kayıtdışı ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kayıtdışı ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gelir Vergisi Reformu

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TRT 2’de katıldığı bir programda bazı ürünlere yapılan son zamları değerlendirmiş, gelir vergisi ve akaryakıt fiyatları ile ilgili de yorum yapmis:


Turkiye'de gelir ve kurumlar vergisinin milli gelire oranı düşük. Danimarka gibi ülkelerde milli gelir 100 lira kabul edildiğinde insanlardan 29 lira gelir ve kurumlar vergisi alınıyor. Türkiye’de ise gelir ve kurumlar vergisinin milli gelire oranı yüzde 5.6 oldu. Türkiye, doğrudan çok az vergi toplayabildi. Bunun da temelinde kayıtdışılık yatıyor. Bu arada ne yapıyor hükümetler. Geçmişte de böyleydi. Şimdi de böyle. Dolaylı olarak vergi topluyoruz. ‘Şimdi akaryakıta niye bu kadar yükleniyorsunuz’ diye sorabilirsiniz. Biz, petrolü ithal ediyoruz. Petrol fiyatlarındaki yükseklik veya enerji fiyatlarındaki yükseklik Türkiye’yi olumsuz etkiliyor. Petrol ürünleri, doğalgaz bunlar hep ithal edilen ürünlerdir. Bazıları yüzde 99, bazıları yüzde 95 oranında. Büyük ölçüde ithal edilen ürünler. Bu ürünlerden yüksek vergi alınması tabii ki bir miktar rekabet gücümüzü etkiliyorsa da aslında çevre bilinci açısından, bahsettiğim cari açık perspektifinden bakarsanız çok da kötü bir tedbir değil. Gönül isterdi ki Türkiye’de gelir ve kurumlar vergisi AB veya Batı’nın ortalamasına yaklaşsın.

Iyi guzel demissin de, o son cumle olmamis. "gonul isterdi ki" ne demek? Sanki boyle demecler verdikce vergi kaciran, kayitdisi calisan/calistiran vicdan muhasebesi yapip pisman olacak, kendi rizasi ile yasal zemine kayacak. Sen vergi vermeyenin tepesine binecegiz de ve bin yeter.

Mehmet Şimşek yazida gelir vergisi reformundan da bahsetmis:


Bütün bu nedenler yüzünden, dolaylı vergilere yöneldiklerini aktaran Şimşek, Bakanlık olarak yeni bir Gelir Vergisi Reformu üzerinde çalıştıklarını da söyledi. Şimşek, geçen yıl bütçe açığındaki sapmanın yüzde 86’sının yaşanan global kriz nedeniyle vergi gelirlerindeki düşmeden kaynaklandığına da dikkat çekti.

Balik hafizali olmayanlar bilirler, bu gelir vergisi reformu bir onceki Maliye Bakaninin da ara ara bahsettigi ama laf salatasindan oteye gitmeyen bir reform. Ornegin su linkte 2007'de Maliye Bakani Kemal Unakitan'in reformla ilgili soyledikleri var:

Kurumlar ve Gelir Vergisi ile Vergi Usul Kanunu'nun vergi sisteminin temel yapıları olduğunu kaydeden Unakıtan, bunların değiştirilmesi için de önemli çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.

Bunun da bir zamana bağlı olduğunu ifade eden Unakıtan, "Vergi Konseyi, bu konuda çok sıkı ve özverili bir çalışma yapıyor. Bunun da biraz vakte ihtiyacı var. İlla bir şey yapalım diye alelacele yapma düşüncesinde değiliz" dedi.

Hukumet bu konuyu aceleye getirmemeyi fazlaca abartmis durumda, 2010 yilinda Maliye Bakani hala gelecekte yapilacak bir reformdan bahsediyor. Gorunen o ki "Icraat yok, laf salatasina devam"!

Read More!

Kayıtdışı Calistiranlari Nasil Buluruz

Turkiyede kayitdisi calistiranlari nasil buluruz diye merak ediyorsaniz, bu isin cok cok zor oldugunu soyleyeyim:

Türkiye'de o kadar az kayıtdışı çalıştırılan işçi var ki kayıtdışı çalıştırılan kişileri ve bunları çalıştıran işletmeleri bulmak çok çok zor. Yine de hükümet türban, domuz gribi aşısı (ki normal gripten daha az tehlikeli olan bu gribin önlenmesi ülkemiz için ölüm kalım meselesi) gibi önemli konular dururken neden kayıtdışı çalıştıran işletmelere eğilme ve onları kamu ihalelerinden 5 sene (yakalandıklarında) men etme cezası verme gereği duymuş ben anlayamadım.

Bu kişiler kanunlara çoğunlukla harfiyen uyan kişiler oldukları için yakalanmaları durumunda paravan şirket kurup ya da şirketi başka birisinin üzerine geçirme vasıtasıyla kamu ihalelerine girme yolunu seçecek kişiler de değillerdir. Hatta işsizliğin bu kadar yüksek olduğu bir dönemde biz neden istihdama katkıda bulunan bu kişileri töhmet altında bırakıp cezalandırma yolunu seçiyoruz ki. Yapmamız gereken vergi kaçırıp istihdamı arttıran bu kişilere üstün hizmet madalyası, en azından bir teşekkür sertifikası vermektir.

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

Hürriyet haberde ayrıca ülkemizin son derece önemli bir yeniliğe imza atarak "çapraz kontrol" mekanizmasını devreye sokacağını şu sözlerle anlatıyor:

"Kayıtdışı istihdamla mücadele için ayrıca polisten de destek alınacak. İşyerlerinin yanlarında çalıştırdıkları personeli Emniyet’e bildirme zorunluluğu çerçevesinde Emniyet kayıtları ile Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları karşılaştırılacak. Maliye, İçişleri, SGK, Gelir İdaresi, Gümrük Müsteşarlığı ile meslek kuruluşlarının işbirliği güçlendirilecek.

Ayrıca denetimler için çapraz kontrol mekanizması oluşturulacak. Oluşturulan bilgiler, SGK ve Gelir İdaresince paylaşılarak; denetimlerde etkinlik sağlanacak. Gelir İdaresi Başkanlığı, 2008 yılında yaptığı vergi denetimlerinde yaptığı çalışan sorgusuyla 11 bin kişinin sigortasız çalıştırıldığını tespit etmişti."

Bakın çapraz kontrol ne kadar başarılıymış ki 2008'de 11 bin kişinin sigortasız çalıştırıldığını tespit etmiş. 11 milyon kaçak işçinin bulunduğu Türkiye'de çapraz kontrolle bula bula 11 bin kişi mi bulabildiniz diye art niyetli sorular soranlara çapraz kontrolü yapmasını yeni öğreniyoruz, hedefimiz gelecek sene 12 bin kişi yakalamaktır, yoksa niyetimiz "dostlar alışverişte görsün" izlenimi vermek değil şeklinde cevapları da vermekten geri durmayın.

“Harbiden niyetiniz kayıtdışını bitirmekse ben bunu devlete bedavaya yaparım, hem de öyle 11 bin değil, milyonlarca kayıtdışı çalışan bulurum size. Yeterki her bulduğum yasadışı uygulama için işletmelere ve kişilere 1000 TL gibi cüz-i bir ceza kesmem için yetki verin. Hatta aynı teklifim vergi kaçakçıları için de geçerli” şeklinde sözler sarfedenlere itibar etmeyin. Böyle bir şey yapılabiliyor olsaydı devletimiz ve bürokratlarımız çoktan daha iyisini yaparlardı. Benim bu konudaki uzman görüşümü soracak olursanız kayıtdışı ekonomiyi azaltmak yerine artmasını teşvik etmeli, vergi kaçaklarının her sene rekor üzerine rekor kırmasını desteklemeliyiz derdim. IMF de bu işlerin özelleştirilmesini talep ediyor aslına bakarsanız. Demek ki bu işler vatanımızın faydasına değil zararına. Yoksa elin gavuru neden istesin bizim faydamıza olacak bir şeyi? Hükümetimizin kayıtdışına göz yumulması konusundaki tüm faaliyetlerini ben sonuna kadar destekliyor ve daha da arttırmak için elimden gelen her türlü yardımı esirgemeyeceğimi buradan belirtiyorum. Read More!

Kagit Para Kaldirilsin mi?

Bir okuyucumuz su yorumu birakmis:

"Fair tax'e benzer bir vergi sistemiyle ilgili gorusunuzu merak ediyorum. Amerika'da sales tax + digital para sistemi bir ara tartisilmisti. Kisaca fair tax sistemi kullanilacak ama vergi kacagini engellemek icin kagit para kaldirilacak. Tum para transferleri dijital olacagindan vergi kacagi olmayacak. Boylece hem vergi toplama, vergi verme masraflari cok azalacak hem de kayit disi kayit icine alinacak. Boylece kayit altindakilere kallavi bir vergi indirimi yapilabilecek. Bir de para harcamak yerine tasarruf tesfik edilip, Cin'e bagimlilik azalacak. Bu sistem bana gore tam Turkiye'nin ihtiyaci oldugu sistem gibime geliyor. Amerika'da buna karsi cikilmasinin bence iki nedeni vardi. Birincisi kagit paranin verdigi kisisel hurriyetin kaybi, ikincisi zaten dunya standartinda calisan bir vergi sistemi varken durduk yerde baslarina is cikarmama istegi. Turkiye'de yavas yavas kagit para onemini yitirmeye basladi, en son kredi kartiyla yapilan harcamalarin, tum harcamalarin %36'ina ulastigini okudum. Turkiye'de guclu liberteryan bir grup da olmadigina gore bir kac senelik bir egitimle boyle bir sisteme gecmek mumkun olabilir. Zaten calismayan bir vergi sistemimiz oldugu icin yerine gelecek tum sistemler daha adaletli olacagindan, "fair tax" karsilarinin argumanlarida tutmaz Turkiye'de. Degisime de acik bir toplumuz, 5 sene icinde iki defa paramizi degistiriyoruz. Bunu ABD'de yapmayi basarabilicek adamin alnindan operim.

Bir de bu avantajlarin ustune, bonus olarak tasarruf artacagindan ekonominin doviz girdisine bagimliligi azalir. Bence su anda olabilecek en iyi vergi sistemi bu. Zaten eninde sonunda kagit para kalkacak onceden kaldirmak daha mantikli. Kimse bundan 30 sene sonra kagit paranin hala kullanilacagini dusunmuyor sanirim. Sizin bu konudaki gorusunuzu ogrenmek istedim."

Bu cok kapsamli bir konu. Ancak Turkiye'nin asil problemi populizm ve onlemeyen devlet harcamalari. Vergi oranlarinin yukselmesi bunlarin bir sonucu. Vergi oranlarinin yukselmesi de neticede vergi kacaklarinin artmasi sonucunu ortaya cikariyor. Vergiden sakinamayan kesimler hem gelir vergisi hem de tuketim vergisi vermek zorunda kaliyorlar.

Olmasi gereken oncelikle devletin harcamalarinin azaltilmasi. En basta da sosyal guvenlik sisteminin bugun yapilmaya calisildigi gibi dandik bir sekilde degil, gercek anlamda reform edilmesi gerekiyor. Reformdan kastettigimizde ozunde emeklilere daha az odeme yapilmasi, emeklilik yasinin yukseltilmesi, saglik harcamalarinin kisilmasidir. Yani olmasi mumkun seyler degil bunlar.

Devlet harcamalarini kismadiginiz muddetce istediginiz kadar vergi reformu yapmaya calisin, bosa kurek cekmis olursunuz. Biraz karamsar bir degerlendirme yaptim ama gercekler boyle. Bu yuzden de biz Cin ve Hindistan gibi %9-10 buyuyecegimize ancak %4-5 buyuyoruz.
Read More!

TOBB ve Istihdam

TOBB'un gundeme getiridigi oneri gibi populist soylemlere tav olan okuyucularimiz bizi istihdam dusmani, issizligi umursamayan, gercek dunya gerceklerinden uzak, masa basindan ahkam kesen yazarlar olarak goruyor. Bundan bir rahatsızlığımız yok. Hatta bazı yerlerde adımız "sıcakçı" olarak anılıyor. Varsın anılsın, bundan da bir rahatsızlığımız yok. Sanırım bazılıarı da bizi "yuksek faiz-dusuk kur"cu olarak görüyor. Varsın görsünler, bundan da hiç bir gocunmamız yok.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

TOBB'a aslında teşekkür etmemiz lazım. Bize bayağı malzeme çıkardı. (Not: Buradaki bayağı kelimesini istediğiniz anlamda anlayabilirsiniz) Aslına bakarsanız sadece işsizlik ve istihdam konusu bile daha çok su kaldırır. Söylenecek çok şey var.

Daha onceki bir yazımıza yorum yapan bir okuyucumuz "gonlumuzdeki" reel faiz oranını sorunca açıkladım. Hayalim, Turkiye'de enflasyonun yüzde 2'lere, reel faizlerin de yüzde 2-3'lere düştüğünü görebilmek. Hatta enflasyon yüzde iki, nominal faizler de yüzde 1 olsa tam super olacak. Yine aynı yorumda (özetle) Türkiye'nin en önemli probleminin işsizlik olduğu, dolayısıyla bu problemin kısa vadede çözümü için enflasyonu düşürmek gibi önceliklerden vazgeçmemiz gerektiği şeklinde bir argüman geliştirilmiş. Tolga bey'in yorumunun tamamını buraya alıyorum ki benim soylediklerim daha iyi anlaşılabilsin:


"Evet fazla uçmuşsunuz. Hayaller güzel ama bir de hayatın gerçekleri var. 100 metre koşusu yapar gibi maraton koşamazsınız. Enerjinizi daha dikkatli kullanmanız, daha yavaş hareket etmeniz gerekir. Yoksa daha 10 bin metreye ulaşmadan vücudunuz iflas eder. Enflasyonu üç yılda yüzde 70'lerden tek haneye düşürmek, 100 metre temposuyla maraton koşmak gibiydi. Eh, sonunda da yüzde 7-8'de takıldık kaldık. Enflasyonla büyüme arasında doğrusal olmayan bir ilişki vardır. (Ben demiyorum, bununla ilgili bir literatür var. İsterseniz kaynak da gösteririm). Ekonomi hızlı büyürken enflasyonu buraya kadar düşürmeyi başardık. Fakat daha aşağılara büyümeden fedakarlık etmeden inmemiz mümkün değil. Peki büyümeden fedakarlık edebilecek durumumuz var mı? Her yıl yaratılması gereken istihdam düzeyini ve gelişmiş ülkelere yakınsama hedefini göz önüne alırsanız yok. O zaman bundan sonra enflasyonu yavaş yavaş düşürmeye çalışmaktan başka çare yok. Yüzde 4'lük enflasyon hedefi bence çok iddialı ve de tutmayacak. Ha, ekonomide resesyon yaşanır da bu hedef tutarsa ona birşey diyemem. Fakat resesyon yaşanması pahasına enflasyonu düşürmek benim kabul edebileceğim birşey değil. "


Bu yorumda, öncelikle ekonomik büyüme ve enflasyonun birbirine alternatif olarak anlaşılması beni rahatsız etti. Enflasyonla büyüme arasında doğrusal olmayan bir ilişki vardır diyor Tolga bey. Nereden destek alarak yapıyor, büyümeden fedakarlık etmeden enflasyonu düşüremeyeceğimizi bilmiyorum. Sadece 2002-2005 arası dönem bile enflasyonun düşürülmesinin büyümeden fedakarlık etmeden yapılabildiğini göstermek için yeterli. Enflasyondaki düşüş istikrar olgusunu güçlendirdiği için büyümeye pozitif katkı bile yapmıştır. Bu konuda var dediği literatürle de sanırım "philips eğrisi" tartışmalarına atıf yapıyor. Tolga bey eğer literatürü iyi inceleseydi "philips eğrisi"nin aslında o kadar sağlam bir teori olmadığını, üstelik uzun dönemde bu eğrinin dik olduğunu öğrenebilirdi. Biz bu konuyu daha önce de işlemiştik. Hatta ekonomi dalında verilen son nobel ödülünün kime niçin verildiği araştırılırsa söylediklerimiz daha iyi anlaşılır. Uzun lafın kısası, enflasyonu düşürmek işsizliği artırmaz, enflasyonist politikalar da işsizliği düşürmez.

İşsizlik sorunu önemli bir sorundur. Uzun süreçli bir çözümü vardır. Ancak öyle bir hap atalım geçsin tarzı bir çözümü yoktur. Bu tarz çözüm yaklaşımları (hiç de küçümsenmeyecek topluma olan maliyetini bir yana koyarsak) uzun dönemli çözümü geciktirmekten başka bir işe yaramaz. İşte bu yüzden TOBB'unki gibi teşvik, rüşvet bazlı yaklaşımları sert bir şekilde eleştiriyoruz.

İşsizliğin azaltılmasının makul yolu istihdamın artmasıdır. Makul olmayan yolu, işsiz nüfusu azaltmaktır. Örneğin savaş, bulaşıcı hastalık gibi durumlarda görülen yoğun ölümler çalışabilir nüfusu azaltacağı için işsizlik oranını düşürür. Ama bunu kimse arzu etmez. Örneğin, yarın "işsiz olanlar acilen er olarak askere alınacak, PKK ile savaşmaya göndereceğiz" şeklinde bir kanun çıkartılsa işsizlik oranının nasıl hızla düştüğünü görebilirsiniz. Demek ki tek başına işsizlik oranını düşürmek eksik bir amaçtır. (Okuduğunu anlamayanlara not: buradak politik bir söylemde bulunmuyoruz, örnek veriyoruz.)

İstihdamı kalıcı bir şekilde artırmanın bilinen en etkili yolu (ya da yolları) yatırım (mevcut kapasitenin artırılması) ve eğitim (işgücünün kalitesinin yükseltilmesi)dir. Mevcut kapasite artırılmadan "her şirket birer kişi daha işe alsa işsizlik sorunu çözülür", ya da "biz işe alalım ama maliyetini devlet ödesin" tarzı yaklaşımlar güdüktür, çözüm olmaktan uzaktır.

Yatırımların artması en temelde faiz oranlarının düşmesi ile mümkündür. Faizler artarsa yatırımlar düşer, faizler düşerse yatırımlar artar. Burada ben ve arkadaşlarım kaç kez yazdık: Faizleri düşürmek için bütçe açığının yok edilmesi gerekir. TOBB'un önerisi de bütçe açığını artıracağı için işsizliği düşürmek bir yana uzun dönemde işsizliğin düşmesine engel olacaktır.

Yatırımların arkasında diğer kuvvetli etken tasarruflardır. Tasarrufların en büyük düşmanı da enflasyondur. Enflasyon düşerse tasarruflar artar, yüksek enflasyonda ise tasarruflar azalır. Dillere pelesenk olan cari açığın tasarruflarla yatırımlar arasındaki farka eşit olduğunu hatırlarsak, cari açığı azaltmamız için de tasarrufu arttırmamız yani enflasyonu düşürmemiz gerektiği sonucuna ulaşabiliriz.

Türkiye'deki işsizlik konusu tartışılırken göz ardı edilen en önemli nokta iş arayan insanların özellikleri ile eleman arayan şirketlerin istediği vasıflar arasındaki uçurumdur. Yani yapısal işsizlik (structural unemployment). Türkiye'de yapısal işsizlikle ilgili herhangi bir çalışma, ya da resmi istatistik benim gözüme çarpmadı. Bir yanda "ne iş olsa yaparım abi" (yani benim öne çıkaracağım bir özelliğim yok, sen yeterki bana para ver) zihniyetinde kalabalık bir vasıfsızlar ordusu, diğer yanda uluslararası rekabet koşullarının doğrudan ve dolaylı etkileri nedeni ile "yetişmiş" eleman ihtiyacı içindeki özel kesim. Aradaki bu çarpıklığın giderilmesi ancak eğitimle mümkün olabilir. Ancak, hem eğitim politikaları ile ilgili düzenlemeler vakit almaktadır, hem de bu düzenlemelerin sonuç vermesi uzun zaman almaktadır. Kastettiğim eğitim bugünkü çarpık yaklaşımın sonucunda elinde diploma dolaşan vasıfsızlar ordusunun aldığı eğitim değildir. Yakın zamana kadar bilgisayar klavyesine dokunmadan bilgisayar bölümlerinden mezun ettiğimiz insanlar vardı. Dolayısı ile eğitimin kalite açısından yeniden elden geçmesi acil önceliklerimiz arasındadır. Bu da kamunun harcamalarının yeniden düzenlenmesini (diğer yerlere saçılan paralar azalacak ki eğitime kaynak aktarılabilsin) ve özel sektörün eğitim alanında daha aktif olmasını sağlamayı gerektirir. Bunun da ticaret odaları erbaplarına, çiftçilere, ihracatçılara verilen rüşvetlerle büyüyen bütçe açığı ortamında gerçekleşmesini beklememiz biraz hayalcilik olur.

Şimdi gelelim işsizlik ve istihdam üzerinde yüksek olduğu iddia edilen vergiler konusuna. Evet doğrudur, bu vergiler bugün işvereni bir fazla kişi istihdam etmek yerine, hali hazırda çalıştırdığı kişilerden daha fazla verim almaya itmektedir. Ancak bunun kötü bir şey olduğunu iddia etmek (kötü niyet yoksa) saflıktır. Bu durum verimliliği artırmaktadır ki ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından en önemli durum verimlilik artışıdır. Sürdürülebilir büyüme ihracat artışına bağlı büyümedir, ya da sanayi üretimine dayanan büyümedir, masallarına alışık olanlar bu konuyu kolay kolay anlayamazlar.

Verimlilik konusunun iyi anlaşılması için yazıyı uzatma pahasına bir kaç örnek vereceğim. Bundan bir süre öncesine kadar Boğaz köprüsü gişelerinde bir miktar insan istihdam ediliyordu. Bu insanların yaptığı iş, köprüden geçen insanlardan para almak, onlara para üstünü geri vermek ve para vermeyenlerin plakalarını not ederek gerekli yerlere bildirmekti. Yakın bir süre önce, Boğaz köprüsünden nakit geçişler kaldırıldı, OGS ve KGS denilen elektronik ortamda ücret alınmasına başlandı. Bu durum (20 gişe olsa, her gişede üç vardiyadan çalışsalar) en az 60 kişiyi işsiz bıraktı. Ama bu durumun kötü bir durum olduğunu iddia etmeden önce, OGS ve KGS sistemini yazan, sistemi kuran, elektronik devreleri yerleştiren bir grup "eğitimli" profesyonel de iş sahibi oldu. Bugün nakit geçişler 4 YTL iken, elektronik geçişler 3.2 YTL. Yani verimlilik artışı oldu, (vasıfsız, ya da az vasıflı) bir kısım insan işsiz kalırken, eğitimli insanlar iş sahibi oldular, tüketiciler de bundan karlı çıktı.

Rakam kullanmadan bir başka örnek vereyim. Bundan yüz yıl öncesine göre bugün tarım sektöründe daha az insan çalışıyor. Ama tarım üretimi bundan yüz sene öncesine göre daha fazla. Tarım sektöründe "azalan istihdama" karşılık, yüz sene önce henüz var bile olmayan sektörlerde milyonlarca kişi istihdam ediliyor. Hemen aklınız teknoloji-bilgi işlem-bilgisayar gibi şeylere gitmesin. Örneğin, yüz sene önce var olmayan "futbol sektöründe" bugün binlerce kişi istihdam ediliyor.

Sanayi devrimini yüz yıl önce ıskalayan Türkiye'nin önündeki en önemli öncelik hızla tarım ve sanayi sektörlerinin ağırlığını düşürüp nüfusunu verimi en yüksek olan hizmetler sektörüne kanalize etmesi gerekmektedir.

Tekrar istihdam üzerindeki vergiler konusuna dönersek, sorunun doğru analizi bizi doğru çözüme ulaştıracaktır. Bugün vergilerin yüksek olmasının sebebi, ülkemizde insanların vergi vermemesidir. Eğer insanlar vergi vermeye başlarsa, bu vergi oranları da düşecektir. İlişki ters yönlü değildir. Tekrar edelim: insanlar vergi oranı yüksek olduğu için vergi vermiyorlar anlayışı yanlıştır. Doğrusu, insanlar vergi vermediği için vergi oranları yüksektir. Ödül-ceza sistemine inanan birisi olarak, vergi vermeyen insanların ödüllendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Tam tersine cezalandırılmalı, denetimler artırılmalıdır. Çocuğunuz okuldaki derslerini asıyor gitmiyor sınıfta kalıyorsa, altına bir araba almazsınız. Okula gidip notlarını yükseltirse ona araba alacağını vaad edersiniz. Türkiye'de ikide bir gündeme gelen teşvik ve aflarla vergi veren insanlar cezalandırılmakta, vergi vermeyenler ödüllendirilmektedir. Bu sistem çarpıktır. Vergi verenleri cezalandırarak, vermeyenleri ödüllendirerek insanların vergi vermesini sağlayamazsınız. Bunu anlamak neden bu kadar zor, hayret ediyorum.

Türkiye'de çarpık olan diğer bir konu, ticari faaliyette bulunan her türlü oluşumun kar etme güdüsü ile çalıştığını (ki bunda yanlış bir şey yoktur, öyle de olması gerekir) gizleme, örtbas etme, kendilerini daha kutsal amaçlar (biz ihracat yapıyoruz, biz istihdam sağlıyoruz gibi) için çalışıyor gösterme hastalığıdır. Kar maksimizasyonu nedense bu ülkede sürekli kötülenir. Eğer ekonomik olarak bir kişi fazla istihdam etmenin bir getirisi yoksa, topluma iyilik olsun diye bir kişiyi istihdam etmenin (ya da ediyor gözükmenin) bir anlamı yoktur. Yok, gerçekten elemana ihtiyaç duyuyor da bir fazla istihdamın getirisi olacağını düşünüyorsanız, bunu da zaten yaparsınız, devletten teşvik (rüşvet) almanıza gerek yoktur.

Meselenin önemli bir boyutunu da kayıtdışı sorunu oluşturuyor. Acaba diyorum, TOBB'un dediği "her ilave istihdam artışında, tüm sosyal güvenlik priminin, Fon kaynağından karşılanması" önerisinin arkasında hali hazırda kayıt dışı olarak çalıştırdığı kişileri kayıt içine alıp "istihdam artıyor süsü vermek" ve maliyeti Hazine'ye havale etmek "cin"liği var olabilir mi? Sonuç, sıfır istihdam artışı, elde var sıfır ile karşılaşabilir miyiz? Biliyoruz, TOBB başkanı kötü niyetli ve kurnaz değildir. Ama bizim aklımız da bu tür cinliklere pek ermez.

Bugün herkes biliyor ki, yeni eleman istihdam edecek şirketler bunu istedikleri anda, türlü formüllerle yapabiliyorlar. Yine herkes biliyor ki, yüksek ücret alan bir sürü kişi kayıtlarda asgari ücret üzerinden gözüküyor. Vergiler yüksek o yüzden böyle demeyin. Biz sizi vergiler düşükken de bilirdik. Sanki babam yükseltti o vergileri duduk yere! Ben size şıp diye bir istihdam artışı önerisi getireyim mi? Belirli bir komisyon karşılığında "vergi kaçıran şirketleri tespit etme" üzerine bir şirket kurulsun, bakın bakalım kaç kişi istihdam edecek. Siz denetleyemiyorsunuz, bari özel sektör yapsın bu işi.

Son olarak, "yapısal işsizlik" nedeniyle fazla olan işsiz nüfus, şirketlerin yüksek vergiler nedeni ile vasıfsız işçileri kolay işe almaması sonucu ile karşı karşıyadır. Bu da işsizleri kendi kalitelerini artırmak yönünde zorlayıcı bir durumdur. İnsani ve sosyal maliyeti olan bu geçiş, işgücü piyasasında rekabeti artırmakta, dolayısıyla toplam kalitesinin artışı sağlamaktadır. Ben eğitimin verilen bir şey değil, alınan bir şey olduğuna, hatta en pahalı ürün olduğuna inanırım. Yani sonuna kadar bireysel iradenin gücüne inanırım. Devletin vereceği teşviklere değil. İnsanların kendisini geliştirme isteği ve azmi her türlü olumsuz şartlarda dahi geçerli çözümlere ulaşmayı sağlar.

Biliyorum, çok uzun bir yazı oldu. Tekrar okuyup toparlamam gereken yerler olabilir. Ama bu hem daha çok zaman, hem de daha çok uğraş demek. Bu sitede para karşılığı yazsaydım muhtemelen daha derli toplu bir yazı okuyor olacaktınız. Ama şimdilik sunabildiğimiz bu. Olabilecek küçük hatalar için lütfen yangın çıkartmayın. TEPAV ve benzeri oluşumlar daha kapsamlı ve detaylı bir rapor isterse kendilerine ücreti karşılığında bunu da sağlayabiliriz.

Not: Yazıyı tekrar okuyunca farkettim. Konu çerçevesinde, asgari ücret ve işgücü piyasasındaki esneklik konusuna da değinmem gerekiyor. Bunu da bir sonraki yazıya bırakıyorum. Read More!

Iştah Artışı

Ugur Gurses TOBB'un yaptigi populist oneriyi islemeye devam ediyor. Yorumsuz bir parcasini asagiya aliyorum:

"Peki işsizliğin önemli bir sorun olduğunu yeni mi keşfediyoruz? Daha önce de sormuştuk, neden 'hukuksuzluğu' teğet geçiyoruz? Neden 250 kadar üyesi olan Yargıtay'da 23 üyeliğin, 90 kadar üyesi olan Danıştay'da ise dokuz üyeliğin boş olmasından, yargı bağımsızlığının 'topal' oluşundan ürkmüyoruz?

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

Acaba neden, yurttaşların ve şirketlerin, vergi ödemeleri için vergi affı, sigorta primlerini yatırması için prim affı, bankalara olan kredi kartı borç taksitlerinin ödenmesi için kredi kartı affı, kayıtlı istihdam içinde olsunlar diye işsizlik sigortasından prim ödeme teşviki gerekiyor?
Ya da şöyle soralım: ister kamuya olsun, ister özel kesime, bu ülkede vergisini, sosyal güvenlik primini, mali yükümlülüklerini düzgünce zamanında ödeyenler aptal, borç 'takanlar' akıllı mıdır? Neden beş yıldır vergi, hukuk ve yargı, sosyal güvenlik reformları teşvikler kadar 'iştahla' talep edilmemiştir?
Bunu görememenin gerekçesi 'her gün halkın arasında olmak' mıdır acaba?!"
Read More!

Zorla Guzellik Olmaz mi?

"Kayıtdisilik, her sirketin kapisina polis dikerek, sacma sapan ceza onerileri ile onlenmez."

"PKK teroru askeri mudahale ile onlenemez"

"Israil'in diktigi guvenlik duvari teror saldirilarini onleyemez"

Yukaridaki ifadelerle veya benzerleriyle her zaman karsilasmak mumkun. Temeli zorla guzellik olmaz sozune dayanan bu ifadelerin asil amaci "rusvet vererek" problemlerin cozulmesini saglamaktir. Kayitdisini onlemek istiyorsaniz kayitdisi calisanlara tesvik verin ki sisteme girsinler. PKK terorunu bitirmek istiyorsaniz, ya toprak, ya ozerklik, ya da baska seyler vererek teroristlere "tesvik" verelim, teror affi cikaralim ki teroristler sistem icerisine dahil olsunlar. Israil Filistinliler tarafindan duzenlenen intihar bombalamalarini onlemek icin Filistin topraklarindan cekilsin, bu is duvarla cozulmez. Vesaire, vesaire, vesaire.

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Anlayacaginiz problemlerimizi cozmenin en guzel yolu "rusvet" olarak onumuze sunuluyor. Biz de buna karsilik diyoruz ki terorizmi, kayitdisi calismayi/calistirmayi bitirmenin yolu bu islerin cezasini arttirmak, bu islerle ugrasanlara karsi operasyonlarda bulunmak, hareket edecek alan birakmamaktir. Tesvik verecekseniz bunu kurallara uymayanlara degil uyanlara vermeniz gerekir. Kayiticindeki sirketlerden ve calisanlardan issizlik sigortasi primleri toplanmis, simdi kayitdisi calisanlara ve calistiranlara peskes cekilmeye calisiliyor. Karsiyim efendim. Kanunlari adam gibi uygulasak kayitdisi ekonominin cogunlugu biter.

Israil duvarinin etkilerini rakamlarla inceleyelim. Israil'i seversiniz, nefret edersiniz, o sizin bileceginiz istir. Ama burada adamlarin yaptigi uygulamanin sonuclarina bakarak belki bir seyler ogrenirsiniz. 2003 yilinda Israil'deki bombalama eylemlerinin sayisi 22 imis. 2004 yilinda Israil'deki bombalama eylemlerinin sayisi 16'a dusmus. 2005 yilinda bu rakam 10'a dusmus. Dikkat edin adamlar duvari bitirdikce intihar saldirilarinin sayisi da azaliyor. 2006 yilinda ise sadece ve sadece 3 bombalama eylemi gerceklesmis. Eskiden neredeyse her hafta Israil'de otobuste, restorantlarda, guvenlik kontrol noktalarinda gerceklestirilen intihar saldirilari haberleri suslerdi. Artik bunlardan neredeyse eser kalmamis. Zorla guzellik olur muymus?

Denetimlerin ve cezalarin arttirilmasi kayitdisini tamamen bitirir mi? Bitirmez. Ama onemli olcude azaltir. Simdiki ekonominin yarisi kayitdisi, olacak is mi? Kor adami sokaga salsam size iki dakikada kayitdisi calisan ve calistiran bir isyeri bulur. O yuzden suclu aslinda kanunlari uygulamayan ve kayitdisina goz yuman polis ve adalet sisteminde, ve bunlari kontrol eden burokrat ve politikacilarda.

Kayitdisi onlenebilir.

Not: Bazi kisiler de "Az yiyerek ve cok spor yaparak kilo almak onlenemez" diyebilir. Ama bu kisilerin gercek niyeti iradelerinin zayifligini maskelemektir (veya devletten verdikleri her kilo icin tesvik istemek niyetinde de olabilirler, tam bilemiyorum)! Read More!

Vergi Kacakciligi ve Kayitdisi Ekonomi Nedir

Vergi kacakciligi ve kayitdisi ekonomi ile mucadelede ortaya atilan projelerden bir tanesine buradan ulasabilirsiniz. Insanin simdiye kadar akliniz neredeydi diyesi geliyor.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir Read More!

Havuz problemi Nasil Cozulur

Havuz problemi nasil cozulur diye merak edenler okusun. Ekonomi teorisinin çözemediği sorunlardan bir tanesi de havuza işeme problemidir. Toplu olarak kullanılan havuzların temizliği açısından son derece önemlidir. Problemin temeli aslında basit bir mantığa dayanır. Mantık asansördeki iki kişi ile üç kişi arasındaki fark gibidir. Eğer bir asansörde iki kişi varsa, bu kişilerden bir tanesi yellenirse, yellenen kişi her iki kişi tarafından da bilinmektedir. Ancak asansörde üç kişi varsa, yellenen kişi hariç, pis kokuya kimin neden olduğu bilinemez. Belki de Araplar bu yüzden iki kişiyi çoğul olarak kabul etmiyorlar. Arapçada çoğul olması için en az üç kişi gerekmektedir diye biliyorum, ama konunun uzmanları, mesela Counteratak hocamız, bu konuda bizi aydınlatırsa seviniriz. Genel olarak bu probleme ekonomide biz “unbearable lightness of farting” diyoruz. Konu hakkında daha detaylı akademik çalışma yapacak arkadaşlara duyurulur.

Manipülasyon Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  IMF Nedir    Ekonomi Nedir    Kalite Nedir

Havuz problemi de yukarıdakine benzer bir problemdir. Toplu olarak kullanılan havuzlarda havuza işeme problemi tamamen bir otokontrol mekanizmasına dayanır. Örneğin, 100 kişinin kullandığı bir havuzda bir kişi havuza işerse, kalan 99 kişinin bunu fark etmesi zordur. Ancak 100 kişi de aynı şekilde düşünüp havuza işerse, bu fark edilemeyecek olmaktan çıkar, havuzdan pis kokular gelmeye başlar. Havuzun temiz kalması için havuzu kullanan bireylerin sorumlu davranıp, havuza işememesi gerekmektedir.

Türkiye ekonomisini bu havuza benzetirsek, ortada bir gerçek vardır. Havuzdan pis kokular gelmektedir. Yani, muhtemelen herkes havuza işemektedir. Ama kimse sorumluluğu kabul etmemektedir. Tam tersine herkes “bir tek benim işememle bu havuz bu kadar kirlenmez” mantığı kendisi hariç herkesi suçlamaktadır. Suçlamalar bazen, hatta çoğunlukla, havuz görevlisine yöneltilir. Çoğunluğa göre havuzun görevlisi havuzun temizliğinden sorumludur. Havuzdan pis koku geliyorsa bu da tamamen havuz görevlisinin işini yapmadığındandır. Hatta, kimilerine göre havuzdan gelen pis kokuların tek sorumlusu havuz görevlisidir. Oysa, aslında havuzu kullananlar havuza işemeye devam ettiği sürece havuz görevlisinin bu soruna engel olabilmesi mümkün değildir. Hoş, bu arada, havuz görevlisi de çoğunlukla havuza işeyenler arasındadır. Herkesin gözü havuz görevlisinin üstünde olduğundan, havuz görevlisi bir kaç sefer havuza işerken yakalanmıştır da. Hatta kimi zaman havuz görevlileri işi abartarak havuza tramplenden işeme cüretini göstermişlerdir. Havuzda yüzenler birbirini suçlamakla o kadar meşgullerdir ki havuza işeyenler tespit edildikleri halde cezasız kalmaktadırlar. Havuz görevlisi bu insanlara ceza vermeye kalkınca da “sosyal havuz” ilkesi gündeme gelmekte, havuza işeyen işemeyen herkes “eşit mağdur” statüsünde değerlendirilmektedir.

Havuz görevlisi havuza işeme problemini çözemeyeceğini anlamış, başka projeler üretmeye başlamıştır. Havuz eskiye oranla genişletilmiş, büyütülmüştür. Hatta kimilerine özel bölmeler yapılarak ücreti karşılığında temiz suda yüzme imkanı getirilmiştir. Ama zihniyet değişmediği için bu özel bölmeler de kısa sürede kirlenmeye başlamıştır. Asıl gerçek ise değişmemiştir. Havuz pistir. Herkes havuza işemeye devam etmektedir.

Suçlu kimdir? Read More!

Hukumetin Yumusak Karni

AKP hukumetinin en sevmedigim yonu kayitdisi ve vergi kacakciligi konularinda hemen hemen hic bir sey yapamamis olmasidir. Kati maliye politikalarini destekliyorum ama kayitdisi konusunda yol katetmis olsalardi her sey cok daha guzel olabilirdi. Kayitdisinin ve vergi kacakciliginin onune gecmek gercekten de cok mu zor?

Ulkedeki vergi mukellefinin sayisi 1.366.000 imis ve bunlarin 1.121.000 tanesi asgari ucretin altinda gelir elde ettiklerini beyan etmisler. Simdi burada grafik cizmeye, matematiksel islem yapmaya falan gerek yok. 10 yasindaki cocuga soyleseniz bu rakamlari bu adamlarin vergi kacirdigini size soyler. Bu konu uzerinde 20 saniye brainstorming (beyin firtinasi) yaptiktan sonra su cozumleri oneriyoruz.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

Birincisi, vergi mukelleflerine kar yapsinlar yapmasinlar asgari 3000 YTL'lik vergi getirilir, eger bu miktardan daha fazla vergi tekabul ediyorsa tekabul eden vergiyi oderler. Gercekten para kaybeden mukellefler uzun sure dayanamaz ve kepenk kapatir, oyle de olmasi lazim zaten.

Ikincisi, bu ulkede 2.2 milyon devlet memuru var. Demek ki vergi mukellefi basina 1.6 devlet memuru dusuyormus. Maliye bakanliginin 30000 kisilik bir kadrosu var, bunlarin 10000 tanesi universite mezunu imis. Uc tane agaci olan ulkemizdeki Cevre ve Orman Bakanligindaki Sube Mudur sayisi bile (calisanlarini saymiyorum) Maliye Bakanliginin kadrolarindan daha fazla!!! Cok mu zor devlette uretkenligi arttirmak ve kaynaklari etkin bir sekilde kullanmak? Orman Bakanliginda calisanlarin yarisini Maliye Bakanligina kaydirsak kimsenin ruhu bile duymaz. Detaya girmeyeyim, anladiniz siz ne demek istedigimi!

Cezalari anormal derecede artirip, ayni zamanda denetimleri de arttirirsaniz kayitdisinin onemli miktarini ortadan kaldirirsiniz. Domatesin fiyati yukari cikinca vatandas buna nasil cevap veriyor? Ya hic domates almiyor, ya da normalde aldigindan daha az aliyor; en azindan Anadolu Ajansi oyle diyor. Ayni sey kayitdisi icin de gecerli.

Ben 20 saniyelik beyon firtinasi sonucunda 3 tane cozum urettim, devletin basindakiler 4 yildir dogru durust bir cozum uretemediler maalesef. Bana sorarsaniz hukumetin zayif noktasi burasidir, bu konuda sinifta kalmistir. Bence hukumetin ikinci zayif noktasi da 2006 yilinda harcamalari reel olarak arttirmasi ve 2007 yilinda da bu trende devam edecegi sozunu (2007 butcesi) vermis olmasidir.

Yine de Sezar'in hakkini Sezar'a verelim. Hukumette baska bir parti olsaydi AKP'nin gosterdiginden daha iyi bir yonetim gostermezdi diye dusunuyorum. Ben AKP'nin notunu 100 uzerinde 70 veriyorum; diger partilerden (en az %5 oy alma potansiyeli olan partileri kastediyorum) hicbirisine 50'nin uzerinde not vermezdim. Bunu da belirteyim. Read More!

Devletin Rolu Ne Olmali?

Onceki yazimizda devletin yapmamasi gereken seylerin bir kismindan bahsettik. Bu yazimizda devletin yapmasi gereken seylere deginelim ki okuyucularimiz tamamen devlet karsiti olmadigimizi anlasin. Devletle ilgili goruslerimi en iyi aciklayan cumle eski bir atasozumuzdur:

El elin esegini turku cigirarak ararmis.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Bundan uzun yillar once Arcelik'te staj yaparken Regaib Bey isimli yonetici bu sozu kullanmisti, o zamandan beri cok severim.

El elin esegini turku cigirarak ararmis sozu Milton Friedman'in arayip da bulamadigi onun yerine para harcamanin 4 yolu seklinde acikladigi durumu cok daha iyi aciklayan bir sozdur. Devlet halkin parasini harcarken israf yaratacaktir, etkin olamayacaktir, verimli olamayacaktir. O yuzden devletin harcamalarini mumkun oldugunca kismaliyiz diyorum. Ben devletten beklentilerimin bir kismini 11 Ocak 2006 tarihinde soyle acikliyorum:

"Devletin yapmasi gereken ama yapmasi "zor" seyler sunlar:

1. Basbakanin kendi dilinden dinleyelim: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, toplanması gereken vergilerin yeterince toplanamadığını belirterek, “Türkiye'de korkunç vergi kaçağı var. Biz bunların hepsinin farkındayız. Daha fazla vergi toplayacağız” dedi. Erdoğan, Siirt'te kültür merkezinde halkla bayramlaşma töreninde yaptığı konuşmada, bunun için yeni politikalar geliştirdiklerini belirterek, şu anda kayıt dışı ekonominin fazla olduğunu ancak bunu da aşacaklarını kaydetti.

Insallah diyorum.

2. Sosyal Guvenlik Reformu: Bu birinci maddeyle ilintili. Turkiye'deki kayitdisi ekonomi yuzunden kayiticindeki her 1.6 calisan 1 tane emekliye bakiyor. Daha dogrusu bakamiyor ve sosyal guvenlik sistemi buyuk acik veriyor. Burada yapilmasi gereken birinci sey giderlerin dusurulmesi: emeklilik yasinin hizli bir sekilde 65, daha sonra kademeli olarak 70'e yukseltilmesi gereklidir. Yapilacak ikinci sey ise gelirlerin kaytdisindakilerin kayiticine alinarak arttirilmasidir.

Cok zor hedef.

3. Adalet sistemi reformu: Devlet Turkiye'de suc islemeyi neredeyse tesvik ediyor denebilir. Her 5 yilda bir genel af ilan ediliyor, cogu suclarin uzerine gidilmiyor, vergi kacirilmasina, kacakcilik yapilmasina goz yumuluyor. Adli sistem islemedigi icin cek senet tahsil isi mafya'ya kaliyor, vs. Burada yapilmasi gereken basit. Kanunlarin guncel olmali ve bunlari istisnasiz uygulamalisiniz.

Cok cok zor hedef, oyle 3-5 yilda olacak sey degil."

Demek ki benim devletten oncelikli beklentim dogru durust bir adli sistem isletmesi, vergileri toplayarak butce aciklari vermenin onune gecmesidir. Bu soylediklerim yapildiktan sonra ve devletin borclari nominal olarak azalmaya basladiktan sonra yapilmasi gereken ise vergilerin yavas yavas azaltilmasidir. Dusuk vergilerden ve tikir tikir isleyen adil bir adli duzenden daha iyi tesvik yoktur.

Peki devlet enerji yatirimlari yapsin mi sorusuna ne cevap veriyoruz? Bunun icin 18 Ocak 2006 tarihinde "En ucuz enerji turu hidrolik enerjidir. Devletin yapmasi gereken ozel sektoru bu alanin icerisine cekmek. Ben devletin bu tur yatirimlari yapmasina karsiyim. Uc senede tamamlamasi planlanan projeler 10 senede, planlanan maliyetinin 5 katina yapiliyor. Devlet sadece ozel sektorun bu tur yatirimlari yapmasina olanak saglayacak yasal altyapiyi hazirlasin yeter." demisiz.

Bugune kadar yazdigim yazilarda devletin varligina karsi cikmadigimi (verimsizlik oldugunu bilmeme ragmen) belirttigim alan egitimdir (milli guvenlik, asayis, karayollari, gibi konularda henuz fikir belirtmis degilim). Bunun icin 4 Kasim 2006 tarihinde yazmis oldugum yaziyi okumaniz gerekecek.

Simdi her alana tek tek girip fikir belirtmeyeyim, fikirlerimi olustururken baz aldigim temel prensip serbest piyasa prensibidir. Serbest piyasada herkes kendi esegini kendisi aradigi icin kaynaklar daha verimli kullanilir. Devlete dusen gorev de piyasanin gercekten serbest olmasini saglamaktir, yani hakemlik yapmaktir. Kastettigimiz Amerikan futbolunda yapilan hakemliktir, gormedigi zaman gidip Erman Hoca gibi monitorden seyreden, gerekirse oyunu 2-3 dakika durduran cinsten hakemlik; yoksa bizim hakemlerin yaptigi gibi hep buyuk takimlar lehine "takdir haklarini" kullandiklari veya "ben gormedim" cinsinden hakemlik degil.

Bana sorarsaniz Turkiye'nin bir numarali problemi kanuni altyapisinin, polislik hizmetlerinin ve adli sisteminin yamuk olmasidir. Bunu bir ekonomist olarak soyluyorum. Elimizde bunlari olcecek veri olmadigi icin ekonomistler ancak olcebildikleri konular uzerinde tartisiyorlar. Tarla gibi sahada futbol oynamaya calisiyoruz, ondan sonra da "pas hatalari", "top kayiplari" gibi istatistikleri yorumlamaya calisiyoruz. Atalarimiz bunun icin de soz soylemisler: havanda su dovuyoruz, cok da basariliyiz!!! Read More!

Kayitdisi Azaliyor

Hukumetin yapmasi gereken en onemli islerin basinda kayitdisi ekonominin azaltilmasinin geldigini daha once belirtmistik. Hurriyet'in haberine gore kayitdisi calisanlarin orani %43.1'den %41.8'e dusurulmus. Dogru yolda atilmis ufak bir adim ama bu gelismeleri hizlandirmayi becerebilirsek daha iyi olacak.

Bugun 200 adet Garanti Bankasi hissesini 4.24 YTL'den aldim. Dogus Oto icin de alis emri verdim. Bu islemden once portfoyun %40'i sabit getirili kagitlardaydi, simdi bu oran %33'e dusmus durumda. Yakinda %30'un altina dusurebilirim.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı

Ekonominin genel gidisi olumlu gorunuyor, ne zaman bir kriz ciksa hukumet populist davranislarina bir cekiduzen veriyor. Butcenin yilin ilk 7 ayinda fazla vermesi bunun bir gostergesi. Hukumetin yonetimi mukemmel olmasa da ben hala olasi alternatiflerden daha iyi oldugunu dusunuyorum. Read More!

Kacak Akaryakit

Hurriyet'in haberi:

"Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadele kapsamında hazırlanan yasa taslağına göre, ihbarcıya; yakalanan akaryakıtın hemen yüzde 10'u, yargı kararı kesinleşince de yüzde 15'i, yakalayan kamu görevlilerine de yüzde 25'i kadar ödül verileceğini açıkladı."

Haberde ayrica TBMM komisyonunun akaryakit kacakciliginin senede 5 milyar YTL'nin uzerinde vergi kaybina neden oldugunu tespit ettigi de bildiriliyor. Demek ki kacakcilara 5 milyar YTL gidecegine yakalayana ve yakalatana 2 milyar YTL gitsin diye dusunuyorlar. Bu kanun tasarisinin aynen kabul edildigini dusunursek kacakciligi onemli olcude azaltacagini dusunuyorum. En azindan ekonomi teorisi boyle tahmin ediyor (bakiniz Mechanism Design). Read More!

Vergi Oranlari

OECD ulkelerinde yasayan calisanlarin verdikleri vergi oranlari hakkinda bir arastirma yapilmis (kaynak:OECD). Tahmin edin en yuksek vergi orani hangi ulkede? Bilemediniz, dogru cevap %55.4 ile Belcika olacakti. Teselli ikramiyesini veriyorum, ulkelerin cogu bizden daha sosyalist olduklari icin cocuklari olan kisilere vegi indirimi yapiliyor. Iki cocugu olan kisiler icin vergi oranlarinda bir numarali ulke %42.7 ile TURKIYE.

Nasil olur? Soyle olur, kayitdisinda calisan vatandaslar %0 ile OECD'nin en dusuk vergi oranina sahip olduklari icin kayit icerisinde calisan vatandaslar deve yukuyle vergi odemek durumunda kaliyorlar. Kayitdisinda calisan o kadar cok kisi oldugu icin devlet ozel tuketim vergilerini abartip 1 liraya satilacak malin uzerine 1-2 lira da vergi koyuyor. Neticede dolayli vergiler toplam vergi gelirlerinin %70'i gibi bir rakama ulasiyor. Istemeden de olsa aslinda dogru bir vergi politikasi izliyoruz. Dogru vergi politikasindan kastettigim flat tax, yani herkesin ayni oranda vergi verdigi sistem. Yanlis oldugunu dusundugum vergi politikasi ise progressive tax, yani cok kazananin gitgide artan oranlarda vergi verdigi sistem. Size ters geldi biraz biliyorum.

Buradaki mantik su: vergi sistemi insanlari yatirimdan, daha cok uretmekten caydirmamali. 100 lira kazanan adamdan 30 lira vergi keserseniz, 200 lira kazanan adamdan 80 lira, 300 lira kazanan adamdan 150 lira vergi keserseniz insanlar 200 lira kazanctan sonra calismayi birakip bir kenarda oturmayi tercih eder. %50 daha fazla calisip vergi sonrasi kazancini sadece %25 oraninda arttirabilmektedir cunku.

Teorisi bu. Pratikte ise ben iki kademeli vergi sistemini destekliyorum. 20000 YTL'ye kadar olan gelirlere %10 sabit vergi ve bunun uzerindeki kazanca %20 vergi. Bu vergilerin disinda %10 da sosyal guvenlik ve saglik hizmetleri vergisi kesilmeli. Ayrica OTV kaldirilmali ve KDV de tum urunler icin %10'a dusurulmeli. Goruldugu uzere oldukca basit bir sistem. Islemesi herkesin sistem icerisinde calismasina bagli. Zaman icerisinde devletin borclari azaldikca vergi oranlari da dusurulmelidir. Bu bahsettigim sekilde bir sistem olmasi ve duzgun calisiyor olmasi olasiligi nedir? Sifir. Bosuna cene yoruyorum.

Simdi biraz gercekci olalim. Ben isveren olsaydim vergi sisteminin degismemesini, hatta istihdam uzerindeki vergilerin arttirilmasini savunurdum. Sonra da sirketi caycinin uzerine yapip tum iscileri kacak calistirirdim. Saf saf vergisini odeyen salaklar sagolsun, kimse benimle rekabet edemezdi. Bircok isveren de zaten bunu yapiyor, yani kafalari en azindan bu konuda calisiyor. Read More!

Denetim Nasil Yapilir?

Insanlar genelde rasyoneldirler. Hepsi rasyonel degildir ama cogu oyledir, odullere ve cezalara tahmin edilebilir sekilde tepki verirler. Nasil tepki verirler?
Bu sorunun cevabi ekonomi literaturinde (Choice under uncertainty, Kahneman(yandaki resim)) acikca analiz edilmistir. Yasalari cigneyen birisi bunu bir cikar saglamak icin yapar; yasalari cigneyip cignememe karari verirken getiriye bakar, yakalanma olasiligina ve alacagi cezanin siddetine bakar. Insanlarin suc islemesini onlemek istiyorsaniz iki noktaya dikkat etmeniz lazim: yakalanma olasiligini arttirmaniz ve yakalanma durumunda cezalari arttirmaniz gerekir.
Avrupa’nin ve Amerika’nin bazi yerlerinde trenlere veya otobuslere bindiginiz zaman sofor’e bilet gostermek zorunda degilsinizdir. Ote yandan, Insanlarin para vermeden seyahat etmesini onlemek icin rastgele bilet kontrolu yapilir ve biletsiz yakalananlara belli bir miktar ceza verilir. Diyelim ki bilet fiyati $1 olsun, ve denetimlerde yakalanma olasiligi %1 olsun. Detaya girmeden insanlarin risk-notr oldugunu varsayalim. Bu durumda eger ceza miktari $100’in altinda ise mantikli davranis hic bir zaman bilet almamaktir. Insanlarin bilet almalarini saglamak icin ya yakalanma olasiligini arttirmaniz gereklidir ya da ceza miktarini (ya da ikisini birden).

Ekonomideki kayitdisiligin onune gecmenin veya insanlarin kurallara uymasini saglamanin yolu da budur. Yakalanma olasiligini ve cezalari arttirmamiz gereklidir. Oysa Turkiye’de son yillarda vergiler arttirilarak yasadisi davranis getirisi dolayli olarak arttiriliyor ve bir bakima bu davranis bicimi tesvik ediliyordu. Rahsan Ecevit’in zorlattigi ”Genel Af” ise potansiyel cezalarin azaltildigi mesajini veriyordu. Bu kosullar altinda sehirlerimizde kapkac, hirsizlik, ve hatta cinayet siradan olaylar halini aldilar. Dalga geciyorum zannedeceksiniz ama ekonomik teori cozumun ”sallandiracaksiniz bunlarin birkacini, gor bakalim bir daha yapabiliyorlar mi” oldugunu soyluyor.


Yakalanma olasiligini arttirmanin bir yolu denetimlerin arttirilmasidir, ancak bunun bize bir maliyeti vardir ve %100 denetim yapmak ta hem fiziksel hem de ekonomik olarak uygulanabilir olmayabilir. Diger bir cozum ise ispiyonculuktur. Hukumet akaryakit kacakciligini onlemek icin boyle bir cozum dusunmenkte (Aksam’in haberi).


Suclular icin en iyi strateji ise yakalanma olasiliginin dusurulmesidir, bunu saglamanin en gozde yolu ise polise veya diger kamu gorevlilerine rusvet vermektir. Goruldugu uzere cezalarin ve denetimlerin arttigi bir durumda rusvetin artmasini beklemek cok dogaldir. O yuzden bu konuda bir sistem tasarlarken bu noktaya da dikkat etmek gerekir.


Diger bir cozum noktasi ise suc isleyenlerin potansiyel kazanclarini azaltmaktir. Liberal ekonomistler genelde bu noktayi savunurlar: vergileri azaltin, uyusturucu maddeleri serbest birakin, vs.

Siz ne dusunuyorsunuz? Read More!

Denetimler Cozum mu?

Evet. Hurriyet'in haberi:

"Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Başkan Vekili Özkan Dalbay, SSK yoklama memurlarının 90 yaş ve üzerindeki emeklileri, evlerinde ziyaret etmeye başladığını açıkladı. Dalbay, bu ziyaretlerde öldüğü halde yakınları tarafından nüfus müdürlüklerine bildirilmedikleri için aylık ödenmeye devam edilenlerin tespit edildiğini bildirdi. "

Zor bir sey mi bunu yapmak? Degil. Bugune kadar yapilmamasi hata. Benzer uygulamalarin vergi denetimleri icin yayginlastirilmasi gerektigini daha once belirtmistim. Yanlis hatirlamiyorsam denetime tabii tutulan mukelleflerin orani %2-3 civarinda.

Bundan birkac sene once Israil'in ordugu duvarlarin terorism icin cozum olamayacagi bir cok "liberal" yorumcu tarafindan belirtilmisti (en azindan Avrupa ve Amerika'dakiler tarafindan). Ne oldu bakin? Intihar saldirilarinda istatistiksel olarak kanitlanabilecek seviyede dususler oldu. Arada sirada yine patlamalar oluyor ama yine de buyuk oranda azalmalar var. Niye bu ornegi verdik? Cunku "zorla guzellik olabilir" mesajini vermek icin. Denetim yaparak, kurallara uymayanlari agir bir sekilde cezalandirarak kayitdisi ekonomi problemine kalici cozum getirebiliriz. Kayitdisi problemi, sosyal guvenlik probleminden bile daha onemli bir problem. Cozmemiz lazim. Read More!

Kayıt dışı Ekonomi

Hurriyet'in haber yaptigi Turkiye Istatistik Kurumu'nun anket sonuclari kayıt dışı ekonomi ve calisanlar konusunda su gercegi one cikariyor:

"Türkiye'de istihdam edilen 22 milyon 197 bin kişinin yüzde 49,8'i ise kayıt dışı çalışıyor. Bu oran Ocak'ta yüzde 48.9, Şubat ayında yüzde 49, Mart'ta yüzde 49,6, Nisan'da yüzde 50,7, Mayıs'ta yüzde 51,5, Haziran ayında yüzde 52,3, Ağustos'ta yüzde 51,1 ve Eylül'de yüzde 50,5 olarak hesaplanmıştı. TÜİK'in, Eylül-Ekim-Kasım dönemini kapsayan üç aylık hareketli ortalamalara göre, 10 milyon 690 bin olan ücretlinin yüzde 23,7'si, 1 milyon 751 bin yevmiyelinin yüzde 92,2'si, 1 milyon 149 bin işverenin yüzde 27,8'i, kendi hesabına çalışan 5 milyon 357 bin kişinin yüzde 65,2'si ve 3 milyon 629 bin ücretsiz aile işçisinin de yüzde 95,4'ü ”kayıt dışı” çalışıyor. Toplam işgücü nüfusu 24 milyon 683 bin olarak hesaplanırken, istihdam edilen 22 milyon 197 bin kişinin 12 milyon 819 bini kentte, 9 milyon 378 bini ise kırsalda bulunuyor."

Yorum yapmama gerek var mi? Her iki kisinden biri kayitdisi calisiyor. Bosuna devletin denetimcilerin sayisini arttirmasi gereklidir diye soylemiyoruz.

Ote yandan "kirsalda" calisan 9.4 milyon kisi varmis. Yani verimsiz bir sekilde tarimla ugrasan kisilerin sayisi bu. Ayrica bu rakam Turkiye'deki gizli issizligin boyutlarini da ortaya cikariyor bence. Read More!