Yoksulluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yoksulluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yemek Kuponu

Turkiye'de yoksullara AKP kurufasulye, pirinc, nohut, komur, vs. dagitarak oylarini buyuk oranda arttirmayi basardi. Insanlar gercekten de kucuk ve maddi degeri az bile olsa havadan gelen seylere cok onem veriyorlar. Mesela ilac firmalari uzerinde kendi firmalarinin veya markalarinin reklaminin yer aldigi tukenmez kalemleri bedava dagitirlar. yapilan arastirmalar bu kalemlerin doktorlarin ilac secimlerini etkiledigini ortaya koymus.

Amerika'da kurufasulye  ve pirinc dagitma isini devlet yemek kuponlari vererek yapiyordu. Artik kredi karti benzeri kartlara otomatik olarak para yukleyerek yoksullara "yemek yardimi" yapiliyor. Son 3 yilda yemek yardimi alanlarin sayisi %50'e yakin artis gosterdi. Inanilmaz bir oran bu. Amerika'da en azindan 40 milyon yoksul insan oldugunu ortaya koyuyor. Insanlar burada hayatin gulluk gulistanlik oldugunu zannediyor ama tembel adam icin Turkiye bicilmez kaftan. Mesela ara ara yesilkart piyangosunu kazanarak Amerika'ya gelenlerle karsilasiyorum, bir kismi burada tutunamayip geri donuyor. Bir kismi da bunde 13-14 saat calisarak gecimlerini saglayabiliyorlar. Arkadas, o kadar calismaya Turkiye'de belki yasam standardin cok daha iyi olurdu.

Konumuza donecek olursak Amerika'da gecen yil cok zor duruma dusen eyaletlerin bir listesini hazirladik. Buralara Turkiye'den gidenler is bulmakta cok zorluk cekerler. Bu listeye Top Ten States With the Highest Food Stamp Participation Rates baglantisindan ulasabilirsiniz. Read More!

Yoksullugun Buyuk Artis Gosterdigi Bolgeler

Amerika'da yoksullugun en onemli gostergelerinden bir tanesi devlet tarafindan yoksullara dagitilan yemek kuponlarini alanlarin sayisidir. Bu kuponlari alabilmeniz icin hem gelirinizin cok dusuk olmasi lazim hem de servetinizin olmamasi. O yuzden de gercek yoksullara veriliyor bu kuponlar.

Normalde bu kuponlari alanlarin sayisi seneden seneye degismiyordu. 2006 ve 2007'de bu rakam 26 milyondu mesela. Az rakam degil ama Amerika'da bir suru yoksul ve tembel insan var. Son 3 yilda ise bu gruba caliskan Amerikalilar da katilmaya basladi. Issizlik oraninin %4'lerden %10'a yaklasmasi, ve bu seviyelerde seyretmesi bir cok kisiyi zor durumda birakti. Son uc yil icerisinde 14 milyon insan daha yoksullar ordusuna katildi.

Amerika'da yoksullugun su siralar en hizli oranlarda arttigi eyaletleri merak ediyorsaniz 10 States Where Poverty Rates Are Alarmingly Soaring Right Now baslikli yazimizi okuyunuz. Read More!

Aclik Sinirinin Altinda Yasayan Insanlarin Orani En Fazla Nerededir?

Turkiye'de sendikalar haftada bir yoksulluk siniri, aclik siniri rakamlari aciklarlar. Rakamlar o kadar abartilidir ki her sene enflasyonun uzerinde artmakla kalmaz, ustune ustluk dunyanin en zengin ulkelerinden bir tanesi olan Amerika'daki yoksulluk sinirinin dahi uzerine cikar. Evet yanlis okumadiniz. Turkiye'de sendikalar tarafindan aciklanan yoksulluk siniri rakamlari Amerika'dan daha yuksektir. Yani Amerika'da (hani bir cok seyin cok pahali oldugu ulke olan Amerika var ya) yoksul kabul edilmeyen insanlara Turkiye'de sendikalar yoksul der. Bu konuyla ilgili bir yaziyi Ekonomi Turk kitabinda da yayinladik.

Amerika'da yoksulluk siniri tek kisi icin senelik vergi oncesi $10800 civarindadir. Biz bu rakamin yarisini aclik siniri olarak kullanarak Amerika'da aclik sinirinin altinda yasayan insanlarin orani en fazla nerededir sorusuna cevap aradik. Amerika'da asiri yoksullugun en fazla hangi eyaletlerde oldugunu merak ediyorsaniz (belki tanidiklariniz vardir, A eyaletindeki okula mi gitsem B eyaletindeki okula mi gitsem diye kara kara dusunen) Top 10 States With Extreme Poverty; Doubling The GDP Won’t Even Help baslikli yaziyi okuyabilirsiniz. Ingilizce bilmiyorsaniz dahi eyaletlerin siralamasindan yazida ne yazildigi anlasilir zaten. Read More!

En Cok Yoksulluk Cekilen Bolgeler

Amerika'da yoksulluk denilince akla zencilerle, kizilderililer ve Meksikalilar gelir. Bir eyalete "sizin eyalette yoksulluk cok fazlaymis" derseniz hemen sucu azinliklarin uzerine atarlar. O yuzden Amerika'daki beyazlara ozel bir yoksulluk haritasi cikardik ve beyazlarin en cok yoksulluk cektikleri bolgeleri belirledik. Amerika'da yoksullugun en fazla oldugu 13 eyalete 13 States with The Highest White (excluding Hispanics and Latinos) Poverty baslikli yazidan ulasabilirsiniz. Read More!

Amerika'da Olum Oranlarinin En Yuksek ve Dusuk Oldugu Eyaletler

Amerika'da olum oranlarinin en yuksek ve en dusuk oldugu yerleri merak ediyorsaniz asagidaki yazilardan takip edebilirsiniz. Genellikle eyaletlerin ekonomik durumlariyla olum oranlari arasinda bir bag var. Arastirmalar egitim duzeyi yuksek ve parasi olan insanlarin daha uzun yasadigini ortaya koyuyor. Baska faktorler de var tabii ki. Neyse, yazilar asagida:

12 Deadliest States With The Highest Mortality Rates

Live Longer By Moving to These Ten States Read More!

Amerika'da Yoksulluk Orani

Amerika'daki yoksulluk oraninin eyaletlere gore dagilimini ve bunu hesaplamakta kullanilan metodolojiyi analiz eden uc tane yeni yazi yazdim:

Census Bureau’s Ranking of Poverty Rates by State
10 States With The Lowest Poverty Rates
Top Secret List of 10 States With The Highest Poverty Rates Read More!

Yoksullara Yardım Etmek Istiyorum

Bayramlık ağzımı hayırlı bir iş için açıyorum. Yoksullara yardım etmek istiyorum diyorsanız ülkede yoksul olan ama yoksulluktan kurtulmak için okuyup öğrenmek isteyen bir dolu çocuk var. Bu çocuklarımız işkenceci devlet okullarında öğretmen dediğimiz hapishane gardiyanlarına rağmen eğitim görmeye, öğrenmeye, yokluklar içerisinde gayret gösteriyorlar. Stresabi de bu konuyla alakalı bir yazı yazmış, topu bize atmış.

Ben geçmişte bu blogda yazı yazarken insanları Çocuk Esirgeme Kurumu, TEGV gibi kuruluşlara kimi zaman zorla bağış yapmaya zorladım. Editor gibi kıvrak zekalı olmadığımdan olsa gerek şifreli blog açmayı akıl edemedim. Yine de TEGV’e binlerce lira bağış yapılmasına ön ayak olduk. Yoksullara yardımcı olmanın en direkt yolu bu değil ama. Fildişi kulelerde yaşamıyorsanız Türkiye’de yoksulluk içerisinde yaşayan ve bu durumdan kurtulmak için canını dişine takan birilerini bulmanız çok zor olmasa gerek. Ya kimsesiz bir çocuğu evlat edinerek sağlıklı bir yaşam sağlayın, ya yoksul bir çocuğun eğitimini üzerinize alın ve sadece para ile değil, zamanınızı ve tecrübelerinizi de aktararak bu çocuğa sembol olun, ya da durumunuz çok elvermiyorsa bir kaç arkadaş birleşin ve bu işi üstlenin.

Yardım edeceğiniz kişinin tanıdığınız olmasına da gerek yok. Bunu yaparken de karşılık bekleyin. Yanlış okumadınız, karşılıksız asla yardım etmeyin. Yardım ettiğiniz yoksul çocuktan büyüdüğünde ve eli ekmek tutmaya başladığında aynen sizin yaptığınız gibi başka bir çocuğun elinden tutmasını ve eğitimini üstlenmesini şart koşun. Karşılıksız yardım etmeyin ki, sizin gibi insanların sayısı çığ gibi artsın, yaptığınız yardımla bir nesli değil bin nesli kurtarın. Read More!

Eşitlik Nedir?

Bu yazımızda bir yandan eşitlik nedir sorusuna cevap verirken bir yandan da yoksulluk konusuna değineceğiz. Yoksulluğun temel nedeninin şanssız insanlara hayatın fırsatlar sunmaması, geçmişten miras kalan yoksulluk ve kaynak yetersizliği nedeniyle bu kişilerin kendilerini geliştirememeleri ve iyi kazanç sağlayacak iş kapılarına gidecek yollarının olmaması bazı çevrelerce dile getiriliyor. Size de bu iddia çok mantıksız gelmiyordur.

Bu iddiaların sahibi kişiler yoksullara diğer insanlardan toplanan vergilerin aktarılması sonucu yoksulluğun ortadan kaldırılabileceğini de savunuyorlar. Bu kişilerin bu iddialarının arkasında yatan temel varsayım eşitliktir. Yani yoksul anababaya da doğsa, zengin anababaya da doğsa insanlar başlangıçta eşittir, ailelerin sunduğu farklı imkanlar farklı sonuçlar doğurmaktadır. Eşitlik matematiksel olarak cazip bir kavram olsa da insanların davranışlarını ve ekonomik performanslarını ifade etmekte oldukça zayıf kalır.

Amerika’dan farklı bir alandan örnek vereyim. Afrika kökenli Amerikalı sporcular beyaz ve sarı renkli sporculara kıyasla atletik arenada oldukça başarılılar. Hele hele 100 metre yarışında diğerlerine fark atarak dünya rekoru kıran Jamaikalı Bolt veya diğer Jamaikalı atletlerin olağanüstü performans göstermesi de ilginç bir durum. Şimdi ben kalkıp tüm atletler eşittir, mesela Seul’de doğan kısa bacaklı bir Koreli ile Jamaika’da doğmuş siyahi değişik kaslara sahip iki atlet
Read More!

Taksi Şöförü

Taksicilik yapmak isteyen veya taksi şöförü olarak ne kadar maaş kazanabileceğini merak edenler bu yazıda aradıkları bilgiyi bulabileceklerdir. (istanbuldaki rakamlari bilmiyoruz) Aslına bakarsanız bilginin kaynağı Deniz Gökçe’nin geçen haftasonu yazdığı yazısı. Öncelikle bu yazıda kullandığı üslubu beğendiğimizi, halka önemli konuları bu tip yazılarla –Güzin Abla ya da Deniz Abi stilindeki yazıları kastediyorum- çok daha kolay anlatabileceğini düşünüyoruz.

Deniz Gökçe Ankara’da taksiye binmiş ve taksi şöförü ile muhabbete, daha doğrusu 30 dakikalık ücretsiz ekonomi (bkz. ekonomi nedir) eğitimine başlamışlar. Ankara’da bir taksi şöförü ayda 1000 TL net maaş veya ücret kazanıyormuş. Bu arkadaş evliymiş, ve karısını çalıştırmıyormuş ve üç tane de çocuğu varmış; hayat ve geçim zorluğundan yakınıyormuş. Bakınız Deniz Gökçe kendisine ne demiş:

“Kendisine, neden üç çocuk sahibi olduğunu, ailesinin bu ekonomik yapısında üç çocuğu büyük olasılıkla okutamayacağını, onların da hayatta zorlanacağını, eğitim sisteminde beceri elde edemedikleri için de işsizlik veya düşük gelir kurbanı olabileceklerini anlattım. Paranın yani gelirin, çocuk eğitiminde ve sağlık ile emeklilik konusunda en önemli faktör olduğunu, bu nedenle ailece sürekli ekonomik sorun yaşayacaklarını söylemek zorunda kaldım. Sonra ona benim tek bir çocuk sahibi olmamın 'çocuk yapacak güç sahibi olmamaktan' değil, çocuğu yetiştirebilmek için gerekli eğitim, beslenme ve sağlık olanağını sağlamak arzusundan kaynaklandığını, ayrıca emeklilik ve sağlık konusunda da kamusal olanakların ötesinde, sağlık sigortası ve bireysel emekliliğe, Emekli Sandığı emekliliği yanında cari gelirimden fon ayırdığımı anlattım. Babam ve annemin de öğretmen olduklarını ve zengin bir aileden gelmediğimi, annemin babasız göçmen, babamın ise küçük yaşta babasız kalmış bir köy ailesinden geldiğini ve ikisinin de öğretmen olduğunu ekledim. Yani hayat zor başlamıştı ama doğru tercihler yapılmış ve çocuk eğitimi ön plana çıkarılmıştı.”

Yoksulluk bir günde ortaya çıkan bir sorun değildir. Bugün akıllı davranan, doğru adımları atan, tasarruf edip eğitime yatırım yapanlar bir nesil sonra yoksulluktan kurtulacaklardır. Bugün doğru adımları atmıyorsanız, paranızı tasarruf ve yatırım yerine içki ve sigaraya harcıyorsanız hem siz hem de çocuklarınız kaybedeceklerdir. Dünya genelinde yoksulluk üzerine bir kaç yazı yazmanın zamanı geldi. Taksi şöförü arkadaşımızın ise bir an önce karısına iş bulup doğru adımları atması gerekiyor.

Taksi Plakasi Fiyatlarinin Soyledikleri
Ideal Çocuk Sayısı Kaçtır? Read More!

Amerika'daki Yoksullarin ve Yoksulluk Orani Nedir

Turkiye'deki yoksulluk orani konusunda her kafadan bir ses ciktigini biliyoruz. Adamlar rahat durmamislar simdi de Amerika'daki yoksullara el atmislar. Radikal'in haberine gore Amerika'daki her 6 kisiden bir tanesi yoksul imis. Haberde soyle deniyor:

Yeni bir hesaplama yöntemine göre, geçen sene 47,4 milyon Amerikalı yoksulluk içinde yaşadı. Bu, hükümetin resmi verilerinden 7 milyon daha fazla.
Farklılığın, Nüfus Sayımı Dairesi ile Milli Bilimler Akademisinin (NAS) yoksulluk oranını hesaplamada kullandıkları formüllerin farklılığından kaynaklandığı belirtildi.
NAS’ın hesaplamasına göre, ülkede yoksulluk oranı yüzde 15,8, yani her 6 Amerikalıdan biri yoksul. 65 yaş ve üzerindeki Amerikalıların yüzde 18,7’si, 18-64 yaş arasındaki Amerikalıların yüzde 14,3’ü yoksulluk içinde yaşıyor. Çocuk yoksulluğunun oranı ise yüzde 17,9 (bkz. yüzde hesaplama).
1955’te geliştirilen eski ölçüm tekniğinin artan tıbbi bakım, ulaşım, çocuk bakımı ve coğrafi koşullara göre değişen yaşam maliyetini dikkate almadığı, sonuç olarak da milyonlarca yoksulu göz ardı edebildiği belirtildi.
Eskiden ben burada universite ogrencilerine sinav yapardim. Insanlarimiz genelde tembeldir. Bakalim kac tanesi arastirma yapacak ve soracagim sorunun cevabini soyleyecek. Sorumuz su:

Amerika'daki yoksullarin sayisini Kamu-SEN hesapladigi yoksulluk sinirini kullanarak belirleseydik Amerika'daki yoksul sayisi daha mi az olurdu yoksa daha mi fazla? Peki Turk-Is'in acikladigi yoksulluk siniri rakami ne derdi? Son olarak Kamu-Sen'in yoksulluk siniri rakamini Amerika ve Turkiye arasindaki fiyat farkini dikkate alarak duzeltme yaptiktan sonra Amerika icin kullansak Bill Gates yoksul mu olurdu yoksa zengin mi?

Basarilar, bol sanslar.
Read More!

Para kazanma sucu

Ulkemizde en buyuk suclardan biri para kazanmak. Bundan daha buyuk suc da para kazanmak icin calistigini acikca soylemek herhalde. Ama ancak "gluk gluk" seviyesinde iseniz, karin tokluguna calisiyorsaniz, ekmek parasi pesindeyim abi durumundaysaniz para kazanmaniz erdemli bir ugras olarak degerlendirilebilir. Bunu disindaki durumlarda cok para kazanmak ayiptir.

Saglik bakani Recep Akdag doktorlari "israrla para kazanmak istemek"le sucluyor. Konu saglik sektoru, devlet, doktorlar olunca isler karmasiklasiyor. Sorun tek boyutlu olmaktan cikiyor. Ama salt para kazanmak arzusu suc degildir, sirf bu nedenle herhangi bir pozisyonun dogrulugu ispatlanamaz. Kimse de para kazanmak istiyor diye elestirilemez.

Sahsen ben para kazanmak arzusu olmayan bir doktora muayene olmak istemem. Degil doktor, para kazanmak arzusu olmayan bir berbere bile gitmekte tereddut ederim. Isini iyi yapmayan bir doktorun ya da berberin normal kosullarda bu durumdan menfaat saglamasi, para kazanmasi mumkun degildir. Isini iyi yapan ise bunun karsiliginda odulunu alacaktir.

Saglik sektorunde sorun doktorlarin cok para kazanmak istemesi degil, devletin bu sektorun sorunlarini icinden cikilmaz hale getirmesidir. Normal kosullarda, yani arz-talep dengesinin isledigi durumda, eger bir malin ya da hizmetin arzinda yetersizlik varsa fiyatlar yukselir. Turkiye'de eger doktor sayisinda sorun varsa bunu doktorlari kole gibi calistiracak kanunlar cikararak cozemezsiniz. Cozum daha fazla doktorun hizmet vermeye baslamasidir. Eger doktorlarin yuksek paralar kazanmasina izin verirseniz, yani fiyatlar yukselirse, bu durum daha fazla insani doktor olmaya, ayni hizmeti ya da daha iyisini vermeye tesvik edecektir. Bu durum universite-tip fakultesi-uzmanlik kanaliyla uzun vadede gerceklesegi gibi yabanci doktorlarin Turkiye'de hizmet vermesiyle de kisa vadede de mumkun olabilir. Amerika, Kanada, ya da Avrupa'daki bir hekim sayet Turkiye'de daha fazla kazanacagini dusunuyorsa gelip burada hizmet verebilir. Bunda hic bir problem yok.

Ancak devlet isin icine girip problemleri vicik vicik yapinca dogru durust bir cozum mumkun gozukmuyor. Sorunlarini cozeceginizi sandiginiz devlet, sorunun kendisi oluyor. Friedman'in guzel bir sozu var: Sahara colunu devletin eline verseniz, bes yilda kum kitligi baslar.

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

Saglik sektoru su anda en fazla yasal duzenlemenin oldugu sektorlerden birisi durumunda. Tum bu yasalar/duzenlemeler sozumona vatandasi korumak amaciyla/niyetiyle cikarilmis. Niyet gercekten bu olmasa bile kilif bu sekilde hazirlaniyor. Buradaki temel hata, vatandasin aptal oldugu, iyi doktorla kotu doktoru, uzmanla sarlatani, iyi berberle kotu berberi birbirinden ayirt edemeyecegini dusunmek. En basta, onune gelen doktor olamaz deniyor. Bir suru diploma, yeterlilik, dokuman sartlari var. Oysa tedavi ettigi 100 hastanin 99'unu iyilestirebilen bir kisinin diplomaya ihtiyaci yok, ister uzakdogu yontemleri denesin, isterse kocakari ilaclarini. Hastalarinin hic birini tedavi edemeyen bir doktorun diplamasi ise onu kurtarmiyor.

Ancak devlet araya girip kimin doktor olacagini kimin olamayacagini kendi belirledigi kurallarla dikte eder, bu kurallar da ahbap-cavus-rusvet iliskileri ile dejenere olursa saglik hizmetinde degil, politik iliskilerde daha basarili olan kimseler daha fazla para kazanabiliyor. Devletin oldugu hic bir yerde yolsuzlugun onune gecemezsiniz. Sektorun icinden radyolog bir tanidigim bundan bir kac sene once, sadece Istanbul'da, Avrupa'nin tamamindan daha fazla MR tarayici cihazinin oldugunu soylemisti. Turkiye'de yapilan MR taramalarinin yuzde 80'inin de gereksiz oldugunu, bunun gelir transferi amaciyla bilincli bir sekilde yapildigini eklemisti. Son yillarda genisletilen devletin saglik sigortasi sonucunda bu taramalarin maliyetini devlet/ozel kim karsiliyor, paralar kimin cebinden cikiyor bilmiyorum.

Bu sektoru hedef alarak cikarilan yasalar ise sorunu cozmekten cok, belirli bir grubu yer altina inmeye tesvik ediyor. Doktorlarin ozel muayenehane acmasini yasaklamak bunlari yer altina itecektir. Sorun doktorlarin ozel muayenehane acip acmamasi, yahut mesai saatlerinin ayarlanmasi degildir. Bunun icin yasa gerekmez. Sozlesmeye koyacaginiz bir madde ile bunu saglayabilirsiniz. Ancak Turkiye'de kim kimin sozlesmesine itibar ediyor da burada sozlesmenin bir sayginligi olacak.

Mehmet Topuz Kasyserispor ile sozlesmesi devam ederken baska bir isverenle sozlesme imzaliyor, simdi de kanal kanal dolasarak agliyor. Dogustan Besiktasliymis da, kani sari lacivert akarmis da, bebekken sari kirmizi don giyermis de, benim kulahima anlatsin. Kendisinin kendi imzaladigi sozlesmeye itibari yok, gereksiz politika ile baskasindan anlayis bekliyor. Kayserispor kontratini yapmis konusuyor. Gunahim kadar sevmedigim Fenerbahce baskani Aziz Yildirim kurallar dahilinde Kayserispor yonetimi ile anlasmis, belirli bir miktar para saymis o da konusuyor. Mehmet Topuz ise karnindan konusuyor, olsem baska takimin formasini giymem diyor, anlayis bekliyor. Balic de zamaninda kefen giyerim Cimbom formasi giymem demisti, hatirlarsaniz.

Rivayete gore Aziz Yildirim Mehmet Topuz icin Kayserispor'a bes milyon euro arti bir futbolcu vermis. Konu dagildi saniyorsunuz ama dagilmadi. Aynen doktor sikintisi gibi bes para etmeyen (hadi insafli olayim: bes milyon euro kesinlikle etmeyen) boktan bir futbolcu sirf yabanci futbolcu kisitlamasi yuzunden bu paralarla ayni cumle icine girebiliyor. Avrupa'daki bes milyon euro ayarindaki futbolcularin yaninda Topuz'a nanik bile cekmezsiniz. Saglik sistemindeki temel sorun da ayni. ellerine aldiklari dandik diplomalari politik baglantilarla pekistirerek kamu sektorunde koltuk kapan doktorlar yabanci doktor dendi mi hemen isyana basliyorlar. Ama bu hata, onlarin ozel muayenehane acmasini, daha cok para kazanma arzusunun yanlis oldugunu gostermez.

Insan kutsaldir. Insana ait hersey gibi insan emegi de kutsaldir. Insanin emegi karsiliginda az olsun cok olsun istedigi parayi kazanmak istemesi, gonullu takas (voluntary trade) esasi ile, kutsal bir haktir. Ancak kamu kurumlarinda koltuk olunca gonullu takas prensibi diye birsey kalmiyor. O kamu pozisyonunun maasi insan emegine gore degil, silah zoruyla toplanan vergilerle odeniyor. Kamu harcamalarini degelendirirken zenginlerden alinan vergileri degil, fakir fukaradan, oksuzden yetimden zorla alinan vergileri dusunun, hakkaniyet olcusunu ona gore degerlendirin.
Ben fakir bir cevrede dogup buyudum. Akrabalarim arasinda ayda 100-200 TL ile gecinmek zorunda olan insanlar var. Bu insanlar alin terini satarak elde ettikleri gelirlerin yariya yakinini devlete vergi olarak oduyorlar. Bu insanlarin elinden paralarini alip baskalarina dagitarak adalet getiriyorum demek icin fittirmis olmak lazim. Ekonomix'in ABD'den 400-500 dolara aldigi bilgisayarin Turkiye'deki piyasa fiyatinin 1000-1200 TL olmasi da ayni nedenden.

Insanlarin para kazanmasini suc olarak goren anlayisin bir kac nedeni var. Birincisi, cok para kazanmak hirsizlikla karistiriliyor. Hirsizlik dediginiz sey, yukarida bahsettigimiz gonullu takas (alan memnun veren memnun) prensibinin olmadigi durumda ortaya cikar. Bunu kisiler yaparsa adina eskiyalik, devlet yaparsa adina vergi deniyor. Bizdeki zihniyet kendinden az kazanan herkesi ayak takimi, kendisinden fazla kazanan herkesi de hirsiz olarak gorur. Bunun nedeni de bazen cekememezlik/kiskanclik, kendi yetersizligini erdem olarak gorme gibi guduk anlayistir, bazen de ihtiyaclarini hak olarak gorme manyakligidir. Ihtiyac hak degildir. Benim de Ferrari'ye ihtiyacim var ama ancak parasini odedigim zaman bir Ferrari hakkim olur. Hasta olmak (ihtiyac) bedava saglik hizmeti hakkini saglamaz.Parani verirsin istedigin yerde tedavi olursun. 100 yil once cok basit hastaliklardan 30-40 yasinda olen suruyle insan vardi. Onlar haksizlik sonucu olmediler. Teknolojiyle birlikte saglik hizmetlerinin gelismesi, herkesin bu imkanlardan bedava yararlanmasi sonucunu dogurmaz. Eger oyleyse, benim de Ferrari ihtiyacim var, devlet bana da Ferrari alsin.

Diger yandan sirtini kamuya/kanuna/devlete dayayarak gecinmeye alismis kisilerin cok para kazanmayi ahlaksizca gormesi de herkesin hirsiz oldugunu zannetmesi ile alakalidir. Cunku devlet tarafindan odenen hic bir ucret gonullu takas prensibine uymaz. Vergileri verenler, bu paranin nereye harcandigini bilmemekte, bilseler bile inisiyatif kullanamamaktadirlar, vermeme gibi bir secenekleri yoktur. Bu paralari alanlar -tesvik sisteminden nemalanan ozel sirketler dahil- kabiliyetlerine gore degil, devlete yakinliklarina gore, yasadaki anlamsiz sartlara olan liyakatina gore almaktadirlar. Zaten emeklerine karsi gonullu takas prensibi ile hak edebilseler, devlete sirtlarini dayamaya ihtiyac duymazlar.

Bir doktorun emegi karsiliginda para almasi icin Hipokrat yemini, Ataturk ilke ve inkilaplarina bagliligi olcu degildir. Olcu, arzu edilen hizmeti saglayip saglamadigidir (ya da olmalidir). Ancak kamudaki hiyerarsik yapida bu hizmeti saglayip saglayamadigi degil, burokrasideki politik iliskilei ne kadar iyi kullanip kullanamadigi onemlidir. Yasal duzenlemeler sayesinde dogru durust rekabetle karsilasmadigi icin de hepsi degilse bile cogu doktor "koyunun olmadigi yerde Abdurrahman Celebi" mesabesindedir. Kapikulenin otesinde kapici olamazlar, ac kalirlar. Tipki Mehmet Topuz'un Turkiye'deki kralligi gibi.

Cok para kazanmak ahlaksizlik degildir, suc hic degildir. Hirsizlik hem ahlaksizliktir hem suctur. Suc olan, emeginle hak etmedigin parayi kanunla, yasayla, dernekle, sendikayla cebe indirmektir. Ahlaksiz olan insanlarin emegini hice sayip onlari kole gibi calismaya zorlamaktir. Read More!

Yoksullar Kafayi Yemis

Hurriyet'in haberi:

Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Fonu ile Açık Toplum Enstitüsü’nün desteklediği ve Doç. Dr. Hakan Yılmaz’ın yürüttüğü "Türkiye’de Orta Sınıfı Tanımlamak" adlı çalışmada, Türk halkının yüzde 58.3’ü kendini ’tam ortada’ görüyor. "Kaç para kazanmak isterdiniz" sorusuna yüzde 34.9’luk bir kesim, "1200 ile 2 bin 400 YTL arası" yanıtını veriyor.

Arastirmaya gore hane halklarinin %40'i ayda 750 YTL'nin altinda gelir elde ediyormus. Bu insanlara ne kadar kazanmayi isterdiniz diye sorduklarinda 1200 ile 2400 YTL arasinda cevabini veriyorlarmis.

Kafayi yemis bunlar! Kamu-Sen'e gore 4 kisilik bir ailenin yoksulluk siniri 2106 YTL imis. Bu yoksullar niye yoksulluk sinirinin altinda olan bir gelir hayal ederler? Ya bu yoksullarda bir yanlis var, ya da sendikalarda. Read More!

Yalcin Dogan

Benim okudugum kose yazari sayisi fazla degil, o yuzden olan biten herseyi goremiyorum. Adini birakmayan bir okuyucumuz Yalcin Dogan'in da gercekleri carpittigini belirtiyor. Okuyucumuzun yazisini asagiya aktariyorum, akabinde ben de bir kac yorum yapacagim:

Ben de dünkü (27.12.2006) Hürriyet'te bir gerçekleri çarpıtma örneği görmüştüm. Aşağıdaki satırlar Yalçın Doğan'ın yazısından:

"TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK) elindeki rakamları siyasete alet ediyor. Ekonomik (ekonomi nedir?) verileri siyasetin hizmetine sunuyor.TÜİK 2005 yılı gelir dağılımını açıklıyor. Halkı gelir guruplarına göre, beşe ayırıyor, en üst yüzde yirmi, en alt yüzde yirmi, diye sıralıyor ( bkz. yüzde hesabı nasıl yapılır). En fakir yüzde yirmi nüfus ile en zengin yüzde yirmi nüfus arasındaki gelir farkını 7.3 kat olarak ilan ediyor. Bu eskiye göre bir düzelme. Gelir dağılımında belli bir iyileşme.Oysa, nüfus yüzde yirmilik dilimler yerine, yüzde beşlik dilimlere ayrıldığında, gerçek çok daha farklı.En alttaki 3.4 milyon kişi, toplam gelirden sadece iki milyar YTL'lik pay alıyor. Buna karşılık, en zengin 3.7 milyon kişi, toplam gelirin 47 milyar YTL'sini elde ediyor.En zengin ile en yoksul arasındaki gelir farkı, TÜİK'in açıkladığı gibi, 7.3 kat değil, tam 23.5 kat.Uçurum derinleşiyor. Her türlü sosyal huzursuzluk ve şiddet bu uçurumdan besleniyor."

Benim bildiğim gelir dağılımı araştırmalarının sonuçları eskiden beri yüzde 20'lik gruplar bazında kamuoyuna açıklanır. Yani bu yıl rakamlar iyi görünsün diye bu şekilde açıklama yapılmış değil. Ayrıca yüzde 10'luk ve yüzde 5'lik dilimler bazındaki veriler de TÜİK'in haber bülteninde yer alıyor. Fakat esas bomba bunlar değil şu: Yalçın Doğan, yüzde 5'lik dilimler bazındaki en yüksek ile en düşük dilimler arasındaki farkı sadece 2005 yılı verilerine göre vermiş ve buna dayanarak uçurum derinleşiyor demiş. Böyle bir yorum yapmak için önceki yıllara ait verilere de bakmak gerekmez mi? O bakmamış ama biz bakıyoruz ve ne görüyoruz. Bu fark 1994 yılında 44.2, 2002 yılında 35.2, 2003 yılında 26.6, 2004 yılında 24.6 kat iken 2005 yılında 23.5 kata inmiş. Yani burada da geçmişe göre bir iyileşme var. Yani rakamları siyasete alet eden TÜİK değil bizzat Yalçın Doğan'ın kendisi. Bence bu yazdıklarımı ilk sayfaya taşıyın da herkes durumu görsün.

Bence uzerinde odaklanmamiz gereken onemli istatistik gelir dagilimi degil. Birisi bana gelir dagilimi duzelmis dedigi zaman bu iyi mi kotu mu bilemiyorum. Neden? Insanlar yoksullasirken de zenginlesirken de gelir dagilimi duzelebilir, bozuladabilir. Peki benim icin hangi istatistik onemli?

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Regülasyon Nedir    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Benim icin onemli olan istatistik gelirin reel eksendeki dagilimidir. TUIK'in yayinladigi aclik ve yoksulluk istatistikleri bize bu resimden bir kesit sunuyor mesela. Bu rakamlar her sene kendi enflasyonlari kadar ayarlaniyor ayrica. O yuzden sabit bir sepetin icerisindeki urunleri satin alabilen ve alamayan insanlarin sayisini her sene takip edebiliyoruz. O yuzden benim tercih ettigim istatistik bu.

Bu arada dolar bazinda yayinlanan istatistikleri dogru bulmuyoruz, zira reel doviz kurundaki artis ve azalislar resmi bulaniklastiriyor. Turk lirasi son yillarda deger kazandigi icin gunde 1 dolarin uzerinde harcama yapabilen Turklerin sayisinda ciddi artis oldu, ancak bu artisin ne kadarinin TL'nin deger kazanmasindan dolayi oldugunu bilmedigimiz icin resmi net goremiyoruz. O yuzden 2 sene sonra TL deger kaybettiginde bana gelip de bakin $1'in altinda para kazanan insanlarda artis var, demek ki yoksullastik demeyin. Read More!

Gelir dağılımı ve yoksulluk

Bu yazimizda gelir dağılımı ve yoksulluk konularindan bahsedecegiz.

Radikal gazetesinden Mahfi Egilmez'in "Gelir dağılımı ve yoksulluk" baslikli bir yazisi yayinlandi. Bu konuda yazilmis onceki yazilardan farkli olarak Turkiye'nin bir de dunyadaki konumuna da baktigi icin okumaya deger. Dunya Bankasinin veri setini kullanarak Turkiye'yi Yunanistan, Rusya, Brezilya, Hindistan ve Cin ile kiyaslamis.
Dünya Bankası'nın 2004 yılı verilerine göre yaptığı yoksulluk araştırmasında Türkiye'de bu oran yüzde 25 olarak gösterilmişti ( bkz. yüzde hesabı nasıl yapılır). Bu araştırmada yer alan ülkeler arasında örneğin Yunanistan'da yoksulluk oranı sıfır, Rusya'da yüzde 8, Brezilya'da yüzde 22, Çin'de yüzde Hindistan'da yüzde 47 ve Çin'de yüzde 81 idi. Bu karşılaştırmaya bakarak durumu değerlendirdiğimizde Türkiye'nin bir önceki yıla göre durumunu biraz düzeltmiş olduğunu görüyoruz. Bunu asla küçümsememek gerekir. Buna karşılık Yunanistan ve Rusya'ya baktığımızda da durumumuzun pek parlak olmadığını ve daha yapmamız gereken çok şey olduğunu görüyoruz.
Rakamlarda bir iki hatayi duzeltmek istedim.

Dunya Bankasi her sene World Development Indicators isminde zengin bir veri seti yayinlar. Yoksulluk ile ilgili veriler iki kisimda toplanir. Her ulkenin kendi ulusal yoksulluk sinirina gore hazirladigi veriler ve uluslararasi kriterlere gore hesaplanan yoksulluk verileri. Ikinci veri seti uluslararasi karsilastirmaya imkan verir.

Swap Nedir    Deflasyon Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Ekonomi Nedir    Enflasyon Nedir

Ikinci veri setine gore (bakiniz Data by Country) gunluk 2 dolarin altinda geliri olan nufusun orani:

Rusya_____%7.5
Turkiye____%10.3
Romanya___%14.0
Arjantin____%14.3
Bulgaristan__%16.2
Brazilya____%22.4
Meksika____%26.3
Cin________%46.7
Hindistan___%79.9

Yunanistan ile ilgili bir veri yok (veri setinde bosluk olarak gecmesi veri olmadigini gosteriyor, sifir oldugunu degil). Turkiye icin %25 olarak verilen yoksulluk orani, ulusal yoksulluk sinirina gore, uluslararasi degil. Mesela Rusya icin ulusal rakam %30.9.

Yunanistan ile ilgili su veriyi buldum (kaynak):

En zengin %20'in milli gelirden aldigi pay___%40.3
En yoksul %20'in milli gelirden aldigi pay___%7.5
Turkiye icin bu rakamlar:
En zengin %20'in milli gelirden aldigi pay___%44.4
En yoksul %20'in milli gelirden aldigi pay___%6.1

Konuyla ilgili diger yazilar icin bakiniz:
Seyfettin Gürsel , Vatan, 28.12.2006
Deniz Gökçe, Aksam, 28.12.2006 ve 27.12.2006
Gungor Uras, Milliyet 28.12.2006
Hursit Gunes, Milliyet 28.12.2006
Abdurrahman Yildirim, Sabah 27.12.2006 Read More!

Yoksulluk

Bu aralar yoksulluk, yoksullara yapılan yardımlar ile ilgili yazılar, yorumlar revaçta. Aslında ilk başta Ekonomix bir yazısını “kahrolsun Robin Hood” diye tamamlayarak riskli bir alanda ezber bozmayı denedi. Yapılan yorumlara bakılırsa az gürültü de koparmış sayılmaz. Daha sonra tartışma “fırsat eşitliği” kavramı çerçevesinde piyasa sisteminin ödül-ceza mekanizmasına kadar geldi. Yeni okurlarımız arşivimize bir göz atarak daha önce burada neler söylenmiş, öğrenebilirler.

Ben yine basitleştirilmiş bir masal ile konuya bir kıyısından gireceğim. Önce bir ekonomi (ekonomi nedir?) düşünelim. İnsanlar burada balık tutarak geçimlerini sağlıyor olsun. Bu ekonomide eğer herkesin elinde ortalama olarak aynı imkanlar varsa, balık tutma işine en fazla vakit ayıranın, kazandığı birikim, ustalık, tecrübenin de katkısı ile daha az çalışan insanlara göre daha fazla balık tutacağını, dolayısı ile daha zengin olacağını kestirmek zor değil. Bu ekonomide sağlıklı işleyen bir ödül ceza sisteminden bahsedebiliriz.

Bir de geçim kaynağının define avcılığı olduğu başka bir ekonomi düşünelim. Burada da tecrübenin, çok çalışmanın, ustalığın kısmi etkisinden bahsedebiliriz. Ama burada zenginlik, daha çok toprak kazma ile değil, daha çok şans ile belirlenecektir. Siz herkesten fazla çalışıyor olabilirsiniz, ama şansınız yaver gitmezse, bu çalışmanızın karşılığını (ödülünü) hiç bir zaman alamayabilirsiniz de. Buna karşılık “şanslı” kişi, hayatında tek bir kez toprak kazıp, bulduğu define ile hayatının geri kalan kısmını hiç çalışmadan “zengin” bir kişi olarak geçirebilir.

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

İkinci ekonomideki bir yoksulun “talihsiz” olduğunu, makus kaderini yenemediğini, şansının yaver gitmediğini iddia edebiliriz. Ancak ilk ekonomide yoksul kalmış bir kişinin “şanssız” olduğunu aynı tutarlılıkla iddia edebilmek zordur. Daha az çalıştığı için yoksul kalmış bir kişi ikinci ekonomide çok çalıştığı halde define bulamadığı için yoksul kalmış kişi ile karşılaştırılamaz. Aksine bu kişi ya yeterince çalışmıyor (dolayısıyla yeterince kazanamıyor), ya da kazandığından fazla harcıyor, ayağını yorganına göre uzatmıyordur. Burada isteyerek, bilerek yapılan bir tercih söz konusudur. Her insan da sonuçlarına razı olmak kaydıyla tercihlerinde özgürdür.

Türkiye özelinde yoksulluk temelinde yapılan tartışmalar, Türk ekonomisini yukarıdaki iki örnekten hangisine yakın gördüğünüzle yakından alakalı. Ekonomiyi algılamanız da sizin kendi dünya görüşünüz çerçevesinde şekillenecektir. Sorduğumuz soru: Türk ekonomisini yukarıdaki iki tip ekonomiden hangisine yakın buluyorsunuz? Define avcılarının hakim olduğu, sadece “şanslı” kişilerin “yırttığı” bir ortam mıdır, yoksa herkesin karşısındaki bir takım seçenekler, fırsatlar arasından tercih yapabildiği bir ekonomi midir? Burada benim fikrim herkesin karşısında (eşit-aynı olmasa da) belirli seçenekler, fırsatlar olduğu, buna dayalı olarak da herkesin özgürce bir takım tercihlerde bulunduğunu düşünüyorum. Yani balık tutulan ekonomiye daha yakın görüyorum. Tamam, yüzde yüz örtüşme söz konusu değil, ama define avcılığının da bir hayli uzağında. (Siz tam tersi düşünebilirsiniz)

Örneğin, bugün Türkiye’de çalışabilir durumdaki (15 yaş üstü) yaklaşık 50 milyon kişiden sadece yarısı çalışmak istiyor. Kabaca 25 milyon kişi şu ya da bu nedenle çalışmak istemiyor. Dikkat edin, iş bulamıyor demedim. Bu kişiler, çalışmak isteseler ama iş bulamasalar “işsiz” sayılacaklar. Sanıldığının aksine asıl sorun, “işsizlik” sorunu da değil. Bu yirmi beş milyon kişinin arasında ancak çok az bir kısmı iş bulmaktan umudunu kesmiş olduğu için iş aramıyor. Daha önce bu konuyu yazmıştık. Çeşitli bahanelerle çalışmak istememek, şu ya da bu şekilde başkalarının üzerinden geçinmek gibi bir tercihte bulunan yaklaşık yirmi beş milyon insan var. Nüfusunun yarısının çalışmadan başkalarının sırtından geçinmeye karar verdiği bir toplumda yoksulluk tartışması yapmayı mantıklı buluyor musunuz?

Başka bir soru daha sorayım: Asgari ücret düzeyinde gelir sahibi olup 3-5 çocuk yapan, üstüne üstlük de İstanbul’da yaşamakta ısrar eden, sonuçta da devletten yardım bekleyen kişilerin “talihsiz” olduklarını mı düşünüyorsunuz? Yoksa yanlış tercih yaptıklarını mı? Bu ailenin beşinci çocuğu olarak doğmuş bir kişiyi doğuştan şanssız olarak görebilirsiniz, o ayrı. Bu kendi tercihi değildir. Ancak şefkat gösterip bu aileyi yardımlara boğarsanız, en büyük adaletsizliği yapmış, herkesi bu şekilde davranmaya teşvik etmiş olursunuz. Şayet bu anne-baba yaptığı yanlış tercihin cezasını çekmezse, altıncıyı da yaparlar, yedinciyi de.

Gelelim beşinci çocuk olarak doğan şanssız kişiye. Ne kadar zor, kısıtlı şartlar altında doğmuş, büyümüş olursa olsun, bugün Türkiye’de yetişkin düzeye gelmiş her insanın karşısında sınırsız seçenek olduğunu, bu kişilerin de yoksulluğu yahut zenginliği, kendi tercihleri ile belirlediğini düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın, sıkıntısını yok sayıp, bir eli yağda bir eli balda demiyorum. Ama kim hayatta hiç bir zorlukla karşılaşmamıştır ki? Doğa (Tanrı da diyebilirsiniz) insanın karşısına zorluklar çıkardığı kadar fırsatlar da sunmaktadır. Gelecekteki hayatınız, Tanrının ya da doğanın iradesine değil, yoksul bir ailenin beşinci çocuğu olarak da doğsanız, sizin kendi tercihlerinize bağlıdır. Doğuştan 5-0 mağlup başlayabilirsiniz hayata. Ama 5-5 yapmak, hatta 6-5 öne geçmek sizin kendi elinizde.

Yazı uzadı, sadede gelelim. Eğer insanlar isteyerek yoksulluğu tercih ediyorlarsa bunda yoksulluğu tercih etmeyenlerin bir suçu yoktur. Yani fakirliğin nedeni bazı insanların fazla çalışması, yani fazla kazanarak, yahut zeki davranarak, zengin olması değildir. Tam aksine, fakirliğin nedeni fakirlerdir. Fakirlik ve yoksulluk da bir kader değil, tercih meselesidir.
Sizin fikriniz, bunun tam tersi olabilir. Türk ekonomisinin tam anlamı ile define avcılığı ile örtüştürebilir, yoksul kişileri kurban, talihsiz, şanssız görebilirsiniz. Bu durumda ekonomiyi, define avcılığından kurtarıp, nasıl daha adil bir rekabet ortamına dönüştüreceğimiz sorusuna cevap aramanız gerekiyor. Yoksulluğu teşvik edici politikalarla yoksulluğa çözüm bulamazsınız. Read More!

Yoksulluk azalmadı gelir dağılımı orta sınıf lehine düzeldi

Türkiye'de gelir dağılımında kısmi bir düzelme yaşandı. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2005 yılı gelir dağılımı araştırmasına göre en yoksul yüzde 20'lik dilim ile en zengin yüzde 20'lik dilim arasındaki fark, 7.7 kattan 7.3'e düştü. Bu düşüş ise yoksulluğun azalmasından değil, orta üst kesimlerdeki gelir artışından kaynaklandı. Araştırmaya göre, en zengin yüzde 5'lik dilimden üst orta dilime doğru 2.5 puanlık bir kayma söz konusu. Bu da yoksulluğun azalmadığını ancak gelirden orta kesimin aldığı payın artması ile gelir adaletsizliğinde bir düzelmenin yaşandığını gösteriyor.

TÜİK'in dün açıkladığı 2005 yılı Hanehalkı Bütçe Araştırmasından elde edilen, “2005 Gelir Dağılımı” sonuçlarına göre, gelir dağılımındaki eşitsizlik durumunu ortaya koyan ölçütlerden “gini katsayısı” 2004 yılında 0,40 iken, 2005 yılında düşüş göstererek 0,38 olarak gerçekleşti. Gini katsayısının sıfıra yaklaşması, gelir dağılımındaki iyileşmeye işaret ediyor. Ancak bu iyileşme, Türkiye'de yoksulluğun azaldığı anlamına gelmiyor.

Hisse Yorumları  Marjinal Nedir  Fiyat Kazanç Oranı Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır

Yüzde 5, yüzde 10 ve yüzde 20'lik gelir dilimlerine göre sınıflandırılan TÜİK verilerinde, en yoksul ve en zengini temsil eden uçlardaki değişim de oldukça dikkat çekici. Yüzde 20'lik ayrıma göre, en alt yüzde 20'yi temsil eden grubun gelirinde yüzde 6,0'dan yüzde 6,1'e çıkarken, yüzde 5'lik dilimler incelendiğinde, en alt grubun geliri yüzde 0,85'ten yüzde 0,78'e düştü. Dolayısıyla Türkiye'deki yoksullukta bir düzelme olmadığı gibi, daha kötüye gidiş söz konusu.
Referans Gazetesi, 26.12.2006
Yukaridaki haberin ozetini yapalim:
1. En zengin ile en yoksul arasindaki gelir farki azalmis, gini katsayisinin degeri dusmustur.
2. Ancak bu yoksullugun azaldigi anlamina gelmemektedir. Cunku, en yoksul %5'in, milli gelirden aldigi pay gerilesmistir.
3. Dolayısıyla Türkiye'deki yoksullukta bir düzelme olmadığı gibi, daha kötüye gidiş söz konusudur.
Size 1 dakika sure. Yukaridaki mantik (!) zincirindeki yanlisi bulun.
...
Peki, bir de ip ucu vereyim. Diyelim ki, 2007 yilinda, niye simdiye kadar yasanmadigini bir kesim insanimizin merak ettigi, bir kriz yasandi. Turk ekonomisi (ekonomi nedir?) olaganustu kuculdu. En yoksul %5'in geliri %10 azaldi. Diger kesimlerin geliri ise %20 azaldi. Boylece en yoksul %5'in milli gelirden aldigi pay %0.78'den (atiyorum) %2'ye cikti.
Turkiye'deki yoksulluk azaldi mi?
...
Sayilari goruyoruz, okuyoruz, ama anlama kabiliyetinden yoksunuz. Yoksullugun azalip azalmadigi, milli gelirden alinan pay ile olculmez. Eger insanlarin geliri artiyorsa, gelir dagilimi ne sekilde gelisirse gelissin, gelir artmistir. Eger yoksul kesimin geliri artiyorsa, diger insanlarin gelirindeki degisim ne olursa olsun, yoksulluk azaliyordur, insanlar zenginlesiyordur.
Eger benim gelirim %10 artmissa, Sabanci'nin geliri %20 artmis ise, ben fakirlesmis mi oldum?
Eger benim gelirim %10 azalmis, Sabanci'nin geliri %20 azalmis ise ben zenginlestim mi?
Yoksullugu, gelir dagiliminin degismesi azaltmaz. Yoksullugu, yoksul kesimin gelirinin artmasi azaltir.
Bir de olaya grafiksel olarak bakalim.
Asagida 2004 yilinda %5'lik dilimler itibari ile hane basina reel gelirin nasil arttigini goruyorsunuz. En yoksul %5'in geliri %7.4 artmis, en zengin %5'in geliri ise %0.3 azalmis. Demek ki neymis: en yoksul kesimin gelirinde %7.4 artis olmus, boylece yoksulluk azalmis.



Ikinci grafikte ise son iki senedeki, yani 2003-2004 arasi, kumulatif reel artis var. En yoksul %5'in geliri %40.5 artmis. En zengin %5'in gelirindeki reel artis ise -%1.7.


Eger kafanizda belli bir model (sablon) yaratmis ve etrafinizda olan biten herseyi bu modele (sablona) gore algiliyorsaniz, mesele yok devam edin. Sayilara, istatistiklere ihtiyaciniz yok bunun icin. Read More!

Yoksullar ve Yoksulluk

Sosyal devlet dusuncesini topluma kabul ettirmenin en etkili yollarindan bir tanesi mevcut sistemdeki servet dagiliminin adil olmadigi tezini ortaya surmektir. Zenginler hak ettikleri icin degil, sansli olduklari icin veya yasadisi faaliyetlerde bulunduklari icin zengindir bu goruse gore. Ozellikle akademisyenler bu gorusu cok savunurlar, nedeni ise gayet basittir. Akademisyen olmak icin uzun yillar herkesten cok calismaniz ve en yuksek notlari almaniz gereklidir. Bu kadar calisip cabaladiktan sonra ortalama bir akademisyen ayda $4000 civarinda vergi sonrasi kazanca sahip olur. Bu bahsettigim rakam Amerika icin gecerlidir, Turkiye'de tahminime gore ucretler daha dusuktur. $4000 kotu bir para degildir, rahat yasarsiniz ama zengin degilsinizdir. Ozellikle belli bir yastan sonra sizden daha genc insanlarin luks otomobillere binmesi, yatlarda gezmesi size batmaya baslar.

Bu durumda cikarabileceginiz en muhtemel sonuc mevcut sistemin akilli ve caliskanlari odullendirmekten ziyade "sansli" kisileri odullendiren bir sistem oldugudur. O yuzden de vergiler oransal olarak cok kazananlardan daha cok, az kazananlardan daha az alinmalidir. Ayrica yoksul ve kendi kendine bakamayacak durumda olan "sanssiz" kisiler de daha cok zenginlerden alinan vergilerle desteklenmelidir diye dusunursuz. Ortaya emeklilik sistemi, saglik sistemi, egitim sistemi gibi uzun vadede ulke ekonomisini sakat edecek dusunceleri one surersiniz.

Basarida sansin rolu gercekten vardir, bunu inkar edecek degiliz. Ama kaderci de degiliz. Sans cogu zaman riske girenlerin sansini deneyenlerin yanindadir. Siz hic piyangonun bilet almayan birisine ciktigini gordunuz mu? Ya da piyangoyu kazananlarin kac tanesi bunu ilk kez bilet aldiklarinda kazaniyor? Bakiniz, bir piyango cekilisi oldugu zaman kesin olan bir sey vardir, o da piyangoyu elbet birinin kazanacagidir. Simdi siz tutup da bu kisiyi "sansindan" oturu yuksek vergilerle cezalandirirsaniz bir dahaki piyango cekilisine daha az insan katilir.

Piyango derken gercekten piyangoyu kastetmedigimizi cogunuz anlamissinizdir saniyorum. Teknolojik buluslar cogu zaman deneme yanilma yoluyla yapilir. Sirketler, arastirmacilar kimi zaman yillarini harcarlar ve neticede bunlarin kucuk bir kismi basarili olurlar. Siz sisteminizi bu kisileri cezalandiracak sekilde kurarsaniz kafasi calisan adam riske girmez, devlet dairesinde rahat bir ise kapagi atmaya bakar, is guvencesi kazandiktan sonrada yan gelip yatar. Bu arada da elalem ayda cirit atar, biz de mehtaba bakar huzunleniriz.

Ben cogu zaman yoksullarin desteklenmesine karsiyim. Yanlis anlamayin kimsenin yoksul olmasini istemem, onerdigim cozumlerde insanlari yoksulluktan cikarip zenginlestirecek cozumlerdir. Yine de egri oturalim dogru konusalim. Yoksulluk nadiren havadan gelen bir durumdur, bugunun yoksullugu dun verilmis yanlis kararlarin neticesidir. Mesela yoksullar zenginlerden daha fazla cocuk yapiyorlar ulkemizde. Zaten ellerinde bir cocuga bakacak kaynak dogru durust yok, 4-5 tane yapinca tum cocuklarin bahtini bagliyorlar. Cocuklarin annesi bunlara bakabilmek icin mecburen ev kadini oluyor. Zengin adam veya hali vakti yerinde birisi ise bir, bilemediniz iki tane cocuk yapiyor. Kari koca birlikte calisiyorlar. Bu cocuklara en iyi egitimi saglamaya calisiyor.

Simdi siz tepeden inme bir sekilde olaya bakip, "vay goruyor musun zengin cocuklari okuyup en iyi isleri kapacaklar, yoksul cocuklari da imkan olmadigi icin yoksulluktan bir turlu kurtulamayacaklar" diye uzulup "zenginden alip yoksula verelim, yoksulun cocuklari da okusun" derseniz en buyuk adaletsizligi yapmis olursunuz. Isin nedeni egitimsizlik diyorsaniz size bir proje onerim olacak: Insanlar evlenmeden once evlilik, aile gecindirme, gelecege donuk yatirim yapma, sigorta, cocuk terbiyesi gibi konularda ucretsiz 3 aylik bir kurs verilmesini oneriyorum. Bu kursu gecemeyenlere evlilik izni verilmemelidir. Ayrica birinci cocuktan sonra her yeni cocuk yapmak isteyen ailelere bu kurs zorunlu hale getirilmelidir.

Zenginden alip yoksula verme politikalarina artik bir son vermemiz gerekiyor. Kahrolsun Robin Hood!! Read More!

Yoksulluk Siniri Sinir Krizi Gecirttirir

Yoksulluk siniri rakamlari he onune gelenin istedigi rahatlikta salladigi rakamlarin basinda geliyor. Bu tur haberleri gorunce de ben fittiriyorum. Adamlar ayda 2000 YL'den bahsediyorlar, soyle super bir isi olan, ayda 1500 YTL kazanan birisi Turkiye'de herhalde bunalima girer diye dusunuyorum. Gecen Subat ayinda bu konuda yazdigim bir yaziyi asagiya biraz duzelterek aktariyorum.

Turkiye'de herkes yoksulluk sinirini kafasina gore belirliyor. TNN.NET'te bir haber gordum bugun:

"Türkiye Kamu-Sen, 4 kişilik ailenin Ocak ayı yoksulluk sınırını bin 922 YTL 25 YKr olarak hesapladı. Türkiye Kamu-Sen'in hesaplamalarına göre, Aralık 2005'te bin 900 YTL 44 YKr olan 4 kişilik ailenin asgari geçim haddi (yoksulluk sınırı), geçen ay 21 YTL 81 YKr (yüzde 1.14) artarak bin 922 YTL 25 YKr'ye yükseldi." (bkz. yüzde hesaplama)

Kamu-Sen 1.33 YTL/$ doviz kuru kullanarak 4 kisilik bir ailenin yoksulluk sinirini aylik $1445.3 ve senelik olarak $17343.6 olarak belirlemis. Analiz edelim.Birincisi baska baska kurumlar baska baska yoksulluk siniri belirliyorlar. Ornegin Harb-Is 1625.46 YTL olarak hesaplamis 4 kisilik bir ailenin yoksulluk sinirini. Turk-Is bir ay onceki yoksulluk sinirini 1650 YTL olarak aciklamis. Yani yoksulluk siniri sendikalarimiza gore senelik $14700 ile $17300 arasinda bir yerlerde.

Menkul Kıymetler Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Nasrettin Hoca'ya 1000 kirbac ceza vermisler. "Ulan, ya siz hayatinizda hic kirbac yemediniz, ya da sayi saymayi bilmiyorsunuz" demis. Ben de sendikalarin sayi saymayi bilmediklerini gosterecegim simdi.Turkiye'de $1'a alinan ortalama bir mal dunyanin en zengin ulkesi olan Amerika'da ortalama $1.60'a alinabiliyor. Yani Amerika Turkiye'ye kiyasla %60 daha pahali, o yuzden de satin alma esitligi (purchasing power parity) olmasi bakimindan Turk rakamlarinda 1'e 1.60'lik bir ayarlama yapmamiz gerekli. Nasil yani? Kamu-Sen'in hesaplamis oldugu yoksulluk siniri mesela Amerika'da 1.6*$17343.6 =$27749.8 dolardir.Yani Amerika'nin yoksulluk sinirini Kamu-Sen hesaplamis olsaydi $27750 gibi bir rakam aciklayacakti. Amerika'daki resmi yoksulluk siniri ise (detayli bilgi icin buraya bakiniz) 2005 yili icin $19350'dir. Amerika ve Turkiye'nin ayni yoksulluk sinirina sahip oldugunu varsayarsak (satin alma gucune gore ayarlamalari yaptiktan sonra tum ulkelerin ayni yoksulluk sinirina sahip olmasi da gerekir aslinda) 4 kisilik bir ailenin yoksulluk siniri aylik 1340.39 YTL olmalidir. Bu rakam dunyanin en zengin ulkesi olan Amerika'daki standardin Turkiye'ye uyarlanmis seklidir. Demek ki Kamu-Sen yoksulluk sinirini aciklarken %43.41 oraninda arttirarak abartili bir rakam sunuyor.

Sunu da belirtmeliyim ki Amerika'nin acikladigi rakamlar bile bence cok abartili. Mesela Amerika'da yoksulluk sinirinin altinda 36 milyon kisi var, yani Turkiye'nin yarisi kadar bir topluluk Amerika'da yoksul. Bu nufusun %12'sine denk geliyor. Kamu-Sen'in standardini Amerika'ya uyarlasak nufusun %20'si "sozde yoksul" olacakti. Yoksulluk siniri ile ilgili diger bir gozlemim de su: Ekonomiler (Amerikan olsun, Turk olsun) uzun suredir buyuyor ama buna ragmen yoksul siniri baz alinarak hesaplanan yoksul oraninda ciddi bir degisiklik yok. Bu adamlara biraksaniz 50 sene sonraki yoksulluk sinirina gore bugun %95'miz yoksul kabul ediliyor olurduk herhalde!!!! Read More!

Egitim Harcamalari

Gazeteciler ortadiregin yaninda olmaya calisan, gorevleri olan dogruyu soylemekten ziyade populist yayin yapan igrenc yaratiklardir. Gazeteciler surdakini alip buraya koysun demiyorum, soyledigim tek sey gazetecilerin gercekleri tarafsiz bir sekilde ifade etmeleri. Tepemi attiran nedir bahsedeyim.

Hurriyet "Zengin ve Yolsulun egitim harcamalarinda 18 kat fark" baslikli bir haber yapmis. Haberde en zengin yuzde 20'lik kesim ile en yoksul yuzde 20'lik kesimin yaptigi ortalama harcamalar karsilastirilmis. Basligi okuyan Turkiye'nin en yoksul kesiminin acaip bir dezavantaj icerisinde oldugunu dusunur. Birincisi 18 katlik rakam yanlis. Niye yanlis? Cunku egitim harcamalarinin icerisine devlet tarafindan saglanan BEDAVA egitim hizmetleri dahil edilmemis. Vatandas BEDAVAya aldigini zannettigi egitim icin de vergi olarak bir rakam oduyor; ayni egitimi alan (veya bu egitimi almak yerine ozel okullara giden) zenginler vergi olarak daha fazla bir rakam oduyor. Yoksul vatandaslari ise cok cuz-i bir miktar vergi odeyerek odedikleri paradan cok daha fazla degerli bir egitimi satin alabiliyorlar.

Eger zengin ve yoksulun egitim harcamalarini karsilastirmak istiyorsaniz yapmaniz gereken iki sey var: birincisi egitim vergilerini de isin icerisine katacaksiniz, ikincisi yapilan toplam egitim harcamalarinin alinan egitimin kalitesine oranina bakacaksiniz. Bunlari yaptiginiz zaman aradaki farkin 18 kattan daha az oldugunu goreceksiniz.

Devalüasyon Nedir    Verimlilik Nedir    Altın Yorumları    Hedge Fon Nedir    Resesyon Nedir    Nükleer Santraller

Haberdeki talihsiz nokta ise gazetecinin yaptigi su aciklama:

"Bu arada eğitim harcamalarındaki bu adaletsizliğe bir de Türkiye'de ailelerin eğitim için daha az para harcamaları ekleniyor. Eğitime ayda sadece 11.4 milyon YTL harcayan en yoksul kesimin içki ve sigara harcamaları ise 91.1 milyon YTL'yi buluyor. En zengin yüzde 20'lik dilimin içki ve sigara harcamaları ise 256 milyon YTL ile eğitim harcamalarına yakın seyretti."

Bu gazeteci arkadasimiz egitim harcamalarindaki oransizligin adaletsizlik oldugunu soyluyor. Bu gazeteci arkadasimiz adalet kavrami ile esitlik kavramini karistiran, turkceden nasibini almamis bir arkadasimiz. Adaletsizligin nerede oldugunu biz soyleyelim. Adaletsizlik yoksul ailelerin paralarini cocuklarinin egitimi icin harcayacaklarina gidip ICKI VE SIGARAya harcamalaridir. Bu cocuklarin gelecekte basarili olabilmelerinin en kestirme yolu iyi bir egitim almalaridir. Anne ve babalari bu konuda ellerinden geleni yapmadiktan sonra devletten cok bir sey beklememek gereklidir. Yine de devletin bu cocuklara anne ve babalarindan daha fazla para harcadigi asikar degil mi? Devlet de parayi agactan toplamiyor, cok kazanan cok vergi veren vatandaslardan topluyor. Demek ki ortada bir adaletsizlik varsa bu zenginlere yoksullar tarafindan yapilan adaletsizliktir.

Maalesef Turkiye'de gazeteciler tarafinda takdir edilmek icin sorumsuz ve yoksul olmak gerekiyor. Read More!

Yoksulluk ve Futbol

Dunya esitliksizliklerle dolu. Bugun "kizim sana soyluyorum gelinim sen anla" sinifina giren bir yazi yazacagim. FIFA 2002 yilinda bir arastirma yapmis ve bu arastirmanin sonucuna gore dunyada duzenli sekilde futbol oynayan 220 milyon erkek ve 20 milyon bayan oldugunu saptamis. Erkeklerin 12.5 milyonu ve bayanlarin 0.5 milyonu profesyonel anlamda futbol oynayan kisiler (genc takimda oynayanlari bu grubun icerisine almadim). Demek ki dunyada profesyonel anlamda futbol oynayan 13 milyon kisi var. Bu kisiler 300,000 adet spor kulubunde futbol oynuyorlar (calisiyorlar, sonucta bu bir meslek).

Futbol dunyasi cok buyuk esitliksizliklere sahne oluyor. En cok para kazanan %1 futbolcu, toplam futbolcu kazanclarinin %99'unu aliyor. Bunu hakediyorlar mi diye soracak olursaniz tek cevabim var: bence haketmiyorlar cunku bunu cesitli ayak oyunlari yaparak basardiklarina yonelik duyumlar aliyorum. Bunu onlemenin bir cok yolu var. Paylasimci sistemi secersek (adini siz koyun) tum oyuncular kazandiklari parayi FIFA'ya verir ve FIFA da bu parayi tum oyuncular arasinda esit bir sekilde dagitabilir. Sosyal demokrat sistemi secersek, oyuncular kazandiklari paranin buyuk bir kismini vergi olarak FIFA'ya verir ve FIFA da bu paralarla spor enstituleri acarak futbolun gelismesine katkida bulunur, boylece basarisini topluma borclu oyuncular da borclarini boylelikle odemis olurlar. FIFA futbolculara egitim verir, saglik giderlerini karsilar, jubile yaptiktan sonra maas baglar. Ayrica uzmanlar tarafindan hesaplanan "yoksulluk siniri"ndan hareketle futbolcular icin asgari ucret belirlenir ve hizmet edilen seneyle orantili olarak futbolcu ucretleri artisa baglanir (yetenekli yeteneksiz futbolcu ayrimi yapilmaz). Bunlar "sosyal" futbolun vazgecilmez ilkeleridir, ve kazanimlarimizdan asla taviz vermememiz gerekir.

Bazi sermayenin usagi olan kisiler arada sirada ortaya cikip "Futbolu futbol yapan mevcut tesvik sistemidir, bu sistem olmaz ise futbolda gelisme olmaz, yetenekli futbolcular futbolu bastan tercih etmez, mevcut futbolcular cok calismaz" dese de inanmayin. Bu kisilerin amaci futbolu insanliktan cikarip azinligin kazandigi ve cogunlugun kaybettigi, esitlikten uzak bir spor haline donusturmektir. Onlara kanmayin. Susma sustukca sira sana gelecek diyerek de yazimiza noktayi koyalim.

Borsa nedir?
Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
GSYH, CPI ve GSYH Deflatoru
Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası Read More!