Mehmet Simsek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Simsek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cari Açık, Tasarruf, Mehmet Şimşek, Ege Cansen

Merhabalar, bugün Türkiye’ de tasarruf oranını tartışacağız. Öncelikle tasarruf nedir?Tasarruf demek bugün ile yarın ki tüketim arasında tercih etmek demektir. Toplum bugünün tüketimi ile yarının tüketimi arasında tercih yapar. Esas sorun şuradadır, tasarruf oranımızın düşük olması toplumun önüne konulan alternatiflerin cazibesinin olmamasından mıdır? Bu soruya cevap vermek kolay, çünkü Türkiye’ de reel faizler çoğu ülkeden daha fazladır. Gelelim cari açığa, cari açık dediğimiz zaman tasarrufların yatırımlardan sürekli olarak düşük kalmasını kastederiz. Böyle olunca ülke yurtdışına faiz gibi faktör ödemesi yapıyor. Cari açığın finansmanında ise en önemli faktör yabancı yatırımcıların tercihi ve dış finansmandır. Hal böyle olunca ülke ekonomisi kırılgan bir yapıya geliyor. Dış sermayeye bu derece bağlı olunduğu zaman ani sermaye çıkışları ülke için büyük bir risk kaynağı oluşturuyor. Peki nasıl oluyor? İç talep daralır ve TL, USD karşısında değer kaybına uğrar. Türkiye 1990’lı yıllarda Cari açık/GSMH’ de %1 civarındaydı, 2011 de ise bu rakam bana göre %8’ ler civarında olacaktır.

Mehmet Şimşek’ in 2008 yılında yaptığı bir açıklama var. Bu açıklamada Türkiye’ nin genç bir nüfusa sahip olduğu, bu yüzden tasarruf oranlarının düşük kaldığı falan yazıyor. Burada devreye yaşam boyu hipotezi devreye giriyor. Modigliani ve Brumberg’ in 1954 yılında geliştirdiği hipotez der ki: Bireyler tüketimlerini bütün hayatına yayarlar. Birey kendini geliştirdiği yer olan okulda yani okul döneminde negatif tasarruf eder, çalıştığı müddetçe ise yüksek tasarruf eder. Emeklilik döneminde ise gençliğinde yaptığı bu tasarrufları kullanır. Yani net tasarruf yaşam sonunda sıfırdır. Eğer Türkiye’ de genç nüfus>çalışan ve yaşlı nüfus ise tasarrufların Mehmet Şimşek’in dediği gibi düşük olması gerekmektedir. Ama Mehmet Şimşek’ in dediği gibi ortalama yaşımız 28 düzeyindedir, yani çalışma çağındadır. Bu durumda tasarruflarımızın yüksek olması gerekmektedir..


Az önce değindiğimiz hipoteze göre toplam tasarruflar demografik faktörlerden de etkilenmektedir. Eğer toplumda çocuk ölümleri azalır ve çalışmayan genç nüfus artarsa toplam tasarruflar azalır. Üretkenlik aile başına çocuk miktarını azaltır ve bağımlı nüfus oranını düşürür. Bunun sayesinde tasarruflar artar. Bunlarıu bir grafikle açıklayalım. Gördüğünüz grafik 1990,2010,2030 ve 2050 yıllarının- gelişmiş ülkelerin- demografik yapılarını gösteriyor. Buna göre 2050’ de emekli nüfusus payı diğer dönemlere göre artacaktır. Buradan da 2050 yılında tasarrufların azalacağı manasını çıkarabiliriz.




Gelişmekte olan ülkelere bakarsak çalışan nüfusun 2050’ de en yüksek seviyeye ulaşacağını görüyoruz. Yani tasarruf oranı gelişmekte olan ülkelerde daha da artacaktır.






Gelelim Ege Cansen’ e. Ege Cansen 31 Aralık’ ta yazdığı bir yazıda Türkiye’ deki tasarruf oranının %22 olduğunu iddia etmiş. Argümanını ise Fiili tasarruf oranı=Yatırım eşitliğinden Türkiye’ deki tasarruf oranı %22 imiş. Öncelikle yukarıda belirttiğimiz gibi ortada yatırımlar var ve bu yatırımların finanse edilmiş şekli var. Bir kısmı yurtiçi tasarruflar sayesinde karşılanıyor, bir kısmı da yurtdışından borç alınarak hesaplanıyor. Cari açık dediğimiz ise dış borç olduğuna göre Ege beyin bir hatası var, tasarruf oranı hesaplanırken kendisinin de belirttiği gibi yatırım-cari açık/gsyih=tasarruf oranını verir. Eğer tasarruf oranımız gerçekten yüksek olsaydı yatırımlar iç finansman ile karşılanırdı ve dışarıdan borç alınmazdı. İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin’ den aldığım slayta dayanarak Türkiye’ deki tasarruf oranının ülkeler arası karşılaştırmasına bakalım.


İktisatta bir gerçek vardı. Bu gerçek enflasyon dönemlerinde kişilerin paralarını cebinde tutmayacağı ve tüketime harcayacağıdır. Türkiye’ ye bakınca ise tam tersini görüyoruz. Yüksek enflasyon döneminde %26 ya varan tasarrufun olduğu ama düşük enflasyon döneminde ise %12 ye varan tasarrufun olduğudur.Grafiğe baktığımız zaman tasarruf oranımızın gittikçe azaldığın görüyoruz. Bunun bence iki nedeni var. Birincisi ise toplumun düşen enflasyon ve düşen faizler nedeniyle tüketime yüklenmesidir. İkinci neden ise Türkiye’ deki reel faizlerin düşmesidir. Bugünlük bu kadar yarın sınavım var, iyi günler. Bu arada bu yazıyı çok hızlı yazdım sanki kendimi bir yerde hata yapmış gibi hissediyorum, hatam varsa düzeltmenizi rica ederim.

Kaynaklar:
1)Üçer, Murat ; Rijckeghem, Caroline Van, 2009, Tüsiad.
Read More!

Gelir Vergisi Reformu

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TRT 2’de katıldığı bir programda bazı ürünlere yapılan son zamları değerlendirmiş, gelir vergisi ve akaryakıt fiyatları ile ilgili de yorum yapmis:


Turkiye'de gelir ve kurumlar vergisinin milli gelire oranı düşük. Danimarka gibi ülkelerde milli gelir 100 lira kabul edildiğinde insanlardan 29 lira gelir ve kurumlar vergisi alınıyor. Türkiye’de ise gelir ve kurumlar vergisinin milli gelire oranı yüzde 5.6 oldu. Türkiye, doğrudan çok az vergi toplayabildi. Bunun da temelinde kayıtdışılık yatıyor. Bu arada ne yapıyor hükümetler. Geçmişte de böyleydi. Şimdi de böyle. Dolaylı olarak vergi topluyoruz. ‘Şimdi akaryakıta niye bu kadar yükleniyorsunuz’ diye sorabilirsiniz. Biz, petrolü ithal ediyoruz. Petrol fiyatlarındaki yükseklik veya enerji fiyatlarındaki yükseklik Türkiye’yi olumsuz etkiliyor. Petrol ürünleri, doğalgaz bunlar hep ithal edilen ürünlerdir. Bazıları yüzde 99, bazıları yüzde 95 oranında. Büyük ölçüde ithal edilen ürünler. Bu ürünlerden yüksek vergi alınması tabii ki bir miktar rekabet gücümüzü etkiliyorsa da aslında çevre bilinci açısından, bahsettiğim cari açık perspektifinden bakarsanız çok da kötü bir tedbir değil. Gönül isterdi ki Türkiye’de gelir ve kurumlar vergisi AB veya Batı’nın ortalamasına yaklaşsın.

Iyi guzel demissin de, o son cumle olmamis. "gonul isterdi ki" ne demek? Sanki boyle demecler verdikce vergi kaciran, kayitdisi calisan/calistiran vicdan muhasebesi yapip pisman olacak, kendi rizasi ile yasal zemine kayacak. Sen vergi vermeyenin tepesine binecegiz de ve bin yeter.

Mehmet Şimşek yazida gelir vergisi reformundan da bahsetmis:


Bütün bu nedenler yüzünden, dolaylı vergilere yöneldiklerini aktaran Şimşek, Bakanlık olarak yeni bir Gelir Vergisi Reformu üzerinde çalıştıklarını da söyledi. Şimşek, geçen yıl bütçe açığındaki sapmanın yüzde 86’sının yaşanan global kriz nedeniyle vergi gelirlerindeki düşmeden kaynaklandığına da dikkat çekti.

Balik hafizali olmayanlar bilirler, bu gelir vergisi reformu bir onceki Maliye Bakaninin da ara ara bahsettigi ama laf salatasindan oteye gitmeyen bir reform. Ornegin su linkte 2007'de Maliye Bakani Kemal Unakitan'in reformla ilgili soyledikleri var:

Kurumlar ve Gelir Vergisi ile Vergi Usul Kanunu'nun vergi sisteminin temel yapıları olduğunu kaydeden Unakıtan, bunların değiştirilmesi için de önemli çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.

Bunun da bir zamana bağlı olduğunu ifade eden Unakıtan, "Vergi Konseyi, bu konuda çok sıkı ve özverili bir çalışma yapıyor. Bunun da biraz vakte ihtiyacı var. İlla bir şey yapalım diye alelacele yapma düşüncesinde değiliz" dedi.

Hukumet bu konuyu aceleye getirmemeyi fazlaca abartmis durumda, 2010 yilinda Maliye Bakani hala gelecekte yapilacak bir reformdan bahsediyor. Gorunen o ki "Icraat yok, laf salatasina devam"!

Read More!

Icraati Sen Yap, Laf Salatasini Bana Birak

Maliye Bakani Mehmet Simsek Türkiye'de bu gün yaşanan cari açığın sebebini geçmişte popülist politikalarla insanların genç yaşta emekli edilmesine bağlamis. Zaman gazetesinin haberinde ayrica sunlar belirtilmis:
Çok az çalışarak devletten maaş alanlar olduğuna işaret eden Şimşek, "Türkiye'nin en uzun üzere emeklilik maaşı ödeyen ülke." ifadesini kullandı. Şimşek, nüfusu giderek yaşlanan Türkiye'de sosyal güvenlik reformu yapılmaması halinde sosyal güvenlik açığının giderek büyüyeceği uyarısını yaptı.
Ekonomi Türk blogunda biz dort yildir bunlari soyluyoruz zaten. Hatta simdi bir de kitap cikarip Mehmet Simsek'in soylediklerini daha detaylica toparlanmis halini yayinlayacagiz. Bunlar ekonomistlerin ve kose yazarlarinin yapmasi gereken isler. Mehmet Simsek 2007 secimlerinden once bu sozleri soyledigi zaman kendisini alkislamis ve destek de vermistik hatirlarsaniz. Ama aradan 2,5 yil gecti, tespit yapmanin, sorunlara parmak basmanin sirasi degil simdi. ICRAAT yapmanin sirasi simdi. ICRAAT. AKP 2007'den beri oturuyor, ulkenin buyumesini ve gostergelerin duzelmesini saglayacak icraatlari ve reformlari salliyor, ondan sonra da karsimiza laf kalabaligi yaparak cikiyor. Bunun faturasini ulke son 3 yilda toplamda kuculerek verdi. Yanlis duymadiniz. 2006 sonunda simdikine gore daha buyuktuk. Olacak is mi bu yahu? Sen 3 yil otur oturdugun yerde, ondan sonra kalk bize akil vermeye, propaganda yapmaya calis.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Mehmet'in bakanim, soyler misin bana neden 3 yildir hic bir icraat yapmadiginizi, sonrasinda da icraat yapilmasini talep eden IMF icin "umugumuzu siktirmayiz", gumbur gumbur gelen kriz icin "teget gecer" gibi zararli yaklasimlar icerisine girdiginizi? Madem emekliler cok uzun sure para aliyor, neden emeklilik yasini azaltmak isini daha cesurca yapmiyorsunuz*? Neden emeklilere verdiginiz maaslari dondurmak yerine her sene enflasyonun uzerinde zam yapiyorsunuz? Neden uc kurus prim odemis adamlara omur boyu maas bagliyorsunuz? Ekonominin direksiyonunda 7 yildir ben degil, siz varsiniz yahu. 7 yil az zaman mi, cozun su problemi artik. Bu 7 yilda sistem 300 milyar TL acik verdi, bu sizin sorumlulugunuzdur, enkaz devraldik muhabbetini birakin atik. SSK sistemi acik veriyor cunku ulkenin yarisi kayitdisi calisiyor. IMF kayitdisini azaltin diyor, siz "umugumuzu siktirmayiz" diyorsunuz. Ulkenin problemleri cozulmeyecek cinsten degil ki, hepsinin cozumu basit, sadece siyasi irade isteyen konular. Bunun tartisilmasi artik abesle istigal. Laf salatasini birakin ve icraata gecin artik.

*Bana Danistay'i vs. bahane olarak getirmeyin, emekli olmanin cazibesini dusurmenin binlerce yolu var, hakimler her seyi kontrol etmiyor.
Read More!

Ekonomi Bakanlari: Mehmet Simsek, Zafer Caglayan

Bugun medyada hukumeti ve Merkez Bankasini elestiren iki yaziya dikkatinizi cekecegim. Birinci yazi Bloomberg'de ingilizce yazilmis.

Ikinci yazi ise Ugur Gurses'e ait. Ozellikle Zafer Caglayan'a gecirdigi bolumleri cok hosuma gitti:

Bu göreve gelmeden ve siyasete atılmadan önce iş dünyasının ve sanayinin sorunlarını, daha önemlisi ne yapılması gerektiğini TOBB Başkan Vekili olarak biliyordu. Hükümetle sanayi ve ticaret kesimi arasında daha ‘enerjik’ bir ilişki kurulması, sorunların çözümünde daha hızlı yol alınması olanaklı idi. Ama olmadı. Bakan Çağlayan adeta ‘yerim dar’ diyerek, her ağzını açtığında Merkez Bankası’na çattı. Oysa şikâyet ettiği yüksek reel faizde, reformları erteleyen ve ‘eli yüzü düzgün’ bir ekonomik programı ortaya koyamayan bir kabinenin üyesi olarak bizatihi kendisinin de payı olduğunu hiç düşünmedi bile. Bakan Çağlayan, neden enerji piyasasında rekabetin sağlanamadığını, neden sanayicinin elektriğe yüksek bedel ödediğini hiçbir zaman anlatmadı! İşini yapma, sorunları çözme konusunda başarılı olamadığı gibi, ekonomik sorunların nedeni olarak Merkez Bankası politikalarını suçlayarak ‘cambaza bak’ manevrası da inandırıcı olamadı. Çağlayan’ın olaylara nasıl baktığının, zihinsel yaklaşımının ne olduğunu gösteren olay, onlarca insanın yaşamını yitirdiği Tuzla’daki tersane kazalarına ilişkindi. Çağlayan gazetecilere; tersanecilik sektöründe dünyanın 8. büyük ülkesi haline gelmemiz nedeniyle, bu kazaların altında ülke dışından bir takım mihrakların provokasyonunun aranmasını öneriyordu!

Ugur Gurses Mehmet Simsek'in de biletini kesmis. Biz de Mehmet Simsek'e ya bir halt yaptirmayacaklarini ya da laf salatasi uretim ustasi oldugunu secimlerden once ve sonra defalarca soylemistik. Ugur Gurses sunlari soyluyor:

Küresel ekonomi ve uluslararası mali piyasalar yeni bir döneme girerken, ABD’deki kriz derinleşirken, bunun en çok farkında olan bakan Şimşek olmalıydı. Ancak siyasetin ‘derinlik sarhoşluğu’, tekniği ezdi. Biz, hâttâ çoğu analist, Mehmet Şimşek’in uluslararası piyasaları ve mekanizmaları bilen, yatırımcıların nelere baktığını bilen bir uzman olduğunu düşünüyordu. Hazine Bakanı olarak Babacan’ı arar olduk! Şimşek’in seçim öncesinde sözünü ettiği, ‘mikro reformlar’ ve ‘rekabetin artırılması’ konularının ise ekonomi camiasından ‘onay’ için sunulan birer ‘seçim vaadi’ olduğu anlaşıldı. Çünkü bu konuların yakınından bile geçilmedi. İçeride yaşanan siyasal gerginlik ve belirsizliğin en uç noktasında, ‘ekonomimiz için gerekeni yapacağız’ demek yerine, kapatma davasının borsa ve faiz ‘zararını’ hesaplayıp, dünyaya şikâyet etmeyi tercih etti. Merkez Bankası ile ortak belirlenen enflasyon hedefi 7. yılında ilk kez revize edilirken, kamuoyunun karşısına geçip gerekçeleri anlatmak yerine, Cumhurbaşkanı’nın Japonya’ya gezisine koştu. Doğrusu, bakanlık koltuğunda geçirdiği bir yılı, seçimler öncesinde etkileyici bir görünüm sergileyen özgeçmişi kadar parlak olamadı.

Bana sorarsaniz ozgecmisinde oyle etkileyici bir sey de pek yok. Merrill Lynch'de calismak mi etkileyici? O zaman Gungor Uras'in birakin ekonomi bakani olmasini basbakan olmasi lazim!!!
Read More!

Bakış Açısı Farkı (Cari Açık): Ege Cansen&Mehmet Altan

Ege Cansen “Cari açık sistemiktir” diye başlığını bile anlamadıgim ve butununde de anlamsız buldugum bir yazı yazmış. Cansen, “Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek, "Cari açık, IMF’nin bize uygulayın dediği para politikasının bir sonucudur" dedi. Bakan Şimşek’in bu tespiti yüzde yüz doğrudur. Enflasyonla mücadele için Türk Lirası’nın faizi (sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ortamda) yüksek tutulunca şirketler ve bankalar, yurt dışından ucuz dövizle borçlanmakta, yabancılar da TL’li mali varlıklara yatırım yapmaktadır. Bu yüzden döviz arzı artmakta, arzı artan dövizin fiyatı düşmekte ve cari açık oluşmaktadır. Ekonomimizi kırılgan hale getiren "yüksek faiz-düşük kur" kısır döngüsü işte budur. Bakanın sözlerine niye itiraz edildi anlamadım” diyor. Onun Bakış Açısı bu…

Mehmet Altan’da “Kriz Kapıda mı” isimli yazısında Mehmet Altan’ın sözlerini yorumluyor, yazıdan bazı alıntılar: Bakan, Türkiye’nin birçok yapısal sorunu bulunduğunu, ancak bunlardan en önemlisinin ‘tasarruf açığı’ olduğunu söylüyor...Mehmet Şimşek, ‘tasarruf eksiğinin’ kendini:

-Yüksek cari açık,

-Ve yüksek faiz olarak gösterdiğini söylüyor...

Cari açık sorunun temelinde enerji ithalatı olduğunu, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlığını azaltmak için özel sektörün önünü açan yasal düzenlemeler yaptıklarını belirten Şimşek, yasal düzenlemelerin tamamlandığını, bu konuda hareketlenmenin başladığını, 3-5 yıllık vadede enerji yatırımlarının meyvelerini vereceğini kaydetmekte...

Hükümetin faiz ve kur konusunda bir politikası olmasının mümkün olmadığını, ülkeye sermaye giriş çıkışının serbest olduğunu, Merkez Bankası’nın da faizleri piyasa koşullarına göre belirlediğini vurgulayan Şimşek: ‘Fiiliyatta düşük kur var, çünkü ülkeye para giriyor. Yüksek faiz var, çünkü ülkenin riski yüksek. Borçlanması hala yüksek, sosyal güvenlik açığı yüksek, arada sırada siyasi kazalar oluyor’ demekte...

Yazı bu kadar, zaten başka söze de gerek yok!
Read More!

Keşke açığımız olmasa, biz hiç borçlanmasak

"Geldiğimizde bütçe açığı milli gelirin yüzde 11,5 idi. Bugün yüzde 2'nin altındadır. Yüzde 1 ile 2 arasındadır. Biz açıkları azaltmışız. Faizler düşmüş. Faiz yükü düşmüş. Yani biz bunları düşüre düşüre sıcak paraya gerek kalmayacak. Sıcak para, hiç kimse zorla (gel al şu parayı) demiyor. Madem bu kadar karlı. O zaman bizim vatandaşımız niye 100 milyar doları dövizde tutuyor. Madem hazine faizleri bu kadar yüksek o zaman bozsunlar gelsinler hazine faizine... Şu anda Türkiye'de hazine bono ve tahvillerinde yabancıların payı yüzde 12 civarında. Diyorlar ki (yabancılar gelip soyuyor). Türkiye'de hazinenin sattığı tahvil ve bonoların yüzde 88'i Türklerin, Türk firmalarının, Türk vatandaşlarının elindedir. Bizim vatandaşlarımızın, bizim bankalarımızın, bizim şirketlerimizin elindedir. Keşke açığımız olmasa, biz hiç borçlanmasak. Ama sosyal güvenlik sisteminin açığı var ve bunun temelini de 1990'lı yıllarda attılar."
Kim demiş? Hükümetin Yıldıray Baştürk'ü durumundaki Mehmet Şimşek demiş.
Başka ne demiş?

Hazine'nin açık olduğu için borçlandığını ve en büyük açığın da sosyal güvenlik sisteminde bulunduğunu belirten Şimşek, bu açığın da yeni çıkmadığını anlattı. Şimşek, bu yıl sosyal güvenlik sistemine aktarılan paranın 37 katrilyon lira (37 milyar YTL) olduğunu ve bunun toplam yatırım bütçesinin iki katını oluşturduğunu kaydetti. Şimşek, bu paranın emekli vatandaşların çocuklarının eğitimi ile Ar-Ge çalışmalarına ayrılması halinde Türkiye'yi kimsenin tutamayacağını belirtti.

Özelleştirme paralarının nereye harcandığına ilişkin bir soruya verdiği yanıtta Bakan Şimşek, iktidara geldiklerinde vatandaşlardan zorunlu tasarruf adı altında toplanıp ardından da "çar çur edilen" paralar bulunduğunu ve bunun tutarının 14 katrilyon lira olduğunu söyledi. Bu parayı ödediklerini belirten Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mesela önümüzdeki bir ay içinde inşallah Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemeleri var. Bunu ta 1980'li-1990'lı yıllarda toplamışlar. Şimdi ortalıkta böyle bir şey de yok. Hesap kitabı bile yapmamışlar. Kimin nereden ne alacağını. Şimdi biz vatandaşlara ödemek üzere onları toparlıyoruz vatandaşlara ödemek üzere. Yani tasfiye halindeki Emlak Bankası çalışıyor. Emlak Gayrimenkul Yatırım ortakları mesela bütün varlıklarına bakarsanız bizim şu anda yapacağımız ödemelerin ufak bir kısmı bile değil. Ne yapıyoruz. Bunları vatandaşlardan daha önce devlet almış toplamış ve uçmuş ve biz bunları ödüyoruz."
Bu bakan bu hükümete fazla. Fatih Terim "Yıldıray gibi bir oyuncuyu yedekte tutamayacağım için kadrodan çıkardım" gibi nadide bir açıklama yapmıştı. Aynı durum Bakan Şimşek'in de başına gelebilir.
Haberin Tamami Read More!

Devlet baba beni adam et!

Merrill Lynchlerin Mehmet, ekonomi bakanımız olur kendisi, "Aflar kamu yararına değil" demiş. Ama hükümet de bir yandan af üstüne af çıkarıyor. Çoğu görüşüne bire bir katıldığım Bakan Şimşek hükümette "hem ağlarım hem giderim" diyen gelin durumunda. Daha önce "Kiz Seni Yerler Yerler", "Mehmet Simsek Gidici" ve yine "Mehmet Şimşek gidici" diyerek bu durumu tespit etmiştik. Hükümetin ekonomi bakanı affa karşı ama hükümet af üstüne af çıkarıyor. Çünkü hükümetin diğer üyeleri ekonomi bakanından daha iyi biliyor bu işleri.

Hükümet bir yandan da kredi kartı faiz oranlarının tespitine ilişkin yeni yasalar çıkarma arayışında. Kira artışına sınır getiren düzenleme kabul edilmiş bile. Buna göre "kira artışları, bir önceki yılın üretici fiyatları endeksini geçemeyecek"miş. Benzeri bir yasayı petrol ve gıda fiyatları için de çıkarsalar da rahatlasak.

Ha bir de sigara yasağı var. Hükümete birileri aferin oğlum iyi yoldasınız mı diyor acaba. Yoksa hükümet nasılsa kapanacağız bari yapabileceğimiz maksimum hasarı yapalım da öyle gidelim mi demek istiyor? Bugün sigaraya karışan hükümet yarın patlıcan kızartmasını da yasaklayabilir. Çünkü yanlış bilmiyorsam kızarmış patlıcanda sigaradan daha fazla nikotin var. Ya da belirli kilonun üzerindeki kişilerin baklava, kadayıf, sütlaç ve bilumum tatlı yemeleri de sağlık gerekçeleri ile engellenmeli. Devlet uyuyor mu? Kilo sorunu çeken milyonlarca vatandaş var. Hemen bir düzenleme gerek.

Zamanım yok, boktan bir yazı oldu ama idare edin artık.
Read More!

Mehmet Şimşek gidici

Bu tahmini daha önce yapmıştık. Ekonomiden sorumlu devlet bakanı Mehmet Şimşek yine deliler köyündeki akıllı rolüne soyunmuş ve Türkiye'de ücretler yüksek demiş. Bakan doğru söylemiş ama bu köyde bu akıllıyı fazla yaşatmazlar. Bakan detaylı verilerle OECD ülkeleri ile kıyaslama yapmış söylediklerini ispat etmek için.

Ama aklın yolu bir. Fazla hesap yapmaya gerek yok.

Sadece işsizlik oranının seviyesi bile ücretlerin yüksekliğine işaret ediyor. Sen pazarda pahalı diye elma almıyorsan şirketler de aptal değil. Maliyet yüksekse fazla eleman istihdam etmiyorlar. Çünkü istihdamın ayrı bir maliyeti, işten çıkarmanın ayrı bir maliyeti var.

Pazarda elmalar satılmazsa fiyatlar akşama doğru iner ve daha çok kişi elma alır. Ama bizdeki abidik gubidik kanun ve kurallarla ne ücretler iner, ne de şirketler mecbur kalmadıkça işe eleman alır.

Bu arada olan satılmayan elmalara oluyor. Elmalar satılmazsa ne olur? Çürür. Bizdekiler de ya Polat Alemdar oluyor, ya tetikçi oluyor, ya da dağa çıkıyor. Bunda şaşılacak birşey yok.

Ek: Gözümüzden kaçmış. Bir akıllı laf da diğer devlet bakanı Nazım Ekren etmiş: (Güneydoğuyu kastediyor) Bölgede işsizlik değil, mesleksizlik var.

Bakalım bu akıllıları bu köyde ne kadar yaşatacaklar?

Ikinci edit: Bir grup geri zekali (pardon zircahil) sozluk yazarinin konu hakkindaki yorumlarini okursaniz deliler koyu ile ne demek istedigimi anlayacaksiniz. Hurriyet'in yorumlarinda bile akilli uslu bir iki yorum cikiyor bazen. Yurdum gencligi ne hale gelmis!
Read More!

Faiz Disi Fazla

Gunun incisini Mehmet Simsek soylemis, biz Zafer Caglayan'dan boyle laflari beklerdik ama kir atin yaninda duran ya huyundan ya da suyundan kaparmis:

"Faiz dışı fazlayı düşürmeseydik ciddi vergi artışı yapmamız gerekirdi"

Dogru soylemis, butce acigi vermemek icin vergi artisi yapmak gerekir tabii. Onca populist harcamadan sonra ciddi vergi artisi yapmadigimiza gore faiz disi fazla haliyle dusecekti. Read More!

Mehmet Simsek Gidici

Biz secimlerden once Mehmet Simsek'i destekledigimizi ama diger dangalak politikacilarin onu yasatmayacagini "Kiz Seni Yerler Yerler" baslikli yazimizda ifade etmistik. Daha secimlerin uzerinden 3 ay gecmeden Mehmet Simsek ilk imtihanini kurtlar sofrasinda (Kurtlar Sofrasi diye bir dizi olsa tutar mi acaba?) vermeye baslamis. Hurriyet'in haberine gore Mehmet Simsek IMF gozden gecirmeleri icin ek tedbir alinmasi gereklidir demis, Nazim Ekren tüm tedbirlerin bütçe hesabı içinde düşünüldüğünü, ayrıca bir ek tedbir alınmayacağını söylemis.

Mehmet Simsek dün SSK primlerindeki 5 puanlık indirim için imkânları bulunmadığını belirterek "Bu aşamada indirimi yapamayacağız" demiş. Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan ise 5 Ekim'de yaptığı açıklamada, 1 Ocak 2008'den itibaren işveren SSK primlerinde 5 puanlık bir düşüş sağlanacağını belirtmiş.

Hosgeldin Memet! Daha bunlar baslangic. Yarin "mikro reform yapalim" dediginde Zafer abin sana mikro reformun ne demek oldugunu da gosterecektir. Ayak diretirsen populizme sapmaya baslamis Tayyip abin sana haddini bildirecektir. Neticede is "ya bu deveyi bizim istedigimiz gibi gudeceksin, ya da bu diyardan gideceksin"e dayanacaktir. Read More!

Servet ve Song

Galatasaray'in defansinin gobeginde iki tane oyuncu var. Song gibi defans oyuncusu Turkiye'de az bulunur, Servet ise tam kazma. Simdi ilk 3 haftada Galatasaray'in gol yememesine bakip defans cok iyi yorumlari yapanlar ne kadar yanildiklarini bu hafta gormus oldular.

Ama bu yazinin amaci bu degil. Ugur Gurses Mehmet Simsek ve Zafer Caglayan'a hitaben "Bu Iki Bakana Dikkat" baslikli bir yazi yazinca aklima Song ve Servet geldi. Yaziyi okursaniz Sayin Gurses'in Zafer Caglayan'dan medet umdugunu gorursunuz (wishful thinking). Zafer Caglayan hakkinda arsivimize baktim ve Baris'in su yazisina ulastim. Gidin okuyun.

Diyecegim sudur ki, yeni ekonomi yonetimi sandigimiz kadar iyi degil. Mehmet Simsek liderligi ele gecirirse belki birseyler yapilabilir, o da cok fazla degil. Enflasyonu indirmek, butce acigini azaltmak isin kolay tarafiydi (kaldi ki enflasyonu daha fazla dusurmek kolay olmayacak). AKP'ye de secimleri kazandirdi bu. Bundan sonra isler o kadar da kolay degil. Mikro reform yapmak hic kolay degil. Issizlik kolay kolay dusmeyecek, kayitdisi azaltilamayacak, yuk yine Unakitan'in omuzlarina binecek. Ama bu sefer iscilerle pazarliklar da kolay gecmeyecek. Adamlar 5 yildir fazla ses cikarmiyorlar, bundan sonra "pastadan biz de payimizi istiyoruz" diyeceklerdir.

Anlayacaginiz, bu lig kolay gecmeyecek. Read More!

Kiz Seni Yerler Yerler

Ugur Gurses bu sefer de AKP Gaziantep Milletvekili olacak eski Merrill Lynch calisani Mehmet Simsek ile bir roportaj yapmis. Bu sefer zor sorular sormayi birakin, adama resmen orta yapmis. Ben de bu roportaja bakarak Mehmet Simsek hakkinda bir kanaat olusturdum. Adamla neredeyse her konuda hemfikiriz. Bir an sorulara ben cevap veriyormusum gibi hissettim. Dikkatimi ceken kisimlari asagiya aktariyorum, ardindan da analizini yapacagim.

1. Birinci onceligi Sosyal Guvenlik Reformu imis.

2. Katma degeri dusuk sektorlerden katma degeri yuksek sektorlere gecmemiz lazim. O yuzden mikro reformlara agirlik vermeliyiz demis.

3. "Üretimin temel hammaddesi rekabettir. Rekabet yenilikçilik ve yenilik için çok temeldir. Burada, bütün sektörlere giriş çıkışları basitleştirmemiz lazım. Bakın sadece girişleri değil, çıkışları da. Türkiye'de bir şirketi kapatmak beş yıl alıyor. Bana söylenen o. Bugün ziyaret ettiğim bir yerde, odadan kayıt silmek için bile yüklü ödeme istendiğinden bahsettiler. Bir başka konu, rekabetin önündeki engelleri kaldırmaktır. Rekabetin önündeki temel engeller nelerdir diye sorarsanız bana, en başında kamu sektörünün büyüklüğü var. Kamu harcamalarının milli gelire oranı yüzde 44'lere kadar çıkmış. Şimdi yüzde 30'lara kadar indirmişiz bunu. Bence bu bile yüksek. "

4. "Kayıt dışına iten nedenleri ortadan kaldırmamız lazım. İstihdam üzerindeki yükler çok ağır. Beyannamede nadir yerlerde rakam vermişiz."

5. "Bir başka konu, işgücü piyasasını daha esnek hale getirmemiz lazım. Nedir mesela? Yarı zamanlı (part-time) çalışmaya izin vermemiz lazım. Detaylı olarak bakılması gerekiyor. Bunu, oturacağız, ilgili kesimlere açık ve güzel bir biçimde anlatacağız, bunun toplumsal uzlaşmayla yapılması gerekiyor."

6. Bu saydıklarımızın içinde hukuk yok...
Oraya gelmemiştim. Ama size tamamen katılıyorum. İyi işleyen bir hukuk sistemi yoksa çok zordur. Yani 'işleyen piyasa ekonomisi' için mutlaka lazım.


7. "Fakirlikten kurtulamamış olmanın bence temel nedenlerinden bir tanesi, ekonomik kavramların doğru anlaşılamaması ya da anlatılamaması. O nedenle bizim bu bazı yanlış kanıları da değiştirmek için yoğun çaba içinde olmamız lazım. "

8. "İşin popülist kısmına bakarsanız, Türkiye'de çok sayıda küçük esnaf ve sanatkâr var. O insanlara kendilerine yardım etmeleri için bizim yol göstermemiz lazım. Fakat, 50 bin kişiyi, 100 bin kişiyi korumak için çok önemli bir sektörde verimliliği engelleyecek bir takım düzenlemelere gitmememiz lazım. Şahsi görüşüm böyle."

9. "Tarım sektörü Türkiye'de inanılmaz verimsiz....İşsizlikle ilgili pek iddialı hedefler koymadık. İşsizliğin artmaması bile başarıdır. Sorun, tarım kesiminden kent merkezlerine geçiş. Bu devam edecek. Bence ne yapıp ne edip, Türkiye'de hizmetler sektörünü geliştirecek adımlar lazım. Turizmden başka, eğitim ve sağlık gibi alanlarda, hatta finansta dış müşterilere dış talebe hizmet verecek bir potansiyeli var. "

10. "Zaruri, stratejik ya da o anlamda önemli bir pozisyonu yoksa, bence kamu işletmelerinin tümünün gözden geçirilip elden çıkarılması gerekir."

11. "Ben genelde, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin temel sorununun kaynak olduğu kanısında değilim. Siz ortamı değiştirin, doğru şeyleri uygulamaya karar verin, gerek iç tasarruflar, gerekse dış tasarruflar harekete geçer. Esas sorun, o kaynakları harekete geçirecek dinamiklerin kurulamamış olmasıdır."

Barcelona'nin ilk onbiri gibi oldu. Bu futbolcularin elestirilecek bir taraflari yok (zaten Mehmet Simsek benim blogdaki gecmis yazilarimi okuyup derlemis bu noktalari!!), keske bu futbolculari bizim takimlarimizda da gorebilsek.

Isin dogrusu sudur. Mehmet Simsek bir milletvekili olarak benim oyumu verecegim bir aday. Bundan iyisi Sam'da kayisi. Ancak, Turkiye'deki milletvekillerinin cogu tosbaga kafali, orumcek kafali, ya da hepten kafasiz. O bakimdan yukarida siralananlarin cogu hayal olmaktan oteye gitmez. Yukarida soylenenlere kanip da oyunuzu AKP'ye falan atmayin. Sekizinci maddenin sonunda dikkat ederseniz Mehmet Simsek "Şahsi görüşüm böyle." diyerek size de ipucunu veriyor. Mehmet Simsek gibi milletvekillerini yasatmazlar (basliga bakiniz). Muhtemelen, Mehmet Simsek kendisine verilen sozlerin tutulmayacagini bir muddet sonra farkedip Gaziantep bagimsiz milletvekilimiz olacaktir. Diger bir olasilik ise, kir atin yaninda duran ya huyundan ya suyundan... Read More!