Ekonomistler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekonomistler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekonomistler ve Gelecek

Merhabalar bu yazımızda ekonomik yaşamın belirsizliğini ve iktisatçıların yapabileceklerinin tartışacağız. 2008 krizinde en fazla itibarını kaybedenler iktisatçılar oldu. 1929 resesyonu ve ardından 2. dünya savaşından sonra yaşanan dönem iktisatçıların altın çağı olarak tanımlanmaktadır. Gerçekten de uygulanan keynesyen politikaların başarısı göz ardı edilemez. İktisatçıların bu başarısı ise 2008 krizine kadar sürdü.



2008 krizinde ne oldu? 2008 krizinden önce dünyadaki finansal işlemlerin değeri sizce nedir? Bir tahmin yürütün. Şimdi hazır olun tam

olarak 817 trilyon $ Peki bu işleme konu olan varlıkların değeri ne kadardı? Onların değeri ise 56 trilyon $. Gördüğünüz gibi buradaki kaldıraçlı işlemler ile bir zaman sonra mortgage krizi ortaya çıktı. Gelişmiş ülkeler ortalama %4,5-5 oranında küçülürken gelişmekte olan ülkeler ise ortalama %0,1 civarında küçülme gösterdi. Peki iktisatçılar bu tablonun neresindedir?


İktisadi yaşam bir tiyatro alanı gibidir. Tiyatro sahnesinde oyuncular bir senaryoya bağlı kalmaksızın spontane bir şekilde hareket eder, oyununu oynar. İktisatçılar ise bu tiyatronun en ön sahnesinde oturup oynanmış spontane oyunun senaryosunu sonradan yazan kişilerdir. Kimin ne yaptığını bunun ne sonuçları olduğunu belirleyip üstüne teoriler geliştirirler. Bu oyunda kimin ne yapacağı önceden kestirilemez. Örnek vermek gerekirse bu oyundaki aksaklıkları kriz olarak nitelersek iktisatçılar birinci nesil kriz modelini geliştirmiştir. Sonradan oluşan krizleri bu çerçevede açıklayamayınca ikinci ve ardından üçüncü nesil kriz modelleri devreye girmiştir. Bu tiyatro sahnesinde herhangi bir anda herhangi bir kişi tüm oyuncuları silahla tarayabilir, gerçek anlamda ise yani savaş çıkabilir. Bunu kimse önceden kestiremez. Bu bağlamda iktisatçılar kahin değildir. Eğer iktisatçılar krizi önceden görebiliyor olsalardı kriz denen bir şey zaten olmazdı. Bir tarihçiyi tarihi değiştiremiyor diye kızmakla iktsatçılara krizi öngöremiyor diye kızmak birbirinden pek de farklı değildir
Read More!

Radikal'in Yeni Ekonomi Yazarlari

Bugun Radikal'de Guven Sak ve Seyfettin Gursel'i gordum. Guven Sak bir sene once "depresyon laflari" ediyordu. Biz de Guven Sak'in bu depresyon laflarini Ekonomi Turk kitabina tasiyip kendisinin gerceklerden ne kadar uzak oldugunu vurgulamistik. Turkiye ekonomisinin son bir yilda %10'un uzerinde buyumus olmasi bizi iyice hakli cikariyor. Buyume bildiginiz gibi Guven Sak'in depresyon laflari ettigi donemde cok kuvvetli bir sekilde gerceklesiyordu. Bu konuyla alakali buyume oranlari baslikli yazimizi da okuyabilirsiniz.

Seyfettin Gursel ise Betam'da yaptigi arastirmalari kosesine tasiyor. Normalde matah bir sey degildir ama Turkiye standartlarinin cok uzerinde bir davranis oldugu icin takip edilmesi gereken ekonomistler arasinda degerlendiririm Seyfettin Gursel'i. Seyfettin Gursel'den daha iyi analiz yapan diger bir ekonomist de Orhan Karaca'dir. Ondan da coktandir blogunda ses cikmiyor. Madem Radikal ekonomi yazari transfer ediyor, Orhan Karaca'yi ve beni transfer etseydi ya!

Reklam: Bu yazinin sponsoru insider trading sitesi Insider Monkey'dir.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
Insider Trading in Netherlands
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b Read More!

İbni Haldun, Laffer Eğrisi ve Modern ekonomi

İbn-i Haldun, Laffer Eğrisi ve Modern ekonomi

Ibni haldun batida en cok saygin goren islam bilginlerinden biridir. Islam uzerine egitiminin yanisira matematik,mantik ve felsefe egitimi almis.
Bilimin bir cok dali uzerine matematik,hukuk,biyoloji,
tarih,sosyoloji,ekonomi uzerine eserleri olmusdur.ozellikle sosyal catisma uzerine teorisi ve Mukaddime adli eseri meshurdur.
Read More!

Ekonomi Yazarları

Türkiyenin en iyi ekonomi yazarları kimlerdir şeklinde bir anket yapmak istiyorum, böylece ekonomi yazarlarını yeni yeni takip etmeye başlayanlar iyi yazarların kim olduğunu öğrenebilsin. Listeye kendi uygun gördüğüm bir kaç kişi dışında en az iki okuyucu tarafından önerilmiş yazarları da eklemeyi düşünüyorum.

Finansal piyasalar üzerine yorum yapan kişileri de önerebilirsiniz. Bu konuda burada daha önce bir anket yapılmadı galiba, piyasaya yeni yazarlar da çıkmıştır.

En iyi ekonomi yazarları kimlerdir? Adaylarınızı bildirin, oylamaya gelecek hafta başlarız.

Konu ile alakali yazilar:
Türkiye’nin En Saf Ekonomi Yazarları: Meliha Okur ve Jale Özgentürk
Jale Özgentürk ve Mogollar
Nominal Ne Demektir Read More!

Borç Senedi Nedir?

Sevdiğim iktisatçılar arasında yer alan Robert Shiller devletin borçlanması konusunda ilginç bir fikri gündeme getirmiş. Devlet normalde sadece tahvil ve bono satarak borçlanır, şirketler ise finansmanlarını sağlamak için bunlara ek olarak hisse senedi satarlar demiş. Devlet de şirketler gibi “borç senedi” veya “GSYH hisse senedi” diye adlandırabileceğimiz bir yöntemi kullanarak kaynak yaratabilirler şeklinde bir öneri getirmiş. Her bir senet her sene GSYH’nın trilyonda biri miktarda “kar payı” dağıtacak şekilde oluşturulacak ve bu yıl dağıtacağı miktarın belki de 100 katına satılarak bütçe açıklarının finansmanı alternatif bir yöntemle sağlanmış olacaktır diyor. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller Read More!

Samuelson'un ardından

“I don’t care who writes a nation’s laws — or crafts its advanced treatises — if I can write its economics textbooks” Mr. Samuelson

En unlu ekonomistler arasinda yer alan Samuelson aramizdan ayrildi.

Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici Read More!

Business Cycles and Equilibrium

Ünlü iktisatçı Fischer Black'in kitabının önsözünden. (Önsözün hepsini okumak isteyen google book'dan bakabilir.)

Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici

"Since the late 1960's I have been working on theories that depend on the idea that economic and financial markets in continual equilibrium. Equilibrium means there are no opportunities to make abnormal profits; more generally, it means that there are no easy ways for people to shift positions in a way that makes everyone better off.
...
More recently I have come to believe that speculative prices contain "noise" introduced bye those who trade on mistaken beliefs. ... I think this will change the character of business cycles to some degree, perhaps making the fluctuations larger than they might otherwise be. But I don't think it creates an opportunity for the government to improve welfare in some sense.
...
If my views are correct, there is very little the government should do to influence the economy. Monetary and exchange rate policies accomplish almost nothing and fiscal policies are unimportant in causing or changing business cycles."
Read More!

Ekonomistler Kahin Degildir

Ekonomistler veya iktisatçılar bu krizi neden goremedi seklinde sorularla sadece biz degil herkes ugrasiyor bugunlerde. Su testisi su yolunda kirildi ya, simdi herkes testiyi tasiyan cocugu pataklamakla mesgul. Biz bu tartismada karsi tarafi alacagiz. Elestirilere cevap verelim bakalim:

1. Ekonomistler krizi goremedi: Yok boyle birsey kardesim, adamlar kahin mi ki krizi gorebilsinler. Bu isler oyle onceden kabak gibi gorulen seyler degil ki. Oyle birsey olsaydi butun ekonomistler finansal piyasalarda her seyi onceden gorebildikleri icin costurur, milyarder olurdu. Her seyin bir olma olasiligi var, olma olasiligi dusuk olan bir olayi da ancak piyango oynamaya merakli Roubini gibi ya da sirf George Bush'a muhalefet olsun diye kriz gelecek diyen asiri-politik Krugman, Stiglitz gibi herifler sanki olmasi muhtemel bir olaymis gibi ortaya atarlar. Kriz olma olasiligi o gun icin cok dusuktu. S&P500 endeksinin krizden hemen once 1570 seviyesine yukselmesi size ne soyluyor? Kaldi ki ben krizden once normalde portfoyumde %70 civarinda olan hisse agirligimi %10'larin altina cekmis, blogda yaptigim islemleri anlatmis ve Aralik 2007 tarihinde kriz gelecek diyen birisi olarak yaziyorum bu satirlari. Yok hic bir seyin garantisi, her sey bir olasilik. Kriz gelecek diyen uc bes kisinin hangisi finansal piyasalara parasini koyup da zengin olmus Allah askina? Ekonomistler krizi gorebilseydi zaten kriz olmazdi. Bu cumleyi anlayabiliyorsaniz ne dedigimi de anlarsiniz.

Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir    Borsa Yorumları    Petrol Fiyatları    Bilgisayar Nedir

2. Ekonomistler kullandiklari modellerde "insan faktorunu" gozardi ediyorlardi: Model demek gercek hayatin basitlestirilmis sekli demektir. Insan faktorunu tam anlamiyla dikkate alan bir model, model olmaz gercek hayatin kendisi olur. Boyle bir model de yok. Zaten boyle bir sey kurulabilseydi, simdiye kadar kurulurdu. Ekonomistler bir kosede oturup da "yahu elimizdeki modeller iyi, daha iyisini yapabiliriz ama simdi kim ugrasacak" seklinde bir karar vermiyorlar ki! Daha iyisi yapilabiliyor olsaydi yapilirdi zaten. Real Business Cycle konusu da uzerinde 40 yildir calisilan bir konu, bir arpa boyu yol katedemediler iste. O zaman ben de makine muhendislerine bir elestiri getireyim. Kardesim benzinle calisan motoru icat ettiniz, tamam dediniz. Her ay dunyanin parasini oduyoruz benzine. Artik suyla calisan motor icat etmenin vakti geldi, baslayin calismaya. Bilmem anlatabildim mi?

3. Modern makro-ekonomi ekonomi bilimini bir sosyal bilimden öte bir doğa bilimine benzetmeye calisiyor: Herkes gider Mersin'e biz gideriz tersine. Gercekten ekonomi okumayanlara bu olay ne kadar basit geliyor degil mi? Ekonomi zaten vakti zamaninda sosyal bir bilimdi, laf cambazlarinin eli altinda bir adim yol katedemediginden matematikciler ortaya cikti ve ekonomi hakkinda bildiklerimizi fersah fersah arttirdilar. Ekonomide matematik kullananlar kullanmayanlari hapse atip ellerini baglamiyor ki! Matematik kullanmadan ekonomik arastirma yapmak isteyen buyursun yapsin. Bilgisayarina her virus girdiginde "digital cagdan" cikip tekrardan "daktilo cagina" mi donmek istiyorsun birader? Ekonomiyi sosyal bir bilime benzetmeye calisanlar rekabette kaybetmis kisilerdir. Bunu da goremiyor musunuz?

Kriz ekonomi bilimini nasil etkiler? Soyleyeyim. Arastiracak yeni bir konu cikmistir, binlerce makale yazilir, yeni seyler kesfedilir, teoriler yeniden sekillenir. Yani anlayacaginiz piyasa mekanizmasi burada da islemeye devam eder. Bir seyler ortaya koyabilenler kazanir (kim olursa) one cikarlar, laf salatasina dalanlardan ise bir sey olmaz. Bunun disinda "makroekonomik arastirmalara soyle yon verelim, boyle yon verelim" demek abesle istigaldir. Piyasa kendi basina isler; arastirmalara yon vermek istiyorsan bastirirsin "kendi" parani, arastirmaci tutarsin, onlara istedigin konularda arastirma yaptirirsin. Yok vatandastan toplanilan vergileri bu is icin kullanalim diyorsan o apayri bir tartisma konusu...

Not: Bir sonraki yazimin konusu su: Spor yazarlari ve yorumculari maclarin sonuclarini onceden goremiyorlar. Vatandastan toplanilan paralarla bu konuda arastirma yapalim ve maclarin sonuclarini bize onceden soyleyecek "insan faktorunu" de dikkate alan modeller gelistirelim. Read More!

Lucas, Prescott, Küresel Kriz ve Türkiye

İktisadi Dinamikler Derneği 1 Temmuz’da İstanbul’da Küresel Krizi konu alan “Kriz Sonrası Küresel Ekonomik Düzen ve Türkiye Ekonomisi” başlıklı bir toplantı düzenledi. Uzun süredir bu toplantı hakkında biseyler yazmak istiyordum, ama zaman darlığından fırsat bulamıyordum. Şimdi birşeyler yazmaya çalışıyım. Öncelikle toplantıdan Emrah Aydınonat’ın blogu sayesinde haberim oldu. İki Nobel ödüllü iktisatçıyı dinleme fırsatını bu şekilde elde ettim, kendisine teşekkür ediyorum.

Toplantıdaki tüm sunumlara buradan ulaşabilirsiniz, fakat ben Lucas ve Prescott'ın sunumlarına odaklanmak istiyorum izninizle. Yeni klasik iktisatın öncülerinden 1995 nobel ödülü sahibi Robert Lucas’ın ilk olarak bu krizin 1929 Büyük Buhranına benzemediğini ve ona göre oldukça zayıf, normal bir 2.dünya savaşı sonrası daralma dönemlerinden biri (fakat etkili biri) olduğunu vurguladığını belirtelim. Zaten hem lucas, hem de prescott aşağıdaki grafiği kullandılar. Aşağıdaki grafik bize neyi gösteriyor, 1870–2008 ABD reel üretiminin logaritmik halini gösteriyor. 1929 Krizi açıkça görülüyor. Neyse biz devam edelim.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir


Lucas diyorki, Friedman’ın da belirttiği gibi 1929 krizinde FED para arzını kısarak krizin süre ve şiddetini artırmıştır. Bununla birlikte FED genişleyici para politikası izlemiştir. Örneğin, 2008’in 8. ayından 2009’un Şubat ayına kadar M1 % 24, M2 % 15 artmıştır. Bu nedenle ABD ne 1930’lu yılları nede Japonyanın kaybettiği 1990’ları yaşıyacaktır. Diğer bir deyişle, Büyük Bunalımdan öğrenilmesi gereken 1. ders öğrenilmiştir. Ha peki ne yapılmıştır (ki bu bizim 2.dersimiz) uzun dönemli büyümeye zarar veren maliye politikası kullanılmıştır. Nitekim ABDde de bir iyileşme henüz söz konusu değildir. Bu müdahaleler ekonominin trend büyümesine (grafikteki kırmızı çizgi) dönmesini de geciktirmektedir .

Peki Turkiye icin ne dedi Lucas amcamız. ABD’de başlayan kriz tüm dünyayı etkilemektedir, Gelişmekte olan ülkeler güçlü büyüme oranlarına sahip olsalar bile, gelişmiş ülkelere göre daha değişken (volatilitesi yüksek) büyüme oranlarına sahiptirler ve Türkiye’de bu gruptadır. Önemli olan temel noktalara odaklanmaktır. Bu kriz geçici bir geri gidiştir, fakat bu durum gececektir. Önemli olan uzun dönemli büyümeyi tehdit eden politikalardan kacınmaktır.

Kısaca şöyle, Lucas TR icin özelde pek birsey söylemedi ama acıkcası ben de bunu beklemiyordum. Adam koskoca bir iktisat teorisi oluşturmuş, genel doğrular oturtmuş özellikle büyüme ile ilgili. Ve bize de diyorki ABD para politikası açısından doğru bir adım attı ama maliye politikası gelecekteki büyümesine zarar verecek nitelikte. Siz yüksek büyüme potansiyeline sahipsiniz bu nedenle ABDden bile daha dikkatli olmalısınız maliye politikası konusunda.

Peki reel konjonktür okulunun önderlerinden 2004 nobel ödülü sahibi Prescott ne dedi. Öncelikle aynı şeyi dedi, hadi ordan bu kriz 1929 krizinin yanından bile gecmez. İkinci olarak, teorinin para politikasının ve maliye politikasının reel etkilerinin abartılmaması gerektiği yönünde olduğunu belirtti. Başka ne dedi. ABD’nin 1960 ve 1995-2000 büyümesinin teknology-driven olduğunu ve 1980’lerdeki genişlemenin ise vergi kesintilerine dayandığını söyledi.

Şimdiki krizin faturası, kurtarma operasyonları nedeniyle ABD vergi ödeyicisi tarafından yüklenmekte. Bunun anlamı gelecekteki yüksek vergi oranları ve bugünkü üretimin zarar görmesi. Bu nedenle prescott ABD’nin stimulus planını “depressant plan” olarak isimlendiriyor. Bu noktadan sonra benim de önem verdiğim bir noktaya geliyor. Avrupa’da 1970’lerde marjinal efektif vergi oranının % 40 olduğunu, bugun ise bu oranın % 60’lara cıktıgını belirtiyor. Avrupalılar 1970’e göre bugun aynı miktarda calısmalarına ragmen daha yuksek oranda vergi ödemekteler. Prescott bunu desteklemek icin aşağıdaki grafiği kullandı. Yani ABD vergilerini % 40’dan % 60’a çıkarsa da vergi gelirlerinde kayda değer bir artış olmazken, kişi başı gelirde azalma söz konusu.
Peki sonucta Turkiye ne yapmalı:
* Verimliliğini artırmalı.
* daha açık, rekabetçi olmalı
* daha düşük marjinal vergi oranlarına sahip olmalı, çünkü bu durum kayıtdışı ekonomiyi küçültürken, daha verimli olan kayıtlı sektörü büyütüyor. Ve İstihdamı artırıyor.

peki ben ne diyordum. TR de genişleyici para politikasını Merkez iyi yonetiyor, faiz indirimlerinin zamanlaması ve ölçüsü yerindeydi. maliye poltiikası ise, kötü yönetiliyor. ucu acık, belirsiz ve herhangi bir orta vadeli cerceveye sahip değil. bilen biliyor ben devletin harcama artırıcı onlemler yerine, maliye politikasında vergi indirimlerine gitmesini daha uygun buluyorum.

ha birde sunu eklemem lazım. salonda cok sey bildigini sanan marx kalıntıları bircok fosil vardı. kimi akademisyen, kimi aydın(!), kimi bilmem ne bela. hepsinin bakısları ustten ve aman siz mi nobel aldınız ne varki bunda diyen turdendi. onlara gore devlet(fakir halk) onları sırca kosklerinde yedirip icirmeye devam etse, işciler haklarımız diye bağırsa, sendika patronları son model arabalarına binse cok daha iyi olacak hersey. Buna karsın, toplantıdaki Turkiyeli iktisatçılarımızın (Ayşe-Selahattin İmrohoroğlu, Kamil Yılmaz gibi) ve ayrıca diğer yetişen genç kaliteli iktisatçılarımızın dünya iktisat (bkz. iktisat nedir?) literatüründe gittikçe daha fazla yer aldıklarını görmekte insanın icini bir nebze olsun rahatlatıyor :)
Read More!

Ali Riza Bey ve Ekonomix

Anadolu'da ticaret hayatinin icinde buyumus, meslegin inceliklerini babasindan ogrenerek bugunlere gelmis ve hatiri sayilir derecedeki servetini 3 kusaktir surdurulen aile sirketine borclu olan Ali Riza Bey, bir gun isyerinde duvarlari ahsap dogramalarla kapli odasinda oturmaktadir. Odanin kapisi aniden acilir ve universite'de isletme okuyan oglu Cevat heyecanla iceriye girer. Belli ki yine babasindan birseyler isteyecektir. "Ne istiyorsun yine?" diye sorar Ali Riza Bey, "Kim bilir ne hergelelik yapti bu defa bizimki" diye gecirerek icinden. Oysa ki hic ummadigi bir cevap duyacaktir az sonra. Cevat nefes nefese kalmis gibi anlatmaya baslar, "Ekonomix, Baba! Ekonomix'i istiyorum. O'nu almaliyiz!"

Ali Riza Bey ayni zamanda yasadiklari sehrin futbol kulubunun baskanligini da yaptigindan, akli ilk olarak oraya gider. "Ne diyorsun oglum, kim bu Ekonmiks hangi takimda oynuyormus?" diye sorar ogluna. Cevat, "Birak simdi futbolu baba, Ekonomix bu, senin bildigin yamyam futbolculardan degil" diyerek susturur babasini ve heyecanla anlatmaya devam eder; "Cok unlu bir yatirim danismani bu adam, Amerika'da yasiyor, taa oradan bizim buradaki ekonomide, borsada neler oluyor ne bitiyor hepsini senden benden iyi biliyor". Kac zamandir oglunun sirkete ve islere ilgisiz olmasindan yakinan Ali Riza Bey, Cevat'i bu kadar heyecanlandiran adami gercekten merak etmistir, "Var mi sende bu Ekonmiks midir, Ekomist midir her ne haltsa onun telefonu?"

Ekonomix ile irtibata gecilir, yogun gorusme trafigi, karsilikli sorular, cevaplar ve en nihayetinde birkac haftalik bir surecten sonra her iki taraf da ikna olur. Ali Riza Bey'in artik bir basdanismani vardir: Ekonomix!

Sirketin ajandasinda ise ilk is olarak 30 gun sonra katilacaklari bir ozellestirme ihalesi vardir. Ali Riza Bey bu ihaleyi almak icin yanip tutusmaktadir. Ekonomix, kurdugu ekip ile 2 hafta boyunca bu ihale icin hazirlanir. Fakat yaptigi analiz sonucunda ozellestirilecek sirketi satin almanin gruba bir katkisi olmayacagini, bu sirketin teknolojisinin eski oldugunu, ozellestirme sonrasi rekabet gucunun kalmayacagini Ali Riza Bey'e bir bir anlatir. Sirket icin yaptigi degerlemenin sonucunda buldugu rakamin da ihalenin minimum bedelinden bile daha dusuk oldugunu ekler. Ali Riza Bey onaylar gibi kafa sallayarak dinlemistir Ekonomix'i. 2 hafta sonra ise, Ekonomix ihaleyi Ali Riza Bey'in kazandigini duyunca sok gecirir. Ali Riza Bey gazetecilere ihaleyi ezeli rakibi Mehmet Ali Bey'e kaptirmadigi icin cok mutlu oldugunu soylerken, Mehmet Ali Bey bu yenilgi sonrasi ihalede alamadigi fabrikanin karsisina ayni fabrikadan yaptirmak icin kollari sivamistir bile...

Ekonomix ilk isinde Ali Riza Bey'i ikna edememenin yarattigi hirsla, gelecek vaadeden ve yatirim yapilabilecek sektorler konusunda patronuna sunmak uzere bir rapor hazirlamaya karar verir. Rapor uzerinde calisirken telefonu calar, arayan Cevat'tir. "Ekonomix, borsa %10 cikmis hic arayip iki kelam etmiyorsun, ne is?" diyerek konuya girer direk, "O kadar para verdik, getirdik seni, iki tuyo ver de arkadaslar arasinda karizma yapalim". Ekonomix terbiyesini bozmaz, birkac tavsiye verir ve kibarca gecistirir Cevat'i, "tavsiyelerimin tutma ihtimali %60" diye eklemeyi de unutmaz telefonu kapatirken.

Tekrar raporuna ve arastirmalarina odaklandiginda, bir numarali hedef olarak enerji sektorunu secen Ekonomix, kesinlikle bulasilmamasi gereken is kolu olarak da tekstil sektorunu anlatir raporunda. Ali Riza Bey raporu buyuk dikkatle okur ve Ekonomix'in sunumunu da yine heyecanla dinler. Ekonomix, enerji isine girmek icin acele etmeleri gerektigini, bu isten kar etmek istiyorlarsa yatirimlari biran evvel baslatmalari gerektigini detayli bir sekilde anlatir ve bu sefer Ali Riza Bey ikna olmus gibidir.

Uzun suren calismalar sonucu, artik yatirim icin tum yasal ve organizasyonel ihtiyaclar tamamlanmak uzereyken, Cevat babasini arar ve cok onemli bir konuda gorusmek istedigini soyler. Ekonomix'i de cagirmasini iletir babasina ve sirkete dogru yola cikar. Sirkete ulasip, kendisini bekleyen babasi ve Ekonomix'in bulundugu odaya girdiginde yuzu kipkirmizi olmustur Cevat'in. Ali Riza Bey ogluna "N'oldu, Hayirdir?" derken, Cevat Ekonomix'e doner, "Hani gecenlerde senden tavsiye istemistim ya borsa icin" diyerek anlatmaya baslar. "Hicbirini dinlemedim tavsiyelerinin, arkadaslar Marmara Tekstil kagidini al, bu kagit ucup gidecek dediler, %500 bedelsizi var 5'e katlanacak dediler, ben de elde avucta ne varsa hepsini bu kagida yatirdim. Ama isin sonunda 3 liradan aldigim hisse simdi 20 kurus'a geriledi..." Yer yer kekeleyerek konusan oglunu goren Ali Riza Bey, "Nolcak kocum, harclik senin harcligin, uzulme bu kadar" derken, Cevat iyice utanip kizararak: "Seyyy, babacigim yuklu miktarda da kredili islem yaptim, arkadaslar bu kadar artacagini soyleyince dayanamadim bayagi yuklu borc aldim hisseye yatirdim" diye ekler. Ali Riza Bey oglu konustukca zararin ne kadar buyuk boyutlarda oldugunu anlar. Yillardir calisarak kazanabildigi paralari, oglu pul degerindeki bir kagida gozu kapali baglamistir. Kizginliktan ne yapacagini sasirir. Fakat sakinlestikce babalik duygusu on plana cikar.

Yillarin tuccari oglunu bu durumdan kurtaracak "akil dolu" kararini verir. Ekonomix'in yuruttugu enerji yatirimini iptal eder. Onun yerine Marmara Tekstil sirketini hisse basina 5 YTL vererek satin almaya karar verir. Bu dahice fikir sonucu, Ali Riza Bey "gelecegi parlak" grup sirketleri arasina Marmara Tekstil'i eklerken, Cevat'in hisseleri de bu haberin aciklanmasiyla birlikte 20 kurustan 5 liraya firlar.

Ekonomix mi? Bu mesut aile tablosu arasinda gozyaslarina hakim olamaz...
Read More!

Bir Teroristin Gozunden

Insanlara su teror problemini adim adim cozelim seklinde bir oneri getirdim ama aldigim cevaplardan memnun olmadigimi belirtmeliyim. Kimisi direkt analize dalmis, kimisi bu olay psikolojiktir rakamlarla cozulmez demis, vs. Herneyse, biz o zaman yine bildigimizi okuyalim.

Okuyucularimizin yorumlarina bakarsaniz, binbir turlu yorum gorursunuz, kafanizin karismasi isten bile degil. Peki bu olaya nasil bilimsel yaklasabiliriz?

1992 Nobel Odulu Sahibi Gary Becker "Sucun Ekonomisi" alaninin onculerindendir. Teror konusu da suctan cok farkli degildir. Bir terorist terorist olmaya karar verirken getirisine ve goturusune bakarak karar verir. Istisnalar vardir, aile baskisi veya terorist organizasyonun zorlamasiyla da terorist olanlar vardir. Ama insanlari terorist olmaya iten bazi "genel etkenlerin" varligi da ortadadir diye dusunuyorum.

Zaten bu konuda yapilmis calismalar da var. Mesela 2002 yilinda Dorothy Manning su sonuca ulasmis:

"This article considers whether the economic model of crime can be applied to terrorist activity. It concludes that the model does explain both secular and religiously motivated terrorism: policy–makers wishing to reduce terrorist activity should aim at devising policies which increase costs and/or decrease benefits to change terrorist incentives. The 'war' should continue as long as the probable costs to society incurred by terrorist activity are greater than the costs of abatement."

Diger bir calisma ise "A law and economics perspective on terrorism" baslikli Nuno Garoupa, Jonathan Klick, Francesco Parisi tarafindan Public Choice (Leiden: Jul 2006. Vol. 128, Iss. 1-2 p. 147) dergisinde basilmis. Makalede soylenenlerden en cok su ilgimi cekti. Terorism, adi suclardan ziyade organize suclar kapsamina girer. O yuzden de bu baslik altinda yapilmis calismalara bakilmalidir. Teror sucunu isleyen ile bundan fayda saglayanlar farkli kisilerdir. Faydalar organizasyon icerisinde dagilir. O yuzden sadece teroristi degil, onu tesvik edenleri veya terorden cikar saglayanlari da cezalandirmak gerekir. Ornek olarak da Israilde teroristlerin cekirdek ailesinin evlerinin yikildigi veriliyor.

Eski terorist basi Semdin Sakik da

"Geçmişte çocukları dağa çıkan aileler, çocuklarını ikna edip indirmek için akla hayale gelmeyen yöntemler uygularlardı. O dönemde dağda olmanın aileye getireceği siyasi, ekonomik rant yoktu. Hatta, o aile çevre içinde tecrit durumundaydı. Ama, 30 yılda bu konuda da bir değişim yaşandı. Şu anda çocukları dağda olanlar, dağda kimsesi olmayanlardan daha fazla siyasi ve ekonomik rant sağlayabiliyorlar. Örneğin, çocukları dağda olan ya da dağda vurulan ailelerden birileri belediyelere alınıyor, belediye imkanlarından yararlandırılıyor. DTP milletvekilleri ve yöneticilerinin hemen tamamının vurulmuş veya dağda yakını bulunuyor." diyor.

Gerisini siz anlayin.

Ilginc bir konu. Cozumune ulasmak icin bu konuda yapilmis calismalari okumak ve Turkiye'ye uyarlamak gerekiyor. Ayrica Turk halkinin gercekten ne kadarlik bir bedel odemek istedigini de iyi tespit etmek gerekiyor. Demokrasi, insan haklari gibi konulardan ne kadar uzaklasacagimiza ve fasizme ne kadar yaklasacagimiza da karar vermemiz gerekiyor. Herkesin bu bahsettigim konulardaki tercihleri (veya varsayimlari da diyebiliriz) farkli oldugu icin ortaya attiklari "cozum" onerileri de farkli oluyor. Kimisi bastiralim, bedel onemli degil, onemli olan ulke butunlugu diyor. Kimisi de sunlari soyluyor:

O topraklarin bize getirisi goturusunden daha fazla, cok buyuk yatirimlar yapsak bile getirisini yukseltemeyiz. Ote yandan askeri cozumun maliyeti cok yuksek, hem can kaybi hem de para kaybi. Teroristleri daglardan kovalasak bu sefer sehirlere inecekler. Insanlar kavun degil ki dibini koklayip anlayasin, asimetrik enformasyon probleminden dolayi teroru sifira indirmek imkansiz. Ya simdiki yapida hem kan hem de para kaybederek o topraklari elimizde tutmaya devam edecegiz, ya da akilli hareket edip o topraklari elimizden cikaracagiz.

Ben ise daha problemin ve tercihlerimizin ne oldugunu bile bilmedigimizi, bu kosullar altinda yaptigimizin bir kor dovusunden oteye gitmedigini dusunuyorum. Aklin, mantigin, bilginin ve bilimin olmadigi yerde duygularla/varsayimlarla isleri idare etmeye calisiyoruz gibime geliyor. Bu kafayla gidersek askere, zor aliriz teskere.

Not: Bizim soylediklerimize yakin bir yaziya buradan ulasabilirsiniz. Read More!

Krugman Ezber Bozuyor

tam secim sonrasi sicak tartismalar arasinda zamani midir bilmiyorum; ama bugun iktisat dostlarina tavsiyeler serisine devam etmek istiyorum. yazisindan bahsedecegimiz iktisatci meshur paul krugman. yazinin basligi "what do undergrads need to know about trade?", yani "universitelilerin (lisans ogrencilerinin) ticaret hakkinda ne bilmeleri gerekir?". krugman, uluslararasi ekonomi uzerine amerika'da donen sacma sapan tartismalardan biktigi bir donemde "pop internationalism" diye bir kitap yazmis. bu arada agac yasken egilir diye de dusunmus olacak ki, kitabin bir bolumunu iktisat (Iktisat nedir) egitiminde uluslararasi iktisadin temellerinin, bilhassa ricardo'nun, iyi ogretilmesinin onemini vurgulayan kisa bir yazisina ayirmis. okursaniz turkiye ile de paralellikler kurabilecek; belki de ticaretle ilgili dogru bildiginiz yanlislarin farkina varacaksiniz. makaleye su linkten de ulasilabiliyor: tiklayin. (uluslararasi iktisat hakkinda ders kitabi olmayan bir kitap okumak isteyenler kitabin tamamini da okumak isteyebilirler.)

makalenin ozetini yazmiyorum; zira kendisi dort sayfa zaten. ancak reklam olsun diye birkac alinti yapalim (muhtemel ceviri hatalari bana aittir):

"sorun su ki bir ogrencinin uluslararasi ekonomi hakkinda okudugu ya da duydugu cogu sey sacmaliktir."

"... uluslararasi ticaret (ulkeler arasi) rekabetle ilgili degildir, karsilikli faydaya dayali degisimle ilgilidir. daha da temel olarak, ogrencilere ogretmeliyiz ki ticaretin amaci ihracat degil ithalat yapmaktir... ihracat kendi basina bir hedef degildir. ihracat gerekliligi, ithal mallarini saglayanlarin bunun karsiliginda odeme bekleyecek kadar kaba olmalari yuzunden bir ulkenin katlanmasi gereken bir yuktur."

"ogrenciler ogrenmelilerdir ki yuksek uretkenlik, bir ulkeye onun baska ulkelerle olan rekabetinde yardimci oldugu icin degil, ona daha cok uretme ve boylece daha cok tuketme imkani verdigi icin faydalidir". (krugman soruyor: bizim uretkenligimiz %1, dunyanin geri kalaninin uretkenligi %3 artsa, bizim refahimiz yuzde kac artar? el-cevab: %1.)

"daha uretken ulke elbette ki daha yuksek isci ucretlerine sahip olacaktir, ve dolayisiyla hangi sektorde uzmanlasirsa o sektor 'yuksek deger'e, yani isci basina daha yuksek katma degere sahip olacaktir." (yani temelde ucak mi yoksa domates mi urettigimiz degil, ne kadar uretken ve verimli oldugumuz onemliymis. tabii dissalliklar, olcek ekonomileri vs. gibi ince noktalar ayri degerlendirilmesi gereken konular.)

"ogrencilerimize ogretebilmemiz gereken, asil rekabetin amerikan sirketleri arasinda ulkedeki kit sermaye, yetenek ve emek kaynaklarini cekmek uzerinde yapildigidir. devletin bir endustriye destegi ona yabancilara karsi rekabette yardimci olabilir; ama bu ayni zamanda kaynaklarin diger yerli sirketlerden cekilmesi anlamina gelir. yani, uluslararasi rekabetin giderek onem kazanmasi, bir endustrinin digerinin zararina olacak sekilde kayrildigi gercegini degistirmez." Read More!

Optimal Kamu Borcu

dani rodrik'in buyume stratejileri ile ilgili calismasindan bahsederken, makroekonomik istikrari saglamak icin kamu borcunun sabit ve makul duzeyde tutulmasi gerektiginden bahsetmistik. peki bu makul duzey mesela milli gelirin dort kati olabilir mi?

ed prescott'a gore olabilir. hatta makul ne demek, kamu borcunun optimal duzeyi (en azindan avrupa, amerika ve japonya gibi gelismis ekonomiler icin) milli gelirin birkac kati duzeyinde olacak. ne zaman? calisanlardan alinan vergilerle emekli maaslarinin finanse edildigi mevcut sosyal guvenlik sistemleri, yerlerini tamamen tasarruf bazli sistemlere biraktiginda. peki o ne zaman olacak? nufus artis oranlari iyice azalip emeklilik sureleri kisalamadiginda. prescott, kamunun borc stogunu ve butce acigini arttiracak boyle bir reformun, toplumsal refahi arttiracagini iddia ediyor. peki nasil olacak o? calisanlardan alinan ve onlarin calisma isteklerini azaltan vergiler kalkinca olacak. yani prescott'a gore, tum yapilmasi gereken isci gelirlerini vergilendirmeyi birakmak, gecis doneminde yaslilara yapilacak transferler icin butce acigi vermek, ve daha sonra yuksek borc stoguyla yola devam etmek. o zaman gencler daha cok calisacak, uretecek, yasliliklari icin tasarruf edecek, sonunda daha mutlu olacaklar; yaslilar icinse bir sey degismeyecek. peki yuksek kamu borcu sart mi? prescott'a gore, yeni sistemde tum calisanlarin yaslilik icin tasarruf ihtiyacinin karsilanabilmesi icin sart.

akliniza yatmadi mi? sorun degil. greg mankiw'in de kafasina pek yatmamis gibi (en azindan simdilik). ilginizi cektiyse bir de siz bakin isterseniz:

tartismayi baslatan, prescott'in gecen aralik ayinda wall street journal'da cikan "five macroeconomic myths" adli yazisi icin tiklayin. greg mankiw'in yorumu ve prescott'in cevabi icin tiklayin: 1, 2. prescott'in kathryn birkeland ile birlikte yaptigi ve tezlerine dayanak olan akademik calismasi icin tiklayin.

tartisma henuz cok taze. henuz calisma bilimsel bir dergide basilmamis bile. ama bundan on bes sene sonra sosyal guvenlik reformu diye karsimiza cikabilecek bir modelin dogumuna sahit oluyor olabiliriz efendim. tutar mi, tutmaz mi bilmem. ama ya tutarsa? Read More!

Ayni anda iki farkli pozisyonda bulunamassiniz.

Elbette insanlarin görüsleri zamanla degisecektir. Büyük bir hisimla baskalarini döneklikle suçlayanlar, insani çevreleyen doganin devindigini görmezden gelirler. Insan 'doga üstü' bir varlik olamayacagina göre, 25 yasindaki pozisyonunu hayat boyu korumasi beklenemez.

Ben de her beyaz Türk gibi hayatima 'sosyalist' olarak basladim. Ancak geçen süre içinde edindigim bilgiler ve yasadigim tecrübeler beni degistirdi. Su anda farkli bir pozisyonda bulunmakla; birakin utanmayi insan olmanin geregini yerine getirdigimi düsünüyorum. Dogaya bakin. Degisime ayak uyduramayanlar eleniyor. Insan, aklini kullanip degisime daha hizli ayak uydurabildigi için dünyayi istila edebildi. Sabit kalabilmeniz için beyninizin çalismasini durdurmaniz gerekir. Ancak bunu 'basarirsaniz' yokolmaya da hazir olun.

Fakat öte yandan Einstein'in görecelilik kurami derki: Hiç bir sey isik hizini geçemez. Tercümesi sudur: Uzay-zaman boyutlarinda X koordinatlarindan Y koordinatlarina hareket edebilirsiniz ama her iki pozisyonu AYNI ANDA isgal edemessiniz. Üstelik insanin deviniminden söz ettigimizde 'isik hizi' na yaklasmasi bile söz konusu olamaz. Her pozisyonun, sahip olana getirdigi avantaj ve dezavantajlar kümesi bulunur. Bir taraftan pozisyonunuzun avantajlarindan yararlanirken öbür taraftan dezavantajlarindan kaçamassiniz. X'deyseniz, bir gün yataktan kalkip aniden Y'ye, isinize geldiginde de X'e geçemesiniz. Yaptigiz sey kafa karisikligindan baska sonuç dogurmaz.

Swap Nedir    Deflasyon Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Ekonomi Nedir    Enflasyon Nedir

Özel olarak hiç kimseyi kastetmeden sunu söylüyorum: Degisebilirsiniz, ama tutarsiz olmadan ve geçmisle hesaplasmayi ihmal etmeden. Ben 'liberalim' diyorsaniz, isinize geldiginde sosyal demokratliga terfi edip daha sonra isik hizini asarak geri dönemessiniz. Küresellesmeyi savunuyorsaniz ayni anda ulusalciligin avantajlarindan yararlanamassiniz. Bir taraftan 'Serbest piyasanin' nimetlerini anlatirken öbür taraftan kamu kurumlarinin fiyatlara müdahale etmemekle suçlayamassiniz. Enflasyonla mücadeleyi hararetle destekleyip, enflasyon düstügünde de 'kardesim niye enflasyonu düsürüyorsun' diyemessiniz. Dezavantajlarindan kaçtiginiz oranda avantajlariniz da elinizden kayip gider. Inandirciliginizi kaybedersiniz.

ahmet çavusoglu

Borsa Yorumları
Altın Yorumları
Borsa nedir?
Borsa nasıl oynanır
Hisse Yorumları
Ekonomi nedir
Fraktallar
Fraktal nedir?
Çernobil Faciası Read More!

Akademi vs. Piyasa

Uzunca sayılabilecek bir aradan sonra (gerçi pek sabbatical sayılmaz, ekonomi birilerinin morallerini bozarken ben de güney sahillerinde biraz moral depoladım) ağır aksak sürdürdüğüm yazılarıma geri dönüyorum. Güzelim ülkemde internetten kısmen uzak kalsam da ülke gündeminden ve son günlerde olanlardan ayrı kalmak mümkün değildi tabi ki. Finansal dalgalanma ortalığı kasıp kavururken birilerinin “bak ben dememiş miydim”, birilerinin “krizdir kriz” diğerlerinin “yok, kedidir kedi” demeleri pek sürpriz sayılmaz. Şu anda da kimileri olan biteni anlamaya çalışırken, kimilerinin de buna ihtiyacı yok “ben zaten biliyorum/biliyordum” demekle meşguller. Hep beraber bir eğitimden geçiyoruz. Neyse... Piyasalarda olan bitenler, yarın ne olur konularına girmeden önce, bu yazıyı uzun süredir cevap bekleyen bir itiraza ayıracağım. Yazdıklarımın da sadece münferit bir karşılık olmayacağını düşündüğüm için ayrı bir başlık halinde koymayı uygun gördüm. Muhtemelen sıkıcı bulanlar ya da polemik peşinde olduğumu düşünenler, siteyi babamın malı gibi kullanmamı eleştirenler çıkacaktır. Onlardan peşin peşin özür diliyorum.

İtirazın tam metnini (linkini verdiğim için) buraya kopyalamıyorum. Konu da şu bizi elaleme meşhur eden (D. Gökçe’ye teşekkürler) Trabzonspor-GDP meselesi.

İtiraz “egeconomist” (ege isminde bir ekonomist mi egeli bir komünist mi, tam neyi çağrıştırdığını anlayamadım) ismi ile yazan birinden geliyor. Verdiği linke tıkladım ama blog’u henüz aktif değil sanırım. Ege, öncelikle Erinç Yeldan’a saygısızlık ettiğimizi düşünüyor, onun modelini ‘ti’ye almamıza bozulmuş anlaşılan. “öncelikle Erinç Yeldanın bu ülkenin yetiştirdiği en önemli akademisyenlerden, iktisatçılardan (Iktisat nedir) biri olduğundan bahsetmişsiniz (samimi olduğunuzu varsayıyorum)sonra da "safsata, sayın Yeldan da söylese, Başbakan da söylese, ben de söylesem safsatadır" diyosunuz.” diyerek tutarsız olduğumuzu ima ediyor sonra da “eğer bir insan safsata söylüyorsa, zaten ülkenin yetiştirdiği en önemli akademisyenlerden, iktisatçılardan yakıştırmasını alamaz, bunu unutmayın..önce güzellik olsun, sonra vur yere..olmaz bu..” diyerek tepkisini ortaya koyuyor.

Şimdi ben önce temel prensibimi tekrar edeyim, umarım bu sefer daha anlaşılır olur: Kişilerin sıfatı söylediklerinin doğru ve yanlışlığı üzerinde belirleyici değildir. Aksi durumlar bizi dogma’lara götürür, ki kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla Erinç Yeldan’ın akademik yetkinliği onun yanlış şeyler söylüyor olmasına engel değildir. Bu sadece sayın Yeldan için değil, Muhammed için de, Atatürk için de, Einstein için de geçerlidir. Eğer yanlış bir şey söylenmişse, ya da iddia edilmişse, söyleyen kim olursa olsun yanlıştır. Einstein’in da bir yanlışını bulursam onu da eleştiririm, ama ilgi alanıma girmiyor(!).

Swap Nedir    Deflasyon Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Ekonomi Nedir    Enflasyon Nedir

Sanırım burada açmamız gereken asıl konu akademik etkinlik ve yetkinlik meselesi. Akademi camiası için en sık yapılan eleştirilerden biri “fildişi kule” meselesidir. Teorik olarak çok ince detaylara kadar herhangi bir konuya hakim olabilirsiniz, bir çok akademik “paper” yayınlamış olabilirsiniz, ancak bu sizin reel dünyayı doğru olarak algıladığınızı garanti etmez. Çok basit bir örnek vermek gerekirse, okulda yüksek not alanlar iş hayatında başarılı olacaklar, düşük ortalama ile mezun olanlar sürünecekler diye bir kural yoktur. Tam tersi örnekler de mümkündür, olmuştur, olacaktır. Bir de “publish or perish” durumu vardır ki ülkem üniversitelerinde (özellikle Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ gibilerinde) bu vakıa bir fetiş ve mastürbasyon halini almıştır. Sanılanın aksine, akademik makaleler doğruluğundan dolayı değil, değişik bir bakış açısı getirdiği, yeniliklere olanak verdiği için önemlidir. Şaka gibi olacak ama “akademik makalelerde iddia edilen tezlerin çoğunluğunun yanlış olduğunu” ortaya koyan “akademik” bir makaleye de rastlamak mümkündür.

Sayın Erinç Yeldan’ın akademik yetkinliği, değerli ve önemli bir akademisyen olması akademik fildişi kulenin kendi kendini olumlayan bir takım kural ve prosedürleri ile açıklanabilir. Yoksa onun her söylediğinin doğru, her iddia ettiğinin su götürmez gerçek olduğunu garanti etmez. Onun 2001 krizi sonrası Türkiye ekonomisinde olan dönüşümü anlamamış, yeniden yapılanmayı görememiş olması, ekonomi rekor hızla büyüyüp istihdam yaratırken “Türkiye bir sonraki Arjantin mi?” diye saçma sapan tezler ortaya atması yukarıda söylediklerimin, Sayın Yeldan’ın reel dünyada olanları göremediğinin, ya da ideolojik bagajı nedeniyle görmek istemediğinin ispatıdır.

Ekonomi sayısal özellikler barındırsa da sosyal bir bilimdir. Dolayısı ile herkes kolayca üzerine konuşabilir, herkesin bir fikri vardır. Bizim yapmaya çalıştığımız şey, ortalıkta dolaşan çarpıklıklara dikkat çekmek, sapla samanı birbirinden ayırmaya çalışmaktan öte bir şey değildir. Sayın Yeldan’a ekonomi öğretmek haddimize değil. Ama onun “bilinçli cahillik” olarak adlandırabileceğimiz saçmalıklarına tepki göstermemizden daha doğal bir şey olamaz. Sayın Yeldan’dan daha kıdemli bir akademisyen ve ekonomist olduğuna inandığım Paul Krugman’dan bir alıntıyla bu bahsi kapatıyorum:

Economists often make bad predictions. But it is one thing to fail to predict something hardly anyone else predicts: Most economists didn’t see the stagflation of the 1970s coming, but who did? It is something quite different to make a firm prediction, deeply rooted in your ideology – a prediction that is totally at odds what mainstream economists say, and accompanied by frequent denunciations of those who disagree with you as knaves and fools – and then to get it completely wrong while the mainstream gets it mostly right.” The Accidental Theorist, Paul Krugman, p.50

Gelelim sıcak para-büyüme ilişkisi konusundaki itirazlara. Sayın egeconomist, altini (altın yorumları) çizeyim: sıcak para ile ekonomik büyüme arasında bir ilişki olduğunu iddia etmek ayrı şeydir, büyümenin tamamen sıcak paradan kaynaklandığını iddia etmek ayrı şeydir. Bir şeyin analizini yapmak ayrı şeydir, işine gelen verileri ideolojik görüşlerini olumlamak için kullanmak ayrı şeydir. “iktisatçının görevi araştırmaktır, verileri derleyip toplayıp analiz etmektir, ona göre de yorum yapmaktır” demişsiniz, hoş demişsiniz. Peki ya yorumu peşin peşin toplayıp veri toplama işine ne dersiniz?

Sonra da eklemişsiniz: “iyi hoş türkiyedeki verilerin doğruluğundan da şüphe duymamak akıl dışı olur, baksanıza habire %7-8-9 büyüyüp duruyoruz”. Bana “daha güvenilir” bulduğunuz verileri nereden derleyip topladığınızı söyleseniz de ben de faydalansam?

Son olarak, sayın “Ege’li komünist” arkadaşım, “muhasır medeniyet” değil, doğrusu “muasır medeniyet” olacak. Ya da siz en iyisi “çağdaş uygarlık” deyiniz, daha uygun düşer. Bir de, (alınmayın ama) birilerinin ota bota peygamberi falan karıştırdığı gibi her şeye Atatürk’ü alet etmesek? Atatürk öldüğünde ortada ne AB vardı ne ulusal bağımsızlık. Avrupa o sıralarda faşizmin girdabında inim inim inliyordu. Tıpkı bugün bizim inlediğimiz gibi. Read More!