Sosyal Politikalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Politikalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yeni yazarlarimiza gol pozisyonu

Ekonomix'in verdigi linkten:

Erdoğan, şöyle konuştu: "Türk ekonomisi bugün devasa küresel krizlerle baş edecek bir yapıya kavuşmuştur. İşte Amerika’da bir mortgage olayı ama biz de bir TOKİ bizim burada adeta sigortamız olmuş ve olumsuz bir etkilenme Türkiye’de görülmemiştir."

Yeni yazarlarimizdan Junior henuz daha oy kullanmadigima dikkat cekip duruyor. Halep oradaysa arsin burada. Meydan sizin. Basbakanin ortasina voleyi kim cakacak?

Read More!

Ne biçim bir memlekettir ulan bu? (2)

Bugün orta yaşlı esmer bir bey tansiyon ilacı yazdırmak için başvurdu.
Bilgisayar kaydında 1982 doğumlu olduğunu görünce
“Burada sizinle aynı adda 1982 doğumlu biri var ama siz yoksunuz” dedim.“O benim doktor bey, üç defa yaşımı küçülttüm” dedi
“Neden küçülttünüz?" diye sordum
“Askere gitmemek için. Ben doğuluyum, bizim orda bu işler çok kolay herkes yapar, hem küçültür hem büyütür” dedi“Mahkemede dava mı açıyorsunuz?” dedim

“Yok canım, hiç bir şeye gerek yok, nüfusa gidiyosun kaç yaş istersen değiştiriyorlar, para bile vermedim bizim akraba çalışıyor orada. Ama iyi bir şey değil, sonra emeklilikte sorun çıkıyor, yine büyüteceğim ” dedi.
Alıntı şuradan: hastalardan öğrendiklerim

Bu da Deniz Gökçe'den:
"Çocuklarını eski yasaya göre erken emekli etmek isteyen sahtekâr kişiler, 2008 Mart ayından sonra, bir yaşında bebekler dahil, 1.6 milyon kadar yeni sigortalıyı sisteme kaydettirmişler, bir iki ay prim ödeyerek “hak “ (? ) kazanmışlar, sonra da 2008 Temmuz sonunda 874 bin kişi prim ödemeyi bırakıp sistemden çıkmış. Haklar baki tabii! Sistemden hak alıp çıkan sayısının daha da artacağı düşünülüyor.

SGK Başkanı Fatih Acar 26.2 milyar YTL (şaşırmayın, eski para ile katrilyon) ödenmemiş sosyal güvenlik sistemine borcun 22.9 milyar YTL’lik kısmını yeniden yapılandırmış ve buradan 4.2 milyar gelir elde etmiş. İşler sonuçlandığı zaman da toplam 14.2 milyar YTL gelir elde edilmiş olacakmış (yani bir kısım ana para ve faizi affediliyor galiba!) Sosyal güvenlik sisteminin yıllık açığının 32 milyar YTL kadar olduğu düşünülürse, önemli bir adım tabii. Ama her yıl benzer açık olduğunu da bilin. Ve yeni doğmuş çocukları sisteme kaydettiren ahlaksızlar da bu açığı ilerde büyütecekler. Bu duruma mezarda emeklilik değil beşikte emeklilik diyoruz biz!"
Read More!

Fakirlik için altın kurallar

Fakirlik icin altin kurallar:

1. Enflasyonu yükseltin. Her ortamda aslında enflasyonun kötü bir şey olmadığını, azıcık enflasyondan zarar gelmeyeceğini söyleyin. Diğer bir savunmanız da enflasyonu düşürmek için ödenmesi gereken bedelin ağır olduğu, topluma bu bedeli ödetmenin doğru olmadığını iddia etmek olmalıdır.

2. Döviz kurunu sabitleyin. Ama sabitlediğiniz değeri sık sık update ederek kendi paranızın değerlenmesine izin vermeyin. Mümkünse resmi döviz kuru için karaborsa oluşturun. Resmi döviz kuru ile karaborsa kur birbirinden ne kadar farklı olursa o kadar çabuk fakirleşirsiniz. Bu politikayı da ihracatı desteklemek adına yaptığınızı söyleyerek yutturabilirsiniz.

3. Faiz oranlarına (her türlüsüne) kısıtlama getirin. İlk iki maddeyi uyguladıktan sonra negatif faiz oranı fakirleşmek için çok işinize yarayacaktır.

4. Kamu harcamalarını arttırın. Harcamanın en iyi yolu devlet eli ile yapılandır. Devlet nereye ne kadar para harcanacağını hepinizden daha iyi bilir. Her kamu harcamasının içinde bir miktar komisyon ücreti de vardır, bu da işin en zevkli tarafıdır zaten.

5. Ota boka lisans verin. Mümkünse hiç bir iş, hiç bir meslek lisanssız yapılmasın. Çöpçülerin, berberlerin taksicilerin bile lisansı olsun. Boru değil, her işin ayrı bir ciddiyeti var. Bunu da kamu yararına yaptığınızı söyleyerek yutturabilirsiniz.

6. Ota boka vergi koyun. Vergi kurallarınız uzun, karmaşık, ayrıntılı ve anlaşılmaz olsun. Ota boka istisna kurallarınız olsun. Altın kuralı unutmayın: Kalıcı vergi koymanın yolu geçici vergi koymaktır. Vergi kanunlarınız ne kadar kalınsa fakirleşmeniz o kadar hızlı olacaktır.

7. Her alanda imtiyaz grupları oluşturun. Sonra her birinin ağzına birer parmak bal sürerek hepsini memnun edin. Eğer imtiyaz grupları oluşmuyorsa bunun en kolay yolu belirli bir malı ya da hizmeti üretenlere (ya da tüketenlere) vergi ya da negatif vergi (teşvik) koymaktır. Bu vergileri daha sonra dil, din, ırk, bölge bazında çeşitlendirebilirsiniz.

8. Zorunlu eğitim süresini arttırın. Verimlilik fakirliğe ulaşmanızın önünde en önemli engeldir. Bu da eğitimle oluşur. Çocuklarınızın düzgün eğitim almasının, birşeyler öğrenmelerinin denenmiş kanıtlanmış tek bir yolu vardır. Onları hapishane tarzı okullarda zorunlu eğitime mahkum edin. Kafalarına vura vura birşey öğrenmemelerini sağlayın. Zorunlu eğitimi ne kadar uzatır standardizasyonda ne kadar başarılı olursanız, çocuklarınız o kadar aptal üretiminiz de o kadar verimsiz olacaktır.

9. Zengini sürekli kötüleyin, fakirliğin bir erdem olduğunu söyleyin. Para kazanmanın, kar etmek için çalışmanın ne kadar kötü olduğunu, bu sistemin vahşi olduğunu her fırsatta tekrarlayın. Fakirlik ise sadece şanssızlık ya da zenginlerin vahşi kar güdüleri nedeni ile oluşmaktadır. Fakirleri destekleyin, övün, zenginleri hor görün, cezalandırın. Zenginden alıp fakire verin. Fakirliğin sürmesi ve derinleşmesi, ancak sürekli sistem desteği ile mümkündür.

10. Bütün bu kuralları uygularken altın rehberiniz “kamu yararı” olmalıdır. Unutmayın, kamu yararı denen şeyi kimse somut olarak tanımlayamayacağına göre (var olmayan şeyler tanımlanamaz) karşı çıkan herkesi kamunun iyiliğini istememekle suçlayabilir, her türlü politikanıza destek bulabilirsiniz. “Kamu yararı”na ek olarak “eşitlik”, “sosyal adalet”, “sosyal devlet”, “adil dağılım/bölüşüm”, gibi kavramlar da işinize yarayacaktır.
Read More!

Mikro Kredi ve Yoksulluk

bugun ny times'ta, piyasa mekanizmasinin mikro-kredi sektorundeki gelisimi uzerine ilginc buldugum bir haber vardi. ilgilenecek okurlarimiza linkini vermek ve kavrama yabanci olanlar icin aciklayici kisa bir yazi yazmak istedim. (haber icin tiklayin.)

oncelikle, mikro-kredi nedir? mikro-kredi (ya da mikro-finans), banglades'li iktisatci (iktisat nedir) muhammed yunus'un gelistirdigi fakirin fakirine yonelik finans sistemi. sistem, fakirlere kucuk bir is kurmalari icin verilecek cok az bir sermayeyle, onlarin hayatlarinda bir fark yaratilabilecegi dusuncesine dayaniyor. mikro-kredi kuruluslari, normal sartlarda piyasadan borclanamayacak insanlara, ozellikle ailelere ve kadinlara, cok kucuk krediler veriyorlar. insanlar da bunu dikis makinesi, tezgah vs gibi kucuk seylere yatirip ufaktan kendi kendilerine yetecek bir is kurmaya calisiyorlar.

adinda da anlasilacagi gibi, mikro-kredi hibe degil, kredi. yani bir miktar faizle birlikte geri odemesi var. ancak bu sistemde kredi kullananlardan teminat falan istenmiyor. onun yerine, kredi alan insanlarin toplu olarak birbirlerine kefil olduklari bir sosyal denetim mekanizmasi kuruluyor. boylelikle, kendi yagiyla kavrulan bir sistem ortaya cikiyor.

mikro-kredi, bundan birkac yil once ulkemizde de diyarbakir'da baslatilmisti. ondan sonra ne oldu, ne kadar basarili oldu bilmiyorum. ancak dunya genelinde fakirligin etkilerini hafifletmede bir miktar basarili olmus olmali ki, muhammed yunus'a 2006'da nobel baris odulunu verdiler. tabii, sistemi elestirenler de var. bir elestiri, fakirligi kapitalizmin yarattigi ve mikro-kredinin de fakirleri uyutmak icin onlarin agzina bir parmak bal caldigi yonunde. bir baska elestiri de, mikro-kredinin fakirligi ortadan kaldirmaya ya da buyuk olcude azaltmaya yaramadigi; bunun makro olcekte kalkinma projeleriyle saglanabilecegi; mikro-kredinin oneminin fazla abartildigi seklinde.

peki ny times neden bahsediyor? mikro-kredi alaninda faaliyet gosteren ve bu isten oldukca iyi kar eden bir kurumun hikayesinden. yukarida anlattigima benzer bir mantikla, yine teminatsiz krediler veren; ama kar amaci gutmeyen klasik mikro-kredi kurumlarina gore, daha gercekci faiz oranlari uygulayan bu kurum, tartismalara neden olmus. mikro-kredi fikrinin babasi muhammed yunus dahil, sistemi piyasa mantiginin disinda goren bir grup, bunu tefecilik olarak nitelemisler. fakirlere saglanan kredilerden kar elde edilmesini ahlaki bulmuyorlar ve bunun sistemi zedeleyecegini dusunuyorlar anladigim kadariyla. ancak onlarin da kabul ettigi bir gercek de var ki, bagiscilarin destegiyle baslatilan mikro-kredi sistemlerinin mevcut talebin ancak cok azini karsilayacak sermayeleri var.

anlasilan kar olmayinca para da akmiyor. yani, mikro-kredicilerin onunde zor bir karar var. ya piyasa ekonomisinin disinda ve kucuk kalacaklar; ya da sistemin icine girip sektore daha cok sermaye cekecek ve daha cok insanin krediye erisimini saglayacaklar.

ozetle: 1. incentives matter, 2. no free lunch.

Read More!

Türkiye'ye has koşullar palavrası

En sık iddia edilen yalanlardan biri (bunlardan bir kaç tane daha var) Türkiye'nin problemlerinin kendine has olduğu, bu nedenle de ortodoks çözümlerin işe yaramayacağıdır. Politikacıları dinlerken iyi dinleyin. Çoğu yalan, bu safsatanın arkasına gizlenerek söylenir.

Türkiye'nin kendine has şartları olduğu doğrudur. Ancak kendine has şartları olan tek ülke Türkiye değildir.

Dünya üzerindeki bütün ülkelerin kendine has koşulları vardır. Ancak terörden tutun enflasyona kadar sorun olarak ne görüyorsanız hepsinin her koşulda çözümü mevcuttur. Türkiye'de sorunların çözümünü engelleyen asıl faktör sorunların Türkiye'ye has olması değil, çözüm yöntemlerinin Türkiye'ye has absürtlükler göstermesidir.

Örneğin, daha fazla insan öldürerek, insanların ölümünü (terörü) engelleme hedefi sadece Türkiye'nin gönülden inanabileceği bir çözüm yöntemidir.

Örneğin, yasakları artırarak daha özgür bir toplum yaratma ideali yine bize özgü bir yöntemdir.

Örneğin, hırsızlığı engellemek için hırsızların mükafatlandırılması sadece Türkiye'de çözüm yöntemi olarak benimsenebilir.

Örneğin, insanlar daha az vergi vermesini, vergi verenleri cezalandırarak ve vergi ödemeyenleri ödüllendirerek çözme girişimleri Türkiye'de destek bulabilir.

Örneğin, para basarak enflasyonla mücadele etmek Türkiye'ye has bir çözüm yöntemidir.

Örneğin, fakirleri destekleyerek ve fakirliği ödüllendirerek fakirliği önlemek ancak bizim aklımıza gelebilir.

Örneğin, rekabet şartlarını ortadan kaldırarak daha iyi rekabet yaratma felsefesi bizde sempatizan bulabilir.

Örneğin, toplumun eğitim seviyesini yükseltmek amacıyla eğitimi engellemek ve kısıtlamak bizde mümkündür.

Örneğin, vatandaşından nefret edip vatanseverlik iddia etmek bizde pekala mümkündür. İnsan döven hayvanseverlerimizin varlığı bunun yanında önemsizdir.

Örnekler çoğaltılabilir. Devekuşu gibi başımızı kuma gömmeye devam edersek kendimize has olan koşullarda, kendimize has komikliklere devam ederiz. Birileri de bizi "çözeceğiz, çözüyoruz, çözdük" masallarıyla kandırmaya devam eder.
Read More!

Alternatif sosyal güvenlik reform tasarısı

  1. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları çalışıp çalışmamakta özgürdür. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz, çalışmak istemeyen kişiler çalışmaya zorlanamaz. Mesleği ne olursa olsun çalışan ya da çalışmayan hiç kimse bu durumundan dolayı ayıplanamaz, devlet eli ile mükafatlandırılamaz, olumlu ya da olumsuz ayrımcılığa tabi tutulamaz.
  2. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları istedikleri yaşa kadar çalışmakta özgürdür. Hiç kimsenin yaşından dolayı çalışma özgürlüğüne müdahele edilemez.
  3. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gelirlerinin ne kadarını harcayıp ne kadarını tasarruf edeceklerini belirlemekte serbesttir. Hiç kimse tasarruf yapmaya ya da yaptığı tasarruftan vazgeçmeye zorlanamaz. Hiç kimse tasarruf kararı nedeniyle ayıplanamaz.
  4. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları tasarruflarını nasıl ve hangi yatırım araçlarında değerlendirecekleri konusunda özgürdür.
  5. Bu kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte kamuya ait bütün sosyal güvenlik kuruluşları lağvedilecektir. Bu kuruluşların tüm alacak ve borçları Hazine'ye devredilecektir.
  6. Daha önceki tasarrufları neticesinde sosyal güvenlik kurumları aracılığı ile devletten alacaklı durumuna düşen vatandaşlara alacaklarının tamamı bir defada olmak sureti ile ödenecektir. Ödeme konusu işbu kanunun yedinci maddesinde belirlenmiştir.
  7. Ödeme bütün tasarruf sahiplerine, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Hazine tarafından, Hazine tahvili şeklinde yapılacaktır. Tahvilin vadesi, tasarruf sahibinin daha önceki kanunla belirlenen emekliliğe hak kazanma tarihi ile aynı olacaktır. Faiz oranı ise bu tahvillerle benzer (aynı yıl) vadeye sahip tahvillerin ikinci el bono ve tahvil piyasasında belirlenen fazi oranı ile aynı olacaktır. Piyasada benzer (aynı yıl) vadeli tahvil işlem görmüyorsa, en uzun vadeli tahvil esas alınır. Hazine tarafından tasarruf sahiplerine verilecek olan tahviller alınıp satılabilir, gönüllülük şartı esas olmak kaydıyla nakde dönüştürülebilir.
  8. (Edit:Bonus madde) Her Turkiye Cumhuriyeti vatandaşı tasarruflarını değerlendirme konusunda en azından Beğenmezsen Okuma blogundaki tasarruf konulu yazıları okumuş olmalıdır.
Read More!

Aptal Robin Hood Kimdir?


Genellikle "zenginden alıp fakire verme" fikri efsane kahraman Robin Hood eşliğinde pek matah bir politikaymış gibi anlatılır durur. Hatta ilkokuldaki çocuklara da bu tarz "erdemli" politikaların ne kadar da sevimli olduğu anlatılır. Nedense aç gözlü zenginlerin gözünü de hep para bürümüştür. Allahtan kahramanımız Robin Hood yetişir de fakirlerin eli para görür. Bugunün çağdaş Robin Hood'ları da (bkz. sosyal devlet) zenginden almak için vergileri yükseltirler bunları da fakirlere dağıttıklarını iddia ederek "herkesten yeteneği ölçüsünde alıp herkese ihtiyacı kadar" verme ilkesini yerine getirirler.

Aşağıdaki örnek de Wall Street Journal'ın okur mektuplarında yer aldı. Belki birileri istifade eder.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Standart Sapma

Olay ilkokulda geçiyor. Öğretmen sınavda 95 alanlardan 20 puan alıp bunu sınavdan 55 alanların notuna ekliyor. Böylece herkesin notu 75'te eşitlenmiş oluyor. Böylece notların (gelirlerin) adaletli bölüşümü gerçekleşmiş oluyor.

1. Bu adil bölüşüm sonrasında sınavdan 55 alanların bir sonraki sınava daha çok çalışmalarını beklemeli miyiz?

2. Sınavdan 95 alanların -yani önceki sınava iyi çalışmış olanların- bir sonraki sınava daha iyi çalışmalarını beklemeli miyiz?

3. Önümüzdeki sınavda not ortalaması (hayat standardı) düşer mi, yükselir mi?

Bu soruları ilkokulda okuyan çocuklar bile cevaplayabilir. Ama yaşını başını almışlar cevap verirken zorlanacaklardır.

Mektubun orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Linke tıklayanlar ve İngilizce bilenler bonus olarak bir de nefis bir domuz hikayesi okuyacaklar. Linki tıklamayanlara da bir kıyak yapalım. Onların bonusu ise Thomas Jefferson'un bir sözü:

"Her istediğinizi verebilecek kadar büyük olan bir devlet aynı zamanda sahip olduğunuz herşeyi alabilecek kadar büyük bir devlettir."

Read More!

Büyümenin Sosyal Boyutu

bugun dani rodrik blogunda buyumenin sosyal boyutu uzerine guzel bir yazi yayinlamis. ben de linkini buradan paylasmak istedim: tiklayin. ozetleyelim. bir dunya bankasi toplantisinda buyume stratejileri tartisilirken, bazi katilimcilar bu stratejilerin onceliginin fakirlerin yasam standardini iyilestirmek, sosyal esitsizlikleri azaltmak gibi seyler olmasi gerektigini savunmuslar. rodrik de buna karsi, ozetle, sosyal politikalarla buyume stratejilerini karistirmamak lazim diyor.

buyumeye yonelik politikalar, buyumenin onundeki baslica engelleri kaldirmaya odaklanirlar. bu yuzden yoksullukla mucadele, esitlik gibi hedefler buyume stratejilerinin oncelikleri arasinda yer almazlar. ama bu, buyumeyle ilgilenenlerin baska sosyal meselelerle ilgilenmedikleri anlamina gelmez. sadece kalkinmaya dair tum hedeflere ayni anda erisemezsiniz. rodrik bunlari soyluyor. ayrica, rodrik basta fakirler olmak uzere insanlarin hayat standartlarinda belirgin ve kalici bir iyilesmenin gerceklesmesi icin buyumenin gerek sart oldugunu da vurgulamis. bununla beraber orta ve kisa vadede iktisadi buyumenin bazi sosyal sorunlarin ustesinden gelmekte yetersiz kalabilecegini de kabul etmis.

kisa vadede buyumenin ustesinden gelemedigi sorunlari hafifletmeye calismak, sosyal politikalarin islevi. ama uzun vadeli cozum surekli buyumeden geciyor. o yuzden biri buyumeden soz ederken, hani bunun sosyal boyutu diye atilmakta acele etmeyiniz. birakin adam derdini rahat rahat anlatsin, di mi?

Read More!

Açlıktan Ölen Japon

bir insan calisabilecek kadar gucu oldugu halde calismiyorsa, calisan insanlardan toplanan vergilerle onun karnini doyurmak dogru mudur? bizim kulturumuzde soz konusu insan kotu niyetli bile olsa, ona olursen ol denmez. ama ny times'ta dun okudugum su habere gore, japonya'da bu isler epey farkliymis: tiklayin.

ozetleyelim: japonya'nin guneyinde kitakyusu diye bir sehir varmis. bu sehrin bir ozelligi, belediyeye bagli sosyal yardim servisinin calisma prensiplerinin, ilgili bakanlikca tum ulkede ornek gosterilmesiymis. niye mi ornek gosteriliyormus? hayir, yoksullara ve duskunlere etkin bir sekilde yardim ulastirildigi icin falan degil; insanlar acliktan olseler bile onlara para verilmedigi icin. (biraz abarttim mi acaba?) habere gore, kitakyusu'daki sert politika yuzunden, son uc senede uc insan evlerinde acliktan olmus halde bulunmuslar. son olen adam, olmeden onceki son zamanlarini bir gunluge kaydedince de ulkede gumburtu kopmus.

hayatimda japonya'yi gormedim. o yuzden ny times'in yalancisiyim. japonya'da oyle sosyal dayanisma anlayisi diye bir sey yokmus. devletten yardim alan insanlara da "calisan insanlarin vergilerinden beslenen asalaklar" gozuyle bakildigindan, devlet bunlara para vermemek icin bin dereden su getiriyormus. yardim baglatmayi basaran insanlara da paralari neredeyse kafalarina firlatilarak odeniyormus.

peki devlet disinda bir sosyal destek yok muymus? hayir, oyle bizdeki gibi aclarin doyurulmasini ilke edinen bir hayirseverlik anlayisi japonlarda yokmus. acliktan olen insanlar icin ne es-dost, ne komsular, kimse kilini kipirdatmadigi gibi, son adam icin yan komsusu, "daha gencti, calismadi, ektigini bicti" seklinde yorumda bulunmus.

bol -mis'li, mus'lu bir yazi oldu. ama haber ilginc degil mi? Read More!

Yoksulların eğitim harcamalarından kaçınmaları akıllıca

Eser Karakas'in 2006 yilinda gazetem.net'de yayinlanan 'Egitim mi, sigara mi ?' yazisi sosyal politikalarin çikmazini bir kez daha gözler önüne seriyordu.
TÜIK anketinin sonuçlari; 'Yoksulların zenginlerle karsilastirildiginda bütçelerinde sigara ve alkol harcamalarına eğitim giderlerinden çok daha fazla oranlarda yer verdiklerini' gösteriyordu.
Bu ankete dayanarak Eser Bey su saptamayi yapmis:
''Egitim sayet verimliligin, üretimin ve dolayisi ile gelirin temel belirleyicisi ise mevcut esitsizlik gelecek nesiller için daha da belirgin hale gelecektir''
Önerdigi çözümün ise yarayacagindan umutlu degil:
'' Kamunun bir 'ortak akil' temsilcisi olarak devreye girmesi ve düsük gelir gruplari için daha fazla kamusal egitim kaynagi ayirmasi talep edilebilir ama unutmayalim ki kamu da kendisinden en çok ne talep edilir ise onu üretmeyi politik bir tavir olarak benimseyen bir kurum. Halkimiz bugün hala genis kesimler olarak egitime büyük talepte bulunmuyor; tütün ya da pancar fiyatlari simdilik daha cazip geliyor ama bu tercih çarpikliginin faturasini gelecek kusak agir ödeyecek.''

Kullandigi 'Tercih Çarpikligi' sözcüklerinin altini çiziyorum. Belkide, demokrasiden umut keserek sosyal mühendislik projelerine bel baglayan 'ulusalci sosyal demokratlarimizi' çok fazla yüklenmemeliydik. Fakat basli basina bir problem olarak görsek bile 'esitsizlik sorununu' çözmek, Eser Bey'in düsündügünden bile zor olabilir. Onun saptamalarindan yola çikarak 'çözüm' bulduklarini iddia edenler çikacaktir. Örnegin; bazi parlak fikirliler zenginlerin çocuklarini egitimesine engel olarak esitligin saglanabilecegini düsünebilir. Polpot rejimi gözlüklü insanlari öldürerek soruna dogru bir sekilde yaklasmisti. 'Güdülerini kullanarak' esitligin ancak sifir noktasinda mümkün olabilecegini farkettiler. Eger esitlik diye direnirseniz, en iyi sonucu elde etmek adina insanlar arasinda sifiri veya ona yakin bir seyleri dagitmalisiniz. Yalniz polpot rejimi degil, hemen hemen bütün komünist-sosyalist rejim denemelerinin az yada çok esitlik kriterinde 'basarili' sayilabileceklerini kabul etmemiz gerekir. Ancak 'basarilari' takdir edilmedi. Neden ? Bir problemi, bu 'esitsizlik' olabilir veya yeri geldiginde 'cari açik', baska bütün diger parametrelerden bagimsiz olarak ele almak bizi çok yanlis noktalara götürebilir. Biz kendimize sunu sormaliyiz; esitligi su veya bu yöntemi kullanarak zorlamak bizleri NELERDEN vazgeçmemize yol açiyor ?

Evet, Eser Bey hakli. Zor kullanmak mutlaka gerekli. Bunu da ancak devlet yapabilir elbette. Fakirlere yüksek pancar fiyati yerine hiç öyle bir talepleri yokken çocuklarina daha iyi egitim olanagi verecegiz ve zenginlere kendilerininkinin yanisira baskalarinin da pahalli egitim masraflarini karsilatacagiz. Diyelimki demokrasiyi ''pass'' geçtik ve vatandaslarinin tercihlerine itibar etmeyen bir hükümeti basa geçirdik. Program yine de basarisiz olacaktir. Çünkü bu yaklasim çocuklarin maddi ihtiyaçlarinin yanisira manevi (ruhsal) ihtiyaçlarinin da olabilecegini göz ardi etmektedir. Belki de asil fark yaratan; ebeveynlerin çocuklarina verdikleri egitim imkanlari kadar onlar için nelerden vazgeçtikleridir.

Bütün diger memelilerde oldugu gibi, insanlarin da yavrularini karsiliksiz olarak beslediklerine inanmaya egilimliyizdir. Ancak alt gruplar söz konusu oldugunda bunun böyle olmadigini düsünüyorum. Her aile için geçerli olmasa bile çocuk, maddi karsiligi olan bir çesit 'yatirim araci' olarak görülüyor. Biraz büyüyünce sokakta, tarlada aileye katki yapmaya zorlaniyor. Kiz çocuklari evlendirilirken baslik parasiyla ticari kazanca dönüstürülüyor. Bunun ötesinde çoculara emeklilik sigortasi olarak bakiliyor. Maddi ve manevi olarak çocuklarin ebeveynlere maliyeti sifira yakin oldugundan, çok cocuk yapmanin en azindan kisa vadede ilave fakirlik yarattigi söylenemez. Halbuki öbür taraftan, en üstteki binde birlik tabakayi bir kenara birakacak olursak, çocuk yapmanin 'sifir getirili' bir yatirim oldugunu görmeliyiz. Aslinda orta sinif için çocuk yapmak onlari 'yoksullastirir'. Manevi yükleri de cabasi. Mala mülke yatırmak yerine çocuklara harcanan paranin onlari fakirlestirdigini kabul etmemiz gerekir. Yoksullarin egitim harcamalari yapmada gönülsüzlükleri, onlari ömürleri boyunca 'göreceli olarak' daha varlikli kilmaktadir. Böyle olmasaydi zenginlerin daha az, fakirlerin daha çok çocuk yapma egilimi söz konusu olmazdi. Zenginlerin egitime daha çok önem vermelerini onlari zengin olmasinin sebebi degil olsa olsa bir yan ürünü olarak görmek gerekir. Bu giderlerine rağmen 'göreceli olarak' varlıklıdırlar. Ebeveynlerin çocuklarina kazandirdiklari parasal imkanlardan çok 'deger yargilari' olabilir. Hayvanlardan farkli olarak insanlar deger yargilarina göre tercih yaparlar. Tercihleri de piyasalar tarafindan degerlendirilerek daha zengin veya fakir ayrimina yol açar. Bakin, eğer miras paradan ibaret olsaydi bütün milli piyango talihlileri Türkiye'nin en zenginleri arasinda yer alirdi. Niye böyle olmadigini hiç düsündünüz mü ?

Ahmet Çavusoğlu Read More!

Prof. Rodrik problemlerimizi şıp diye çözüveriyor.

Uğur Gürses Radikal’de Rodrik’in önerilerini masaya yatırmış. Bu konuda bir kaç cümle sarfetme ihtiyacı hissettim.

‘’Büyümek için rekabetçi kur mutlaka gerekir’’ fikrini yeniden tartışmayacağım. Türkiye’nin 2001-2007 verileri bu hipotezin gülünçlüğünü yeterince ortaya koymaktadır. Fakat ‘sürdürülebilir rekabetçi kur’ için önerdiği görüşler elle tutulur şeyler değil. Eğer bahçenizden petrol veya doğalgaz fışkırıyorsa bir taraftan banka mevduatlarınızı artırırken diğer taraftan yatırım yapmak sizin için hiç zor olmaz. Ama aynı tasarrufu ‘arabasına koyacak benzini, evini ısıtacak doğalgazı’ dışardan temin etmek zorunda olan vatandaşlardan bekleyemezdik. Nüfusun hızla arttığı bizim gibi ülkeler için yatırım ihtiyacını göz önüne almadan tasarrufları çoğaltabilen bir formülün kolaylıkla bulunamabileceğini düşünebilmek için ya ahmak olmak gerekir yada dünyaca ünlü bir ‘profesör’. Sıkı maliye politikalarını biz de uyguladık. Devletin tasarrufa yönelmesinin özel harcamaları bağlamayacağını herhalde bizden daha iyi kimse bilemez. Kamunun her 1 kuruşluk tasarrufuna özel kesim 2 kuruş harcamayla karşılık verirse cari fazla nasıl tesis edilebilir ? Üstelik özel kesime de para harcatmayacaksak genç nesiller için yeni işyerlerini nasıl açacağız ?

Bizim için önemli olan tasarruf/harcama oranı değil, yatırım/tüketim oranıdır. Tüketimi artıran politikalar; örneğin petrol ürünlerinden alınan dolaylı vergilerin düşürülmesi, devletin çalışan çalışmayan herkese maaş bağlaması, az prim ödeyerek erken emeklilik, tüketimi körüklerken yatırımlara pek katkısı katkısı olmaz. Çünkü artan tüketimi yurt içi üretim yerine ithalatla karşılamak daha kolay olacaktır. Yapmamız gereken zenginlerden daha az vergi alırken devletin mekanizmalarını fakirlere dağıtım aracı olarak görmemektir. Bu strateji tasarrufları çoğaltıp yatırım/tüketim oranını da yükseltir. Unutmayın: Ürettiklerimiklerimizi ülkemizde tüketmek zorunda değiliz, üretmeyen tüketiciye ihtiyacımız yok. Özetle ‘sosyal politikalar’ yalnızca cari açık yaratmakla kalmaz, üretkenliğe de pek bir katkısı olmaz. Çocuklarımıza borçtan başka bir şey bırakmayız.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!