Nükleer Enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nükleer Enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sinop Nükleer Santral Projesi

Sinop nükleer santral projesi yazımızda Sinop’a yapılması planlanan nükleer santral ile ilgili ön bilgileri vereceğiz. Akkuyu’ya nükleer santral yapılması konusunda Ruslarla anlaşılması ve anlaşmada belirlenen fiyatla ilgili olarak Akkuyu Nükleer Santrali ve Sabit Maliyetler ve Akkuyu Santrali başlıklı iki blogumuzda yayınlandı. Ruslarla kilowatt saat başına 12.35 sent ödeyerek anlaşma yapılmış, bazıları da bu fiyat çok yüksek şeklinde şikayet ediyorlar. Bu konuda en baba yazılardan bir tanesi Ocak 2009’da yine burada yazılmış olan Nükleer Santral Ihalesi ve Özelleştirme başlıklı yazıdır. Yazı şu cümlelerle başlıyor:

“Kis ayinin ortasinda nükleer santral ihalesi yapmislar, bir firma katilmis ve sirita sirita 21 sent/kwh fiyat istemis. Inek pisliginden elektrik uretsen daha ucuza gelir!! Ekonomik kis mevsiminin ortasinda millette para yokken, ozel sirketler borc bulamiyorken bunlar normal. Bunun ihalesini 2 sene once yapacaktin. Simdi sirket satma zamani degil, ne kendi zamaninizi ne de baskasinin zamanini harcamayin.”

Ne kadar isabetli bir yorum olmuş değil mi?

Blogumuza yeni yazı okumak için gelmeyin. Okuyacaksanız eski yazıları okuyun. Eski konular ısıtılıp ısıtılıp karşımıza çıkartılıyor, Ekonomi Türk’te yazılmış eski yazıları okuyup anlarsanız şimdiki gündemdeki konuları daha köşe yazarları leb diyemeden siz en doğru yorumları yapmaya başlayabilirsiniz.

Geçen hafta duyurduk, tekrar duyuralım. Blogumuzda Türkiye’ye 40 yıl yetecek kadar kaliteli yazı var, arşivlere giderek onları okuyun. Bu blog ücretsiz olduğu için bundan sonra sürekli reklamlar ve tanıtımlarla ve ekonomiden habersiz insanları bloga çekecek kel alaka yazılarla anasayfayı dolduracağız. Kaliteli yazıları sağ üst köşede yer alan “Kaliteli Yazılar Burada” linkine basarak okuyabilirsiniz.

Not: Bu yazının başlığı Sinop nükleer santral projesi olmasına rağmen Sinop’la çok alakalı değildir, nedenini anlamışsınızdır zannederim, anlamadıysanız yorum bırakmayın. Read More!

Sabit Maliyetler ve Akkuyu Santrali

emin tolga akgoz'un, akkuyu santral'i uzerine yazdigi yazi, iktisada giris dersi ogrencilerinin sabit maliyetlerin etkilerini anlamalarina yardimci olacak guzel bir ornek iceriyor. bu yuzden orada yaptigim yorumun ilgili kisimlarini bir kez de burada yayinliyorum:

yapilan anlasmayi degerlendirirken, bazi detaylari gozden kacirmamak lazim. yazida da belirtildigi uzere burada en buyuk maliyet unsuru, santralin insa masrafi. yani sabit maliyetler. aslinda diger enerji santrallarinda da bu onemli olmali. ama nukleer santralin daha yuksek teknoloji ve guvenlik altyapisi gerektirmesi ve yakitin daha ucuz olmasi sebebiyle, burada sabit maliyetlerin toplam maliyet icindeki oraninin daha yuksek olmasi akla yatkin.

sabit maliyetin var olmasi, anlasmadaki almayi taahhut ettigimiz elektrigin fiyatinin neden yuksek oldugunu da, en azindan bir yere kadar, acikliyor. soyle ki, santral insa edildikten sonra, isleten sirket elektrigi piyasa fiyatindan satacak. bu, insa maliyeti dikkate alindiginda, sirketin zarar etmesi demek. ama santralin insa maliyeti batik maliyet oldugu, yani santral calissa da calismasa da yuklenilmek zorunda olundugu icin, santral calismaya devam edecek. dolayisiyla, bugun soz konusu sabit maliyeti cikaracagindan emin olmayan hicbir firma gelip boyle bir yatirim yapmaz. burada bizim devletimiz santralde uretilen elektrige subvansiyon uygulayarak, firma icin yatirimi akilci hale getiriyor. yani, uretilen elektrigin yarisini yuksek fiyattan alacak olmamiz kazik yedigimiz anlamina gelmez. kazik yedigimizi soyleyebilmek icin su soruyu cevaplamak lazim. biz bu santralin sahibi olsaydik ve insa masraflarini biz kendimiz ustlenseydik, bizim cebimizden cikacak para verdigimiz subvansiyondan daha fazla mi, daha az mi olacakti? ben bir enerji uzmani olmadigim icin, bu soruyu yanitlayamam. uzman okuyucularimiz varsa ve bizi bilgilendirirlerse, memnun olurum.

tabii, burada illa nukleer santral yapmamiz gerekli miydi diye de sorulabilir. yine okuyucularimizdan daha cazip enerji yatirimi alternatifleri oldugunu dusunenler varsa, goruslerini paylasabilirler.
Read More!

Akkuyu Nükleer Santrali

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz hafta içinde Medvedev, nükleer santral kurulmasını da kapsayan birçok antlaşmayı imzalamak üzere Türkiye’ye geldi. Bu yazıda Akkuyu’ya kurulucak nükleer santralle ilgili popüler haberlerde pek verilmeyen detaylardan bahsetmeye çalışacağım.


Anlaşmaya göre yapılacak olan santral, Ruslar tarafından işletilecek ve tamamı Rus Atomstroyexport şirketine ait olacak. Şirket dilerse %49 hissesini Türk yatırımcılar dahil olmak üzere başkalarına satabilecek. Santralde 4 tane 1200 Mwe VVER tipi reaktör bulunması planlanıyor. Santralin yapılması karşılığında Türkiye, santral yapılacak alanı temin edecek ve üretilecek elektriğin yarısını 15 yıl boyunca kilowatt saat başına 12.35 cent ödeyerek satın alacak. Nükleer santralin 2016-2019 yılları arasında çalışmaya başlaması bekleniyor. Reaktörlerin ömürleri ise genellikle 40-50 sene arasında oluyor. Projenin tamamının yaklaşık 20 milyar dolarlık bir yatırım olduğu tahmin ediliyor. [1]


Ruslar daha once Hindistan, Çin ve başka ülkelere nükleer santraller yapmış olmalarına rağmen, ilk kez Rusya dışında yaptıkları bir santralin sahibi olacaklarmış. Santralde kullanılması planlanan VVER(batıda PWR olarak biliniyor) tipi reaktörler, çernobil faciasına yol açan reaktörden farklı ve daha güvenli bir teknoloji kullanıyor. Akkuyu, deprem bölgelerine çok uzak olmadığı için yapılacak santralin depreme dayanaklı olarak inşa edilmesi, güvenlik açısından en azından reaktörün tipi kadar önemli.


Nükleer enerji üretilirken karbon bazlı fosil yakıtlar(kömür, doğal gaz) kullanılmıyor, dolayısıyla zararlı karbondioksit gazı çevreye salınmıyor. Fakat nükleer reaktörler çalışırken nükleer atık üretiyorlar. Bu atıkların %95’inin yeniden işlenmesi ve zararsız hale getirilmesi mümkün. Bu konuda elektrik ihtiyacının yaklaşık %75’ini nükleer reaktörlerden sağlayan Fransa lider konumda. Kalan %5’lik nükleer atığın nasıl zararsız hale getirileceği ise tam olarak çözülememiş bir problem. Nükleer santral işleten ülkeler, çevreye ve insanlara zarar vermemesi için bu atıkları yerin yaklaşık yarım kilmotre altına gömüyorlar. Bu problem için gelecekte daha farklı çözümler üretilebilir.


Türkiye petrol ve doğal gaz açısından zengin olmadığı için nükleer enerjiye yatırım yapılması stratejik açıdan önem taşıyor. Türkiye yanlış politikalar sonucu çok fazla doğal gaz ithal ediyor ve bugün itibariyle Türkiye’nin ithal ettiği doğal gazın %60’ı Ruslara ait. Yapılmasının amaçlarından biri Rusya’ya karşı doğal gaz bağımlılığımızı azaltmak olan nükleer santralin, Rusya’ya ihale edilmiş olması eleştiri konusu olabilir diye düşünüyorum. Sinop’a yapılması planlanan nükleer santrali ise büyük bir ihtimalle Güney Kore'li Kepco şirketi yapacak.[2]


Doğal gaz ve kömürden farklı olarak nükleer enerji üretiminde temel maliyet santralin yapılmasında harcanan para. Nükleer enerji üretiminde kullanılan yakıtlar, doğal gaz ve kömüre kıyasla çok daha ucuz. Şu an itibariyle nükleer enerji ile elektrik üretimi diğer teknolojilere kıyasla -karbondioksit salınımına regülasyon getirilmediğinde- aslında çok ucuz değil. MIT’in yaptığı bir araştırmaya göre kilowatt-saat başına elektrik üretim masrafları şu şekilde: Nükleer – 8.4 cent, Kömür – 6.2 cent, Doğal Gaz – 6.5 cent. [3] Tabii, bu rakamlar ABD için hesaplanmış. Doğal kaynakları ithal etmek, teknolojiye sahip olmak gibi faktörlerin bu fiyatları aşağıya ve yukarıya çekebiliceği unutulmamalı. Uzun vadede karbondioksit salınımını azaltmak için getirilen önlemler ve gaz fiyatlarının yükselmesi ile nükleer enerjinin görece daha ucuz olması bekleniyor.


Dünyada şu an nükleer enerjide liderliğe ABD(101.000 MW), Fransa(63.000 MW), ve Japonya(46.000 MW) sahip. Bu ülkelerin hepsi şu an nükleer santral yapmaya devam ediyorlar fakat Asya ülkeleri kadar hızlı değil. Şu anda Çin – 20, Rusya – 9, Kore ve Hindistan ise 6 tane nükleer santral inşa ediyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler için nükleer enerji önemli bir kaynak. Avrupa ülkelerinin bir bölümü ise geçmişte yeni nükleer santraller kurmayacaklarına dair kararlar almışlardı. Fakat İsveç ve İtalya bu kararlarını 2009 yılında değiştirdiler ve yeni nükleer santraller kurmayı planlıyor. 21.yy'da dünya nükleersiz olmayacak gibi gözüküyor. Türkiye de Akkuyu santrali ile biraz geç de olsa -30 civarinda ülke hali hazırda nükleer enerji kullanıyor- nükleer enerji ile tanışmış olacak.


Read More!

Greenpeace’in Nükleer Enerji Zararsızdır Kampanyası

Greenpeace Ekşi Sözlüğe (nükleer enerji zararsızdır kampanyası) reklam vermiş ve radyoaktivistlere ulaşmak için sözlüğü istila ettik diyorlar. Ekşi sözlükteki yorumlara bakarsanız çoğunun Greenpeace karşıtı yorumlar yaptığını da görürsünüz. Greenpeace’in bu kadar tepki almasının en önemli nedeni nükleer enerji konusunda çoğunlukla haksız olması, yalan yanlış hurafeleri ortalığa döküyor olması ve gerçeklere dayanan bir kampanya değil, sırf popülizme dayanan bir kampanya yürütüyor olmasıdır.

Greenpeace’in websitesinde birazcık beyni olan insanların 3 nanosaniyede ne kadar mesnetsiz olduğunu görebileceği argümanlar yer alıyor. Bunlara argüman demek aslında argüman kelimesine hakaret etmektir. Daha önce Nükleer Enerjinin Zararları: Çevrecilerin Termik Santral Desteği başlıklı yazıda Greenpeace’in şu sözlerini gündeme getirmiştik:

Tek işlevi elektrik üretmek olan nükleer santrallerin, doğalgaz kesintisi durumunda ısınma ve endüstriyel ihtiyaçlara karşılık verebilmesi imkansız.
Bu sözlerin savunulacak bir tarafı yok, Greenpeace’in ne kadar art niyetli olduğunu oldukça açık bir biçimde gösteriyor. Daha önce nükleer enerjiyi desteklediğimi ve Türkiye’nin bir çok verimsizlik ve israfı da beraberinde getirmesine rağmen nükleer enerji teknolojisini elde etmesinin vaktinin çoktandır geldiğini belirttim. Türkiye 2008 senesinde dünyanın cari açığını veriyordu. Cari açığı azaltmanın en doğru yollarından bir tanesi de nükleer enerjiye geçerek dışarıdan ithal ettiğimiz karbon bazlı enerji miktarını azaltmaktır. Stratejik olarak bu yeteneğimizin olması lazım.

Öte taraftan yenilenebilir enerji konusunda da büyük sübvansiyonlar vermeden beceri kazanmanın yollarını aramalıyız. Bu konuda Hintli Suzlon oldukça başarılı bulduğum bir strateji izliyor. Hindistan Türkiye’den daha yoksul, az gelişmiş ve daha fazla üç kağıtçılığın ve adam kayırmanın gözlendiği bir ülke olmasına rağmen teknolojik olarak Türkiye’nin ilerisindedir. Geçen sene biz %5’den fazla küçülürken, Hindistan %9 hızıyla büyüyordu. Nükleer teknolojiye sahip Hindistan aynı zamanda dünyanın en büyük rüzgar enerji türbin üreticilerinden bir tanesine sahip. Bunu da batıdaki şirketleri ve beraberinde teknolojilerini satın alarak ve bunları Hindistan’ın düşük işçilik ücretleriyle birleştirerek başardı. Türkiye’deki vizyonerler de gidip aynı fiyata çikolata üreticisi Godiva şirketini alma “vizyonunu” gösterdi. Petrol fiyatları arttıkça muhtemelen insanların çikolataya olan talebi de artacaktır!!!

Greenpeace gibi gönüllü çevreci kuruluşlar “nükleer enerjiyi nasıl engelleriz” diye düşüneceklerine “nasıl daha güvenli ve ülke menfaatlerine daha uygun bir nükleer enerji yapılanması yaratırız” diye düşünmedikleri sürece 70 milyonluk ülkede ancak 70 bin kişinin desteğini kazanabilirler. Etrafımızda bir sürü ülke nükleer santral işletirken bizim nükleer enerjiye “ya bir kaza olursa” şeklinde bir korkuyla karşı çıkmamız rasyonel değildir. Burnumuzun dibindeki ülkelerdeki antika nükleer santrallerde bir kaza olmuyorsa bizde olma olasılığı da çok düşüktür. Kaza olursa da komşularımızda olur. O durumda da çeyreye yayılan radyasyon “ya Türkiye nükleer santral inşaa etmemiş, biz oraya yayılmayalım” demeyecektir.

Çernobil Faciası
Nükleer Kirlilik Read More!

Nükleer Nedir?

Bu yazımızda nükleer nedir sorusunun cevabını verirken, dünya’da üretilen en temiz enerji türlerinden biri olan nükleer enerjiden de bahsedeceğiz. Nükleer nucleus yani çekirdek kelimesinden türemiş bir kelimedir. Gözle görülemeyecek kadar ufak olan atomların çekirdeklerine nucleus denir. Genellikle elementlerin çekirdeklerindeki nötron ve proton sayısı sabittir. Ancak Radyoaktif maddeler ve elementler yazımızda da belirttiğimiz gibi periyodik tabloda atom numarası 89 ile 103 arasında olan elementlerin çekirdeklerinde proton nötron dengesizliği vardır ve bu elementler alfa, beta ve gamma ışınları yayarak nükleer reaksiyon gerçekleştirirler. Bu işlem sırasında da ortaya radyasyon ve enerji çıkar.

Nükleer enerji uranyum veya toryum gibi radyoaktif elementlerin nükleer (yani çekirdeklerinin içerisinde) reaksiyonları sırasında açığa çıkan enerjiye verilen isimdir. Bu enerji elektrik gibi barışcıl amaçlarla kullanılabileceği gibi atom bombası yapımında olduğu gibi insanları öldürmek için de kullanılabilir. Tabii atom bombasının kullanılması savaşın daha da uzamasını engelledı ve potansiyel olarak daha fazla sayıda insanın ölmesini engelledi diye atom bombasını savunanlar da var, ve bir bakıma da haklılar. Ikinci Dünya Savaşından sonraki yıllarda bir dünya savaşının daha çıkmasını nükleer caydırıcılığa borçlu olduğumuzu da söyleyebiliriz. Biz barışcıl kullanım alanlarında konuşmaya devam edelim.

Nükleer enerjiden elektrik üretme teknolojisi dünyada bir kaç ülkede var sadece. Iran gibi ülkeler de hem silah yapımında hem de enerji üretiminde bu teknolojiyi kullanmak için şu sıralar çaba sarfetmedir. Şunu söyleyebiliriz ki karbon bazlı enerji kaynaklarının fiyatlarında gördüğümüz artış son bir kaç yıldır nükleer enerjiye olan ilgiyi arttırmıştır. Diğer bir neden de nükleer enerjinin çevreyi kirlenmesini önlemede oldukça güçlü bir aday olarak karşımıza çıkmasıdır. Greenpeace gibi gönüllü çevreci kuruluşların propagandalarına aldanmayın. Onlar Çernobil faciasını kullanarak insanları korkutmaya ve nükleer enerjiden soğutmaya çalışıyorlar. Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı olan ve toryum gibi rezervlere sahip ülkelerin kendi teknolojisini geliştirmesi ve dışarıya olan bağımlılığını azaltması stratejik olarak bir gerekliliktir. Devlette bu konuyu yönetebilecek bilgi ve vizyonda bilim adamları var mı bilmiyorum (ve bu beni bir miktar endişelendiriyor) ama Türkiye’nin bu konuda daha fazla zaman kaybetmesi doğru değil.

Bu yazıda nükleer nedir sorusuna cevap verdik ve Türkiye’nin nükleer enerji konusunda bir an önce teknolojik birikim ve üretim kapasitesi kazanması gerekliliğini vurguladık. Bu konuda daha önce yazdığımız şu yazıları okuyabilirsiniz:


Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları Read More!

Gönüllü Çevreci Kuruluşlar

Türkiye’deki gönüllü çevreci kuruluşlar hangileridir, adları ve amaçları nedir, bu tür kuruluşlara ihtiyaç var mıdır sorularının cevaplarını bu yazıda vereceğim. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki tüm ülkelerde insanlar ve şirketlerin davranışları sonucunda çevre olumlu ve olumsuz etkileniyor. Özellikle olumsuz etkilendiği durumlarda çevreye zarar verenler bir fayda sağlarken, bu işin maliyeti başka insanların sırtına binebiliyor. Mesela tehlikeli atıklarını yakındaki bir nehire veya havaya saçan ağır sanayi şirketleri çevreyi kirletirken kar elde ediyorlar, bunun ceremesini de fabrikanın yakınında yaşayan halk veya yüzlerce kilometre ötede nehrin getirdiği pisliklerle uğraşmak zorunda kalan vatandaşlar çekiyor. Bu tür durumlar özellikle Çin’de ve gelişmemiş ülkelerde oldukça yaygın.

Şimdi bu tür durumlara veya burada sıralamadığım benzer durumlara karşı halkın gönüllü olarak bir araya gelmesi ve mücadele etmesi alkışlanacak bir davranıştır. Gönüllü çevreci kuruluşlar böyle yaparak hem doğal çevrelerini korumuş oluyorlar, hem de sosyal çevrelerine fayda sağlıyorlar. O yüzden çevreci kuruluşlara ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu gönüllü çevreci kuruluşlar her zaman her şeyin en doğrusunu bilirler, ya da her söyledikleri doğrudur anlamına da gelmez. Şirketlerin sözlerine ne kadar şüpheyle yaklaşıyorsak, gönüllü çevreci kuruluşların sözlerine de belki biraz daha az olsa da yine de benzer bir şüpheyle yaklaşmakta fayda vardır. Insanoğlu çiğ süt emmiştir, çevreci pozuna girmek kimseyi sütten çıkmış ak kaşık yapmaz.

Türkiye’deki gönüllü çevreci kuruluşların adları nelerdir diye merak ediyorsanız hiç bekletmeden sıralayalım: Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı, Çevre ve Kültür Kuruluşları Dayanışma Derneği, Doğal Hayatı Koruma Derneği, Türkiye Çevre Vakfı, TEMA, Doğa ile Barış, Deniz Temiz Derneği, Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu, ve benim genellikle sevmediğim Greenpeace. Bu kuruluşlar hakkında biraz daha detaylı bilgiyi şuradan alabilirsiniz. Gönüllü çevreci kuruluşlara ait daha geniş bir listeye ve telefon numaralarına ise şu adresten ulaşabilirsiniz. Listeyi gören de Türkiye’de yeşillikten geçilmiyor zannedecek. Umarım bu kişiler gerçekten gönüllüdürler ve çevreyi korumak ayağına yatıp ceplerini doldurmaya çalışmıyorlardır. Burada televizyonlarda günde sadece 30 sente bir çocuk doyurun diye reklam yapan ve sürekli salya sümük sefil Afrikalı çocukları gösteren bir açlık yardım kuruluşu var mesela. Adamlar topladık her 100 doların sadece 20 doları ile açları doyururken, 50 dolar reklamlara gidiyormuş, 30 dolar da yönetim giderleriymiş (adamların gözü aç anlaşılan).

Gönüllü çevreci kuruluşlara da “açları doyuran gönüllülere” yaklaştığımız şüpheyle yaklaşalım. Ben mesela Greenpeace’i ve onların anti nükleer söylemlerinin karşıtı düşüncelere sahibim. Bu konularda yazdığım yazıları aşağıya koyuyorum:

Çernobil Faciası nedir?
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları Read More!

Çernobil Faciası Nedir?

Nükleer enerji konusundaki yazılarıma Çernobil faciası nedir açıklayarak ve sonuçları hakkında özet bilgiler vererek devam edeceğim. Yazının şablonunu Editör’den aşırdım, yeni sisteme biz de uyalım. Çernobil faciası 26 Nisan 1986 yılında Ukrayna’da gerçekleşen ve sosyalistlerin dünyaya attığı büyük kazıklardan bir tanesidir. Çernobil faciası olmasaydı, belki de çevreciler ve Greenpeace bugün bu kadar güçlü olamayacaktı. Kendilerini dünyadan soyutlayarak kapitalizmi tarihe gömeceklerini zanneden Sovyetler, dandik nükleer teknolojileriyle Dünyada gelmiş geçmiş en büyük nükleer kazayı gerçekleştirerek kapitalizmi değil ama kapitalizmin nükleer teknolojisini tarihe gömdüler. Daha yeni yeni, o da petrol fiyatlarının zıplamasıyla nükleer endüstrisi belini doğrultmaya başlayabiliyor.

Çernobil faciasının faturası ne olmuş bir de ona bakalım. Çevrecilerin yalanlarına bakarsanız Çernobil faciasından “etkilenenlerin” sayısı milyonlarca insan olmuş. Etkilenmek insanların işkembelerinden salladıkları bir istatistik. Ona bakarsanız ben de finansal krizden etkilendim, dünya çapında finansal krizden “etkilenenlerin” sayısı 5 milyarı geçiyor. O zaman finansal şirketleri ve bankaları kapatmamız mı lazımdır? Laf işte, aklı bir karış havada çevreci olmasa “devrimci” olacak üç beş tane hayalperestle, bu işten nemalanmaya çalışan uyanıklardan oluşuyor çevreciler. Ben size Çernolbil faciasının tüm dünyayı ne kadar etkilediği söyleyeyim de gönüllü çevreci kuruluşların Çernobil hakkında ne kadar büyük bir yalan söylediğine siz karar verin.

Içerisinde 100 kadar dünya çapında tanınmış uzmanın yer aldığı, IAEA, Dünya Sağlık Teşkilatı, Birleşmiş Milletlerin ilgili birimleri ile Rus, Beyaz Rus ve Ukrayna devletlerinin oluşturduğu ortak bir oluşum olan Çernobil Forum 2005’de bir araştırma yayınlayarak Çernobil nükleer felaketinden dolayı hayatını direkt ve dolaylı yollardan kaybedenlerin sayısının 4000 civarında olduğunu belirlemişler. Dikkat edin bu araştırmayı taraflı ve lobici Nükleer Santral şirketleri finanse etmiyor, taraflı ve lobici Greenpeace de finanse etmiyor, finansmanı saygın ve olabildiğince bağımsız kuruluşlar tarafından yapılıyor ve içerisinde de 100 civarında bilim adamı bulunuyor. Bu kişilerin hesapladığı direkt ve dolaylı rakam ise 4000 imiş. Yani radyasyonlu çay içtim, kanser oldum, öldüm diyenler de hesaba dahil ediliyor. Topu topu 4000 kişi.

Onların çoğu da kazadan dolayı direkt ölenler değil, sosyalistlerin kazayı örtbas etmek için Çernobil’in 40 km çevresindeki insanları hemen uyarmayıp günlerce radyasyona maruz bırakmasından dolayı hayatlarını kaybetmişler. Çernobil faciasının bilançosu gelişmiş bir batı ülkesinde çok daha düşük olurdu anlayacağınız. Çernobil faciası nedir size tekrar söyleyelim. Rusların halt yemesidir, başka bir şey değil.

Diger Nukleer Enerji Yazilari:
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar Read More!

Nükleer Santraller

Nükleer Santraller konusundaki son gelismeler oldukca heyecan verici. Dunya'nin bir cok ulkesi, hatta 30 yildir tek bir nukleer santral insaa etmeyen Amerika dahil bu konuda ciddi planlar yapiyorlar.

Bloomberg'de okudugum bir haberde Birlesik Arap Emirliklerinin Kore sirketi KEPCO'ya 4 adet nükleer santral yapilmasi icin siparis verdigini ogrendim. Toplam 20 milyar dolara mal olacak projede 4 adet 1400 MW kapasiteli nükleer santral insa edilecekmis. Hay Allah, petrol ve hidrokarbon zengini bir ulke neden nükleer kirlilik yaratan nükleer enerji uretmek ister ki? BAE uranyum zenginlestirme isini de kanunen yasaklamis bu arada, yani adamlarin niyeti nükleer bomba yapmak da degil.  Çevrecilerin söylediklerine göre nükleer enerji çok pahalı olduğuna göre Araplara para batıyor demek ki, batılılardan aldıkları paraları batılılara vermek için bu tür oyunlara giriyor olmalılar :)

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler Read More!

Nükleer Enerjinin Zararları: Çevrecilerin Termik Santral Desteği

Nükleer enerjinin zararları konusu, 23 yıldan uzun bir süre önce köhne Rus İmparatorluğunda insan hayatına değer vermeyen sosyalistlerin gözetiminde olmuş, direkt ve indirekt sadece 4000 kişinin ölümüne yol açmış Çernobil felaketini ısıtıp ısıtıp önümüze getiren Greenpeace’in websitesinde yayınlanan, oldukça taraflı ve yanıltıcı bir yazıyı eleştireceğiz. Yazıda kullanılan cümleleri italik olarak göstereceğim, altına da kendi yorumlarımı yazacağım.

“...nükleer santrallerden sadece elektrik üretebiliyor olmamız. Nükleer enerji hiçbir şekilde ulaşım, ısınma ve sıcak su gibi ihtiyaçlarımıza karşılık veremiyor. Tek işlevi elektrik üretmek olan nükleer santrallerin, doğalgaz kesintisi durumunda ısınma ve endüstriyel ihtiyaçlara karşılık verebilmesi imkansız.”

Hayatımda duyduğum en saçma ifadeler listesinde ilk 10’a girmeye aday bir ifade etmiş Greenpeace mensubu yazar. Nükleer santraller ürettikleri elektriği toprağa mı veriyorlar ki bu elektrik hiç bir şekilde ulaşım, ısınma, sıcak su gibi ihtiyaçlar için kullanılamıyor? Siz hiç hayatınızda elektrikle çalışan tren, otomobil, klima, şofben, fırın görmediniz mi Allah aşkına? Hakkaten de çevrecilere gidin mağaralarda yaşayın diyenlerin sözüne inanıp da bütün ömrünü bir mağarada geçirmiş birisi yazmış diyeceğim bu yazıyı ama bilgisayar ve interneti kullanmayı nereden öğrenmiş onu da merak etmiyor değilim. Doğalgazdan üretilen elektrik endüstriyel ihtiyaçlara karşılık veriyor da nükleerden üretilen elektrik niye ihtiyaçlara karşılık veremesin? İkisi de aynı elektrik yahu, ikisi de adamı çarpar. (Kendilerinin savundugu ruzgar santralleri elektrikten baska ne uretiyor diye de sorabilirdik kendilerine ama niyetleri bozuk, sorsam ne olacak sormasam ne olacak)

“...Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verilerine göre bu santrallerin, 2020 yılında, enerji ihtiyacımızın yaklaşık %4′ünü karşılaması öngörülüyor. Bu santrallere milyarlarca Lira harcamış olan Türkiye ise daha fazla doğalgaz, petrol ve ithal kömür alımı yapıyor olacak.”

Erke Dönergeci sahiden bulundu da bizim mi haberimiz yok? Enerji bedavaya gelmiyor ki! 2008 yılında enerji ithalatına $45 milyar dolar para harcamışız. 2020 yılına kadar enerji ithalatına $500 milyardan fazla para harcayacağız. Nükleer santraller için harcayacağımiz 3-5 milyar ile senelik ihtiyacının %4’ünü karşılarsak daha ne. Sanki biz nükleer için para harcamazsak Ruslar, Araplar ve İranlılar bize doğalgazı ve petrolü bedavaya verecekler. Her sene enerji için $40-$50 milyar harcıyorsun, sonra nükleer enerji için 10 yılda harcayacağın 3-5 milyar mı gözüne batıyor? Enerji türlerinin maliyet karşılaştırması öyle yapılmaz canım, birim cinsinden yaparsın. Birim cinsinden yaptığın zaman ise Greenpeace’in savunduğu aklı bir karış havada alternatif enerji türleri haricindeki kömür, doğalgaz, petrol ve nükleerden üretilen enerjilerin fiyatının aşağı yukarı birbiriyle aynı olduğunu görürsün. Hatta nükleer enerjinin hepsinden daha ucuz olduğunu iddia edenler dahi var. Burada yapılmaya çalışılan Türkiye’nin enerji çeşitlendirmesi yapıp ilk etapta enerji ihtiyacının küçük bir kısmını nükleer enerjiden sağlaması, bunun teknolojisini öğrenmesi, ve çevrecilerin dolayli olarak destekledigi fosil yakıtlara olan bağımlılığın ufak bir miktar azaltılmasıdır. Ama tabii Greenpeace destek verirse, dışarıdan da ucuza ekstra kaynak bulursa 1-2 nükleer santral yerine 30-40 tane yapıp fosil yakıtlara bağımlılığımızı tamamen de kaldırabiliriz.

“Nükleer enerjinin doğalgazın yerini tutamamasının bir diğer sebebiyse uzun inşa süreleri; bir reaktörün ortalama 7 yıllık inşa süresi nükleer enerjinin hızla artan talebi karşılamasını imkansız kılıyor.”

İnşaa süresinin artan talebi karşılamasıyla ne alakası var yahu? 2020 yılında nükleer enerjinin payını arttırmak istiyorsanız gerçekten o zaman 1-2 santral yerine 5-10 tane yapmaya başlayalım. Bir tanesi 7 yılda bitiyorsa 10 tanesi 70 yılda mi biter? 10 tanesi de 7 yılda biter. Sanki nükleer santrallerin inşaasında çalışacak amele kıtlığı var. Kaldı kı 7 yıl rakamı da tamamen hurafeden ibaret. Adam gibi projeyi yönetirsen 4,5 yılda da bitirirsin. Ama zaten buradaki amaç tüm elektrik üretiminin nükleer enerjiye hemen kayması değil ki. Bu işi ilk etapta öğrenmek için yapıyoruz. Bu konuda Türkiye’de yeterince uzman yok, bunların yetişmesi de biraz zaman alır. Gelişmekte olan teknolojileri de beklemiş oluruz biraz. Aynı şey alternatif enerj türleri için de geçerli. Kendimi bildim bileli güneş enerjisinde teknolojiyi geliştirecekler ve maliyetleri düşürecekler. Ama petrol fiyatlarının ve doğalgaz fiyatlarının şimdikinin iki katı olduğu dönemde dahi güneş enerjisinden üretilen elektriğin maliyeti diğer enerji türlerinin 2 katı, nükleer enerji maliyetinin ise 4 katı idi. Biz yine de küçük ölçekli olarak bu tür projelerin de desteklenmesini istiyoruz. Nükleer enerjiyi istiyoruz diye diğerlerine karşı değiliz. Aklı bir karış havada çevreciler ve gönüllü çevreci kuruluşlar ise petrolden ve doğalgazdan çok çok daha az karbon salınımı yapan nükleer enerjiye karşılar. Bilmiyorlar ki nükleer enerji kullanmasan onun yerine ya kömür kullanacaksın ya da doğalgaz. O çok sevdikleri çevreye de kömürün ve doğalgazın ne yaptığını daha sonra anlatacağım. Ama şunu tekrar edeyim: nükleer enerji projelerini sabote etmek demek, kömür ve doğalgaza destek vermektir, politik gerçek budur. Aksini söyleyen hayalperesttir.

Manipülasyon Nedir   Küresel ısınma Karikatürleri  Türk Bilim Adamı  Liderlik Nedir?    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri  Enformasyon Nedir    Slogan Nedir    Enflasyon Nedir    Nükleer Santraller  Devlet Nedir

“Enerjinin akılcı kullanımıyla birlikte, yenilenebilir enerji kaynaklarının karışımından oluşturulacak enerji politikaları hem enerji bağımsızlığımızı sağlayabilir, hem de karbondioksit salımlarımızı hızla düşürebilir.”


Enerjiyi akılcı kullan, ona tamam. Dağıtımındaki verimsizliklerin ve hırsızlıkların da önüne geç, ona da tamam. Yenilenebilir enerji kaynaklarını da enerji üretim sepetinin içerisine koy, ona da tamam. Ama tüm bunların hepsini yapsan bile rüzgar enerjisinin sepetteki payı için her zaman ruzgar ayni siddette esmediginden bir limitin olacak (%20-40), bunun normalin iki katı maliyetini saymıyorum bile. Güneş enerjisinin maliyeti düşmüyor, düşecek gibi de görünmüyor, fantezi olsun diye biraz da sepete %3-5 güneş enerjisi koydun diyelim, ona da tamam. Hadi %5 de dalga veya akıntı enerjisiyle, yiyecek atıklarından üretilen enerjiden sağladın diyelim. Geriye kalan %50-70 oranındaki enerji ihtiyacını nereden karşılayacaksın? Ben söyleyeyim, kömür, doğalgaz ve petrol. Yani nükleer enerji istemiyorsan her sene dışarıya en iyi ihtimalle $25-35 milyar dolar parayı tırlarla göndermeye devam edecek, ülke ekonomisinin dibine dinamit koymaya devam edeceksin. Kısa vadede cari açık olur, ona yapacağın fazla bir şey yok; nükleer enerjiye geçmezsen uzun vadede cari açığı nasıl azaltacaksın? Cari açık nedir diye mi soruyorsun? Öğrenecek çok şeyiniz var, bu işler “çiçek-papatya-çevre çok güzel, çatlasan da patlasan da nükleere karşıyım” tavırlarıyla yaklaşılacak konular değil. Gelin Ekonomi Türk blogunu ya da yakında Liberte Yayınları tarafından piyasa sunulacak “Ekonomide Hurafeler ve Gerçekler” isimli kitabımızı okuyun, biraz ekonomi öğrenin, ondan sonra konuşalım. Yoksa yukarıda eleştirdiğim gibi zayıf söylemlerle halkın karşısına çıkarsanız hem Greenpeace hem de kendiniz itibar kaybedersiniz. Read More!

Uranyum ve Toryum

Hatırlarsanız bundan üç dört sene önce ortalıkta bir Osminyum zincir mektubu dolaşıyor ve bizleri Osminyum’un ne kadar değerli bir maden olduğu konusunda bilgilendiriyor ve yabancıların bizim zenginleşmemizi istemediklerinden bu madenin çıkarılmasına izin verilmediği gibi geyikleri etrafa yayıyorlardı. Çevreciler de benzer korkutma taktiklerini kullanıyorlar. Ben ise böyle bir şey yapmayacağım ama yapıyor olsaydım ortaya nasıl bir sonuç çıkardı diye merak ediyorsanız aşağıdaki Osminyum uyarlamasını okuyabilirsiniz. Bu yazı tamamen dalga geçmek için yazılmıştır, gerçeklerle biraz ilgisi olmasına rağmen söylemleri ve çıkardığı sonuçlar mizah çerçevesi içerisinde değerlendirilmelidir.

TORYUM!
Toryum Madeni!!!(mutlaka okuyun, ne haldeyiz gorun!) SOY ve NADIR bir maden.
SİMGESİ=Th
ATOM NO=90
ATOM AĞIRLIĞI? 232
ERİME NOKTASI=1700.0 C

Bilinen en temiz radyoaktif element.
Manisa Gödes’te çıkarılır.

Bu elementten son yıllarda nükleer enerji üretiminde, özellıkle nükleer reaktörlerde hat safhada yaralanılıyor...
Toryum dünya üzerinde en çok ikinci TÜRKIYE'DE bulunuyor...
Tahmin edilen rezerv ise "380.000 Ton"
Bizden başka Rusya'da da çıkıyor, tahmin edilen rezervi 75.000 Ton.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Şimdi sıkı durun. Sahip olduğumuz Toryumun değeri ne kadar biliyor musunuz? Bir ton uranyum ve toryum 1 milyon varil petrole eşdeğer.
Sahıp olduğumuz toryum 26.6 TRILYON $ degerinde
Türkiyenin ic ve dış borçları toplamı=260 MİLYAR $.
Yaklaşık aralarında 100 kat gibi korkunç bir fark var...
Peki diyeceksiniz şimdi bu iş böyleyse bizim kardeşlerimiz bizim halkımız bizim çocuklarımız niye eğitimsiz niye sokakta niye aç niye sürünüyor niye sefilleri oynuyor tevekkülle??? Devlet bilir diyerek niye hala devlete güveniyor...?
Çünkü bu halk bu toprağın insanı devletini seviyor ama eğitimsiz... Devlet bu insan için BABA niteliğini taşıyor...
SIZ BÖYLE BIR BABA İSTER MİYDİNİZ... ÇOCUKLARINI AÇ BIRAKAN DURMADAN CEBINI DOLDURAN...

Peki şimdi niye bunlar kullanılmıyor diyeceksiniz.
eee bu ülkenin; "Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar zengin" cümlesini kurabilen hem de rahatça kurabilen ama karnını da burda doyuran evlatları var da ondan. Greenpeace isimli yabancı çıkarları koruyan, ülkemizin nükleer santral sahibi olmasını istemeyen gönüllü çevreci kuruluşlar ve çevreciler
var da ondan, Amerikan mandacıları var da ondan.

İşte arkadaşlar durumumuz....
ÖNCE BOR SONRA OSMİNYUM, ŞİMDİ DE TORYUM...

NEREYE GİDİYORUZ KAFANIZI İKİ ELİNİZİN ARASINA ALIN DA BIR DÜŞÜNÜN.

SAYGILARIMLA.

Not: Ne komik olur biliyor musunuz? Icinizden 3-5 kisinin cikip da bunu tanidigi herkese espri mahiyetinde gondermesi, sonrasinda onlarin da bunu yapip bu yaziyi yepyeni bir hurafeye dondurmesi tabii ki :)

Nukleer enerji konusundaki diger yazilar:
Çernobil Faciası
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar Read More!

Nükleer Enerjinin Zararları: Çevreciler ve Çernobil Faciası

Nükleer Enerjinin Zararları başlıklı yazımda gönüllü çevreci kuruluşlar ve çevreciler tarafından ortaya sürülen iddialara dikkatinizi çektim. Bunların bir kısmı toplumun bir kesimi için haklı kaygılar olabilir, ama bu iddiaların diğer bir kısmı ise sadece propaganda ve korkutma amaçlı yapılmış, çevreci kuruluşların “çevreyi koruyalım” felsefesine taban tabana zıt söylemleri de içerisinde barındırıyor. Bu yazıda bunun en çarpıcı örneklerinden bir tanesini vereceğim.

Nükleer kirlilik ve radyasyon konusu çevreciler tarafından en fazla istismar edilen konuların başında geliyor. Nükleer kirlilik başlıklı yazımda belirttiğim üzere nükleer santralın hemen dibinde yaşayan bir kişinin 300 yılda maruz kalacağı radyasyona hastanelerimizde ve kliniklerimizde bilgisayar tomografisi yapılan hastalar bir seferde maruz kalıyorlar. Radyasyon çevreciler için gerçekten bu kadar mühim bir konu ise bu konuda ne gibi bir çalışma yapıyorlar merak ediyorum.

Şimdi “doktorlar hastalara bu radyasyonu kontrollü bir şekilde verdiklerinden bu bir sağlık problemi teşkil etmez, öte taraftan her ne kadar nükleer santralin dibinde oturanlar normal koşullarda radyasyona maruz kalmasalar da Çernobil gibi bir felaket esnasında radyasyona maruz kalarak binlerce kişi yaşamını yitirebilir” şeklinde düşünebilirsiniz. Acele etmeyin, size verilecek rakamlarım var, çevreciler gibi kaypak, duygu sömüren söylemlerde bulunmuyorum, veri olmadan dedem de işkembeden sallamasını bilir.

CBS televizyonunun 14 Aralık tarihinde yayınladığı ve bilimsel araştırmalara dayanan bir haber var. CT veya CAT scan olarak bilinen ve Türkiye’de de bilgisayarlı tomografi olarak geçen hastalık teşhis yöntemi Amerika’da her sene 70 milyon kez uygulanıyormuş. Araştırmanın bulguları şu şekilde:
1. Herhangi bir tomografi de (diyelim ki beyin) verilen radyasyon oranı 1 ile 13 kat arasında değişiyormuş, yani öyle sanıldığı gibi standart bir yöntem ve doz takip edilmiyormuş. Bunun neticesinde de insanlar çok çok yüksek dozlarda radyasyona maruz kalabiliyorlarmış.
2. Bu yüksek radyasyon kanser olma riskini (risk nedir?) %1’den çok az bir miktar arttırıyormuş. Ancak 70 milyon uygulama yapıldığını göz önüne aldığımızda her sene 29000 kişi bilgisayarlı tomografi neticesinde kansere yakalanıyormuş.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Çevrecilerin rakamlarla araları pek iyi değil anladığım kadarıyla, o yüzden yüksek sesle tekrar edeyim, belki ikince kere anlarlar ne dediğimi. DİYORUM Kİ HER SENE AMERİKA’DA 29000, TÜRKİYE’DE 3000, DÜNYADA İSE 75000 KİŞİ TOMOGRAFİ ESNASINDA VERİLEN RADYASYONDAN DOLAYI KANSER OLUYOR. Nükleer santraller Türkiye’de her sene kaç kişiyi kanser yapmış, Amerika’da kaç kişiyi kanser yapmış, dünyada kaç kişiyi kanser yapmış bana söyleyebilir misiniz?

Bir yanda tek bir prosedurle her sene 75000 kişiyi kanser yapan doktorlar var, diğer yanda 20 sene önce olmuş milyonlarca insanı öldürmekten çekinmeyen Sosyalist Rusya’da meyadana gelen Çernobil nükleer felaketi var. İnsan hayatına değer vermeyen bu sosyalist ülke olayı örtbas ederek mağdurların sayısının da olması gerekenin çok üstünde gerçekleşmesine sebep olmuş. Buna rağmen Çernobil faciası nedeniyle kaç kişi hayatını kaybetmiş ve kaç kişi kanser olmuş istatistiksel hesaplama sınırları içerisinde bana söyleyebilirler mi? Ben söyleyeyim:

Çernobil Forum denilen ve içerisinde 100 kadar dünya çapında tanınmış uzmanın yer aldığı, IAEA, WHO (Dünya Sağlık Teşkilatı), Birleşmiş Milletlerin ilgili birimleri ile Rus, Beyaz Rus ve Ukrayna devletlerinin oluşturduğu ortak bir oluşum 2005’de bir araştırma yayınlayarak Çernobil nükleer felaketinden dolayı hayatını direkt ve dolaylı yollardan kaybedenlerin sayısının 4000 civarında olduğunu belirlemişler. Dikkat edin bu araştırmayı tarafli ve lobici Nükleer Santral şirketleri finanse etmiyor, tarafli ve lobici Greenpeace de finanse etmiyor, finansmanı saygın ve olabildiğince bağımsız kuruluşlar tarafından yapılıyor ve içerisinde de 100 civarında bilim adamı bulunuyor. Bu kişilerin hesapladığı rakam ise 4000 imiş.

Yani gelmiş geçmiş en büyük nükleer felaketin faturası 4000 kişi olmuş, dünya çapında her sene yüzlercesi gerçekleşen diğer ufak kazalarda ise hayatını radyasyon yüzünden direkt kaybeden başka bir kişi de yok bildiğim kadarıyla. Arkadaşlar, bundan çok daha fazla insan her sene, tekrar ediyorum her sene doktorlar tarafından verilen radyasyon yüzünden kanser oluyor ve yaşamını yitiriyor.

Hükümete vaktinizi ve kaynaklarınızı “nükleer enerjiye değil yenilenebilir enerji kaynaklarına harcayın” diye lobi yapan Greenpeace ne zaman doktorların verdiği radyasyondan ülkemizde hayatını kaybeden binlerce kişinin haklarını savunmaya başlayacak? İşte bu yüzden çevrecilerin samimiyetsiz olduklarını düşünüyorum.

Yamyamın birisine sormuşlar, siz çocuklarınızı da yiyor musunuz diye, Yamyam da şu cevabı vermiş: Alternatifimiz varsa yemiyoruz ama alternatifimiz yoksa aç mı kalalım.

Bizim çevreciler de o hesap. Madem çevreciyiz diyorsunuz, neden çevreyi en çok kirleten taşıma aracı olan uçaklara biniyorsunuz diye sorduğumuz zaman “alternatifimiz olsa binmeyiz, alternatifimiz yoksa ne yapalım aç mı kalalım” diye cevap veriyorlar. Neyse yerimiz kalmadı, nükleer enerjinin zararları ve yararları konumuza devam edecegiz ve asıl eleştirimizi bir sonraki yazımızda yapacağız. Read More!

Nükleer Enerjinin Zararları

Nükleer enerji hakkında çok uzun süredir bir karalama kampanyası yapılıyor. Özellikle Çernobil’de gerçekleşen nükleer felaket sonrasında nükleer santraller çok büyük bir halka ilişkiler darbesi aldı. Greenpeace, Anti Nükleer Cephe gibi nükleer santral karşıtı gönüllü çevreci kuruluşlar da her fırsatta bu felaketi öne sürerek, “nükleer enerjinin zararları” temasını taşıyan halkı yanıltma kampanyalarına imza atıyorlar. Nükleer santraller hakkındaki gerçekleri öğrenebilmemiz için öncelikle karşı cephede yer alanların ne dediklerine bir bakalım dedik. Bunlara daha sonra tek tek cevap verecegiz ama once bulduklarımızı sıralayalım:

1. Nükleer atık depolamasında problem çıkabilir, bu depolardan sızan radyasyon yeraltı sularına karışarak ve nükleer kirlilik yaratarak insanlığı tehdit edebilir. Nükleer atıkların tehlikesiz hale gelmesi onlarca ve yüzlerce (milyarlarca yıl diyen propagandacılar dahi var) yıl gerektirdiği için ayrıca zaman ilerledikçe nükleer atık stoğu da artarak riskin büyümesine neden olacaktır.
2. Nükleer reaktörlerin inşaası sırasında bir hata olabilir ve sonra bu büyük bir nükleer kazaya meydan verebilir.
3. Nükleer enerji ile zaman kaybediyoruz, bunun yerine enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjiler konularında çalışalım.
4. Nükleer enerji sadece elektrik üretiminde kullanılabiliyormuş. Greenpeace’in ifadesine göre “Nükleer enerji hiçbir şekilde ulaşım, ısınma ve sıcak su gibi ihtiyaçlarımıza karşılık veremiyor” imiş. “Türkiye de, planladığı nükleer santralleri şebekeye bağlayabilse dahi daha fazla fosil yakıt ve özellikle de doğalgaz alımı yapıyor olacak” imiş. “Nükleer enerjinin doğalgazın yerini tutamamasının bir diğer sebebiyse uzun inşa süreleri; bir reaktörün ortalama 7 yıllık inşa süresi nükleer enerjinin hızla artan talebi karşılamasını imkansız kılıyor” imiş.
5. Nükleer enerji santrallerinin inşaasını, bakım ve tedarikini yapan şirket sayısı çok azmış, o yüzden bir iki tane nükleer enerji santrali kurarsak sınırlı tedarik zinciri yüzünden bağımlılığımız artacakmış.

Bu maddelerin hepsini Greenpeace’den aldım.

Bunlara ek olarak yapılan diğer eleştiriler ise uzun inşaat süreleri, güvenlik sisteminin kurulma maliyetleri ve kapıtılma maliyetleri dikkate alındığında nükleer santrallerin toplam maliyetinin diğer enerji kaynaklarıyla rekabet edemeyeceğine yönelik getirilen eleştiriler var.

Diğer bir eleştiri ise nükleer enerjinin Türkiye’deki uygulamalarını odak alıyor ve “Türkiye’deki denetim anlayışına güvenmiyorum, o yüzden karşıyım” eleştirisini getiriyor.

Öte taraftan “nükleerin geleceği yoktur çünkü rezervler ancak 40-50 yıl yetecek seviyededir” şeklinde iddialarda bulunanlar da var.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Iddia’dan ziyade hurafe olan diğer bir konu ise nükleer reaktör çevresinde yaşayan çocuklarda kan kanserine yakalanma riskinin (risk nedir?) arttığa dair ciddi veriler var şeklindeki bel altı vurulan korkutmacalardır. Bu kisiler bazen cok ileri gidip nükleer santral yapılmasına izin verirsek uzayli olarak niteleyebilecegimiz genetik ozellikleri bozulmus cocuklarimiz olacagini dahi iddia edebilmektedirler.

Nükleer enerji karşıtlarının övündüğü bir konu ise nükleer santral yapılmasında bu kadar ince elenip sık dokunmasının ve nükleer enerjinin güvenli olmasının kendilerinin politikacılar ve şirketler üzerinde uyguladıkları baskı olduğunu söylemeleridir. Ancak bunu da açık açık yapmıyorlar.

Nükleer santrallere karşı olanların kullandığı diğer bir argüman ise kendilerini destekleyen çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve gönüllü veya para karşılığı bu işi yapan çevreci kuruluşların varlığıdır. Şu sitede geçen bir tartışmada bir yorumcu şu isimleri vermiş mesela:

DİSK, KESK Şubeler platformu, Türk Tabipler Birliği, Çevre İçin Hekimler Derneği, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Metalurji Mühendisleri Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, İstanbul Tabip Odası, Şehir Plancıları Odası, 78′liler Vakfı, Açık Radyo, Sesonline.net, Bianet, BirGün gazetesi, Allianoi Platformu, EGEÇEP, Amargi, Barışa Pedal, Barışarock, Buğday, ÇGD, ÖDP, EMEP, DSİP, Greenpeace, Dünya Yalnız Bizim Değil (DYBD) Platformu, Genç Siviller, Sinop Bizim Platformu, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, Siyasal Ufuk Hareketi, Türkiye Sakatlar Derneği, Munzur Çevre Derneği, Yeşiller …

Milletvekili Ufuk Uras da “Nükleer enerjiyi dünya terkediyor, biz keşfediyoruz” diyerek destek vermis. Son olarak da Nükleer fizik profesoru Hayrettin Kılıç ise “30 yıldır Amerikada bir tane nükleer reaktör yapılmadı, Avrupa ülkeleri ellerinden reaktörleri devreden çıkartmaya çalışıyor. Şirketlerse bu teknolojiyi dünyanın kalanına pazarlayarak bir Nükleer Rönesans peşinde. Oysa nükleer enerji temiz değil.” diyerek tartışmaya katılmış. Acaba Amerika’nın 30 yıldan uzun süren bir aradan sonra Obama hükümeti sırasında 3-4 adet yeni nükleer santral yapılmasına kapıyı açtığını ve bu kapsamda Southern Co. isimli daha çok kömürden elektrik üreten şirketin bu nükleer santral projesi çerçevesinde yapacağı borçlanmaya garantör olacağını söylersem (bugünkü Bloomberg haberi, işkembeden sallamıyorum, kendiniz okuyun) nükleer santrallere destek verecek mi?

Ben bu yazıda nükleer enerjinin zararları konusuna değindim ve çevrecilerin sunduğu görüşleri sizlerle paylaştım. Bu görüşlerde çok ciddi zayıflıklar var ve bu da onların nükleer enerji ve santraller konusunda ya çok saf ya da kötü niyetli olduklarını söylüyor bana. Bundan sonraki yazı dizim “nükleer enerjinin yararları” konusunda olacak ve çevreciler tarafından ortaya konulan görüşleri çürüteceğim. Read More!

Radyoaktif Maddeler ve Elementler

Nükleer santraller ve beraberinde getirdikleri tehlikeler konusunu irdelemeden önce işin çekirdeğine inip neler oluyor anlamaya çalışalım. Çekirdeklerinde çok sayıda proton ve nötron bulunduran atomlarda proton nötron dengesizliği nedeniyle radyoaktivite oluşuyormuş. Periyodik tabloda atom numaraları 89 ile 103 olan elementlere radyoaktif elementler deniyormuş. Bunlar sırasıyla aktinyum, toryum, protaktinyum, uranyum, neptünyum, plutonyum, amerikyum, küriyum, berkelyum, kaliforniyum, aynştaynyum, fermiyum, mendelevyum, nobelyum, lavrensiyum imiş. Radyoaktif maddeler üç çeşit ışın yayarak radyasyon denilen hadiseyi gerçekleştirirler. Bunlar alfa, beta ve gama ışınlarıdır. (Kaynak)

Alfa parçacıkları yayan radyoaktif maddeler çok kısa mesafeleri katedebiliyorlarmış ve bir kağıt sayfası veya cildimiz bunlardan korunmamız için yeterli oluyormuş. Bunlar ancak yutulduğu zaman insan sağlığına zarar verebiliyormuş. Beta parçacıkları yayan radyoaktif madde veya maddeler ise biraz daha uzağa kadar gidebiliyormuş ve aliminyum folyö gibi bir engel bunları durdurmak için yetiyormuş. Radyoaktif elementlerin yaydığı en tehlikeli ışın gama ışınlarıymış ve bunları durdurmak için kurşun, beton, çelik veya su gibi engeller kullanmamız gerekiyormuş. Bu yüzden nükleer santraller su kenarlarına yapılıyor ve büyük beton bloklar kullanılıyormuş. Nükleer santrallerde, nükleer reaktörlerin dibinde çalışan işçiler bahsettiğimiz koruma önlemleri sayesinde her sene sadece 300 milirem radyasyona maruz kalıyorlarmış. Bu miktar 5000 miliremin üzerinde olmadığı müddetçe sorun olmuyormuş.

Komünizm nedir    iktisat Nedir  Devlet Üniversiteleri  Eğitim Nedir  Dejavu Nedir  Bilgi Nedir  Wifi Nedir    Teknoloji Nedir

Nükleer santrallerin dibinde oturanlar ise her sene sadece 1 milirem ekstra radyasyona maruz kalıyorlarmış. Nükleer santrallerin içi ve dışı güvenli olabilir ama peki radyoaktif atıkların taşınması esnasında toplum sağlığı tehlikeye atılmıyor mu diye sorabilirsiniz. Radyoaktif madde taşıyan variller bir çok değişik katmanlı özel metallerden yapılıyormuş ve halkı radyasyona karşı koruyormuş. Eğer radyoaktif madde taşıyan kamyonlardan bir tanesi sizin 30 metre yanınızdan 25 km hızla geçerse ve bu işlemi 2500 defa yaparsak maruz kalacağınız radyasyon miktarı 1 miliremin altında imiş. Doğal kaynaklardan biz bu kadar radyasyonu bir günde alıyoruz, 2500 kamyonun sizin yanınızdan geçmesi ise bir yıldan fazla bir süre alıyor. (Kaynak: DOE) Read More!

Nükleer Kirlilik

Nükleer Kirlilik nedir diye merak edip Google’da arama yapınca karşıma çıkan ilk kaynaktan beni ve dünyamızı ne kadar büyük bir tehlikenin beklediğini okudum. Duyarlı bir çevreci tarafından yazıldığı aşikar olan bu yazıda önce nükleer bombalarla başlayan bu kirlilik sürecinin daha sonra nükleer motor veya reaktörler tarafından üretilen tonlarca nükleer atık ve yan ürünlerle dünyamızın kirletilmeye başlandığı anlatılıyor. Daha sonra ise elektrik üreten nükleer santraller veya reaktörlerde gerçekleşeceği kesin (er ya da geç olacak değil mi?) Çernobil benzeri büyük bir kazada hem kirlilik hem de dolaylı ve direkt can kaybı olacaktır türü ifadelerde bulunuyor. Düzenli bir şekilde sürekli gerçekleşen kazalarda ise çevreye salınan radyoaktif madde ve küçük miktarlarda radyoaktif elementler vasıtasıyla kirliliğin arttığından bahsediyor. En korkutucu ifadeleri ise özellikle Rusya’nın çözülmesinden sonra kaybolduğu iddia edilen nükleer bomba imalatında kullanılabilecek kadar yüksek kalite nükleer maddeler ve malzemelerin bilinmeden geri dönüşüm neticesinde bizleri tehdit ettiğini belirtiyor.

Denetim dışı piyasada dolaşan radyoaktif maddeler ve atıkların kanser ve genetik bozukluklara katkıda bulunduğundan, radyasyonun dünyanın dört bir köşesinde ve hatta akan sularımızda bile olduğundan ve giderek artan miktarlarda bizleri tehdit ettiğinden bahsederek korku filmini sonuçlandırıyor.

Etrafa korku salan bu tür korku cambazları her yerde var. Biz bugüne kadar halkın ekonomi konusundaki cehaletini kullanıp etrafa korku salan ekonomistlerden bahsettik, şimdi sıra doğru dürüst hiç bir veri kullanmayan, yuvarlak ifadelerle ve keskin kelimelerle insanları korkutan çevrecilerden bahsedeceğiz. Bu yazılarımız da izin alınmaksızın (linkleri sabit kalmak koşuluyla) istenilen şekilde kullanılabilir. Madem çevreci arkadaşımız rakam vermemiş, biz rakam vererek tartışmaya girelim.

Amerika’da insanlar yılda 350 millirem radyasyona maruz kalıyorlarmış, bunun %82’si dünyanın kendisinin doğal olarak saldığı radon gazı gibi doğal kaynaklardan gelen radyasyon iken sadece %18’i insanlar tarafından üretilen radyasyonmuş (radon gazı tüm radyasyon kaynakları içerisinde %55 pay ile en yüksek değere sahipmiş). Yani taş devrine dönsek ve hepimiz mağaralarda yaşamaya başlasak maruz kaldığımız radyoaktif madde miktarı sadece %25 azalacakmış. Bütün tantana bunun için koparılıyormuş. Daha bitmedi ama. İnsanların ürettiği radyoaktif elementler ve maddeler tarafından yayılan radyasyonun büyük çoğunluğu ise hastalıkların teşhisinde kullanılan x-ray film, bilgisayarlı tomografi ve nükleer ilaçlar imiş. Nükleer silahların test edilmesi sırasında ortaya çıkan veya nükleer santral ve reaktör kazalarının yarattığı toplam radyasyon insanların maruz kaldığı radyasyonun %0,5’inden daha bile azmış. Tekrar söyleyeyim. İnsanlar senede 350 millirem radyasyona maruz kalıyorlarmış. Eğer dünyada hiç nükleer silah / bomba testi olmasaydı ve nükleer santraller yapılmamış olsaydı insanlar 348 millirem radyasyona maruz kalacaklardı. Greenpeace gibi çevrecilerin kampanya yaparken sizlerden sakladıkları rakamlar işte bunlar. Koparılan bütün fırtına fındık çekirdeğini doldurmayacak öneme sahip bir mesele üzerine. Bir araba dolusu eylem 2 milirem radyasyon uğruna. Hastanelerde bilgisayarlı tomografi (CT) yapılmasını yasaklasak bunun 10 katı daha fazla radyasyonu önlemiş oluruz. Rakamları vereyim ben size kendiniz görün:

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

1. Karın bölgesine yapılan bilgisayarlı tomografi neticesinde bir hasta doğal yollardan 3 yılda maruz kaldığı radyasyonu bir seferde alıyor. (Tomografi yaptırmayıp bir nükleer santralin yanında 600 yıl yaşasa daha az radyasyon yemiş olurdu.)
2. Kalınbağırsaklara yapılan tomografide de aynı miktarda radyasyona maruz kalınıyormuş.
3. Beyine yapılan tomografide 8 aylık radyasyon, omurilikte ise 2 yıllık radyasyon alınıyormuş.
4. Göğüse yapılan tomografide ise 2 yıllık radyasyona maruz kalınıyormuş.

"Nükleer kirlilik, radyoaktif maddeler, ve nükleer santraller kadar kötü bir şey yok; ülkemizin temiz, ucuz ve güvenli nükleer santrallere sahip olmasını istemiyoruz" benzeri ifadelerle kampanya düzenleyen Greenpeace gibi politik kurumlara taviz vermeyelim. İşin aslını öğrenin, bizi takip edin ve yakında başlatacağımız kampanyaya destek verin.

Ucuz Temiz Güvenli
Nükleer Enerji

Not: Bu yazi Ekonomi Turk blogunda Nükleer kirlilik, radyoaktif maddeler, ve nükleer santraller konularinda yazilarak yayinlanmistir. Read More!

Nükleer Santraller ve Cevrecilerin Spam'i

Nükleer santraller yapimina karsi cikanlarin basinda cevreciler geliyor. Bugun Greenpeace Turkiye'den bir email aldim. Bu adamlar sozde cevre dostu olacaklar ama is birbiriyle celisen secimler yapmaya gelince cuvalliyorlar. Mail'de sunlari soyluyorlar:

Ben Yiğit. Greenpeace Türkiye ofisinde web departmanında çalışıyorum. Kısa süre önce Türkiye'de yapılması planlanan nükleer santrallere karşı "I lovve nuclear" ( http://nukleer.greenpeace.org/?page=petition )adında bir kampanyaya başladık.

Çernobil faciasının yıldönümü olan 26 Nisan' a kadar 1.000.000 imzaya ulaşmayı hedefliyoruz. Biliyoruz ki hiçbir hükümet 1.000.000 kişiyi görmezden gelemez. Şu ana kadar yaklaşık 13.000 kişiyiz.

...Senin yardımınla bu nükleer kabusa son vermek isteyen daha çok insan bir araya gelebilir.

Çok teşekkürler
Nükleersiz, temiz ve yeşil bir dünya dileğiyle"

Simdi Yigidim Aslanim, temiz ve yesil bir dunya dilegiyle diye sozlerini bitirmissin. Cevrecilerin son 4-5 yildir kafamizi sisirdikleri bir numarali konu nedir? Karbon bagimliligi ve kuresel isinma degil mi? Enerji uretmek icin petrol, dogal gaz, komur gibi cevreye bolca karbon salan kaynaklardan kullaniyoruz. Bu da sizin saviniza gore onumuzdeki yillarda cevresel bir kiyamet gunune yol acacak. Bunun alternatifi nedir? Enerji uretirken karbon salinimi cok daha az olan kaynaklarin kullanilmasi degil midir? Buyuk miktarlarda enerji uretmemizi saglayacak ve cevreye neredeyse hic karbon birakmayan enerji turu nedir?

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

Bilemediniz, nükleer enerji olacakti. (Ne gunes enerjisi ne de ruzgar enerjisi ucuza tum insanlara yetecek kadar enerji uretmekten uzak). Sec birini, karbon kabusumu yoksa nukleer kabus mu?

Cevreciler boyle, fildisi kulelerinde yasiyorlar, cozum uretmeye gelince ortada yoklar. Ne yapalim, enerji kullanmayalim da tas devrine geri mi donelim? Enerji kullanmayalim mi? O zaman siz niye enerji kullaniyorsunuz, enerji kullanmamaktan once siz vazgecin.

Greenpeace gibi kuruluslarin faydalari da var ama ben bunlara deginmeyecegim. Adamlar enerjilerini elestirmek icin kullaniyorlar, bir tane cozum uretmiyorlar, ben de onlari elestirecegim. Peki ben cozum oneriyor muyum? Tabii ki, bu konuda yazdigim eski yazilara bakarsaniz gorursunuz.

Bu arada ben nükleer enerjiyi destekleyen birisiyim, hatta portfoyumde Exelon isimli nükleer enerji ureten sirkete de yer verdim. Ote yandan komur kullanarak cevreyi kirleten (bkz. nükleer kirlilik) sirketler de var portfoyumde, nukleer santraller kuran sirketler de, yani cevreci falan degilim. Olmak zorunda da degilim.

Bu arada bana "nukleer enerjiye evet" konulu bir kampanya baslatmamda yardimci olacak biri cikarsa cok sevinirim. Greenpeace'in yaptigi gibi biz de bir websitesi yapalim ve insanlar imza atsin. Websitesi programlama isinde usta birisini gonullu olarak ariyorum, banner falan da yapariz isteyenler websitelerine koyarlar ("Nükleer santraller icin evet" seklinde). Detaylarini email araciligiyla konusuruz.

Iktisat nedir?
Resesyon nedir?
Portfoy cesitlendirmesi nedir?
Bono nedir? Bond nedir?
Deflasyon nedir?
Reeskont nedir?
Swap Nedir?
Read More!

Nükleer Santral Ihalesi ve OzellestirME

Kis ayinin ortasinda nükleer santral ihalesi yapmislar, bir firma katilmis ve sirita sirita 21 sent/kwh fiyat istemis. Inek pisliginden elektrik uretsen daha ucuza gelir!! Ekonomik kis mevsiminin ortasinda millette para yokken, ozel sirketler borc bulamiyorken bunlar normal. Bunun ihalesini 2 sene once yapacaktin. Simdi sirket satma zamani degil, ne kendi zamaninizi ne de baskasinin zamanini harcamayin.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Mesela Dogan Medya Avrupa'da 1-2 sene once dandik bir sirketi 800 milyon dolarin uzerinde bir fiyata satin almisti galiba. Is bilmeyen adamlari sirketin basina getirirsen olacagi budur. Simdi dunyanin bir numarali gazetesi New York Times'in piyasa fiyati $850 milyon. Adamlar batmamak icin Carlos Slim'e %14 faiz odeyen ve sirketin %17'sini satin almasina imkan veren $250 milyonluk warrant sattilar. Devletimiz akilli tuccar rolune soyunacaksa simdi sirket satmanin degil sirket almanin tam zamani.

Bu konu ile ilgili diger yazilar:

Çernobil Faciası
Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar Read More!

Cevreci Teroristler: Nükleer Kirlilik ve Anti Nükleer Cephe

Turkiye'de nükleer santraller karsiti kisiler oldugunu, bunlarin ara ara nükleer santral yapilmasi planlanan yerlerde eylem yaptiklarini vs. duyarim ama cok da takmam. Turkiye'de herseye karsi birilerini bulmak mumkun, eylem yapiliyor olmasi ise maalesef kimsenin hakli ya da haksiz oldugu anlamina gelmiyor, o yuzden de nukleer eylemcilere simdiye kadar pek yakindan bakmadim.

Ama adamlar son gunlerde mesaj kutumu bana sormadan izin almadan gonderdikleri emailler ile bir internet teroristi gibi bombardiman edince gidip baktim. Soylemleri su:

" Nükleer teröristler, yakında öyle bir terör saldırısı düzenlemeyi planlıyorlar ki, yüz binlerce insan ölecek, hayatta kalanlar hastalıklarla boğuşacak, hastalıkları nesilden nesile aktarılacak, doğa ve hayat büyük bir yıkımla karşı karşıya kalacak. Bu saldırının yerini çoktan kararlaştırdılar, zamanı da belli. Küresel bağlantıları olan ve devletten de destek alarak hazırlanan nükleer teröristler, şu sıralar saldırılarının ayrıntılarını planlıyor, finans kaynaklarını gözden geçiriyorlar. Kapalı kapılar ardında hayatlarımıza yapacakları nükleer saldırıları planlayan bu nükleer teröristleri ve nükleer terör şebekelerini yakında açıklayacağız."
Birincisi, hangi grup olursa olsun kendini "Cephe" olarak adlandiriyorsa bu ulkede terorist olarak yaftalanmasinin onune gecemez. Insanlar bunlarin devrimci halk kurtulus bilmemne cephesinin bir parcasi oldugunu dusunur. O yuzden bu teroristler bastan kaybetmislerdir.

Ikincisi, milleti boyle "nükleer saldiri planliyorlar, yerleri simdiden belirli" diyerek tamamen uydurma bir ifade ile korkutmayi planliyorlar. Bir suru inanan cikacaktir bunlara, zaten Turkiye'de komplo teorilerinden ve teorisyenlerinden gecilmiyor. Arada basarisiz komplolarin yapilmasi da bu insanlarin hastalikli goruslerinin besini oluyor. Ancak komplocular (sirket kurup milyarder olmaya calisan bir suru kisi gibi) hemen hemen her zaman basarisiz olurlar.

Isin dogrusu sudur:insanlar beceriksizdir. Ortada bir nukleer saldiri plani yoktur. Dogalgazda Rusya ve Iran'a, petrolde ortadoguya gobeginden bagli, senede 50 milyar dolar parayi bu ulkelere yollamak zorunda olan Turkiye bu bagimliligini kiracak bir yol olan nukleer enerjiye yonelmeye calisiyor. Muhtemelen Ruslar ve Araplar tarafindan finanse edilen Anti Nukleer Cephe gibi asil komplocular da baskalari nukleer saldiri komplosu yapiyor diyerek halki galeyana getirmeye calisiyor. Ne demistik? Komplocular (anti nukleer cephe bu ornekte) cogu zaman basarisiz olur cunku beceriksizdirler.

Nükleer santraller Turkiye icin cok onemli bir alternatif. Tek alternatif de degil. Turkiye'nin ruzgar enerjisi ve gunes enerjisi teknolojisine sahip sirketleri de satin alip bu alanlara da yatirim yapmasi lazim. Temiz komurle calisan teknolojilere de sahip sirketleri satin almamiz ve Turkiye'ye cekebilmeliyiz. Hatta nukleer santral yapacak sirketlerden Turkiye'ye teknoloji transferi yapma sartini da getirmemiz lazim (ayni Cin'in yaptigi gibi). Uranyum fiyatlari bu aralar cok dustu, Turkiye'nin uranyum madenleri satin almasi da uzun vadeli fiyat stabilizasyonu acisindan onemli. Yoksa bu sefer de ortaya "uranyum bagimliligi" cikar. Cari aciktan sikayet eden dangalaklarin da bunun farkina varmalari lazim, cari acigin bundan daha direkt bir cozumu yoktur.

Terorist olmayan gercek cevrecilerin de nükleer enerji konusundaki hakli kaygilari da goz onune alinmalidir. Ne demistik, insanlar beceriksizdir. Olsa olsa bizim beceriksizligimizden bir kaza cikar, ya da tutarlar nükleer atiklari insanlarin yasadiklari yerlere, ya da su havzalarina vs. atip milleti zehirlerler. Turkiye'de olur boyle seyler. O yuzden tum prosesin uzmanlar tarafindan baslangicindan itibaren iyice planlanmasi lazim. Hatta nukleer atiklarin depolanmasi konusunda basarili bir projeye imza atabilirsek, diger ulkelerin nukleer atiklarini da depolama isine girebiliriz. Ruslar senelik 2-3 milyar dolarlik bu isin ihalesini almisti yanlis hatirlamiyorsam ama gecenlerde Gurcistan'in isgalinden sonra Kondaliza Rays bu Rus-Amerikan ortak girisimini iptal etti.

Turkiye'nin beklemeye daha fazla vakti kalmamistir. Ortada hakli kaygilar vardir. Yapilmasi gereken bu isin dogru yapilmasi icin hukumet ve sirketler uzerinde baskilarin surekli olarak tutulmasi ve atilan her adimin sorgulanmasidir. Nükleer kirlilik ve saldiri olacak diyen sarlatanlarina ise kulak asmayin. Read More!

Çernobil Faciası ile ilgili Gercekler

Hatirlar misin bilmem ama zamaninda Çernobil Faciası ve akabinde nükleer kirlilik oldugu zaman konuyla ilgili bakan televizyona cikip milletin gozunun icine baka baka "Cayda radyasyon yoktur, bakin ben nasil iciyorum" demisti. Kaynagini hatirlamiyorum ama sonradan kendisinin de Karadeniz bolgesinde yetisen caylardan icmedigini ogrenmistik.

Aradan 20 yil gecti. Bu surede nükleer enerjinin zararları konusunda nice seminerler dinledik. Hurriyet gazetesinin haberine gore Cernobil'deki nukleer patlama gercekten de kanserde artisa yol acmamis. Benzer bir haberi Ukrayna icin de okudugumu hatirliyorum. Yani o kadar tantana bosunaymis. Nukleer patlama bilimsel arastirmalara gore ulkemizde kanser vakalarinda artis nedeni degilmis.

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Haberde bana kalirsa bundan cok daha onemli bir rakam veriliyor. Sigara icenler veya icenleri savunanlar hep anlatir ya: "bizim arkadasin dedesi gunde iki paket sigarayi 50 yildir iciyor, masallah turp gibi. Kayincosu ise spor yapar, sigara icki icmez ama kanserden gitmis". Maalesef durum oyle degil. Ulkemizde kansere yakalanan vatandslarin %90'i sigara iciyormus. Daha onceki yazilarimizda belirttigimiz gibi ulkemizdeki insanlarin %30'u sigara iciyor. Eger sigara ile kansere yakalanma arasinda iliski olmasaydi bu iki rakam birbirine esit olmaliydi. Haa, kansere yakalananlarin %10'u sigara icmiyormus. Kimse kanserin tek nedeni sigaradir demiyor ki, ama gorunen o ki en onemli nedenlerinden bir tanesi.

Bana kalsa sehirlerin cesitli bolgelerinde insaa edilecek ozel sigara odalari disinda sigara icilmesini yasaklar, yasaga uymayanlari adam oldurmeye tesebbusten hapse atardim. Sigaranin zararlari pratikte nükleer enerjinin zararlarından kat kat daha fazla. Ayrica sigara icenleri saglik sigortasi kapsamindan da cikarirdim. (Uzerinize fazla alinmayin. Benim ailemin yarisi da sigara iciyor bu arada!!!). Sigara icmeyen sorumlu vatandaslarin sigara icen sorumsuz vatandaslarin saglik giderlerini odemeleri bence buyuk adaletsizlik.

Çernobil Faciası ile ilgili hurafeler uyduracagimiza sigara konusunda daha saglikli cozumler uretsek iyi olacak. Read More!

Petrol Uzerine

Wall Street Journal'da bugun petrol uzerine bir yazi gordum, Deniz Gokce gibi calip cirpip bir yazi hazirlayayim dedim. Petrol ve dogal gaz bizim icin cok onemli enerji kaynaklari, 2006 yilinda yaklasik $20 milyarlik ithalat yapacagiz. $25 milyarlik hedeflenen cari acigimizi goz onune aldigimiz zaman acigin nereden kaynaklandigi hemen belli oluyor. Petrol yalnizca bizim icin degil, gelismekte olan diger tum ulkeler icin en onemli engellerden bir tanesi. Cin ve Hindistan gecen sene dunyanin ucra koselerindeki petrol kaynaklarina ulasmak icin rekabet ediyorlardi.

Hikaye kisaca soyle: Bugun dunyanin gunluk petrol ihtiyaci 85 milyon varil, Dunya Enerji Kurumu (bunun basekonomisti Fatih Birol isimli ITU mezunu bir Turk) petrol talebinin 2030 yilinda 115 milyon varile ulasacagini tahmin ediyor. Bana sorarsaniz Hindistan ve Cin'in katilimiyla bu rakam cok daha yuksek olacaktir. Rakamlar 2003 yilindan beri Ortadogu ve Cin'de petrol talebinin yaklasik %14 arttigini gosteriyor. Senede neredeyse %5'lik bir buyume. Talepteki bu artisin karsilanmasi konusunda mevcut ureticiler cok istekli gorunmuyorlar. Kimse fiyatlarin asagiya gitmesini istemiyor, $70 civarindaki ham petrol fiyatlari dunya ekonomisini yavaslatmadi, bu demektir ki ureticiler fiyatin yakin bir gelecekte bu seviyenin altina dusmesine izin vermeyecekler. Ayrica bir cok uretici, bence kendileri icin dogru bir strateji izleyerek, petrol sirketlerinin paylarini onemli olcude azaltma ve millilestirme yoluna gittiler. Serbest piyasa kosullarinda iyi bir strateji degil ama kartellerin oldugu bir piyasada fiyatlari yuksek tuttugu icin iyi bir strateji. Dikkat edin son yillardaki kapasite artislarinda onemli miktarda yavaslama var.

Suudi Arabistan'in izlemeye basladigi yeni bir strateji ise enerji yogun sektorleri ulkesine cekmek. Icerideki enerji fiyatlari ucuz oldugu icin bu kendilerine bir maliyet avantaji saglayacak ve ulkenin petrol disindaki sektorlerde de soz sahibi olmasina yardim edecektir. Bu strateji tabii ki dunya petrol fiyatlarini yukseltecek bir stratejidir.

Gelismis ulkelerin bu konuda yapabilecekleri cok bir sey yok. Birincisi eskisi kadar petrolu iceride uretemiyorlar. O yuzden yeni teknolojiler gelistirerek daha onceden cikarilmasi ekonomik olarak mantikli olmayan sahalara geri donme yolunu seciyorlar. Ancak bunun cok katki yapmasi simdilik beklenmiyor. Ikinci yontem ise ethanol (biyodizel), ruzgar, gunes enerjisi gibi alternatif enerjilerin devreye sokulmasi. Ancak bunlarin maliyetleri de hala petrole gore daha fazla. Petrol fiyatlari $100'in uzerine ciktigi zaman ancak bunlar gundeme gelebilecek. Diger bir alternatif ise komur ve nükleer santraller, bunlarin maliyetlerinin de (cevresel maliyetler) petrolden asagi kalir yani yok.

Gorulecegi uzere petrol fiyatlarinin gevseyecegi yok, mevcut kosullarda fiyatlarin daha da yukari gidecegi goruluyor. O yuzden Turkiye'nin enerji ithali konusunda durumu cok daha kotuye gidecek. Ben bu durumdan bir cikis yolu goremiyorum. O yuzden yapmamiz gereken diger alanlardaki gelismelerimizi hizlandirmamiz ve tarim, otomotiv, saglik, turizm gibi alanlardaki ihracatlarimizi arttirarak enerjiden kaynaklanan acigimizi kapatmamiz gerekiyor.

Nukleer ile ilgili diger yazilar:
Çernobil Faciası
Nükleer Kirlilik
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar Read More!

Nükleer Santraller ve Petrol

Serhan Cevik yine enerji konusunda yazmis, 3 ay once yazdiginin neredeyse aynisi. Isterseniz 18 Ocak tarihinde bu yazinin uzerine yaptigimiz "Devlet Enerji konusunda bir sey yapsin mi?" baslikli yoruma arsivden ulasabilirsiniz. Cok degisik bir sey soyleyemeyecegim simdi. Nükleer santrallere yonelerek enerji kaynaklarimizi diversify edelim diyor (diversify'in turkcesi nedir yahu? cesitlendirmek mi?). Maalesef bu maliyetleri azaltmaz ama tek bir ulkeye olan bagimliligi azaltir. Teknoloji transferi de artisi. Devlet de bu yonde adimlar atiyor zaten.

Buyume hizimizi surdurebilmemiz icin ucuz enerji sarttir diyor ayrica. Ne desin cocuk, surekli ayni konular uzerine yazi yazmak zorunda oldugu icin Erdinc Yasar (Yasar Erdinc miydi yoksa?) gibi evrensel dogrulari yeni bir seymis gibi soylememek olmuyor. Enerjinin ucuzu da maalesef yok. Niye boyle dusundugumuzu 17 ve 18 Ocak tarihlerinde yazdigimiz yazilardan gorebilirsiniz.

Bu konu ile ilgili diger yazilar:
Çernobil Faciası

Nükleer Kirlilik
Nükleer Santraller
Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar Read More!