Sosyal Guvenlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Guvenlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Erken Emeklilik ve Yunanistan Hisse ve Bonoları

Yunanlılarla Türkler arasındaki tek fark Türkiye’de genç yaşta erken emekli olanların diğer Türklere bunun bedelini ödetmeye çalışması, Yunanistan’dakilerin ise bunun bedelini Almanlara ödetme kurnazlığını denemesidir. Bir ülkenin, bir şirketin, bir ailenin veya bir kişinin borç çukuruna girmesinin nedeni çoğu zaman politik olarak zor kararları almaktan kaçınması ve bugün bedel ödememek için yarın çok daha yüksek bir bedel ödeme seçimini yapmasıdır. Bakınız, nadiren insanların başına beklenmedik bir kaza veya durum da gelir ve o yüzden zor duruma düşerler ki, o durumda dahi sorumluluk yine sigorta yaptırmadıklari için kendilerinindir.

Yunanistan da bir süredir ekmek elden su gölden felsefesiyle 60 gibi genç bir yaşta emekli ettiği vatandaşlarına maaşlarının %80’i gibi yüksek rakamları emekli maaşı olarak verip bunun üzerine her sene de %3-4 arasında zam yapıyormuş. Öte taraftan Almanya gibi Yunanistan’dan daha zengin bir ülkede emekli olan gariban Hans ise hem daha geç emekli olup hem daha az emekli maaşı almak durumunda iken, son üç yıldır da emekli maaşına zam dahi almıyormuş. Şimdi yapılmaya çalışılan Yunanistan’ın eskisi gibi harcamalarına devam etmesi için Alman vatandaşlardan toplanan vergilerin Yunanistan’ın borçlarını ödemekte kullanılması.

Türkiye de devlet harcamalarını son 3-4 yıldır reel olarak ciddi oranlarda arttırarak Yunanistan’ın içerisinde bulunduğu duruma uzak bir gelecekte girmek için çaba sarfediyor. Devlet harcamaları ekonominin neredeyse %30’una denk geliyor. Sosyal Güvenlik sistemimiz de tüm dünyadaki en kötü sistemlerden bir tanesi olarak şimdiden her sene 50 milyar TL’ye yaklaşan miktarlarda açık veriyor. Düşünsenize her sene 50 milyar TL ile neler yapabileceğimizi. Biz ise insanları 38 yaşında emekli ederek evlerinde kös kös oturmalarını finanse etmek için her sene 50 milyar TL’yi sokağa atıyoruz. Türkiye’deki emekli yaşının da hemen 65’e çıkarılması gerekiyor ama hükümet ancak ölme eşeğim ölme tarihinde bu uygulamayı hayata geçirecek. O zamana kadar da her sene artan miktarlarda milyarlarca doları sokağa atacağız. Nihayetinde bizim de Yunanistan’ın düştüğü duruma düşmeyeceğimizin garantisi yok.

Sosyal Güvenlik Sistemi konusunda dünyadaki en başarılı uygulamalardan bir tanesi Çin’e ait. Çin’de emeklilere emekli maaşı bağlanmıyor, her koyun kendi bacağından asıldığı için (bkz.kapitalizm nedir) de Çinliler köpek gibi para biriktirip köpek gibi yatırım yapıyorlar. Ülkeleri bir yandan cari fazla verirken bir yandan da bu kaynaklarla dünyanın dört bir tarafında petrol veya maden şirketi satın alıp duruyorlar. El elin eşeğini türkü çığırarak ararmış. Araya ne zaman devleti sokarsanız insanların kendi başlarına vermeyecekleri kararları, yapmayacakları harcamaları devlete yaptırabilirsiniz. Milyarlarca dolar para israf edilir ve ülke ekonomik olarak zayıflar. Sosyal Güvenlik sistemi de bu uygulamalardan bir tanesidir. Insanlara senelerce önce sorumsuz politikacıların verdiği sözlerden dönmeniz çoğu zaman mümkün olmaz, siz de sistemden nemalanmak için eskiden göz ardı edilen kişilere yeni sözler vererek haksızlığı dengelemeye çalışırsınız, sistem gitgide büyür böylece.

Bu konuları şimdilik bir kenara bırakalım ve Yunanistan ile ilgili diğer merak edilen sorulara geçelim. Yunanistan’daki kriz nedeniyle hem Yunan borsası düştü hem de Yunan hazine bonolarının faizleri yükseldi. Bugün Yunanistan’a yatırım yapmak doğru bir karar mıdır? Borsalarınayatırım yapmalı yoksa hazine bonolarına mı? Bu soruların cevabını Ekonomi Türk 2 blogunda veriyoruz, üye olmak için detaylı bilgilere blog nedir başlıklı yazımızdan ulaşabilirsiniz. Read More!

SGK Utanmalı

Türkiye’de çalışanların SGK yasası ile ilgili temel bilgilere ulaşmaları, ulaştıkları bu bilgileri doğru yorumlayıp, anlamaları, kariyerleri ile ilgili kararlar verirken tamamen bu konularda bilgili olarak karar vermeleri sözkonusu değildir. En basitinden emekli olduklarinda ne kadar emekli maaşı alacaklarını dahi hesaplayamazlar. SGK Utanmalı derken bunu kastediyorum.

Bu sayede ismi çok bilinen bir SGK danışmanı son dönemde ciddi para kazanmaya başladı. Kendisi ile yarım saatlik görüşmenin bedeli 450 TL. Pahalı mı? Duruma göre değişir. Ona danışarak atacağınız bir adım belki de bir iki ayda bu parayı SGK’dan kurtarmanıza yarayabileceğinden 450 TL’yi yarım saatte harcamak anlamlı olabilir. Tanıdığım bazı insanlar birkaç ay evvel 250 TL. olan bu danışmanlık ücretini bu kadar yükselttiği için bu danışmanı fırsatçılıkla suçluyorlar. Bence suçlanması gereken tek kişi SGK’nın başında her kim varsa bizzat o olmalı. Sonuçta piyasada fiyatı ne belirler? Arz ve talep öyle değil mi?

Koskoca Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlara bu danışmanın sağlayabildiği bilgi ve danışmanlığı sağlayamıyorsa ne söylenebilir ki?

Danışman Beyefendi’ye gelince, şahsen kendisini tebrik ediyorum. Uzmanlığını ciddi bir değere dönüştürebildiği ve kendi geleceğini çoktan güvenceye aldığı için. Bu arada SGK’nın kendisi hakkında çeşitli davalar açmış olduğunu da biliyorum. Vatandaşın aydınlatılmasını istemedikleri çok açık.

Devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin baba-çocuk ilişkisi olarak görülmeye devam ettiği sevgili memleketimin vatandaşı uyan artık!

En İyi Saklanmakta Olan Ülke Sırları

Sosyal Güvenlik - II Olması Gerekenler

Sosyal Güvenli Reformu - I Olanlar ve Olmayanlar Read More!

Yiğit Bulut ve Son Ekonomi Haberleri

Ak Yatırım’ın günlük raporunda şu son ekonomi haberlerine yer verilmiş:

Başbakan Erdoğan, emekli maaş zamlarını açıkladı. SSK, tarım ve Bağ‐Kur’lu olmak üzere toplam 7 milyon 327 bin 820 emekliyi kapsayan artışları açıklayan Erdoğan, 2010 yılının 2010 yılının ilk altı ayı için en düşük emekli aylığı %20,4, en yüksek emekli aylığı da %4,5 oranında arttı. İlk altı ay için en az 63 TL, en çok 101 TL, olarak gerçekleşecek artışlar, yılın tamamında ise, emekli maaşlarına en az 74 TL, en çok 172 TL olmak üzere yapılacak.

Hazine Müsteşarlığı, 2010 yılı dış borçlanma programı çerçevesinde 2 milyar dolar 2040 vadeli Eurobond tahvil ihracı gerçekleştirdi. Tahvilin faiz oranı %6,85 olurken spred 224,7 puan oldu. Hazine’nin 2010 programında 5,5 milyar dolar tahvil ihracı yer alıyor. Hazine Şubat ayında da 2,1 milyar dolarlık oldukça yüksek dış borç ödemesi yapılacak.

Merkez Bankası yürürlüğe giren vergi düzenlemelerinin Ocak enflasyonu üzerindeki doğrudan etkisinin 1,5 puan civarında olacağının tahmin edildiğini kaydetti.

Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor yazımızda Türkiye’nin borçlanmak zorunda olan bir ülke konumuna düşmesinde bir çok kişiyi erken emekli ettiğimizi ve bunlara çok uzun süre baktığımızı belirtmiştim. Bakınız, sosyal güvenlik sistemimiz açık veriyor olmasa idi son 5 yıldır ülkemiz borç alan değil borç veren bir ülke olacaktı. Açıklar dağ, okyanus olmasına rağmen Erdoğan altı aylık %20’i geçen zamlar yapmış. Çoğumuz da alkışlamışızdır kendisini, emeklileri ezdirmedi diye. Bunlar zero-sum game, birisinden alıp başka birisine verdiğimiz politikalar. Yani bir çeşit Robin Hood’luk. Şimdi alacak kimse de bulamadığımız için gittik IMF’nin kapısına avuç açıyoruz. Burada kızılacak yer IMF değil, oraya gidendir.

Türkiye 30 yıl vadeyle piyasadan 2 milyar dolar borçlanmış. Ödeyeceği senelik faiz %6,85. IMF ile anlaşma yaptığı takdirde (vadesi daha kısa olacaktır) ödeyeceği faiz %1,25. Hangisi daha iyi? Bence ikisi de iyi, Amerikan doları iyice değer kaybetmeye başlamadan dolar borçlanmak doğru bir adım.

2010 yılının ilk ayında enflasyon %1,5 olacakmış, gerisinde ne olur siz kestirin. Parasını gecelik faizde tutan devlete enflasyonun altında borç vermiş oluyor, bir yıl vadeli bono alanların durumu bile bu şekilde olabilir. Reel faizler çok düşük, enflasyon hedefin üzerinde çıkacaktır. Read More!

Icraati Sen Yap, Laf Salatasini Bana Birak

Maliye Bakani Mehmet Simsek Türkiye'de bu gün yaşanan cari açığın sebebini geçmişte popülist politikalarla insanların genç yaşta emekli edilmesine bağlamis. Zaman gazetesinin haberinde ayrica sunlar belirtilmis:
Çok az çalışarak devletten maaş alanlar olduğuna işaret eden Şimşek, "Türkiye'nin en uzun üzere emeklilik maaşı ödeyen ülke." ifadesini kullandı. Şimşek, nüfusu giderek yaşlanan Türkiye'de sosyal güvenlik reformu yapılmaması halinde sosyal güvenlik açığının giderek büyüyeceği uyarısını yaptı.
Ekonomi Türk blogunda biz dort yildir bunlari soyluyoruz zaten. Hatta simdi bir de kitap cikarip Mehmet Simsek'in soylediklerini daha detaylica toparlanmis halini yayinlayacagiz. Bunlar ekonomistlerin ve kose yazarlarinin yapmasi gereken isler. Mehmet Simsek 2007 secimlerinden once bu sozleri soyledigi zaman kendisini alkislamis ve destek de vermistik hatirlarsaniz. Ama aradan 2,5 yil gecti, tespit yapmanin, sorunlara parmak basmanin sirasi degil simdi. ICRAAT yapmanin sirasi simdi. ICRAAT. AKP 2007'den beri oturuyor, ulkenin buyumesini ve gostergelerin duzelmesini saglayacak icraatlari ve reformlari salliyor, ondan sonra da karsimiza laf kalabaligi yaparak cikiyor. Bunun faturasini ulke son 3 yilda toplamda kuculerek verdi. Yanlis duymadiniz. 2006 sonunda simdikine gore daha buyuktuk. Olacak is mi bu yahu? Sen 3 yil otur oturdugun yerde, ondan sonra kalk bize akil vermeye, propaganda yapmaya calis.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Mehmet'in bakanim, soyler misin bana neden 3 yildir hic bir icraat yapmadiginizi, sonrasinda da icraat yapilmasini talep eden IMF icin "umugumuzu siktirmayiz", gumbur gumbur gelen kriz icin "teget gecer" gibi zararli yaklasimlar icerisine girdiginizi? Madem emekliler cok uzun sure para aliyor, neden emeklilik yasini azaltmak isini daha cesurca yapmiyorsunuz*? Neden emeklilere verdiginiz maaslari dondurmak yerine her sene enflasyonun uzerinde zam yapiyorsunuz? Neden uc kurus prim odemis adamlara omur boyu maas bagliyorsunuz? Ekonominin direksiyonunda 7 yildir ben degil, siz varsiniz yahu. 7 yil az zaman mi, cozun su problemi artik. Bu 7 yilda sistem 300 milyar TL acik verdi, bu sizin sorumlulugunuzdur, enkaz devraldik muhabbetini birakin atik. SSK sistemi acik veriyor cunku ulkenin yarisi kayitdisi calisiyor. IMF kayitdisini azaltin diyor, siz "umugumuzu siktirmayiz" diyorsunuz. Ulkenin problemleri cozulmeyecek cinsten degil ki, hepsinin cozumu basit, sadece siyasi irade isteyen konular. Bunun tartisilmasi artik abesle istigal. Laf salatasini birakin ve icraata gecin artik.

*Bana Danistay'i vs. bahane olarak getirmeyin, emekli olmanin cazibesini dusurmenin binlerce yolu var, hakimler her seyi kontrol etmiyor.
Read More!

Kac Cocuk Yapalim?

Basbakan Tayyip Erdogan diyor ki 3 cocuk yapin. Bence her aile 10 cocuk yapsin. 20 tane diyecegim ama 20 cocuk doguracak kac kisi kaldi Turkiye'de?

Erdogan'in derdi Turkiye'deki dogurganlik oraninin neredeyse rdynk'in gosterdigi videoda gordugumuz gibi Fransa gibi Avrupa ulkeleriyle ayni seviyelere gelmis olmasi. Yani boyle devam ederse Turkiye'nin nufusu sadece yasam beklentisinin artmasindan dolayi artmis olacak. Bunun iki tane sakincasi var. Birincisi hemen olmasa da ulkenin ortalama yas seviyesi artacak ve zaten simdi acik veren sosyal guvenlik sistemi ulke butcesine daha da buyuk bir yuk olacak. Ikincisi saglik harcamalari artacak, simdiki harcamalar devede kulak kalacak.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Bu problemin sipsak (zihni sinir) cozumu nedir peki? Bu soruya cevap vermeden once Erdogan'in issizlik konusunda buldugu muthis sipsak cozumun TOBB'a uye isverenlerin her birinin bir kisi ise almasi, boylece issiz sayisinin neredeyse yariya inmesi oldugunu hatirlatmak isterim.

Evet, bildiniz. Sosyal Guvenlik ve Saglik sisteminin verdigi aciklari kapatma problemine her ailenin en azindan 3 cocuk yapmasi olarak bir cozum bulmus Sayin Basbakanimiz. Ben de diyorum ki, niye uc cocukta duruyoruz ki, yapmisken 10 tane yapalim, aciklar toptan kapansin.

Cok cocuk yapmanin dogru bir cozum olmadigini Ugur Gurses nazik bir dille anlatmis, biz de ona atifta bulunarak bu konuya hic girmeyecegiz. Biz sorunun gercek cozumunun ne oldugunu soyleyecegiz. Sorunun gercek cozumu Turkiye'deki adalet sisteminin gelistirilmesi, kayitdisi ekonominin (ekonomi nedir?) yokedilmesi neticesinde Sosyal Guvenlik sistemine prim odeyenlerin sayisinin arttirilmasi, emeklilik yasinin hemen 65'e, daha sonra ise kademeli olarak 70'e yukseltilmesi, emekli maaslarinin tek seviyeye indirgenmesi ve dusurulmesi, daha sonrasinda ise sadece enflasyon arttirimlarina gidilmesi, ve sosyal guvenlik kesintilerinin azaltilmasi ve calisanlara vergi oncesi maaslariyla emeklilik fonu biriktirme firsatinin verilmesi.

Tabii Turkiye'nin basinda askeri diktator olsa bu soylediklerimi yapamaz. O yuzden de Erdogan sipsak cozum oneriyor ve insanlara 3 tane cocuk yapmalarini soyluyor. Nedense Amerika'daki hristiyan dinciler de ayni kafadalar; onlar da insanlarin kurtaj yapmasina karsi, herkesin 5-10 tane cocuk yapmasini falan istiyorlar. Dini bir durum olsa gerek. Bilenler aciklasin.
Read More!

En iyi saklanmakta olan ülke sırları

Memleketin en iyi saklanmakta olan sırları arasında Sosyal Güvenlik ile ilgili konular var. SGK sitesinden alınabilecek bilgi son derece kısıtlı. Emekli ücretini hesaplamak için uzman olmak gerekiyor.

Bildiğim kadariyla "emekli olduğumda elime kaç para geçer" diye hesaplama yapmak isteseniz bunu sadece Mali Müşavirlerin erişebildiği bir sitede ve Ali Tezel'in sitesinde (artık ücretli) olarak yapmak mümkün.

Komünizm nedir    iktisat Nedir  Devlet Üniversiteleri  Eğitim Nedir  Dejavu Nedir  Bilgi Nedir  Wifi Nedir    Teknoloji Nedir

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım Ali Tezel'den danışmanlık almaya gitmiş. Kendisi yaklaşık 5 yıldır kurduğu şahıs şirketi üstünden danışmanlık yapıyor ancak SSK'lı statüsünü kaybetmemek için bir yakınının şirketinden asgari ücretten primlerini ödemeyi sürdürmüş. Emekliliğine 2 yıl kalan bu arkadaşım, bu seçimi nedeniyle emekli oldugunda yıllarca en üstten yatırdığı primler hiç dikkate alınmaksızın alabileceği maksimum ücretin yaklaşık yarısını almak durumunda kalacağını öğrenip fena üzülmüş. Üstelik de şu aşamada bu durumu önemli ölçüde iyileştirmesine olanak yokmuş. Kendi şahıs şirketini kurarken anlaştığı Mali Müşavir'in kendisini bu konularda hiç uyarmadığını söyledi. Asgari ücretten sigortalanmak yerine kendini part-time çalışıyor gösterse ve primleri maksimumdan ödese bu duruma düşmeyecekmiş.

Nükleer Enerjinin Zararları
Gönüllü Çevreci Kuruluşlar
GSYH, CPI ve GSYH Deflatoru

Şu sıra ben de kendi işimi yapma planları yaptığımdan, bu bilgilerin bana da fevkalade faydası dokundu.

Ali Tezel çok iyi bir uzman ve bu becerisini işe dönüştürmekle çok da iyi yaptı. Onun gibi daha yüzlerce uzmana ihtiyaç var. Zira, bu konularda deneyim sahibi olmayan insanların mevzuatı takip etmesi ve gereken tedbirleri alması pek de olası değil. Read More!

Sosyal Güvenlik II - olması gerekenler

Sayın Tpol'ün pasını göğsümde yumuşatayım ve blog yarışmasını kaybedersem (hala mı umudum var, evet. umut fakirin ekmeği) yayınlayamayacağım o "Sosyal Güvenlik, Olması Gerekenler" yazımı yazayım.

Olması gerekenleri, hayalim ve gerçekleşme ihtimali olan daha iyi bir yol şeklinde ikiye ayıracağım.

1- Hayalim: Bugüne kadar yapılanlar yapılıp bitmiştir, geleceğe bakmak lazım. Devletin gelecekte vatandaşına yaşlılık aylığı olarak ödemesi gereken miktar nedir, her kişi için teker teker hesaplansın. Bu kişilere bu paralar nakden ödensin. Devlet, bundan sonra hiç kimseye hiç bir şartla asla ve kat'a Sosyal Güvenlik ödemesi yapmayacağının taahhüdünü versin. İsteyen gitsin sigorta şirketlerinden birine para ödesin, isteyen ev alsın, isteyen de yesin bütün kazandığını keyfine baksın
yaşlanınca zor duruma düşerse de kendisi düşünsün.

Ne yazık ki bu hayalimin gerçekleşme ihtimalini sıfıra yakın görüyorum. O yüzden gerçekleşmesi ihtimali az da olsa olan ikinci önerimi açıklıyorum:

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma

2 - Bir ihtimal daha var. O da, içimiz kanayarak da olsa devletin sosyal güvenlik hizmeti vermesini kabul etmek, lakin şimdiki gibi enflasyonu, büyümeyi vs. hiç hesaba katmadan aylıkları "prime esas brüt ücretin çalışılan ilk 20 yıl için yüzde 2'si, sonraki yıllar için 1'i toplanıp ödenir, bu rakam yılda 2 kere enflasyon oranında artırılır" şeklinde abidik gubidik bir sistemle hesaplayarak olmaz. Bireylerin ödedikleri primlerin oranı bireylere bırakılır. İsteyen maaşının yüzde onunu, isteyen yüzde yirmisini devlete öder. Bu ödemeler de yine kişinin risk istemine göre değişik şekillerde fonlarda biriktirilir. Kişi, emekli olacağı yaşı da kendisi seçer. Seçtiği yaşta alacağı aylık, o günkü koşullarda perpetuity ile hesaplanır. Her ay cari ve beklenen faiz oranına, kalan parasına göre bu hesap tekrar yapılır ve kişiye verilir. Kişi, istediği anda tüm alacağını alıp sistemden çıkmayı, aylığını yükseltip alçaltmayı tercih edebilir. İçeride parası varken ölenlerin de fondaki parası mirasçılarına verilir.

Bu, önerdiğim sistem, övünmek gibi olmasın ama dünya üzerinde mümkün olan en adil yaşlılık aylığı sistemidir.

Sağlık, erken yaşta ölüm, mesleki hastalık ve kazalar, farklı sigorta dallarının; fakirlere, dul ve yetimlere, özürlülere ödenecek aylıklar ise sosyal politikaların konusudur. Bu farklı konuları da bu hesaba katan ülkelerin yıllık sosyal güvenlik açıklarının 30 milyar dolar olduğu, Türk siyasetçilerince ispatlanmıştır.

Read More!

Ne biçim bir memlekettir ulan bu? (2)

Bugün orta yaşlı esmer bir bey tansiyon ilacı yazdırmak için başvurdu.
Bilgisayar kaydında 1982 doğumlu olduğunu görünce
“Burada sizinle aynı adda 1982 doğumlu biri var ama siz yoksunuz” dedim.“O benim doktor bey, üç defa yaşımı küçülttüm” dedi
“Neden küçülttünüz?" diye sordum
“Askere gitmemek için. Ben doğuluyum, bizim orda bu işler çok kolay herkes yapar, hem küçültür hem büyütür” dedi“Mahkemede dava mı açıyorsunuz?” dedim

“Yok canım, hiç bir şeye gerek yok, nüfusa gidiyosun kaç yaş istersen değiştiriyorlar, para bile vermedim bizim akraba çalışıyor orada. Ama iyi bir şey değil, sonra emeklilikte sorun çıkıyor, yine büyüteceğim ” dedi.
Alıntı şuradan: hastalardan öğrendiklerim

Bu da Deniz Gökçe'den:
"Çocuklarını eski yasaya göre erken emekli etmek isteyen sahtekâr kişiler, 2008 Mart ayından sonra, bir yaşında bebekler dahil, 1.6 milyon kadar yeni sigortalıyı sisteme kaydettirmişler, bir iki ay prim ödeyerek “hak “ (? ) kazanmışlar, sonra da 2008 Temmuz sonunda 874 bin kişi prim ödemeyi bırakıp sistemden çıkmış. Haklar baki tabii! Sistemden hak alıp çıkan sayısının daha da artacağı düşünülüyor.

SGK Başkanı Fatih Acar 26.2 milyar YTL (şaşırmayın, eski para ile katrilyon) ödenmemiş sosyal güvenlik sistemine borcun 22.9 milyar YTL’lik kısmını yeniden yapılandırmış ve buradan 4.2 milyar gelir elde etmiş. İşler sonuçlandığı zaman da toplam 14.2 milyar YTL gelir elde edilmiş olacakmış (yani bir kısım ana para ve faizi affediliyor galiba!) Sosyal güvenlik sisteminin yıllık açığının 32 milyar YTL kadar olduğu düşünülürse, önemli bir adım tabii. Ama her yıl benzer açık olduğunu da bilin. Ve yeni doğmuş çocukları sisteme kaydettiren ahlaksızlar da bu açığı ilerde büyütecekler. Bu duruma mezarda emeklilik değil beşikte emeklilik diyoruz biz!"
Read More!

Ergenekon Operasyonu ve Gizli Gercekler

Gazete Vatan - 25/08/2008
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 1991 yılına kadar hiç açık vermeyen sosyal güvenlik sisteminin kıyak emekliliğin çıkması ile delindiğini, bugüne kadar bütçeye olan maliyetin 851 milyar YTL olduğunu söyledi ve sözkonusu yasayı çıkaran Demirel’e bu sözlerle sitem etti: ‘Ah Demirel ah...’

Star Gazetesi - 15/08/2008
Kamuoyunda büyük tartışmalara neden olan, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, emeklilik yaşının 38’e düşürülmesi kararının, devlete tam 852 milyar YTL’ye mal olduğu ortaya çıktı. Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal güvenlik sisteminde emeklilik yaşının 38’e düşürülmesi nedeniyle, 1994 ile 2007 arasında sosyal güvenlik kurumlarına aktarılan kaynağın, yaklaşık 22 GAP parasına bedel olduğunu söyledi.

Radikal Gazetesi - 21/07/2008
Hükümet Sözcüsü Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, "25 seneyi aşan süreden beri etnik terörün, PKK terörünün ülkeye verdiği zararın 300 milyar doların üzerinde olduğunu belirterek, GAP’ın maliyetinin ise 32 milyar dolar olduğunu bildirdi.

ntvmsnbc.com - 25/08/2008
Ergenekon operasyonu ve soruşturması sırasında yapılan harcamaların şu ana kadar devlete 100 bin YTL’nin üzerinde bir gidere mal olduğu ortaya çıktı. Çoğunluğu avukat giderleri ve hastane masrafları olan giderler dava dosyasının 388. klasöründe yer alıyor. Read More!

1 – Sosyal Güvenlik Reformu I – Olanlar ve Olmayanlar

Sosyal Güvenlik, Türkiye’de her ekonomik konuda olduğu yine devletin görevi olarak görüldü ve başlatıldı. Amele Birliği gibi birkaç deneme dışında Sosyal Güvenlik, kurulması, yürütülmesi, hesaplanması, her şeyiyle siyasi mekanizmaların işi gibi algılandı, ne yazık ki hala da öyle görülmekte. Sosyal Güvenlik Reformu hakkında konuşmaya başlamadan önce, bu noktaya nasıl gelindiğini, detaya girmeden anlatalım.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Cumhuriyetten önce başlayan, 50’lerde ve 60’larda yasal düzenlemelerinde ilerlemeler sağlanan sosyal güvenlik konusu, 70’lerde bir yasal tabana sahip oldu ve Bağ Kur ve SSK aracılığıyla vatandaştan para (prim) toplanmaya başladı. Özellikle SSK’da toplanan ciddi rakamlar siyasilerin iştahlarını kabarttı ve SSK’da toplanan para, siyasilerin yatırım vb adlarla yaptıkları harcamalar sonucu çarçur olup gitti. Nihayetinde emeklilikler başlayınca SSK’nın gelirlerinden bir kısım da giderlerine gitmeye başladı, 1991 yılında SSK’nın gelirleri, giderlerini karşılayamadı ve ilk kez hazineden SSK’ya para aktarıldı. SSK’nın bu tarihten 4-5 yıl önce battığını söyleyebiliriz sanırım. Bağ Kur ise geçmişe yönelik belli bir miktar ödeyen herkese sınırsız sağlık ve yaşlılık sigortaları sağlaması nedeniyle kurulduğu anda battı diyebiliriz. Emekli sandığı ise, kelimenin tam anlamıyla bir sigortacılık rezaletidir, lakin bunu ayrı bir yerde ele almak daha mantıklı.

Bütün bunların üzerine bir de, Süleyman Demirel, emeklilikte yaş sınırını kaldırdı, zaten batmış durumdaki Sosyal Güvenlik Kurumları kelimenin tam anlamıyla çöktüler. Sorun, ancak 1999’da, Büyük Marmara Depremi’nden birkaç gün sonra toplanan mecliste konu kamuoyundan kaçırılırcasına çözüldü, lakin anayasa mahkemesinden kanunun dönmesi üzerine o da yumuşatıldı.

Bugün itibariyle bizim yaşlı dediğimiz, ekonomik büyüklüğü 2 Trilyon USD’nin üzerinde olan Almanya’da Sosyal Güvenlik açığı 6 Milyar USD iken ülkemizde 20 Milyar USD’nin üzerinde ve kaçınılmaz şekilde artmakta..
İçine girilen inanılmaz büyüklükteki açıklar, yaşlılık aylığı bağlama oranlarındaki karmaşıklık, sağlık sistemindeki eşitsizliğin yarattığı rahatsızlık, yardıma muhtaç kişilere yönelik olması gereken yeşil kart uygulamasının fazlaca suiistimale uğraması gibi nedenlerle reforma gerek duyuldu ve -güya- reform çalışmalarına başlandı. Reform, doğal olarak benim tercih edeceğim şekilde değil, siyasi açıdan az yıpranarak günü kurtaracak şekilde tasarlandı. Benim tercihimi ikinci yazıda okuyacağınızdan burada devletimizin yapmayı denediği reformunu inceleyelim önce:

Reform, ilk başta 5 ana dalda yeni yapılanma sloganıyla başladı:

1- Sosyal Sigortalar,
2- Genel Sağlık Sigortası
3- Primsiz Ödemeler ve Sosyal Yardımlar
4- Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğünün kurulması
5- Bilgi İşlem Ağı

Bunlardan Sosyal Yardımlar kısmı, kanun tasarısı haline bile gelemeden gündemden kaldırıldı, zira AKP sosyal yardımların bir düzene girmesini istemiyordu. Belli bir gelir düzeyine ulaşamamış herkese değil, kaymakama veya ilçe örgütüne ulaşabilen ve bu kesimlerce “uygun” görülen kişilere, bütçede para oldukça ve uygun görüldükçe yardımda bulunulmasını istiyorlardı. Sosyal yardımlar bir hak olarak tanınmadı, lütuf olarak kaldı. (ki bence devlet eliyle sosyal yardımlar yapılmamalı, yapılacaksa da bu bir hak olmalı ve siyasi insiyatiften mugayir, objektif bir biçimde yapılmalı) Primsiz ödemeler kısmı (daha çok gazi- şehit maaşları vs), ise bin yıldır olduğu gibi devam etti. Şehit yakınlarına ve gazilere ödenen bu para, zannımca sadece bir işe yarıyor: savaşın maliyetinin bir kısmının sosyal güvenlik maliyetiymiş gibi görünmesine. Ölen veya çalışma yeteneğini kaybeden tek bir askerin devlete maliyeti 1 trilyon liranın üzerinde! Ve bu belki de bir politika olarak Sosyal Güvenlik sistemi içinde gösteriliyor. Savaşın maliyeti saklanıyor. Düşünen yarışmacı arkadaşlarım için buradan aslında güzel bir yazı çıkar :)

Sosyal Sigortalar kısmı, iki amaca hizmet edecekti: kurumlar arası aylık farkını kapatmak ve emekli sandığındaki akıl almaz uygulamalara son vermek. İlkinde, aynı primi ödemiş ücretli çalışan ile kendi işinde çalışanlar arasındaki farkı yok ediyor, herkes için tek bir yaşlılık aylığı bağlama rejimi getiriyordu.
Emekli sandığı için söz konusu eşitlik Anayasa Mahkemesi kararı ile bozulunca bu amaçtan uzaklaşıldı. Zaten, eşitlikte başarılı bile olsa, ödenen prim ile yaşlılık aylığı arasında organik bir ilişkisi bulunmayan, enflasyon oranlarini, faiz hadlerini yok sayan, az prim ödeyeni koruyan, uzun süre çalışanı cezalandıran bu rejim yanlıştır ve sakat doğmuştur, ileride de değişmeye mahkumdur.

Emekli sandığındaki saçmalığa gelince, hayatı boyunca örneğin 1000 lira maaşla çalışmış bir memur, emekliliğine 2 sene kala bi makama atandığında, sanki hayatı boyunca orada çalışıp o şekilde prim ödemişçesine yaşlılık aylığı bağlanıyordu. Özel hizmet tazminatı, makam tazminatı gibi ödemeleri de yine yaşlılık aylığıyla birlikte ödeniyor ve sosyal güvenlik sistemi içindeymiş gibi gösteriliyordu. Makam için verilen ülufe mi dersiniz, adı neyse o paralar da gizlenip sosyal güvenlik açığıymış gibi gösteriliyordu. Bu yanlışı düzelten uygulama da Anayasa Mahkemesi tarafından esastan bozulmuştur. Emekli sandığı, yukarıda bahsettiğim şehit ve gazi aylıklarıyla bu tarz makam tazminatları vs. yüzünden, kendisinden 5 kat daha fazla insana hitap eden SSK’dan daha fazla açık veriyor. Yani, aslında yukarıda bahsettiğimiz 20 milyar dolar rakamı aslında doğru değil, bu rakam için de revizyon gerekiyor.

Genel Sağlık Sigortası (GSS) ise tam evlere şenlik. SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri ile başlayan ve çeşitli toplum kesimleri arasındaki sağlık hizmetini eşitlemeye çalışan bu amaç, tam da istediğini yaptı: herkesi eşitledi, ama tabi ki daha düşük kalitede. Yeşilkart uygulaması genelleştirildi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan veya burada yaşayan yabancıların hepsi GSS kapsamına alındı ve bunun parasını devletin ödeyeceği konusunda anlaşıldı. AKP’ye ciddi oy kazanımı olarak geri dönen ama kısa sürede SGK’nın aktüeryal dengesini alt üst eden bu uygulama hakkında daha geniş yazmıştım ama daha ben yazımı tamamlayamadan sistem dökülmeye başladı, gerek kalmadı. Eczacılarla, medikal malzeme tedarikçileriyle, doktorlarla, özel hastanelerle kavga başladı, çünkü deniz bitti. Ekonomik göstergeler kötüleştikçe güya herkese verilen sağlık hizmeti verilemeyecek ve yine kaş yapılırken göz çıkartılacak. Bu konu, ABD’de seçim öncesinde tartışılmaya devam ediyor. Umarım doğru yolu bulurlar da biz de Amerika’yı yeniden keşfederiz.

Vatandaşa daha iyi hizmet vermeyi amaçlayan Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü (tek nokta hizmet merkezleri vb.) kurulması konusuna; ve usulsüzlük ve yolsuzlukla mücadele için kilit öneme sahip olacak Bilgi İşlem Ağı konusuna, şimdi girmiyorum. Zira bu devenin bu çok yanlış yerleri eğriyken bu tarz minör yanlışları - veya başarısızlıkları – yazıp çizmenin gereksiz olduğuna inanıyorum.

Zaten uzattık, burada keselim. İkinci Sosyal Güvenlik yazımda “olması gerekenler”i işleyeceğim, ama 40 yıldır bekliyor, 1-2 gün daha beklesin. Daha sonra yine bu konuya teğet geçen kıdem tazminatları ve işsizlik sigortası konuları var. Ama önce daha sıcak bir konuyu işleyelim: Milletvekillerinin illere göre dağılımı.
Read More!

Keşke açığımız olmasa, biz hiç borçlanmasak

"Geldiğimizde bütçe açığı milli gelirin yüzde 11,5 idi. Bugün yüzde 2'nin altındadır. Yüzde 1 ile 2 arasındadır. Biz açıkları azaltmışız. Faizler düşmüş. Faiz yükü düşmüş. Yani biz bunları düşüre düşüre sıcak paraya gerek kalmayacak. Sıcak para, hiç kimse zorla (gel al şu parayı) demiyor. Madem bu kadar karlı. O zaman bizim vatandaşımız niye 100 milyar doları dövizde tutuyor. Madem hazine faizleri bu kadar yüksek o zaman bozsunlar gelsinler hazine faizine... Şu anda Türkiye'de hazine bono ve tahvillerinde yabancıların payı yüzde 12 civarında. Diyorlar ki (yabancılar gelip soyuyor). Türkiye'de hazinenin sattığı tahvil ve bonoların yüzde 88'i Türklerin, Türk firmalarının, Türk vatandaşlarının elindedir. Bizim vatandaşlarımızın, bizim bankalarımızın, bizim şirketlerimizin elindedir. Keşke açığımız olmasa, biz hiç borçlanmasak. Ama sosyal güvenlik sisteminin açığı var ve bunun temelini de 1990'lı yıllarda attılar."
Kim demiş? Hükümetin Yıldıray Baştürk'ü durumundaki Mehmet Şimşek demiş.
Başka ne demiş?

Hazine'nin açık olduğu için borçlandığını ve en büyük açığın da sosyal güvenlik sisteminde bulunduğunu belirten Şimşek, bu açığın da yeni çıkmadığını anlattı. Şimşek, bu yıl sosyal güvenlik sistemine aktarılan paranın 37 katrilyon lira (37 milyar YTL) olduğunu ve bunun toplam yatırım bütçesinin iki katını oluşturduğunu kaydetti. Şimşek, bu paranın emekli vatandaşların çocuklarının eğitimi ile Ar-Ge çalışmalarına ayrılması halinde Türkiye'yi kimsenin tutamayacağını belirtti.

Özelleştirme paralarının nereye harcandığına ilişkin bir soruya verdiği yanıtta Bakan Şimşek, iktidara geldiklerinde vatandaşlardan zorunlu tasarruf adı altında toplanıp ardından da "çar çur edilen" paralar bulunduğunu ve bunun tutarının 14 katrilyon lira olduğunu söyledi. Bu parayı ödediklerini belirten Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mesela önümüzdeki bir ay içinde inşallah Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemeleri var. Bunu ta 1980'li-1990'lı yıllarda toplamışlar. Şimdi ortalıkta böyle bir şey de yok. Hesap kitabı bile yapmamışlar. Kimin nereden ne alacağını. Şimdi biz vatandaşlara ödemek üzere onları toparlıyoruz vatandaşlara ödemek üzere. Yani tasfiye halindeki Emlak Bankası çalışıyor. Emlak Gayrimenkul Yatırım ortakları mesela bütün varlıklarına bakarsanız bizim şu anda yapacağımız ödemelerin ufak bir kısmı bile değil. Ne yapıyoruz. Bunları vatandaşlardan daha önce devlet almış toplamış ve uçmuş ve biz bunları ödüyoruz."
Bu bakan bu hükümete fazla. Fatih Terim "Yıldıray gibi bir oyuncuyu yedekte tutamayacağım için kadrodan çıkardım" gibi nadide bir açıklama yapmıştı. Aynı durum Bakan Şimşek'in de başına gelebilir.
Haberin Tamami Read More!

Eski Aliskanliklar

Unutulur birer birer, Eski dostlar, eski dostlar. Ugur Gurses "Eski Aliskanliklara Donus" baslikli bir yazi yazmis. Maalesef kendisine bu sefer katilamayacagiz. 80 yillik rakinin adi bile hala "Yeni" Raki iken, uc dort yil once yapilan "af" uygulamalarina "eski aliskanlik" denmez. Ote yandan bu hukumet sanki son 3-4 yildir hic populist adim atmiyormus gibi bir hava da uyandiriyor Ugur Gurses'in attigi baslik.

Yemezler. Bu hukumet neredeyse 1.5 yildir asiri populist adimlara imza atiyor. Kaldi ki 2006 senesinde de bir suru populist adim attigini biliyoruz. Son 8-10 aydir iyice abartmaya basladilar orasi ayri.

Hukumet secimlerden once CHP'nin ortaya attigi abuk sabuk politikalari uygulamaya basladi. Vatandasin AKP'ye oy vermesinin sebebi gecmiste dogru ekonomi (ekonomi nedir?) politikalarini uygulamasiydi. O yuzden AKP'nin orumcek kafali sosyal politikalarina katlaniyorduk, yani bir bakima "gulu seven dikenine katlanir" durumu icerisindeydik. Simdi AKP ekonomik olarak da sacmalamaya basladigina gore artik AKP'nin savunulacak tarafi kalmamistir. Bence bugunku haliyle CHP AKP'den daha iyi bir parti haline gelmistir. Haa, CHP'nin bir sene oncesinden hic bir farki yoktur; AKP kendisi etmis kendisi bulmustur.

Finansal piyasalar da durumun gayet farkindalar zaten. O yuzden tum dunya borsalari toparlanmisken bizimkisi hala yerlerde surunuyor. Bakalim koalisyon hukumetlerine ne zaman geri donecegiz.
Read More!

Zero Sum Game (sort of)

Yazinin basligini birazdan aciklayacagim, once bir okuyucumuzun yazdigi mesaji paylasayim:

Marginal Revolution blogunda ilgimi çeken bir araştırmanın sonuçlarını sizinle paylaşmak istiyorum. http://www.marginalrevolution.com/marginalrevolution/2008/04/the-pointer-is.html adresinde yer alan bu araştırmada çeşitli ülkelerdeki vatandaşların serbest piyasalara olan güveni test edilmiş. Grafikten de görülebileceği gibi Türkiye, serbest piyasalara inancı en az olan ülke konumunda; daha da ilginci bu oranın son 5 yılda (yani AKP iş başında olduğundan beri) büyük azalma göstermiş olması. Ülkenin gündeminde uzun zamandır tartışmaya değer, şöyle dişe dokunur bir konu yok-Ekonomiturk'te de bunun eksikliği duyuluyor. Böyle bir durumda Türkiye'deki bu eğilimin nedenlerini ve sonuçlarını tartışmak yararlı olur kanısındayım. Böylece söz gelimi yakın zamanda kendini ulusalcılık olarak ortaya koyan refleksin büyük oranda serbest piyasa ekonomisi politikalarına karşı çıkması daha iyi değerlendirilmiş olur. Buradan da Türk siyasetine geçiş yapmak ve neden Sosyal Güvenlik Yasası'nın bir türlü çıkmadığını daha iyi anlamak mümkün olabilir. Düşüncelerinizi merakla bekliyorum.

Zero sum game bir kazanani ve bir kaybedeni olan oyunlara verilen isimdir. Birilerinin ekstradan bir seyler kazanmasi icin baska birilerinin kaybetmesi gerekir. Turk insani paylasilacak pastanin sabit oldugunu dusunuyor, bu yuzden de ne kadar koparirsam kardir felsefesiyle hareket ediyor. Bu dusuncede oldugunuz muddetce serbest piyasaya veya ekonominin prensiplerini kaale almanizin anlami yoktur.

Daha once defalarca soyledim. Hukumet cok dandik bir sosyal guvenlik yasasini ezelden beri gecirmeye calisiyor. Gecse ne olur gecmese ne olur. Bana sorarsaniz uzun vadede gecmemesi gecmesinden daha hayirli olur. En azindan sistem cok daha kisa bir sure icerisinde iflas eder de biz de bu problemden toptan kurtuluruz.

Reform yapacaksaniz sunu yapmaniz lazim. Ya insanlari bugun 65 yasindan once emekli yapmayi birakacaksiniz ya da emekli insanlara en fazla 15 yil emekli maasi odeyeceginizi aciklayacaksiniz (eski sisteme gore hak kazandilarsa istedikleri zaman emekli olsunlar). Baska turlu bu cark donmez.

Haa, soylemeyi unuttum. Simdiki sistem zero sum degil, negatif sum. Yani birileri 1 kazanirken digerleri 2 kaybediyor.

Not: Konu darligindan dolayi degil, vakit darligindan dolayi yazilarimiz seyreklesti.
Read More!

Alternatif sosyal güvenlik reform tasarısı

  1. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları çalışıp çalışmamakta özgürdür. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz, çalışmak istemeyen kişiler çalışmaya zorlanamaz. Mesleği ne olursa olsun çalışan ya da çalışmayan hiç kimse bu durumundan dolayı ayıplanamaz, devlet eli ile mükafatlandırılamaz, olumlu ya da olumsuz ayrımcılığa tabi tutulamaz.
  2. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları istedikleri yaşa kadar çalışmakta özgürdür. Hiç kimsenin yaşından dolayı çalışma özgürlüğüne müdahele edilemez.
  3. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gelirlerinin ne kadarını harcayıp ne kadarını tasarruf edeceklerini belirlemekte serbesttir. Hiç kimse tasarruf yapmaya ya da yaptığı tasarruftan vazgeçmeye zorlanamaz. Hiç kimse tasarruf kararı nedeniyle ayıplanamaz.
  4. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları tasarruflarını nasıl ve hangi yatırım araçlarında değerlendirecekleri konusunda özgürdür.
  5. Bu kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte kamuya ait bütün sosyal güvenlik kuruluşları lağvedilecektir. Bu kuruluşların tüm alacak ve borçları Hazine'ye devredilecektir.
  6. Daha önceki tasarrufları neticesinde sosyal güvenlik kurumları aracılığı ile devletten alacaklı durumuna düşen vatandaşlara alacaklarının tamamı bir defada olmak sureti ile ödenecektir. Ödeme konusu işbu kanunun yedinci maddesinde belirlenmiştir.
  7. Ödeme bütün tasarruf sahiplerine, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Hazine tarafından, Hazine tahvili şeklinde yapılacaktır. Tahvilin vadesi, tasarruf sahibinin daha önceki kanunla belirlenen emekliliğe hak kazanma tarihi ile aynı olacaktır. Faiz oranı ise bu tahvillerle benzer (aynı yıl) vadeye sahip tahvillerin ikinci el bono ve tahvil piyasasında belirlenen fazi oranı ile aynı olacaktır. Piyasada benzer (aynı yıl) vadeli tahvil işlem görmüyorsa, en uzun vadeli tahvil esas alınır. Hazine tarafından tasarruf sahiplerine verilecek olan tahviller alınıp satılabilir, gönüllülük şartı esas olmak kaydıyla nakde dönüştürülebilir.
  8. (Edit:Bonus madde) Her Turkiye Cumhuriyeti vatandaşı tasarruflarını değerlendirme konusunda en azından Beğenmezsen Okuma blogundaki tasarruf konulu yazıları okumuş olmalıdır.
Read More!

Sosyal Guvenlik Uygulamalarinin Maliyeti

Bu aralar vaktim hic yok, o yuzden soyle etrafli bir yazi yazmak yerine ufak bir yorum yapmayi tercih ettim bu sefer. Turk ekonomisinin en onemli sorununu bugunlerde Deniz Gokce tartisiyor. Hakli olarak basinin bu konuya hakettigi onemi vermedigini soyluyor. Basin felaket tellalligi yapmayi seviyor ama is populizm ve felaket tellalligi arasinda secime gelince ibre populizmden yana agir basiyor anladigim kadariyla.

Konu Sosyal Guvenlik Sistemindeki asagi yukari 15 yildir suren gerizekali uygulamalarin ulkeye maliyeti. Calisma Bakani maliyeti bugunun parasiyla 851 milyar YTL hesaplamis. Deniz Gokce de buna ek olarak bu uygulamanin her sene ayrica 25 milyar dolarlik bir ek yuk getirdigini belirtmis. Bahsettigi yillik acik miktari, uygulamanin gercek maliyeti senelik 25 milyar dolardan daha fazla aslinda.

Sosyal Guvenlik sistemimiz Turkiye'nin demografik yapisini dikkate aldigimiz taktirde her sene %3 civarinda fazla vermesi gereken bir sistemdir. Oysa biz %5 acik veriyoruz. O yuzden kabaca maliyetin 25 milyar dolar degil, 40 milyar dolar oldugunu belirtelim. Ayrica bu acigi finanse etmek icin arttirilan vergilerin ekonomide yarattigi carpikliklarin ve verimsizliklerin de maliyetini bu hesabin icerisine katmiyoruz. Olay gorundugunden daha vahimdir. Hukumetin yapmaya calistigi reform bana kalirsa Sosyal Guvenlik canavarinin disinin kovugunu da doldurmaz.

O yuzden ben bu konuda umut verici bir gelisme olmasini umit etmeyi birakin, aklimdan bile gecirmiyorum. Bu yazinin amaci icinizi karartmak degildi tabii ki. Aklinizi basiniza alin ve 20 yil sonra emekli olacaksaniz simdiden para biriktirmeye baslayin, yoksa Halk Ekmek kuyruklarinda cok zaman harcamak zorunda kalabilirsiniz.
Read More!

Sosyal Guvenlik Acigi ve Kazanilmis Haklar

Radikal sosyal guvenlik sisteminin analizini yapan bir yaziyi kapak yapmis. Yazida bir cok ilginc bilgi var ama benim en ilginc buldugum cumleler sunlar:

"Türkiye daha önce yabancı olduğu sosyal güvenlik açığı kavramıyla 1992'de tanıştı. Demirel hükümetinin emeklilik yaşını düşürmesi ve 'sosyal yardım zammı' adı altında emekli aylıklarına prim karşılığı olmayan artışa gitmesi üzerine sosyal güvenlik sistemi sembolik de olsa ilk açığını 1992'de verdi ve izleyen yıllarda giderek büyüyen miktarlarda açık vermeye devam etti. Sosyal güvenlik sisteminin 1994-2006 arasındaki 13 yıllık dönemde gerçekleşen açıklarını kapatmak için bütçeden aktarılan kaynakların aynı dönemdeki Hazine iç borçlanma faiz oranları dikkate alınarak güncellenen değeri 687 milyar YTL."

Evet, Demirel sayesinde emeklilerin basina gokten "cuk" diye bir hak dustu. Bu hakki da "kazandiklari" icin bir daha kaybetmeleri gibi bir olasilik yok, cunku Turkiye'de "kazanilmis haklarin korunumu" ilkesi gecerli. Mesela Fenerbahce Kayseri macinda 1 gol atip one gecerse, galibiyet hakki kazandigi icin sonraki dakikalarda gol yiyip maci kaybetmesi hukuken mumkun degil. Mahkemeye verseler 3 puanlarini geri alabilirler (Fener maci 2-1 kaybetti sonradan yedigi gollerle).

Bu aciklarin devletin butcesine son 15 yildaki maliyeti ise neredeyse 700 milyar YTL imis. Devletin ic ve dis borcunun iki kati bir miktar. Bu parayla neler yapilmaz neler.

Ulkemizde her bir emekliye 2 calisan dusuyormus. Bir emekli ayda ortalama 700 YTL maas alirken, bir calisandan ayda ortalama 300 YTL kesiliyor. Anlayacaginiz calisanlardan toplanan para maaslarin odemesine bile yetmiyor. Bir de emeklilerin saglik harcamalari var ki ne siz sorun ne ben soyleyeyim. Turkiye coktandir "refah devleti" olmus, haberimiz yok.

Hukumet de bu problemi cozmek bir yana, iki yildir sallayip duruyor. Eskiden Sezer'i bahane ediyorlardi, simdi orada da kendi adamlari var, hala ne duruyorlar? Gerci 2 sene once getirdikleri cozum de dandikti, neymis efendim problemi 30-40 sene sonra cozecekmis. Kazanilmis haklar geri alinamazmis!! Bal gibi de alinir. Birileri bir seyler kazaniyorsa birileri de kaybediyordur. Haybeden bir suru kisiyi emekli ettiniz, bu donemde vergi veren vatandaslari magdur ettiniz. Genclerden aldiniz, yaslilara verdiniz. Genclere de yaslilardan alip verirseniz kimse bir sey diyemez.

Ulkemizde yuksek faizden sikayet edenler aslinda sosyal guvenlik politikasindan sikayet ediyorlar. (Kizim sana soyluyorum, Oguz Saticim sen anla) Acik vermeyen, tutucu bir sosyal guvenlik politikasina sahip olsaydik, simdiye ne devletin borcu kalmisti, ne de 2001 krizi cikmis olacakti. Herkese bir ev bir araba sozu veren Demirel aslinda herkesin bir ev ve bir araba almasini cok uzun bir sure erteletmis oldu. Biz 92 yilinda Polonya'dan, Cek Cumhuriyetinde cok daha zengin bir ulke idik. Bulgaristan'dakiler yoksulluktan Turkiye'ye kaciyorlardi. Simdi bu ulkelerin hepsi bizi gecti. Sagolasin Demirel, sagolun erken emekliligi ve erken emeklileri savunanlar!!!
Read More!

Butce Acigi ve Merkez Bankasi

Merkez Bankasi serisindeki yazilarimiza devam ediyoruz. Oncelikle sunu belirtmeliyim ki Merkez Bankasi yonetiminden hukumette oldugumdan cok daha fazla hosnuttum. Elestirdigime bakmayin.

Hukumet secim yolunda butce disiplinini elden birakti ve bu Turkiye'ye 1 sene gibi bir zaman kaybettirdi. Bunun da otesinde "secim zamaninda bile populizme sapmadi" madalyasini kazanamadi. Oysa populizm yapmasaydi ve butce disiplininden sapmasaydi da secimlerden %45 civarinda oyu yine alirdi.

Once rakamlari verelim. Yilin ilk 9 ayinda butce giderleri %19, butce gelirleri %11 artmis. Neticede butce acigi 12.2 milyar YTL olarak gerceklesmis. Harcamalar icerisinde goze batan kalemler sunlar:

1. Sosyal Guvenlik Kurumuna yapilan 25 milyar YTL'lik transferler
2. Saglik Harcamalari: 5 milyar YTL
3. Tarim Destekleme Alimlari: 5 milyar YTL

Secim biteli 3 ay oldu, bunlar Sosyal Guvenlik problemini cozmek yerine ortalikta cirit atiyorlar.

Biz AKP'ni secim ekonomisi uygulayacagini daha Mart ayinda soylemistik. Ben sahsen butce aciginin cok daha buyuk olacagini hesapliyordum, neticede sene sonunda butce aciginin 25 milyar YTL civarinda olacagini tahmin ediyordum. Harcamalar konusunda hakli ciktim, ancak gelirler konusunda aldiklari tedbirler (5 milyar YTL'lik IMF paketi) ve Telekom'dan gelen erken odeme butce acigini azaltti. Durum kotu degildir, ancak iyi de degildir. Bu sene butce fazlasi verseydik, enflasyon daha cabuk duser, faizler de daha erken inerdi.

Onumuzdeki sene hukumet butce fazlasi vermeyi hedefleyecektir. Merkez Bankasinin yaptigi indirimler ekonomik buyumeyi hizlandirarak vergi gelirlerini arttiracaktir. Ote yandan faiz giderleri bir miktar azalacaktir. Secim ekonomisi de uygulanmayacagina gore butce fazlasi vermek problem olmayacaktir. Ancak mikro reformlar konusunda cok umutlu olmadigimi bir kez daha belirteyim. Yine de butce disipliniyle de cok seyler basarabiliriz.

Merkez Bankasinin enflasyonla savasta iki tane yardimcisi var: butce politikasi ve guclu YTL. 2008'de butce destek olmaya devam edecektir, guclu YTL ise her zaman surpriz yapabilir. Ote yandan daha once de siraladigim riskler var. Bugun itibariyle Merkez Bankasinin 2008 yili icin nokta enflasyon tahmini %3.2; benim nokta tahminim ise %5.2. Ayrica ben enflasyonun yukari yonde surpriz yapma olasiliginin cok daha fazla oldugunu dusunuyorum. Gelecek sene sonunda kimin hakli ciktigini gorecegiz. Hem bu sefer karsimdaki rakip daha guclu, en azindan erken zamanda enflasyon yuksek cikacak gibi gorunurse adamlar faizleri yukselterek tedbir de alabilirler. Read More!

Issizlik Sigorta Fonu Nedir?

TOBB Baskani Rifat Hisarciklioglu dahiyane bir fikir ile issizlik problemine cozum bulmus. Hurriyet'in haberine gore Hisarciklioglu soyle demis:

"İşsizlik Sigorta Fonu’nda biriken kaynağın 25 milyar YTL’ye ulaştığına dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, "Türkiye’nin en önemli sorunu istihdam. İşsizlik fonunun kaynağının, kuruluş amacına uygun kullanılması halinde 1 milyon kişiye iş sağlanabilir" dedi. TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye’nin bir numaralı gerçek meselesinin istihdam olduğunu belirterek, "1 Nisan 2007’den başlamak üzere 2 yıl süreyle tüm Türkiye’de her ilave istihdam artışında, tüm sosyal güvenlik primi, işsizlik sigortası fonundan karşılanmalı" dedi."

Bak anasini yahu, biz niye dusunemedik bu zekice cozumu. Rifat Hisarciklioglu aslinda Sinan Aygun veya Oguz Satici'dan daha mantikli yorumlarda bulunan bir kisi. Bazen gercekten de dogrulari soyluyor. Demek ki amaci bizi 25 milyar YTL'lik cilginliklar yapmaya sevketmekmis.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Yukaridaki oneriyi okuyan vatandas Issizlik Fonunda biriken paranin oyle bos bos oturdugunu falan zanneder herhalde. Kayitlarda 25 milyar YTL fazla gorunmesi ortada para oldugu anlamina gelmez. Nasil Sosyal Guvenlik Sistemi her sene 25 milyar YTL acik verdigi zaman biz paralari agactan toplayip emeklilere vermiyorsak, Issizlik Fonu icin topladigimiz paralari da gommuyoruz. Bir hesapta toplanan fazla paralar diger hesaplarin verdigi aciklari karsilamak icin kullaniliyor. Tum butce geneline baktigimiz zaman hala acik verdigimiz goruluyor. Bu aciklarin uzerine bir de zaten kayitdisi calisip vergi kaciran sirketlere tesvik vererek aciklarin iyice buyumesini istemek Sark kurnazligindan baska bir sey degildir.

Bilmeyenler icin bir kez daha soyleyelim, ortada 25 milyar YTL gibi bir rakam yok, bu sadece kagit uzerinde. O yuzden harcayacak, har vurup harman savuracak bir miktar da yok. Istihdam vergilerinin dusmesi icin yapilmasi gerekenler basit, ama Hisarciklioglu'nun anlattigi kadar da basit degil. Yapilmasi gerekenler sunlar:

1. Kayitdisi isci calistirmak kazayla islenen bir suc degildir, bilincli ve sistematik bir sekilde yapilir. O yuzden kayitdisi isci calistiranlarin yakalanip suclu bulunmalari halinde tum mal varliklarina el konmasi kanun olarak benimsenmeli. Kayitdisini ihbar eden calisanlara tekrar is bulana kadar issizlik maasi baglanmasi da kanuna eklenmelidir. Kayitdisi calistiranlara kayiticerisine gecmek icin 30 gun sure taninmalidir.

2. Kanunun yururluge girdigi sureden 30 gun sonra denetimler arttirilmalidir. Bu sadece defter uzerindeki denetimleri degil, undercover (isci kiligina giren) kisiler kullanilarak sucustu yapilmalidir.

3. Bes on kisi yakayi ele verdikten sonra kayitdisi calistirmalarda onemli azalmalar kaydedilecek, bir cok kayitdisi calisan islerini kaybedecektir. Iste bu noktada bu kisiler daha cok isvereni ihbar edecek ve kayitdisi problemi onemli olcude ortadan kalkacaktir.

4. Kayiticine girenlerin orani arttikca istihdam uzerindeki vergilerde azaltilmaya baslanip uzun vadeli istihdam artisinin onundeki en onemli engellerden bir tanesi boylece ortadan kaldirilmis olacaktir.

Cozumun en zor kismi siyasi irade kismidir. Simdiye kadar siyasi irade olmadigi icin kayitdisi problemi cozulememistir. Ilk asamada issizlige ve kaosa yol acacak bu tur bir eylemin icerisine girmek her babayigidin harci degildir; bir cok ekonomik basarisini takdir ettigimiz AKP hukumetinin en basarisiz oldugu konu budur. Read More!

Baby Boomers ve Yatirimlar

Bize gelen okuyucu mektuplarindan bir tanesine asagida cevap vermeye calisacagiz, herkes faydalanabilsin diye. Okuyucumuz soyle diyor:

"Ekonomi ve finans konularina yeni merak sarmis birisi olarak bir kac soru olustu kafamda, sizin de bazen okurlariniza cevap verdiginizi gorerek belki cevaplarsiniz diye dusundum.

1) Gecen seferki postta "Baby Boomers" i sormustunuz. Su an okudugum bir kitapta (Rich Dad's Guide To Financial Freedom - Cashflow Quadrant - Robert Kiyosaki), Amerikanin 2025ten sonra sosyal sigorta sisteminin cokecegini, ve bunun nedeninin de baby boomerlarin calisandan emekli konumuna gecmesi oldugnu soyluyor. Boyle bir olayda Amerikan ve dolayli yoldan Dunya-Turkiye ekonomisi nasil etkilenir?

2) Piyasadaki yatirim ve finans kitaplarina baktigimda genelde agirlikli olarak emlak ve hisse senedi piyasalari hakkinda oneriler ve yontemler var. Benim merka ettigim bu kitaplarda tavsiye edilen hisse degerlendirme, analiz methodlari Turk emlak ve hisse senedi borsasina ne kadar uygulanabilinir? Arada guvenlilik yada istikrar farklari ne kadar? Burdaki methodlari kullanarak Turkiyedeki hisse senetlerine yapilan yatirimlarin gercekten asagi yukari beklenen getiriyi getirme sansi nedir?"

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

1. Robert Kiyosaki'nin kitabini okudum, cok kuvvetli yonleri var, ancak ozellikle son kitabinda haddini asarak gelecege yonelik tahmin olayina girmis ki bence akademik olarak bes para etmez ama pazarlama stratejisi olarak akilli bir yaklasim oldugunu soyleyebilirim. Amerika'nin sosyal sigorta sistemi bu haliyle cokmez. Amerika cokene kadar daha sirada Avrupa var. Baby boomerlarin emekliye ayrilmasinin sistem uzerinde yuk olusturacagi dogru ama Amerika nufus olarak hala yuksek hizlarda buyuyen bir ulke, gocmenlerin gelmek icin kapisini asindirdigi bir ulke. O yuzden gercek anlamda bir problem olustugu anda gocmenlere kapilar acilarak bahsedilen problem ortadan rahatlikla kaldirilabilir. Kaldi ki Amerika'da insanlar cok para biriktirmediklerinden olacak, emeklilik surelerini erteleme yoluna da gidiyorlar.

O yuzden baby boomerlarin emekli olmasi ne bize ne de baskasina bir problem olusturur. Korku tacirleri riskleri ve problemleri one cikarirken kivrak insan zekasinin bunlara karsi olusturacagi cozumleri hep geri plana atiyor. Bu nedenledir ki kotumserler uzun vadede hep kaybeden oluyorlar.

2. Simdi Amerika icin yazilmis "zengin olmanin sirlari" turu kitaplari turkceye cevirip kullanmak oldukca sakincali bir uygulama. Bu kitaplarda verilen ve Turkiye icin de en gecerli tavsiye -bizim de her zaman soyledigimiz gibi- "para biriktirin, harcamayin, yatirim yapin" tavsiyesidir. Paranizi nereye koyacaginiz konusunda ise bu kitaplara sakin guvenmemenizi tavsiye ederim.

Amerika reel faizlerin cok dusuk oldugu bir ulke. Turkiye reel faizlerin cok yuksek oldugu bir ulke. O yuzden yatirim felsefeleri de tamamen farkli olacaktir. Ayrica Amerika'daki vergilendirme sistemi de Turkiye'den farkli. Bir misal vereyim, gerisini siz kendi zekanizla bulun. Amerika'da konut kredilerine odediginiz faizleri vergilerinizden dusebiliyorsunuz. Yerel ve federal vergileri goz onune aldigimiz zaman bu odediginiz faizlerde %40 civarinda bir iskontoya denk geliyor (yuksek gelirliler daha cok iskonto aliyor, daha yuksek oranlarda vergi verdikleri icin). Konut faizleri senelik %6 civarinda, %40'lik iskontosunu goz onune aldiginiz zaman bu faiz orani net %3.5'e duser. Enflasyon orani da %2-3 arasinda seyrettigi icin konut kredilerinde odediginiz reel faiz %1 civarinda bir miktara karsilik gelir. Senelik faizlerden soz ediyorum. Bu durumda senede $10000 kira harcamasi olan bir kisi icin ev almak gayet mantikli bir yatirim karari olur. $300000'a bir ev alirsaniz, bunun size senelik reel maliyeti $10000'dan daha dusuk olacaktir.

Borsa konusu ise basli basina baska bir yazinin konusu. Hatta kitap bile yazabilirsiniz bu konu uzerine. Yine de ben size anafikrini soyleyeyim: faizlerin dusecegine inanmiyorsaniz borsaya yatirim yapmayin; yatirim yapacaksaniz da pasif yatirimi secin, kendi kendinize bir endeks portfoyu olusturun, piyasada kendine portfoy yoneticisi diyen "vampirlerin" komisyon adi altinda yaptigi gasplara maruz kalmamis olursunuz.

Bir ortak bulabilsem gelip Turkiye'de dusuk komisyona portfoy yonetimi isine girecegim ama kimseyi tanimadigimdan bu olacak gibi gorunmuyor. Read More!

Devletin Rolu Ne Olmali?

Onceki yazimizda devletin yapmamasi gereken seylerin bir kismindan bahsettik. Bu yazimizda devletin yapmasi gereken seylere deginelim ki okuyucularimiz tamamen devlet karsiti olmadigimizi anlasin. Devletle ilgili goruslerimi en iyi aciklayan cumle eski bir atasozumuzdur:

El elin esegini turku cigirarak ararmis.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Bundan uzun yillar once Arcelik'te staj yaparken Regaib Bey isimli yonetici bu sozu kullanmisti, o zamandan beri cok severim.

El elin esegini turku cigirarak ararmis sozu Milton Friedman'in arayip da bulamadigi onun yerine para harcamanin 4 yolu seklinde acikladigi durumu cok daha iyi aciklayan bir sozdur. Devlet halkin parasini harcarken israf yaratacaktir, etkin olamayacaktir, verimli olamayacaktir. O yuzden devletin harcamalarini mumkun oldugunca kismaliyiz diyorum. Ben devletten beklentilerimin bir kismini 11 Ocak 2006 tarihinde soyle acikliyorum:

"Devletin yapmasi gereken ama yapmasi "zor" seyler sunlar:

1. Basbakanin kendi dilinden dinleyelim: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, toplanması gereken vergilerin yeterince toplanamadığını belirterek, “Türkiye'de korkunç vergi kaçağı var. Biz bunların hepsinin farkındayız. Daha fazla vergi toplayacağız” dedi. Erdoğan, Siirt'te kültür merkezinde halkla bayramlaşma töreninde yaptığı konuşmada, bunun için yeni politikalar geliştirdiklerini belirterek, şu anda kayıt dışı ekonominin fazla olduğunu ancak bunu da aşacaklarını kaydetti.

Insallah diyorum.

2. Sosyal Guvenlik Reformu: Bu birinci maddeyle ilintili. Turkiye'deki kayitdisi ekonomi yuzunden kayiticindeki her 1.6 calisan 1 tane emekliye bakiyor. Daha dogrusu bakamiyor ve sosyal guvenlik sistemi buyuk acik veriyor. Burada yapilmasi gereken birinci sey giderlerin dusurulmesi: emeklilik yasinin hizli bir sekilde 65, daha sonra kademeli olarak 70'e yukseltilmesi gereklidir. Yapilacak ikinci sey ise gelirlerin kaytdisindakilerin kayiticine alinarak arttirilmasidir.

Cok zor hedef.

3. Adalet sistemi reformu: Devlet Turkiye'de suc islemeyi neredeyse tesvik ediyor denebilir. Her 5 yilda bir genel af ilan ediliyor, cogu suclarin uzerine gidilmiyor, vergi kacirilmasina, kacakcilik yapilmasina goz yumuluyor. Adli sistem islemedigi icin cek senet tahsil isi mafya'ya kaliyor, vs. Burada yapilmasi gereken basit. Kanunlarin guncel olmali ve bunlari istisnasiz uygulamalisiniz.

Cok cok zor hedef, oyle 3-5 yilda olacak sey degil."

Demek ki benim devletten oncelikli beklentim dogru durust bir adli sistem isletmesi, vergileri toplayarak butce aciklari vermenin onune gecmesidir. Bu soylediklerim yapildiktan sonra ve devletin borclari nominal olarak azalmaya basladiktan sonra yapilmasi gereken ise vergilerin yavas yavas azaltilmasidir. Dusuk vergilerden ve tikir tikir isleyen adil bir adli duzenden daha iyi tesvik yoktur.

Peki devlet enerji yatirimlari yapsin mi sorusuna ne cevap veriyoruz? Bunun icin 18 Ocak 2006 tarihinde "En ucuz enerji turu hidrolik enerjidir. Devletin yapmasi gereken ozel sektoru bu alanin icerisine cekmek. Ben devletin bu tur yatirimlari yapmasina karsiyim. Uc senede tamamlamasi planlanan projeler 10 senede, planlanan maliyetinin 5 katina yapiliyor. Devlet sadece ozel sektorun bu tur yatirimlari yapmasina olanak saglayacak yasal altyapiyi hazirlasin yeter." demisiz.

Bugune kadar yazdigim yazilarda devletin varligina karsi cikmadigimi (verimsizlik oldugunu bilmeme ragmen) belirttigim alan egitimdir (milli guvenlik, asayis, karayollari, gibi konularda henuz fikir belirtmis degilim). Bunun icin 4 Kasim 2006 tarihinde yazmis oldugum yaziyi okumaniz gerekecek.

Simdi her alana tek tek girip fikir belirtmeyeyim, fikirlerimi olustururken baz aldigim temel prensip serbest piyasa prensibidir. Serbest piyasada herkes kendi esegini kendisi aradigi icin kaynaklar daha verimli kullanilir. Devlete dusen gorev de piyasanin gercekten serbest olmasini saglamaktir, yani hakemlik yapmaktir. Kastettigimiz Amerikan futbolunda yapilan hakemliktir, gormedigi zaman gidip Erman Hoca gibi monitorden seyreden, gerekirse oyunu 2-3 dakika durduran cinsten hakemlik; yoksa bizim hakemlerin yaptigi gibi hep buyuk takimlar lehine "takdir haklarini" kullandiklari veya "ben gormedim" cinsinden hakemlik degil.

Bana sorarsaniz Turkiye'nin bir numarali problemi kanuni altyapisinin, polislik hizmetlerinin ve adli sisteminin yamuk olmasidir. Bunu bir ekonomist olarak soyluyorum. Elimizde bunlari olcecek veri olmadigi icin ekonomistler ancak olcebildikleri konular uzerinde tartisiyorlar. Tarla gibi sahada futbol oynamaya calisiyoruz, ondan sonra da "pas hatalari", "top kayiplari" gibi istatistikleri yorumlamaya calisiyoruz. Atalarimiz bunun icin de soz soylemisler: havanda su dovuyoruz, cok da basariliyiz!!! Read More!