milleplateaux etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milleplateaux etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ters Açı Borç Yazıları

Uzun süre Ekonomi Türk'te çok güzel yazılara imza atan barış kendi blogu ters açıda yazmaya devam ediyor. Geçtiğimiz 12 yıla yönelik oldukça sağlam borç yazıları serisi Türkiye'nin AKP dönemimdeki ekonomi yönetimine ışık tutarken AKP'nin iktidara gelişi ile çakışan ve AKP'nin iktidarda olduğu 12 yıl boyunca kısa bir ara hariç tam gaz devam eden iki büyük FED havadan para basma döngüsünün (biri 2001 Dot Com Balonu söndükten sonra başlayan ve 2008 Global Finansal Krizini hazırlayan düşük faiz dönemi ve ikincisi de 2008'den sonra QE1, QE2, ve QE Infinity olarak ard arda gelen ve önümüzdeki yıllardaki krizi hazırlayan para basma döngüsü) Türk ekonomisine etkisini gözler önüne seriyor.

Bugün insanlar neredeyse 100% politikaya konsantre olmuşken bu Ocak'ta biraz tattığımız ve önümüzdeki yıllarda acısını çok kötü yaşayabileceğimiz pek de iç açıcı olmayan borç problemi ile ilgili mutlaka okunması gereken yazılar. Erdoğan hükümetinin o zaman Kemal Derviş'in gazladığı ekonomik reformların momentumu sağolsun tam şişmediği için 2008 yılında krizin "teğet geçtiği" ekonomik balonu, 2008 sonrasının kötü ekonomi yönetimi ile AKP tarafından bugün bir kriz çıktığında tam göbekten vurulup patlayacak kadar büyüdü. Yönetimin, hele hele bu oy oranları ile ekonomi konusunda yanlışının farkına varıp da önlem almayacağı neredeyse kesin. Siz hangi partiden olursanız olun bireysel önleminizi alın. Borcunuzu kapamaya, birikimlerinizi arttırmaya ve "baba bu siteden evi 250,000 TL'ye şimdi almazsan yarın 400,000 TL olacak ve sen de çok ağlayacaksın" tadında "ekonomik baloooooooooonnnnnn" diye bağıran aptallıklardan uzak durmaya bakın. Özellikle vatandaşın borç durumu vahim görünüyor (Borç Yazıları (2)):

Türkiye’de vatandaşın mevduat bankalarından, taşıt, konut, düğün, nikah, boşanma kredisi adı altında aldığı toplam kredi miktarı 2002 yılının sonunda 6.6 milyar lira imiş. Enflasyonu hesaba katarsak bu rakam bugünün 5.9 milyar lirası kadar. Ya da başka bir hesapla o günkü dolar kurundan 3.8 milyar dolar. Aradan geçen on iki yıllık AKP iktidarında mevduat bankalarının vatandaşa verdiği kredi elli kattan fazla artarak 310 milyar liraya yükseldi. Yanlış duymadınız. Dilerseniz  rakamları şuradan siz de kontrol edebilirsiniz. Yıllık ortalama yüzde 43 oranındaki artış hızıyla vatandaşa verilen kredi 2013 sonunda tam 51 kat artarak 309.9 milyara ulaştı. Aralık sonu dolar kurundan 153.5 milyar dolar.Bu ne demek? Kabaca şu demek, nüfusumuzu 75 milyon kabul etsek yeni doğan bebsinden teneşirdeki mevtaya kadar herkesin kelle başı 2000 dolar borcu var demek. Bakın ne güzel korkuttum sizi.
Yazılar şurada :

Borç yazıları (1): Borçlanma, faiz enflasyon
Borç yazıları (2): Vatandaş ne kadar borçlu
Borç yazıları (3): Özel sektör ne durumda?


Read More!

Kime yardım etmeliyiz yazısına yorum

Güney Örnek'in "Kime Yardım Etmeliyiz?" adlı yazısına yorum yapıyordum ama yorum uzadı uzadı ve yazılık oldu. O nedenle yeni bir yazı yazıyorum. Aşağıdaki yazıyı kimse saldırı olarak algılamasın. Dileyen parasını dilediği yere bağışlar. Kimsenin bağışı kimseden iyi ya da kutsaş değil. Bu aşağıdaki tamamen benim geçirdiğim bir süreç ve de benim kendi görüşüm.

Yardım önceliği konusunda Güney Örnek zor bir örnek vermiş, açlıktan ölen insanlar ya da amansız bir hastalıkla pençeleşen bir insan. Zor derken yanlış anlamayın ben paramı Gardner sendromu hastası bir insana bağışlardım. Ama bu tür durumlarda "ya ya da" karşılaştırması gerçekten çok iç açıcı değil. Yani birine yardım ederken diğerine edememek falan.

Neyse, yardım önceliği konusunda yaptığım ve irrasyonel olduğunu düşündüğüm bir mevzu vardı. Olay şu: Üniversiteden mezun olduktan sonra bir grup arkadaşla bir olup yaklaşık 7-8 yıl mezun oldugum universitede okuyan bir ogrenciye burs verdim (muhtemelen bir kaç). Bu sene bu olayı organize eden arkadaşım para göndermemiz ile ilgili mesaj attığında ise o zaman aklımda olan birkaç şeyden dolayı şunu farkettim: Benim mezun olduğum okulda okuyan ve sağlığı yerinde olan bir öğrencinin yardım konusunda bir onceligi yok. Muhtemelen yardıma ahım şahım ihtiyacı da yok ama orası kesin değil. Ben de o üniversitede okudum, kendim ve sağlığı yerinde birçok arkadaşımın öğrenci iken ders vererek, fuarlarda çalışarak, türlü türlü işler yaparak kendi masraflarımızı karşıladığımızı gördüm. Evet bazıları bunu okulu uzatma pahasına yaptı ama yaptı. Bunun tam tersi burs parasını kız peşinde koşmaya ya da king oyunu zamanına çeviren bir sürü eleman da gördüm ama kararımda bunlar etkili olmadı. Sırf bu embesillere gidebilir diye burs vermemek saçmalık bence.

Dediğim gibi ne fakir bir öğrencinin ne olursa olsun bursa ihtiyacı olmadığını düşünüyorum (özellikle çocukların oldukça ihtiyacı var), ne de burs verilmesine karşıyım. Sadece ben 18 yaşında, lise mezunu,  muhtemelen sağlığı yerinde ve de kendine yetecek parayı yapmasına yardım edecek yüzlerce opsiyonu olan bir yetişkine verdiğim paraya o insandan daha fazla ihtiyacı olan insanlar olduğunu düşünmeye başladım. Bu nedenle de bu sene bu burs grubundan çıktım.

Burs parasını, o paraya ya amansız bir hastalığa yakalanan birine ya da sağlık nedeniyle kendi hayatını kazanması cok zor insanlara eğitim, terapi, vs. saglayan kuruluslara bağışlamayı daha oncelikli buluyordum.

Buluyordum dedim zira şimdi, yardım önceliği nadir hastalık diyerek bana daha uygun bir yol gösteren Güney Örnek sayesinde, bence daha uygun bir yere bağışlayacağım bu parayı: Nadir olduğu için tedavisi için gerekli araştırmalar olmayan ya da yavaş olan amansız hastalıkların tedavisine yönelik araştırmaları fonlayan kuruluşlara. Örnek mi? Sadece kısa bir "help to find cure for" araması yapın. Örnekleri göreceksiniz.
Read More!

Biyoyakıt atmosfere daha az sera gazı salar mı dendi?

Bu blogda 5-6 sene önce biyo yakıt denilen güya çevreci embesilliğin nasıl da çevrecilerin bugüne kadar icat ettiği en büyük çevre katliamı olduğu çeşitli yazılarda belirtilmişti. (bkz. Ethanol, Biyoyakıt). O yazılardan birinde ekodok "biyoyakıt üretimi, atmosfere daha az gaz salınımına imkan verdiği için, hükümetler tarafından sağlanan sübvansiyonlar sayesinde sürdürülebiliyor" yazmıştı. İşte o sübvansıyonları, yakıt üreten sirketlere biyoyakıt kotasını ve suratında salak bir sırıtışla çevreci birşey yaptığını sanarak deposuna biyoyakıt koyanları teker teker alıp bugün Singapur'un merkezine koyabilmeyi çok isterdim.

Dün yüksekçe bir binadan hemen 500 metre ötedeki devasa gökdelene doğru bakıyordum. Gökdeleni görebilmek mümkün değil. Havada odun kokan, sağlık için oldukça tehlikeli, berbat bir duman vardı. Bugün durum daha kötü. Havadaki parçacık miktarı "zehirli" kategorisine vardı varacak.

Bu berbat duman hemen güney batıdaki devasa orman yangınlarından geliyor. Marmara Denizi genişliğinde, Bursa'dan Antalya'ya kadar derinlikte kocaman bir alanda yangın olduğunu ve de bu nedenle İstanbul'da Galata Kulesinden baktığınızda Yeni Camii'yi göremediğinizi düşünün!

Bu durum, devlet desteğinin istenmeyen yan etkilerine en güzel örneklerinden biri.

Efendim Endonezya'lı palmiye yağı üreticileri yağmur ormanlarını yakarak tarla açma konusunda her zaman oldukça hızlılardı ama özellikle günümüzde biyoyakıt denilen zımbırtının yarattığı devasa talep sayesinde işin tamamen suyunu çıkarmış vaziyetteler. Bu talep öyle serbest piyasa talebi falan da değil. Palmiye yağı üretimini körükleyen talep, Batıda devletlerin koyduğu yapay kotalardan kaynaklanıyor. Yoksa yemeklik yağdan yakıt yapmak ekonomik birşey değil.

Endonezya ve bazı diğer tropik kuşak ülkelerinde yakılan ormanlar öyle sıradan ormanlar değil. Çoğu 10 milyonlarca yıllık, tabanlarında devasa miktarda karbondiyoksit hapseden tarih öncesinden kalma yağmur ormanları (Endonezya bu nedenle dünyanın en büyük üçünücü karbon diyoksit kirleticisi). Yani deponuza koyduğunuz her litre biyoyakıt ile deposuna fosil yakıtı koyan bir sürücünün atmosfere saldığından kat be kat daha fazla miktarda karbondiyoksit ve bilimum zehir salıyorsunuz doğaya. Ha o zehri orada değil de burada salıyorsunuz: Gözden ırak, gönülden ırak. Bonus olarak da dünya mirası, milyonlarca yıllık, orangutan'dan kaplana türlü türlü hayvan ve zengin bir bitki örtüsü barındıran yağmur ormanlarının katledilmesine katkıda bulunuyorsunuz.

Marina Bay Sands Otelinin tepesindeki havuzdan Singapur şehir merkezi. Havadaki sis değil, buram
buram odun kokan bir duman. Kaynağı ise özellikle biyodizel talebi ile iyice revaçta olan
palmiye yağı için yanan tarihi yağmur ormanları.
Ha benim depoma koyduğum yakıt Endonezya'dan değil, halis Almanyamın ayçiçeğimden, canım Amerikamın mısırından diyen olursa da iyi bir sopalayın. Midelere yemeklik yağ olarak gireceğine senin depona giden yağın boşluğunu ne dolduruyor sanırsın? Palmiye yağı!

Ben Batı'nın en çok da bu tür iki yüzlülüğüne hayranım (!) Hayır Avrupa'da ne zaman Singapur'da yaşadığımı söylesem biri mutlaka "aman Singapur'dasın, sakın köpekbalığı yüzgeci çorbası yeme, köpekbalığı nesli, sadece yüzgeci kesip balığın gerisini suya atan vahşi uzak doğulular, vs. vs." Tamam abi anladık da bunu bana ton balığı yerken söyleme bari. Senin o yediğin ton balığını avlayanlar, yüzgeci için köpekbalığı avlayanlardan daha az köpekbalığı katletmiyor ki!

Aynı şey kaplanlar için de geçerli mesela. Efendim Çinliler barbar, sırf iyileştirici etkisi falan olduğu için kaplanın her tarafını yiyip içiyorlar, kaplanları öldürüyorlar, falan da filan. Doğru, hiç hazzetmem bu barbarlıktan. Ama adamlar senin depona koyduğun biyoyakıttan daha çok kaplan katletmiyor ki. Sumatra Adasında, Malezya'da, Borneo Adasında kaplanlara yaşayacak alan kalmadı sayenizde.
Read More!

Internetten para kazanma

İnternetten para kazanmak istiyorum diyorsanız bu yazı tam size göre. Baştan belirtelim, internetten para kazanma deyince akla gelen e-ticaret, e-iş gibi ciddi girişimlerden anket doldurma, reklam okuma gibi saçmalıklara uzanan yelpazede internette para kazanma yollarından sadece içerik yaratarak internetten para kazanma konusuna değineceğim. Bir de bu yazıyı işkembeden değil kendi deneyimlerimden yola çıkarak yazıyorum, yani internetten para kazanılıyor diye yazıyorsam para kazandığım için yazıyorum.

Birden çok gelir akışı yaratmak
Bu yazı Ekonomi Türk gibi ciddi bir sitede yayınlanıyor o nedenle şunu şunu yapına girmeden önce işin temel ekonomik temelini yazayım.

Gençlere tavsiyelerim (My Advice to Young People) adlı makalesinde damardan Avusturya Okullu  Robert P. Murphy der ki:
“Daha fazla para biriktirme tavsiyesini duyunca insanların aklına gelen ilk ve tek şey tipik olarak dışarda yemek yemek yerine işe evden sefertası hazırlayıp gelmek gibi harcamalardan kısıtlama yapmak oluyor. Her ne kadar daha fazla birikim yapmanın bariz yollarından biri gereksiz harcamaları kısmak olsa da, benim temel olarak tavsiye ettiğim şey bu değil. 
Eğer kişi her ay ciddi miktarda para birikim yapmak istiyor ise bunun en iyi yolu kişinin gelirini arttırmasıdır, harcamalarını kısması değil. Bu özellikle harcamalardan kısıtlama yapmaya pek imkanı olmayan gençler için geçerli. Teorik olarak harcamalarınızdan kısmanın bir sınırı olsa da, gelirini arttırmanın her hangi bir sınırı yok.”
Murphy gündüz tam zamanlı bir işi olan çalışanın gece limon satması  gibi bir gelir kaynağından bahsetmiyor. Yani gidip kendinize ikinci bir patron bulmanızı öğütlemiyor. Kendinize başka patronlar aramanızdan ziyade kendi patronunuz olmanızdan yani girişimcilikten bahsediyor.  Yine yazıyı okursanız (ingilizce yazının Türkçe özetini Nasıl daha fazla birikim yapılır? Nasıl daha fazla para biriktirilir? adlı yazıda bulabilirsiniz) Murphy para kazanmak için ne iş yapsak sorusuna “bilmiyorum, bunu çevrenize bakarak sizin bulmaniz lazım” diye cevap veriyor.

Girişimcilik deyince akla türlü türlü fikir geliyor ama burada biz görece kurması ve yürütmesi kolay olan ek gelir kapısı olarak internette içerik siteleri yaratarak birden çok gelir akışı elde etme yöntemini tavsiye edeceğiz.

İçerik Siteleri ile İnternetten Para Kazanmak
Bu yöntem görünüşte basit.
  • Birden fazla (bir avuçtan onlarcaya kadar) her biri başka bir konuda, daha önceden belirlenmiş hedef kitleye hitap eden web sitesi yapılır. 
  • Bunlara onlarca, idealinde yüzlerce özgün (copy-paste değil alın teri), arama motoru optimizasyonu ilkelerine dikkat ederek yazılmış yazı eklenir.
  • Bu sitelere arama motorundan trafik çekecek çalışmalar yapılır.
  • Sitede gelen trafikten para kazanmaya yönelik düzenlemeler yapılır. Fiziksel ya da sayısal bir ürün satmak, fiziksel ya da sayısal ürün satan firmalarla satış ortaklığı bağlantıları koymak, siteye reklam almak, siteye AdSense gibi otomatik reklamlar koymak akla gelen (ben tecrübelerime dayanarak en çok gelir getirenden en az gelir getirene doğru sıraladım) ve en çok kullanılan yöntemler.
Bu adımların her birine sonradan teker teker değinecek bir yazı yazmak lazım. Bütün bu adımları harfiyen yapıp, hemen hemen aynı zamanı harcayıp da günde bir fincan kahve parası kazanan adam da tanıyorum, saatte bir fincan kahve parası kazanan adam da. Ben bu yazıda bu ikisi arasındaki farkı yaratan temel noktalara değineceğim.

Internetten para kazanma
Internetten para kazanma yollarindan biri de içerik siteleri yapmaktir. 
İnternetten para kazanma yollarından ciddi olanlarını gayri-ciddi ve başarısız olanlarından ayıran temel şey girişimcinin bu işi bir girişim olarak ele alıp almadığı. Bundan kastım şu: İnternetten para kazanmak her ne kadar görece kolay olsa da her girişim gibi önden yatırım yapmayı, birinci adımdan sonuncu adıma kadar her adımda çalışır ve başarısı tekrar edilebilir bir süreç kurmayı, girişimin siz zaman harcamazken de işler olması için gerekli akışın kurulmuş olmasını gerektirir. Yani internetten yaptığınız girişimi tavuk çiftliğine de çevirebilirsiniz, evinizin balkonunda 2-3 tavukluk kümese de. İnternetten kazansan kazansan üç beş kuruş kazanırsın diye ortada dolanan tecrübe sahibi zatların temel problemleri internetteki girişimlerini kümes olarak kurmalarıdır, tavuk çiftliği olarak değil.

Tavuk çiftliği diye örnek verince gözünüz korkmasın. Netten para kazanmak çok daha az yatırımla çok daha fazla para getirebilecek bir iş. Ama şunlara dikkat etmeniz lazım:
  • İçerik siteleri ile internetten para kazanmak için birçok adımı doğru atmanız lazım. Hangi konuda site hazırlamalı, daha fazla sayıda insanın daha fazla para harcamaya niyetli olduğu konuları nasıl bulurum, siteye trafik nasıl çekerim, hangi satış ortaklıkları sitelere uygun olur, yazılar nasıl olmalı, yazılar nasıl yazılmalı, işe yarar anahtar kelimeleri nasıl bulurum, vs... vs... Bu soruların her birine birkaç doğru ve bir sürü yanlış ve işe yaramaz cevap var. Size ilk tavsiyem bu konularda deneye yanıla aylar hatta yıllar harcayacağınıza denenmiş çalışır yöntemler ve en önemlisi yazılım araçları sunan ciddi sitelerden birine üye olun. Bu yapmanız gereken ilk yatırım zira bu siteler bedava değil. Benim tavsiyem Niche Profit Classroom(*). Bütün bu adımlarda sizi eğitip çalışır yolları öğretmektenin yanında, büyük miktarda zaman tasarrufu sağlayan araçlar (hiç işten anlamayana web sayfası hazırlayıp internette yayınlayan sihirbazlar, en iyi anahtar kelimeleri otomatik belirleyen yazılımlar vs...), hazır para getiren konu ve site taslakları ve de bütün bu işi devredebileceğiniz fason ekibi sunan bildiğim iyi sitelerden biri. Fakat önceden uyarayım, bu sitelerin temel sorunu hızlarını alamayıp işi olduğundan çok daha kolaymış gibi anlatmaları. Örneğin sitede denildiği gibi bir web sitesi açıp içine 3-5 yazı koyup, sırf önceden iyi bir alan adı parsellediniz diye sonradan hiçbir şey yapmayarak o siteden para kazanma devri 2 sene önce geçti gitti. Artık çok daha fazla yazı ve güncelleme gerekiyor. Yine de burada tavsiye edilen yöntemler ve araçlar sağlam. Buna ben kendim üyeyim ve kullanıyorum, işe yeni başlayacaksanız tavsiye edebilirim.  
  • Mümkünse ingilizce site hazırlayın. İngilizce sadece dünyanın en çok konuşulan dili olduğu için değil, ana dili ingilizce olan ya da iyi ingilizce konuşan insanların diğer dilleri konuşan insanlara göre internette daha çok para harcıyor olması nedeniyle sitelerinizi ingilizce hazırlayın. Türkçe siteden de para kazanırsınız ama ingilizce siteden kazandığınızın belki onda birini anca.
  • Mümkün olduğunca site hedef kitlenizi Kuzey Amerika ve Avrupa ahalisi olacak şekilde belirleyin. Bu insanlar internette en çok para harcayan kesim.
  • Siteleriniz kafasında birşey almaya hazır insanlara yönelik olsun. Yani konu olarak futbol, genel ekonomi, haberler, magazin, ruhani dünya, şiirler vs. falan seçerseniz çok iyi para kazanamazsınız.  Sağlık, sigorta ve finans, moda gibi konular ise genel olarak daha fazla para getirir zira insanlar bu konuları birşey almaya niyetleri olduğunda aramaya meyillidir.
  • AR-GE (araklama-geliştirme) ile para kazanamazsınız. Copy-paste değil alın teri yazılara ihtiyacınız var. Google artık daha akıllı. Bir sitede başka bir siteden araklanmış yazıya rastladı mı tüm sitedeki yazıları cezalandırıyor (arama sonuçlarında arkalara atıyor). O nedenle bu iş hiç üşenmeye gelmez. Bu yazıları en verimli nasıl yazacağınızı da ya kendi başınıza deneye yanıla bulursunuz ya da ilk maddede değindiğim gibi sitelere üye olursunuz ve orada belirtilen genelde çalışır ve pratik yöntemle yazarsınız.
(*): Bu link affiliate linkidir.
Read More!

Makinelerin Yükselişi

New York Times'ın "Rise of The Machines in Global Factories" adlı makalesine göre endüstride robot kullanımında son zamanlarda görülen büyük artış bazılarını robotlar insanların işlerini ellerinden alacaklar diye endişelendiriyormuş. Ekonomik faaliyetlerin nihai amacının insanların taleplerini kıt kaynakları en verimli şekilde işleyerek mümkün olduğunca tam ve hızlı karşılamak olduğunu çoktan unutmuş ve ekonomik faaliyetlerin insanlara iş-güç sağlamak için olduğunu sanan gereğinden fazla geniş bir ekonomist ordusu var. Sokaktaki adamın da zaten bu sonsuza doğru uzatılmış ekonomik kriz, pardon kriz değil Allah korusun "gerileme", ortamında işimi kaybeder miyim korkusu olduğundan bu yanlış ekonomik sıralandırma oldukça yankı buluyor. New York Times'ın başlığına bakar mısınız: "Rise ofThe Machines". Makinelerin gaza gelip insanlığı soykırıma uğrattığı bir gelecek tasviri olan meşhur bir filmden arak (Terminator 3: Rise of the Machines).

Ha bu zaten yetmezmiş gibi bir de son zamanlarda "üretkenlik zararlıdır" tadında yazılar görülmeye başladı ki piyasada o başlı başına bir komedi (bkz. Let's be less productive (Hadi daha az üretken olalım)). Amca ciddi ciddi insanlığı daha iyi bir yaşam seviyesine getiren devasa teknolojik innovasyon sürecini tersine çevirelim diyor.

Oysa Murray Rothbard der ki:

"İşgücü kıt kaynakların en başta geleni olduğu ve insanlığın tüketim ihtiyaçları henüz tamamen karşılanmadığı için, iş gücünden ne kadar çok tasarruf edilirse o kadar iyidir. Bu şekilde daha çok ve daha iyi üretim araçlarına sahip iş gücü daha çok ihtiyacı daha kısa zamanda karşılayabilir.

Bir endüstrideki teknolojik gelişim, o endüstrinin ürettiği ürünlere olan talep yukarı doğru esnek ise, o endüstride çalışan insan sayısını azaltmaz, tersine arttırır. Zira daha fazla ürün daha fazla talep ve harcama ile karşılanır. Bunun aksine eğer bir endüstrinin mallarına olan talep aşağı doğru ve esnek değil ise, tüketiciler piyasaya sürülen daha fazla mala daha az para harcayacaklarından bu endüstrideki teknolojik innovasyon çalışan sayısını azaltır. Kısaca, teknolojik gelişim iş gücünü talebin esnek olmadığı endüstrilerden esnek olduğu endüstrilere kaydırır."

İleri derecede robotlaşmış Tesla Motors Model S Fabrikası
Bu güne kadar da teknolojik yenilikler insanları sersefil etmek şöyle dursun, iş gücünü daha iyi işlere göç ettirerek insanların yaşamlarını çok daha iyi seviyelere taşıdı. Örneğin tarımda geçen yüzyıl yaşanan makineleşme yüzyılın başında Amerika'da tarım çalışanlarının oranını %40'tan %2'ye indirdi. Bu süreçte devasa miktarda insan geçici olarak işsiz kalırken sonuçta kazanan işçiler oldu.
Read More!

Pump, pump it up Ben, Pump it up a little more

"and get your boody on the floor tonight, make my day" diye devam eder sarki. Asya piyasaları dün, para basmadan sorumlu devlet memurlari Ben Bernanke ve Mario Draghi matbaanın kollarına asılacak ve dünya ekonomisinin kokuşmuş, boğazına kadar borca batmış ama  çevresi geniş tarafı için yine günü kurtaracak beklentisi ile coştu. Zaten bu Pavlov’un alpha dog’ları ve de onların eşit derecede aptal trading algoritmaları para basmanın lafını duyunca coşmaları ile meşhurlar.

Anlaşılan o ki tüm dünya ekonomisi Keynesci aptallığa boğazına kadar batmış vaziyette (Keynesci ekonomi para basarak zenginlik, devlet eli ile çukur açıp-doldurarak iş yaratılacağını iddia eden bir ekonomik öğretiye denir). Havadan basılan para ile dans pistinin tozunu atan bu arkadaşları her gördüğümde (ki medyadaki fix temsilcileri New York borsasının gülücükler atan brokerlarıdır) nedense(!) aklıma çocukluğumuzun seksi hip hop şarkıcısı Ya Kid K. geliyor (yazının başlığı tanıdık geldi değil mi):

"Pump it up a little more (Ben)
Get the party going on the dance floor
See 'cos that's where the party's at
And you'll find out if you're too bad"

Bu yazının ana konusunu özetleyen bir çalışma: Pompala pompala nereye kadar Ben?

Tabii ekonomiden Paul Krugman kadar anlıyorsanız, yani hemen hemen hiç anlamıyorsanız,Ben ve Mario'nun DJliğindeki parti size ekonomiyi kurtaracak gibi görünebilir. Oysa bu adamlar ekonomiyi katletmekle meşguller. Nasıl mı: Sıfır faiz ile.

Ekonomi 101: Sokaktaki adam için finansal sektörü ve bankalar hiçbir işe yaramayan asalaklar. Oysa bu elemanların önemi büyük. Finansal sektörü ve bankaların fonksiyonu tasarrufları en etkin şekilde yatırımlara akıtmak! Bunun için  karlı ve geleceği olan yatırımları, karsız ve dipsiz kuyu yatırmlardan ayırmaları lazım. Bu ayrımı sağlayan temel mekanizma ise faiz oranları, yani kısaca tasarrufları kullanmanın bedeli. Serbest piyasa tarafından belirlenen faiz oranları genelde tasarrufların en etkin şekilde karlı projelere akmasını sağlar. Merkez bankaları tarafından yapay bir şekilde sürekli sıfır seviyesinde tutulursa tasarruflar, karlı.karsız tüm yatırımlar akmasını, hatta defalarca şahit olduğumuz gibi daha çok karsız yatırımlarda çar çur olmasını sağlar. Amerikada ve Avrupada gördük: Sıfıra yakın faiz oranlarının tasarrufları nasıl gereksiz emlak projelerine ya da Yunanistan’daki gibi har vurup Harman savurmaya yönelttiğini.
 
Bu adamların yarattığı zarar sadece ekonomik de değil, daha fazlası tehlikede: Merkez bankaları taa dot com bubble’dan beridir Avrupa ve Amerika’nın on yıllardır oluşturduğu devasa birikimleri çoktan tarihin çöplüğüne atılması gereken devasa firmalara gömerek yok etmekle meşguller. Herşeyi taklit etmekten başka bir marifeti olmayan Çin’de geri kalır mı? Onlar da 2008’den beridir on yılların tasarrufunu kimsenin oturmayacağı konutlara, binmeyeceği trenlere ve de geçmeyeceği köprülere gömüyorlar. Bu insanlığın sadece ekonomisini değil tüm modern kazanımlarını tehlikeye atmak demek. Sonumuz kötü. Ama olsun borsalar iyi tutunuyor.

Bu yazinin biraz daha degisik asli Asia Singapore blogunda yayinlanmistir.
Read More!

Toplam çalışılan saat ve Verimlilik

Japonya'da 1980 - 2005 yılları arasında alınan ölüm sertifikaları üzerinde yapılan bir araştırmaya göre Japon erkek yöneticilerin ve beyaz yakalıların 60 yaşından önce ölme ihtimalleri diğer mesleklerde çalışanlara göre 1.7 kat daha fazla imiş:

"Japonya'da genel sağlık sigortası olduğu için bu insanların doktora görünmelerini engelleyen tek sebep işleri gibi görünüyor. Bu insanlar hastalık belirtileri gösterseler bile doktora görünmediklerinden kanser gibi hastalıkların tedavisine ileri evrelerde başlıyorlar ve kurtulma şansları da az gibi görünüyor. Muhtemelen Japon yönetici ve beyaz yakalı profesyonellerin daha erken yaita ölmelerine başka bir sebep de kalp hastalığı, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi hastalıkların önemli sebeplerinden birine, harekersiz ve sporsuz bir yaşama sahip olmaları." Kaynak : İş sağlıktan önce gelirse ...

Bilimadamlarının öne sürdüğü stres, sağlığa ayıracak zaman olmaması gibi nedenler doğru. Ama bence bunların kendileri de neden değil sonuç. Japon çalışma kültürünün sonucu ama en çok da Japonların bunca senedir gelişmiş bir ülke olmalarına rağmen gelişmiş bir ülkeye yaraşır bir verimlilik düzeyine ulaşamamış olmalarının sonucu! Tamam adamlar çok çalışıyorlar ama verimli olmadıklarından diğer gelişmiş ülkelerle ancak sağlıklarını tehlikeye atacak kadar çok uzun saatler çalışarak rekabet edebiliyorlar.

Japonya pek çok kişi tarafından verimliliğin yüksek olduğu bir ülke olarak algılanabilir. Ama rakamlar bu algıyı doğrulamıyor maalesef. Aşağıdaki grafikler ABD İş Gücü İstatistik Bürosundan alınma. İlk grafik "çalışan başına yıllık çalışılan toplam saat"i gösteriyor. Buna göre Asya kaplanları Singapur ve Kore çalışanları adam başı yılda ortalama 2,500 saate yakın çalışıyorlar! Japonya çalışma saatinde dördüncü. Yani çalışkanlık konusunda Asya'nın bu gelişmiş ülkelerinin üstüne ülke yok!


Fakat iş çalıştıkları saatlerden aldıkları verime gelince tamamen değişiyor! Aşağıdaki grafik "çalışılan her saate üretilen GDP". Asya Kaplanı Kore yerlerde sürünürken, Japonya ve Singapur da sonlara oynuyor!


İş yaşamımda ilginç bir göçmenlik dönemim oldu. 2-3 sene Singapur'da çalıştıktan sonra 1 sene Hollanda'da çalıştım. Sonra yeniden Singapur'a döndüm. Bu iki ülke çalışanlarının çalıştıkları saatlere ve ürettikleri işe şahit olmuş biri olarak şu grafiklerin hemen hemen doğru olduğunu söyleyebilirim: Hemen hemen zira muhtemelen bu grafik evde ve tatilde çalışılan saatleri işin içine katmıyor zira ortalama bir Singapur çalışanı Hollanda çalışanına göre şu grafikte görülenden çok daha verimsiz. Asyalılar gerçekten de şu grafikte yansıltılan şekilde deliler gibi çalışırlar ama o saatlerden çıkan işin miktarı benim gibi verimlilik konusunda sonlarda olan bir ülke vatandaşını bile hayal kırıklığına uğratacak kadar az olur.

Asya'nın kendilerini birinci dünyada sayan Japonya, Kore ve Singapur adlı ülkeleri iş verimliliğe gelince maalesef yerlerde sürünüyorlar. Çok çalışmak önemli ama verimli çalışmak daha da önemli. Verimsiz ama çok çalışan insanların sonu acı çeken Japon yönteicileri gibi olabilir. Benden söylemesi. 
Read More!

Şimdi ev almanın tam zamanı ya da yorgandan dışarı fazla uzanan ayağın hazin sonu

Forbes’ın haberine göre 21 yıl aradan sonra ilk defa bir emlak şirketi super bowl arası reklam verecekmiş. Reklamın kısa ve öz mesajı, bir varlığın satışından ya da yönetiminden komisyon alan kişi ve kurumların her zaman söylediği türkü şeklinde olacak muhtemelen: Şimdi ev almanın tam zamanı! Şimdi kredi almanın tam zamanı! Şimdi hisse senedi almanın tam zamanı. Tabii ki öyle, şimdi alırsan adam şimdi komisyon alır.

Neyse Mises Blog Century 21 adlı güzide firmanın Birleşik Devletler emlak balonu patlamadan hemen önce yayınladıkları reklamı hatırlamış. Century 21’in unutmayı yeğleyeceği bir reklam bu. Aşağıdaki videodan izleyebileceğiniz bu reklamda ayağını yorganına göre uzatmaya meyilli evin beyinin, “daha fazlasını iste, mali gücün olmasa bile” mottolu evin hanımı ve güleryüzlü emlakçı tarafından “başarabilirsiniz” nidaları eşliğinde mali yıkıma sürüklenişini izliyorsunuz. Sene 2006.



Tabii burada şuçu (birbirlerine göre hayatta döndükleri köşelerin sayısını karşılaştırmaya daha fazla zaman harcadıkları için) bu tür tuzaklara düşmeye maalesef daha fazla meyilli kadınlara ya da ay sonunda aldığı parayı düşünürken hayatının amacı sizin hayalinizdeki yuvayı size bulmakmış gibi davranan becerikli emlakçıya atmak kolay. Yahu iyi güzel de kabahatin hepsi onların mı? Yorgandan dışarı kulaç kulaç açılan ayağın hiç mi suçu yok?
Read More!

Yurtdışına seyahat sigortasız çıkmak

Gelecek hafta Türkiye'den bir arkadaşım eşi ile beraber ziyaretime geliyor. Genelde beni ziyarete gelenlerin coğu gibi tamamen nereleri gezip görsek kısmına odaklanmış vaziyetteler. Ben ise her zaman yaptığım gibi iki önemli sorumu soruyorum: (1) bana peynir, zeytin, bal ve sucuk getirmeyi unutmadınız değil mi? (2) yurtdışı seyahat sigortası yaptırdınız mı?

“Himmm, yaptırmadık, şart mıdır?” Bu tepki standart. Eskiden millet yurt dışına sadece turla çıktığından ya da sadece Avrupa’ya,  Amerika'ya gittiginden ve bu ulkeler yurtdışı seyahat sigortasını zorunlu tuttugundan, bizim memlekette bu sigortanın bizim için hayati olduğu pek algılanmıyor. Ben her zaman soruyorum zira ziyaretime gelen her Türk vatandaşının bu sigortayı sallamayacağını ya da hepten unutacağını biliyorum. Singapur, Tayland, Malezya Türklerden vize istemediğinden yurtdışı sigortası buralara gitmek için şart değil. Vizesiz seyahat çok güzel bir şey, pasaportu kapıp elini kolunu sallaya sallaya başka bir memlekete girmek ya da hayatınızın amacı o memlekete kapağı atma varsayımı ile kapıda sorgulanmadan sınırı geçmek. Ama bu elini kolunu sallaya sallaya gelme konusunu da abartmamak lazım. Geçenlerde bir arkadasim yurtdisi seyahat sigortasi yaptirmadan geldi ornegin, Endonezya, Tayland ve Singapur'u sigortasiz gezdi. Insanlarda bu bolgeler ucuz yerler oldugu icin hastanelerin de ucuz olacagina dair tamamen yanlis bir varsayim var.

“Şart değil ama buralarda hadi olmaz ya başınıza bir iş gelirde hastanelik olursanız mahvolursunuz” dedim ben de. Tayland’da örneğin Allah korusun bir yol kazası geçirseniz, sonrasında da ameliyat gerekse o hastaneden on binlerce dolar ödemeden çıkamazsınız. Sadece kaza değil, hırsızlık, hastalık, hukuki işlemler sizi finansal olarak çok zor duruma sokabilir. Sadece standart bir sigorta paketi yaptırıp da çıkmayın. Sigortanın kapsama alanına da iyice bakın. Örneğin skuba dalışı yapacaksanız seyahat sigortasının bu aktivite sonucu hastanelik olmanızı karşılayıp karşılamadığına iyice bakın. Standart sigorta paketleri genelde bu tür aktiviteleri kapsama alanı dışında tutacaktır.

Kısacası siz siz olun yurt dışı seyahat sigortası yaptırmadan yurt dışına adım atmayın. Sigortasız bir yurt dışı tatilinde başınıza gelebilecek tek bir kaza ile tüm hayat birikimlerinizi kaybedebileceğiniz gibi ödeme güçlüğü nedeniyle geciken bir müdahale ile hayatınızı da kaybedebilirsiniz.

Read More!

Çin'in yuzyilina daha var

Çin Halk Cumhuriyeti, bircok kisinin bidigi gibi son 20 senedir devasa hizlarla buyuyor. Bu buyumenin ana motoru, komunizmin koylerine mahkum ettigi yiginlarin, Çin'e yatirim yapmasina izin verilen yabanci sirketlerde calisan daha uretken iscilere donusuyor olmasi (Bu "yabanci" sirketlerin onemli cogunlugu da Cin kominist olunca ana kitadan kacan kapitalistlerin yerlestigi Tayvan kokenlidir). Ama Çin henuz bundan daha buyuk bir marifet gosteremedi. Ornegin Çin'in aciliminin uzerinden 30 sene gecmis olmasina ragmen Çin'in ustun oldugu bir urun gostermek mumkun degil (Bunun aksine Asya devleri Japonya ya da Kore cesitli urunlerle anilabilir. Televizyon, otomobil, akilli telefon, devasa yuk gemileri, vs..) Çin'in basarisini kucumsemeyecegim ama bazilarinin bekledigi gibi Çin'in gelecekte bir numara olma ihtimali, Japonya gibi parlayip sonmesi ihtimalinden daha az. En azindan su anki halleri ile. Ve kat etmeleri gereken cok cok uzun bir yol var.

Cin'in ekonomik performansi ile ilgili en son haber su: United Nations tarafindan yayinlanan verilere gore,  Çin Amerika Birlesik Devletlerini gecerek dunyanin bir numarali uretim merkezi olmus. Bu onemli zira ABD 1800'lu yillarin sonundan itibaren hep bir numara idi, Çin bu uzun surece son vermis oldu. Bu haber tabii ki ana akim medyada heyecan ile karsilandi hatta WSJ'den Andy Stern hemen Çin'in daha ustun ekonomik modeli(!) ile ilgili  (China's Superior Economic Model ) bir yazi yazdi. Yasi yetenler hatirlarlar, 80'lerde de batida cogu ana akim yazar Japonya ile ilgili boyle heyecanli heyecanli yazardi. Onlara gore bu yuzyil Japon yuzyili olacakti. Hikayenin sonunu hepimiz biliyoruz. Simdi ayni nato kafa Çin ile ilgili guzellemeler duzmekle mesgul.

Mark J. Perry'nin Carpe Diem blog'unda rakamlarin detayiyla ilgili guzel bir yazi yayinladi:

"Çin'in uretimde calisan is gucu tahmini olarak 100 ya da 120 milyon kisi. Amerika'nin 11.5 milyon. Bu durumda Çin Amerika'nin uretim ciktisina es deger bir ciktiyi her bir Amerikan iscisine karsilik 10 isci calistirarak uretebiliyor. 
Bunun yaninda Çin her ne kadar dunyanin en buyuk uretici ulkesi olmus olsa da adam basi milli geliri ABD'nin 133 yil once, 1878 yilindaki adam basi milli gelirine denk! (Dolarin 2005 yili seviyesine ayarlanmis sekilde)"
Kaynak : UN Data: China Is Now World's No. 1 Manufacturer, But It Requires 9-10 TImes As Many Workers As U.S.

Yani Çin'in gidecegi daha cok yol var ama o yolu tamamlamadan Japonya gibi husran yaratma ihtimali de oldukca yuksek.

Read More!

Zengin olmanin birinci sarti

Kişisel Harcamalarınızı Kayıt Altına Alın: Personal Finances Free yazisinda Pieholden Suite zengin olmanin birinci sarti nereye yatirim yapacagini bilmektir yazmis. Ekonomi kokenli kisilerden cokca duyuyorum bunu. Dogrudur, sadece para biriktirerek zengin olamazsiniz. Aslinda devlet merkez bankalarinin devlet borcu odemek, devamli batip duran verimsiz sirketleri kurtarmak icin surekli para basip enflasyon yoluyla parasal birikimlerinizin degerini dusurdugu bir yuzyilda yasiyor olmasa idiniz, teknolojik gelismeler ve inovasyon mal ve hizmetlerde surekli bir ucuzlama sagladigindan, sadece para biriktirerek de oldukca varlikli olabilirdiniz ama maalesef dunya oyle islemiyor. Neyse, kisacasi sadece birikim yetmez ama yatirim da yetmez. Sadece bu ikisi ile, eger maasli isiniz yuksek gelirli degil ise, kolay kolay zengin olamazsiniz. Olsaniz da bir yere kadar zengin olursunuz.

Ben yatirim yapmanin zengin olmanin ilk sarti oldugunu dusunmuyorum. Yatirim yapmak zengin olmanin onemli bir sartidir ama zengin olmanin ilk sarti degildir. Zengin olmanin ilk sarti girisimci olmaktir, kendine gelir akisi saglayacak isler yaratmaktir, inovasyon yapmaktir. Bu nedenle de zaten dunyanin, bir ulkenin ya da bir sehrin en zenginler listesini genelde girisimciler olusturur. Dunyanin en zenginleri listesine bakarsaniz, listenin genelde Gates, Dell, Jobs gibi girisimcilerden, dunyayi degistiren urun ya da servisleri yaratan girisimcilerden olustugunu gorursunuz. Tabii ki bu kadar zengin olmaya gerek yok. Ama eger doktor, pilot, iyi universite bitirmis ust duzey yonetici, finansci falan degilseniz, sizin icin zenginlik genelde girisimcilikten gecer.

Gereksiz masraflardan kurtulmak onemli bir adim. Ama memlekette maalesef daha bu adimi atan insan sayisi bile az. Ikinci ve en onemli adim ise bahsettigim gibi girisimcilik. Girisimci derken buyuk sirketler kurmaktan bahsetmiyorum. Bu kadar basarili olursaniz super ama girisimcilik sadece bunlarla sinirli degil. Isinizde surekli daha basarili olacaginiz, yukselebileceginiz yollar aramak girisimciliktir. (Surekli fazla mesaiye kalip sirf calisilan saati arttirarak daha fazla para kazanmak girisimcilik degildir). Kendi isi disinda bos zamanlarinda televizyon basinda oturmak yerine ek birseyler yapmak girisimciliktir. Aksam kantinde aylak aylak king oynamak yerine ozel ders veren, cocuk bakan ogrenci girisimcidir. Haftasonlari internetten satis yapip ek gelir saglayan calisan girisimcidir. Kendine ek gelir kaynaklari yaratmak girisimciliktir.

Yatirim, bence, bu ikisinden sonra gelir. Burada bir yazida editor, gidip yatirima zaman ayiracaginiza once ek gelir yaratacak seyler yapin demisti. Hakli. Tekrar edeyim, sadece giderleri kisip artanlarla yatirim yaparsaniz, eger cok kazanan bir calisan degilseniz, zengin olamazsiniz. Ilk hedefiniz gelirlerinizi arttirmak, ikincisi gereksiz giderlerden kurtulmak ve ucuncusu de yatirim yapmak olmalidir.

Nasıl daha fazla birikim yapılır konusunda economist Robert P. Murphy cok guzel bir makale yayınladı. Okumanızı tavsiye ederim.
Read More!

Sigara Savaslari: Avustralya Cephesi

Avustralya hukumeti sigara ureticilerinin asil topugunu bulmus olabilir. Avustralya'da hukumet Temmuz 2012'den itibaren butun sigara ureticilerini zeytin yesili uzerinde markaya ait hicbir sey bulunmayan ve sigaranin korkunc zararlarina dair fotograflarla bezenmis kutularda satis yapmaya zorluyor. Bu rengin secilme sebebi de  bilimsel arastirmalarda sigara bagimlilarina en az cekici gelen rengin zeytin yesili olmasi. Daha once paketlerin uzerinde korkunc resimler yayinlanmasina pek takilmayan sigara ureticileri ise infialde. Bir bildikleri olmali. Zira bloomberg'in bir makalesine gore sigara paketlerinden yuzumuze bagiran kanserli akciger, dudak, cilt, falan fotograflarinin bir ise yaradigi yok aksine klinik deneylerde gorulmus ki bu fotograflari goren tiryaki efkarlanip sigaraya sardiriyormus.

Avustralya devleti yasal dayanagimiz var, ureticileri boyle paketlerde satis yapmaya zorlayabiliriz diyor. Avustralya'da sigara kullanimi yari yariya azalmis olsa da gorunen o ki hukumet daha fazlasini basarmak istiyor. Ote yandan da sigara ureticileri bu yasanin ticari ve telif haklarina saldiri oldugu gerekcesi ile milyon dolarlik karsi atakta. Hatta bir de internet sitesi hazirlamislar, yasaga karsi imza topluyorlar. Boyle bir yasagin kara borsa yaratacagini dusunuyorlar. Dikkatinizi cekerim satis yasagi yok, sadece paket degisiyor. Ama sigara paketi sigara sirketlerinin reklam yapabildigi son yer. Bu nedenle belden yukari ya da asagi, tum gucleriyle savasacaklar gibi.

Logo yok, reklam yok.
Belden asagi demisken, Imperial Tobacco gecen ay bir medya kampanyasi baslatti, No Nanny State (Dadi Devlete Hayir):

"Sigara tiryakisi olabilirsiniz, ya da olmayabilirsiniz. Her iki durumda da  sigaranin sagliga zararlarini biliyorsunuzdur. Su anki paketler bu zararlari fazla fazla sergiliyor. Simdi hukumet paketlerdeki tum marka ve logolari kaldirip bu resimleri paketin yuzde 75'ini kapsayacak hale getirmek istiyor. Gorunen o ki hukumet sizin kendi kararlarinizi kendinizin verebileceginize inanmiyor. Her gecen gun, daha fazla sekilde hukumet bize ne yapmamiz ve ne yapmamamiz gerektigini soyluyor. Her ne kadar bircok kural toplum icin iyi olsa da, kural koymanin da bir siniri olmali."


Read More!

Soframizdaki yeri pilav ve cigaradan sonra gelen

Yeni yapilan bir ankete gore dost ve kardes ulke Endonezya'da sigara, pirincten sonra alt gelir grubunun en cok para yatirdigi urunmus. Jakarta Post'un haberine gore sehirde yasayan alt gelir grubuna ait ailelerin gelirlerinin yuzde 25'i pirince giderken (Guneydogu Asya'da pirinc = bizdeki ekmek), yuzde 8'i sigaraya gidiyormus. Bu oranlar koylerde yasayan alt gelir grubu icin yuzde 33 ve yuzde 6.3 imis.

Anketin en ilginc bulgularindan biri de bu ailelerin sigaraya cocuklarinin egitiminden cok daha fazla oncelik veriyor olmalari. "Burada cocuklar ilkokul caginda sigaraya basliyor. Boyle birseyi baska hicbir ulkede goremezsiniz" demis Endonezya Bilim Enstutusunden biri (Efendim yeterince uzaga bakmamissiniz demek ki). Bizde de alt gelir grubunun sigaraya harcadigi paranin oran olarak Endonezya'dan az oldugunu hic sanmiyorum. Var mi acaba boyle bir anket?

Gelismis ulkelerde sigara kullanimi hizla dustugu icin sigara ureticileri haril haril gelismekte olan ulkelerde reklam yapiyor. Bu reklamin da meyvelerini topluyorlar demek ki. 300 milyon nufuslu Endonezya da ornegin, sigara kullanimi 90li yillardan beridir yuzde 47 artmis.  
Read More!

Cin’in son icadi: Ucan Devlet Memurlari

Zamaninda rahmetli Boris Yeltsin'in halka ne yapsa yaranamayacagina dair bir Rus fikrasi vardi: Halk arasinda hizla dusen popularitesini arttirmak icin ne yapmasi gerektigini arastiran Yeltsin son care cok gizli bir Rus teknolojisini kullanmaya karar verir. Bu teknoloji suda yurumeyi mumkun kilan bir teknolojidir. Yeltsin Moskova’da bir golet uzerinde yuruyerek halkta ilgi ve hayranlik yaratacaktir. Tum sahne hazirlanir, Yeltsin goletin kenarina gelir, millet bakiyor mu diye bir kontrol ettikten sonra suda yurumeye baslar. Bu arada da donup surekli seyircilere bakar, acaba ne tepki veriyorlar diye. Ilk saskinligi atlatan ve on sirada olan bir Rus, halkin duygularina tercuman olarak bagirir: “Ulan suna bak bizim baskan yuzmeyi bile beceremiyor!”

Efendim Cinli devlet memurlari da su aralar ayni dertten muzdaripler, adamlar asfalt uzerinde ucmayi bile becermelerine ragmen takdir edileceklerine, nankor Cinli vatandaslari tarafindan alay ediliyorlar. Neyse saka bir yana yazinin ana konusuna gelelim. Efendim cani sikilan bir Cinli nerden aklina esti ise hic kimsenin girip de bakmadigi bir yere, kendi sehrinin resmi sitesine giriyor bir de ne gorsun: Sizin de hemen farkina varacaginiz gibi canlarini dislerine takarak calip cirpip Amerika, Ingiltere ve Avustralya gibi memleketlerde emlaga yatirdiklari paranin hakkini veriyormus gibi gorunmeye calisan Cinli devlet memurlari asfalt uzerinde ucuyorlar! Sonrasi ise tabii ki sosyal medyada hizla yayilan ve Huili sehri devlet gorevlilerini rezil eden bir skandal. Be birader, sen de hadi poponu kaldirip alt tarafi devlet parasini car cur ettigin yolu denetlemeye bile useniyorsun, bari parana kiy da fotosop’u komsunun afacan ogluna yaptiracagina git azicik isten anlayan birine yaptir! Gordugunuz gibi olay sadece bir devlet rezaleti degil, adamlar gelmis gecmis en kotu fotosop sahtekarliklarindan da birine imza atmis vaziyetteler.

Adamlar sonradan "yahu biz aslinda oraya gittik ama fotograflar iyi cikmayinca biz de boyle fotosopla uygun bir fotograf uretip sayfaya koyduk" diye aciklama yapsalarda Cin'de bir internet fenomeni olmaktan kurtulamadilar. Devlet gorevlilerini aya ayak basarken ya da dinazorlar dunyasini teftis ederken gosteren fotograflar dolasima coktan girmisti bile.

Cinli devlet gorevlileri ucarken, orjinal fotograf!
Cinli Gorevliler ayda Kaynak: tt.mop.com
Cinli devlet gorevlileri dinazorlarla Kaynak: tt.mop.com

Cin devlet ve is dunyasinin is ahlakinin onemli bir bolumunu goz boyama ve yolsuzluktan ibaret. Maalesef tek marifeti komunizm tarafindan koylerinde ser sefil ve uretkenlikten uzak bir dunyaya mahkum edilen koylulerini, ucuz isciye cevirmekten ibaret Cin, rakamsal olarak devasa buyume hikayesi ile gozu kamasan Bati'da yeni  son umut gibi birsey su an. Ama son skandallar (Cinli firmalarin muhasebe oyunlari, sonu gelmez gida skandallari, vs...) ile Bati'da da Cin'in gercekte ne oldugu yavas yavas gorulmeye basladi. Tabii ki bu da tek kurus para kazanmayan internet sayfalarinda, asla geri donmeyecek ev kredilerinde milyarlar batirdiktan sonra kendilerini kurtarmak icin cilginlar gibi basilan parayi Cin balonuna guvenerek Asya'ya akitan parlak cocuklarin uykularini kaciriyor. Yok pardon ben cok safim, onlar zaten Cin balonu patlasa da komisyonlarini alip zarari Amerika Birlesik Muz Cumhuriyetleri'nin vergi mukelleflerine yikacaklarindan bebeler gibi uyuyorlardir, uykusu kacsa kacsa benim gibi is hayatinda ucuncu krizi de yasama ihtimali olanlarin kacar.

Read More!

Singapur Calisma Tatili Vizesi

Unlu dusunur, pardon yatirimci, Jim Rogers der ki: "1807 yilinda akli olan Londra'ya, 1907 yilinda new York'a, 2007 yilinda ise Asya'ya gocerdi". Asya'da, hangi Asya? Cin, Guney Dogu Asya, Japonya? Jim Roger's tercihini Guneydogu Asya'nin merkezindeki kucuk ama zengin Singapur'dan yana kullandi ve colugu cocugu yanina alip, bagi bahceyi satarak Singapur'a goctu.

Ben de Asya tecrubesi yapabilir miyim diyenlere bir haberim var. Singapur Calisma Bakanligi yeni bir vize uygulamasina basladi: Singapur Work Holiday Visa. Maalesef su an Turkiye universiteleri bu programin kabul ettigi universiteler listesinde degil. Ama Avustralya, Yeni Zelanda, Fransa, Almanya, Ingiltere, Amerika Birlesik Devletleri ya da Hong Kong universiteleri programa dahil. Bu ulkelerdeki universitelerden mezun olmak uzere olan Turk ogrencilere (staj icin ideal bir yer), ozellikle de Finans veya Finansal IT uzerinde calismayi dusunenlere tavsiye ederim.

Bu vize ile onceden is bulmaniza gerek kalmadan Singapur'a gelip 6 ay kalip calisabilirsiniz. Zaten is bulursaniz calisma iznine gecmeniz cok zor olmaz. Neden Singapur diyorsaniz: Oncelikle, Singapur'un oldukca gelismis ve hizla buyuyen bir finans ve bankacilik sektoru var. ABD ve Avrupa'nin aksine hizla genisliyor, hem calisan sayisi hem de maaslar hizla artiyor. Ornegin Singapur Private Banking alaninda 1-2 seneye bir numara olmayi planliyor. Elemana ihtiyaci olan bircok banka ve Hedge Funds var. Finans sektoru hem finans alaninda calismayi dusunenlere, hem de Finansal IT alaninda calismak isteyen bilgisayar muhendislerine dunyada gecerli calisma tecrubesi ve dolgun maas sunuyor.

Ikincisi, batinin aksine su an Singapur'da issizlik sifira yakin ve disardan yetenekli, iyi universitelerden mezun finans, bankacilik ve IT mezunlari konusunda hizla buyuyen bir eleman acigi var. Ben "gelecek Asya"da sloganinin, 80'lerin sonundaki "Japonya ilerde bir numara olacak" dusuncesi gibi abarti oldugunu dusunsem de buralar, yani uzak Asya, uzun sure cazibe merkezi olacak gibi gorunuyor.

Ucuncusu, Singapur Guneydogu Asya'nin merkezinde, kucuk, huzurlu, zengin ve rahat bir ulke. Vergiler cok dusuk, ev haric hayat gorece ucuz, calismak, para biriktirmek ve gezmek icin ideal bir yer. Senede 100 bin Singapur dolari kazanan bir calisan senede sadece 5,800 Singapur dolari vergi oduyor ornegin. Avrupa'daki gibi brut maas arttikca net maas sabit kalmiyor.

Bonus olarak da, Singapur ABD ve Avrupa'ya gore oldukca guvenli. Huzurlu, temiz bir metropolde yasamak isteyenler icin ideal. Turklere karsi negatif bir bakis acisi da yok ki bu da onemli bir arti.

Singapur Sehir Merkezi :  Kaynak Wiki Commons
Eger Avrupa veya ABD'de mezun olmak uzere iseniz ya da mezun olup is bulamiyorsaniz ve de bu merkezlere gore daha iyi bir alternatif ariyor iseniz, bu vize ile Singapur'a gelip is bakinabilirsiniz. Sartlar, ne gerekli, hangi universitelerden gelenler alinir falan ogrenmek ve daha fazla bilgi icin su adrese bakin: Contact Singapore. Ama unutmayin, Sinagpur'da calisacaksaniz, dunyanin her yerinden gelen parlak cocuklarla kran krana rekabet etmeniz gerekecek; yani buralarda yan gelip yatarak, 8 saatlik mesainin 4 saatini internette sorf yaparak falan barinamazsiniz.
Read More!

Yüksek Hızlı Tren

İş için yaklaşık 6 aydır Eskişehir'e gitmem gerekiyor, geçen hafta bu yolculuğu Ankara'dan yapmam gerekti, bu vesile ile Eskişehir tren garında sık sık gördüğüm Yüksek Hızlı Tren'i (YHT) ilk defa kullanma şansım oldu.

Tren garına vardıktan sonra, daha önceden bilet almamış olmama rağmen trendeki yerimi almam yaklaşık 5 dakika sürdü. Normal bilet için 20 lira ödedim, 30 lira ile de Business Class bilet alınabiliyor ki burada dizüstü bilgisayar için elektrik prizi, tekli koltuk ve koltuklarda TV bulunuyor.

Trendeki hizmeti uçak gibi yapmışlar, hostesler vardı mesela. Koltuk arkalarına da uçaklardaki gibi dergi koymuşlar. Yolculuğun büyük bir kısmında hız 250 km/saat civarında idi. Tren sarsıntılı ama yorucu değil, zaten sadece 1.5 saatte Eskişehir'e vardım.

Yüksek Hızlı Tren (TCDD HT65000)

900 kilometreye kadar uzaklıklarda Yüksek Hızlı Tren uçaktan daha üstün. Örneğin İstanbul-Ankara arasında uçak yolculuğu şehir dışındaki havaalanlarından şehire gidişi, havaalanlarındaki check-in, güvenlik vs... de katarsak yaklaşık 3-4 saat sürüyor, planlanan İstanbul-Ankara YHT ile yaklaşık 3 saat sürecek. Trende lokanta, sürekli elektrik, kablosuz ağ (bizdekinde daha yok sanırım ama Avrupada bazı YHT'lerde mevcut) gibi ekstralar da mevcut. Bunun yanında tren kalkış-varış saatleri açısından uçağa göre çok daha güvenilir, hava şartlarından uçak kadar etkilenmiyor örneğin.

Benim gibi tren 1-2 saat daha fazla sürse bile treni tercih edecek yolcular da az değildir. Uçakta kuyruklarda, inerken-kalkarken bilgisayar kullanamanıza rağmen, hızlı trenlerde yolculuk boyunca bilgisayar kullanıp iş yapabiliyorsunuz. Eğer zaman kısıtı yoksa tren daha az mesai kaybettiriyor. Trende lokantada masalarda sıcak  yemek yiyebiliyorsunuz. Şehrin içinden kalkıp şehrin içine vardığı için havaalanı-şehir arası trafiğe takılma derdi yok. YHT'nin üstünlüğünden dolayı dünyada artık aralarında uçak uçmayan şehirler var, örneğin Paris-Brüksel, Tokyo-Nagoya.

Türkiye'de şu an sadece Ankara-Eskişehir arasındaki 235 kilometrelik hızlı tren hattı var. Oldukça zavallı görünebilir ama bu bile Türkiye'yi hat uzunluğunda ilk 10'a dokuzuncu sıradan sokuyor. İlerde eklenecek hatlar tamamlanınca (tamamlanırsa) dünya yedincisi olacağız. Bu arada dünyanın en uzun YHT hattına sahip ülke tahmin edilebileceği gibi Japonya değil, Çindir. Çin'in şu an Japonya'nın 4 katı uzunluğunda hızlı tren hattı var.

Peki ilerde YHT ağı neye benzeyecek. Aşağıdaki harita bunu gösteriyor. Görünen o ki zavallı otobüs şirketleri uçakzede oldukları yetmiyor gibi bir de "yüksek hızlı trenzede" oluyorlar, hem de devlet eliyle.



Resimdeki sarı çizgiler, yapım aşamasında olan hatları gösteriyor. Bunlardan:
Planları tamamlanmış hatlar ise şöyle:
  • Ankara-İzmir Projesi
  • Halkalı-Bulgaristan Hattı
  • Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars Hattı
İlerde düşünülen hatlar ise Konya-Mersin-Adana ve Afyon-Antalya. Bu arada Avrupa ve Asya Hatları da Marmaray ile birleştirilecek.



Bu yazı Ekonomi Türk blogunda yayınlanmıştır.



  
Read More!

Yurtdışında pasaport kaybetmek

Bu yazı Şehr-i Arslan bloguna taşınmıştır : Yurt Dışında Pasaport Kaybetmek.
Read More!

Emeklilik Dönemi Tasarruf Açığı Araştırması

Aviva'nın, Deloitte işbirliğiyle Avrupa’nın 13 ülkesinde gerçekleştirdiği “Emeklilik Dönemi Tasarruf Açığı” araştırması ve Türkiye ülke raporunun sonuçlarını AvivaSA CEO’su Meral Eredenk açıklamış. Araştırmaya göre Türkiye’de 2011 ile 2051 yılları arasında emekli olacak nüfusun, emeklilik dönemi beklentilerini karşılayabilmek için her yıl 91 milyar euro ek tasarruf yapması gerekiyor. Bu da her bireyin yıllık yaklaşık 4800 TL (2 bin 400 euro) ya da ayda 400 TL (200 euro) ek tasarruf yapması anlamına geliyor.

Tabi yukarıdakiler ortalama değerler. Yaş grupları açısından baktığımızda emeklilik yaşına yakın bir bireyin yılda 6400 TL (3 bin 200 Euro) ek tasarruf yapması gerekirken, 20 yaş grubundaki bir bireyin 1000 TL (500 Euro) ek tasarruf yapmasının yeterli olacağı göze çarpıyor. 

Bu durumda 20'li yaşlarında birinin ayda 80 TL civarında bir birikim yapması yeterli gibi görünüyor. Ama bence bu, daha önce  Tasarruf Yöntemleri ve Bireysel Tasarruf Orani adlı yazıda belirttiğim gibi yeterli değil:





Eger aylik vergi disi gelirinizin %15'ini kenara koymuyorsaniz, yeterince tasarruf yapmiyorsunuzdur. Ve aylik gelirinizin sadece %15'ini kenara koyarak yaptiginiz tasarruf, sizi zengin bir emeklilige goturebilir ama 40'li yaslarda finansal bagimsizliga goturmez. Hedeflerinizi daha yuksek tutmaniz lazim.
Avivasa CEO'su Meral Eredenk şöyle uyarıyor:




"Günümüzde çalışan 10 kişi bir emekliyi finanse ediyor. Fakat 40 yıllık süre içerisinde 3 kişi bir emekliyi finanse edecek. Bu da emeklilik yaşamının tasarruf yapılmadığı takdirde sıkıntılı geçebileceğini ortaya koyuyor."
Read More!

EBK'dan Konyali Sigir Ureticisine Dava

Et ve Balik Kurumu yüksek et fiyatlarını dusurmek amaciyla ithal ettigi sığırlari gorup sasiran ve belden asagi vuran, "domuza benziyor, domuz yemi ile beslenmiş" diye soylenti yayan Konya'dan bir besici hakkinda dava acmis.


Bu hayvanların tamamen doğal şartlarda yetiştiğini ve sanayi yemi bile tüketmediğini belirten yetkililer, ''Bu hayvanlara organik bile diyebiliriz. Erzurum'daki hayvan nasıl ise bu da öyle beslenmiş. Kamuoyunu yanlış yönlendirmeye kimsenin hakkı yok. Kimse yanlış şeyler söyleyerek kurumu yıpratmaya çalışmamalı, kamuoyunu olumsuz etkilememeli'' dedi.


Yukaridaki gibi deli sacmasi iddialara inanan cikmaz ama yine de icinizde bu hayvanlarin islami sartlara uygun olmayan bir tarafi vardir diye suphelenenlere kucuk bir bilgi vereyim. Avustralya'nin canli sigir ihracatinin %80'i  Endonezya'ya gidiyor. Evet adamlarin en buyuk musterisi 250 milyonluk nufusu ile dunyanin en kalabalik musluman ulkesi ! Bu kadar devasa oranda musluman tuketiciye hitap eden (sadece Endonezya degil 36 milyonluk Malezya'yida ekleyin), en kucuk "haram" suphesi ile ihracatinin %80-85'ini kaybedecek olan  Avustralya'li ureticilerin, urettigi etin helal olmasina ne kadar ozen gosterdigini tahmin edebilirsiniz. Iciniz Endonezyalilar, Malezyalilar kadar rahat olsun.

Bu arada anguslar Turkiye'ye ucakla gelmis! Ucak gibi pahali bir tasima araciyla dunyanin obur ucundan Turkiye'ye getirilen bir hayvan, Turkiye'de yetisen bir hayvandan nasil daha ucuz olabilir? Umarim hayvanciliga yakin biri konuk olur da bu konuda rakamlarla konusan bir yazi yazar burada.

Angus Sığırı
(Fotografin kaynagi: Corbro)
Read More!

31 Mayıs Dünya Sigara İçmeme Günü

Bugün 31 Mayıs Dünya Sigara İçmeme Günü. Biz burada doğal olarak sigaraya fazlaca saldırdık, doğal olarak dedim zira burada tutumluluk ve tasarruf yazıları ile paranızı çöpe atmamanız ve tasarruf etmeniz için onca dil döküyoruz, paranızı çöpe atsanız daha iyi edeceğiniz bir alışkanlığa karşı ne kadar yazı yazsak azdır.

Ben sigara içmiyorum, eskiden içerdim. Türkiye'de 3 liraya aldığım paketi Singapur'da 12 liraya almak zorunda kalınca bir gecede bırakmıştım. Sonra başka nedenle de devam etmedim. En önemli neden sağlık tabii ki. Sigara akciğer kanserinin en önemli nedeni. Akciğer kanseri'nin birinci dunya savasi oncesinde çok az rastlanan, o zamanlarda birçok doktorun kariyeri boyunca muhtemelen hiç rastlamayacağı, sigara kullanımının yaygınlaşması ile salgın hastalığa dönüşen bir hastalik oldugunu biliyor muydunuz?
Oysa akciğer kanseri XX. YY.'ın başında son derece nadir bir hastalıktı. Tütünün sigara haline dönüşmesi ve tüketiminin hızla yaygınlaşması sonucu 1940’larda akciğer kanseri salgını ortaya çıkmıştır ve bu salgın etkisini, bütün dünyada, artan şekilde devam ettirmektedir.
Sigara dumaninin akcigeri nasil kanser ettigini de Prof. Dr. Firuz Çelikoglu'ndan okuyalim:
Hücrelerimizin içindeki genetik bilgileri taşıyan sarmal yani DNA her gün kendisini kopyalar ve her gün de bu kopyalama işlemi sırasında bazı hataların yarattığı yeni hücreler kanserleşme potansiyeli taşır. Hücredeki bu DNA değişiklikleri ve hatalar insan vücudundaki her hücre çekirdeğinde bulunan "p53 geni" tarafından temizlenir.

Görevini gereği gibi yerine getiremeyen p53 geni bir hücreyi, sonuçta da insan vücudunu kanser tehlikesiyle karşı karşıya bırakır. Tüm kanserlerin en az yarısında p53 geninin hasarlı olduğu tespit edilmiştir. p53 geni sigara içen ve akciğer kanserine yakalananların yaklaşık yüzde 60‘ında çok özgül bir biçimde hasar görmektedir. Sigara dumanının bazı bileşenleri DNA’yla kimyasal olarak tepkimeye girer. Hasar gören bu DNA onarılmazsa, hasarlı DNA hücre bölünmesi sırasında kopyalanırken bu hatalar sistemin bir parçası haline gelir. Bu şekilde normal gelişim denetimine yanıt veremeyen bir farklılaşmış hücre popülasyonu gelişir ve en sonunda da kansere dönüşür.

Turkiye'de tabii ki bunun kilifi hazir, en cok duydugum tepki de su "efendim hepimiz nasil olsa birgun olmeyecek miyiz?" Orasi tamam da bu hayatinizi tarifsiz acilarla ve morfin ile uyutulur halde olme sansinizi arttirmaya nasil bahane oluyor?

Bir de olayın ekonomik boyutu var tabii ki. Günde 4 liralık bir paket sigara içen bir tiryakinin yıllık ödediği vergiyi 1174 lira imiş. Günde 7 liralık sigara tüketen tiryaki, yılda 2000 lira vergi ödüyormuş:

Zaten alın terinizle kazandığınız paradan vergi kaçıran hırsızların da payını yüklenerek yüklü bir vergi ödemiyor musunuz (yoksa ödemiyor musunuz)? Neden bir de sadece sigara içmeyerek ödemeyebileceğiniz bu vergiyi ödemeye devam ediyorsunuz? Ben bir açıklamasını bulamadım, sırf bu nedenle sigara şerbet olsa içmem. Read More!