işin satış !

Neyse konumuza geri dönelim. Varlıkların değerlenmesi, kredi faizlerinin düşmesi, devletin borçlanma maliyetlerinin gerilemesi bir tek şartla yani güçlü TL ile gerçekleşir. Bunlar aynı zamanda ekonomiyi aktive eden unsurladır. Elbette ekonominin aktive olmasıyla tasarruf/yatırım oranının azalmasını yani cari işlemler açığının artmasını bekleriz. Eğer Merkez Bankasının günlük faiz indirimleriyle beklenen yurdışından gelen tasarrufların geri gitmesiyse, buna paralel olarak kredi faizlerinin düşmeyeceğini, insanların iş bulma şansının artmayacağını, yeni işyerleri açılmayacağını bilmeliyiz. Bunları bilebilmek için o hiç beğenmediğimiz Türk eğitim sisteminin ilköğretim aşamasını geçmiş olmak yeterli.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Durun yahu, daha batmadık

TÜİK dün 2007'nin ikinci çeyrek dönemine ilişkin milli gelir verilerini açıkladı. İlk çeyrekte yüzde 6.9 olan büyüme oranı ikinci çeyrekte yüzde 3.9'a gerilemiş. Hakikaten ciddi bir yavaşlama ama bugünkü gazetelerde bu konuyla ilgili olarak yer alan haber ve yorumlar tam evlere şenlik.

Mesela ekonomi yavaşlarken cari açıktaki yükselişin sürdüğü iddia edilen şu haberi yazan arkadaş bize cari açığın son 6 aydaki seyri konusunda birşeyler söyleyebilir mi? Ben cari açığın (tabii ki ekonomideki yavaşlama nedeniyle) 6 aydır yerinde saydığını sanıyordum. Yoksa 6 aydır yanlışlıkla Türkiye yerine Patagonya'nın cari açık rakamlarına mı bakıyorum. Durun şunlara bir daha bakayım.

Ekonomide durgunluk riskinin arttığı iddia edilen şu haberi yazan arkadaşın da bize son aylara ilişkin bazı verilerden bahsetmesi gerekmez miydi? İkinci çeyreğin üzerinden neredeyse 2.5 ay geçti beyler. 2.5 ay öncesine ilişkin verilerle bugünkü duruma ilişkin yorumlar yapamazsınız. Gidin böyle bir yorum yapmak için hangi verilere bakmanız gerektiğini öğrenin de onlara bakarak konuşun.

Tevfik Güngör'ün ya da esas adıyla Güngör Uras'ın bugünkü yazısında da bir sürü yanlış var. Fakat artık kendisini ciddiye almadığım için bu yazı için birşey söylemeyeceğim.

Fakat ciddiye aldığımız yazarlardan biri olan Uğur Gürses'in bugünkü yazısı da tuhafıma gitti. Gürses, "2007'de yüzde 4'lük büyüme bile zor" demiş. Gelin biraz aritmetik yapalım. Büyüme ilk çeyrekte yüzde 6.9, ikinci çeyrekte yüzde 3.9 oldu. Yılın tamamında büyümenin yüzde 4'ün altında kalması için, üçüncü ve dördüncü çeyreklerde yüzde 3'ün altında büyüme oranları yaşanması gerekir. Hakikaten ekonomideki durumu o kadar kötü mü görüyorsunuz Uğur Bey? Benim gözlemlerim pek öyle değil de o yüzden soruyorum.

Neyse, lafı fazla uzatmadan kendi değerlendirmelerimi yazayım. Birincisi, ikinci çeyrekte ekonomide görülen yavaşlama sürpriz falan değil beklenen bir gelişmeydi (Orhan Karaca'nın şu yazısına bakın). İkincisi, ekonomide bu yavaşlama olurken cari açık artmaya devam etmemiş yerinde saymıştı. Üçüncüsü, yılın ikinci yarısında büyümenin bir miktar hızlanmasını bekliyorum. Temmuz ayında ithalatın yeniden hız kazanması, CNBC-e Tüketim Endeksi'ndeki gelişmeler (bu endekste yıllık değişime bakın) vb. bunun açık delilleridir. Dördüncüsü, ekonominin bu yılı da yüzde 5'in üzerinde bir büyüme ile kapatabileceğini düşünüyorum. Read More!

Güngör Uras olayı

Güngör Uras, bugünkü yazısında yine en iyi bildiği şeyi yapmış. Okuyucusuna bilgi verir ayağına yatarak bir hikayenin sadece yarısını anlatıp usul usul uygulanan ekonomi politikalarına saldırmış. Merkez bankalarının uyguladıkları faiz oranları hakkında bilgi verir ayağına yattığı yazısında özetle şunu söylemek istiyor: Dünyada faiz oranları düşükken bizim Merkez Bankası faizi çok yüksek tutuyor. Bu nedenle bankalarımız yurtdışından düşük faizle borçlanıp Merkez Bankası'na yüksek faizle borç verip köşeyi dönüyor. Bunu gören yabancılar da bizim bankalarımızı alıp duruyor.

Bu yazıya teknik açıdan birçok cevap verilebilir. Örneğin "Bu analizde kur riskini nereye koydunuz Güngör Bey" diye bir soru sorulabilir. Fakat bunu yapmayacağım. Çünkü bu tür adamların kötü niyet ve/veya bilgisizlikten kaynaklanan bu tür analizlerini düzeltmeye uğraşmaktan artık bıktım. (Düşünüyorum, acaba böyle iğneyle kuyu kazmaya çalışmak yerine ciddiye almadığımız yazarlar ile değer verdiğimiz yazarların bir listesini versek ve sadece değer verdiğimiz yazarların yazılarını mı mercek altına alsak? Ne dersin Ekonomix?) Türkiye'de faiz oranının ABD'dekinden yüksek olmasının nedeninin bizde enflasyonun da ABD'dekinden yüksek olması olduğu o kadar açık ki. Enflasyon oranları arasındaki fark kapanmadan bizim faizin ABD'deki faize yaklaşmasının mümkün olmadığı, bunun zorlanması halinde 2001 türü bir kriz daha yaşayacagımız da aynı derecede açık. Profesör ünvanını taşıyan Güngör Uras bunu bilmez mi? Bilmiyorsa yuh olsun. Biliyorsa da, hikayenin bu kısmını anlatmayarak ortalama gazete okuyucusunu kandırıp Merkez Bankası'na ve de uygulanan ekonomi politikalarına güvensizlik yaratmakla neyi amaçladığını bize bir anlatsın.

Güngör Uras'ın yazılarını neredeyse 15 senedir takip ederim. Başlarda, artık benim o dönemdeki ekonomi bilgimin yetersizliğinden mi yoksa onun daha düzgün yazılar yazdığından mı bilmem, kendisine karşı bir tepkim yoktu. Fakat son yıllarda Uras'ın yazılarını, o günkü ruh halime göre, bazen gülerek bazen de kızarak okuyorum. Neşeli bir günümdeysem yazdığı saçmalıklara gülüp geçiyorum. Ne olacak bu memleketin hali diye düşünceye daldığım günlerde ise bu saçmalıklarla ne kadar çok insanı yanlış yönelttiğini düşünüp küplere biniyorum. Çünkü Güngör Uras çok okunan bir yazar ve sıradan okuyucu üzerinde de önemli bir etkiye sahip.

Beni bu duygulara sevk eden Güngör Uras'ın iktisattan az buçuk anlayan diğer insanlar üzerindeki etkisini ise merak edip duruyordum. Geçen hafta NTV'de yayınlanan bir programda bu merakımı biraz giderdim. Söz konusu programda global piyasalardaki dalgalanmanın Türkiye'ye etkisi tartışılıyordu. Konuklar arasında Güngör Uras da vardı. Güngör Uras, bir yerde, lafı nasıl o noktaya getirdiyse getirdi, "Türkiye üretmiyor, dış borç alıp ithalat yapıyor ve onu yiyor" diye, o bildiğimiz argümanları ile, atıp tutmaya başladı. Neyse ki konuklar arasında bulunan Mahfi Eğilmez kendisine itiraz edip biraz frene basmasını sağladı. (Zaman zaman bazı yazılarını eleştirsek de Mahfi Eğilmez ekonomiyi Güngör Uras'tan çok daha iyi bilen birisidir) Bu arada çoğunluğu genç olan diğer konukların ise Güngör Uras'ı "Delidir ne yapsa yeridir" ya da "Yaşça büyügümüzdür, bulaşmayalım" edasıyla dinlediğini fark ettim. Zaten daha sonra tartışmanın ilerleyen bölümlerinde onlardan bazıları da, Mahfi Eğilmez'den cesaret aldıklarından olsa gerek, Güngör Uras'ın sözlerine katılmadıklarını belirttiler. Diyeceğim o ki, az buçuk iktisat (Iktisat nedir) bilgisine sahip olanların çoğu da Güngör Uras'a artık benim gibi bakıyor galiba.

Bakalım yazdığı gazetelerin yöneticileri bunu ne zaman fark edip Güngör Uras'ın ekonomi bilgisi kıt vatandaşları zehirlemesine engel olacak? Aslında gazetelerimizin mevcut yayın politikasıyla Güngör Uras'ın yaptıkları birbiriyle epey örtüştüğü için bu konuda bir umudum yok ama yine de bir sorayım dedim. Read More!

Hurşit Güneş, Güngör Uras...

Bazı iktisatçılarımız resesyon geliyor diye davul zurna çalarken ekonomi ilk çeyrekte yine yüzde 6.8 gibi acayip bir hızla büyümüş. Şimdi hazretler iç talep yerinde sayarken bu büyümenin nasıl olduğunu anlamaya çalışıyor.

Kamu harcamalarında biraz yüksek bir artış gördü ya, Sabah Gazetesi hemen "Büyümeyi kamu sırtladı" diye uyduruk bir yorum yapmış. Sabah Gazetesi'nin muhabiri anlaşılan bu kamunun harcamalardaki ve yatırımlardaki payı ne ki ekonomiyi ne kadar etkilesin diye hiç bakmamış. Eğer baksa idi kamunun tüketim ve yatırım harcamalarının toplamının GSYİH'nin yüzde 8.5'inden ibaret olduğunu görecek ve yazısına böyle aptalca bir başlık atmayacaktı.

Bu arada Güngör Uras ile Hurşit Güneş'in büyümenin kaynağını doğru olarak tespit etmeleri beni şaşırttı. Aferin, demek ki yavaş yavaş ekonomiyi öğreniyorlar. Eh, özellikle ilkinin yaşı biraz geçti ama bu yaşta da olsa ekonomiyi öğrenmeleri yine de hiç yoktan iyidir.

Bu arada resesyonu davul zurna çalarak bekleyen iktisatçılarımızdan (Iktisat nedir) olan ve hatta neredeyse resesyon duasına çıkma aşamasına gelen Asaf Savaş Akat da büyümenin kaynağını doğru olarak tespit etmiş. Fakat YTL bu kadar değerliyken bunun nasıl olabildiğine pek akıl erdirememiş. Bakalım önümüzdeki günlerde buna nasıl bir kulp bulacak?

Efendim, sadede gelelim. İlk çeyrekte iç talep yerinde sayarken ekonominin bu kadar hızlı büyümesinin nedeni ihracattaki artış. Burada ihracat derken hem mal hem de hizmet ihracatından bahsediyoruz. 2001 krizi sonrasında ihracatta yaşanan performans mal ve hizmet ihracatının sabit fiyatlarla ve harcamalar yöntemiyle hesaplanan GSYİH içindeki payını neredeyse yüzde 50'ye kadar getirdi. Bu oranın büyüklüğünü anlayabilmeniz için harcamalar yöntemiyle hesaplanan milli gelir içindeki en büyük paya sahip kalem olan özel tüketimin oranının yüzde 65 civarında olduğunu hatırlatalım. Mal ve hizmet ihracatının milli gelir içindeki payının neredeyse özel tüketimin payına yaklaşması artık Türkiye'ye ihracata dayalı büyüme fırsatını veriyor. İlk çeyrekte yaşanan da tastamam bu. Aslında bu yöndeki gelişmeleri geçen yılın ikinci yarısında da görmüştük.

Şimdi de YTL bu kadar değerliyken ihracatın nasıl olup da arttığına gelelim. Eee, ihracatı sadece kurun fonksiyonu olarak görürseniz böyle bir gelişme karşısında böyle apışıp kalırsınız tabii. Oysa bu konuda Türkiye üzerine yapılan çalışmaların çoğu ihracatın kurdaki gelişmelere değil dış talebe duyarlı olduğunu gösteriyor. Bu çalışmalarda pek fazla dikkate alınmayan verimlilik gelişmeleri de ihracat açısından önemli.

Sevgili köşe yazarlarımız geçen yılın ilk yarısında duraklayan ihracattaki artışın mayıs ayından itibaren yeniden hızlanmasını hemen mayıs-haziran dalgalanması sırasında kurların yükselmesine bağlamışlardı. İhracat bağlantıları en az 2-3 ay önceden yapılırken kurdaki artışın böyle zınk diye ihracata nasıl yansıdığını ise hiç sorgulamamışlardı. İşin aslı o zaman ihracatta görülen artışın nedeninin en büyük dış pazarımız olan AB'deki canlanma olmasıydı. AB ekonomilerindeki canlılık hala sürdüğü için kurdaki gerilemeye rağmen ihracatımızdaki artış da sürüyor. Allah'tan ki sürüyor yoksa iç talep ve yatırımlar durduğu için şimdi gerçekten de resesyona girmiş olacaktık.

İhraç pazarları canlı olduğu ve verimlilik artışları sürdüğü takdirde kurun seviyesi ne olursa olsun Türkiye'nin ihracatı artar. Yok ihraç pazarlarında durgunluk varsa kuru ne kadar zıplatırsanız zıplatın ihracatı yükseltemezsiniz. İnanmayan "ne kadar enflasyon o kadar devalüasyon" gibi akla zarar bir kur politikasının uygulandığı ve kurların sürekli yukarı doğru ittirildiği 1995-1999 arasındaki ihracat rakamlarına gidip bir baksın. Read More!

Neden Turk Sirketler Daha Iyidir? (2)

"Neden Turk Sirketler Daha Iyidir?"yazisina ilginc yorumlar geldi. Turk sirketleri savunan okuyucularimizin degindigi iki nokta oldu:

1. Stratejik oneme sahip sektorler ozellestirilmemeli:
"Kıbrıs Barış Harekatı sırasında uçaklarımıza benzini Libya’dan alabilmiştik. Ambargonun etkisi yoğundu. Tanklarımız için MOGAZ’a gerek vardı. Ataş Rafinerisi’nin ABD’li genel müdürü, zamanından erken fabrikayı bakıma soktu. Tanklara akaryakıt verilmesini önlemek istedi. Zor durumdaydık."

Bu endiseyi anliyorum. Bazi sektorler sahip olduklari "externality" (dissallik) yuzunden daha dikkatli bir sekilde degerlerdirmeye tabii tutulmali. Milli guvenlik gibi sebepler veya rekabet sartlari gozonune alinarak yapilmali ozellestirmeler. Kabul.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir    Yatırım Fonları

Ote yandan, cumhuriyeti korumak icin siyasi iktidara karsi darbe, post-modern darbe, muhtira, e-muhtira vermekten cekinmeyen "devlet iktidari", boylesine kritik bir durumda fabrikaya kamu cikari adina mudahele edemez mi? Bir gun savasta ihtiyacimiz olur diye benzinden tutun, dis macununa herseyi devlet mi uretmeli?

Zaten hikayenin devami da soyle:
"ABD’li genel müdür Mogaz imal etmemekte ısrarlıydı. Abdullah KÜTKÜT; “Türkiye savaş halindedir. Rafineriye el koyduk. Bu imalatı yapacağız.” Dediğinde ABD’li genel müdür konuyu uluslar arası örgütlere taşıyacağı tehdidinde bulundu.Dinlemedik o gece gaz üretildi. Ekibimiz, rafinerideki Türk mühendislerin desteğinde 24 saatte Mogaz imal etti ve ordumuza verildi. "

Hikayenin ne kadar dogru, ne kadar yanlis oldugunu bilmiyorum. Anlatan Selahattin BABÜROĞLU isimli bir zat. Benim bildigim ambargo, Kibris Harekati sirasinda degil, bir sene sonra 1975'de kondu. 1974'de Turkiye Amerika'dan askeri yardim almaya devam etti.

2. Diger bir okuyucumuzun yorumu ise soyle:
"Yabancı bir firma Türkiyede kazandığı parayı ne yapar, dışarıya transfer eder. Çünkü para kazanıp onu götürmek için buradadır. Yani kaynakların dışarıya aktarılması vardır.Yerli sanayicinin en azından kazandığı parayı yine yurt içinde yatırıma yönlendirmesi gibi durum vardır."

Burada iki husus var. Birincisi, yerli bir firmanin, kazandigi parayi ulkede tutma gibi bir zorunlulugu yoktur. Nitekim, yurt disinda onemli miktarda yerli sermaye tutuldugu ve bunun bir kisminin dis kredi seklinde tekrar yurticinde kullanildigi bilinmektedir.

Ikincisi, yabanci firmanin kazandigi para, ulkeye ait bir kaynak degildir. Turkiye'de aldigi sirket karsiliginda ulkeye getirdigi para ile sirketin ileride yapacagi kazanci satin almistir.

Soyle bir ornek vereyim. 10,000 liraniz var. Gittiginiz bankaya yatirdiniz. Banka size her sene %20 faiz veriyor. O zaman banka "disariya" 2000 lira kaynak transferi mi yapmis oluyor? Banka zararda mi? Zarar etmemek icin sadece banka calisanlarina mi hesap actirmali? Hayir. Sizin yatirdiginiz 10 bin liralik "kaynagi" kredi olarak kullandiriyor, kar ediyor.

Ozellestirme orneginde, disaridan getirilen ve satis sirasinda odenen 10 bin lira ile sattiginiz sirketin ileride yapacagi karlari simdiki fiyati ile pesin olarak aliyorsunuz. Eger bu parayi akilli bir sekilde kullanirsaniz kazancinizi arttirirsiniz.
"Alan memnun, satan memnun" diyeceksiniz... Türkiye'de Türk insanının imkânlarıyla kurulmuş, büyümüş, köklü üretim tesislerinin yabancılara satılması insanı üzüyor. Konunun yabancı sermaye düşmanlığıyla ilgisi yok. Yabancı sermaye buyursun gelsin. Bizim yapamadıklarımızı yapsın. Pahalı faturalarla ortaya çıkarabildiğimiz fabrikalar yabancıya gitmesin. Tartışılan budur. Gungur Uras
Gungor Bey kusura bakmasin ama, ben hala tartisilan seyi anlamadim. Diyor ki yabancilar, Turkiye'de fabrika kurabilirler; ama fabrika satin almasinlar. Demek ki yurticinde fabrikasi olan bir Turk sirket, ya ilelebet o fabrikayi isletsin, isletemiyorsa baska Turk'e satsin, satamiyorsa fabrikayi kapatsin.

Neden?

Tamam, yabancilar dogrudan yatirimi direk fabrika yapsalar cok guzel olacak. Demek ki adamlar cekiniyorlar veya zahmetli goruyorlar (bu konuyu baska bir yaziya saklayalim). Onun yerine Koc'tan hazir fabrikayi aliyorlar. Koc, aldigi para ile baska bir sektorde (diyelim ki beyaz esya) yatirim yapiyor. O zaman ne oluyor? Iki fabrika birden kazanmis olmuyor muyuz? Yok, Koc mirasyedinin tekidir, parayi har vurup harman savurur diyorsaniz, o zaman ayni misriflik bir sure sonra Demirdokum'un de basina gelmeyecek midir zaten?

Bu arada babama sordum. Ne kendisinin ne onun babasinin Demirdokum'un kurulmasi ve isletilmesi esnasinda bir katkilari olmadigini soylediler. Biz hakkimizi (varsa) helal ediyoruz.

"Demirdöküm, Türkiye’nin Türk milletinin değeridir. Sahibinin önemi yoktur... Akbank, Garanti Bankası, Türk Telekom, Migros, Kent Gıda, ... satılabilir mi? Eğer bunlar kıymetse, bir değerse Türk milleti sayesinde bir kıymet ve bir değerdirler. Sahipleri Türk milletidir. Eğer biz satarız diyorlarsa, Türk milleti yarın bu bankalardaki hesaplarını kapatsın ya da bu şirketlerden mal almasın, bak bakalım bu şirketlerin değeri kalır mı? Demirdöküm'ün satılması vatana ihanetle eş değerdedir. Koç Grubu'nun 300 milyon dolara gereksinimi mi var? Yazıklar olsun...Yazıklar olsun Demirdöküm'ü satanlara ve Demirdöküm'ü almayan Türkiye’nin zenginlerine. Kampanya başlatın ve her Türk 4 dolar versin; Demirdöküm Türk kalsın." (Bir Okuyucu Mektubu) Ertug Yasar

Madem Akbank'in, Garanti Bankasi'nin vs sahibi Turk milleti, o zaman neden kimse yillik kardan bana temettu vermiyor? Neden sirket yonetiminde ben soz sahibi olamiyorum? Halkin para toplayip Koc'a 300 milyon dolar vermesi ile halk bu isten ne kazanacak? Cebine para giren kisinin Hans degil de Koc olmasi neden benim cikarima?

Bu arada yahu ne kadar hevesliyiz Turk milleti adina konusmaya. Ne zaman sectim ben sizi benim adima konusmaniz icin? Siz benim vekilim misiniz? Kac oy aldiniz? Madem bu kadar heveslisiniz Turk sanayini korumaya, her alisverisinizde bes lira uzerine para verin, sevindirin sirket sahiplerini. Baska zaman heriflere bin bir kufur okuruz. Ama is yabancilarla karsilastirmaya geldi mi bir degerlenirler ki sormayin. Bir yerde okumustum, Amerikalilarla Ruslari karsilastiran bir hikaye:
Amerikalilar ulkelerini cok severler; kendileri gibi dusunmeyen insanlardan nefret ederler.
Ruslar ulkelerini hic sevmezler; kendileri gibi dusunenlerden ise nefret ederler.
Biz kime daha cok benziyoruz sizce?
"Bence yabancı ağırlığı sadece çimentoda değil birçok sektörde sorun yaratmaz. Ben hiçbir sektörü stratejik bulmuyorum. Stratejik olan bizim ekonomimizin gücüdür. Yasalar, kurallardır. Çimento da bir zamanlar stratejik sektörler arasındaydı. Çünkü savaş döneminde çimentoya her zaman ihtiyaç duyulur. Onarmak, alt yapıyı hazırlamak için. Ama o fabrikalar yabancıya geçse de yine kendi ülkenizde. El koyarsınız olur biter. Hangi tesisi yabancı buradan götürebilir? Hangi oteli, hangi toprağı, hangi tesisi. Bana göre Türkiye'nin stratejik sektörü yok. Tek stratejik kurumu var o da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK.) Onun dışında ne bir know how'ımız var, ne buluşumuz. Hani silikon vadisi gibi bir yeriniz olur, bu kaygıyı anlarım." Erhan Kamisli
Bu soz aslinda en ustteki yorumu yazan okuyucuya cevap niteligi tasiyor.

Forumumuz acik. Soru ayni soru. Neden Turk sirketler, yabanci sirketlere tercih edilmeli? Read More!

30 lira ile ne yapilir?

Sabah kalkmis, mutlu mutlu gazetemi acip kahvemi yudumlarken okudugum bir haberle beynimden vurulmusa dondum. Bankacilik sektorumuz felaketin esigindeydi. Doviz fiyatinda meydana gelebilecek %30'luk bir artis bankalari cokertebilirdi:

"Merkez Bankası birilerini korkutmak istiyor da, kimi korkutmak istediği belli değil. Dün açıklanan "Finansal İstikrar Raporu" içinde iki felaket senaryosu yer alıyor. Döviz fiyatının yüzde 30 artması halinde, banka sisteminin çökeceği anlatılıyor. Türkiye'de "kriz" denilen şey "bankaların çökmesi ile başladığına göre", demek ki, döviz fiyatının yüzde 30 artması "kriz"dir. Demek ki dolaylı olarak Merkez Bankası raporu ile ciddi bir uyarı yapılıyor. "Ekonominin istikrarı döviz fiyatlarının bugünkü çizgide kalmasına bağlıdır" deniliyor." Gungor Uras, Milliyet 01.06.2007

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Hemen Gungor Bey'in bahsettigi raporu ben de okudum ki MB kimi korkutmak istiyor anlayayim; sonra da doviz bufesine kosayim dolar alayim, yastigimin altina koymak icin.

Raporun 52. sayfasinda, risk analizi yapilarak dovizin %30 artacagi durumda bankalar ne kadar zarar yapar arastirilmis. Sonuc soyle:

Kar(Zarar) / Ozkaynaklar

2004: (0.1)%
2005: (0.2)%
2006: 0.2 %

Yani bankalarin doviz artisi sonucu, ozkaynaklarinin %0.2'si kadar KAZANC elde ediyorlarmis. Zarar degil, kazanc! Neden? "Cunku Aralik 2005 döneminde pozisyon açigi nedeniyle zarar yazan bankacilik sektörü, Aralik 2006 itibariyle pozisyon fazlasina sahip olmasina bagli olarak kâr elde etmektedir."

Gungor Bey'in yazisi bana bir hikayeyi hatirlatti.

Cocugun biri babasindan 50 lira borc istemis. Babasi sasirmis "Ne! 40 lira mi? Ne yapacaksin lan 30 lira ile?" Read More!

Neden Turk Sirketler Daha Iyidir?

Bu soruyu aslinda okuyuculara yoneltip, sizlerin fikrinizi almak istiyorum.

Gecenlerde Koc grubu, Demirdokum'u bir Alman Valliant firmasina satti. Satis gerekcesi olarak da, sectikleri 5 sektore (enerji, finans, gida-parakende, otomotov, dayanakli tuketim-beyaz esya) konsantre olmak istediklerini soylediler.

Konu ile ilgili iki kose yazisi okudum. Ilkinde Ertug Yasar, "Koç da artık Türkiye’de sanayici olarak para kazanamayacağını görüyor ve “Zararın neresinden dönersek kârdır” diye düşünerek değerli markasını satıyor ve çıkıyor." diyordu. Her satisda, bir alici bir satici olduguna gore, neden Koc, sanayiden para kazanilamayacagini dusunurken, Valliant tersini dusunuyor anlamis degilim.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir


Benim asil sorum Tevfik Gungor'un yazisi ile ilgili olacak. Bu satisan rahatsiz oldugunu soyleyen Tevfik Gungor soyle diyordu: "Bir kere satılan şirketin başında "Türk" kelimesi vardı. Bu şirketin hakim ortağı, kurucusu Koç Grubu idi ama bu şirket bir Türk şirketi idi. Bu şirketin büyümesinde Türk tüketicisinin ödediği faturaların payı, Türk banka sisteminin katkısı var."

Sizce bir sirketin Turk sirketi olmasi, bir Turk tarafindan yonetilmesi, size, ulkemize ne bakimlardan ekstra bir fayda saglar? Benim aklima dort sey geliyor:

1. Turkler, Turkiye'deki sirketleri yabancilardan daha iyi yonetir (en iyi teknoloji, en verimli uretim vs.)

2. Turkler, sirket yonetiminde halkimizin menfaatini dusunur. Kalite mal uretirler, dusuk fiyatla satarlar, cok isci calistirirlar, cok maas verirler, elde ettikleri karlar ile okul, hastahane, parklar, bahceler yaparlar. Yabancilar ise sadece karlarini en yuksek duzeyde tutmak isterler.

3. Turkler, sirket yonetiminde ulkemizin menfaatini dusunur (daha cok uretim, daha cok yatirim vs.). Gerektiginde, ulkemizi, devletimizi sirketlerinin uzerinde tutarlar. Devletimizin cikarlari soz konusu olunca, her turlu isbirligine aciktirlar.

4. Sirketlerin, Turklerin elinde olmasi gururumuzu oksar; kendimizi daha iyi hissederiz.

Siz ne dersiniz? Sirketlerin basinda Turklerin olmasini tercih mi edersiniz, yoksa etmez misiniz. yoksa sizin icin fark etmez mi? Eger cevabiniz pozitif ise, neden birey olarak bizim icin ve daha genel anlamda ulkemiz icin daha iyidir? Read More!

Ege Cansen'e okuma listesi

Geçenlerde "Benden bu kadar" başlıklı bir yazı yazmıştım. Aslında başlığı yanlış atmışım. Yazının içeriğini okuyanların da anladığı gibi aslında "şimdilik bu kadar" demek istemiştim. Çünkü kafam sürekli siyasi gelişmeler üzerine yoğunlaşıyordu ve seçimlere doğru gider iken de bu kadar siyasi yazı yazmasam belki daha iyi olur diye düşünmüştüm. Fakat aradan geçen sürede medyada öyle yazılara rastladım ki bunlar hakkında bir iki çift laf etmemek için kendimi zor tuttum. Nihayetinde bugün Ege Cansen'in yazısını görünce daha fazla dayanamadım ve klavyeyi tekrar elime aldım. Çünkü Ege Bey enflasyon-büyüme ilişkisi üzerine bir yazı yazmış ve tabiri caizse benim çöplüğümde ötmüş. Yalnız ötüşü pek doğru olmadığı için kendisine bir iki çift laf etme hakkını bana vermiş oldu.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Ege Bey yazısında "Kural olarak, büyüme ile enflasyon indirme arasında ters ilişki vardır. Yani, büyümeden fedakárlık etmeden, enflasyonu düşürmek mümkün değildir" diyor. Türkiye'de son beş yılda ekonomi büyürken enflasyonun düşmesini ise o meşhur "yüksek faiz-düşük kur" politikasına bağlıyor. Herhalde Ege Bey 40 yıl kadar önce üniversitede okurken kendisine enflasyon-büyüme ilişkisinin böyle olduğunu öğretmişlerdi. Hani şu meşhur Phillips eğrisi analizi. Ancak aradan geçen sürede enflasyon-büyüme ilişkisine yönelik literatür bir değil iki kez değişti, beyefendinin haberi yok. Önce 1980'li yılların başlarında başlayan çalışmalar enflasyon ile büyüme arasında ters yönlü bir ilişkinin mevcut olduğunu gösterdi. Daha sonra 1990'lı yılların ortalarından itibaren ise bazı araştırmacılar bu ilişkinin yüksek enflasyon oranlarında negatif, düşük enflasyon oranlarında pozitif olduğunu buldular. Yani Türkiye'nin yüzde 8-10'luk seviyeye gelene kadar büyüme devam ederken bir taraftan da enflasyonu düşürmesinde hiçbir gariplik yok. Şimdi Ege Cansen'e bu konuda internetten ulaşılabilen kaynaklardan oluşan kısa bir okuma listesi vereceğim. Umarım bunları okur da bir daha bu konuda yazı yazacağı zaman aynı yanlışı yapmaz. Haa, konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyen okuyucularımız da bu okuma listesinden yararlanabilir tabii.

Ege Cansen için okuma listesi:

1) Michael Bruno and William Easterly, "Inflation and Growth: in Search of a Stable Relationship", 1996.
2) Atish Ghosh and Steven Phillips, "Warning: Inflation May Be Harmful to Your Growth", 1998.
3) Mohsin S. Khan and Abdelhak S. Senhadji, "Threshold Effects in the Relationship Between Inflation and Growth", 2001.

Belki İngilizcesi kıttır, bir iki de Türkçe kaynak vereyim:

4) TÜSİAD, "Enflasyon ve Büyüme Dinamikleri", 2002.
5) Orhan Karaca, "Türkiye'de Enflasyon-Büyüme İlişkisi: Zaman Serisi Analizi", 2003.
6) Metin Berber ve Seyfettin Artan, "Enflasyon ve Ekonomik Büyüme İlişkisi: Türkiye Örneği", 2004.

Bu arada Güngör Uras da meydanı boş buldu iki gündür desteksiz sallıyor. Uras'ın dünkü ve bugünkü yazılarını okuyanlar ekonominin beş yıldır küçülmekte olduğunu, ihracatın da başaşağı gittiğini sanacak. İstatistiklerde 2004-2006 arasında Türkiye'de yapıldığı görülen yatırımlar da gerçekte Patagonya'ya yapıldı herhalde. Dua etsin ki vaktim yok. Şu anda yarına yetiştirmem gereken bir raporla uğraşıyorum. Bu sıkışık zamanımda şu yazıyı yazmak için bir saatim gitti. Adamlar bir sürü yalanla yanlışı harmanlayıp ekonomi yazısı diye gazetelere basıyor bir de üstüne para alıyor. Biz ise onların belkide yarım saatte falan yazdıkları yazıları eleştirmek için gidip veri falan ararken bedavadan değerli vaktimizi harcıyoruz. Bir de üstüne iki tane geri zekalı okuyucu çıkıyor büyüyen ekonomiye büyüyor diyoruz diye bizi AKP yalakası olmakla suçluyor. E ne yapalım kardeş büyüyor. Büyüyen ekonomiye sırf AKP'ye muhalefet yapacağız diye göz göre göre küçülüyor mu diyelim. Ne yapalım, Ahlah'tan okuyucularımızın çoğu böyle değil. Değerini anlayanlara emeğimiz helali hoş olsun. Read More!

Piyasalarin Efendileri Nerede?

Carsamba gununun Hurriyet, Aksam, Milliyet ve Star gazetelerine baktik ve piyasada gerceklesen %4.5'lik dususu analiz eden sadece ve sadece 1 yazar bulabildik. Saskinligimizi gizleyemiyoruz, bu yazar Gungor Uras. Diger yazarlarda jeton dusmus degil, Salih Neftci Amerika'daki subprime mortgage piyasalarindan bahseden yazisina devam ediyor ve piyasalardaki riskin dolar cinsi faizlerin yukselmesi oldugunu soyluyor. Hayret, Amerika borsasi her gun %3.5 dusmez, bu dususun sebebi ekonomik durgunluk beklentisi; yani Amerikan piyasalarinda beklenen faiz artisi degil, faiz dususu. Piyasalarin efendisi bu sefer olayi kavrayamamis.

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

Doviz piyasalarinin efendisi Gazi Ercel'in talihsiz bir sekilde YTL'nin deger kazanacagi yonunde fikrini degistirmesinin ardindan 12 saat gecmeden doviz kuru 1.38'den 1.41'e yukseldi. Ben bu adam kotu tahminci/analist diyorum, ama anlasilan az diyorum. Bundan sonra "sanssiz deve" de diyebiliriz Sayin Ercel'e. Sanssiz cunku 3 ay once dolar deger kazanacak, piyasalar cok riskli dedi, millete dolar alin dedi. Bakti YTL deger kazaniyor, hemen taraf degistirdi. O taraf degistirir degistirmez dolar deger kazanmaya basladi. Bak su Allah'in isine.

Diger yazarlar da piyasalardaki calkanti uzerine yazi yazmamislar. O zaman biz bu konuda tek yazi yazan Gungor Uras'in yazisi uzerinden bu konuyu tartisalim. Gungor Uras piyasalardaki gelismeleri gayet guzel ozetlemis. Ancak bundan sonrasinda soyle diyor:

"Acaba dünkü gelişmeler küresel piyasalarda ciddi bir dalgalanmaya yol açar mı? Bu gelişmeler Türkiye'yi nasıl etkiler?Bu konularda tahmin yapmak çok zordur. Bu tahmini yapabilenler "piyasalarda oynar ve çok iyi para kazanır." Ama ben küresel büyük oyuncuların, büyük dalgalanmalara izin vermeyeceklerini düşünüyorum. ABD kendi sorununu kendi çözer. Çin ise borsadaki dalgalanmayı dizginleyecek güce sahiptir.Bu gelişmeler ve bu gelişmelerin uzantısı olarak Türkiye'ye döviz girişinde ciddi yavaşlama, veya tersine hızlı döviz çıkışı beklenmemelidir.Dolar fiyatı biraz yükselir, faiz biraz daha artar, borsa iner çıkar, sonra bunlar unutulur. Piyasalar yeni bekleyişler içine girer."

Calkalanmanin kaynagi Turkiye olmadigi icin mi acaba bu kadar iyimser bu adam anlayabilmis degilim. Rakamlari carpitan, yerli yersiz Kucuk Emrah edebiyati yapan Gungor Uras'in dalgalanma beklememesini yeteneksizligine bagliyorum. Soyledikleri uzun vadede dogrudur, biz de zaten bu yuzden uzun vadede borsaya yatirim yapiyoruz. Ama burada tartisilan konu onumuzdeki bir kac gun/hafta icerisinde olacaklardir. Bence Turk piyasalarindaki dusus bugunku (sali) %4.5 ile sinirli kalmayacaktir. Hatta yarin (carsamba) ben borsanin en azindan 1500 puan daha gerileyecegini dusunuyorum. Dolar daha da cikacak, gecen Mayis'ta karsilastigimiz duzeltmelere yakin olaylar gerceklesebilir. Turkiye'deki faizlerin yuksek olmasi dolarin yukselmesini ve sicak paranin kacisini engelleyemeyecektir.

Piyasalardaki dusus nereye kadar gider simdiden tahmin edemiyorum ama yarin dususun devam edecegini, hatta ben de riskimi azaltmak icin elimdeki 1 yillik vadesini doldurmus kagitlarimi satmayi planladigimi belirteyim. Persembe ve Cuma ne olacagi yonundeki tahminleri yarin yapariz.

Uzun vade icin bunlar alim firsatidir ama piyasalar duserken alim yapmak genellikle benim tercihim degildir. Ben piyasalar yukselirken alir, duserken satarim genelde.

Bu konu ile diger alakali bir yazi ise Borsa Nasıl Oynanır? En Sağlam Tüyolar baslikli yazimizdir. Read More!

Hata Varsa Duzeltelim

Gungor Uras diyor ki:

"Önce "Türkiye çok hızlı mı büyüyor?" sorusuna cevap arayalım.Ülkenin büyümesi, sabit fiyatlarla (enflasyondan arındırılmış YTL ile) milli gelir rakamlarından izlenir. Sabit fiyatlarla 4 yılda ekonomi yüzde 24.1 oranında büyüdü. Ortalama yıllık büyüme yüzde 6 dolayında.Kişi başına gelir (sabit fiyatlarla) son 4 yılda yüzde 20.6 oranında arttı. Yıllık kişi başına gelir artışı yüzde 5 dolayında." Milliyet, 14.02.2007
Önce "Türkiye çok hızlı mı büyüyor?"sorusuna cevabi dogru sayilarla arayalim. Eger son dort sene ile kastettigimiz 2002-2005 arasi ise, Turkiye %33.6 buyudu, 24.1 degil ( bkz. yüzde hesabı nasıl yapılır). Eger kastimiz 2003-2006 arasi ise o zaman buyume hizi %32.5. Ortalama yillik buyume %7.5'e denk geliyor, %6'ya degil. Bu rakamlari hesaplamak bu kadar zor mudur? [Farkettiniz mi bilmiyorum, ama Gungor Hoca'nin hesabina gore son 4 senede nufusumuz toplam % 3 artmis. Yillik nufus artisimiz %1'in altinda!]

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Gungor Hoca dun de soyle yazmisti:
"2000-2004 yılları arasında uretim yüzde 24.5 arttı. İstihdam yüzde 0.22 azaldı.(İstihdam endeksi 90.3'ten 90.1'e indi). İşte buna "İstihdamsız ve de Gelirsiz Büyüme" deniliyor." Milliyet, 13.02.2007
Hayir, buna insanlari yaniltici yazi deniliyor.Merkez Bankasi'nin dilinde tuy bitti anlatmaktan, hala ayni tas ayni hamam. Istihdam artisi icin Gungor Hoca'nin yaptigi gibi Imalat Sanayi Üretimde Çalısanlar Endeksi kullanilmaz. Neden? Cunku Imalat Endeksi sadece buyuk olcekli isletmeleri olcer. Buyuk olcekli isletmeler ise sanayi istihdaminin sadece %20'sini kapsar. Istihdam ne oldu anlamak icin TUIK onca para harcayip her ay Hane Halkı İş gücü Anketi duzenliyor. Zahmet edip ona bakiverin. Grafik asagida.

2000 yilindan bu yana sanayide istihdam %13, toplam tarimdisi istihdam %17 artmis. 15 yas uzeri nufusun artisi ise %12. Bu ne anlama geliyor? Ekonomi istihdam yaratiyor anlamina geliyor. Ekonomi 5 senede 3 milyon tarimdisi is yaratmis. Yeterli mi? Degil. Neden? Cunku koylerden sehirlere goc devam ediyor. Cunku nufus artis hizi yuksek. Yetersiz deyip elestirecekseniz, hakkinizdir, elestirin. Ama lutfen dogru rakamlari kullanin.

Read More!