terorizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terorizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Terörle Mücadele Nasıl Yapılmalıdır? Çözüm Nedir?

Terörizm ve terör haberleri yine gündemimizin en büyük maddesi olmayı başardı. Terörle mücadele konusunu 25 yıldır konuşur dururuz, hatta terörle mücadele kanunu bile çıkarmışızdır ama bir türlü bu soruna bir çözüm bulamadık. Şimdiye kadar yapılan uygulamaların temel eksikliği neydi ve geçmişte uygulanmamış ama terör sorununa çözüm olabilecek en parlak fikriniz nedir? Yorumları açıyorum, anonim olarak dahi yorum bırakabilirsiniz: Terörle mücadele nasıl yapılmalıdır, çözüm nedir?

Diger konulardaki bazi yazilarimiz:
Kapitalizm Kapitalist nedir 
Faşizm nedir? 
Fraktal Nedir 
Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi 
Çernobil Faciası 
Altın Oran Nedir Read More!

İstanbul Texas oldu!

Dün akşam bir yemeğe gidiyordum. İstanbul Anadolu Yakasında saat 19:00 sularında yani güpegündüz tanık olduğum şey akıllara durgunluk verici nitelikte: Işıkta 10-12 araç bekliyoruz, ben en arkadayım. Önde kısa bir karışıklık oldu. Sanırım acemi bir sürücü ışıkta kalkamadı arkasındaki de ona bayağı bir korna çaldı. Trafik akmaya başladıktan bir an sonra mavi bir aracın önündeki gri küçük aracı sertçe sollayıp, direksiyonu önüne kırdığını ve yolunu tıkadığını gördüm. Biz diğer araçlar mecburen sola doğru yanaştık. Tam yanlarından geçmek üzereyken mavi aracın sürücüsünün elinde bir tabanca ile araçtan indiğini gördüm. Aracın plakasını alamadan yanlarından geçmek zorunda kaldım, sonra ne oldu bilemiyorum. Adam çektiği silahı kullandı mı? Onu gören birileri ihbar etme şansı buldu mu fikrim yok...

Nükleer Kirlilik  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Olasılık Soruları ve Çözümleri  Marksizm Nedir  Spam Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları  Bono Nedir?  Fareli Köyün Kavalcısı  Arge Nedir?  Kalite Nedir  Açık Arttırma Nedir  Pesimist Nedir?

Yıllar evvel sağ şeritten giderken benden yol isteyen aracın önünden çekilemedim(zaten sağ şeritteyim, nasıl yol vereceksem) diye bana da pencereden silah çıkartıp sallayan bir maganda ile karşılaşmıştım. Ama o dünkünün yanında hafif kaldı doğrusu...

Trafikte kimseyle dalaşmayın bence... Read More!

Hayvanın istediği, İnsanlık Hakkı

İnsan olmadan, insanlık hakkı istenir mi? İnsanlık hakkını hice sayarak insan olunur mu?
Haber Hurriyet'ten...([] işareti içindekiler benim eklemem)PKK sempatizanları [sempatizanı hayvanlar] 100 yolcunun bulunduğu belediye otobüsünü molotof kokteyli atarak ateşe verdi. Edinilen bilgiye göre, Gazi Mahallesi- Şişli güzergahında çalışan 34 FAG 14 plakalı belediye otobüsü, yaklaşık 100 yolcu ile Şişli istikametine hareket etti. Otobüsün önü, Cumhuriyet Caddesi üzerinde yüzleri maskeli 15 kişi tarafından kesildi. Terör örgütü PKK lehine slogan atan şahıslar hayvanlar] yolcuların inmesini beklemeden ellerindeki molotof kokteyllerini otobüse savurdu. Otobüs şoförü bütün kapıları açarak yolcuların aşağı inmesini sağladı. Şahıslar [hayvanlar] otobüsü ateşe verdikten sonra kaçarak olay yerinden uzaklaştı.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b Read More!

Orduyu yipratmak...

Yine alinti yapiyorum. Okurumuz I. Cuneyt'ten (basligi begenmediyse degistirebilirim):

... birakin bu "dört yanimiz düsman dolu, ordumuzu yipratmayalim" martavallarini. Benim ömrüm bu zirvalari dinleyerek gecti. Biktim artik "Türkiye'nin özel kosullari"ni, „dis mihraklari“ dinlemekten. 25 yildir herhalde "Türkiye'nin cografyasi" yüzünden bitmiyor bu savas degil mi?

ABD'nin komsusu Kanada, Meksika olabilir ama adamlar dünyanin dört bir yaninda savasiyorlar, var mi ötesi? Ingiltere kezâ her yer asker yolluyor. Böyle sacma, baskamalip argümantasyon görmedim.

Ingiltere'nin demokrasisini referans aliyoruz, cünkü bir yargic cikip "müslümanlar seriat uygulamali" deyince adami sokak ortasinda vurmuyorlar, 301’den yargilamiyorlar, asker cikip „herkes haddini bilsin“ diye laf sokmuyor.

Merak etmeyin, ayni terör belasi Avrupa ülkelerinde de oldu. IRA, ETA, RAF, K.Tugaylar vs. Dünyada terörle mücadele eden tek ülke Türkiye degil. Fakat 25 yilda 40.000 ölü veren tek ülke Türkiye. Bir garabet yok mu bu iste sizce? Anli sanli Türk ordusu arazinin engebeli olmasindan, topografya yüzünden mi bitiremedi bu isi? Bu kadar basit mi? Acin gözlerinizi biraz da lisede milli güvenlik hocamin söyledigi "Türkiye'nin dört yani düsmanla cevrili, tetikte olmaliyiz" martavallarindan baska bir seyler anlatin. Dört yanimiz düsmanla cevrili oldugu icin mi Kibris harekâtinda kendi gemimizi 5 saat bombaladik? Dört yanimiz düsman dolu diye mi Diyarbakir cezaevinde milletin kicina cop soktular? Dört yanimiz düsman dolu diye mi hâlâ OHAL istiyor asker, sanki (galiba Yildirim Türker'in süper lafiyla) orada hic "BUHAL" olmusmus gibi?

Türkiye’nin ihtiyaci olan sey daha fazla demokrasi. Daha fazla seffaflik. Türkiye’nin ihtiyaci olan sey siyasîler kadar askerin de hesap verebilmesi. Asker bu ülkenin krali degil, fakat kendi üslerinde, bu ülkenin siradan insanlarindan kopuk kral gibi yasiyorlar. Kimse elestiremiyor, soru soramiyor, hesap zaten hic soramiyor. Ne anladim ben bu isten? Vatansa hepimizin vatani, öleceksek zaten külliyen bir savas ciksa hepimiz gider ölürüz. Ama ben askerin isini iyi yapmasini istiyorum, onun disinda da öyle toplum mühendisligini, ülkenin demokratiklesmesine köstek koymayi, siyasetin icinde siyasî parti gibi davranmayi birakmasini.

Size bir sey söyleyeyim. Türk ordusunun dünyada bu derece itibar görmesinin en önemli nedenlerinden biri ne biliyor musunuz? Gözünü kirpmadan zayiat verebilmesi ve verilen zayiatin hesabinin sorulmamasi. 2. Cihan Harbi’nde Eisenhower ile Zhukov’a atfedilen bir muhabbet vardir: Eisenhower Zhukov’a bir mayin tarlasina rastladiklarinda mayinlari nasil temizlediklerini sorar, Amerikalilar askeri sokmadan önce cünkü tarlayi temizlemektedirler. Zhukov’un yaniti: „Birinci kitayi tarlaya sürerim, mayinlar patlar, arkadan gelen üzerlerinden gecer“. Türk ordusu da öyle, öl babam öl.

Hayatinizda hic gidip kaldiniz mi Tunceli’ye? Oralarda insanlar nasil yasiyor biliyor musunuz? Batman’da trafik lambalari kirmizi-sari-MAVI, niye biliyor musunuz? 25 yildir „Türkiye’nin cografyasi ve komsulari“ yüzünden mi gencecik cocuklar bu örgüte katilip duruyor? Tayfun Talipoglu’nun ne görüp de zamanin icisleri bakani Ismet Sezgin’e telefon acip „Sayin bakanim, burada dünyanin gözü önünde PKK’ya adam yaziyorlar“ dedigini biliyor msuunuz? Tekrar ediyorum, 25 yil! Benim hayatim PKK ile gecti. Bugün standart basinda okudugum her seyi en az 15-20 defa duydum. Askerin bu demeclerini „herkes haddini bilsin, orduyu yipratmayin, akan kana ortak olursunuz vs.“ kac defa dinledigimi bilmiyorum. Hepimiz ayni durumdayiz. Fakat siz cikip hâlâ Türkiye’nin cografyasi, dis mihraklarin taseronu terör örgütünden dem vuruyorsunuz, el insaf yahu!

Taraf isterse uyusturucu parasiyla finanse edilsin. Ne yazdigi önemli, nasil finanse edildigi degil. Birakin bu ucuz komplo teorisyeni ayaklarini. Elinize bir Amerikan gazetesi aldiginiz zaman künyesini acip kimler mi finanse ediyor diye bakiyorsunuz? Türkiye’de oldu mu hemen bir capanoglu araniyor, yok kim finanse etmis, yok kim haber servis ediyormus, yok arkasinda hangi “dis mihraklar” varmis… Yahudiler finanse ediyor aslinda, dünyayi da onlar yönetiyor ya, fesuphanallah.. Read More!

Genelkurmay başkanına...

(Ahmet Altan'in Taraf gazetesindeki yazisi. Tamamen alintiliyorum:)

Siz, böyle saygısız, nezaketsiz, tehditkâr bir konuşma üslubunu benimseme cüretini nereden buluyorsunuz?

Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin?

Siz kimi korkutmaya çalışıyorsunuz?

Korkutabileceğinize inanıyor musunuz gerçekten?

Bakın ben size dostça bir şey söyleyeyim general, vazgeçin bu kaba tehditlerden, öfkeli jestlerden, asabi mimiklerden.

Bunlar bizi korkutmaya yetmez.

Ha, sanmayın ki bu ülkede "derin devlet" dendiğinde kimin kastedildiğini bilmiyoruz, sanmayın ki patlayan arabalardan, ensesinden vurulan adamlardan haberimiz yok.

Sadece umurumuzda değil.

Bunu anlayabiliyor musunuz?

Bazı insanların, ülkeleri özgür ve mutlu olsun diye her şeyi göze alabileceğini kavrayabiliyor musunuz?

Bunu kavramaya çalışın.

Bırakın bu korkutma çabalarını.

Bunlar yakışıksız işler.

Üstelik gerçeği ortaya çıkarma çabasından bizi vazgeçirmeye de yetmez.

Siz bir şeyler söylediniz dün.

"Herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya" davet ettiniz galiba.

Siz, "doğru yerin" neresi olduğunu biliyor musunuz?

"Doğru yer" neresidir biliyor musunuz?

Doğru yer, insanın mesleğini dürüstçe ve gereklerini yerine getirerek yaptığı yerdir.

Biz, "doğru yerde" duruyoruz.

Mesleğimizin gereğini dürüstçe yerine getiriyor ve gerçekleri, yıllardır yalanlarla kandırılan bu halka açıklıyoruz.

Siz doğru yerde durmuyorsunuz.

Kendi mesleğinizin gereklerini yerine getirmiyorsunuz.

Sizin mesleğinizin gereği, size emanet edilen o genç askerleri korumaktır.

Karakol baskınını an be an gösteren kamera kayıtlarına rağmen gerekli tedbirleri almamak, istihbarat raporlarına aldırmamak, çatışma başladıktan sonra yeterince yardım göndermemek ve o çocukları ölüme terk etmek sizin suçunuzdur.

Görevinizi yerine getirmediniz.

Neden?

Niye o çocukları korumadınız?

Bunun için yargılanmanız gerektiğini biliyorsunuz değil mi?

Tabii savcıların sizi mahkemeye çağıramayacağına, sizi yargılayacak bir merci olmadığına güveniyorsunuz.

Ama bu, yargılanmanız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.

Tabii, bir de istifa müessesesi denilen bir şey var.

Sanırım sizin o müesseseden pek haberiniz bulunmuyor.

Başbakanın, hükümetin, parlamentonun sizden hesap sormaması da sizi cesaretlendiriyor.

Ama bir de halk var bu ülkede. ı

Gerçekleri duymak isteyen bir halk.

Ve, o sizin peşinizi bırakmaz.

Biz de bırakmayız.

Arkanıza kuvvet komutanlarını alıp kameraların önüne geçerek asabi bir şekilde medyaya verdiğiniz "muhtıra" bu gerçeği değiştirmez.

Siz bize Aktütün'ü anlatın.

O çocuklar niye öldü?

Niye baskını önlemediniz?

Bir de pek anlayamadığımız bir sözünüz var.

"Bu tip saldırılar karşısında her ordunun vereceği cevap ve tepki bellidir."

Ne demek bu?

Birincisi bir saldırı yok, saldırmıyoruz, gerçekleri açıklıyoruz.

İkincisi, "her ordu" böyle eleştiriler karşısında nasıl tepki veriyor?

Siz nasıl tepki verdiklerini bilmiyorsunuz.

Gelişmiş ülkelerde böyle bir facianın sorumlusu olanlar derhal görevlerinden alınıp yargılanırlar.

Ama sizin aklınızdaki bu değil, açıkça anlaşılıyor.

O zaman, nedir o "ordunun vereceği tepki"?

Ordular, kendilerine saldıran "düşmanı" yok etmek için eğitilirler.

Bizim gerçekleri açıklamamızı bir "saldırı" olarak nitelediğinize göre bizi de "düşman" olarak görüyorsunuz.

Eee, ne yapacaksınız?

Saldıracak mısınız, gazeteyi mi bombalayacaksınız, F-16'ları mı göndereceksiniz?

Siz ne dediğinizin farkında mısınız?

Baskını daha önceden bildiğiniz halde o çocukları korumayacaksınız, bunu açıklayan gazeteleri de, "ordu tepkisiyle" korkutmaya çalışacaksınız.

General, "doğru yerde" durun.

Haddinizi aşmayın.

Bizim ülkemizde, yetmiş milyon insanın boğazından kesip verdiği paralarla ayakta duran bizim ordumuzla, bizi tehdit edemezsiniz.

Ordu, sizin hatalarınızı kapatmak için kullanacağınız bir tehdit aracı değildir.

Haa, bir de "bölücü terör örgütünün eylemlerini başarılı gibi gösterenler, akan ve akacak olan her damla kanın sorumlusu olurlar" sözünüz var.

Bakın bunu doğru söylüyorsunuz.

Ama "başarılı gösteren" kim?

Baskının önlenmediğini açıklayan gazeteler mi yoksa baskını bile bile önlemeyenler mi?

O kandan kimin sorumlu olduğunu şimdi anladınız mı?

Sorumluluğu hissediyor musunuz?

Hissetmelisiniz.

Ve tehditleri bırakıp gerçekleri açıklamalısınız.

Tehditlerinizden ve üslubunuzdan hoşlanmadık.

Gerçekleri söyleyin bize.

Gerçekleri.

Biraz cesaret yeter buna.

Cesaretiniz de öfkeniz kadar büyük olduğunda bize gerçekleri söyleyeceğinize eminiz.

O günü bekliyoruz. Read More!

Hınçal Uluç Yazisi: Aktütün

Hınçal uluç, Aktütün baskını ile ilgili o kadar guzel bir yazı yazmışki paylaşmadan edemedim! Bu savaşın komutanı kim?..
Lütfen okuyunuz.... Read More!

Ergenekon Operasyonu ve Gizli Gercekler

Gazete Vatan - 25/08/2008
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 1991 yılına kadar hiç açık vermeyen sosyal güvenlik sisteminin kıyak emekliliğin çıkması ile delindiğini, bugüne kadar bütçeye olan maliyetin 851 milyar YTL olduğunu söyledi ve sözkonusu yasayı çıkaran Demirel’e bu sözlerle sitem etti: ‘Ah Demirel ah...’

Star Gazetesi - 15/08/2008
Kamuoyunda büyük tartışmalara neden olan, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, emeklilik yaşının 38’e düşürülmesi kararının, devlete tam 852 milyar YTL’ye mal olduğu ortaya çıktı. Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal güvenlik sisteminde emeklilik yaşının 38’e düşürülmesi nedeniyle, 1994 ile 2007 arasında sosyal güvenlik kurumlarına aktarılan kaynağın, yaklaşık 22 GAP parasına bedel olduğunu söyledi.

Radikal Gazetesi - 21/07/2008
Hükümet Sözcüsü Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, "25 seneyi aşan süreden beri etnik terörün, PKK terörünün ülkeye verdiği zararın 300 milyar doların üzerinde olduğunu belirterek, GAP’ın maliyetinin ise 32 milyar dolar olduğunu bildirdi.

ntvmsnbc.com - 25/08/2008
Ergenekon operasyonu ve soruşturması sırasında yapılan harcamaların şu ana kadar devlete 100 bin YTL’nin üzerinde bir gidere mal olduğu ortaya çıktı. Çoğunluğu avukat giderleri ve hastane masrafları olan giderler dava dosyasının 388. klasöründe yer alıyor. Read More!

Gorunmeyen El

Hayir, yanildiniz. A. Smith’in ‘gorunmeyen el’inden soz etmiyoruz. Bizim soz ettigimiz, Turkiye’den elini cekmeyen o hain gorunmeyen el.

Daha bir gun once “en iyi vatandas, olu vatandastir” anlayisini hicvederken, talihsizlige bakin ki; ayni saatlerde birileri de onlarca masum vatandasin canina kastetmek icin fitilin ucunu atesliyormis.

Daha cok televizyon ekranlarinda Bagdat’ta, Afganistan’da gormeye alistigimiz o feci sahneyi, Istanbul’un gobeginde gorunce yuregimize ates dustu. Hain el, hancerini cigerimize sapladi bu sefer. Teror!...

Hepimize gecmis olsun. Hepimize sabirlar diliyorum.

Konunun bir baska boyutuna deginecegiz simdi.

Olayla ilgili olarak bugunku gazete mansetleri (28 Temmuz 2008) dikkatimizi cekti.

Hurriyet’in manseti : PKK’dan Sivil Katliam

Sabah’in manseti : Katilleri Taniyoruz

Bugun Milliyet’in internet sitesindeki yer alan bir son dakika haberinde ise soyle deniyor :

' Kongra Gel Başkanı Zübeyir Aydar, İstanbul Güngören’de 17 kişinin ölümüne ve yaklaşık 150 kişinin yaralanmasına yol açan terör saldırısını kınadı. Aydar, PKK’nın olayla ilgisi olmadığını söyledi. '

Yaslaniyoruz galiba. Ben PKK’nin bir teror saldirisini, hem de ustlerine yikilan bir eylemi kinadigina ilk kez sahit oluyorum. Iyice yaslanip, onceki kinamalari (var ise eger) hatirlamiyor da olabiliriz. Yalanlamalari saymiyoruz tabi, burada apacik bir kinama var.

Sayin Turk de enteresan aciklamalarda bulunmus:

"(Kimden gelirse gelsin) demeyeceğim, bu olayı şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Bunu barışa, sürece, geleceğe vurulan bir darbe olarak değerlendiriyoruz" diyen Türk patlamaların ülkede gerginliğin gelişmesine neden olacak çok boyutlu bir olay olduğunu ifade etti. Olayın bütün boyutlarıyla ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Türk, "Peşinen adresler göstererek gerginlik yaratmanın bize göre hiç bir anlamı yok" dedi.

Benim kafam iyice karismaya basladi.

Sabah gazetesi kendi adina konussun. Ben –kendi adima soyleyeyim- katilleri felan tanimiyorum.

Hurriyet’e gelince, yaptiniz yine yapacaginizi.

Olayi hic bir orgut ustlenmeden, failler hakkinda resmi bir aciklama gelmeden once, adres gosterdiginize gore sizin bir bildiginiz olmali.

Oysa daha bugun, Sabah’tan Nazli Ilicak kosesinde, Hurriyet’in garip yayincilik anlayisiyla ilgili olarak bakin ne yazmis:

“...Daha önce de, bazı konularda iyi imtihan vermedi bu gazete. Hem Ahmet Taner Kışlalı, hem de Necip Hablemitoğlu cinayetlerinin ilk değerlendirmesi "derin devletin" parmak izlerini gösteriyordu. Ama birkaç gün sonra Hürriyet, tam aksi istikamette yayın yaptı. Taraf'tan Alper Görmüş gibi, ben de sormak istiyorum: "Kışlalı öldürülünce, 'Yine o meçhul fail' diye olayı değerlendiren Hürriyet, neden daha sonra faili meçhul cinayet izlenimini silecek şekilde haber yapmıştı? Hablemitoğlu cinayetinde, ilk gün 'Derin suikast' manşetini atmışken, niçin 5 gün sonra Kubilay ile Necip Hablemitoğlu'nu aynı çizgide göstermişti?"

Beyler, bakin bunlar ciddi meseleler. Ne biliyorsaniz, soyleyin. Elinizde konuyla ilgili bilgi, belge var ise eger, Savcilik orada, Emniyet orada. Elinizdekileri paylasin da bu teror belasindan hep birlikte kurtulalim. Read More!

2. “Ergenekon Hep Vardi, Bundan Sonra da Olacak”

EkonomiTurk’un flas transferi Keynesian006 ile keyifli bir hafta sonu soylesisi yaptik.

- Efendim, malumunuz, ulke gundeminde ceteler var, devlet icinde Ergenekon diye illegal bir orgutlenme iddialarindan soze ediliyor.
- Oncelikle bu iddialar ilk degil, yeni seyler degil yani. Ucu kamu gorevlilerinde olan bu tur yasadisi orgutlenmeler hep olmustur ulkemizde. Yurt disinda da benzer ornekleri yasanmistir. Ancak bizdekilerin dogasi ve tarihsel gelisimleri digerlerinden farklilik arz eder.

- Nedir bizdekilerin farkliligi?
- Bir kere Turkiye halen tam anlamiyla bir hukuk devleti olma vasfina erisememistir. Bu nedenle zemin buna musait. Bir ulkede ne kadar cok adaletsizlikler, haksizliklar yasanirsa, birey devlet karsisinda kendini ifade edemiyorsa bu tur olusumlar zemin bulacaktir. Ben, ulkenin demokrasi kalitesi ve hukukun ustunlugune olan inanc arttikca, bu tur olusumlarin da azalacagini, en azindan etkilerinin en aza inecegine inaniyorum.

- Ama bahsettigimiz orgutler, mafia gibi yasadisi suc orgutleri veya bildigimiz anlamda teror orgutleri degil. Bizzat devletin en tepe isimlerinin icinde oldugu iddia edilen bir yapilanmadan sozediliyor.

- Savcinin iddianamesinde -yanlis biliyorsam beni duzeltin- soz konusu muthis orgutun, mafya diye tabir edilen pek cok gruplari ve kisileri kullandigi, dhkp-c, ibda-c, hizbullah gibi ideolojileri tamamiyla birbirine zit teror gruplarini yonlendirdigi, hatta yakin zamanda meydana gelen pek cok siyasi cinayetin azmettiricisinin bizzat bu orgut oldugu seklinde iddialar oldugunu biliyorum. Bu demektir ki ‘Ergenekon’ diye tabir edilen bu orgut, gucunu bir yandan yoneticilerinin devlet icindeki gorev ve sorumluluklarindan alirken, diger yandan da kanunsuzluktan, gayri mesru zeminden besleniyor. Illegal orgutleri gorevlendiriyor ve hem onlara guc veriyor, hem de onlarin gucunu kullaniyor. Ama neye ve kime karsi? Bu da onemli bir noktadir. Gorevi aslinda bu tur teror orgutleriyle, organize suclarla mucadele etmek olan kamu gorevlileri, bunun aksine bu orgutleri besliyor ve kendi emelleri dogrultusunda bir gorevlendirme yapiyorlar. Demek ki, istense bu orgutlerin hepsinin kisa zamanda tasfiye edilmesi, tum halkin istedigi huzur ve guven ortaminin saglanmasi mumkun. 12 Eylul’u hatirlayin efendim. Terore her gun onlarca can verilirken, bir sabah nasil da bir anda her sey duruldu! Demek ki, birileri bu ulkede demokrasiyi istemiyorlar. Hukukun ustunlugu istenmiyor.

- Kimdir bunlar? “Kendi emelleri” dediniz. Nedir emelleri? Neden hukukun ustunlugune inanmak istemiyorlar?
- Konunun ozu tam da burasidir. Emelleri nedir derseniz, kendisini devletin gercek sahibi goren bir zumre var. Onlara gore, vatandas onlarin istedigi gibi giyinmeli, onlarin istedigi gibi konusmali, onlarin istedigi gibi yasamalidir. Kisacasi onlara tabi olunmalidir. Yani bu bizim pek de uzak olmadigimiz “teba” anlayisi. Yani hala cagdas anlamda vatandaslik kavramini kavrayamamislar. “Kimdir bunlar?” derseniz, gosteremem. Bu dava saniklariyla bunun pek de bir ilgisi yok zaten. Meselenin tarihsel gelisimine bakmak gerekecek. Osmanli’da durum boyleydi. ‘Vatandas’ yoktu, ‘teba’ vardi. Teba vergi verir, asker olur ya da verirdi, devletlulara tabi olurdu kisacasi. Agir vergiler altinda ezilen halk, hem bir yandan savaslara caniyla, maliyla destek olur, bir yandan da devlet nasil istiyorsa ona gore sekil alirdi. 19. yuzyildan soz ediyorum, efendim. Bu tebanin dini, dili, irki da farketmezdi. Birisi asker olup, canini veriyorsa, digeri de mutat vergilerinin yanisira istendiginde ilave finansman sagliyordu, kabaca soylemek gerekirse. 19. yy. bu tur cekismelerle gecmistir. Bu finansman kimi zaman devletin lehine, kimi zaman da toprak sahibi veya sermaye sahiplerinin lehine olmustur. Ancak finansmanin ozellikle o zaman duveli muazzama tabir edilen ulkelerden saglanmasiyla birlikte artan dis mudahalelere aciklikla, mali fayda, toprak ve sermaye sahiplerinin lehine olmustur. Multezimler de bunun icindedir. Ardindan konu Cumhuriyet doneminde, Varlik Vergisine kadar dayanmistir. Yakin donemde de kamu kesimi borclanma gereksinimi arttikca, iceride birileri buradan ciddi bir nema elde ederken, disariya olan bagimliligimiz ve dis mudahalelere acikligimiz da zirveye ulasmistir. Ardindan, bildiginiz gibi, pek cok bankaya el konmus, ancak asil nema sahiplerine ise dokunulamamistir bile. Bu donemde devlet kagitlarindan kim ne kadar kazanmis, hem de vergisiz, bakmak lazim. Zaten Perincek de oyle demiyor muydu (guluyor)... Bunlar ayri konular tabi. Ancak butun bu konulara birbirinden bagimsiz bakamayiz. Biz yine konumuza donecek olursak, devlet sozde, tebanin caninin, malinin, namusunun ve dininin teminatiydi yani koruyucusuydu, bu duzende. Bu nedenle, misal, “artik fes, setre pantolon giyeceksiniz” derse devlet, tebaya buna riayet etmek duserdi. Bu duzende hak yok, gorev vardir. Modern Turkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun “fikir babam” dedigi Ziya Gokalp soyle diyor: “Sakin hakkim var deme / Hak yok, vazife vardir” 19. yy.da her ne kadar anayasal duzene gecme tesebbusleri olsa da, genis halk kitlelerinden boyle bir talep, o donemde gelmemistir. Bizdeki 1876’daki ilk anayasa girisiminden tutun da Hurriyet’in gelmesi (II. Mesrutiyet)ve ardindan Cumhuriyet’in ilani ile kabul edilen anayasalara baktigimizda cok da ozgurlukcu bir yapidan, ozgurluklerin kutsanmasindan soz edemeyiz. Yani batili anlamda birey – devlet iliskilerini duzenleyen metinler degildir bunlar. Cunku tabandan, yani tebadan boyle bir talep yoktur. Boyle bir talep gelmeden, tamamiyla baska nedenler ve etkenler sonucunda anayasal duzen tesis edildiginden, anayasalar ve yasalar da haliyle vatandaslik haklarini koruyan ve kollayan duzenlemeler olmamistir. “Vatandas, Turkce konus!” gibi uygulamalar hep bunun tezahuru olmustur.

- Bir dakika efendim… konular uzerinden cok hizli geciyoruz. Gazetelerimizde ve cesitli koselerde benzer seyler yazildi.Yani siz simdi Ergenekon’un kokenini Jon Turklerle irtibatlandirmamiz gerektigi gorusunu mu savunuyorsunuz?
- (Gulumsuyor) Savcinin iddianamesini ben bilmiyorum. Ancak bize gelen bilgilere gore, 99 yilinda kurulmus bir yapidan soz ediliyor. Onun oncesinde de Susurluk’tan soz ediliyordu. 1970’lerde de bizzat donemin onemli ismi “Kontrgerilla var” demisti. Komando kamplarini hepimiz iyi hatirliyoruz. Demek ki Ergenekon hep vardi, bundan sonra da olacak.

- Yani bunlarin hepsiyle 1999’da kurulmus olan yasadisi yapilanma ayni cizgide midir?
- Bu soruyu Sayin Savci’ya ya da saniklara sormaniz gerekecek.

- Peki biz yine tarihsel perspektife devam edecek olursak, siz Mesrutiyet’in, Cumhuriyet’in kisacasi anayasal parlamenter duzene gecisin halkin talepleriyle gerceklesmedigini soyluyorsunuz. Yanlis anlamadiysam eger, butun bu gelismelerin, batıdaki ilerlemelerden sonra, ve yine batinin mudahaleleriyle birlikte, bizde de bazi kesimlerin guc mucadelesinin sonuclari olarak yasandigini soyluyorsunuz.
- Tarihsel gelisimi irdelerken ilk yapacagimiz sey o gunun sartlarini dogru ve yerinde degerlendirmek olmalidir. Yoksa “21. yy. en modern cagdir, insanlar bundan bir kac bin yil ya da bes bin yil once karanlik caglarda yasiyorlardi” gibi bir degerlendirme insan akli ve ahlakina en buyuk haksizlik olacaktir. Tarihciler bu tur metotlari kendi iclerinde tartisip farkli ekollere ayrilmislardir. Soyle diyelim, tarihin bir kesitinde hic bir yazili metin olmaksizin yonetilen bir kent veya toplumu, kanunsuzlugun, haksizliklarin veya barbarligin hukum surdugu bir cemiyet olarak degerlendirmemiz dogru mudur? Elbette ki hayir. Degerlendirmemizi yaparken o gunu bugune getirmek degil, bizim kalkip o doneme gitmemiz gerekecektir. Sosyal bilimlerin bizi en cok zorlayan yani da budur. Sosyal bilimlerde bir laboratuar ortami yaratmamiz mumkun olmadigindan, en cok basvurdugumuz sey vesikadir, belgedir yani. Ancak biz biliyoruz ki toplumsal iliskileri duzenleyen, yanlizca yazili metinler degildir. Yazisiz olan kurallar da vardir. Bunlarin mueyyideleri de toplumun yapisina gore yazili duzenlemeler kadar, bazen ondan bile daha etkili olabiliyor. Hele ki bizim gibi toplumlarda… Carpici bir kiyaslamayi nazariniza vereyim. Tamamiyla ser’i ve orfi bir idarenin egemen oldugu, Halil Inalcik hocanin arastirmalari sayesinde ornekleriyle cok sert bir hukumdar oldugunu bildigimiz II. Mehmet doneminin, hem de kilic zoruyla alinmis Istanbul’u mu, yoksa anayasal, laik, hukuk devletinin teminati altinda yasayan ve hatta pek cok uluslararasi anlasma ile haklari garanti altina alinmis bugunun Istanbullu gayrimuslimleri mi daha cok hak ve ozgurluklere sahiptir? Ozetle demek istedigimiz su ki; yazili metinlerle istediginiz kadar anayasal, parlamenter bir duzeni teminat altina almis olun. Ancak eger butun bu sistem, cereyan eden belirli kitlesel olaylar ile isin dogal akisi icerisinde zuhur etmediyse, bu konu yalnizca seckin bir kesimin meselesi olacaktir. Yine carpici bir misal verelim. Ozellikle son iki yildir, birileri “laiklik elden gidiyor” diye yeri gogu inletti. Bugun 70 milyonu asan halkimizin yuzde kacinin boyle bir sorunu, endisesi var derseniz, bunun cevabi bellidir.

- Yani sizce bu ulkeye demokrasi ve ozgurlukler, ornegin bir Fransa’daki gibi genis halk hareketleriyle gelmedigi icin mi hem birey hem de devlet tarafindan ozumsenmedi? Peki ya Ataturk devrimlerini nereye koyacagiz?
- Oncelikle durum tespiti yapalim. Ataturk hareketi, dunya tarihinin mustesna bir imparatorlugunun kullerinden modern bir ulus devlete giden surectir. Sadece bu tespit bile bir insan omrunun bu devrime yetmeyeceginin kanitidir. Ataturk devrimi, genel itibariyle bir uygarlik projesidir. Yani gercekten vatanini, milletini canindan daha aziz goren bir avuc insanin once bir ulkeyi isgalcilerden arindirip, ardindan bir daha boylesine bir maglubiyeti, zilleti yasamamak icin modernlesmek, muasir milletler seviyesini yakalamak icin ne gerekiyorsa yapilmasidir ozetle, devrimler. Zaten bu nedenle o gunlerin parolasi, tam istiklal, ilim, akil ve fendir. Yani bagimsizlik, ozgurluk, bilim ve tekniktir Ataturkculugun ozu. Klasik anlamda bir ideoloji diyemeyiz buna. Ataturk bunlara inaniyordu, sadece ve sadece aklin onderligine. Boylesi bir ozgurluk ve aydinlanma hareketini kayit altina alip, alti taneye umdeye indirgeyenler ona en buyuk ihaneti etmislerdir. Bu dinamik devrimleri boylece duraganlastirmislardir. Oysa ki rahmetli Ataturk, uygarlasma projesinin tamamlanmasi diye bir sey olamayacagini bildiginden hedefi acik bir sekilde gostermis, bunun yol haritasinin ise sadece akil oldugunu ve arkasinda hic bir dogma birakmadigini defalarca kez soylemistir. Ama bu, o kadar kolay degildir tabi. Hic bir monarch taninmamasi idealini benimseyen Ataturk devrimini, daha rahmetlinin sagliginda anlayamayanlar, Sultan’dan alinan monarch gucunu ona vermek istemislerdir. Altı yuz yillik “kul duzeni” yani... Yikmak o kadar kolay degil. Sonrasinda da hic bir hak ve ozgurlugun taninmadigi koyu bir milli sef donemi vardir, hepimizin bildigi gibi. Oyle ki bu feci donemden cikmak icin sadece “Yeter! Soz milletindir!” demeniz bile size yuzde elli kazandiriyordu. Ataturk cagdaslasma vizyonunu tam bagimsiz, ulusal bir devlet tanimi icinde belirlemistir. Ancak elbette ki bir de model gerekecektir. Bunun icin de batili cagdas cumhuriyetleri model almistir, o donem. Dogal olarak Fransiz aydinlanmaci hareketi uygun bir sablondur o donem icin. O sablon kullanilmistir. O gun icin cok sik gibi duran bu elbise, bugunku dunya kosullarinda fazlasiyla demode olmustur. Ama hala, dar gelen bu elbisede israr eden, azinlik da olsa, bir kesim var bu ulkede. Yani dusunsenize bir; o elbisenin ciktigi ulke bile kumasi, modeli degistirmis, siz hala yuz elli, iki yuz yil onceki demode kaliplarda israr ediyorsunuz. (Guluyor) Hakikaten de carsida, pazarda bu eski tufekleri kiyafetlerinden bile kolayca taniyabilirsiniz. Yuz senelik gardroplari var. Melankoliktirler yani. Aman! akil sagligi cok muhim!

- Aslinda ‘turban’ konusuna hic girmeyecektim, ama kiyafet konusuna siz girince sormadan edemeyecegim. Ulkede bir turban ya da kimilerine gore basortusu sorunu var midir? Bu konuya bir ozgurlukler meselesi olarak mi bakmamiz lazim sizce?
- Konuyu siyasilestirmek icin her iki kesim de elinden geleni yapiyor. Ancak ben sosyolojik bir cevap vereyim size. Bakin, benim ailemde bir basortusu sorunu yoktur. Neden? Cunku benim ailemde hic bir bayan, basortusu takmaz. Boylece sorun da cozulmus oluyor. Ulkede de sorunu boyle cozmeye calisan birileri var, ve yillardir bu yol deneniyor. Yani cozum su onlara gore: Kimse bu mereti takmazsa sorun kendiliginden cozulmus olur. Peki boyle giyinmek isteyenler var ise, ne olacak? “Onlara da hic bir sekilde bunun icin izin vermezseniz, zaman icinde bu giyim tarzi unutulup gider”. Sorunun boyle zaman icinde cozulecegine inaniyorlardi. Ama unutulmadi. Neden? Cunku din, bu tur bir giyim tarzini istiyordu, ya da oyle inaniliyordu. O zaman, dinde boyle bir giyim seklinin zorunlu olmadigi bu dinin muntesiplerine anlatilmaliydi. Bunu da denediler, biliyorsunuz. Hem de kimler? En basta, bir muhalefet partisi lideri ve hakim bir medya grubu. Hayatlarinda ellerine ilmihal dahi almamis olan, hatta aldiklari kultur ve terbiyede “Allah” inancini birakin, kelimesinin telaffuzunun dahi bir gerilik, akil disilik alameti olduguna inanan anli sanli yazarlar, koselerinde, gazetelerinde fetvalar verdiler, verdirdiler. Bu ikiyuzlu bir tutumdur. Kipa takmanin dini bir vecibe olup olmadigina nasil biz, birileri adina karar veremezsek, Islam dininde de ortunmenin olup olmadigina, o dinin cemaati, cemiyeti kendi icinde karar verecektir. Yani siz hem laik bir yasam tarzinin olabilegini savunurken, bir yandan da dinde basortusunun olmadigini birilerine anlatmak gibi bir misyon edinemezsiniz. Bu apacik ikiyuzluluktur. Velev ki, dinde basortme diye bir sey olmasin. Yine de birileri sosyal hayatta bu tarz bir giyimde israr ediyorsa, ne yapacaksiniz? Yani genis kesimlerden boyle bir talep geliyorsa buna duyarsiz kalamazsiniz, eger ki sosyal hukuk devleti oldugunuzu iddia ediyorsaniz. Ayni sey Kurt dilinde de yasandi, biliyorsunuz. Zamanla unuturlar, dendi. “Yok boyle bir dil, Turkce ile Farsca arasinda kalmis bir lehce” dendi. Olmadi, unutulmadi, aksine bir kesim bu taleplerinde daha da israrci oldu.

- Peki ya cozum?
- Cok kolay. Yuzde yuz demokrasi, yuzde yuz ozgurlukler… Hemen simdi. Yuzde doksan dokuz derseniz olmaz, o turden bir formul tutmaz. Simdiki hukumetin basarisizliklarinin arkasinda yatan da budur. Ona yaranayim, bunun tepkisini cekmeyeyim derseniz, aklinizca boyle bir siyaset yolunu benimserseniz, o formul tutmaz. Yuzde kirk yedi degil, yuzde doksan yedi alsaniz bile yine basarili olamazsiniz icraatinizde. En zayif yaninizdan yakalayip, bogarlar sizi. Ama bu konuda su an pek konusmak istemem dogrusu.

- Hocam cok keyifli bir sohbet oldu. Eklemek istediginiz bir sey var mi?
- Gazetenin biri Serif Mardin hocayla bir sohbet yapmisti, yakin zamanda, hatirlarsiniz. Hoca o kadar sey soyledi, kala kala akillarinda bir tek “mahalle baskisi” kalmis. Onu da anlamak istedikleri gibi almislardi. Ben de merak etmiyor degilim dogrusu, (gulerek) o kadar israfi kelam ettik, yayinlarken neyi on plana cikaracaksiniz diye.
- Merak etmeyiniz efendim. Soylesimiz bagimsiz, ozgur bir blogda yayinlanacak. Read More!

Askeri Harcamalar

Turkiye'nin askeri harcamalari hakkinda dogru durust yazilmis bir yaziya ulasamadim, kendim yazayim dedim. Ilk ulastigim rakamlar 1998-2003 yillari arasini kapsiyor. Bu yillarda Turkiye GSYIH'nin %4.9'u kadar bir rakami savunma icin harciyormus. Standard sapmasi cok az.

Dunya'daki toplam askeri harcamalara ait 1988-2006 tarihleri arasindaki su grafige ulasabildim. Askeri harcamalar soguk savasin bitmesiyle dusmeye baslamis ve 1998'e kadar %30 civarinda dusmus, sonrasinda ise ozellikle teror saldirilari, Ruslarin, Araplarin ve Cinlilerin zenginlesmesi sonucu tekrar 1988'deki seviyesine yukselmis.

Turkiye'ye donecek olursak 2004 yilinda $10.1 milyarlik harcama yapilmis. Daha sonraki yillara ait verilere ulasamadim. Bugunku Hurriyet'te kaynak, yil, vs. belirtilmeden Turkiye'nin harcamalarinin $9.9 milyar olduguna dair bir haber gordum ama boyle gazetecilik olmaz.

Ben de edindigim izlenimlere gore yorum yapacagim. Gorunen o ki askeri harcamalarimiz krizden sonra dolar olarak asagi yukari sabit kalmis. GSYIH'a oran olarak ise 2004'den itibaren dusmeye baslamis. Kriz oncesinde gelirimizin %5'i civarinda seyreden askeri harcamalar tahminime gore GSYIH'nin %3'u civarina gerilemis. Anlayacaginiz dolarin dusmesi butce acigimizin onemli olcude azalmasina sebep olmus. Reel olarak da askeri harcamalarda azalma var, bu da askerlerin de butce aciklarinin azalmasinda katkisi oldugunu gosteriyor.

Gerci 2003 sonrasinda teror saldirilarinda ciddi azalmalar vardi, bu sene ise bu saldirilardaki artislarla birlikte askeri harcamalar da onemli olcude artacaktir. Ozellikle butce aciginin ve borc stokunun oransal olarak dusmesinden cesaret alarak, ve halkin tepkisini de yanina alarak askeri harcamalarda ciddi artislar gorebiliriz.

Diger soylenmesi gereken nokta ise Turk ordusunun ucretsiz askerlerden olusmasi. Aslinda askerlerin senelik ucretlerini de askeri harcamalar icerisine dahil etmemiz gerekiyor. Yaklasik 700-800 bin civarinda askere sahip Turkiye'de bunun ulkeye maliyeti de $5 milyar civarinda. Yani Turkiye'nin askeri harcamalari $15-20 milyar dolar arasinda. Onumuzdeki bir kac yilda da bu miktarin artmasi kacinilmaz gibime geliyor.

Askeri Harcamalarda tartisilan konulardan bir tanesi de askeri harcamalarla ekonomik buyume arasinda olan iliskidir. Amerika gibi ulkelerde bu iki degisken arasinda pozitif bir iliski vardir cunku askeri harcamalar ve odenen ucretler yurticinde kalir, yani bir nevi Keynezyen sosyal harcama gibi. Turkiye'de ise durum farkli, askeri harcama yaptigimiz zaman bu genellikle ithalat yaparak gerceklesiyor. O yuzden de bu acidan milli geliri azaltici bir etki yapiyor. Yurticinde yapilan harcamalar da milli geliri arttirici bir etki yapiyor, net etki ise bana sorarsaniz sifir civarinda seyrediyordur. Read More!

Ordumuz Bu Ulkenin Gozbebegi

Turk subaylari iyi niyetli kisiler, oyle Pakistan'dakiler gibi geldiler mi gitmek bilmeyen tipler degiller. Turk askeri ise vatan evlatlari, analarin babalarin ne emeklerle ne umutlarla yetistirdikleri cocuklarimiz.

Halkimiz ise hem duygusal hem de savasci, tehlikeli bir kombinasyona sahip. Akilci degiliz. Haftabasindan beri medyanin kiskirtmalari meyvelerini bati sehirlerimizde vermeye baslamis. Bursa'da sahipleri Mardinli diye mağaza yağmalandı. Ayvalık'ta, ataları Afrika'dan gelenler bile hedef oldu. Parti binaları taşlandı. Muğla'da tinerci adam bıçakladı, ülkücüler Doğululara saldırdı.
Ote yandan terorle mucadeleye yon veren pasalarimiz da halkimizdan cok farkli davranmiyor gibi gorunuyor. Mesela Buyukanit "Bize bu acıları yaşatanlara, o acıları hayal bile edemeyecekleri yoğunlukta yaşatacağız" diye gozdagi vermis. Bir okuyucumuz da zaten bu acilari yasata yasata bugunlere geldik diyor ve su uc linki (bir, iki, uc) gondermis. Yapilmasi gereken yakaladiklarimiza hayal bile edemeyecekleri yogunlukta acilar yasatmaktan ziyade, daha cogunu yakalamak ve daha azinin daglara cikmasini saglamaktir.

Subaylara karsi en ciddi elestiri Sedat Laciner'den gelmis:

Teröre karşı düzenli birlikleri kullanmak son derece hatalıdır, çünkü ordular terörle mücadeleye göre dizayn edilmemişlerdir. İlk önce kalabalık ve ağır hareket eden düzenli birlikler ile teröre karşı mücadele edilmez. ABD, Avrupa, daha doğrusu gelişmiş hiçbir ülke bu işi böyle yapmıyor. Diğer bir deyişle Türkiye terörle mücadelede kullandığı yöntem açısından dünyanın tersine bir yönde ilerliyor. Düzenli birlikler ile terörle mücadeleyi sadece Afrika ve Asya’nın az gelişmiş ülkelerinde görmek mümkün…Terör bölgesi olarak tanımlanan Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesindeki toplam asker sayımız 250.000’den fazla. Elbette bu askerlerimiz dış tehdit için de buralarda konuşlanmış durumdalar, fakat temel hedef PKK terörü. Askerlerin tamamına yakını dağda, ovada terörist kovalıyor. Peki, 250.000 askerin karşısında kaç terörist var? Son verilere göre Türkiye sınırları içindeki terörist sayısı 1.500 civarında. Örneği biraz daha spesifikleştirelim: Gabar Dağı Türk askerinin korkulu rüyası. Dağa çıkmak çok zor. Dağ teröristlerin yuvası durumunda ve sık sık şehit verilen bir nokta. Hatta bir siyasi parti, iktidara gelirlerse Gabar’ı teröristlerden temizleyeceklerini, Türk bayrağını dağın zirvesine çekeceklerini dahi söyledi. Şu anda da dağın çevresinde iki tugay teröre karşı görev alıyor. Akçay ve Siirt tugayları tamamen Gabar’a dönük olarak görevlendirilmiş durumdalar. Yani neredeyse 10.000 askerin Gabar’daki teröristlere namluyu doğrulttukları anlaşılıyor… Hal böyle olunca dağın bir tür Kandil Dağı olduğunu ve dağda 3.000-5.000 teröristin yuvalandığını düşünebilirsiniz. Hayır, yanıldınız… Dağdaki toplam terörist sayısı sadece ve sadece 35. Yani tüm bu düzenek 35 terörist için hazırlanmış durumda. Bu teröristler ellerinde silah, dağda neredeyse canları istediği gibi dolaşıyorlar. Dağa çıkışlar zorlu ve tuzak kurmaya müsait yollardan geçiyor. Dağın dört bir yanından sular akıyor… Meyve ağaçları dağı teröristler için ayrı bir ‘güzelliğe’ sokuyor. Dağda bol miktarda sığınak yapan teröristlerin silah ve yiyecek depoları da var. Asker özellikle kış aylarında teröristlerin dağda rahatça gezindiğini biliyor. Fakat operasyon yapamıyor. Operasyon yapacağı zaman da topluca, çok sayıda asker dağa doğru yürüyor. Bu tür operasyonlarda PKK kayıp vermiyor değil, fakat kayıpları çok az. Teröristlerin hepsini öldürseniz ne olur ki? Topu topu 30-40 terörist ölür. Yerlerine de yenileri gönderilir. Eğer bir dağı sadece 35 terörist kontrol edebiliyorsa, bu terör örgütü için kolay bir iş olur.

Binlerce askerin 20-30 teröristin, bazen 3-4 teröristin peşinden koştuğu olaylara bizler ‘operasyon’ diyoruz. Son derece verimsiz bir yöntem. Çoğu zaman hava desteğinin zayıf olduğu, gerekli teçhizatın askerde olmadığı bir yöntem. Tam bir balyozla sivrisinek avlama örneği… Oysa ki 35 teröristi ortadan kaldırmak için en az onlar kadar esnek hareket edebilen, emir-komuta zincirinin olabildiğince gevşetildiği, ileri teknoloji ile donatılmış, en önemlisi profesyonel ve işinin ehli en fazla 100, bilmediniz 150 komandoya ihtiyaç vardır. Yani 100-150 rambo türü askere ihtiyacınız var. Sadece teröre karşı eğitilmiş birimlere ihtiyacınız var. Dağların çevresinde yine askeri birimler bulundurarak bu nokta vuruşu yapabilen terör ekiplerine destek olabilirsiniz. Ancak asıl mücadeleyi terör timleriyle, yani ‘sineklik’le yapmak zorundasınız. Aksi takdirde 10.000 askeri, eli silahlı 35 kişinin karşısına dizmek demek felakete davetiye çıkarmak demektir.

Subaylarimiz iyi niyetli, ancak terorle mucadelede iyi niyetten ziyade akil ve teknoloji kullanmak gerekiyor. 3-5 aylik egitimli askerleri yillarini daglarda gecirmis terorist komandolarin onune surmeye devam edersek simdikinden cok farkli bir resim gorebilecegimizi zannetmiyorum. Read More!

Neye Niyet Neye Kismet

Ekonomide en sevdigim kavramlardan bir tanesi de "unintended consequences"dir. Politika yapicilarin bir yeri yapmaya calisirken hic hesap etmedikleri baska bir seyi bozmalari durumunu ifade eder, ya da kisaca "neye niyet neye kismet" de diyebiliriz. Mesela Demirel 90'li yillarda issizlige cozum olarak erken emekliligi getirdi. Boylece erken emekli olan memurlarin yerlerine yenileri konularak issizlik problemi bir parca cozulmus oldu. Haa, bu arada SSK aciklarinin sicramasi, ulkeyi krizlerden krizlere suruklemesi, son care olarak dincilerin (AKP oluyor bu) iktidara gelmesi, AKP'nin butce aciklarini kapatmak icin sigara ve ickiye zam yapmasi, vs. vs. Demirel'in hesap etmedigi sonuclar olmus.

Evet, piyasalara suni yontemlerle mudahale etmek beklenmedik sonuclar dogurabilir. Dinci AKP "gunah vergisi" almak adina icki ve sigaraya zam yapinca once bilyeli raki siseleriyle tanisma firsatina kavustuk. Radikal'de cikan habere gore de terorist PKK senede $200 milyon civarinda bir gelire kavusmus. Sigara kacakcilari 2.5 milyar YTL gelir elde ediyorlarmis, sinirdan sahte sigaralari gecirirken de PKK'ya %10 harac veriyorlarmis. Eh iste, kime niyet kime kismet!

Vatan evlatlarinin kanlari sizce Demirel'in mi, yoksa Erdogan'in mi ellerinde? Read More!

Buffalo - Sehir Ekonomisi

Urban economics (sehir ekonomisi) ekonominin onemli dallarindan bir tanesidir. Mankiw'in onerisiyle Ed Glaeser'in Buffalo hakkinda yazdigi yaziyi sizlerle paylasmak istiyorum. Bu hafta teror konusunu isliyoruz, ve getirilen cozum onerilerinden bir tanesi de bolge ekonomisinin kalkindirilmasi. Buffalo hakkindaki yaziyi okudugunuz zaman disaridan para harcayarak bir bolgenin ekonomisini kalici olarak kalkindiramayacagimiz hissine kapiliyorsunuz. Ekonominin dinamikleri neticeyi belirliyor. Yani mikro reformlar olmadan, sadece para harcayarak Guneydogu'nun ekonomisini kalici sekilde canlandirmamiz zor gorunuyor. Neyse yaziyi kendiniz okuyun, ne demek istedigimi daha iyi anlarsiniz.

Bu arada benim de Buffalo'ya gitmisligim vardir. Siradan bir Amerikan sehri gibidir, en onemli ozelligi Niagara Selalelerinin yanibasinda olmasi. 1905 yilinda Amerika'nin en buyuk 5. sehri imis, Chicago'dan daha buyukmus, sonra cokus baslamis. Sehrin en meshur yemegi tavuk kanatlari (buffalo wings). Read More!

Bir Teroristin Gozunden

Insanlara su teror problemini adim adim cozelim seklinde bir oneri getirdim ama aldigim cevaplardan memnun olmadigimi belirtmeliyim. Kimisi direkt analize dalmis, kimisi bu olay psikolojiktir rakamlarla cozulmez demis, vs. Herneyse, biz o zaman yine bildigimizi okuyalim.

Okuyucularimizin yorumlarina bakarsaniz, binbir turlu yorum gorursunuz, kafanizin karismasi isten bile degil. Peki bu olaya nasil bilimsel yaklasabiliriz?

1992 Nobel Odulu Sahibi Gary Becker "Sucun Ekonomisi" alaninin onculerindendir. Teror konusu da suctan cok farkli degildir. Bir terorist terorist olmaya karar verirken getirisine ve goturusune bakarak karar verir. Istisnalar vardir, aile baskisi veya terorist organizasyonun zorlamasiyla da terorist olanlar vardir. Ama insanlari terorist olmaya iten bazi "genel etkenlerin" varligi da ortadadir diye dusunuyorum.

Zaten bu konuda yapilmis calismalar da var. Mesela 2002 yilinda Dorothy Manning su sonuca ulasmis:

"This article considers whether the economic model of crime can be applied to terrorist activity. It concludes that the model does explain both secular and religiously motivated terrorism: policy–makers wishing to reduce terrorist activity should aim at devising policies which increase costs and/or decrease benefits to change terrorist incentives. The 'war' should continue as long as the probable costs to society incurred by terrorist activity are greater than the costs of abatement."

Diger bir calisma ise "A law and economics perspective on terrorism" baslikli Nuno Garoupa, Jonathan Klick, Francesco Parisi tarafindan Public Choice (Leiden: Jul 2006. Vol. 128, Iss. 1-2 p. 147) dergisinde basilmis. Makalede soylenenlerden en cok su ilgimi cekti. Terorism, adi suclardan ziyade organize suclar kapsamina girer. O yuzden de bu baslik altinda yapilmis calismalara bakilmalidir. Teror sucunu isleyen ile bundan fayda saglayanlar farkli kisilerdir. Faydalar organizasyon icerisinde dagilir. O yuzden sadece teroristi degil, onu tesvik edenleri veya terorden cikar saglayanlari da cezalandirmak gerekir. Ornek olarak da Israilde teroristlerin cekirdek ailesinin evlerinin yikildigi veriliyor.

Eski terorist basi Semdin Sakik da

"Geçmişte çocukları dağa çıkan aileler, çocuklarını ikna edip indirmek için akla hayale gelmeyen yöntemler uygularlardı. O dönemde dağda olmanın aileye getireceği siyasi, ekonomik rant yoktu. Hatta, o aile çevre içinde tecrit durumundaydı. Ama, 30 yılda bu konuda da bir değişim yaşandı. Şu anda çocukları dağda olanlar, dağda kimsesi olmayanlardan daha fazla siyasi ve ekonomik rant sağlayabiliyorlar. Örneğin, çocukları dağda olan ya da dağda vurulan ailelerden birileri belediyelere alınıyor, belediye imkanlarından yararlandırılıyor. DTP milletvekilleri ve yöneticilerinin hemen tamamının vurulmuş veya dağda yakını bulunuyor." diyor.

Gerisini siz anlayin.

Ilginc bir konu. Cozumune ulasmak icin bu konuda yapilmis calismalari okumak ve Turkiye'ye uyarlamak gerekiyor. Ayrica Turk halkinin gercekten ne kadarlik bir bedel odemek istedigini de iyi tespit etmek gerekiyor. Demokrasi, insan haklari gibi konulardan ne kadar uzaklasacagimiza ve fasizme ne kadar yaklasacagimiza da karar vermemiz gerekiyor. Herkesin bu bahsettigim konulardaki tercihleri (veya varsayimlari da diyebiliriz) farkli oldugu icin ortaya attiklari "cozum" onerileri de farkli oluyor. Kimisi bastiralim, bedel onemli degil, onemli olan ulke butunlugu diyor. Kimisi de sunlari soyluyor:

O topraklarin bize getirisi goturusunden daha fazla, cok buyuk yatirimlar yapsak bile getirisini yukseltemeyiz. Ote yandan askeri cozumun maliyeti cok yuksek, hem can kaybi hem de para kaybi. Teroristleri daglardan kovalasak bu sefer sehirlere inecekler. Insanlar kavun degil ki dibini koklayip anlayasin, asimetrik enformasyon probleminden dolayi teroru sifira indirmek imkansiz. Ya simdiki yapida hem kan hem de para kaybederek o topraklari elimizde tutmaya devam edecegiz, ya da akilli hareket edip o topraklari elimizden cikaracagiz.

Ben ise daha problemin ve tercihlerimizin ne oldugunu bile bilmedigimizi, bu kosullar altinda yaptigimizin bir kor dovusunden oteye gitmedigini dusunuyorum. Aklin, mantigin, bilginin ve bilimin olmadigi yerde duygularla/varsayimlarla isleri idare etmeye calisiyoruz gibime geliyor. Bu kafayla gidersek askere, zor aliriz teskere.

Not: Bizim soylediklerimize yakin bir yaziya buradan ulasabilirsiniz. Read More!

PKK ve Iran

New York Times'in haberine gore PKK Iran'da da aktifmis, hatta Amerika'nin onlari Iran'a karsi desteklediklerini iddia ediyorlar. Agustos ayinda 108 Iran askerini oldurmusler, 1 tane de helikopter dusurmusler. En azindan soyledikleri o. Ekranlara bir tane de esir aldiklari Iran askerini getirdiler. Video'nun sonunda kendi mezarliklarini vs. gosteriyor, duvarda Apo'nun da resmi var. Ilginc bir video, izlemenizi tavsiye ederim. Read More!

Terore Adim Adim Cozum

Dunden beri teror konusunu isliyoruz. Bu konuda 3 yazi yazildi (teror biter mi, teror nasil cozulur, teror nasil cozulmez), 40 civarinda yorum yapildi, isler arapsacina dondu. Siyaset meydani gibi her kafadan bir ses cikiyor. Bizim uzmanlik alanimiz ekonomi ve insanlarin ekonomik davranislari. O yuzden teror konusu da uzmanlik alanimiza teget geciyor.

Konuyu toptan tartismak yerine farkli bir yontem izleyip basamak basamak tartismayi denemek istiyorum bu sefer. Sizin katiliminiz sart. Ortak bir fikre yaklastiktan sonra bir sonraki asamaya gecmeyi planliyorum.

Ilk asamada tartismak istedigim su: teror (veya Kurt sorunu) probleminin cozumu sonucunda asagidakilerden hangileri saglanmalidir?

a. Ulkede ayrilikciligi (Turkiye topraklarinda bir Kurt devletini) destekleyen Kurtlerin orani %10'un altinda olmalidir.
b. Teror saldirilarinda sehit olan asker sayisi senede 10'u gecmemelidir.
c. PKK mensubu teroristlerin sayisi 1000'in altinda olmalidir.
d. Bolgenin kalkinma hizi ulkenin kalkinma hizindan fazla olmalidir.
e. Kurt devletine verdigimizden (x km2) daha fazla toprak verilmemelidir.
f. Kuzey Irak'ta Kurt devleti kurulmamalidir.
g. Kuzey Irak'ta Kurt Devleti kurulmus olmalidir.

Rakamlari degistirebilirsiniz veya eklemeler yapabilirsiniz. Yorumlarinizi bekliyorum.

Borsa nedir?
GSYH, CPI ve GSYH Deflatoru
Fraktal nedir? Read More!

Oguz Satici: Terorizmi Devlet Yaratiyor

Hep Oguz Satici mi laf ebeligi yapip gercekleri bukecek, biraz da biz yapalim. Hurriyet'in haberine gore

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı, yüksek faiz politikasının, “dünyanın en yüksek faizlerini” kendilerine ödettiğini iddia ederek, sözü edilen politikanın “ekonomik terör ortamı” yarattığını savundu.

Yuksek faizlerin sorumlusu bunca yildir har vurup harman savuran, ayagini yorganina gore uzatmayan, surekli butce acigi veren devlet politikalaridir. Oguz Satici bu sozleriyle devletin ekonomik teror yarattigini belirtmis. Bir tek " dokulen liralarimizin hesabi ne pahasina olursa olsun sorulacaktir" ya da "vergiler olmez, karteller bolunmez" demedigi kalmis. Su teror konusunu da kendi cikariniza alet ettiniz ya, how low can you go? dedirtiyorsunuz insana. Read More!

Terör sorunu nasıl çözülmez?

Herkesin çözüm için parlak fikirleri var. Ben biraz geri çekilip sorunun nasıl çözülmeyeceğine dikkat çekmek istiyorum.

1. Bir defa bazı angut gazetelerin bugün attığı manşetlerdeki gibi, Fener'in PSV Eindhoven'ı yenmesiyle çözülmez. Beş atsa da çözülmez, on atsa da çözülmez. Tıpkı geçen haftaki geri zekalı milli takımımızın maçtan önce asker selamı vermesiyle çözülmediği gibi.

2. Eline bayrak alanın sokağa çıkmasıyla, medyanın da gaz vermesi ile hatta linç kültürünü meşrulaştırmayı bırakın özendirecek tutumuyla hiç çözülmez.

3. Bazı ırkçı dallamaların attığı sloganlarla çözülmez. Geri zekalı medyanın yangına körükle, hatta benzin bidonlarıyla gitmesiyle hiç çözülmez.

4. Vatan, millet, bayrak temalı ve içi boşaltılmış kavramlara yeni anlamlar yükleyerek ve bundan medet umarak çözülmez.

5. Bir asıra yakın bir süredir İttihat ve Terakki (İvT) salaklarının başımıza açtığı sorunları görmezlikten gelerek, ve bugün can çekişen İvT anlayışını pohpohlayarak çözülmez.

6. Bir kısım teröristi milli kahraman haline getirip bir kısım teröristi vatan haini ilan etmekle çözülmez.

7. Kürt meselesini PKK olayıyla birleştirerek bu sorun çözülmez.

8. Bir çok geri zekalı Türk (ve müslüman) 11 Eylül yaşandığında için için sevinmişti. Bu kafayla çözülmez.

9. Kıbrıs meselesindeki "illa iki ayrı devlet isterim" politikası ile "Irak'ta asla ayrı devlet istemem" anlayışındaki çıkmazları görmeden bu mesele çözülmez.

10. Faşizan politikalarının yol açtığı ve büyüttüğü sorunları aynı faşizan politikalarla çözemezsiniz.

11. Geçmişinde yaptığın ve desteklediğin terör eylemlerinin üstüne gidemiyorsan, benim teröristim kahramandır vatana hizmet etmiştir anlayışını sürdürüyorsan terör sorununu çözemezsin. İki hafta sonra Susurluk'un 11. yılı dolacak. Sorumlular neredeler?

12. Genelde terör özelde PKK meselesinde Uğur Mumcu suikastını aydınlatamazsan terörü çözemezsin.

13. Uyuşturucu trafiğinde emniyet-istihbarat-terör üçgeninindeki bağlantıları gün ışığına çıkarıp sorumluları cezalandıramıyorsan terör sorununu çözemezsin.

14. PKK meselesinin devamından medet uman, çıkar sağlayan ve İvT kalıntılarının arasında devlet yapılanmasına kök salmış zihniyeti ve odakları ortaya çıkaramıyorsan, hiç boşuna uğraşma bu sorunu çözemezsin.

15. Kan üzerinden siyaset yapan politikacılarınla bu sorunu hiç çözemezsin.

16. Burada sıralanan maddelerin bugün gelinen durumla bağlantısını kuramıyorsan, bağlantı kurulmasını istemiyorsan, ve bağlantı kurulmasını engelliyorsan terör sorununu çözemezsin!

17. İnsanları faşizm ve demokrasi arasında tercihe zorlayı faşizmi allayıp pulluyorsan (hele bunu medya kırmızı bayraklar ve hissi hamasi sloganlar eşliğinde yapıyorsa) terör sorununu çözemezsin.

Edit: Izlenimler: Oyuun mu oynuyoruz Read More!

Terorizm Biter mi?

Oldukca ciddi bir konu bu, fazla espri yapmadan yazi yazmaya calisacagiz. Oncelikle iki tepkiyi ele alacagim. Birincisi duydugum en ...... tepki:

"Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, terör örgütü PKK'nın Hakkari'nin Yüksekova ilçesi Dağlıca mevkiinde gerçekleştirdiği saldırıyı protesto etmek amacıyla 12 şehit için 12 gün boyunca 1 dakikalık “ışık kapatma eylemi” yapılması çağrısında bulundu. Saldırıyı kınayan Aygün, “resmi ve özel kuruluşların, ev ve işyerlerinin, milli birlik ve beraberliğin sembolü olan Türk bayrağı ile donatılması” çağrısı yaptı."

Bunlarin terorizme bulduklari cozumler de ekonomiye bulduklari cozumler kadar abes/yersiz/vs. Isterseniz “ışık kapatma eylemi”ni 1.5 dakikaya cikaralim, yarim dakikasi da "yuksek faizleri" protesto etmek icin olsun. Evleri, isyerlerini, vs. ise bayraklarla donatmak ne Abdullah Gul'un cumhurbaskanliginin onene gecebildi, ne de terorun onune gecebilir. Bu iki oneri de kendi kendimizi kandirmaktan baska bir ise yaramaz. Tek bir faydasi var, 12 dakikalik elektrik tasarrufu.

Ikinci tepki basbakanin, cumhurbaskaninin ve genelkurmay baskaninin uyesi oldugu MGK'dan geldi. Hayatinda para kazanmamis hovarda zengin kizlari gibi "Bedeli neyse oderiz" seklinde ozetlenebilecek bir aciklama yaptilar. Diyelim ki bedeli 70 milyon can olsun, oder misiniz?

Teror "bedeli neyse oderiz" seklindeki yaklasimlarla cozulecek bir problem degildir. Her probleme nasil yaklasmaniz gerekiyorsa bu probleme de o sekilde yaklasmaniz gerekir. PKK'nin amaci nedir? Nereden kaynak bulur? Bunlarin onune nasil geceriz? gibi sorularin cevaplanmasi gerekir.

1. PKK'nin amaci bir suru zir cahil'in belirttigi gibi "Turkiye'yi tahrik etmek" degildir; PKK'nın amacı, Türkiye'nin güneydoğusunda, kuzey Irak, İran ve Suriye'nin bir bölümünde bağımsız ve demokratik bir devlet kurmaktir.

2. PKK nereden kaynak bulur? PKK yandaslarindan hem yurticinde hem de Avrupa'da para toplayarak belli bir kaynak olusturmaktadir. Ayrica uyusturucu kacakciligi, harac gibi yasadisi yollardan da kaynak yaratmaktadir. PKK askerleri ise hem gonullulerden hem de zorla kacirdiklari cocuklardan olusmaktadir. En azindan eskiden boyleydi. Simdi de cok degismis oldugunu zannetmiyorum. Yerlesim olarak da hem Turkiye'nin icindeki daglik alanlari hem de Turkiye sinirina yakin daglik alanlari kullanmaktalar. Eskiden Suriye de destek olurdu bunlara ama artik cogunlukla Turkiye'de ve Kuzey Irak'ta konuslanmislar. Politik olarak da bir cok Avrupa ve Dogu bloku ulkesi PKK'ya sempati ile bakmaktadir. Muttefiklerimiz arasinda PKK'ya terorist gozuyle bakan bir ABD vardi, onlarda 2003 teskeresinden sonra yangina korukle gitmeye basladilar. Dort yildir suren korukleme cabalari etkilerini simdi gostermeye basladi.

Cozum nedir peki?

Cozumu dusunuyorsaniz maliyetlerini de goz onune almaniz gerekiyor. Ayrica ulkenin cozum bekleyen bir cok baska problemi var, onlari da goz onunde bulundurmaniz lazim.

Mesela PKK terorunu mu cozmeliyiz yoksa Trafik terorunu mu? Bir hafta sonunda 12 asker sehit verdik, yer gok milliyetci basliklarla dolu. Biz her hafta sonu trafik terorune 18 kurban veriyoruz. Bu sadece bu hafta sonuna veya bu ayki tum hafta sonlarina veya bu yilki tum haftasonlarina veya son 10 senedeki haftasonlarina mahsus bir durum degil. Neredeyse ezelden beridir boyle. Bu trafik kazalarina cozum olacak duble yollarin yapilmasi icin ne yapiyoruz, ya da denetimlerin ve cezalarin arttirilmasi icin? Duble yollara 10 milyar YTL harcayarak her sene 1000 kisinin hayatini kurtarabiliriz, ya da ayni 10 milyar YTL'yi askeri helikopter/bomba/arac icin harcayarak belki 100 askerimizin hayatini kurtarabiliriz. Hangi insan hayati daha onemli? Bir askerin hayati kac sivilin hayatina esittir?

Evet cozum icin ilk onerimiz askeri harcamalarin arttirilmasidir. Mart ayinda "Zorla Guzellik" baslikli bir yazi yazip bu yazi da zorla guzellik olacagini iddia ettik. Yalniz dikkat edin, bu problemi tamamen degil kismen cozer. Askeri harcamalar yaparsak, asker sayisini arttirirsak, profesyonel askeri birlikler kurarsak, Irak'in icerisine PKK kamplarina askeri saldirilarda bulunursak bunlar problemi kismen cozer. Maliyetini iyi hesap etmemiz gerekir, o ayri konu. Insanlar simdi "buyuk beklenti" icerisindeler, tezkere cikti, Kuzey Irak'a girersek problem bitecekmis diye kendilerini avutuyorlar. Problem bitmez. Biz oraya girsek bile adamlar karsimiza cikmayacaklar, saklanacaklardir. Ayrica yurt icinde de bir suru terorist var.

Problemin etkisini azaltmanin diger bir yolu da PKK'nin beslendigi kaynaklari azaltmaktir. Yurtdisinda para toplanmasi konusunda yapilacabilecek cok sey yok. Yurticinde yine "guc kullanarak" (polis sayisinin arttirilmasi, adli sistemin duzenlenmesi gibi) uyusturucu kacakciligi, harac toplanmasi gibi kaynaklarin azaltilabilecegini tahmin ediyorum (tamamen bitiremeyiz yine). Yurt icinde yapabilecegimiz en etkili faaliyet PKK'ya gonullu katilanlarin sayisini azaltmak olacaktir. Bunun cozum yollarindan bir tanesi genel refah seviyesinin yukseltilmesidir. Insanlari zenginlestikce teror gibi marjinal faaliyetlere daha az katilirlar (yine de tamamen bitmez).

Diger bir cozum ise Kurtlerin demokratik yollardan hak elde edebilmelerine olanak tanimaktir. Bunlar da ilimli Kurtlerle, teror yanlisi Kurtlerin arasini acmakta oldukca basarili olur. Kaldi ki adamlar ister Kurtce konussun, ister kusdili ne farkeder. Biz de burada herkes ingilizce ogrensin diyoruz, biz de mi ayrilikciyiz yani?

Yine de Turkler, problemi tum ciplakligiyla ortada tartisma olgunluguna sahip mi pek emin degilim. Amerikalilar degil mesela. Neticede biz askeri mudahaleci cozume agirlik verip problemleri (bunu sehit sayisi olarak tanimliyorum, Kurtlerin duydugu rahatsizlik genis halk kesimlerinde de problem olarak algilanmiyor zaten) buyuk olcude azaltabiliriz diye dusunuyorum. Ama ara ara bu problem gelip bizleri yine rahatsiz etmeye devam edecektir. Bu sefer ki rahatsizligimiz Amerika yuzunden elimizin kolumuzun baglanmis olmasi aslinda.

Bit kac ucuk oneri de getirebilirim. Mesela Turkiye Kuzey Irak'ta PKK'nin kuracagi bir devleti destekleyecegini aciklayabilir. Turkiye'deki PKK yandaslarinin da buraya gocmeleri tesvik edilebilir. Boylece problem Barzani ve saz arkadaslarinin problemine donusuverir. Turkiye'de teror saldirisi oldugu zaman gidecegimiz adres belli olmus olur. Kuzey Irak'ta biz istesek de istemesek de bir Kurt devleti nasilsa kurulacak. Bari bu durumu kendi cikarimiza gore yonlendirelim. (Bu konu uzerine yorum yapmadan uzun uzadiya dusunun)

Hem ozetleyeyim, hem de baslikta sordugum soruya cevap vereyim. Teror bitmez. On Milyarlarca YTL harcarsak azaltabiliriz; buna deger mi, ya da bu paralari daha cok insan hayatini kurtarabilecegimiz alanlara harcasak daha iyi olmaz mi sorularinin cevabini siz verin. Azinlik haklarinin arttirilmasi ve ekonomik iyilestirmeler de teror saldirilarinin azalmasina katkida bulunur; Kurtleri cesaretlendirecek bu tur adimlar atmali miyiz (turbanin serbest birakilmasi da dincileri cesaretlendirir soylemini akliniza getirin bu soruyu cevaplarken) sorusuna da siz cevap verin.

Yorum birakacak arkadaslardan bir ricam olacak. Bir askerin hayati kac sivilin hayatina bedeldir, rakamsal olarak yanitlarlarsa sevinirim. Madem devletin yapmasi gereken harcamalardan bahsediyoruz, toplum icin neyin ne kadar onemli oldugunu bilmek de hakkimiz degil mi?

Flas haber, Flas Haber: Sinan Aygun 12 gun boyunca bir dakika isik kapatma eylemi yerine 12 ay boyunca Guneydogu'ya her ay 1 milyar YTL yatirim eylemi yapilacagini acikladi. Read More!