Reel Faiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Reel Faiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Real Interest Rates in Turkey

Real interest rates in Turkey had been in double digits for the past 20 years. However, since last year interest rates have been going down unexpectedly. Currently trailing 12-month inflation rate is above 10%, but the short term interest rates are at 6.5% and 2-year interest rates are at 9%. Inflation in 2010 is expected to be around 8%, so the current real interest rates in Turkey are uncharacteristically negative. If you have told anyone a year ago that real interest rates in Turkey will be one of the lowest in the entire world, nobody would believe.

Why does Central Bank of Turkey keep short term interest rates so low even though the inflation rate reached 10% and the economy has been growing at around 10% rate? Governers of central bank mistakenly believe that consumer sentiment is low, growth rate is low and core inflation determines the fate of inflation rate in Turkey. First of all, official statistics use a trailing 12 month average growth rate as the current quarters GDP growth rate. So until two days ago, that statistic showed a GDP growth rate of -2.9%. Meanwhile the quarter-over-quarter growth rate was 2.7% (an annualized GDP growth rate of 11.2%). That was the first time State Statistics Institute announced seasonally adjusted Q-o-Q growth rates. It did not get any media coverage though and most of the people were still thinking that the economy was still in recession.

Two days ago State Statistics Institute announced a 6% year-over-year and 2.3% quarter-over-quarter GDP growth rate which implies a nearly 10% annualized growth rate for the last quarter of 2009. Since they are still using the year-over-year growth rates as their benchmark, it is now certain that they will announce a 13-14% year-over-year growth rate for the first quarter of 2010. This growth rate is even larger than stimulus induced growth rate of China!!! Yet the central bank still insists on an extremely accomodative interest rate policy. Another factor affecting this decision is the high unemployment rate and their preference for higher growth rates over lower inflation rates. The puzzle is why the markets let the medium term interest rates stay low.

In the next few months, I believe the core inflation rate will accelerate until the central bank starts to tighten the interest rates. As a result investors opting for government bonds will experience negative real yields, Turkey's GDP growth rate for 2010 will be 8% (as I stated yesterday market expectations are around 5%, which is extremely low, they don’t know what they are doing) and the stock market will be in record territory.

Here is a list of related articles in Turkish about real interest rates in Turkey:

Türkiye'de Enflasyon ve Reel Faiz Oranı
Dünyanın En Düşük Reel Faizi Türkiye’de Read More!

Yiğit Bulut ve Son Ekonomi Haberleri

Ak Yatırım’ın günlük raporunda şu son ekonomi haberlerine yer verilmiş:

Başbakan Erdoğan, emekli maaş zamlarını açıkladı. SSK, tarım ve Bağ‐Kur’lu olmak üzere toplam 7 milyon 327 bin 820 emekliyi kapsayan artışları açıklayan Erdoğan, 2010 yılının 2010 yılının ilk altı ayı için en düşük emekli aylığı %20,4, en yüksek emekli aylığı da %4,5 oranında arttı. İlk altı ay için en az 63 TL, en çok 101 TL, olarak gerçekleşecek artışlar, yılın tamamında ise, emekli maaşlarına en az 74 TL, en çok 172 TL olmak üzere yapılacak.

Hazine Müsteşarlığı, 2010 yılı dış borçlanma programı çerçevesinde 2 milyar dolar 2040 vadeli Eurobond tahvil ihracı gerçekleştirdi. Tahvilin faiz oranı %6,85 olurken spred 224,7 puan oldu. Hazine’nin 2010 programında 5,5 milyar dolar tahvil ihracı yer alıyor. Hazine Şubat ayında da 2,1 milyar dolarlık oldukça yüksek dış borç ödemesi yapılacak.

Merkez Bankası yürürlüğe giren vergi düzenlemelerinin Ocak enflasyonu üzerindeki doğrudan etkisinin 1,5 puan civarında olacağının tahmin edildiğini kaydetti.

Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor yazımızda Türkiye’nin borçlanmak zorunda olan bir ülke konumuna düşmesinde bir çok kişiyi erken emekli ettiğimizi ve bunlara çok uzun süre baktığımızı belirtmiştim. Bakınız, sosyal güvenlik sistemimiz açık veriyor olmasa idi son 5 yıldır ülkemiz borç alan değil borç veren bir ülke olacaktı. Açıklar dağ, okyanus olmasına rağmen Erdoğan altı aylık %20’i geçen zamlar yapmış. Çoğumuz da alkışlamışızdır kendisini, emeklileri ezdirmedi diye. Bunlar zero-sum game, birisinden alıp başka birisine verdiğimiz politikalar. Yani bir çeşit Robin Hood’luk. Şimdi alacak kimse de bulamadığımız için gittik IMF’nin kapısına avuç açıyoruz. Burada kızılacak yer IMF değil, oraya gidendir.

Türkiye 30 yıl vadeyle piyasadan 2 milyar dolar borçlanmış. Ödeyeceği senelik faiz %6,85. IMF ile anlaşma yaptığı takdirde (vadesi daha kısa olacaktır) ödeyeceği faiz %1,25. Hangisi daha iyi? Bence ikisi de iyi, Amerikan doları iyice değer kaybetmeye başlamadan dolar borçlanmak doğru bir adım.

2010 yılının ilk ayında enflasyon %1,5 olacakmış, gerisinde ne olur siz kestirin. Parasını gecelik faizde tutan devlete enflasyonun altında borç vermiş oluyor, bir yıl vadeli bono alanların durumu bile bu şekilde olabilir. Reel faizler çok düşük, enflasyon hedefin üzerinde çıkacaktır. Read More!

Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor

BAĞDAT – Yanlış hesap Bağdat’tan döner diye bir atasözümüz vardır, ben de o hesap Bağdat’tan hesabın döndüğü noktadan yazıyorum bu yazıyı. Yiğit Bulut’un Herkesten Gizlediği Gerçek Nedir başlıklı yazımızı okuduysanız Yiğit Bulut’un IMF anlaşmasını destekleyenler ülkesini sevmiyor sözüne cevap verdiğimizi düşünmüş olabilirsiniz ama o yazı gerçeklerin yarısını gösteriyor sadece. Bu yazıda da asıl vurucu argümandan bahsedeceğiz. Kaldığımız yerden devam edelim.

Durum 2: Bir Yıl Vadeli Tahvil Yatırımı
Gerçi Türk insanı bu tür konulara aşinadır, parasını genellikle 30 günden fazla vadede pek tutmaz ama biz yine de bazı kişilerin farkında olmadığı bir riskten bahsedeceğiz. Paranızı uzun vadeli olarak mevduata veya tahvile bağladığınız zaman kredi riskine ek olarak faiz riski de alırsınız. Siz parayı bağladıktan sonra piyasadaki faiz oranları sabit kalmayacaktır, oynayacaktır. Eğer bir kriz çıkar da faiz oranları zıplarsa sizin paranız düşük faizden bağlı kaldığı için yükselen faizlerden faydalanamayacaksınız ve vade sonuna kadar güdük bir faiz getirisi elde etmeye devam edeceksiniz. Olur da elinizdeki tahvili piyasada bozdurmaya kalkarsanız 100 liradan aldığınız tahvilin belki de 90 liradan ancak alıcı bulduğunu göreceksiniz. Tersi durum da olabilir ve faizler düşer, buna rağmen siz ilk tahvil aldığınız zaman geçerli olan yüksek faiz oranlarından faydalanmaya devam edersiniz. Ama elde edeceğiniz getiri tahvili aldığınız zaman elde edeceğinizi düşündüğünüz getiriyi aşamayacaktır. Ekonomistler bu riske faiz veya vade riski diyorlar. Genellikle bu riski aldığınız için ve likiditenizden feragat ettiğiniz için piyasalarda vadeler uzadıkça faiz oranları da artar. Şu an Türkiye’de de böyle bir durum var. Gecelik faiz oranları %6,5 iken 1 yıllık faiz oranları bugün %8,5.

Bizim Azerbaycan’lı Rüstem diyelim ki vade riskini göze aldı ve parasını bir yıl vadeli hazine tahvillerine yatırdı. Kriz çıkmadığını ve herşeyin beklediği gibi yolunda gittiğini varsayalım. En iyi ihtimalle bir yıl sonunda eline %8,5 nominal getiri geçecektir. Hazinenin enflasyon vergisi aldığını biliyoruz, yani Rüstem’in hazineye maliyeti 8,5 eksi enflasyon oranı kadar olacaktır. Bu görünen bir vergi değil , gizli bir vergi ve çoğu kişi de ellerindeki paranın değerinin zamanla azaldığını bilse de kaybettikleri miktarın nereye gittiğini bilmezler. Enflasyondan dolayı kaybedilen satınalma gücü TL borçlananlara yani çoğunluğu hazineye gider. Bir yıl sonra da enflasyon oranının en iyi ihtimalle %6, muhtemelen de %8’e yaklaşacağını varsayarsak Rüstem’e hazinenin ödediği reel faizin %0,5 ile %2,5 arasında bir yerlerde olacağını söyleyebiliriz. Sizin yaşınız kaçtır bilmiyorum ama Türkiye çift basamaklı reel faizleri 20 yıldır ödüyordu. Nihayet riskimizin düşük olduğunu küresel krizde cümle aleme kanıtladık, kredi notumuz ardı arkasına arttırılıyor. Ödediğimiz reel faiz bir nesildir ödediğimiz en düşük seviyelere gerilemiş, neredeyse Amerika’nın ödediği cücük seviyelere düşmüş, Yiğit Bulut ise bu seviyelere razı olan üç beş tane yabancı yatırımcıyı da kovalamak için ne yapacağını bilemiyor.

Değerli dostlarım, bakınız burada örnekleme yaparak verdiğim Rüstem ufak bir yatırımcıdır, piyasalarımıza girmesi faiz oranları üzerinde bir etki yapmaz. Yiğit Bulut’un sizlerden gizlediği, söylemediği çok önemli bir finansal gerçek var. Büyük yatırımcılar büyük miktarlar kullanarak piyasalarımızdan tahvil alımı yaptıkları zaman hazinenin ödediği faiz oranları düşer, herkes daha düşük bir faize razı kalmak zorunda olur. Bu nasıl olur anlatalım. Hazine bir ihale açtığı zaman borçlanacağı miktar aşağı yukarı sabittir. Ihaleye büyük bir yatırımcı talep gösterdiği zaman artan rekabetten dolayı birileri hazineye istediği kadar borç veremeyecek (bu yerli bir yatırımcı da olabilir, diğer yabancı bir yatırımcı da). Siz ne yapardınız bu durumda? Tabii ki faiz oranlarını ufak bir miktar düşürerek diğer alıcıların önüne geçerdiniz değil mi? Böylece bu yatırımcılardan bir kısmı talep ettikleri faiz oranını bir miktar düşürerek ihalede hedefledikleri kadar kağıt alabileceklerdir. Bunun neticesinde de ihalede gerçekleşecek faiz seviyesi normalde gerçekleşeceğinin bir miktar altında olacaktır. Yani hazine yabancı bir alıcının piyasaya girmesiyle herkese daha düşük faiz ödeyecektir. Yabanci yatirimci ne kadar buyukse, faizdeki düşüş de o kadar fazla olacaktir.

İşte Yiğit Bulut’un sizlerden gizlediği gerçek budur. Eskiden faizlerin şimdikine kıyasla çok daha yüksek olmasının bir sebebi de bu idi. Piyasada sadece yerli alıcılar vardı ve rekabet düşük olduğu için hazine yüksek faiz ödemek zorunda kalıyordu. Yiğit Bulut o günlere özlem duyuyor olmalı. Yabancı alıcıların sayesinde hazinenin daha düşük faiz verdiğini ya bilmiyor ya da sizlerden gizliyor. Hangisi daha kötü bilemiyorum.

Özetleyecek olursak Yiğit Bulut piyasadaki faizlerin daha da düşmesine katkı sağlayacak yabancı alıcıları size “sıcak paracı, kan emici vampirler” olarak takdim edip kaçırmaya çalışıyor. Ayrıca geçmişte Türk lirasının değer kazandığı, doların değer kaybettiği bir dönemde yabancı yatırımcıların döviz spekülatörlerinin sırtından para kazanmasına da oldukça gocunmuş. Kendisi döviz çıkacak diye spekülasyon yapmıyorsa bundan neden gocunduğunu da anlamış değiliz. Neticede biz dışarıdan petrol ve doğalgaz gibi ekonomimizin çarklarını döndüren enerji hammaddelerini ithal etmek zorundayız. Varili $50 da olsa ithal edeceğiz $150 da olsa ithal edeceğiz. Dolar değer kaybederse en azından Araplara ve Ruslara daha az TL ödeyerek bu malları satın alacağız. Üstüne üstlük Türkiye hala dışarıya bir ton dolar borcu olan bir ülke, borç aldığımız paranın değeri düşüyorsa bundan iyi ne olabilir ki? Madem Türk lirası aşırı değerli, o zaman bastır liraları, al ucuzdan dolarları, kapat borcunu. Dünyanın başka neresinde borçlu adam borcunun değeri azalıyor diye üzülür yahu? Nedir bunun sebebi, cehalet mi, art niyet mi, saflık mı?

İşin IMF boyutunu atladığımı veya o konuyu tartışmaktan sakındığımı zannetmeyin, en güzel konuyu en sona sakladım. Türk insanının IMF konusu kadar bilgisiz ve duygusal olduğu konu çok azdır, siz de böyle biriyseniz yazının bundan sonrasını hiç okumayın, sinirleriniz bozulmasın, kurduğunuz hayal dünyası yıkılmasın, yabancılardan nefret ederek hayatınızı yaşamaya devam edin.

IMF kredilerine çok talep olmasının üç nedeni vardır. Birincisi vadeleri kaynak sıkıntısı çeken ülkelerin kendi başlarına bulabileceklerinden çok daha uzundur. İkincisi, çok büyük miktarlarda borç bulabilirsiniz. Üçüncüsü, IMF’nin sizden talep edeceği faiz oranı başka yerde bulabileceğiniz faiz oranlarından daha düşüktür. Ne kadar düşüktür söylemeden önce sizden IMF’nin uyguladığı faiz oranını tahmin etmenizi isteyeceğim.
A. Senelik faiz oranı %0 - %1,5 arasındadir
B. Senelik faiz oranı %1,5 - %3 arasındadır.
C. Senelik faiz oranı %3 - %5 arasındadır.
D. Senelik faiz oranı %5 - %7 arasındadır.
E. Senelik faiz oranı %7’den fazladır.

Cevabı bilmediğinizi biliyorum. Türkiye kendi başına dolar cinsi borçlanmaya kalksa ödeyeceği faiz oranı %3 civarında olacaktır. Bundan 6 ay önce ise bu rakam %5’lerin üzerinde idi (bahsettiğimiz 2-3 yıl vadeli dolar cinsi faizler). Ancak dış piyasalardan $20-$30 milyar borçlanmak o kadar kolay değil. Oysa IMF ile anlaşmamız durumunda ödeyeceğimiz faiz oranı sadece ve sadece %1,25 olacak. İnanamıyorsunuz bu rakama değil mi? Bankadan borçlanırken ödediğiniz aylık faizden bile daha düşük neredeyse. İşkembeden sallamıyorum bu rakamı, kaynağı burada. Yani $20 milyar borçlansak üç senede ödeyeceğimiz toplam faiz miktarı şimdiki oranlarla $750 milyon dolar olacaktır. Oysa piyasalardan borçlanmaya kalksak bu parayı, ki çok zor, üç yılda ödeyeceğimiz toplam faiz miktarı bundan 1 milyar dolar daha fazla olacaktır.

Neymiş işin doğrusu? IMF bize $1 milyar dolar para vermek istiyor. Bunun karşılığında bizden ne talep ediyor peki? Buna cevap vermeden daha önemli bir konuya değineceğim. İnsanlarımızın yabancılardan borçlanma konusunda bu kadar duygusal davranmalarının arkasında yatan neden bana kalırsa şerefli Türk devletini yabancı bankaların ve devletlerin önünde el açmış para dilenirken tasavvur etmeleridir. Yani kendilerine soruyorlar, neden biz gidip onlardan para dileniyor konumundayız da onlar bu konumda değiller. Bunun verdiği acıyı ise IMF gibi bize yardım etmeye çalışan yabancı kurumlara karşı nefret kusarak dışarı vuruyoruz.

Burada eğer bir suçlu aranıyorsa kendimizde aramalıyız. Her fırsatta hepimiz devleti öyle ya da böyle soymaya kalkışıyoruz. Politikacılarımızın, idari yöneticilerimizin altlarında yabancı arabalar eksik olmuyor. Aldığımız akılsız risklerin faturasını kendimize bir “zede” yaftası yapıştırarak devlete ödetmeye çalışıyoruz. Seçimlerden önce halkın parasını oy uğruna sokaklara döküyoruz, bunu yapan politikacıları da seçimlerde ödüllendiriyoruz. Devlette yüzbinlerce işe yaramaz memuru istihdam etmekten kaçınmıyor, çalışanlardan yeterince faydalanmıyor, daha sonra ise çok genç yaşlarda emekli ederek hepsine ortalama 30 yıl bakıyoruz. Insanların ibadetlerini düzenlemek için kurduğumuz diyanet işleri başkanlığına her sene $1 milyar dolardan fazla harcıyoruz, sonra bu kurum bünyesinde çalışan memurlar (imamlar) fazla mesai ücreti talep edince gıkımızı çıkarmıyoruz. Fındıkçılara, pamukçulara, önüne kim gelirse taban fiyatı adı altında rüşvet vererek halkın parasını peşkeş çekiyoruz. Sokağa atılan, israf edilen paraları saysam bitiremem. Neticede bunların hepsinin bir bedeli var. Bu paralar havadan gelmiyor, vergi kaçıran fırıncıdan, doktordan, serbest meslek erbabından da gelmiyor. Bu paraların bir kısmı vergi kaçıramayanların ödediği yüksek vergilerden geliyor, bir kısmını da borçlanıyoruz. 2009 yılında 60 milyar TL açık vermişiz ve bu kadar parayı fazladan borçlanmışız. Mümkün mü buna kaynak yetiştirmek? Kızacaksanız ülkenin bu duruma düşmesine neden olan kendinize, diğer seçmenlere ve politikacılara kızın. IMF’ye neden kızıyorsunuz? Adamlar gelip bizi bu saçma sapan harcamaları yapmaya mı zorluyorlar sanki? Tam aksine.

IMF ile bugüne kadar anlaşılmamasının gerçek nedenini biliyor musunuz? Bilmediğinizi biliyorum. Ben söyleyeyim. IMF Türkiye’den iki şey istiyor: birincisi bu gereksiz israfların kısılmasını, ikincisi vergi gelirlerinin vergi kaçıranların durdurulmasıyla ve kayıtdışının kökünün kazılmasıyla arttırılmasını istiyor. Hükümetin de bu konuda politik davranacağını bildiği için de vergi idaresinin özelleştirilmesi vasıtasıyla vergi toplamada daha verimli olunacağını belirtiyor. Hükümetin de direndiği nokta burası. Bunu yapmamız için de bize düşük faiz şeklinde $1 milyar dolar para veriyorlar. Bizim bunları IMF istemese dahi yapmamız lazım değerli dostlarım. Adamlar bizim zararımıza olacak bir şeyi istemiyorlar. Siz ekonomiden anlamadığınız için IMF’ye şüpheyle yaklaşıyorsunuz, bunu anlayışla karşılıyorum. Peki Yiğit Bulut? Onun mazereti nedir? Read More!

Yiğit Bulut’un Herkesten Gizlediği Gerçek Nedir?

Yiğit Bulut IMF gittiğinden beri gösterdiğimiz müthiş ekonomik performanstan ve işsiz kalan 1 milyon kişiden oldukça memnun olmuş olmalı ki IMF ile yeni bir anlaşma yapılmasını engellemek için 3-4 sene önce yazdığı yazılardan bir tanesini daha bugün yazmış. Normalde medyadaki her köşe yazarının yaptığı yanlış bilgilendirmeyi ve hataları sıralayacak olsak bunun için 4-5 tane doktoralı adam yetmez. Biz yine de yılmadık ve Yiğit Bulut gibi yazarların yazılarında yaydıkları hurafelere ışık tutacak ve sizlere gerçekleri anlatacak bir kitap hazırladık. Bu kitap gelecek ay Liberte yayınları tarafından piyasaya sunulacak. Yiğit Bulut’un yazısında dile getirdiği konuya kitap da değindik ama kitap çıkana kadar konu gündemden düşeceği için ve yüzbinlerce taze beyin bu hurafelere maruz kalacağı için şimdi bir cevap verelim istedim.

Yiğit Bulut’un yazısı iki türlü argümanı öne çıkarıyor. Birincisi duygularımıza hitap eden “IMF’yi isteyen Türkiye’yi sevmiyor, kan düşmanımız olan Yunanlı Yorgo ve sünnetsiz Hans’ı destekliyor, onların çıkarı için Turk halkına bedel ödetiyor” şeklinde özetlenebilecek bir ifade kullanıyor. Eskiden Yorgo ve Hans’ın arasına bir de Ermeni Agop’u dahil ederdi, şimdi Agop’u atlamasının özel bir nedeni var mı bilemiyorum. Yiğit Bulut’un ortaya attığı bu argüman bir çok eğitimsiz veya önyargılı kişi tarafından bir delil gösterilmesine gerek kalmadan kabul edilir. Bu kişiler için yapabileceğimiz bir şey yok. Ikinci bir grup insan ise Yiğit Bulut’un bu sözlerini kabul edebilmek için bir delile ihtiyaç duyar. Yiğit Bulut bu kişiler için de şu argümanı getiriyor:

'1 milyon dolar' satmış ve karşılığında Hazine bonosu almış. Kur 1.30'lara gelince pozisyonunu kapatmış veya hâlâ pozisyonunu koruyor. Kur farkı ile dolar bazında getirisi o günden bugüne dolar bazında yüzde 100'ün çok ama çok üstünde!
Daha açık ifadesi ile yıllık dolar bazında kur düşüşleri ile 'yüzde 20-25 dolar bazında getiri' sağlamış. Bu kazancı ile de 'kendi katılımcısı' olan Yorgo'nun maaşını ödemiş. Bugün hâlâ yıllık Türkiye'deki pozisyonlarından 'dolardaki kur farkı hariç' yüzde 9 civarında getiri sağlıyor...

Yiğit Bulut’un elindeki delil bu. 2003 yılında ülkemize girip yatırım yapan yabancılar yüksek getiri sağlamışlardır, bu yüksek getiri de Türk hazinesinin ve dolayısıyla vergi veren orta direk vatandaşın cebinden çıkmıştır argümanı. Biz size işin doğrusunu anlatalım, bu ülkeyi kimin sevdiği kimin seviyor ayaklarına yatıp ülkenin kötülüğü için lobi yaptığı anlaşılsın.

Şimdi birisi (adına Azerbaycan’lı Rüstem diyelim) Türkiye’de veya Arjantin’de bono piyasasına girdiği zaman iki türlü risk alır. Birincisi paranın geri ödenmeyecek olması riski (buna kredi riski denir), ikincisi ise kurların vade bitiminde eskisinden yüksek olması riski (buna da kur riski denir). Bunların hiç bir şekilde garantisi yok. Uzun vadeli Amerikan devlet tahvillerinin bile riski var, senelik %0,4 gibi küçük bir risk primi ama istediği kadar dolar basma lüksüne sahip Amerika bile riskli kabul ediliyor. Döviz kurlarının bir garantisi olmadığını ise 5 yaşındaki çocuk dahi biliyor. Bizim Rüstem petrol satışından elde ettiği dolarları Türkiye’de gelip risk alarak değerlendirmek istedi diyelim. Elde edeceği getirinin iki tane bileşeni olacak: birincisi TL cinsinden hazine tarafından ödenen faiz, ikincisi ise dolar kurunun değişmesinden elde edeceği getiri veya zarar, ki bunu ödeyen Türk hazinesi veya Türk vatandaşları değil Rüstem’in sattığı dolarları satın alıp spekülasyon yapan spekülatörlerdir. Yiğit Bulut’un herkesten gizlediği gerçek budur.

Gördüğünüz üzere Yiğit Bulut döviz spekülatörlerinin ödediği bedeli sanki Türk hazinesi ve dolaylı olarak da vergi veren vatandaş ödeyormuş gibi davranıp halkı galeyana getirebilecek provokasyon yapıyor. Şimdi de rakamlara bir bakalım ve Hazine’nin bugün ne kadarlık bir bedel ödeyeceğini bir görelim. Bugün Rüstem gelse $100.000 bozdursa eline 148.000 TL geçecektir. Önünde iki tane seçenek var: ya parasını gecelik faize koyacak ve bir kriz çıkması esnasında çabucacık dolara geçerek risklerini sınırlayacak, ya da parasını bir senelik hazine bonosuna yatıracak ve kriz çıkarsa kös kös oturup seyretmek zorunda kalacak. Iki durumu da analiz edelim:

Durum 1: Gecelik faiz yatırımı

Eğer Rüstem Yiğit Bulut’un bahsettiği anormal yüksek faizlerden ağzı sulanıp Türkiye’ye gelmiş ve parasını da gecelik faizde değerlendiriyorsa eline bugün geçecek para senelik %6,5’dir. Bu getiriye yakın bir zamanda konuşulduğu üzere %3 civarında bir vergi de ödeyecek ama hesap çok karışmasın diye biz onu da Rüstem’e hibe edelim, nasılsa kan kardeşimiz değil mi? Böylece bir sene sonunda Rüstem’in 148 bin TL’si 157 bin TL’ye yükselecektir. Iyi de bir sene sonraki 157 bin TL mi daha iyi, yoksa bugünkü 148 bin TL mi?

Beş yaşındaki çocuk dahi Türkiye’de enflasyon olduğunu ve TL’nin satınalma gücünün, dolayısıyla değerinin düştüğünü bilir. Yani bir bakıma elinde TL tutanlar para kaybederler, TL borçlananlar ise para kazanırlar. Buna senyoraj denir, ya da sizin anlayabileceğiniz ifadeyle enflasyon vergisi. Enflasyon vergisi kimin cebine gider peki? Tabii ki piyasadan borçlanan hazinenin. Yiğit Bulut’un halkımızdan gizlediği ikinci gerçek de budur. Rüstem’in hazineye verdiği borçtan gerçek anlamda para kazanabilmesi için enflasyonun üzerinde bir getiri sağlıyor olması gerekiyor. Pekiyi Rüstem’in yatırım yapacağı önümüzdeki bu bir yıllık sürede enflasyon ne olacak? Dünyanın son 25 yılda yaşadığı en derin krizin içerisinde, enerji fiyatlarının dolar bazında yarıdan fazla düştüğü bir ortamda Türkiye’de enflasyon oranı %6,53 olarak gerçekleşti. Tüik enflasyon oranlarını daha yeni açıkladı. Bir kısmınız Tüik rakamlarla oynuyor, olduğundan az gösteriyor şeklinde benim hurafe olarak nitelendirdiğim varsayımlarda da bulunuyor, ona da hafifçe değineceğim. Ama size soruyorum, önümüzdeki bir yıl içerisinde enflasyon oranı sizce %6,5’den az mı olacaktır yoksa daha fazla mı?

Ben 2010 yılında enflasyon oranının 2009’a kıyasla daha yüksek olacağını düşünüyorum açıkcası. Bu demektir ki Rüstem’in gelecek sene eline geçecek 157 bin TL bugünkü 148 bin TL’den daha değersiz olacaktır. Biz buna negatif yani eksi reel faiz diyoruz. Gecelik faize yatırım yapanlar devletten reel olarak para almayı bırakın üstüne para veriyorlar devlete. Yiğit Bulut bu gerçekleri neden saklıyor Türk halkından? Bir de bunun üstüne komplo teorilerine inanıyorsanız ve Tüik’in rakamlarla oynadığını ve enflasyonu memura, işçiye ve emekliye az enflasyon farkı ödemesi yapmak için enflasyonu düşük gösteriyor diyorsanız Rüstem iyice yandı demektir. Yani diyelim ki enflasyon %6,5 olmasın da %9 olsun. Bu durumda Rüstem reel olarak %2,5 para kaybedecek demektir. Yani faiz olarak 9 bin TL alacak ama 13 bin TL’yi enflasyon vergisi olarak hazineye geri ödemiş olacak. Keşke Rüstem gibi kazlardan daha çok olsa da iyice yolsak.

Biz rakamların doğru olduğunu varsayalım. Rüstem reel olarak para kaybetti ve hazine karlı çıktı diyelim, iş bitti mi? Bitmedi. Daha parasını dolara geri çevirme işlemi var. Bir sene sonra dolar kuru ne olacak? Biliyor musunuz, biliyorsanız hiç durmayın hemen bir forex hesabı açıp paranızı 10 katına katlayın. Dolar kurunu tahmin edebileceğini düşünen bir çok kişi forex piyasalarında iflas ediyor, bu işin garantisi yok. O yüzden Rüstem de bir darbe de dolar kurundaki değişimlerden yiyip iyice dibe batabilir. Hangi durumda ne olacağına bir bakalım.

A. Dolar Kuru Yükselirse
Dolar kuru 2008’deki 1,15 değerini gördükten sonra 6-7 ay içerisinde 1,8 değerine kadar yükselmişti hatırlarsanız. 1,15 değerinden dolar bozdurup 1,8 TL’den dolar almak zorunda kalan yabancı yatırımcılardan Yiğit Bulut nedense hiç bahsetmiyor. Sanki ortada hiç böyle bir risk yokmuş gibi davranıp milleti forex piyasalarında kumar oynamaya teşvik eden aracı kurumlar gibi davranıyor. Tekrar söyleyelim, bu işler risklidir, çok para da kazanabilirsiniz, çok para da kaybedebilirsiniz. Forex piyasaları zero-sum game dediğimiz piyasalardır, biri kazanır biri kaybeder, kumarhane sahibi, pardon forex aracı kurumu payını alır, zengin olur. Bu piyasalarda olan biten Türk hazinesinin cebine (aldığı vergileri saymazsak tabii ki) bir kuruş girmesini sağlamaz, hazineden bir kuruş çıkmasına da neden olmaz. Dolar kuru yükselirse Rüstem’den kim ucuzdan dolar alıp kim pahalıya satmışsa onun cebine para girer.

Yiğit Bulut bunları size açık açık anlatıyor mu? Hayır. Ne diyor peki? “Bugün hâlâ yıllık Türkiye'deki pozisyonlarından 'dolardaki kur farkı hariç' yüzde 9 civarında getiri sağlıyor...” Sevgili Yiğit Bulut, neden dolar kuru yükseldiği ve yabancı yatırımcıları zarara uğrattığı zaman dolar kurundan dolayı ettikleri %20’lik zararı hesaplarına koymuyorsun da, dolar kurundan kar ettikleri zaman dolar kurunu hesaplara koyuyorsun? Yiğitliğe sığar mı bu davranışın, ekonomiye sığmadığını ikimiz de biliyoruz.

B. Dolar Kuru Düşerse
Ahhhhhhaaaa!!!! Yiğit Bulut’un 2003-2007 arasında bahsettiği getirilerin ana kaynağı bu işte. Rüstem yüksek kurdan elindeki dolarları bozdurup düşük kurdan almışsa elde edeceği faiz gelirinin üzerine bir de dolar kuru farkından dolayı kar yapar ki kaymaklı ekmek kadayıfı. Yiğit Bulut’un da ağzını sulandıran bu forex piyasalarında elde edilen kazanç aslında. Peki bu kazanç Türk hazinesinin ve vergi veren vatandaşın cebinden mi çıkıyor, yoksa forex piyasalarında spekülasyon yapan gerizekalıların cebinden mi? Tabii ki spekülatörlerin. Dolar spekülatörünün kaybettiği para kendisini bağlar, yarın birgün devletin kapısına gelip, otoyolları kapatıp dövizzede olduk deyip haraç istemedikleri sürece problem yok. Haraç isterlerse de işte o zaman hükümetin omurgalı bir tavır takınıp gelen seçimlere de aldırmadan hayır demesi gerek. Ama tabii bunların hazinenin Rüstem’e veya sünnetsiz Hans’a veya hain Yorgo’ya yaptığı faiz ödemeleriyle bir alakası da yok. Yiğit Bulut sapla samanı karıştırıp Türk halkına yedirmeye çalışıyor ve gayet de başarılı oluyor. Kendisini tebrik ederim. Ancak yazımız burada sonlanmadı. Yazımızın ikinci kısmında Rüstem’in uzun vadeli risk hazine bonosuna girmesi durumunda neler olacağını ve Yiğit Bulut’un IMF anlaşmasına karşı çıkarak neden ülkesine kötülük yaptığını anlatacağız. Yazının başlığı Yiğit Bulut Neden Ülkesini Sevmiyor.

Not: Yiğit Bulut bu yazıyı binlerce kere yazdığını ve binlerce kere ana fikrini dile getirdiğini dile getirmiş, ve YETMEZ demiş. Biz de sizlerden bu cevabı binlerce farklı ortamda paylaşmanızı istiyoruz, başka türlü hurafelerin önüne geçemeyiz. Read More!

Türkiye'de Enflasyon ve Reel Faiz Oranı

Tüketici fiyatları endeksi yıllık değişim oranı %6,53 olarak açıklanmış. Türkiye’de enflasyon uzun süredir %12’nin altında seyrediyor, çoğu zaman da %5-8 arasında. Buna karşılık faiz oranları son bir yılı saymazsak %15’in pek altına düşmemişti. Merkez Bankasına uzun süre baskı yapıldı faizleri indirmesi için, neticede ortam da müsaitti ve faizler indirildi. Gecelik faizler %6,5’e düşürüldü. Şimdi burada bir parantez açalım ve 3 sene öncesine dönelim.

O zamanlar enflasyon oranı %6-7 civarında idi ve faizler de %17’nin üzerindeydi. Bir kısım ekonomi cahili ortaya bir reel faiz hurafesi attı ki 40 akıllı kuyudan çıkaramadı. Gerçi Türkiye’de 40 tane akıllı köşe yazarı yok ya, lafın gelişi söylüyorum. Efendim bu köşe yazarlarına göre son bir senede gerçekleşmiş enflasyon oranını Merkez Bankasının verdiği gecelik faiz oranlarından çıkarırsak Türkiye’deki “reel faiz” seviyesini bulmuş olurmuşuz. Tabii bunun bir sürü farklı versiyonu üretildi. Bir kısmı gerçekleşen enflasyon yerine Merkez Bankasının hedeflediği %4’lük abzürd enflasyon seviyesini hesaplamada kullananlar olduğu gibi, 1.5 yıllık piyasa faizlerini kullananlar da oldu. Devir döndü rakamlar tersine geldi. Biz de bugün bu kişileri alaya alan bir yazı yazacağız ama sakın yazılanların gerçek olduğunu falan zannetmeyin.

Dünyanın En Düşük Reel Faizi Türkiye’de başlıklı yazımız. Read More!

Dünyanın En Düşük Reel Faizi Türkiye’de

Türkiye’de 2009 yılında enflasyon oranının %6,53’e yükselmesiyle ve Merkez Bankasının gecelik faizleri %6,5’e düşürmesiyle Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak eksi reel faizle tanışıyor. Reel faizler bildiğiniz üzere gecelik faizlerden enflasyon oranının çıkarılması suretiyle hesaplanır. Enflasyon oranının yükselmesiyle Türkiye’nin ödediği reel faizler %-0,03’e düşmüştür. Yani bir bakıma insanlar Türk devletine paralarını tutması için üstüne para ödemeye başlamışlardır. Bugün 100 lira ver yarın gel reel olarak 99.97 lira geri al. Olacak iş değil.

Türkiye’deki reel faizler aynı zamanda tüm dünyada da görülen en düşük reel faiz seviyesi, Türkiye’ye en yakın reel faizler Amerika’da var, orada da faiz oranları %0,25’in altında seyrediyor. Türkiye’deki reel faizlerin düşüklüğünden ise en çok tasarruflarını Türkiye’de değerlendirme yolunu seçen Yunanlı Yorgo, Ermeni Agop ve Alman Hans etkilenmiştir. Bunların yanında sıcak paralarını fırından çıkar çıkmaz Türkiye’ye getiren yabancı menşeili hedge fonlar da büyük zarar görmüştür. Ekonomi Türk’e demeç veren bir Amerikalı hedge fon yöneticisi olan Ben Dover “Türkiye’ye büyük umutlarla gelmiştik, daha bir kaç yıl önce Türkiye dünyanın en yüksek reel faizini ödüyordu. Bugün kredi notunun arttırılmasıyla ve devletin Güngör Uras ve Yiğit Bulut’un 2-3 sene önce yaptığı çağrılara karşılık verip reel faizleri azaltmasıyla biz de mağdur durumuna düştük. Derdimize derman bulunmazsa eylem yapıp Atatürk Havalimanını ulaşıma kapatmayı düşünüyoruz” diyerek Ankara’dan yardım talebinde bulundu. Bu kişiler krizden önce 1,2 TL’den dolarlarını bozdurduklarını, bugün ise aynı dolarları 1,5 TL’den aşağısına zor aldıklarını belirterek Merkez Bankasından dolar kurunu da 1 TL’nin altına indirmesi talebinde bulundular. Merkez Bankasının örtülü bir şekilde yüksek faiz-düşük kur politikasından düşük faiz-yüksek kur politikasına geçerek kendilerini TELEzede yaptığını belirten yabancı yatırımcılar haklarını “Avrupa Insan Hakları Mahkemesinde” arayacaklarını belirttiler. Read More!

Ayse Teyze ve Gungor Uras

Gungor Uras'i surekli taciz eden, hep tek tarafli sorular soran Ayse Teyze isimli bir bayan var. Gecen gun Gungor Uras'a "Reel faiz nedir? Geçen yıl dolarını bozdurarak Hazine bonosu satın alanlar bir yılda yüzde 26 reel faiz kazanmışlar... Şunu bana anlat bakayım” seklinde bir soru yoneltmis.

Simdi burada Ayse Teyze art niyetli, kurnaz tilkinin teki aslinda. Gungor Uras'a kolay bir soru soruyormus gibi yapiyor ama aslinda sordugu soru cok zor. Bizim icin cok zor degil ama Gungor Uras'in soruya dogru cevap verememesinden tuzaga dustugunu anliyoruz.

Yatırım Fonları Nedir?   Altın Fonu Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Siz kendinize guveniyorsaniz yazinin devamini okumadan ve Gungor Uras'in verdigi cevaba bakmadan soruya dogru cevap vermeye calisin. Aslinda tam sinavda sorulacak cinsten bir soru!!

Gungor Uras su cevabi veriyor:

"Geçen yıl mayıs ayında dolar 1.33 YTL idi. 100 dolarını bozdurarak YTL satın alana, 133 YTL verdiler. Bu parayla yüzde 18.81 faizli Hazine bonosu satın alanlara bu mayıs ayında faiziyle birlikte 158 YTL ödeme yapıldı (bkz. yüzde hesaplama). (Yabancılar bunu net olarak ceplerine koydu. Türklere ise 133 YTL’nin bir yıllık faizi olarak ödenen 25 YTL’den yüzde 10’u oranında (2.5 YTL) stopaj (vergi) kesintisi yapıldı. Onların eline anapara ve faiz olarak 155.5 YTL geçti.)
Bu mayıs ayında dolar fiyatı 1.24 YTL oldu. Yabancı 158 YTL’yi tekrar dolara döndürünce, eline (158:1.24 = 126.88) 126 dolar geçti."

Gungor Uras nerede yanlis yapiyor?

1. Ayse Teyze'nin sorusunu hatirlarsaniz yabancilarin nasil %26 REEL faiz kazandigini soruyor. Yabancilarin gecen sene bozdurdugu 100 dolar bu sene 126 dolar oldu ama bu sene eline gecen 126 dolar gecen sene 126 dolara alabildigi kadar mal alamiyor artik. Sizin anlayacaginiz, Reel faizi hesaplamak icin elde ettiginiz faizden enflasyonun farkini dusmeniz gerekiyor. Gungor Uras bunu dusmemis. Son bir yil icerisinde Amerika'daki enflasyon orani %4.2 gerceklesmis. O yuzden de yabancilarin elde ettikleri REEL faiz aslinda %26.88 degil (126.88/1.042=121.72) sadece %21.7

2. Ikincisi, Gungor Uras'in gecmiste kullandigi "enflasyon rakamlari az gosteriliyor" seklindeki saklabanliklari yaparak Amerika'da aciklanan enflasyon rakamlarinin gercegi yansitmadigini, benzin fiyatlarinin %35 arttigi bir ortamda enflasyonun da en azindan %10 civarinda oldugunu belirten bir ifade kullanarak yabancilarin eline gecen reel faizin daha da dusuk oldugunu bile soyleyebiliriz. Ama tabii bu Gungor Uras'in ortaya sactiklari gibi bir kuyruklu yalan olur.

3. Bu hesaplar yapilirken her zaman gizli bir varsayim yapiliyor. O da yabancilar Turkiye'ye girdiginde ellerindeki dolarlari bir gerizekalinin 1.33'den satin aldigi, yabancilar Turkiye'den cikarken de ayni gerizekalinin 1.33'den aldigi dolarlari pasa pasa 1.24'den zararina sattigidir. Kim bu gerizekali, bileniniz var mi? Yoksa yabancilar Turkiye'den cikmadi mi daha? Yabancilar Turkiye'den cikmaya basladiklari zaman gercekten de simdiki gibi balli kaymakli kurlardan mi paralarini dolara cevirecekler yoksa yuksek kurlardan mi?

Menkul Kıymetler Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Ben adimi Ali Riza'ya cevirip Gungor Uras'a su iki soruyu sormak istiyorum (okurlarimdan bir tanesi bu sorulari Sayin Uras'a iletirse sevinirim):
1. Turkiye'de hangi gerizekali yuksek fiyattan doviz alip dusuk fiyattan satiyor? Niye birileri buna dur demiyor? (Tam Gungor Uras'a gore bir is)
2. Turkiye'de reel faiz hesaplamasini dogru yapabilen bir Allah'in kulu yok mu?
Read More!

Fatih Ozatay Kafasini Carpmis!

Portekiz'e 2-0 yenildigimiz mactan sonra Hurriyet'in "Turkiye Bu Gruptan Cikar" baslikli haberiyle dalga gecen bir yazi yazacaktim ki beni dumur eden baska bir seyle karsilastim.

Fatih Ozatay Radikal'de yazdigi yazisinda 2 tane onemli hata yapmis ki sormayin gitsin. Fatih Ozatay Portekiz macina yetismek icin aceleden bir kac satir karalamis diyecegim ama hatalara baktiginiz zaman profesyonel birisinin yapacagi hatalar olmadigini gorursunuz. Benim aklima iki ihtimal geliyor:
1. Ya yazilari Yigit Bulut'a yazdirmistir
2. Ya da banyoda islak zeminde kayip kafasini kuvetin kenarina carpmistir.

Siz karar verin. (Kendinize guveniyorsaniz yazinin devamini okumadan Fatih Ozatay'in yazisini okuyun ve bu iki hatayi bulmaya calisin.)

Hata 1:
"Ve nihayet cuma günü açıklanan işsizlik verileri sevimsiz bir düzeyde geldi: İşsizlik 1986’dan bu yana en yüksek düzeyine ulaştı (yüzde 5.5)."Ozatay %5.5'lik issizlik rakaminin 1986'dan bu yana gerceklesen en yuksek rakam oldugunu soyluyor. Desenize Amerikan ekonomisi son 22 yildir %5.5'in altinda issizlik yaratarak super bir performans gosteriyordu. Gercekler oyle degil tabii ki. Daha 2003 yilinda Amerika'nin issizlik orani %6 idi. 2001'deki resesyondan sonra issizlik orani 2002'de %5.8 yukselmis ve ancak 2005 yilinda %5.5'in altina dusebilmistir. Ayrica 1990-1991 arasinda gerceklesen resesyon donemi ve sonrasi var.

Buradaki problem Fatih Ozatay'in kullandigi rakamlarin neyi ifade ettigini bilmemesidir. Ayni Hurriyet'in 2-0'lik yenilgiden sonra turu geceriz diye baslik atmasi gibi. Mac 4-0 bitseydi ne diyeceklerdi? "Finali garantiledik" mi?

Fatih Ozatay bir yerlerden okumus, ne okudugunu da anlamamis. Ben size soyleyeyim. Issizlik orani bir ayda %5'den %5.5'e yukseldi, yani 0.5 puanlik artis gosterdi. Bu Amerika gibi bir ulke icin cok buyuk bir rakam. Iste bu 0.5 puanlik artis miktari 1986'dan beri gerceklesen en yuksek aylik artis miktari. Hikaye bundan ibaret.

Hata 2:
Bu hata oncekine kiyasla cok daha buyuk bir hata. Profesyonel birisinin yapmamasi gereken bir hata, ancak Yigit Bulut veya Ali Riza Karduz'un yapacagi hata cinsinden. Gecen sene Serhan Cevik de ayni hatayi yapmisti ama onun niyeti (Merkez Bankasina baskan yardimcisi olmak) sonradan ortaya cikti. Fatih Ozatay'in yaptigi bu hata kendisine cok puan kaybettirdi, resmen gozumden dustu adam. Hata su:

"Mesela faizlerin geldiği düzeye bakın: Cuma günü 13 ocak 2010 vadeli gösterge tahvilin faizi yüzde 20.5’i aştı. 2009 yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 7.5 olarak açıklandı. Bu durumda piyasa faizinin enflasyondan arındırılmış (reel) değeri yüzde 12.1’e yükselmiş oluyor. Oysa 2006 başında bu düzey yüzde 7 dolaylarındaydı."Gecen sene Agustos ayinda faizler %18-19 arasinda seyrederken Merkez Bankasinin enflasyon hedefi %4, enflasyon tahmini ise %3.2 civarinda idi. Merkez bankasinin rakamlarina ve Fatih Ozatay'in yontemine bakarsak gecen sene Agustos ayinda reel faiz %14-15 gibi bir rakama denk geliyor ki akillara zarar. Zaten bir suru zir cahil kose yazari da bu hesabi yaparak gerizekali gerizekali yazilarla karsimiza ciktilar o zamanlar. Aradan 9 ay gecti. O zamanlar %18'den parasini faize yatiranlarin karsisina bu yil Agustos ayinda %12-13'luk bir enflasyon rakami cikacak. Nereden bilirdin ki enflasyon bir sene icerisinde Merkez Bankasinin tahmin ettigi gibi %3.2 degil de %13.2 cikacak. Neye niyet neye kismet!!!

Iki sey soyluyorum. Birincisi reel faizin ne olacagini bu gunden bilmiyoruz. Ikincisi piyasalar enflasyon tahmini konusunda Merkez Bankasindan daha isabetli tahminler yapiyorlar. Mesela simdi piyasalarda 2009 icin yapilan tahmin orani %10'un uzerinde. Bir sene sonra enflasyon orani muhtemelen Merkez Bankasinin kicindan uydurdugu gibi %7.5 degil piyasalarin fiyatladigi %10 rakamina daha yakin cikacaktir. Kaldi ki Merkez Bankasinin kredibilitesi ayaklar altinda surunmektedir ve piyasada Merkez Bankasinin enflayon tahminlerini takan pek kalmamistir. Merkez Bankasinin enflasyon tahminlerini ciddiye alan kisilerse bu tahminlerin uzerine 3-5 ekleyip oyle kullaniyor.

Reel faizler uzerine soyledigimiz bu sozleri ekonomiden az bucuk anlayan herkesin bilmesi lazim. Fatih Ozatay neden boyle bir acemilik yapip enflasyon hedefini kullanarak reel faiz tahmini yapmis anlam veremedim dogrusu. Reel faizlerin gercekten ne oldugunu ogrenmek istiyorsaniz Subat 2012 vadeli enflasyona endeksli bonolarin faizlerine bakmanizi oneririr. Gecen sene %10 civarinda seyreden bu faizler su siralar %10.7'ye yukselmis vaziyette. Neden acaba?
Read More!

Dangalaklara Ders: Reel Faiz Hesaplamasi

Hatirliyor musunuz? Gecen sene Subat Mart aylarinda faizler %18 civarinda seyrediyordu. Aralarinda Morgan Stanley'nin ekonomisti olan Serhan Cevik'in de bulundugu bir suru kisi "reel faizler cok yuksek, %14 reel faizle dunyanin en yuksek reel faizini oduyoruz, blah blah blah" seklinde sacma sapan laflar ediyorlardi. Hatta bir kismi duygu somurusu yapip "Ali Riza Bey ile Ayse Teyze Alman Hans'in Yunanlu Yorgo'nun emekli maaslarini oduyor" seklinde milleti galeyana getirecek tahrik edici cumleler kuruyorlardi.

Bunlari da kotu niyetle degil cehaletlerinden dolayi yapiyorlardi. Gercekten de reel faizlerin nominal faizlerden enflasyon hedefini cikararak hesaplandigini dusunuyorlardi. O gun parasini 1 yillik faize koyan bir kisi 1 sene sonra %18 nominal faiz kazaniyor olacakti. Merkez Bankasi da enflasyonun 1 sene sonra %4 olacagini hedefliyordu. Merkez Bankasi Allah ya, her koydugu hedefe kolayca ulasabilecek enstrumanlara sahip oldugundan, biz daha bugunden 1 sene sonra enflasyonun %4 olacagini "adimiz gibi biliyoruz". Bu yuzden de yatirimcinin reel faizini %18 nominal faizden %4'luk gerceklesecek enflasyon oranini cikararak sippadanak hesaplayabiliriz. Oyle yapinca da %14'luk inanilmaz buyuk reel faiz rakamina ulasabiliyoruz.

Aradan bir sene gecti. Ben demeden once siz kendiniz bir dusunun, neler oldu, reel faiz %14 mu oldu siz soyleyin.

Nisan 2007 ile Nisan 2008 arasinda gerceklesen enflasyon orani %9.7 olarak aciklandi. Parasini bir sene once %18 nominal faize yatiran kisiler sadece %8.3'luk reel faiz kazanmis oldular. %14 nere %8 nere?

Isin kotu yani o degil ama. Gecen sene Eylul ayinda %16 nominal faizle parasini faize koyanlar bu sene Eylul ayinda %12'lik enflasyon yasadiklari zaman ellerine sadece %4'luk net (reel) bir kazanc gecmis olacak.

Evet, gorevi enflasyonu kontrol etmek olan Merkez Bankasi basarisiz oldu. Enflasyonun yukselmeye basladigi bir ortamda faizleri indirmeye basladi. Neticede enflasyon hedefini tutturamayacaklarini onlar da farkettiler, bari buyumeye biraz destek verelim dediler. Zaten ekonomiden haberi olmayan politikacilar da onlarin faizleri indirmesini istiyorlardi. Merkez Bankasi faizleri indirince genel faizlerin de inecegini zannediyorlardi. Merkez Bankasi faizleri %15 civarina dusurdu ama gosterge faizler %20 sinirini zorlamaya basladi. Alin size bir ekonomi dersi daha. Bu da baska bir dersimizin konusu olsun.
Read More!

Reel Faiz Nasil Hesaplanir?

Deniz Gokce bu konuda guzel, kapsamli bir yazi yazmis.

Ben de 8 ay once bu konuda guzel bir yazi yazmistim, asagiya aktariyorum:

Reel faiz olmasi gerekenden daha yuksek soylemine Serhan Cevik de katilmis. Reel faiz oyle bir sey ki bugunden ne olacagini tahmin etmek NBA sampiyonunun kim olacagini onceden tahmin etmek gibi bir sey. Ne olabilecegi hakkinda simdiki faiz oranlarina bakarak tahmin yurutebiliyoruz ama yine de ne olacagini bilmiyoruz gercekten.

Mesela gecen sene faizler sene basinda %14 civarinda idi, Merkez Bankasi enflasyon hedefi %5, piyasada yapilan anketler ise enflasyonun %6 civarinda olacagini tahmin ediyordu. Gecen sene insanlara 2006 yilinda reel faizler ne olacak diye sorsaydik alacagimiz cevap %8-9 civarinda bir rakam olurdu herhalde. Peki 2006 yilinda reel faizler gercekten ne kadardi? Enflasyon %10'a yakin gerceklestigine gore 2006 yilinda da reel faizler sadece ve sadece %4 olarak gerceklesmis efendim.

Oncelikle bir konuyu acikliga kavusturalim. Gecen senenin ortalarindan itibaren "dunyanin en yuksek reel faizini oduyoruz" seklinde iskembeden atilan iddialari duyuyoruz. Bilmeyenler icin soyleyelim, gecen senenin basinda Brezilya'da faizler %17'nin uzerinde idi ve 2006 yilinda Brezilya'da enflasyon %3 olarak gerceklesti. Demek ki 2006 yilinda Brezilya'daki reel faizler %14'un uzerinde gerceklesmis. Tabii Turk insani kendi basina arastirmasini, hesaplama yapmasini sevmediginden ekonomi kose yazarlari da iskembeden sallamakta bir sakinca gormuyorlar.

2007 yilindaki reel faizler olmasi gereken noktada mi sorusuna geri donmeden once reel faizlerin nasil hesaplanmasi gerektigine bir bakalim. Reel faizler nominal faizlerden gerceklesen enflasyon orani cikarildiginda geriye kalan faizlere denir. Nominal faizlerin sene basinda %20.5 seviyesinde oldugunu biliyoruz. O zaman bulmamiz gereken tek sey 2007 yilinda enflasyonun ne seviyede gerceklesecegidir. Bunun icin Merkez Bankasinin hedefledigi enflasyon oranina mi bakmaliyiz, yoksa duzenlenen anketlerde beklenen enflasyon oranina mi? Cevap hicbiri. Dogru cevap hazine bonosu alan yatirimcilarin agirlikli enflasyon beklentisi ve bunun standart sapmasi olacak. Neden bu kisilerin beklentisi onemli de, diger kisilerin beklentisi onemli degil? Cunku parayi bastirip bonoyu alanlar bunlar da ondan.

Teorik olarak enflasyon beklentisi nominal faizlerin seviyesini belirler, reel faizlerin uzerinde beklenen enflasyon oraninin standart sapmasi daha onemlidir. Gecen sene insanlar enflasyonun %6 civarinda cikacagini beklerken enflasyon 4 puan daha yuksek cikarak bir cok bono yatirimcisinin canini yakti, volatilitenin cok da dusuk olmadigini yatirimcilara gosterdi. Ayni yatirimcilar 2007 senesinde ayni hataya dusmek istemiyorlar, bunda da haklilar. (Sutten agzi yanan yogurdu ufleyerek yer durumu)

Simdi Serhan Cevik cikip da "reel faizler secim yilinda %10 olmalidir" diye buyurursa bizim ona soyleyecek tek seyimiz var. Baba elinin altinda milyarlarca dolarlik fonlar var, Morgan Stanley hem kendi parasini hem musterilerinin parasini OLMASI GEREKENDEN en azindan 350 baz puani fazla faiz veren Turk Hazine Bonolarina yatirirsa ve bu yatirima 1'e 5'lik bir kaldirac uygularsa senelik %17.5'luk bir "alpha" yaratir ki 2007 senesine damgasini vurur, sene sonunda calisanlarina milyon dolarlik bonus (ikramiye) dagitirlar. Elinizi kolunuzu tutan yok. Buyrun piyasaya.

Goreceginiz uzere nominal faizler 6 aydir ayni seviyelerde seyrettigine gore demek ki ortada bizim ortaya koyamadigimiz veya rakamlara dokemedigimiz, ama piyasalar tarafindan fiyatlandirilan bir risk var. Bu isi Merkez bankasinin kisa vadeli faizleriyle de aciklamamiz mumkun degil, cunku uzun vadeli faizler de yuksek.Serhan Cevik olaya yatirim acisindan degil, ekonominin temel gostergeleri acisindan yaklasmis. Bu acidan baktigimizda borclari reel olarak azalmaya baslayan bir ulkenin gercekten de yuksek reel faiz vermesi normal degil. Biz de bunu biliyoruz da enflasyonun 2007 senesinde %10'un altinda olacagini nereden cikarmis onu tam anlayamadik. Belki de enflasyon %15 olacaktir, bunun boyle olmayacaginin garantisi var midir? O zaman bonozedelere enflasyon farki kadar ekstra bir odeme yapilacak mi?

Reel faizlerin ne oldugunu onceden bilmenin yolu enflasyona endeksli bonolardir. Bunlara yillar oncesinden gecmis olmamiz gerekirdi ama hala nedense (cahilligimizden olabilir) ayak suruyoruz. Burada yapilan yatirimcilara reel faiz uzerinden bono satmaktir, enflasyon yuksek cikarsa enflasyon farkini da yatirimcilara odemektir. Boyle yaptiginiz taktirde enflasyon riskini yatirimcinin sirtina yuklememis oluyorsunuz, neticede daha dusuk faizlerden borclanmaniz mumkun hale geliyor. Ortada boyle bir enstruman olsaydi reel faizlerin gercekten ne oldugunu bilecek ve ona gore konusabilecektik.

Not: Subat ayinin sonlarina dogru enflasyona endeksli bonolar piyasaya suruldu ve bu bonolarin odedigi faiz %10'un biraz altinda idi. Read More!

En yüksek reel faiz nirde?

Geçen hafta bazı gazetelerde aşağıda gördüğünüz kaynağı belirsiz tabloyu içeren bir haber vardı. Ben bu tabloyu Radikal'deki haberden aldım. Tabii, nasıl bir mazoşist duyguyladır bilmem, bizde gazetecilerin tek derdi her fırsatta kendi ülkelerine dayak atmaya çalışmak olduğundan bu haberlerin hepsinde en yüksek faizin Türkiye'de olduğuna dikkat çekilmişti. Benim ilgimi ise listenin ikinci sırasında yer alan İzlanda çekti. Her ne kadar çok küçük olsa da batılı ve de zengin bir ülke olan İzlanda'nın neden bizimle faiz yarışına girdiğini merak ettim. Bu merakımı gidermek için de bu ülkenin merkez bankasının internetteki sitesine bir ziyarette bulundum.

Yok hayır, dertleri "yüksek faiz-düşük kur" politikası uygulayıp ülkelerine sıcak para çekmek değilmiş. Yapmaya çalıştıkları şey sadece enflasyonu düşürmek! Nasıl, şaşırdınız değil mi? Yahu enflasyonu düşürmek için bu kadar yüksek faiz verilir mi be!!! Bizim bildiğimiz faiz sadece kuru düşürüp ülkeye sıcak para çekmek için yüksek tutulur. Biz enflasyonla mücadele falan bilmeyiz.

Sıkı durun, şimdi daha da şaşıracaksınız. İzlanda'da enflasyon ne kadar dersiniz? Geçen yıl bir ara yüzde 8'e kadar çıkmış ama şu anda yüzde 4 civarında. Yani bizim ulaşmak için uğraşıp durduğumuz seviye. Fakat adamlar ille de yüzde 2.5 olsun diye tutturmuşlar. Şu kadarcık fark için zavallı İzlanda halkının paracıklarını carry trade'ci asalaklara pompalayıp duruyorlar. Bakın şimdi merak ettim, İzlanda'da da Ege Cansenler ve Güngör Uraslar var mı acaba?

Bizim dinozor köşe yazarları bunu bir türlü anlamayacak ama bari siz anlayın. Bugün dünyada modern merkez bankacılığında tek hedef fiyat istikrarını sağlamaktır. Bu hedefe ulaşmak için kabul gören tek yol ise faizlerle oynamaktır. Enflasyon yükselişe geçince merkez bankaları faizleri iç talep üzerinde etki gösterinceye kadar yükseltmeye çekinmez. Aha buyrun, geçmişinde bizim gibi bir yüksek enflasyon tecrübesi olmayan İzlanda bile 2004 yılından bu yana faizi sürekli artırarak neredeyse bizimle aynı seviyeye getirmiş. Bizim Merkez Bankası da 2002'den beri faizlerle oynayarak enflasyonu düşürmeye çalışıyor. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin, bu konuda başarısız oldukları söylenebilir mi? 2002 başında yüzde 70'lerde olan enflasyon bugün yüzde 7'lerde. Ekonomi de fıstık gibi büyüyüp gidiyor. Daha ne istiyorsunuz anlamadım ki? Bırakın adamları da rahat rahat çalışsınlar.

Ha, bu arada belki İzlanda'da reel faizin ne kadar olduğunu da merak etmişsinizdir. Hemen söyleyelim. Eğer mevcut enflasyon oranlarını yani yüzde 4.2'yi dikkate alırsanız reel faizleri yüzde 9.6 ediyor (1.1425/1.042=1.096). Aynı hesapla Türkiye'deki reel faiz ise şu anda yüzde 9.2 düzeyinde çıkıyor (1.1725/1.074=1.092). Şimdi söyleyin bakalım, dünyada en yüksek reel faiz nirde?

Read More!

Reel Faiz Meselesi: Revisited

Hazir elim degmisken bir yazi daha yazayim. Hikayemiz bundan 7 ay once basliyor. O zamanlar begendigimiz bir analist olan Serhan Cevik abuk bir hesaplama yaparak Turkiye'deki "forward-looking" reel faizlerin %13.5 seviyesinde oldugunu belirten bir yazi yazdi. Biz de bunun uzerine "baba ne duruyorsun, Morgan Stanley'nin milyarlarini gel Turkiye'ye yatir, bu firsati kacirma" diyerek kendisiyle dalga gecmistik. Asil soyledigimiz sey ise suydu:

"Merkez Bankasinin sene sonu enflasyon hedefi %4 olduguna gore, ve suan enflasyondaki egilim %6-7 gibi bir rakami gosterdigine gore sunu aciklikla ifade edebiliriz. Faizler Merkez Bankasinin hedefine ulasmasi icin yeterince yuksek degildir. Gercekten hedefimiz %4 enflasyon ise faizlerin simdikinden cok daha yuksek olmasi gerekmektedir. Baska bir ifade ile reel faizler DUSUKTUR, yuksek degil. Bizim soyledigimiz budur."

Gordugunuz uzere biz Merkez Bankasinin %4'luk faiz hedefinin ciddi olmadigini, kimsenin de (Serhan Cevik ve bir cok kose yazari disinda) bunu ciddiye almadigini belirtmistik. Aradan 7 ay gecti ve yil sonunda enflasyonun %4 olmayacagini herkes biliyor artik. Serhan Cevik'e cift dalmakla ne kadar hakli oldugumuz boylece ortaya cikmis oldu.

Son bir senedeki reel faizlerin %10 seviyesinde hareket etmesine ne diyoruz peki? Diyecek sey cok: son 6 aya bir bakin, darbe riskimi dersiniz, erken secim riski mi, secim ekonomisi riskimi, S&P'nin yarattigi CDO krizi riski mi, ne derseniz deyin ulkemizde riskten gecilmiyor. Bence %10'luk reel faize yatip kalkip dua etmemiz gerekiyor. Ayrica dikkat ederseniz Merkez Bankasi gecen sene faizleri %17.5'e yukselttikten sonra gosterge faizler %23'e de cikti, %17'e de dustu. Bu risk primindeki oynakligi gozler onune seriyor. Nominal faizler bu kadar oynak davranirken Merkez Bankasinin faizleri %17.5 da cakili duruyordu. Bu da bilmeyenlere ders olsun. Read More!

Brezilya ile ilgili grafikler

Bastan savma yazinca boyle oluyor. Daha once post ettigim grafikler cikmadigi icin asagida tekrar Brezilya ile ilgili grafikleri koydum. Karsilastirma yapilabilmesi icin bu sefer Turkiye rakamlari da var.

Faizdisi fazla:

Net Kamu Borcu
Turkiye'nin net kamu borcu:
2000____%58
2001____%89
2002____%78
2003____%70
2004____%64
2005____%55
2006____%45
2007(T)__%38

Net Kamu Borcu

Reel Faiz
Turkiye'de reel faiz (3 aylik hazine bonosu):
1995___%27
1996___%28
1997___%3
1998___%26
1999___%20
2000___%-1
2001___%12
2002___%23
2003___%17
2004___%13
2005___%7
2006___%8

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Kredi Faiz Oranları    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Reel Faiz


Enflasyon Hedefi ve Gerceklesen Enflasyon
Read More!

Cin Borsasi ve Ekonomi Haberleri

Subat 2012 vadeli enflasyona endeksli kagitlarin faizi %9.94 cikmis, benzer vadeye sahip nominal faizler ise %17 civarinda seyrediyor. Demek ki son 3 ayda enflasyon beklentilerinde pek bir degisiklik olmamis, gelecek 5 yilda ortalama enflasyonun %7 civarinda beklendigini soyleyebiliriz. Bu arada benzer vadeya sahip eurobond faizleri ise %6; bunun ne anlama geldigini siz aciklayin.

Ote yandan Cin borsasi (Borsa Yorumları) bugun %7 dusmus, bence balonun patlamasi icin daha erken.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

Dunya Bankasi baskanligina bizim de tahmin ettigimiz gibi bir Amerikali getiriliyor. Ama Beyaz Saray'a yakin kaynaklarin "Zoellick olmasaydi kesin Kemal Dervis baskan olurdu, burun farkiyla kacirdi" seklinde ifadelerde bulundugu kulagimiza geldi. Read More!

Enflasyona Endeksli Tahvil

Bir okuyucumuzun yonelttigi soruya diger okuyucularimizdan cevap bekliyoruz. Fixed Income dersinin sinavinda sorulacak sorulardan bir tanesi, guzel bir soru:

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

"Size bir sorum olacaktı, sizin yazılarınızda belirttiğiniz gibi enflasyona endeksli olarak çıkarılan beş yıllık tahvil üzerinde oluşan faiz oranıyla benzer vade yapısına sahip bir başka tahvilin faizi karşılaştırılarak beklenen enflasyonu elde edebiliyoruz. Ancak,benzer vade yapısına sahip bir başka kağıt olamadığı zaman beklenen enflasyonu nasıl bulabiliriz? Yani elmimizde 5 yıllık enflasyon beklentisini de içeren bir tahvil var ve bir de o gün piyasada oluşan nominal faiz. Örneğin bu kağıt beş yıl değil de 1 yıllık olsaydı, onun faizi ile o gün piyasada oluşan nominal faiz kullanılarak enflasyon beklentisini kolayca bulabilecektik. Ama iş 5 yıllık bir kağıda gelince (üstelik bir de kupon ödmeli) hesap biraz karıştı. Bu teorik olarak mümkün olması gerekir diye düşünüyorum ama hesaplamayı nasıl yapacağımı bilemedim yardım ederseniz sevinirim." Read More!

TUFE'ye Endeksli Tahvil Ihraci Sonuclandi

Nihayet TUFE'ye endeksli tahvil ihraci sonuclandi da reel faiz "gercekten" ne imis bir fikir edinebildik. 5 yil vadeli 6 ayda bir %5 kupon odemeli tahvillerin bilesik faizi %9.95 gerceklesmis. Bu bilgi bircok anlama geliyor ama oncelikle "Reel Faiz Meselesi" baslikli yazimizda tartistigimiz noktalara aciklik getirelim.

O yazinin yazilmasinin sebebi cogu zaman cok saglam yorumlar yapan Morgan Stanley ekonomisti Serhan Cevik'in "Reel faizler, beklenen enflasyon oranlari ve nominal faizler goz onune alindiginda %13.5 gibi bir rakama karsilik geliyor; bu rakam cok yuksektir. secim yilinda olmasi gereken rakam %10'dan fazla olmamalidir" ifadesiydi. Biz de buna karsilik "Anketle hesapladiginiz enflasyon beklentisini burada kullanamazsiniz, onemli olan parayi bastirip tahvil alan kisinin enflasyon beklentisidir. Madem reel faiz olmasi gereken %10'dan 350 bazpuani daha fazla, sirketin sermayesini gelsin Turkiye'ye yatirsin" demistik. Reel faiz bugun piyasada %10 olarak belirlendigine gore bizim hakli oldugumuz ortaya cikmis oldu. Reel faiz onun soyledigi gibi %13.5 degil, onun olmasi gereken olarak belirttigi %10 civarinda gerceklesti. Bu durumda ortada bariz bir arbitraj imkani da kalmiyor degil mi?

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

%10'luk reel faizlerin baska bir anlami da var. O da 5 yil vadeli beklenen enflasyon oraninin %7-8 civarinda oldugudur. 5 yil vadeli nominal faizler %17-18 araliginda seyrettigi icin bu sonucu cikariyoruz. Demek ki piyasadaki oyuncular da benim gibi enflasyonu dusurmenin kolay olmayacagini dusunuyorlar.

Ote yandan, bana sorarsaniz %10'luk reel faizler cok cazip yatirim araclaridir, ozellikle parasini YTL olarak kazanan ve Turkiye'de emekli olacak kisiler icin. Bu firsat kolay kolay bir daha ele gecmez, demedi demeyin, paranizi harcamayin, biriktirin, %10'luk reel faizlere atlayin, hem de baliklama atlayin. Uzun sure bu seviyelerde kalmaz.

Haber turumuzun ikinci duragi doviz. Bundan yaklasik 3 ay once bir kisim ekonomist "doviz kisa vadede ilginc olmaya basladi" diyerek bize paramizi TL'den dolara cevirmemizi tavsiye etmisti. Biz de bu kisileri "Doviz Alin Diyenlerin Listesi" baslikli bir yazi ile afise etmis, ve Subat sonunda bu kisilerin hesabini kesecegimizi soylemistik. Daha 1 haftalari var, ancak bugun bu konu ile ilgili ilginc bir haber gozume carpti. Haberde "Yabancı para girişinin devam etmesiyle düşüş trendine giren dolar, 1,38 YTL'de tutunmaya çalışıyor. Merkez Bankası'nın bu gelişmeler karşısında nasıl bir tutum sergileyeceği konusunda farklı görüşler var. Bazı uzmanlar, 1,37 YTL seviyesinden müdahale beklerken bazıları da Merkez'in müdahalesini sürpriz olarak görüyor" deniliyor. Neyse soyleyeceklerimi haftaya birakayim.

Haber turumuzun son duragi gayrimenkul sektoru. Habere gore 2006 yilinda yabancilara $2.9 milyarlik gayrimenkul satisi gerceklestirilmis. Turkiye'de gayrimenkul fiyatlarinin ve dolayisiyla kiralarin uzun yillar boyunca enflasyonun uzerinde artis kaydedecegini her firsatta belirtiyorum. Faizlerin yukselmesi bile bu sektoru yavaslatti ama durduramadi. Fiyatlar hala niye yukseliyor ve gelecekte niye yukselecek diye dusunuyorsaniz disaridan gelen talebe iyi bakin derim. 2007 yilinda daha fazla satis yapilacaktir, onu da belirteyim. Umarim okuyucularimiz "ulkeyi parsel parsel satiyorlar" diye yorum birakmaz! Read More!

Enflasyon düşecek. İlerde şok indirimler yapmak yerine faizi ufak ufak düşürmeye başlamalıydık

Enflasyon beklentileri faiz oranları üzerinde belirleyici olmayabiliyor. Hatırlarsanız 2002 beklentileri çok kötüydü ama faizlerin çatır çatır düşmesine engel olmadı. Çok mu anormal ? Hayır. Unutmalayalım ortalıkta yabancı aktörler de var. Kazandıkları paraları Türkiye'de harcamayacaklar, enflasyonun ne olup olmadığı onları 'doğrudan' ilgilendirmiyor. İlgilendikleri ne olabilir ? Merkez Bankasının davranış kalıpları. MB içerden-disardan gelebilecek dalgalari en az seviyeye indirmek istiyorsa onlarla da empati kurabilmeli. Eger faizin yükselme ihtimali belirirse; uzun vadede durmayacaklar, varlıklarını satacaklar, faizlerin yükselişi son bulana kadar kisa vadede veya dövizde bekleyecekler. MB davranışlarının sonuçlar üzerinde etkisinin olmadığını söyleyemeyiz. Var ama düşünüldüğü kadar basit değil, oldukça karmaşık (çok sükür var, hiçbir kontrolümüzün olmamasi daha kötü olmaz mıydı? ).

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

Geçenlerde hazine kağıtlarının değerlerine şöyle bir göz attım (http://www.paragaranti.com/).
Bileşik faizler 19'lar civarına oturmuş. MB'nin faizinin bileşik değeri de bu civarlarda (hesaplamak için daha önce verdiğim denklemi kullanabilirsiniz). Faiz neredeyse dibe vurmuş durumda. Ancak hala ufak da olsa bir marj var. Çünkü MB yıl içinde faizini düşürürse hesapladiğımız bileşik kazancı elde edemeyebiliriz. O zaman sorun şu noktada düğümleniyor: Merkez Bankasi gelecek dönemde faizini düşürecek mi ? Beklentinin en azindan ‘yükseltmeyeceği' şeklinde olduğu anlaşılıyor.

Sitedeki grafikleri inceleyelim. Faizler Haziran ayında 14'den 22'lere fırlamış. Portföylerinde bu kağıtları taşıyanlar likit pozisyonlarını kaybetmişler. Önemli. Niye ? Çünkü bu tür varlıklara yatırım yapan fonların değeri düştü. Elbette değeri düşen varlıklar iştah da kabartabilir. ANCAK, yemeğe saldırmadan önce MB'nin gelecekteki tutumunu kestirebilmeliyiz. Aksi takdirde lokmalar boğazımızda kalabilir. MB'nin menüsünde faizi şok seviyelerde artırmak varsa, en sağlamı kısa vadede veya dövizde oturmaktır. Faizi hızla yükseltmek sermayeyi kısa vadeye çeker. Volatiliteyi artırır. Bir Merkez Bankasının, dalga sırasında yapması gereken en son şey budur.

Günlük faizi düşürmemekte ısrar etmesi Merkez Bankasının enflasyonla mücadelede kararlığını göstermesi açısından takdire şayan bulunabilir. Ancak ilerde, fiyat artışlarının aniden yavaşladığı dönemde, paniğe kapılmayıp faizi hızla düşürmeye kalkmadıkları takdirde ! Bu davranış şekli TL’nin şiddetle değer kazanmasına yol açacak, durdurmak için de 2006 öncesinde olduğu gibi kucak dolusu TL’yi döviz karşılığı piyasaya sürmek zorunda kalacaklar. Bir süre sonra yeniden kendimizi enflasyon dalgasının içinde bulacağız.

Enflasyon hızla düşebilir. Faizde şok indirime gitmek yerine bugünden geleceği görüp, ufak ufak indirime gitmek daha doğru bir yaklaşım olurdu. Tahminlerimi Ekonomix’in ‘kara listesine’ girme riskini göze alarak yapıyorum. Eee, n’apalım yani, kaybetmeyi göze almadan kazanamayız ki. 2007 sonunda konuyu tekrar değerlendirelim.

Mayıs ve Haziran aylarında faizlerin yükseleceği anlaşılınca ‘uzun’ pozisyonları satıp kısa vadeye geçip, daha sonra faizlerin ‘tavan’ yaptığını gördükten sonra eski pozisyonlarına geri dönenler, dalgadan neredeyse hiç yara almadan çıktılar. Ancak paniğe kapılıp ikide bir girip çıkanlar ciddi kayıplara uğradı. Serbest kur rejimi ‘zırt-pırt’ girip çıkma alışkanlığı olanları uzun vadede cezalandırır.

Sonuç: Serbest Kurun ‘dalgaları emen’ karakterine en başta Merkez Bankası olmak üzere hepimiz saygılı olmalıyız. Şimdiye kadar bu gereğince yapılmadı. Biraz cesur olalım lütfen. Piyasanın fiyatlamasını kabul edelim.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Reel Faiz Grafigi ve Yillik Degisimi


Turkiye`de reel faiz meselesi artik kabak tadi vermeye basladi. O kadar ki reel faizler yuzde 15`lerde dolasiyor diyen dostlar yabancilari bile inandirdi. Artik hicbir veriye bakmadan ayni soylemi kullanir oldular. Bir deli kuyuya tas atmis kirk akilli cikaramamiz hesabi. O zaman gelin reel faizlerin degerine birlikte bir bakalim. Dun ugrastim bu grafikleri cizdim. Bugun heyecanla Business Economics derslerini anlattim eve dondum yazimi yazacaktim ki bir baktim bizim Ekonomix gene bizden once davranmis. Kardesim az sabret, O kadar grafik hazirladik. Neyse saka bir yana devam edelim.

Yandaki grafik haziran 2002`den beri Turkiye`de reel faizlerin nasil seyrettigini gosterir bir grafik. Nasil cizilir?

Hazine`nin sayfasina gidilir. Oradan her ay duzenlenen hazine ihalelerinde olusan yillik bilesik faizlerin miktar bazli agirlikli ortalamasi alinir. Bu ortalama her ay icin tekrar hesaplanir. Ardindan yine ayni sayfada aylik bazda yillik tuketici fiyatlari ve uretici fiyatlari degisimi dosyalari da indirilir. Kafaniz karisti degil mi? Karissin diye boyle yazdim. Cozmesi biraz zaman alsin. Ardindan sira geldi reel faizleri hesaplamaya.

reel yillik faiz = nominal yillik faiz - yillik tufe

reel yillik faiz = nominal yillik faiz - yillik ufe

Yukaridaki verilerden anlasilacagi uzere elimizde yillik reel faiz verileri olustu. Yanliz bu verilerden her ay icin elimizde bir tane var. Bunun grafigi de yanda. Isi cok olup atmasyon yazi yazacaklar en azindan buna baksinlar. Tufe bazli hesaplanan reel faiz siyah , Ufe bazli hesaplanan reel faiz de kirmizi ile cizildi. Mayis 2006`ya kadar olumlu sayilacak bir dusus var. Turbulans sonrasinda yuzde 10`un komsulugunda hareket eden bir reel faiz izliyoruz. Bir de ayni reel faizlerde 90 yilindan beri nasil bir hareket var ona bakacagiz. Az sonra
Gelelim yanlislara
tahmini reel faiz = tahmini yillik nominal faiz - yillik beklenen enflasyon
Tamam anladik. Gelecege yonelik tahmin yapacaksin. Bu formulasyonu yazdigina gore bu oyle.
Yalan 1: Ama kardesim tahmini yillik nominal faizi yilbasindaki faiz olarak aliyorsun. Hani yuzde 20`lerde dolasiyor ya onu. Peki enflasyon duserken bu faiz oranlari dusmeyecek mi? Ocak ta hemen iki puan dusuverince sen hesaplamalarinda nasil bir degisiklik yaptin?
Yalan 2: Tahmini enflasyon rakamini da Merkez Bankasi`nin enflasyon hedefine esitliyorsun. Yuzde 4 ya hani. Oldu mu yuzde 16 reel faiz. Tabii Brezilya`dan fazla reel faizi bulmus oldun. Tebrikler. Gupegunduz kandiriyorsun bizi. Oncelikle yuzde 4 hedefinin tutacagina Merkez Bankasi inanmiyor sen inaniyor numarasi yapiyorsun bu bir. Ikincisi de sen zaten yazilarinda bu orani yuzde 8-9`lar civarinda olacagini bekliyorsun. O zaman bu ne perhiz bu ne lahana tursusu.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı
Neyse bu konuda daha yazacagiz gibi. Simdilik sonuc neymis. Turkiyede reel faizler gecen sene yillik bazda yuzde 5lere kadar dusmus. Bu Turkiye icin inanilmaz rakamlar. O kadar yuksek risk primi varken pekcok gelismis ulke kagitlarindan daha dusuk bir seviyeye tekabul ediyordu bu. Mayis turbulansindan sonra yuzde 10 civarlarinda seyrediyor.
Uzun vadeli reel faiz gelisimini de bir sonraki yazida bakalim da nereden nereye gidildigi iyice anlasilsin. Ondan sonra bakacagimiz veri ise reel faizlerin yanina dolar ve euro`daki yillik degisimleri katalim. Sonra da neden yabanci para yagdiriyor Turkiye`ye sorusunu sorariz.

Selcuk Hakan (selcukh61.blogcu.com)
Read More!

Sicak Para ve Reel Faiz

Nilufer66 isimli okuyucumuz Gungor Uras isimli kose yazarinin (kendisini hic tanimam) neden su sekilde yazdigini soruyor:

"Devlet bu gelirin yaklaşık yüzde 30'unu vergi geliri ve vergi dışı gelir olarak toplayarak, bütçeyle birilerine aktarır. Önemli olan milli gelirin bütçeyle harcanan yüzde 30'luk bölümünün halkın refahı için, kalkınma için harcanmasıdır. Ama bizde bu yapılamıyor.Devletimiz yüksek faiz ödediği için vergi ve vergi dışı yollardan milli gelirden aldığı bu yüzde 30 payın yüzde 40 dolayındaki kısmını faiz olarak Hazine bonosu ve devlet tahvili satın alan varlıklı kesime ve yabancılara aktarıyor.Bütçenin yüzde 55 dolayındaki kısmı faiz ve faiz dışı fazlaya ayrılıyor (bkz. yüzde hesaplama). Devletin fakirden alarak, aldığını hizmet için kullanacak yerde, varlıklıya aktarması, dışarıya çıkaracaklara teslim etmesi gelir dağılımının giderek bozulmasına, fakirin daha fakir hale gelmesine yol açıyor."

Bu soruya verilebilecek tek cevap var. Nilufer hanim lutfen sorunuzu Gungor Bey'e sorun, ben nereden bileyim adamin hangi amacla gercekleri carpittigini. Ben bu adamin gercekleri carpittigini nereden mi cikariyorum?

Aciklayayim. Bir macin sonucunu ogrenmek istiyorsaniz skor tabelasina bakarsiniz. Gidip de macin sonucunu kaleye atilan sut veya topa sahip olma istatistiklerinden tahmin etmeye calismazsiniz. Yoksul kesimin gelir dagilimdan aldigi pay bugun yazdigimiz "Gelir Dagilimi" baslikli yazida da belirttigimiz gibi son 4 yilda artmistir. Bunlar resmi istatistiklerdir ve baska bir yere bakmaya gerek yoktur. Bu kadar basit.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı

Ama bu yaziyi Baris yaziyor olsaydi muhtemelen su sekilde bir cevap yazardi:

"Nilufer Hanim, oncelikle yoksul kelimesinin tanimini yapalim. Diyelim ki ulkemizde her 5 kisiden 1'i yoksul olsun, yani gelir dagilim grafiginde en alttaki %20'lik kesime yoksul diyelim. Simdi rakamlari hesaplamaya basayabiliriz. Devletin 2006 yilindaki butcesi 110 milyar dolar olacak gibi gorunuyor. GSYIH da 360 milyar dolar civarinda seyredecek. Yoksul diye tanimladigimiz kesim GSYIH'nin %6'sini aliyor, yani yoksul kesimin tum geliri 21.6 milyar dolar civarinda. Devletin harcamasi 110 milyar dolar, yoksullarin tum kazanci 21.6 milyar dolar. Despotluk yapip yoksullarin elindeki tum parayi vergi olarak alsak bile devletin harcamalarinin sadece %20'sini karsilar. Nasrettin Hoca olsaydi "yahu hanim kedi buysa ciger nerde, ciger buysa kedi nerde?" diye sorardi herhalde. Matematiksel olarak yoksuldan alip zengine verme diye bir durum soz konusu degil."

Veya bu yaziyi Tugrul yaziyor olsaydi muhtemelen soyle bir sey cevap yazardi:

"Nilufer Hanim, devletin yaklasik 110 milyar dolar olan vergi gelirlerinin %70'e yakini dolayli (KDV ve OTV gibi) vergilerden toplaniyor. Yani kim tuketim yapiyorsa vergiyi o veriyor, kim luks tuketim yapiyorsa (Amerika'da $30000'a satilan Jeepler Turkiye'de $100,000'a satiliyor, aradaki fark cogunlukla vergiler) o daha fazla vergi veriyor. Yoksul kesim harcamalarinin cogunu OTV orani sifir olan ve KDV orani dusuk olan ihtiyac maddelerine harciyor (alkol ve sigara haric!!!). O yuzden dolayli vergilerin buyuk cogunlugunu yoksul olmayan kisiler oduyor. Adamlarin zaten oyle fazla parasi yok, tuketim yapamiyorlar diyorsunuz, o zaman dolayli vergi vermedigini de kabul edersiniz herhalde. Yoksul kesimin, muhtemelen asgari ucretle calisiyorlardir, verdigi gelir vergisi de %15'in altindadir. Bir tahmin yapacak olursak yoksul kesimin verdigi toplam verginin gelirlerinin en kotu ihtimalle %20'si oldugunu soyleyebiliriz. Demek ki yoksullar asagi yukari 4.5 milyar dolar vergi veriyor. Bu devletin toplam harcamasinin %4'u civarinda. Baris kedi nerede mi demisti!!!"

Devletin faiz odemeleri 30 milyar dolar olduguna gore, devlet faiz disindaki tum giderleri icin 80 milyar dolar harciyor demektir. Bu 80 milyar dolarlik harcamanin herkes tarafindan esit paylasildigini dusunelim (zenginler de yoksullar kadar devlet hastanelerinden, devlet okullarindan, kanalizasyonlardan, askeri harcamalardan vs. faydalaniyor diyelim). Toplumun %20'sini olusturan yoksul kesim 80 milyar dolarlik devlet harcamalarinin yaklasik olarak %20'sini aliyor dersek bu rakam $16 milyar dolar olur.

Demek ki en yoksul kesim $4 milyarlik vergi verirken $16 milyar dolarlik fayda sagliyor. Benim gordugum kadariyla zenginden alip yoksula veriyoruz, tersi bir durum soz konusu degildir. Haaaaaa, Gungor Uras "eskiden yoksullar devlet harcamalarinin %20'sini aliyordu, simdi bir azalma vardir" diyorsa yine yaniltmaya calisiyor derim. Cunku faize odedigimiz rakam $50 milyar dolarlar seviyesinden once $40 milyara, simdi de $30 milyara gerilemistir. Yani yoksullarin payina dusen devlet harcamalari faize daha az para harcandigi icin son 4 yil icerisinde artmistir.

Adamlari sevmiyorsaniz, bunlar geri kafali yobaz kisilerdir, cumhuriyeti ve laikligi bunlara teslim etmek kurda kuzuyu teslim etmekten farksizdir diyorsaniz direkt soyleyin. Ama Sezar'in hakkini Sezar'a verin. Benim beynimin dogru durust calismaya basladigi (lise sonrasi donem) zaman icerisinde ben ekonomiyi AKP'den daha iyi yoneten bir parti gormedim. Hem de bunu petrol fiyatlarinin 3'e katlandigi bir donemde yaptilar. Ben de sevmiyorum adamlarin politik gorusunu ama sirf vatandasi bunlardan sogutmak icin, politik cikar saglamak icin yalan da soyleyemem. Read More!