Rifat Hisarciklioglu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rifat Hisarciklioglu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yanlis Gundem ve Dogru Gundem Nedir

Rifat Hisarciklioglu neyin dogru neyin yanlis oldugunu cok iyi bilen bir kisi. Kendisini o acidan takdir ediyorum. Kafasi iyi calisiyor. Maalesef Turkiye'de bir yerlere gelebilmek icin dogrulari soylemekten ziyade politikacilarin ve halkin duymak istedigi seyleri soylemek gerekiyor.

Hisarciklioglu cok dogru olan su sozleri sarfetmis:

“2002 ile 2006 arasında büyüme ortalaması yüzde 7’nin üzerindeyken, 2007’de ne yazık ki yüzde 4.5’e kadar geriledi. Şimdi 2008’de, yüzde 4’ün bile altında kalmaktan endişe ediyoruz. Zamanında tedbir alamayışımızın bedelini ödüyoruz” dedi. Türkiye’ye yanlış gündemlerle zaman kaybettirildiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, “Bugünkü çatışma ortamının maliyetini yarın kim ödeyecek?” diye sordu.

Buraya kadar soylediklerinden sanki AKP'nin son 2 yillik politikalarini elestiriyor zannedersiniz. Secimlerden onceki populist politikalara secimlerden sonra devam edilmesini, ustune ustluk turban gerginligi yaratilarak bugunku kapatilma durumuna gelinmesinin sucunu AKP yukluyor izlenimi edinirsiniz.

Ama kazin ayagi oyle degil.

Hisarcıklıoğlu, yargının hem bağımsız ve hem de tarafsız olmasını beklemek ve istemek durumunda olduklarını kaydederek, “Hiçbir kişi ya da kurum eleştiriden muaf tutulamaz” dedi.

Goreceginiz uzere bir bakima yargiclari da sucluyor. Her ne kadar bizim yargiclar sutten cikmis ak kasik olmasa da simdi geldigimiz noktanin sorumlusu %95 AKP'dir. Zaten kendisi de daha sonra sunlari ekliyor:

Ekonomi geri planda kaldı: Ne yazık ki geçmişteki başarı hep devam edilecekmiş sanıldı. 2006’dan sonra ekonomi geri planda kaldı. Reform süreci aksadı. Yapılması gerekenler gözardı edilirken problemler artmaya devam etti. İhracatçımız ithalatçı oldu, sanayicimiz komisyoncu oldu, esnaf işportacı oldu, çiftçi çift bozar oldu. Sonuçta, 2002 ile 2006 arasında büyüme ortalaması yüzde 7’nin üzerindeyken, 2007’de ne yazık ki yüzde 4.5’e kadar geriledi. Şimdi 2008’de, yüzde 4’ün bile altında kalmaktan endişe ediyoruz. Üstelik bizim büyüme hızımız düşerken, rekabet ettiğimiz ülkelerde benzer bir yavaşlama da yok. Zamanında tedbir alamayışımızın bedelini ödüyoruz.

Secimlerden once CHP ile dalga geciyor, AKP'nin kotunun iyisi oldugunu soyluyorduk. Ben bu gorusumu degistirdim. CHP ile hala dalga geciyorum. Ama kotunun iyisinin artik CHP oldugunu dusunuyorum. AKP CHP'nin bir taraflarindan uydurdugu, hic bir destek ve dayanagi olmayan sozde ekonomi politikalarini uygulamaya baslayacagini ilan ediyor son bir kac haftadir. Dunya piyasalari zaten karisik, bir de bunlarin dahiyane ekonomi politikalarini gelismelerin uzerine eklerseniz gecen senenin sonunda yaptigim kriz tahmininin ne kadar yerinde oldugunu gorursunuz.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

AKP'yi kaybettik artik, bence kapatilmasinin ulkeye (iceride) bir zarari olmayacaktir. Zaten kapatilsa da cok bir sey degismeyecek. Yerine yenisini kuracaklar, oy oranlari %40'in altina gerileyecek ama yine iktidarda kalacaklardir. Allem edip kallem edip Erdogan'i yine basbakan yapacaklardir.
Read More!

Laf Cok Icraat Yok

Oncelikle Ugur Gurses'i dogru cikan 3. ceyrek buyume tahmininden oturu kutluyoruz. Bravo! 2007'nin tamami icin yaptigi tahmin dogru cikmasa bile kendisini hirpalamayacagiz.

Ote yandan ekonominin direksiyonunda olanlar hala laf uretip icraat yapmamakta direniyorlar. Secimlerin uzerinden 4.5 ay zaman gecti yaptiklari tek sey vergileri ve fiyatlari arttirmak oldu. Gecmiste bu strateji dogru strateji idi ama bundan sonra isleyecegini zannetmiyorum. Neticede bu hukumet de Fatih Terim gibi olacak gibi gorunuyor.

Buyume rakamlarindan sonra Unakitan'in ve Simsek'in kivirma cabalarina Hurriyetteki su haberde rastliyoruz. Ayni haberde ise Rifat Hisarciklioglu'nun uzun suredir yaptigi en dogru yoruma da ulasiyoruz:

"Büyüme hızındaki çarpıcı yavaşlama, ne uluslararası gelişmelerle ne de olağan dışı olumsuz iklimin etkisiyle ne de tarımda yaşanan küçülmeyle izah edilebilir. Zira bunların dışındaki sanayi, yatırım, mal ve hizmet ihracatı gibi temel alanların hepsindeki büyüme oranlarında ciddi gerilemeler görülmektedir. Bizce bunun temel nedeni, reform sürecinin devamında anlaşılması güç bir şekilde içine girdiğimiz rehavet ve atalettir."

Vaktim oldugunda ekonominin genel gorunumu hakkinda detayli bir yazi yazacagim, simdilik Hisarciklioglu'nun yorumlariyla avunun.
Read More!

Kur Politikasi

Bir haber:

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, kurun geldiği noktadan dolayı “çok rahatsız” olduklarını belirtirken, gidişata el koymak için harekete geçeceklerinin işaretini verdi. Hisarcıklıoğlu, eski ve yeni Merkez Bankası ve Hazine yöneticileri, uzmanlar, ilgili kurum ve kuruluşlar ile iş dünyasının temsilcilerini bir araya getirerek, döviz politikası konusunda bir “beyin fırtınalaması” yapacaklarını açıkladı.

Ben de gecen secimleri AKP kazandi zannediyordum, megerse Rifat Hisarciklioglu kazanmis. Baksaniza simdiki Merkez Bankasi ve Hazine yoneticilerini de kapsayan bir grup insani bir araya getireceklerini aciklamis. Oyle beyin firtinasiyla falan ugrasmayin, adamlara emredin olsun bitsin. Dolar biz disariya mal satarken veya disaridan bitmis urun alirken 2 YTL'den, biz disaridan hammadde ve yatirim mali alirken ise 1 YTL'den islem gorsun. Ayrica sanayiciler borclanirken de faizler %0'a indirilsin. Hakikaten de simdiki durum insani “çok rahatsız” ediyor. Ihracat yerlerde surunuyor, eskiden 100 milyar dolarlik ihracat yaparken, simdi ihracatimiz 30 milyar dolara dustu.

Hisarciklioglu'na samimi bir tavsiyede bulunalim. Bu isler sadece Merkez Bankasi ve Hazine yoneticilerine "beyin firtinasi" kilifi altinda yapilacak baski ile olmaz. Hem cok ugrasmaniz gerekir. Mevcut hukumetin icerisinde sizin kafanizdan olan Zafer Caglayan var, iki ayda "hat trick" yaparak yeteneklerini kanitladi. Oyle dolayli yollara dalmadan gidin soyleyin Zafer abinize. Gorun bakin, iki gunde dolar kuru nerelere sicrayacak.

Not: Ayni yazida Rifat Hisarciklioglu hükümetin gündeminde bulunan sosyal güvenlik priminin payının 5 puan düşürülmesi uygulamasının işverenlerin yükünü azaltmayacağını ifade etmis. Madem sosyal guvenlik prim payini azaltmak isverenin yukunu azaltmiyor, bu primi arttirmamiz da isverenin yukunu azaltmaz o zaman. Nacizane bir onerim olacak bu durumda. Sosyal guvenlik prim payini %50 arttiralim da, en azindan sosyal guvenlik aciklari azalsin o zaman. Read More!

Issizlik ve Suc Artisi Arasinda Iliski Var midir?

Rifat Hisarciklioglu "Meksika'daki gibi 7 metre duvarlar arkasinda yasamak istemiyorum" diyerek 2006 senesinde dusen issizlik oranlarinin 2006 senesinde artan suc oranlarina neden oldugunu ima ediyor ve insanlari korkutarak isverenlere tesvik verilmesini saglamaya calisiyor. (Neticede secim yilidir, hukumet de populist bir tavir takinmis zaten, oyle ya da boyle istedigini alacaktir, biz isin bu yonunu tartismiyoruz). Bizim amacimiz dogru ile yanlisin birbirinden ayrilmasidir. Vatandasa da bu konuda bir kilavuz hazirladik, onlar da bizim yorum yapmadigimiz konularda bu kilavuzu kullanarak dogru ile yanlisi ayirdedebilirler.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir    Yatırım Fonları

1. Oncelikle verilen rakamlarin dogrulugunu tespit edin. Rakam verilmemis ama ustu kapali olarak issizligin "yuksek" oldugu, buna bagli olarak suc oraninin yuksek oldugu, ve neticede insanlarin kendilerini korumak icin 7 metrelik duvar arkasina sigindiklaridir. Mesela 4 metrelik duvar arkasina siginmis olsalar issizlik orani cok yuksek olmamis olacakti!!

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir

Internet'ten Meksika'nin istatistiklerini bulduk. Meksika'da 2006 yilinda issizlik orani %3.6 imis. Amerika'daki issizlik oraninin bile altinda. Issizlik orani son 10 icerisinde cogunlukla %4'un altinda seyretmis, gecici olarak %7.5 gibi yuksek bir degere 1995'in sonunda ulasmis. Ote yandan kisi basina gelir $10000'in uzerinde imis. Demek ki adamlarin derdi ne issizlik ne de yoksulluk. Suc oranlari ne seviyededir bakmadim, Rifat Bey gitsin kendi baksin.

2. Aslinda birinci maddede ortaya konulan rakamlarin yanlis oldugunu gosterdikten sonra ikinci maddeye gecmemize gerek bile yok. Biz okuyucularimiz icin ogretici olmasi nedeniyle devam ediyoruz ama. Ikinci olarak yapmaniz gereken degisik kosullar altinda ortaya surulen ifadenin test edilmesidir. Gidersiniz Meksika'daki issizlik oranlariyla suc istatistiklerini ayni grafigin icerisine koyarsiniz ve gercekten aralarinda bir korrelasyon varmiymis gorursunuz. Daha sonra ayni grafigi Turkiye icin olusturursunuz.

Simdi rakamlarla ve grafiklerle ugrasmadan kestirmeden ben size soyleyeyim. Turkiye'de issizlik 2001 ve 2002 senelerinde cok yuksekti, o zamandan beri de cok yavas miktarlarda azalma egilimi gosteriyor. Eger issizlik ve suc arasinda bir korrelasyon var ise suc oranlarinin 2001-2002 senesinde zirve yapmis olmasi, daha sonrasinda ise az da olsa bir dusus trendine girmis olmasi gerekir.

Emniyet Genel Mudurlugu sadece 2006 yilina ait suc istatistiklerini yayinlamis. Google'dan tekrar bir arama yapip Mehmet Ozcan tarafindan yazilmis su yaziya rastliyoruz:

"Emniyet bölgesinde suç sayıları 2006 yılında bir önceki yıla göre %60 artarak 785 bin 510 oldu. Jandarma bölgesindeki suç sayısı ise geçen yıl 292 bin 623 olarak gerçekleşti. Jandarma bölgesindeki artış ise %13 civarında gerçekleşti. 2006 yılında toplam olarak Türkiye’de işlenen suç sayısı 1.0781.133."

Tabii bu rakamlara hemen inanmayacagiz. Emniyetin sayfasinda verilen rakamlari topladigimiz zaman bu yazida belirtilen 785 bin 510 rakami ile ayni oldugunu goruyoruz. Bu karsilastirma yazida verilen diger rakamlara daha cok guven duymamizi sagliyor. Ama yinede mumkun oldugunca her tur rakami kendimizin arayip bulmasi en mustakbeli.

Can Dundar'in bir yazisindan 2005 yilinda Emniyet Bolgesindeki suc sayisinin 487 bin 762 olarak gerceklestigini ve bunun bir onceki yilin %38 uzerinde oldugunu belirtiyor. 487 bin rakamini Mehmet Ozcan'in ifade ettigi %60 oraninda arttirirsak yine 785 bin rakamina ulasiyoruz. Demek ki 2006 yilindaki suc artisi gercekten de %60 olarak gerceklesmis.

Eee, 2005 yilinda suclar %38 artmis, 2006 yilinda suclar %60 artmis; bu zaman surecinde issizlik orani azalmis. Baska bir sey dememize gerek var mi? Istihdam artisi insanlarimizi suca tesvik etmistir!!

Mambo jamboyu birakalim da isin dogrusunu anlatalim. Literature bakarsaniz suc orani ile gelir dagilimi arasinda bir iliski kurulmaya calisilir, issizlik orani ile degil. Guney Amerika'da Gini katsayisi 0.5'in uzerindedir (Meksika'da da boyle) ve yuksek suc oranlarini bununla aciklamaya calisirlar. Ancak Turkiye'deki gelir dagilimi da son yillarda buyuk oranlarda duzelme gosteriyor. En yoksul %20'lik kesimin gelirleri 2001 krizinden beri %45 civarinda reel artis gosterdi. Eee, hem gelirler artiyor, hem gelir dagilimi duzeliyor, nereden cikiyor bu issizlik suc oranini arttiriyor laflari.

Kaldi ki Avrupa'da issizligin en dusuk oldugu ulkelerden bir tanesi olan Ingiltere'de 2005-2006 yıllarını kapsayan 12 aylık dönemde tespit edilen suç rakamı 5 milyon 556.513’tür. Bu rakamı Türkiye ile mukayese ettiğimizde nüfus oranının da hesaba katarsanız yaklaşık olarak Türkiye’nin 7 katı daha fazla suç işlendiği görülmektedir.

Ayrica suc orani neden sehirlerde %60 oraninda artiyor da kirsal kesimde sadece %13 civarinda artiyor, kirsal kesimde daha cok is mi var, yahut kirsal kesimde yasayanlar daha mi zengin? Demek ki ortada cok daha farkli sebepler var suc oraninin bu kadar yuksek artmasina neden olan.

Bana birileri ne zaman suc orani artiyor dese aklima ilk gelen kelime bilmiyorum nedendir "Rahşan" oluyor. Bir muammadir cozemedim gitti.

O yuzden bu sefer Mehmet Ozcan'in aciklamalarini buraya tasiyacagim:

1. Turkiye'de suc orani diger ulkelere gore dusuktur.

2. Sehirleşme ve iç göç ile yeni bir sosyal çevreye entegre olmaya çalışan bireylerin bu süreçte yaşadığı sorunlar ve bu sorunların doğurduğu yansımalardır. Köyde, kırsalda kalan kişiler bu değişim süreci içine girmediğinden, sosyal kontrolün belirli ölçüde devam etmesinden dolayı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bu artış daha yavaş seyretmektedir.

3. Son yıllarda Türk toplum yapısında meydana gelen değişimlerdir. Yapılan incelemelerde ailelerin daha fazla parçalandığı ve bu parçalanmış ailelerin bireylerinin daha fazla suça karıştığı tespit edilmiştir. Varoş kültürü, polat kültürü, magazin kültürü tümüyle bireyleri suça iten nedenler arasında yerini almıştır. Aile yapısındaki dönüşüm, sosyal kontrol eksikliği 1990’dan bu yana Türkiye’nin gerçeği olarak suça iten nedenler arasında yerini almıştır.

4. Suçlardaki artışın bir diğer nedeni ise uygulamada suçlara verilen cezaların etkisiz kalmasıdır. Hırsızlık suçundan, gasp suçundan cinayet suçundan yargılanan bir zanlıya yasalarda belirtilen sürelerin en alt düzeyinden ceza verilmesi genel olarak uygulanan bir sistemdir. Bunun üzerine ceza infaz sisteminden kaynaklanan ve artık neredeyse tüm mahkumlara uygulanan indirimler de devreye girdiğinde, cezaların caydırıcı etkisi neredeyse hiç kalmamaktadır. Kapkaç, gasp ve hırsızlıktan 3-5 kez yargılanıp hapis yatan bir kişinin hapisten çıktıktan sonra yeniden suç işlemesi durumunda bile cezalar hala asgari hadden veriliyorsa cezaların caydırılıcığını gelin siz düşünün.

Bana sorarsaniz kafamin icinde çınlayan Rahşan,Rahşan,Rahşan,Rahşan haykirişlarinin arasindan dusunebildigim kadariyla Turkiye'deki suç artışının nedeni dolarin degerinin duşuk olmasi, cari acigin yuksek olmasi, ciftciye verilen subvansiyonlarin kisilmasi, memur maas artisinin %50 yapilmamasi, turizmde KDV'nin dusurulmemesi, esnafa sifir faizle kredi verilmemesi, emeklilik yasinin 25'e dusurulmemesi, haaa neredeyse unutuyordum bir de işsizlik sigortasi fonunda biriken 25 milyar YTL'nin Rifat Hisarciklioglu'na teşvik olarak verilmemesidir. Verelim gitsin, bir kereden bir şey olmaz. Cocuklarimizin daha guvenli bir ulkede yaşamasi icin istihdam vergilerini kaldiralim!!

Not: Bir sonraki yazimda issizlik ile kellik ve iktidarsizlik arasindaki ilişkiyi inceleyecegim. Işsizligin neden oldugu stres, yaptigimiz bilimsel deneyler sonucunda belirledigimiz uzere, erkeklerimizin hem kel hem de iktidarsiz olmasina neden olmaktadir. Stres surekli oldugu icin bu problemlerin ustesinden ne Viagra ne de Cialis gelebilmekteymis. O yuzden bu konunun acilen Milli Guvenlik Konseyi tarafindan gundeme alinmasini ve tartişilmasini isteyecegiz. Read More!

Laffer Egrisi Nedir?

Arthur Laffer (Laffer egrisinin mucidi) bence gereksiz yere meshur olmus ekonomistlerin basinda gelir. Adam ikinci dereceden bir denklemin analizini yaparak meshur olmustur. Meshur olmasinin sebebi vergilerin dusurulmesini isteyenlerin eline koz vermesinden kaynaklanmaktadir. CNBC televizyonunda hafta icleri saat 5'te fanatik supply-side (arz yonlu) ekonomi taraftari olan Larry Kudlow programinda ara ara Art Laffer'i cikarir, konusurlar.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Blogcu'da Ekonomi isimli blogda Laffer egrisinin ne oldugu aciklaniyor. Ben halkin anlayacagi dille aciklayayim: Vergi oranlarini dusurerek toplam vergi gelirleri arttirilabilir, yani hazine "surumden" kazanabilir. Aslinda Laffer'in makalesini yazdigi yillarda cok kazananlardan alinan gelir vergisi (hani vergi oranlari kazanilan para miktarina gore artiyor ya, progressive tax) %90 civarinda idi ve boyle yuksek bir vergi orani icin Laffer'in soyledikleri dogru idi. Ama artik o gunler cok geride kaldi. Bu arguman vergilerin %40 civarinda oldugu durumlarda gecerli degil maalesef.

Notlar isimli diger bir blogda ise bizim okuyucularimizdan ve Bilkent Uluslararasi mezunu Cuneyd Bey ise Maliye Bakanligi mudurlerinden bir tanesiyle yaptigi soylesiyi bizlerle paylasmis. Bu kisi Maliye'nin vergi indirimine sicak bakmadigini su sozlerle anlatiyor:

"1998'deki Zekeriya Temizel yasası diye bahsedilen yasayı hatırlattı ve Laffer eğrisinin önermelerinin A.B.D. gibi Türkiye'de de geçersiz olduğunu ifade etti. Temizel yasası gelir vergisini %22'den %15'e indirmiş. 1998'de toplanan vergi 100 birimse ertesi sene bu kadar beyanın bile yapılmadığını söyledi. %70 civarında enflasyon yaşayan bir ülke için büyük bir gerileme."

Gordugunuz gibi vergi indirimini denemisiz ve oldukca basarisiz olmusuz. O yuzden vergi indirimlerini, zaten artacak istihdamdan dolayi vergi gelirleri artacak, vergi indiriminden kaynaklanin gelir dususu artacak gelirlerle karsilanacaktir seklindeki argumanlarla bize dayatanlar dogruyu soylemiyorlar. Isin dogrusu sudur: vergi oranlari azalirsa, vergi gelirleri de azalir. Istihdamda bir miktar artis olur ama bu artis azalan gelirleri karsilamaktan cok uzak olur.

Ama bunu vergileri azaltmayalim olarak anlamayin. Vergileri azaltmak istiyorsaniz, devletin yaptigi harcamalari da eszamanli olarak azaltmaniz gerekir. Hem vergiler dusuk olsun, hem 30 sene emeklilik yasayalim olmaz. Bizim insanimiz Gaffur gibi, vergiler dusuk olsa, faiz disi fazla vermesek, faizler dusuk olsa, enflasyon olmasa, uzun donemli istihdam artsa, ve kriz olmasa tam super olacak diyor.

Aslinda her sey supere yakin olabilir, Gaffur'un isteklerinden bir tanesinden vazgecersek digerlerinin hepsine 5 yil icerisinde sahip olabiliriz. Bes yilin sonunda ise hepsine sahip olabiliriz. Anladiniz siz onu (bence anlamadiniz ama anlayan birisi yorumlara yazar elbet).

Not: Bu zincirleme yazi dizisini baslatan R. Hisarciklioglu'nun yaptigi oneri oldu. Ekoturka bu konusmanin tamamini iceren linki vermis. Konusma oldukca kisa, ben 2 dakikada okudum, neresi 8 dakika surmus anlamadim, cok alkis almis olmali! Ayni konusmanin icerinde Hisarciklioglu "Çözüm bulmamız gereken konu da, yüksek istihdam maliyetleridir ve istihdamı cezalandıran mevzuattır." demis. Dogru demis, altina biz de imza atariz. Sorunu iyi tanimlamislar ama cozumleri yanlis maalesef. Read More!

TOBB-istihdam-popülizm üzerine

Rıfat Hisarcıklıoğlu malum demeci ile Odalar ve Borsalar Birliği başkanı olarak, genel seçimler arifesinde şimdi tam zamanıdır diyerek belki de haklı(!) olarak devletten kendi ceplerine rüşvet istedi. Ekonomi Turk de dahil olmak üzere gerek gazetelerde gerekse bloglarda bir tartışma başlamış durumda.

Tartışmaya bir köşesinden ben de katılacağım. Ama önce kamu görevlisine rüşvet teklif etmenin suç olduğunu hatırlayarak, kamu görevlisinden rüşvet istemenin de suç olması gerektiğini belirtmeliyim. Kimse rüşvet kötüdür ama kısa dönemde faydası da vardır gibi saçma şeyler söylemez umarım.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

Tartışmaları izlerken aklıma gelen ve Türkiye’de sıkça şahit olduğum vahim bir yanılgının altını çizmeme de izin verin: Kafamızı kuma gömme psikolojisinin bir getirisi olarak sık sık “Türkiye’nin kendine has koşulları olduğu”, bu nedenle de sorunların çözümünde genel kabul görmüş çözümlerin Türkiye için geçerli olmayacağı vurgulanır. Ne zaman bir problemin genel geçer çözümü Türkiye için gündeme gelse bu laf kullanılarak çeşitli bahaneler üretilir. Şimdi yeniden bu tarz itirazlar gündeme gelince sanırız ki işsizlik, istihdam, kayıtdışı ekonomi, kronik enflasyon, vergi ve gelir dağılımında asimetri (adaletsizlik demedim, neden acaba?) gibi problemler sadece bu ülkede yaşanıyor. Oysa, kafamızı kuma gömmeyi bırakırsak, elimizin altında faydalanabileceğimiz onlarca çözüm, dünyanın başka yerlerinde aynı problemler yaşanırken edinilen tecrübeler mevcut. Ama zaten aslında problemleri bir kez “Türkiye’ye has problemler” olarak gören zihniyet, bu çözümleri bir kalemde silmek ve yeni icatlar çıkarmakta hiç zorlanmıyor. Hemen söyleyeyim, bu yazının altına da “dedikleriniz Türkiye için geçerli değil, Türkiye’nin kendine has koşulları var” yaklaşımından hareketle itirazlar gelirse, onlar dikkate alınmayacak. Evet doğru, Türkiye’nin kendine has koşulları vardır, ve başka hiç bir ülke ile tıpatıp aynı (identical) değildir. Ancak bu durum genel problemlerimiz üzerinde sanılandan daha az etkilidir. Hatta çoğu zaman etkisizdir.

Şimdi gelelim TOBB’un rüşvet istemesine. Aslında eski ve dikkatli okuyucularımız, TOBB-Hisarcıklıoğlu-işsizlik/istihdam konusunun ilk kez bir arada gündeme gelmediğini hatırlayacaklardır. Bakın 3 Nisan 2006’da ne yazmışız:

Bakınız Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan 2004 yılında ne demiş:
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'na da seslenen Başbakan Erdoğan, "1 milyon 400 bin üyeniz var. Her biriniz bir kişi istihdam etse 1 milyon 400 bin işsize iş bulunmuş olur."
Bu hipotez çeşitli vesilelerle bir kaç kez daha AKP tarafından dile getirildi. Ancak gerek Başbakanın gerekse bu hipotezi dile getiren kişilerin Philips eğrisi konusunda teorik bilgi sahibi olduklarını sanmıyorum.
Bu reçete ile tavsiye edilen şey doğrudan doğruya "gizli işsizlik"tir."


Gördüğünüz gibi Rıfat Hisarcıklıoğlu aslında o kadar da suçlu değil. Üç yıl önce iktidar partisinden öğrendiğini allayıp pullayıp iktidar partisine geri satmaya çalışıyor. Makyaj ücretini de eklemeyi unutmuyor tabi (Anladınız siz onu!). Biz de yeni bir şey söylenmiş gibi bunu tartışıyoruz. Benim anladığım kadarıyla TOBB başkanı “Tamam, biz fazladan bir kişi istihdam edeceğiz, ama kendi komisyonumuzu da isteriz” demekten başka bir şey demiyor.

Bu arada, işsizlik fonunda para varmış yokmuş, varmış da aslında yok gibiymiş, ya da yokmuş da aslında var gibi yapılıyormuş gibi açıklamaların çok da önemi yok. Siz böyle bir uygulamayı yapmayı bir kez kafaya koyduktan sonra MB rezervleri ne güne duruyor efendim?

Populizm bulaşıcı bir hastalıktır. Kökü iyice kurutulmalıdır. Bizde sadece iktidarlar populist degil, medya başta olmak üzere çoğunluk populizmden besleniyor. Bu populizmi damarlarımızdan temizlemiz gerek.

Başlarken istihdamı artırmak üzerine de birşeyler yazmak niyetindeydim ama yazı uzadı. Artık bir başka sefere.

Not: bir sene önceki yazımı tıklayanlar yazımın sonunda bir tahmin yaptığımı göreceklerdir. Yanılmış mıyım yanılmamış mıyım siz karar verin. Read More!

Uğur Gürses

Salih Neftci 10+ yildir yazilarini takip ettigim bir kose yazaridir, eskiden cok daha fazla severdim yazilarini, belki de simdi yazilarindaki gedikleri daha iyi gorebildigimden eskisi kadar sevmiyorum. Neftci gecen sene Vatan gazetesinde yazilarini yaziyordu, ben de onun yazilarini okumak icin websitesine gittigimde yavas yavas Asaf Savas Akat ve Gazi Ercel'in yazilarini da okumaya basladim (pozitif externality). Blogumuza bu kisilerin yazilarindan cok malzeme cikti, ozellikle Asaf Savas Akat yaptigi kotu tahminlerle daha genis yer buldu. Gecen sene "gelecek sene bu tahminlere ne olmus bakacagiz" dedigimiz tahminlerinden bir tanesi de 2006 yilina ait sert inis tahmini idi. Ekonomi sozlugunde sert inis ekonomik kuculme veya cok dusuk hizlarda buyume ifade eden bir terimdir, ayrica sert inisin sarsintisi cok fazla oldugundan genis kesimleri ani olarak derinden etkiler. Yakinda buyume istatistikleri yayinlandigi zaman 2006 yili ile ilgili Akat'in ve bizim onun tahminine karsilik yaptigimiz tahminin ne kadar dogru ciktigini gorecegiz.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

Bal yiyen baldan usaniyor, keciboynuzu yiyen ne haldedir siz tahmin edin. O yuzden Vatan gazetesini ve Asaf Savas Akat'i yeni bir gazete ve yazar ile degistirmeye karar verdim. Zamanim kisitli her gazeteyi ve her kose yazarini okumaya vaktim yok, yamuk yaptigini dusundugunuz kose yazarlari veya bunlarin yazilari var ise bize email araciligiyla kendi yorumlarinizi da katarak yollayabilirsiniz. Yoksa benim hergun hergun "bakalim bugun Gungor Uras nasil sacmalamis?" diyerek onun websitesine gidecek halim (ve vaktim) yok. Sizlerin de katilimi bekliyoruz bu konuda.

Uzatmayalim, basliktan da anlasiliyor yeni takip etmeye baslayacagim yazarin kim oldugu. Ara ara yazilarini okudugum Ugur Gurses gercekten de cok mantikli yazilar yaziyor. Alin size bugunku yazisindan (Rifat Hisarciklioglu'nun tesvik teklifiyle ilgili yazdigi yazisindan) bir ornek:

"Tersine istihdam artışı önündeki yapısal engelleri kaldırmak gibi 'köktenci' çözümün daha gerçekçi olduğu vurgusu var. Kayıt dışı ekonomik etkinliklerin azaltılması ya da ortadan kaldırılması için 'teşvik mekanizması' yaratılmasını anlamsız buluyoruz. Bunun da kararlı bir siyasal irade ve iş dünyasının kararlı desteği ile olacağını düşünüyoruz. Yapısal reformlar, sadece ekonomik olguları içermiyor. Örneğin hukuk ve yargı reformu da var. Son dönemde, toplumda mala ve cana karşı işlenen suçlarda yüzde 50'nin üzerinde artışlar olduğu, bunun ardındaki temel nedenin işsizlik olduğu 'tanısı' yaygınlaşıyor. Toplumda gelişen olgulara 'tek mercekten bakmak' kadar tehlikeli bir bakış açısı olamaz. İşsizlik önemli bir neden. Ama neden acaba hukukun üstünlüğünü 'ıskalamak', yargı sisteminin bağımsız olamaması ve hukuk devleti kavramını hayata geçirememek konuşulmuyor? İstanbul'da altlarındaki otomobillerinden inip, Boğaz'ın sularına adam atan magandalar 'işsizlik kurbanı' mı sizce? Neden bu kadar adli af, vergi affı, prim affı, kredi kartı borç affı gibi aflarımız var? Türkiye, hukuksuzluğu bir 'yaşam biçimi' haline getirmekten vazgeçmediği, başta vergi, sosyal güvenlik, yargı ve hukuk reformlarını hayata geçirmediği sürece, 'geçici' ve 'pansuman etkili' teşviklerle istediği sonuçları alamayacaktır. İşte bunun için yapısal değişim olmadan olmuyor!"

Rifat Hisarciklioglu'nun derdi issizligi cozmek degil ki, adamin derdini Baris Manco "acıh da bağa vir" sarkisinda yillar oncesinden cozmus zaten. Read More!

Issizlik Sigorta Fonu Nedir?

TOBB Baskani Rifat Hisarciklioglu dahiyane bir fikir ile issizlik problemine cozum bulmus. Hurriyet'in haberine gore Hisarciklioglu soyle demis:

"İşsizlik Sigorta Fonu’nda biriken kaynağın 25 milyar YTL’ye ulaştığına dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, "Türkiye’nin en önemli sorunu istihdam. İşsizlik fonunun kaynağının, kuruluş amacına uygun kullanılması halinde 1 milyon kişiye iş sağlanabilir" dedi. TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye’nin bir numaralı gerçek meselesinin istihdam olduğunu belirterek, "1 Nisan 2007’den başlamak üzere 2 yıl süreyle tüm Türkiye’de her ilave istihdam artışında, tüm sosyal güvenlik primi, işsizlik sigortası fonundan karşılanmalı" dedi."

Bak anasini yahu, biz niye dusunemedik bu zekice cozumu. Rifat Hisarciklioglu aslinda Sinan Aygun veya Oguz Satici'dan daha mantikli yorumlarda bulunan bir kisi. Bazen gercekten de dogrulari soyluyor. Demek ki amaci bizi 25 milyar YTL'lik cilginliklar yapmaya sevketmekmis.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Yukaridaki oneriyi okuyan vatandas Issizlik Fonunda biriken paranin oyle bos bos oturdugunu falan zanneder herhalde. Kayitlarda 25 milyar YTL fazla gorunmesi ortada para oldugu anlamina gelmez. Nasil Sosyal Guvenlik Sistemi her sene 25 milyar YTL acik verdigi zaman biz paralari agactan toplayip emeklilere vermiyorsak, Issizlik Fonu icin topladigimiz paralari da gommuyoruz. Bir hesapta toplanan fazla paralar diger hesaplarin verdigi aciklari karsilamak icin kullaniliyor. Tum butce geneline baktigimiz zaman hala acik verdigimiz goruluyor. Bu aciklarin uzerine bir de zaten kayitdisi calisip vergi kaciran sirketlere tesvik vererek aciklarin iyice buyumesini istemek Sark kurnazligindan baska bir sey degildir.

Bilmeyenler icin bir kez daha soyleyelim, ortada 25 milyar YTL gibi bir rakam yok, bu sadece kagit uzerinde. O yuzden harcayacak, har vurup harman savuracak bir miktar da yok. Istihdam vergilerinin dusmesi icin yapilmasi gerekenler basit, ama Hisarciklioglu'nun anlattigi kadar da basit degil. Yapilmasi gerekenler sunlar:

1. Kayitdisi isci calistirmak kazayla islenen bir suc degildir, bilincli ve sistematik bir sekilde yapilir. O yuzden kayitdisi isci calistiranlarin yakalanip suclu bulunmalari halinde tum mal varliklarina el konmasi kanun olarak benimsenmeli. Kayitdisini ihbar eden calisanlara tekrar is bulana kadar issizlik maasi baglanmasi da kanuna eklenmelidir. Kayitdisi calistiranlara kayiticerisine gecmek icin 30 gun sure taninmalidir.

2. Kanunun yururluge girdigi sureden 30 gun sonra denetimler arttirilmalidir. Bu sadece defter uzerindeki denetimleri degil, undercover (isci kiligina giren) kisiler kullanilarak sucustu yapilmalidir.

3. Bes on kisi yakayi ele verdikten sonra kayitdisi calistirmalarda onemli azalmalar kaydedilecek, bir cok kayitdisi calisan islerini kaybedecektir. Iste bu noktada bu kisiler daha cok isvereni ihbar edecek ve kayitdisi problemi onemli olcude ortadan kalkacaktir.

4. Kayiticine girenlerin orani arttikca istihdam uzerindeki vergilerde azaltilmaya baslanip uzun vadeli istihdam artisinin onundeki en onemli engellerden bir tanesi boylece ortadan kaldirilmis olacaktir.

Cozumun en zor kismi siyasi irade kismidir. Simdiye kadar siyasi irade olmadigi icin kayitdisi problemi cozulememistir. Ilk asamada issizlige ve kaosa yol acacak bu tur bir eylemin icerisine girmek her babayigidin harci degildir; bir cok ekonomik basarisini takdir ettigimiz AKP hukumetinin en basarisiz oldugu konu budur. Read More!

Tekstil Sektorunde Derinlesen Kriz ve Cikis Yollari

Hurriyet tekstilcilerin yaptigi "tekstil sektorunde derinlesen kriz ve cikis yollari" konulu seminerle ilgili bir haber yapmis. Bu tur toplantlilarda konusulanlari takip etmek hem ekonomide neler oldugunu ogrenmemizi sagliyor hem de iyi bir egitim araci olarak da kullanilabilir. Simdi haberden kesitler alip tartisacagim. Unakitan konusmasinda kacan sicak para icin "girerken iyi de cikarken mi kotu?" demis. Dogru demis, ortada bir ekonomik faaliyet var ise faaliyete taraf olan her iki parti icin de fayda vardir: yani alan razi satan razi. Sermaye hareketlerine kisitlama getirmek gibi bir yanlisin icerisine girerseniz normalde gelecek olan sermaye de ulkeye bastan hic gelmez.

Ikinci olarak Unakitan "Bu ulkeye yapilacak en onemli hizmet ozellestirmedir, bundan adimin Kemal oldugu kadar eminim" demis. Gittim nufus dairesine kontrol ettim, Unakitan'in ismi gercekten Kemal'mis, yani soyledikleri dogru. Hatta bu dogrulugundan oturu ben de ona ayrica Mustafa ismini koymak istiyorum, yani bundan sonra adi Mustafa Kemal Unakitan olsun. Ben dusuk vergi ve kucuk devlet taraftari oldugumu her firsatta soyluyorum zaten.

Unakitan tekstilcilerin sikayetlerine de soyle yanit vermis: "Bankacılara ‘siz tekstilcilere yamuk bakıyor muşsunuz’ dedim. Onlar da bana, ‘Bir yandan öldük bittik diye dert yanıyorlar, bir yandan da kredi istiyorlar’ dedi. Siz de artık eski usulleri değiştirin". Tekstilciler "uyanik" ya devlete her firsatta sizlaniyorlar, ondan sonra da piskin piskin kredi istiyorlar. Bankacilar salak mi ki size kredi versin?

Halit Narin de bankacilari kara doymamakla, dag gibi kar yapmakla suclamis. Demek ki bankacilar dogru yolda, risklerini kontrol edip dogru kisilere kredi vermesini ogreniyorlar. Tekstilcilerimiz de keske kafalarini calistirip kar etmesini bir ogrenselerdi daha guzel olurdu. Basarili olmak ne zamandir suc oldu? Bankacilik sektorunde tekel mi var?

Halit Narin Turkiye'den sokulmus ve sokulecek fabrikalarin Hindistan ve Banglades'e gittigini soylemis. Demek ki akli basinda bir kac tane tekstilci de varmis Turkiye'de. Allahin salaklari bir yandan yabanci sermayenin ulkemize girmesine laf ediyorsunuz, milliyetci kesiliyorsun, ote yandan baska ulkelere giden sermayedarlara laf ediyorsunuz. Hangisi dogru bir karar verin once? Bir insan bu kadar mi kendisiyle celisir yahu?

Narin ayrica "Türkiye’de kapasitesi yüzde 30-40’dan fazla çalışan fabrika kalmadı. Her toplantımızda bir arkadaşımız fabrikayı kapadım diyor" demis. Fabrikasini kapatan yarim akilli, kapatacagina Hindistan'a tasi; fabrikasini yuzde %30 kapasiteyle calistiran ise Deli Dumrul, tekstil sektorundeki verimliligin neden azaldigi simdi daha iyi anlasiliyor. Tekstilciler is yapmasini bilmiyormus, o yuzden. Narin fabrikalarin kapanmasindan dolayi issizligin arttigini soylemis. Sana ne, sen kendi isine baksana. Akli sira duygu somurusu yapip devletten (vatandaslardan) istihdami "arttirdigi" icin tesvik alacak.

Son olarak Rifat Hisarciklioglu "Cin, hammadde fiyatlari ve doviz kurlari yuzunden bugun tekstilde karsilastigimiz sorunlarla yarin televizyon ve elektronik uretiminde karsilasacagiz" demis. Dogru sonuca ulasmis, yanildigi bir nokta su: Dunyada hammadeyi pahaliya bir tek biz mi aliyoruz. Bu futbolcularin "saha cok bozuktu o yuzden kaybettik" demesi gibi birsey, sanki rakip takim baska sahada oynadi.

Sadece maliyet bazli uretim yaparsaniz olacagi budur, kazandiginiz uc-bes kurusla teknoloji uretmezseniz yarin pazari sizden daha ucuza calisan baska bir ulkeye kaptirirsiniz. Iki kere iki dort, bu kadar basit.

Fraktallar
Fraktal nedir? Read More!

Lobiciden Sok Sozler

Lobici Rifat Hisarciklioglu bir konusma yapmis, ben bu blogu kapatayim siz onu dinleyin. Bu akli basinda konusma ile ilgili haberi tnn.net de bulabilirsiniz:

"Türkiye'nin tarihte ilk kez sıfır bütçe açığına doğru gittiğini kaydeden Hisarcıklıoğlu, bu durumun tam olarak deklare edilmediğini, ama sıfır bütçe açığına doğru gidişin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Hisarcıklıoğlu, "Emir almaktan hoşlanmıyorsak, (Kemikli duruş sergilenmiyor) diye sitem ediyorsak bütçe açığı verdirmemeliyiz" diye konuştu.

...Sanayiciye çıkarılan elektrik faturası içindeki TRT payına da değinen Hisarcıklıoğlu, yüzde 2'lik bu payın sanayiciye yıllık yükünün yaklaşık 200 milyon dolar olduğunu söyledi. Hisarcıklıoğlu, "TRT'yi finanse etmek benim işim değil" dedi.

İstihdam üzerindeki vergi yükünün yüksek olması nedeniyle artık gazetelere verilen iş ilanlarında "SSK+yemek+servis+yatak" gibi ifadelerin kullanıldığını, yani kanuni mecburiyet olmasına rağmen işçiyi SSK'lı yapmanın "bonus" olduğunu söyledi."


Konusmasinin devaminda kur, ekonomi politikasi ve burokrasi konularina da deginiyor, devamini okumanizi tavsiye ederim.

Bizim burada soylediklerimizi adam bir konusma da ozetlemis, her zamanki cizgisi mi boyleydi yoksa bir seferlik yanlislikla mi boyle bir konusma yapti bilmiyorum. Yalniz bu pozitif notu buraya ekliyor ve gelecekte de daha dikkatli bir sekilde Rifat Hisarciklioglu'nu takip edecegimi belirtmeliyim. Read More!