maliye politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maliye politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kira geliri üzerinden ödenen vergiler

Aslında çok basit: eğer bir geliriniz varsa, vergi ödersiniz. Bunun ne kadar olacağına devlet karar verir. Oranlı mı olacak, oranı ne olacak, yoksa önceden belirli bir bedel mi olacak, buna da devlet karar verir. Bir de canı isterse tüketimden, tasarruftan, servetten, de vergi toplar. (Eli kolu bağlı biz kümesteki tavuklar da gider paşa paşa öderiz bunu)

Bazen, devlet bazı gelirleri de vergiden muaf kılar. Bazen de var olmayan gelirlerden "bana ne, olsaydı" diyip vergi keser.

Uzunca kira gelirlerinden ödenecek vergilere girmeyeceğim. Maliye Bakanlığı Türkiye'de eşine az rastlanır bir şey yapmış ve vatandaş kullansın diye bir manuel hazırlamış, oradan bakabilirsiniz.

Bu "bana ne, olsaydı gelirin" durumuna bir örnek var: Diyelim ki bir eviniz var, evinizi kiraya vermek istemiyorsunuz.Ancak boş durmasını da istemiyorsunuz. Bu durumda, bedelsiz olarak birisinin kullanımına verebilirsiniz evinizi. Eğer verdiğiniz kişi anne-babanız, kardeşiniz veya çocuğunuz ise "emsal gelir üzerinden gelir vergisi" ödemiyorsunuz. Bunların dışındaki herkes için ise (dayı-teyze arkadaş vs - ve tabi ki kaynana da buna dahil :> ) emlak bedelinin yüzde beşi kadar geliriniz varmış gibi gelir vergisi ödüyorsunuz. (Gelir idaresi başkanlığına göre kira geliri emlak bedelinin yüzde beşiymiş- yani 20 yıllık amortisman kabul ediyormuş) Bu konu Anayasa Mahkemesine intikal etmişti, AYM bunun anayasaya uygun olduğuna karar vermiş. Muhtemelen öbür türlü karar verseydi bedelsiz kiraya verdiğini iddia ederek hiç kimse kira geliri ödememeye başlardı.

Kira gelirlerini beyan etmede götürü gider, gerçek gider gibi detaylar da var ama onlara henüz değinmeyi düşünmüyorum. Vakti de geçti zaten, belki seneye.

REKLAM:Ekonomi Turk 2 bloguna üye olun. Read More!

Quick, More Stimulus!



ThinkMarkets sitesinden güzel bir yorum, bakın derim.


More than thirty-five years have passed since Friedrich Hayek said in his Nobel speech, “The Pretence of Knowledge” (1974):
“The theory which has been guiding monetary and financial policy during the last thirty years… consists in the assertion that there exists a simple positive correlation between total employment and the size of the aggregate demand for goods and services; it leads to the belief that we can permanently assure full employment by maintaining total money expenditure at an appropriate level.”
Paul Krugman, Brad DeLong and others are now calling for bigger and better stimulus in the hopes of decreasing unemployment more rapidly. Most of this is wishful thinking or, should I say, value-signaling. If you care about the poor and middle class, if you realize the irreparable harm that long periods (months, years?) of unemployment may cause, if you recognize the many unmet public sector needs we have, you would doubtless advocate more fiscal stimulus. In an equation: Good Person = Advocate of More Fiscal Stimulus. Read More!

UNDERSTANDING THE NATIONAL DEBT


visualizingeconomics.com'a bakarken gördüm, onlarda Chicago Tribute'den almışlar. Bence oldukça güzel bir grafik, bu tarz grafikler uzun uzun cumleler kurmaya gerek kalmadan, kısaca ozetliyor birçok şeyi...

Read More!

Economics made fun in the face of the economic crisis yada gülün işte :)

Emrah Aydınonat, siyasal bilgiler fakültesi iktisat bölümündeki kaliteli hocalardan biri. Kendisi y.ici ve y.disinda yayınlanmış birçok nitelikli yayına sahip ve benim de takip ettiğim guzel bir blogu var. hatırlarsanız daha önce blogu aracılıgıyla bir konferansa katılmıs ve izlenimlerimi "Lucas, Prescott, Küresel Kriz ve Türkiye " başlıklı bir yazıyla sizlerle paylaşmıştım. Şimdi de blogunda organizatorlugunde bulundugu (bunun dısında iki konferans daha var organizasyonunda bulundugu) "Sempozyum: Economics made fun in the face of the economic crisis" güzel bir sempozyumun tanıtımını yapmış, ben de burdan paylaşıyım istedim. gelelim sonuca. 1) Toplum olarak negatif, olumsuz şeyleri hemen görüp dile getirirken, olumlu, güzel şeyler genelde yeterli derecede destek bulmuyor veya dile getirilmiyor. bu sadece bu ozelde degil genelde boyle. neyse biri bu. 2) iktisatçı John Taylor'ın blogundaki bir yazıyı sizlerle paylaşmak ve sempozyumun konusuna uygun olarak :) ekonomik teorilere biraz gülelim istedim.

Taylor yazısında kısaca şunu söylüyor. IMF'den yeni bir calısma yayınlandı diyor. çalışmada Global Integrated Monetary and Fiscal (GIMF) isminde kompleks ve gelişmiş bir model kulanıldı diyor. ama temelde çalışmanın vardığı sonuc aşağıdaki grafikte diyor (bu arada mümkünse çalışmayı açın, anlasanız da anlamasanız da -bu kısmı onemli değil çünkü- sayfalara bir göz gezdirin ekonomi biliminin eriştiği yüksek formülleri görün:).
Grafikteki GIMF model çizgisi bu adamların modellerine göre, kamu harcaması/ GSYİH'daki %1'lik bir artışın GSYİH'da ne kadarlık bir artışa neden olacağını gösteriyor. aslında bu adamlar benim de beklentime uygun bir sonuca varıyorlar ve diyorlarki, kamu harcaması/ GSYİH'daki %1'lik bir artış en falz GSYİH'da % 0,7'lik bir artışa neden olur sonrada bu etki söner gider. Taylorun ifadesiyle "This means that government spending crowds out other components of GDP (investment, consumption, net exports) immediately and by a large amount. "
Ok. devam. hatırlar mısınız ABD'nin şu bailout dönemlerinde bir paper yayınlanmıştı iki kişinin yayınladığı kim onlar (Christina Romer of the President’s Council of Economic Advisers and Jared Bernstein of the Vice President’s Office. ) grafikteki Romer-Bernstein çizgisi de onların teknik, kompleks çalışmalarının sonucunu veriyor.. haha komik ya..onlar da diyorki, işte %1'lik harcaman sana %1'in üstünde geri döner (yaklaşık 1.6) (bununla ilgili daha önceki yazım Mundell-Fleming Modelinin Zaferi) Taylor diyorki, ben de bu çalışmadan sonra Romer'i "We classified the Romer-Bernstein estimates as old Keynesian. "
ok. şimdi sonucu yazıp işten cıkıyım. sonuç şu, ikisi de manyak matematik, model, veri kullanan iki çalışma biri IMF tarafından biri ABD hükümeti tarfından yapılmış. ekonominin en önde gelen teorisyenleri tarafından yapılmış. SONUÇ: birbirinden tamamen farklı, ters politika sonucu iceren iki çalışma. ekonominin temel teorik sorunu hakkında hemde!!! eğlenceli bilim gercekten :)))
Read More!

Güngör Uras İktisatı Öğreniyor...

Uras'ın bugunki yazısının başlığı "Allah Kimseyi Düşürmesin (Yunanistanı Bile!)". bende zaten bu başlığı görünce TRnin büyük gazetelerinden birinde yazan değerli yazarımızın fikirlerini merak ettim, okudum.
"Düşenin dostu olmuyor. Yunanistan yerlerde sürünmeye başladı. Elinden tutup kaldıranı yok. Yunan hayranı Batılı devletlerin, Yunanistan’a hemen destek vereceklerini sanıyorduk" Ha, ha, ha devam...
"Meğer, “Para isteme benden /Bu gibi soğurum senden” ilkesi Batı’da da geçerliymiş." Süper, Uras, ata sözlerinden mükemmel bir sonuca varıyor.
olağan sonuç: Kredi bile vermiyorlar- İşte bu nedenledir ki, Başta Almanya ve Fransa olmak üzere “Yunansever” AB ülkeleri kesenin ağzını açamıyorlar. Kesenin ağzını açsalar da unutmayalım verilecek para “hibe” değil. “Kredi” olacak. IMF’den ve AB ülkelerinden “yardım paketi” olarak gelecek kredi borç stokunu daha da artıracak.- Krediyi almak ve harcamak “tatlıdır”. Ana faizini ve anaparasını ödemek “acıdır”. Dün bu yazıyı yazarken bankacılara 10 yıl vadeli ülke tahvillerinin Avrupa piyasasındaki faiz oranlarını sordum. Bana verilen bilgiye göre, dolar cinsi Türk tahvilleri yüzde 5.8 faiz oranıyla işlem görürken, euro cinsi Yunan tahvilleri bir ara yüzde 28 faizle işlem gördükten sonra yüzde 13’ten işlem görmeye başlamış. Gene dün Avrupa piyasalarında euro cinsi Alman tahvillerinin faizi yüzde 3, İspanyol tahvillerinin faizi yüzde 4.2 imiş.
evet biz Urasa, EKONOMİTURK blogunda yayınlanan şu yazıları (Erken Emeklilik ve Yunanistan Hisse ve Bonolari, Kizgin Almanlar)  öneriyoruz. Okusun da, bir aydın gibi yazı yazsın, okeyin dördüncüsü gibi değil.
Read More!

Ankara'da Otobüs Biletleri 90 kuruşa indi!!!

Ankara'da bilindiği üzere hukuksal bir karar sonrası belediyenin taşıma ucreti 90 kurusa geriledi. Millet mal bulmuş gibi seviniyor (!) şimdi gelin bir pencere açalım ve bir iktisatçı olarak sizi rdynk'nın bakış acısına götürym.

birincisi, ben burda dolmus, taksi, ozel halk analizi yapmıycam onu belirtiyim.
ikincisi evet doğru millet mal bulmuştur (bu millet içinde bende varım), bu hizmet kullanan herkesin satınalma gücü artmıştır.
ucuncusu, TR bir iktisatcı icin bulunmaz bir yerdir, acık deney alanı olan başka dunyada cok az yer var :)
dorduncusu, ve en önemlisi şu;

bakın ey halkım (siyasetci gibi hitap ettim vay be),

eger kamu sacma sapan harcamalar yapmazsa,
popülist harcamalara kacmazsa,
kriz geldi ayagına sizin vergilerinizi, daha da yetmezmiş gibi cocuklarınızın daha ödemedikleri vergileri ona buna (verimsiz alanlara) harcamazsa,
Ankara'da bugun mucize gibi gelen 90 kurusluk ulaşım,
aslında bir ekonomik realite olur,
sadece Ankara'da degil,
tum Turkiye'de gecerli olur ve satınalma gucunde artıs yaratır,
ve siz, devlet babayı yanınıza cagırmadıgınız icin,
90 kurusa ulaşımınızı saglar,
geri kalan para ile yine sizin istediginiz seyleri tuketirsiniz,
ne onun bunun dagıttıgı doneri,
ne sekeri,
ne de bilmem neyi yemek zorunda kalmazsınız,
birey olarak isteginize uygun hareket eder,
kendiniz icin en mutlu olabileceginiz dunyayı kurmaya calısırsınız!
liberalizm dediğimiz şey de özünde budur işte.
Read More!

Mundell-Fleming Modelinin Zaferi

Mankiw blogunda Ethan Ilzetzki, Enrique G. Mendoza, and Carlos A. Vegh tarafından yapılan bir calısmanın maliye politikasının esnek ve sabit döviz kuru sistemlerinde Mundell-Fleming modelinin belirttiği şekilde tepki verdiğini belirtmiş. Bizde buna biraz bakalım dedik.


yazarlar VOX'da yayınladıkları "How Big are Fiscal Multipliers? New Evidence from New Data" isimli calısmalrında anlaşıldığı üzere maliye politikasının yarttığı çarpan etkisi üzerine odaklanmışlar. bu hocalarımız diyorlarki Barro daha yeni wsj'deki yazısında dediki barış zamanlarında mali çarpanların etkisi neredeyse sıfırdır (bu calismasının başlığı da "government spending is no free lunch" dı zaten.) Obamanın ekonomik danışmanlar konseyindeki iktisatçı Christina Romer ise mali çarpanının etkisini 1.6 olarak açıklamıştı. (yani devlet 1 liralık harcama yaparsa bunun ekonomide 1.6 liralık bir gelir doguracagını soyluyor). her neyse devam edelim. yazarlar diyorlarki bu durum bizi işkillendirdi, bizde dedikki kardeşim şu tartışmaya bir de biz bakalım. Tum dunya ve ABD bu derece "fiscal stimulus" lar yaparken bunun etkisi ne olaki? oncelikle diyorlarki bizim data yeni,yani 1960-2007 ceyrek donemlik 45 ülkeyi kapsıyor. sonra ulaştıkları sonucları acıklıyorlar.
Mali Çarpanın Etkisi
*Gelir Gurubuna göre - Yüksek Gelirli Ülkeler - Gelişmekte olan ülkeler

yukarıdaki şekilde üstteki yüksek gelir grubundaki alttaki ise gelişmekte olan ülkelerde hükümet harcamasından kaynaklanan %1lik bir şokun etki-tepki grafiğini gösteriyor. burda etkiyi %1'lik artışla kamu harcaması yapıyor, tepki ise üretimden geliyor. Ne diyor grafik, yüksek gelirli ülkelerde 24 ceyrege kadar (yani 6 yıl), gelişmekte olan ülkelerde ise 10 ceyrege kadar filan (2.5) yıl harcamalar üretimi artırıyor. peki bu yüzde 1'lik artış toplamda üretimde ne kadarlı bir artışa neden oluyor o da altta.


evet yukarıdaki grafikde bize kümülatif etkiyi gösteriyor. bu ne demek GSYİH ya oran olarak GSYİH daki kümülatif değişimin kamu harcamasındaki kümülatif değişmeye bölünmesi demek. örneğin yukarıdaki grafikte 3. ceyrekdeki bir 0.5 değeri, kamu harcaması/GSYİH %1'lik artışın, üretimde 3. ceyregin sonunda reel GSYİH'da % 0.5lik bir artış sağladığını gösteriyor. tamam peki ne görüyorz. kamu harcamasındaki GSYİH'ya göre %1'lik bir artış yüksek gelirli ülkelerde % 0.24 ilk ceyrek icin bir başlangıç etkisine (ımpact) ve uzun dönemde ise 1.04 lük bir etkiye sahip, gelişmekte olan ülkeler için ise ilk etki sadece 0.04 ve uzun dönemde ise 0.74.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

gelelim diğer önemli noktaya,
* Döviz Kuru Sistemine göre - Sabit-Esnek
işte bu da önemli bir değişken.




Sabit döviz kuru uygulayan ülkelerde ilk etki % 0.2 ve uzun dönemde ise çarpan değeri 1.5. bu durum esnek ülkelerde ise ilk etki -0.04 ve uzun dönemde ise -0.31. Bununla birlikte esnek döviz kurunda bu değerlerin güven aralıkları içinde değerlendirildiğinde hem kısa hem de uzun dönemde sıfırdan ayırt edilemediğine de dikkat etmek gerekiyor. yani özetle esnek döviz kurunda maliye politikası etkisiz demek mümkün bu durumda. neyse devam edelim. sıra;


* Açık-Kapalı Ekonomiler
bu da diğer bir değişken.

artık olayı çözdüğümüze göre detaya girmiyorum. grafikten görüyorsunuz kapalı ekonomilerde çarpan 1.6, açıklarda ise yine etkisiz. bu sonuca ulaşan yazarlar şu değerlendirmede bulunuyor:"These results are, in principle, consistent with a standard Keynesian view of the world in which the multiplier is lower in a more open economy as a larger fraction of the fiscal expansion is diverted to the rest of the world through higher imports."


evet son olarak yazarlar, bir de ABDye bakalım diyorlar. ABD icin "impact multiplier is 0.64 and the long-run cumulative multiplier is 1.19." buluyorlar.


peki bu calısma ile uygun olarak TR icin dusunelim. kamu harcaması ile yaptıgınız bir genişlemenin etkili olmasını istiyorsanız (attıgınız taşın ürküttüğünüz kurbağaya değmesini istiyorsanız); yüksek gelirli bir ülke olacan, gelişmekte olan değil; sabit döviz kuruna sahip olacan, esnek değil; kapalı bir ekonomi olacan, açık değil...

Read More!

Kara Mizah ve Uğur Gürses

Medyadaki yazarların hemen hepsi (hatta bu konuda en güvendiğim deniz gokce bile) hukumetin bir programı olmadıgını, devletin maliye poltiikası uygulamalarıyla piyasaya mudahale etmesi gerektigini defaatle soyleyip durdular. ugur gurses de bunlardan biri son yazısında kara mizah deyince bende dayanamadım, yazıyı sizin için baştan okudum. Buyrun yazıya (bold yazılar vurgulama ve parantez içleri bana ait):

Son 3-4 aylık dönemde, ABD’de 3 milyar dolar, Almanya’da 5 milyar avroluk nakit teşvikiyle desteklenen otomotivde hurda teşviki, çok başarılı oldu. Kişi sayısıyla ifade edersek; bu teşviklerden yararlanarak otomobil satın alan kişi sayısı, ABD’de 800 bin, Almanya’da 2 milyon kişiye yaklaştı. Özellikle Almanya’da otomotiv sektörü satışlarında son 10 yılın rekoruna ulaşıldı. Şimdi bu teşviklerin sonuna gelindi. Görünen o ki, özel tüketim alanında, otomotiv gibi büyük bir teşvikle hareketlenen harcamaları ve tüketimi devam ettirecek yeni bir ivme yok. Özel tüketime destek sağlayacak kredi mekanizmalarında yeni bir gelişme de yok. Gelişmiş ülkelerde yeni bir öyküye ihtiyaç var. (Ben bu sozlere guluyorum. Krizin basından beri okuyanlar bilir bu tarz tesviklerin gecici etkisi oldugunu hatta belirsizliği uzatarak hastalık suresini uzattıgını soyluyoruz. ana meselenin finans piyasasının yeniden yapılandırılması oldugunu ve bunun eskiyi koruyarak degil, sistemi bastan kurarak olabileceğini soyluyoruz! taşıma suyla degirmen donmez...)

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran NedirAltın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Ekim 2008’de tavana ulaşan küresel mali krizin birinci yılına yaklaşırken; para politikalarında faiz indirimlerinin sonuna gelindi. Gelişmiş merkez bankalarının elinde sadece miktarsal genişleme yaratabilecek olanaklar kaldı. Yani merkez bankalarının, piyasalardan tahvil satın alarak piyasaya para sürmesi olanağı var. (para politikasının sınırlarında geziliyor, ok bunu anladık)

Ancak Ekim 2008 darbesini yiyen finansal kesim, kredi kullandırmakta pek istekli değil. (Cunku kazanacakları şeyin kagıt para mı yoksa adam gibi reel satın alma gucu olan bisey mi olacagını bilmiyorlar, oyunun kuralları acık degil)

Aslında Ekim 2008 ve devamını getiren temel sorun; ne finansal kesimde iyileştirici yapısal bir ‘restorasyon’ yapılmış durumda, ne de finansal kesimin birbirine olan güvensizliği sorunu çözüme ulaşmış durumda. Ekim 2008’den bu yana, finansal kuruluşlar daha bir ‘kamu şemsiyesi’ altına alınmış durumdalar. İster sermaye konulmuş olsun, ister mevduat güvencesi artırımı ile olsun, isterse fiyatlanamaz hale gelen bilanço varlıklarının değerlemesinde gösterilen kolaylıklarla olsun. Ama finansal varlıkların borsa değerlerini olabildiğince yukarı taşımaktan öteye gitmiyor, sorunları çözmeye yetmiyor bu destekler. Sadece ayakta kalmaya yarayan kararlardı bunlar. Ekim 2008 koşullarına uygun doğrulardı da aynı zamanda. Ancak orta vadeli olarak bu kararlar yetmiyor. Hem finansal kesimin iyileştirilmesi açısından, hem de hane halkının güveni ve reel kesimin toparlanması açısından. Faiz indirimlerinin ile merkez bankalarının sert parasal genişleme adımları ve hâttâ kararlı politika duruşlarının etkisiyle finansal varlık fiyatları yüzde 50’lere varan artışlar gösterdi. (Evet ne guzel agzındaki bakla bu, temel sorun sadece ertelendi)

Son 3-4 aylık dönem, kriz psikolojisinin kırılması açısından önemli bir kazanım oldu. Buna eşlik eden destekleyici unsur, finansal varlık fiyatlarındaki artıştı. Finansal varlık fiyatlarının artışı neredeyse ‘kriz bitti mi?’ sorularını sorduracak derecede yanılsama yarattı. ABD ve AB’deki konut fiyatlarındaki gelişim, reel kesimdeki talep ve bekleyişlerin pek de iyi olmadığı hakkında fikir vermektedir.

Ancak devamlı ileriye bakıyorsanız, küresel ekonomilerde özellikle gelişmiş ülkeler kaynaklı yeni bir öykünün olmadığını görmek o kadar da zor değil. Ekim 2008’in birinci yıldönümüne yaklaşırken, tekrar ABD ve AB’deki finansal kesimdeki zayıflıkların ön plana çıkıyor olması rahatsız edicidir. İspanya’daki bankacılık kesiminin ne kadar zarar sakladığının tartışması çoktan başlamıştır. (dogru sorunda bu zaten, bunye hala iyileşebilmiş değil, oykuyu devlet degil girişimci yazar, girişimci ise oncelikle hukuk ister)


Böyle yeni bir sürece girilirken, ülkemizde ne ciddiye alınabilecek bir programın ne de referans olabilecek bir bütçenin olmaması, ‘çalışmaların hâlâ sürüyor olması’ kara mizah sınırını aşmaktadır artık! (Waw işte bu süper, ne guzel acıkladın, ulkeler butcelerinin icine s.ctı, para politikasını son noktaya getirdi ama krizin 1 senesi gecmesini ragmen bir arpa boyu yol katedemediler diye. riskler hala duruyor, finans kesimi saglıklı degil, reel sektor oturmus degil, ustune enflasyon ve butce sorunları kapımızda ! eee hala diyorsunki program ve referans butce, adamlar sizin gibi mudahale mudahale diyenlerin yuzunden programda yaptı bilmem kactane pakette acıkladı, şimdi onca paketten sonra sen cıkıp diyorsun ki "referans butce" ne referansı kardeşim referansımı kalır sen basit bir aile olarak ogullarına sunu yap bunu oduycem suna su kadar destek falan filan desen tek bir ailenin butcesini referans yapamazsın, şimdi cık devlet referans butce yapsın de! zamanında uygulanan sacma tesvik ve destekler de sonradan vergi ve fiyat artışları olarak cıksın bizden. ondan sonra bizde beklentiler, istikrar falan diyelim uyarı diye yazılar yazalım falan da filan!!!!)
Read More!

Son Yazı

tamam tamam gitmeden bundan bahsetmesem olmazdı. Hazinenin borclanma limiti 5 kat artırılmıs hayırlı ugurlu olsun. haber şöyle: "Borçlanma limitini 5 kat artıran yasa yayımlandı. Küresel kriz ve yerel seçim harcamaları ile tahminlerin çok üstüne çıkması beklenen bütçe açığını finanse etmek için yapılan düzenleme bugün itibariyle resmen yürürlüğe girdi.Yılbaşında 10. 4 milyar lira olarak öngörülen bütçe açığı, daha sonra küresel krizin etkisiyle 48. 3 milyar liraya revize edilmişti. Ancak ilk altı aylık bütçe gerçekleşmeleri bütçe açığının bu rakamın da çok üzerine çıkacağını gösteriyor. Bütçe açığının bu kadar artmasında küresel kriz kadar akp hükümetinin yaptığı yerel seçim harcamaları da etkili oldu. Bu nedenle borçlanma ihtiyacının da büyük oranda artması bekleniyor. Hükümet yıl başında 13. 5 milyar lira olarak öngördüğü borçlanma limitini 5 kat artırarak 74. 8 milyar liraya çıkardı."

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir
borc yigidin kamcısıdır! ekonomik buyumede at! Kamcı yigide iniyor, at ise yanda duruyor.
Read More!

2001 Krizi ve 2009 Krizi

2001 krizinden sonra aklıma bir şey takılmıştı, ya bu ülkede hic adam gibi iktisatçı, yazar çizer yokmuydu ki Turkiye kendini intihar ederken bir “Dur Ey Yolcu!” dememişlerdi. Şimdi ben bir blogta yazıyorum ve sanırım bir okuyucu kitlemiz de var o yuzden ben ustume duseni yapiyim.

Millet yıkılıyo, buyume hızımız 2.dunya savaşından beri ilk defa boyle berbat olmus, hukumet berbat adımlar atmış, kriz bizi yiyip bitirecek diye. İşte size birkac ornek: Ekonomix “2001’de bile boyle kuculmedik” demiş, Birde “Birinci Ceyrek Buyumesi: Ak Koyun Kara Koyun Belli Oldu” diye bir yazı yazmış. Akşam gazetesi, “Rekor daralma dünya basınında” demiş habere göre “Wall Street Journal, Türkiye’de ilk çeyrekte meydana gelen “rekor” küçülmenin, dikkatlerin yeniden olası bir IMF kredisine odaklanmasına yol açtığını bildirirken “İlk çeyrekteki küçülme, Türkiye’yi, krizin, en çok vurduğu Avrupa ülkeleri olan Letonya ve Estonya’nın da bulunduğu lige soktu” yorumunu yaptı”. Radikal’den Uğur Gürses “İlk çeyrek için açıklanan rekor ekonomik küçülme verilerinden sonra, sorulması gereken bir soru var. O da, küresel kriz ortamında OECD içinde yer alan 30 ülke içinde neden en çok etkilenen ülkenin Türkiye olduğudur” demiş. Ayrıca diğer bir yazısının başlığı şöyle,“OECD'de 29 ülkeyi teğet geçti: Kriz artık bizim krizimiz”. Deniz Gökçe ise şöyle diyor: “Türkiye iç talebin de inanılmaz boyutta çöktüğü bir durumda: Krizi biz çıkartmadık, ama krizden payımıza düşeni biz kendimiz büyüttük... Kamu birşey yapmıyor dendiği dönemde bile kamu, tüketimini ve yatırımını artırmış. Ama payı küçük olduğu için katkısı da büyük olamıyor. Çöküş özel tüketim ve özel yatırımda.” Şükrü Kızılot, “Dünyada, krizden etkilendiği halde “etkilenmedik, bizi teğet geçecek” diyen tek ülke olan Türkiye’de ise, ekonomi savaş yıllarına döndü ve yüzde 13.8 küçülme ile rekor kırdı. Türkiye bu performansıyla, G-20 ve OECD ülkeleri arasında da liderliğe oturdu” demiş sonrada “Görüldüğü gibi, kriz büyümede teğet geçmiş ama diğer ülkeleri teğet geçmiş, bizi de delip geçmiş ve ekonomide 1945’den bu yana görülmemiş bir küçülmeyi yaşatmış!” demiş. Erdal Sağlam, “Yaşanan bu keskin daralmada yönetim hatası olduğu, gerekli kararların zamanında alınmamasının etkisinin büyük olduğu açık. İlk çeyrek itibariyle en fazla olumsuz etkilenen ülkelerin arasında Türkiye’nin başı çekmesi zaten bu yönetim hatasını çok somut biçimde ortaya koyuyor”. Güngör Uras, “Kriz bizi neden çok, hem de pek çok sarstı?”, “Ayşe Hanım Teyzem, ‘Neden ve nasıl küçüldük?’ diye soruyor” başlıklı yazılar yazmış. Bunlar böyle gider bir suru yazı.

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

Şimdi ben niye buna takılıyorum. Bazı kucuk beyinliler benim bu konuda bu yazıyı yazmamı akp taraftarlığına verebilirler ama bilenler bilir benim oyle bir derdim yok. Benim derdim su kamuoyu icte ve dısta Trnin bu kadar etkilendiğini pompaladıkca, son donemdeki mali disiplindeki bozulmayla birleşen bu durum, tekrardan faizlerin arttığı, IMF’le bir anlaşmanın sivil toplum kuruluşları tarafından dayatıldığı (imzalanıp imzalanmaması değil mesele burda dayatılması) ve yeni kamu harcamalarının pompalandığı bir duruma yol acabilir! Bu da daha genc olan benim gibilerin geleceğine set koyabilir! İşte derdim bu.
tartışmaya geçmeden önce tekrar ve tekrar belirtiyim bir noktayı. cunku bu anlaşılmıyor Ekonomix bile yazısında, "Hatta akli basinda doktora ogrencisi yazarimiz rdynk bile" deyip cumlenin sonunu (benim kirişimi hic gormeksizin) "Simdi soruyorum? Kriz teget mi gecmistir? Kim daha fazla etkilenmistir: Amerika mi Turkiye mi?" gibi bir basitlikle bitirebiliyor. Neyse kirişi bilen biliyor zaten bilmeyen de yazıya baksın. biz yazımıza dönelim.

1. % 13.8 Küçülme Meselesi


profilimde belirttiğim gibi, "sayının taşıdığı bilginin anlamını dikkate almayan istatistiği" sevmiyorum. Bu % 13.8 meselesi de boyle bir durum ve bu rakama sadece işte gecen yılın 1.ceyregine göre %13.8 daraldı ekonomi, biz dunyadaki en cok etkilenen ulkeyiz, politikalarımız cok kotu, IMFle de hemen anlaşma imzalamalıyız, yandık bittik deyip sonrada hane halkı harcama yapmiyor demek salaklığın önde gideni. Bu oran, kotu bir ekonomik daralmayı gösteriyor ama buz dağının bir de altı var.



Bakın yukarıdaki grafik, 1998Q1-2009Q1 için çeyrek dönemlik reel GSYİH'nın ince çizgi ham serisinin logaritmik halini, kırmızı cizgi eğilimi daha iyi görmek için 4 dönemlik hareketli ortalamayı gösteriyor. oval yuvarlak 2001 kriz dönemini, iki kısa ok küresel krizdeki 2008Q4 ve 2009Q1 reel GSYİHsını gösteriyor. Turkiye 1998-2002 döneminde ortalama olarak nerdeyse uretimde hic adam akıllı bir artış gösterememiş, 2 salak kriz yaşamış bir adım ileri bir adım geri gitmiş. 2002 yılı ile birlikte krizden cıkmaya başlamışız, 2003-4-5-6-7'de de guzel buyume oranlarına sahip olmusuz. yani ne demek istiyorum biliyormusunuz iki dönemin trendleri farklı bir kere. Uzun dönemli önemli kazanımların ardından TR dunyayla paralel bir gerileme döneminde, ulkeyi 1998-2001 döneminin altyapısına cekmeyin, (bazı yazarlar sabit kurlu ulkelerin krizden az etkilendiği gibi akla zarar yorumlar yapmaya başladı bile, kamu disiplinini biliyorsunuz zaten) bu ciddi bir dış şok ve geçicek! biraz sabır sadece.

Şimdi biraz daha % 13.8 olayına eğilelim. yukarıdaki grafik sadece 1.ceyrek reel GSYİH değerlerinin logaritmik olarak cizilmiş hali. boylece karsılastırmayı mevsimsel etkileri dıslayarak daha acık yapabileceğiz. (i) trenddeki farklılaşma burada da acıkca goruluyor. (ii) TR % 13.8'lik azalma ile birlikte 2006'nın ilk ceyrek uretimine geri dönmüştür. (iii) hatırlarsanız 2008'in ilk ceyregi % 7'nin ustunde bir buyumeye sahipti. yani ciddi bir baz etkisi söz konusu bu % 13.8'de.
sonuc: % 13.8 ciddi bir kuculme oranıdır dogru, ama dediğim gibi uretimin altyapısı farklıdır buradan gidipte 2.dunya savasından bu yana en kötü oran, ekonomimiz bitti demenin bir anlamı yoktur. aklı selim, geleceğimizi tehlikeye atmayan bir dusunce tarzı oturtmak cok daha onemlidir. yoksa merdivendeki cıkısları gormeyip, sadece inişe odaklanırsak bu olmaz.

2. Krizden ABD mi TR mi Daha çok Etkilendi?
Daha öncede bu konuyu incelemiştik. En son 4.ceyrek buyume oranlarının ardından standart normal dağılıma (s.n.d.) uydurulmuş büyüme verilerinden hareket ederek yazımızda ABD kaynaklı krizden % 67'lik bir derece ile etkilendiğimizi belirtmiştik. şimdi de 2009'un 1.ceyrek buyume rakamlarını ekleyerek bakalım.

yukarıdaki grafik her iki ülkenin gecen yılın aynı donemine gore hesaplanmış 1990Q1-2009Q1 büyüme oranlarını veriyor. Kırmızı renkteki TR, mavi renkteki USA, Turkiye ekonomisinin 2009Q1 deki %13.8 lik kuculmesi ile birlikte grafikte aşağılara yelken açtığımız da goruluyor. aşağıdaki grafik ise (detayları daha önceki yazılarımızda var) s.n.d'a uydurulmuş mean=0 standart sapma=1 olan buyume serileri goruluyor.

merak edenler kriz ve daralma dönemlerindeki abd ve tr nin gidişatına bakabilirler. biz konumuza dönelim, standartlaştırılmış büyüme rakamlarında hala USA bizden bir nebze kotu durumda! şöyleki 2009Q1 NTR (normal dağılım:N): -3,10 NUSA: -3,34. Diğer bir deyişle bu şu demek 2009 Q1 de eğer TR % -15,19 küçülseydi ABD ile aynı oranda küçülmüş olacaktık. peki etkilenme derecemiz ne oldu 2009Q1'de % 90.59! yani 2008Q4'de etkilenme derecemiz % 67 iken 2009Q1'de bu oran % 90,59'a çıkmış. peki bu bize ne der : Türkiye ekonomisi, 2008in son ceyreginde % 67 derecesinde etkilenirken, 2009un ilk ceyreginde yaklaşık % 91'lik bir etkilenme derecesine sahiptir. yani Krizden etkilenme derecemiz artmış. asıl mesele bundan sonraki cıkısımızı iyi yapabilmek, milletin dediği gibi krizden 6-7 kat daha fazla etkilenmedik, daha önceki belirttiğim nedenlerden ötürü etkilenmemiz gerektiği kadar etkilendik.
Ayrıca standartlaştırılmış büyüme rakamlarına bakıldığında, ABD ekonomisinin 2006Q3'den itibaren TR ekonomisinin ise 2007Q2'den itibaren güç kaybettiğini, yani ortalamanın altında büyümeye geçtiğini görüyoruz.
birde İktisadi Dinamikler Derneginin duzenlediği konferansta Erdem Bascının sunumundan bir grafik, istihdamdaki yüzde değişmeyi gösteriyor. bu ne diyor mart 2008'den mart 2009'a gelindiğinde ABD'de her 100 çalışandan 3,6'sı işsiz kalırken Tr'de 1,2 kişi işsiz kalmış. (katıldığım bu konferanstaki izlenimlerimi ayrı bir yazıda belirteceğim).
son not: ABD yukarıda gördüğümüz büyüme rakamlarına gelecekteki ekonomisini tehlikeye atarak ulaştı! yani ABD'nin fütürsuz para politikası ve butce acigi ile borc gostergeleri bizden cok daha kotu. Bu durum su anda bir basari olarak görülse bile, ilerdeki istikrarsız ve enflasyonlu dönem problemi cok gecmeden büyüme önünde ciddi bir engel olarak cıkmaya baslayacak.
Read More!

Yavaşladık, lütfen para harcayın!

Hukumet medyanın, iş adamlarının şunun bunun gazına gelip kurtarıcı kimliğini gururla eline aldığından ve Taraf yazarı Süleyman Yaşar "liberalizm ezberinden" bahsettiğinden beri bir suredir şu kamu harcaması olayına (i) (ii) (iii) takmış durumdayım kafayı! Aşağıdaki yazıyı, eski blogumda 9 Mart 2008 tarihinde yazmışım, ilk yazılarımdan da biriymiş. Yani daha Dunyada Kuresel Kriz falan yokken sadece ABD lilerin yavaslama korkusu varken ki döneme ait, buyrun okuyalım:


"Haber sabah'tan, Piyasalardaki panik havasını önlemek için dün halka seslenen Bush, "İşinizi kaybetmek acı veriyor ve ABD halkı biliyorum ki ekonomi hakkında çok endişeli. Ben de öyleyim. Zor zamanlar geçiren ABD ekonomisindeki yavaşlama bir gerçek" dedi. Bush, ekonomideki problemi erken teşhis ederek gerekli önlemleri aldıklarını ve bu kapsamda 152 milyar dolarlık acil önlem paketini hayata geçirdiklerini kaydederek, "Bu önlem paketi ile sorunları aşmayı planlıyoruz. Paket çerçevesinde vereceğimiz paralar elinize geçer geçmez harcamaya başlayın. Tüketici harcamaları yükselecek ve bu durum istihdama da olumlu yansıyacak" diye konuşmuş. Tipik bir Keynesyen bakış, krize Keynesyen mudahale...belki 1929 büyük bunalımı gibi bir donem icin bu cozum gecerli olabilir ama bugunki ABD'de ekonomik daralma donemine harcamaları artırarak mudahale etmenin bu kadar gecerli oldugunu sanmıyordum dogrusu...

Komünizm nedir    iktisat Nedir  Devlet Üniversiteleri  Eğitim Nedir  Dejavu Nedir  Bilgi Nedir  Wifi Nedir    Teknoloji Nedir

Soyle dusunelim, bu ekonomik daralma donemleri belki de hasta olan ekonominizin zararlı unsurları kusarak, gelecege daha saglikli devam edebilmesini saglayan bir donem. siz ne yapiyorsunuz zararli unsurları kusmasi gereken bunyeye "yok olur mu hic, kusma" diyorsunuz!! ustelik bir de 152 milyar dolarlık yemek yediriyorsunz! belki hastalıgi kısmen geciriyorsunuz ama kustuktan sonra dinc olabilecek bir ekonomiyi de uzun sure sisko olarak dolasmaya mahkum ediyorsunuz!!"
Başka söze ne hacet! Diyeceğimizi demişiz zaten...
Read More!

The biggest bill in history

Economist dergisi yukarıdaki başlığı atmış. Küresel Krizden cıkış göstergelerinin yogunlaştığı şu günlerde, ufukta yeni ve ciddi bir sorunun belirdiğini belirtiyor: "massive public debt". Dünyanın II. dünya savaşından bu yana bu kadar hızlı ve buyuk çaplı bir borçlanma dalgası yaşamadığını belirten dergi, bu seferki borç dalgalanmasını diğerinden ayıran önemli bir noktanın bulunduğunu belirtiyor: "demographic bill". yani dunya yaşlanıyor ve sağlık ve emeklilik ödemeleri için ayrılması gerek tutarda her gecen gun artıyor.
ayrıca dergideki başka bir yazı, ülkelerin bozulan mali durumlarını eski haline getirmenin oldukça zor olduğundan bahsediyor ve IMF'in 9 temmuz tarihli bir calısmasına atıfta bulunuyor. Once burada bir cift sozum IMF'e, kardeşim siz değilmiydiniz Krizden cıkış Fiscal Policy ile diyen, hatta ben değilmiydim sacmalamayın biraz yavaş (i) (ii) diyen, ne kadar cabuk aman ne oluyoruz maliye politikasına dikkat demeye başladınız, siz bunu G-20 toplantısında 5 trilyon dolarlık paketler acıklatırken niye dusunmediniz!

Komünizm nedir    iktisat Nedir  Devlet Üniversiteleri  Eğitim Nedir  Dejavu Nedir  Bilgi Nedir  Wifi Nedir    Teknoloji Nedir

neyse yazıya geri donelim, yazı IMF'in calısmasına refere ederek, yandaki grafiği veriyor. bu grafik G-20 yi oluşturan gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin brüt kamu borcunun GSYİH'ya oranını göstermekte. IMF'in temel aldığı senaryoya göre, gelişmiş ülkeleri oluşturan 10 g-20 ülkesi 2014'de % 114 borc/GSYİH oranına ulaşıyor, krizden cıkısn beklendiğinden daha olumsuz buyume oranlarıyla gerceklestigi olumsuz sanaryoda ise (worst-case) bu oran % 150'yi bulabiliyor! bu arada gelişmekte olan ülkelerin nisbeten daha iyi bir konumda oldukları da görülüyor.

aşağıdaki iki grafik ise IMF'in calısmasından, uzun vadeli trendi ve dunyanın nasıl ciddi bir kamu borc sorunu ile karsı karsıya oldugumuzu gostermesi acısından faydalı. hemen alttaki 1. grafik, g-20 gelişmiş ülkeleri için kamu borcundaki 1980-2010 dönemindeki gelişimi gösteriyor. kamu borcu/GSYİH oranının Küresel Krizle birlikte ciddi bir artış eğilimine girdiği daha popüler ifadeyle "yoldan çıktığı" açıkca görülüyor. ikinci grafik ise, 1. grafikte bahseilen kamu borcu GSYİH oranındaki yıllık değişimi sergiliyor. her iki grafikte özellikle gelişmiş ülke ekonomilerinin çok ciddi bir kamu dengesizliği sorununun başında lduğunu ve büyük olasılıkla bu gisişatın sonuclarının da uzun donemli buyume açısından ciddi olumsuzlukları taşıyacağını gösteriyor bize.

Küresel Kriz, ABD nin gevsek para politikasının serbest piyasaları yanlış yönlendirmesi sonucu ortaya cıktı. Konunun ciddiyeti ve tum dunyayı bir ucurumdan aşağı atabileceği korkusu o kadar abartıldı ki, para politikası faizlerin sıfıra cekilmesi ve piyasaya dogrudan para enjekte etmeye varıncaya kadar son haddinde kullanıldı. bunun yetersiz olabileceği görülünce (büyüme rakamları) maliye politikası denize dusenin sarıldığı yılan görevi gördü. para politikasındaki gelişmelerin ilk sonucu, doların dunya paraları karsısında dususe gecmesi oldu, bunun ikinci etabı doların rezerv para ozelliginin tartışılması olarak kendini gösterebilir, hatta kimi oncu tartışmalar yapılmaya başlandı bile. likiditedeki artış, dolardaki dusus, g-20nin genişleyici maliye pol. acıklamaları ile birleşince borsalar tum dunyada ve bizde yukselişe gecti. Bir diğer ifadeyle dunya fedakarlığını Keynes'e guvenerek fazlasıyla yaptı, şimdi ise "ekonomik sistemin" cevabını bekliyor.

Ben su anda dunyanın "Stand By" modunda olduğunu dusunuyorum, her iki yone de evrilebilir. aşağı dogru bir ilerleyiş, bu fedakarlıkların ardından (ozellikle gelişmiş ülke ekonomileri için) tam bir felaket olur. yukarı dogru ilerleyiş ise (ki bu benim dusundugum) onunde ciddi bir ayaga kelepçe taşıyor (bkz. resim ve bu yazı). İşte ben de bu noktada diyordum ki, kriz sonrası borclanma imkanlarındaki daralma kacınılmaz gozukuyor, gecen yazıda dedigim gibi "ballı" bir ulke degiliz, sermaye acıgımız var o halde kendimizi ilerde bu sermayeye daha fazla muhtac etmeden, mikro ve yapısal reformlara odaklanarak, kriz sonrası kurulacak sisteme dikkatimizi yogunlaştırarak geçirelim, bu son pakette zaten yeterince bozulan dengeyi iyice bozacak gibi gozukuyor. Dunya ve Turkiye umarım kazın ayagının farklı oldugunu gordugunde cok gec kalmaz. saygılar.

Read More!

Türkiye, Küresel Kriz, Maliye Politikası

2001 krizi, oldugunda ben universitenin 1. sınıfında taze bir iktisat ogrencisiydim. Diğer bir deyişle ben bir kriz nesliyim... cumhuriyetin kurucularının osmanlıdan dolayı dıs borctan korkmaları gibi korkuyorum bu devlet borcundan. unutanlara hatırlatalım, 2001 krizinde en cok konusulanlar, borcların cevrilebilirliliği, hazinenin borclanabilip borclanamayacagı, devletin maasları bile odeyemeyeceği, nominal ve reel faizlerdeki artış, işsizlik, moratoryum falan feşmekan...devlet dediğimiz olgunun, ulke gururunun ise ne kadar zedelendiğini bilen biliyor.

Şimdi 2009 yılındayız. Dunya Kuresel bir Krizde, Turkiye'de bundan payına duseni aldı. Burda daha once bircok kez soyledigim gibi TR de, 2001 krizi sonrası uretimde ciddi bir artış trendi yer aldığı icin dusus oranları gecen yıla kıyasla cok yuksek gozukuyor ve olduk bittik havası oluyor. Ayrıca yine dediğim gibi bu krizde diger krizlere nisbeten tum dunya daraldığı icin, ihracat bir cıkıs kapısı olmadı.
Bu bir "Finans Krizi"dir, bir reel sektor krizi degil. TR deki şirketler (ve tum dunyada) kriz oncesi iyi karlar yazdılar, riskler konusunda da uyarıldılar. Dunyanın şiddetle konusması gereken "finansal mimari" dedikleri yapı...dunyanın bu kadar kureselleştigi bir ortamda, tum dunyayı kapsayan, ciddi duzenlemeler ihtiyacı oldugunu gorduk. diger turlu bugun ABD nin sorumsuz finansal genişlemesinin faturası yarın baska bir ulke adı altında karşımıza cıkar. ABD doları, krize karsı FED in para politikasındaki enflasyondan korkmayan, kagıt basıcı tavrından beri deger kaybediyor, ve bu gidişle de bu surecek gibi gorunuyor. ABDnin bu tavrı, euro alanında da ciddi endişeleri beraberinde getiriyor. cunku, dunya finansal altyapısını sağlamlaştırmak yerine curutuyor ve sadece mali ve parasal genişlemeyle bu krizden cıkacagını dusunuyor.

obama 600.000 kişiye iş verecekmiş, benzer bicimde bizim hukumette paketlerin en buyugunu işte benim bombam deyip acıkladı, bizde 500.000 kişiye iş verecekmişiz. şimdi gelin biraz bunu konusalım...

Taraf gazetesinden Süleyman Yaşar şöyle diyor: "Hükümet bu kritik sorunu [genc işsiz] çözmek için, açıkladığı yeni teşvik paketini bir an önce hayata geçirmeli. Kamu hizmetlerinde çalıştırılacak 120 bin kişi hemen işe başlatılmalı. Meslek edindirilecek 200 bin kişi acilen eğitime alınmalı ve ücretleri ödenmeli. Özel sektörde paralı staj gecikmeden uygulamaya konmalı." sonra da soyle devam ediyor "Bizde ise bazıları, liberalizmle ilgili ezberlediklerinden vazgeçemediklerinden, bu önlemlerin liberalizmle çatışacağı yanılgısına düştüler. Dünyanın diğer serbest piyasa ekonomisindekine benzer önlemlerle bu ülkede işsizlikle mücadele edilmesine tuhaf itirazlarda bulundular. Üstelik böyle bir kriz ortamında, bazı baskı grupları hâlâ kamu maliyesindeki dengeden söz ettiği için hükümet istihdamı arttıracak maliye politikası tedbirlerini almakta iyice tereddüt etti."

Şimdi hızlı bir şekilde bunun ustune dusunelim. Bende genctim, universiteye girdigim sene kriz oldu ve iibf bolumleri mezunlarının cogu beş para etmez duruma geriledi. sonucta krizde, finans kesiminde bir cok işsiz oluştu. ustelik devlet de batık durumdaydı. Bircok arkadasıma Krizden cıkısın ihracatla olacagını soyledigimi ve onları finans kesiminden ziyade kendilerini ihracat-ithalat uzerinde egitmeleri gerektigini, ingilizce hatta 2.bir dili iyi derecede ogrenmeleri gerektigini, secmeli dış ticaret derslerini tercih etmeleri, stajlarını bunun ustune yapmaları gerektiğini, hatta mumkunse şimdiden kendilerine uygun buldukları alanda sektörel bilgiye sahip olmaları gerektigini soylediğimi hatırlıyorum. Bu bir, yani Kriz koşullarınızı yeniden dusunmenizi, gelişim çizginizi gozden gecirmenizi saglar.

şimdi 2. once devletin 500.000 kişiye iş olayına gelelim. bunların bir kısmı zaten yapılan (yapılmaya calısılan) kurslar programlar filan, bunun dısında da anladıgım basit işlere basit adamlar alınacak ve bunlara odeme yapılacak. şimdi bakın krizle birlikte, işsizligin arttıgı dogru ve normalde ama inanın kriz oncesi amele bile bulamıyordunuz. hatta anadolunun bircok kırsakl yerinde bir işi yaptırmak icin bir gence 40-50 ytl veriyordunuz da bu işi yapmıyordu. yani soyle, piyasadaki cari ucret seviyesinde calısmak istemeyen bir cok kişi soz konusuydu. Şimdi siz insanlara benim paramla (yada baska ulkelerdeki benim gibi insanların parasıyla ) iş vererek krizden cıkmayı dusunuyorsunuz!!! Hadi ya! ucretlerin gerilemesinin onune geciyorsunuz, asalak verimsiz devlet calısanı sayısını artırıyorsunuz, sonra bunları surekli de yaparsınız olur biter! Şunu ogrenmeliyiz, ne kadar uretirsek o kadar tuketeceğiz! Zenginlik gokten zembille inmiyor. gecmis neslin (bu yazıyı okuyan 40 yas ve uzeri ozellikle) bizlerden aldıkları nedeniyle 2001 krizinde cok ciddi sıkıntı cekti genc nesil. genc nesili kurtarmak onlara, gelin size 500 ytl ye iş veriyorum demekle olmaz.

Peki Ne Yapmalı? Bir kere devlet topladığı vergileri, har vurup harman savurmasın!! tesvik falan da sacmalık! madem bu iyi bir şey tesvik deme buna devamlı boyle uygula politikanı. şimdiye kadar g.doguya veya doguya birsuru tesvik verildi ne oldu, hicbirsey. Ozur dilerim hic birsey degil, krizlere katkı! Tesvik yapmak istiyorsan, Vergileri indir olsun bitsin. Diğer bir deyişle halktan almayı kes, halkta ihtiyacına en uygun şekilde kanalize etsin parasını! izin ver ben calısmasını gerekli gordugum kişiyi, kendi paramla calıstırayım, baskasının parasıyla ve senin kararınla değil. Sen benden vergi yoluyla almayı kes, bende almayı dusundugum seyleri alıyım. Hicbir sey Turkiye'nin su krizden Kamu maliyesi guclu bir bicimde cıkması kadar rahat ettiremezdi beni. Ayrıca krizde halka en iyi mesajı guclu bir kamu maliyesiyle verebilirsiniz. sizin kasanız gucluyse elinizi benim cebime sokmazsınız, bunu bilen bende daha rahat hareket ederim.
Biz, baska ulkeler gibi enerji gelirleri olan bir ballı ulke degiliz. cin veya hindistan gibi ucuz emegimiz de yok. aslına bakarsanız aklımızı kullanmazsak ekonomik (ekonomi nedir?) anlamda gucsuz kalmaya da mecbur bir ulkeyiz! Hukumet, ulkeyi kurtarmaya calısmaktansa, vergileri dusursun, bir calısma yapsın ve desinki kardeşim vergileri 1 yıl suresince dusurdum. ve sonunda da 6 aylık bir geciş periyodu koysun. harcamalarını artırmaktan kacınsın. fiyatların dustugu ortamda, kamu maliyesinin guclu olması ile birlikte reel faizlerdeki dusus de zamanla buyumeyi destekleyecek ve kriz sonrası daha saglıklı bir buyumenin altyapısı atılacaktır.

Birde buyuk buyuk işler yapacagına kucuk kucuk işler yapsın! Bu ne demek, yatırımcının altyapısı ile ilgilensin enerji maliyetlerini nasıl dusururum diye dusunsun, mikro reformlar ustune kafa yorsun, kriz sonrası TR de devletin nasıl bir konumda olması gerektiğini tasarlasın gibi.

Kamu dengesi iyi bir şeydir syn. Yaşar, çünkü o dengeyi sapıtınca, satranc tahtasının kayması gibi oluyor ve kimse dengesini bulamıyor. Biz bunu yaşadık...
Read More!

Kriz ve Maliye Politikaları

son kriz gelene kadar, iktisat dunyasinda, maliye politikalarinin ekonominin uzun vadeli hedefleri dogrultusunda belirlenmesi ve kisa vadede ekonomiyi canlandirma amaciyla kullanilmamasi konusunda genel bir uzlasi oldugunu dusunuyordum. ama sonra kriz cikti, ne olduysa, ulkeler birer birer istikrar paketleri acikladilar. buna karsi siddetli bir tepki gormedikleri gibi, epey destek de buldular. bizde de disaridaki gelismeleri gorup bir paket de neden bizim hukumetimiz aciklamiyor diye basbakana yuklenenler oldu; halen de yukleniyorlar. basbakanimiz da, "ne paketi, paket maket yok" demeyip "kriz yok" demeyi sectigine gore, demek ki o da kesenin agzini gonlunce acamadigindan direniyor.

soz konusu canlandirici maliye politikalarinin keynesci ekonomi anlayisi icerisinde bir mantigi var. ama 1970'lerden sonra bunlar buyuk olcude gozden dusmuslerdi. onun yerine, para politikasi revactaydi. ama simdi amerika'da faizler sifira yaklasip para politikasinin etkinligi azalinca, eski fikirlere ragbet artti. gunumuzde, yeni keynesci olarak adlandirilan akim, modern iktisadi yontemlerle eski fikirleri bir olcude bagdastiriyor. yani aktivist bir maliye politikasini mesru kilacak ekonomik modeller var. bunlar kabaca soyle bir mekanizmaya dayaniyor: ucretler ve diger fiyatlar (bazi yapisal faktorler sebebiyle) ekonominin degisen kosullarina cabuk uyum saglayamiyor. bu yuzden kendi haline birakilan ekonomi dengesini bulamiyor. bu da devletin istikrar politikasi uygulamasinin yolunu aciyor. devlet, daralma doneminde harcamalari arttirip ya da vergileri azaltip, toplam talebi arttirmaya calisiyor. carpanin (multiplier) buyuklugune de bagli olarak, tuketimin yeterince artmasi ekonomik daralmayi tersine cevrilip tam istihdama yaklasilmasini sagliyor.

Kapitalizm Kapitalist nedir  Faşizm nedir?  Fraktal Nedir  Kırmızı Başlıklı Kızın Hikayesi  Çernobil Faciası

teori guzel. peki isliyor mu? ya da soyle sormak lazim, teoriyi destekleyen ampirik delil var mi? devlet vatandasin hesabina politika belirleyecekse, insan mantikli bir iktisadi tez ve bunu destekleyecek saglam deliller gormek istiyor. diyelim ki bu yapildi. ondan sonra o paketler neye gore hazirlanir; hangi vergiyi ne kadar azaltacaklarina, hangi harcamayi ne kadar arttiracaklarina, neyi tesvik edeceklerine neye gore karar verirler, onlar ayri mesele.

the american economic review'un son sayisinda ekonomik kriz ve uygulanabilecek politikalar konusunda cok sayida makale oldugu dikkatimi cekti. derginin bu sayisi, american economic association'in ocak'taki toplantisinda sunulan makaleleri topladigi ve kriz konusu da son derece guncel oldugu icin, bu cok anlasilir bir sey. tabii makalelerin cogu amerikan ekonomisi uzerine. bu makalelerin maliye politikalariyla ilgili olanlarindan, onumuzdeki donemde bunlarin revacta olup olmayacagi (en azindan, akademik dunyadan destek bulup bulmayacagi) hakkinda fikir vermesi acisindan, bazi sonuclari burada paylasmak istiyorum.

en cok ilgimi ceken stanford'dan john taylor'un makalesi oldu. (taylor kurali dersem, isim cok kisiye bir sey ifade edecektir.) taylor, son on senede amerika'da uygulanan istikrar politikalarinin etkilerini inceleyip maliye politikasinin ekonomiyi canlandiracagina dair bir delil bulunup bulunmadigini arastirmis; ve delil bulamamis. bu donemdeki en belirgin aktivist maliye politikalari, bush doneminde, 2001 ve 2008'de verilen vergi indirimleri/iadeleri. yukarida ozetledigimiz teorinin islemesi, vergi indirimi sonucu harcanabilir gelirin artmasinin tuketimi canlandirmasina bagli. oysa taylor'un ekonometrik analizi, toplam tuketimle vergi iadeleri arasinda istatistiksel olarak anlamli bir iliski olmadigini ortaya koyuyor. aslinda, 2001'de bir canlanma var. ama analiz, bunun gecici vergi indirimlerinden degil, ayni donemde yapilan vergi oranlarindaki uzun donemli kesintilerden kaynaklandigi sonucunu veriyor. bu da gecici vergi indirimleriyle kisa vadeli istikrar hedefinin kovalanmasini degil, maliye politikasinin uzun vadeli hedefler dogrultusunda belirlenmesini destekler nitelikte.

gecici ve uzun sureli vergi indirimlerinin farkli sonuclar dogurmasinin sebebi ne? bunun en cok kabul goren aciklamasi, surekli gelir hipotezidir (permanent income hypothesis). buna gore, insanlar tuketim kararlarini, sadece bugunku gelirlerine bakarak degil, gelecekte sahip olmayi bekledikleri gelirlerine de bakarak verirler. gelirlerinde sadece bugun icin bir artis oldugunda, insanlar bu artisin sadece bir bolumunu harcayip geri kalanini biriktirmeyi secerler. buna bir de rikardiyen denklik (ricardian equivalence) gorusunu katarsaniz daha guclu bir sonuc cikar. yani, insanlar bugunku vergi indirimlerinin sebep oldugu butce aciklarinin, yarin ceplerinden daha cok vergi cikmasina yol acacagini goruyorlarsa, bugun artan parayi harcamayip yarin icin biriktireceklerdir. kalici vergi indirimleri ise, insanlarin surekli gelirlerini arttiracagindan, hem bugunku hem de gelecekteki tuketimlerini arttiracaktir. ama vergiler kamu harcamalarini finanse etmek icin gerekli olduklarindan, kalici indirim ancak uzun vadede kamu harcamalarinda kesintiye gitmekle mumkun. dolayisiyla bu, kisa vadeli hedefler dogrultusunda yapilacak bir sey degil.

tabii mikro duzeyde incelenirse, vergi iadelerini harcama egiliminin toplumun farkli kesimlerinde farkli olmasi beklenir. bu da kredi piyasalarindaki puruzler gibi sebeplerle aciklanir. dergide university of michigan'dan iki iktisatcinin yaptigi boyle mikro bazli bir arastirma da var. burada 2008'deki vergi iadesinden hemen once yapilan bir anketin sonuclari kullanilmis; toplumun hangi kesimlerinin, vergi iadesini nasil degerlendirecegi incelenmis; mikro bulgular makro verilerle bagdastirilmaya calisilmis. buradaki bulgulara gore de, halkin genelinin sadece yuzde 20'si vergi iadesinin cogunu harcayacagini soylemis. geri kalanlar parayi biriktireceklerini ya da borclarini odeyeceklerini soylemisler. gelirlere gore bakildiginda, ozellikle fakirlerin parayi harcamaktan cok borc odemekte kullanacaklari bulunmus.

vergi kesintilerinde durum boyle. peki kamu harcamalarinin canlandirma amacli kullanilmasi nasil bir secenek? taylor, bu konuda da, "durun bir saniye" demis. kamu harcamalarinin ve vergi indirimlerinin ekonomiyi canlandirma amaciyla kullanilmasi ayni modellerle mesrulastiriliyor. dolayisiyla bunlarin vergi indirimleri konusunda neden cuvalladiklarini anlamadan, kamu harcamalari konusundaki tahminlerine guvenemeyiz. peki o zaman ne yapmak lazim? taylor'a gore, para politikasinin araclari tukenmedi, onlara yuklenmek lazim.

peki dergide aktivist maliye politikasini savunan makale yok mu? berkeley'den alan auerbach'in ve harvard'dan martin feldstein'in maliye politikasinin iyi dizayn edilmesi durumunda ise yarayabilecegini savunan makaleleri var. feldstein'inki, herhalde ismi yeterince agir cektiginden kabul edilmis olacak, akademik dille yazilmis bir kose yazisi gibi. auerbach'in calismasi ise ilginc bulgular ortaya koyan guzel bir analiz. iki makalede de dikkatimi ceken bir tez, uygun sekilde dizayn edilecek bir tesvik mekanizmasinin, yatirimlardaki dalgalanmalara istikrar getirip ekonomik istikrara katki saglayabilecegi. tabii, is geliyor, ekonomi politikalarinin tasarimina dayaniyor. bu da, ucu acik teorik bir arastirma konusu.

yaziyi cok uzatmamak icin, daha fazla detaya girmeyecegim. bir universite kutuphanesine erisimi olan, merakli okurlarimiz, sozunu ettigim tum bu makaleleri ve daha fazlasini the american economic review'un mayis 2009 sayisinda bulabilirler.

bitirmeden once, sunu da bir not olarak belirtmeliyim. taylor'unki dahil, bu yazida bahsini ettigim tum calismalar, yeni keynesci cercevedeler. maliye politikalarinin, gelen soklarin ertesinde ekonominin kendi kendine dengeye gelememesi sorununa care olup olamayacagina yanit ariyorlar. iktisat dunyasinda, bir de, fiyatlarin yeterince esnek oldugunu kabul edip ekonominin kolayca dengeye ulastigini savunan guclu bir akim da var, ki onlar kisa vadeli istikrar politikalarina bastan karsilar. ondan da belki bir baska zaman bahsederiz.

su yayinlari gorunce, gonul istiyor ki turkiye'de de american economic association benzeri, turk iktisatcilari biraraya getiren bir kurum olsun. bu kurum konferanslar duzenlesin, akademik ekonomi dergileri cikartsin. buralarda ulkenin onde gelen iktisatcilari, turkiye'nin iktisadi meseleleriyle ilgili calismalarini ortaya koysunlar. orijinal fikirler uretilsin. toplumun tum kesimlerinin ve politika uygulayicilarinin da beslenebilecekleri bilimsel bir tartisma ve paylasim ortami olussun. guzel olmaz miydi? Read More!

Understanding the G-20 Economic Stimulus Plans

Dünyaya soyle bir bakın, hangi ulke maliye politikasında neler yapmis. degerlendirme bizim vergi indirimlerimiz ve buyuklerimizin paket saymasından once oldugundan sanırım, TR icin none yazmislar sadece. Bu beni kesmez diyenler raporu da okuyabilirler. (raporun cok da bisey soylemedigini soyleyeyim, deeper look falan diyo ama bir ne oldu orada kardeşim yazısı).  

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir Read More!

Sevan Nisanyan: Acilim

(Sevan Nisanyan, Taraf gazetesi, 20 Nisan 2009)
“Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir” ne demektir? “İtalya Devletini kuran faşist halka İtalyan denir” ne demekse o demektir, Mussolini’nin sözüdür. Rejimin temsil ettiği siyasi değerlere bağlıysan öptük seni diyor: ister Kürt ol, ister Tirol Almanı yahut Sicilya Arabı, farketmez. Zorbalığı artık kimlik üzerinden yapmayacağız, itaat üzerinden yapacağız. Kalk Yirmiüçnisan şiiri söyle, seni affedelim.

yazinin tamami

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir Read More!

Bizim küfürbaz Engin Ardic...

"Bu arkadaşlar, hele hele birisi, borsayı, “vatan millet uğruna ilk feda edilebilecek gereksiz kurumlardan biri” olarak algılıyorlar. Hani resmi dairelerin “yangında ilk kurtarılacak evrak” dolaplarının tersi gibi bir şey...

Enflasyon üç aylık dönemde ilk kez “eksi veriyor”, ihracata dayalı büyüme gerçekleşti, dolar yerlerde sürünüyor, paramız bayağı önemli bir para oldu, borsa (Borsa Yorumları) tavan yaptı, yabancı sermaye kalktı geliyor, onlar hâlâ felaket bekliyorlar, memleket batsa da şu iktidardan kurtulsak...

Ot yeriz, zarar yok, yeter ki “first lady” tayyör-etek giysin, Afet İnan gibi.

Elbette işsizlik de tavan yapmıştır, elbette gelir dağılımı son derece adaletsizdir, “sizinki” gelse de bunları nasıl çözecek görsek."

Yazının tamamı için burdan buyurun. Read More!