Ugur Gurses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ugur Gurses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cari Acik, Mikro Reform ve Atin Sahibi

Son bir kac gundur "at sahibine gore kisner" atasozuyle yatip kalkiyoruz, cari açık, mikro reform gibi konulari konusuyoruz. Neden boyle yapiyoruz? Cunku basbakandan tutun, ekonomi ve sanayi bakanlarina kadar direksiyondaki herkes icraat yapmak yerine laf cambazligiyla ugrasiyor cok uzun bir suredir. Son 3 yillik bu laf cambazliklarinin bedeli de hem eksi buyume rakamlari hem de yukselen issizlik rakamlari olarak karsimiza cikiyor.

Eskiden AKP kotunun iyisi derdik, elestirsek de yine de destek cikardik. Artik o gunler de geride kalmis gibi gorunuyor. Son zamanlarda AKP artik kotunun iyisi degil, sadece kotu olmaya basladi. Endiseyle izliyorum.

Ugur Gurses bugunku yazisinda hem Sanayi Bakani Caglayan'a hem de Ali Babacan'a iki buyuk tas atmis. Ote taraftan Merkez Bankasi baskani Yilmaz'in yaklasimini one cikarmis. Bizim de cok uzun sureden beri belirttigimiz gibi bu ulkede ekonominin direksiyonundaki en yetenekli kurum Merkez Bankasi. Kendilerine tesekkur ediyorum. Ugur Gurses'in yazisini ise mutlaka okumanizi oneriyorum. Bir kac satirbasi soyle:

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

"Firmalara ilişkin anket verileri, ithalat bağımlılığını artıran temel unsurun fiyat olmadığını, kaliteli ürün eksikliği ile yurtiçi üretimin olmaması ya da yetersiz olması gibi nedenlerin ara ve yatırım malı temininde firmaları ithalata yönelten esas unsurlar olduğunu göstermiş. İkinci sürece ilişkin bulgular da, sanayi sektörlerindeki uzmanlaşma yapısındaki değişimin, ithalata bağımlılık oranının artmasında temel nedenlerin başında geldiğini göstermiş.

Araştırma, ‘ithalat bağımlılığında fiyat temel unsur değil, başta kalite olmak üzere yapısal unsurlar belirleyici’ diyor. Bu bulguları toplantının açılış konuşmasında aktaran Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, “Türkiye’nin küresel rekabet gücünün kalıcı artışı için döviz kuruna dayalı kısa vadeli politikalardan ziyade, mikro reformları içeren uzun vadeli bir bakış açısına ihtiyaç duyulduğunu” söylüyor. Aynı toplantıda bulunan Bakan Çağlayan ise bilimi bir tarafa bırakıp, Merkez Bankası’nın kur ve faizi ayarlayarak sanayiciyi kurtarması gerektiğini söylüyor!

Merkez Bankası araştırması, çeşitli sektörleri içeren ve imalat sanayini temsil eden bir yelpazede 145 firmadan derlenen bilgilerden bilimsel sonuç çıkarıyor; Bakan Çağlayan ise ‘27 yıllık sanayiciliği ile’ ayaküstü bir sonuç çıkarıyor!
Aslında ister ihracatçıların temsilcilerinin, isterse Bakan Çağlayan’ın bu yaklaşımı, bize PISA (uluslararası öğrenci değerlendirme programı) test sonuçlarını anımsattı. Bu sonuçlar ki, bilime neden itibar etmediğimizi, bilimden neden uzak olduğumuzu anlatıyor.

2006 PISA test sonuçları gösteriyor ki, bilim alanında 30 ülkenin bulunduğu OECD sıralamasında Kore 5. sırada, Türkiye ise 29. sırada. Okuma alanında Kore 1. sırada, Türkiye 28. sırada. Matematikte Kore 1. sırada, Türkiye 29. sırada.
Neden bu karşılaştırmayı Kore ile yaptık? Şundan: Önceki gün Ankara Sanayi Odası’nda uzun bir konuşma yaparak (14 sayfa), ekonomideki kötü gidişatın hükümet dışında her şeye ait olduğunu anlatmaya çalışan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da, Türkiye ile Kore’nin pek farklarının bulunmadığını, ama Kore’nin arayı açtığını anlatıyordu. Bunun ardındaki temel nedenin de ülkemizdeki siyasal istikrarsızlık olduğunu vurguluyordu. Bu konuşmadan aklımızda kalmış! "
Read More!

Kara Mizah ve Uğur Gürses

Medyadaki yazarların hemen hepsi (hatta bu konuda en güvendiğim deniz gokce bile) hukumetin bir programı olmadıgını, devletin maliye poltiikası uygulamalarıyla piyasaya mudahale etmesi gerektigini defaatle soyleyip durdular. ugur gurses de bunlardan biri son yazısında kara mizah deyince bende dayanamadım, yazıyı sizin için baştan okudum. Buyrun yazıya (bold yazılar vurgulama ve parantez içleri bana ait):

Son 3-4 aylık dönemde, ABD’de 3 milyar dolar, Almanya’da 5 milyar avroluk nakit teşvikiyle desteklenen otomotivde hurda teşviki, çok başarılı oldu. Kişi sayısıyla ifade edersek; bu teşviklerden yararlanarak otomobil satın alan kişi sayısı, ABD’de 800 bin, Almanya’da 2 milyon kişiye yaklaştı. Özellikle Almanya’da otomotiv sektörü satışlarında son 10 yılın rekoruna ulaşıldı. Şimdi bu teşviklerin sonuna gelindi. Görünen o ki, özel tüketim alanında, otomotiv gibi büyük bir teşvikle hareketlenen harcamaları ve tüketimi devam ettirecek yeni bir ivme yok. Özel tüketime destek sağlayacak kredi mekanizmalarında yeni bir gelişme de yok. Gelişmiş ülkelerde yeni bir öyküye ihtiyaç var. (Ben bu sozlere guluyorum. Krizin basından beri okuyanlar bilir bu tarz tesviklerin gecici etkisi oldugunu hatta belirsizliği uzatarak hastalık suresini uzattıgını soyluyoruz. ana meselenin finans piyasasının yeniden yapılandırılması oldugunu ve bunun eskiyi koruyarak degil, sistemi bastan kurarak olabileceğini soyluyoruz! taşıma suyla degirmen donmez...)

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran NedirAltın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Ekim 2008’de tavana ulaşan küresel mali krizin birinci yılına yaklaşırken; para politikalarında faiz indirimlerinin sonuna gelindi. Gelişmiş merkez bankalarının elinde sadece miktarsal genişleme yaratabilecek olanaklar kaldı. Yani merkez bankalarının, piyasalardan tahvil satın alarak piyasaya para sürmesi olanağı var. (para politikasının sınırlarında geziliyor, ok bunu anladık)

Ancak Ekim 2008 darbesini yiyen finansal kesim, kredi kullandırmakta pek istekli değil. (Cunku kazanacakları şeyin kagıt para mı yoksa adam gibi reel satın alma gucu olan bisey mi olacagını bilmiyorlar, oyunun kuralları acık degil)

Aslında Ekim 2008 ve devamını getiren temel sorun; ne finansal kesimde iyileştirici yapısal bir ‘restorasyon’ yapılmış durumda, ne de finansal kesimin birbirine olan güvensizliği sorunu çözüme ulaşmış durumda. Ekim 2008’den bu yana, finansal kuruluşlar daha bir ‘kamu şemsiyesi’ altına alınmış durumdalar. İster sermaye konulmuş olsun, ister mevduat güvencesi artırımı ile olsun, isterse fiyatlanamaz hale gelen bilanço varlıklarının değerlemesinde gösterilen kolaylıklarla olsun. Ama finansal varlıkların borsa değerlerini olabildiğince yukarı taşımaktan öteye gitmiyor, sorunları çözmeye yetmiyor bu destekler. Sadece ayakta kalmaya yarayan kararlardı bunlar. Ekim 2008 koşullarına uygun doğrulardı da aynı zamanda. Ancak orta vadeli olarak bu kararlar yetmiyor. Hem finansal kesimin iyileştirilmesi açısından, hem de hane halkının güveni ve reel kesimin toparlanması açısından. Faiz indirimlerinin ile merkez bankalarının sert parasal genişleme adımları ve hâttâ kararlı politika duruşlarının etkisiyle finansal varlık fiyatları yüzde 50’lere varan artışlar gösterdi. (Evet ne guzel agzındaki bakla bu, temel sorun sadece ertelendi)

Son 3-4 aylık dönem, kriz psikolojisinin kırılması açısından önemli bir kazanım oldu. Buna eşlik eden destekleyici unsur, finansal varlık fiyatlarındaki artıştı. Finansal varlık fiyatlarının artışı neredeyse ‘kriz bitti mi?’ sorularını sorduracak derecede yanılsama yarattı. ABD ve AB’deki konut fiyatlarındaki gelişim, reel kesimdeki talep ve bekleyişlerin pek de iyi olmadığı hakkında fikir vermektedir.

Ancak devamlı ileriye bakıyorsanız, küresel ekonomilerde özellikle gelişmiş ülkeler kaynaklı yeni bir öykünün olmadığını görmek o kadar da zor değil. Ekim 2008’in birinci yıldönümüne yaklaşırken, tekrar ABD ve AB’deki finansal kesimdeki zayıflıkların ön plana çıkıyor olması rahatsız edicidir. İspanya’daki bankacılık kesiminin ne kadar zarar sakladığının tartışması çoktan başlamıştır. (dogru sorunda bu zaten, bunye hala iyileşebilmiş değil, oykuyu devlet degil girişimci yazar, girişimci ise oncelikle hukuk ister)


Böyle yeni bir sürece girilirken, ülkemizde ne ciddiye alınabilecek bir programın ne de referans olabilecek bir bütçenin olmaması, ‘çalışmaların hâlâ sürüyor olması’ kara mizah sınırını aşmaktadır artık! (Waw işte bu süper, ne guzel acıkladın, ulkeler butcelerinin icine s.ctı, para politikasını son noktaya getirdi ama krizin 1 senesi gecmesini ragmen bir arpa boyu yol katedemediler diye. riskler hala duruyor, finans kesimi saglıklı degil, reel sektor oturmus degil, ustune enflasyon ve butce sorunları kapımızda ! eee hala diyorsunki program ve referans butce, adamlar sizin gibi mudahale mudahale diyenlerin yuzunden programda yaptı bilmem kactane pakette acıkladı, şimdi onca paketten sonra sen cıkıp diyorsun ki "referans butce" ne referansı kardeşim referansımı kalır sen basit bir aile olarak ogullarına sunu yap bunu oduycem suna su kadar destek falan filan desen tek bir ailenin butcesini referans yapamazsın, şimdi cık devlet referans butce yapsın de! zamanında uygulanan sacma tesvik ve destekler de sonradan vergi ve fiyat artışları olarak cıksın bizden. ondan sonra bizde beklentiler, istikrar falan diyelim uyarı diye yazılar yazalım falan da filan!!!!)
Read More!

Sanayi Uretim Endeksi Artiyor

"Hala Depresyon Laflari Geliyor" baslikli yazinin altini doldurmaya firsat bulamadim ama ulkenin buyumeye basladigini gosteren verilerden bir tanesini gostereyim dedim. Ulkenin buyuyup buyumedigini gormenin yolu bizim himbil TUIK'in yaptigi gibi bir sene evvelki istatistiklere bakmakla bulunmaz. Muhtemelen Guven Sak da ayni yanlisa dusup "ulan depresyon hala devam ediyor" sonucunu acemi bir sekilde cikariyor. Biz gecen senenin sonunda son aciklanan istatistiklere bakip bunlari kendimize gore mevsimsel etkilerden arindirip ulkenin cok yuksek hizlarda kuculdugunu gormustuk. Guven Sak'in da yapmasi gereken budur.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

Bakiniz dun Sanayi Uretim Endeksi aciklandi. Haber Aksam'dan:

"Büyümenin öncü göstergelerinden olan Sanayi üretimi artık nefes almaya başladı. Türkiye İstatistik Enstitüsü'nün açıkladığı verilere göre sanayi üretim endeksi geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 9.7 daraldı. Ancak son aylarda toparlanmaya başlayan sanayi üretimi haziran ayında bir önceki aya göre de 5 puan artarak yüzde 7.3 artış gösterdi. 2008 yılı Kasım ayında 109.5 olan üretim endeksi Haziran ayında 109.9 olarak gerçekleşti."

Burada son durumu gormek icin bakmaniz gereken rakam son bir kac ay icerisindeki trenddir. Sanayi Uretim Endeksi de 3-4 aydir yukseliyor ve bunun mevsimsellikle bir alakasi yok. Mevsimselligin otesinde Sanayi Uretimi artiyor.

Bu arada normalde kaliteli yazilar yazan Ugur Gurses de ayni hataya dusmus ve su laflari ediyor:

"Pazartesi günü haziran ayına ilişkin sanayi üretim verileri açıklanacak. Böylece yılın ikinci çeyreğindeki ekonomik büyümenin ana silueti de ortaya çıkacak. Nisan ve mayıs ortalaması yüzde 19.8 olan imalat sanayi üretim daralması ve yüzde 18 olan toplam sanayi üretimi daralmasında bir miktar iyileşme beklenebilir. Ancak haziran ayı küçülmesi iyimser tahminle yüzde 10 seviyesinde olsa bile üç aylık ortalama daralma yüzde 15’in altında olmayacak. Bu da ikinci çeyrekte yüzde 8.5’luk daralma, içinde bulunduğumuz üçüncü çeyrekte de yüzde 6’lık daralma tahminimizi değiştirmeyecek."

Aciklanacak buyume rakamlari tabii ki sene sonuna kadar pozitif bir buyume gostermeyecek. Neden? Cunku mevsimsellikten arindirilmis ceyreksel veriler elimizde yok, TUIK'te de bunlari hesaplayacak yetenek yok. O yuzden de her ceyrek bir sene oncesine gore karsilastirma yapilarak son dort ceyrekte gerceklesen "ortalama" buyume orani hesaplaniyor aslinda. Bu yuzden de mevcut durumu ancak 9-12 ay sonra rakamlarda daha belirgin bir sekilde gorebiliyoruz.

Bu hatayi Ugur Gurses'e yakistiramadik. Read More!

Ekonomi Yavaşlıyor mu?

İşgünü sayısının ekonomik aktivite üzerindeki etkisiyle ilgili bugünlerde artan bir ilgi var (bkz. Orhan Karaca, Deniz Gökçe, Uğur Gürses, TCMB). Bunun en önemli nedenlerinden biri çalışma günlerinin 2007 ve 2008 yıllarında gecen yıllara oranla yorumları etkileyebilecek olcude farklılaşması. Ornegin 2007’nin son ceyreginde bayramlar nedeniyle 5 işgünü kayıp varken 2008’in ilk ceyregi icin hicbir kayıp söz konusu olmamakta. Benzer yorum farklılığı Haziran ayı icinde gecerli. Ekonomix’in bize sorusu da işte bu noktadan geliyor. Aslında Gökçe de Gürses’de dogru soyluyorlar. Her ikisi de elindeki veriyi yorumluyor. Peki benzer bir analizi biz de yapalım hem soruya cevap verelim, hem de ekonomi yavasliyor mu hızlanıyor mu? tartışmalarına bir pencere de biz acalim.

Tablo, 2000 yılından itibaren sanayi üretim endeksi (sue) ve imalat sanayi üretim endeksindeki (is) gelişmeleri göstermektedir. hici, haziran ayındaki hafta ici calısılan gun sayısını, hsonu ise cumartesi dahil calısılan gun sayısını vermektedir. Sue(a) ve is(a), hafta ici calisilan gun sayısına göre duzeltilmiş (tek bir işgünü için) olan üretimi, sue(b) ve is(b) ise cumartesi gunlerinin dahil edildigi calisilan gun sayısına göre duzeltilmiş (tek bir işgünü için) olan üretim endeks degerini vermektedir. Bu degerlerin koyu olarak gösterilenleri ise, bir önceki haziran ayına göre üretimdeki % değişimi vermektedir.
Tablodaki yüzde değişimleri grafikleştirerek daha kolay bir inceleme yapabiliriz. ustteki grafikte kırmızı olagan sanayi üretimindeki, mavi olan ise hafta ici calisma sayısına göre düzeltilmiş yüzde değişimi göstermekte. 2006 sonrası artış hızında bir yavaşlamanın olduğu grafikten açıkca görülmekte. Ezberi bozan ve Deniz Gökçe’nin de bahsettiği şey ise, sue(b) de görülen % 4.8’lik artış. Şimdilik bunu burda bırakıp bir de imalat sanayine bakalım. Orada da hem is hemde is(a) göstergeleri bir yavaşlamayı işaret ediyor. Ugur Gürses’in bahsettiği gibi imalat sanayinde is ve is(a) göstergelerinde son dönemde % 0.4 bir gerileme söz konusu. Fakat yine benzer bicimde gecen senenin haziran ayına göre 1 gün az olan calisma sayısı is(b) ezberi bozuyor ve %3.6’lık bir artış gösteriyor.
Şimdi gelelim sonuca, eger hafta sonunu dahil edip de konusursanız Deniz Gokce, yok sadece hafta ici calisma gunu uzerinden giderek konusursanız Ugur Gürses haklı. Peki sonuc ekonomi yavasliyor mu hızlanıyor mu? Ben ekonominin yavasladığını dusunuyorum. Cünkü bana göre 1 işgünü fark belki % degisim olarak yaklastiğimizda onemli bir fark veriyor gibi gorunse de, iş yerlerinin siparişi verilen üretimi yetiştirme konusunda vardiya artırımı, planlama v.b. degisikliklere gidebildigi (esneklik) dusunuldugunde gun etkisinin 1 e 1 yansıtılmasının cok dogru olmadığını dusunuyorum. İşte bu nedenle, gün etkisinden kaynaklanan artışların bir kısmını dışladığınızda en iyi ihtimalle ekonominin yerinde saydığını söylemek mümkün.
Ben hala eski dusuncemdeyim, 1) ekonomi yavaşlayacak 2) bu bir kriz olmayacak 3) daha once bahsettiğim gibi “Kamu kesimi borçlanma gereği” ve “Enflasyon Hedeflemesi, bağımsız TCMB ve Dalgalı Kur” ikilisindeki bozulma daralmanın şiddetini belirleyecek. 4) Dusuk enflasyon ve üretim artışı için “mikro reform, serbestleşen piyasalar” şart. 5) son tahlilde en iyi yatırım yine “eğitim” olacak.
Read More!

Kim Dogruyu Soyluyor?

Yarismaci arkadaslara bir pop quiz yapalim dedik. Bakalim hangisi once davranip dogru cevabi verecek?

1. Deniz Gokce "Mesela bu 2008 Haziran ayının sanayi üretimi, bir evvelki yıla göre ham veride yüzde 0.8 yavaşlamış. Ama çalışılan gün sayısına ve mevsime göre düzeltme yapılırsa da sonuç yüzde 4.9 artış çıkmakta." demis.

Diger tarafta Ugur Gurses de "Önceki gün TÜİK tarafından açıklanan Haziran ayı sanayi üretim verileri ile ikinci çeyrekteki sanayi üretimi büyüme hızı yüzde 3.1 oldu. İkinci çeyrekte işgünü sayısı, 2008 yılında iki işgünü fazla görünüyor. Yani buradan gelen bir yavaşlama etkisi olduğu kesin. Ancak, Haziran ayı verileri karşılaştırma bakımından eşit işgünü sayısına sahip. Bu aydaki sanayi üretim gelişimi ise pek olumlu görünmüyor. Toplam sanayi üretimi yüzde 0.8 artarken, imalat sanayi üretimi yüzde 0.4 gerilemiş. Ekonomik büyüme eğiliminin aşağı yönlü seyrinin ulaştığı nokta bu." Kim dogruyu soyluyor?

2. Herifin biri asagidaki videoda enflasyon yanlis hesaplaniyor diye ithamda bulunmus, buna ne cevap verirsiniz?

http://www.chrismartenson.com/fuzzy_numbers
Read More!

Ev Odevini Kim Yapmamis?

Benim yazacak vaktim olsa ben de boyle yazardim. Read More!

Basbakan'a Elestiri

Ugur Gurses bugunku yazisinda Tayyip Erdogan'a usturuplu bir sekilde giydirmis. Bizim de burada daha once defalarca soyledigimiz gibi hukumetin eskiden basarili oldugunu ama artik basarili olmadigini, dogru seyler yapmadigini belirtiyor. Katiliyoruz.

Benim deginecegim baska bir konu.

Erdogan ekonomiden anlamadigini Hurriyet'teki su demeclerinde bir kez daha gosteriyor:

Merkez Bankası’nın faiz indirimlerini düşük tuttuğunu ve muhafazakar davrandığını söyleyen Erdoğan, "Faizleri çok daha düşük bir noktaya getirmemiz gerekiyor. FED bile indirdi. Ama şimdi ben söylersem ’müdahale ediyor’ denir.

Fed kisa donemleri faizleri 2.25 puan indirdi ama 30 yillik mortgage faizleri sadece 1 puan indi. Hatta son 2-3 haftada 0.3 puan yukseldi uzun vadeli faizler. Merkez bankalarinin uzun vadeli faizler uzerindeki gucleri son derece sinirlidir. Bakin bizim Merkez Bankasi Ekim ayindan beri faizleri indiriyor ama 1.5 senelik vadeye sahip faizler dusmek bir yana yukseldiler.

Merkez bankasinin itibari enflasyon yuzunden zaten bes paralik oldu, simdi bunun ustune bir de faizler yuzunden kepaze olmasinlar. Uzun vadeli faizler uzerinde Merkez Bankalarinin gucu sinirlidir, itibari bes paralik olmus Merkez Bankalarinin gucu daha da azdir. O yuzden Merkez Bankasi faiz indirimlerini 25 baz puana indirerek, hatta daha sonra faiz indirimlerine ara vererek bu alandaki itibarini biraz duzeltmeye calisacaktir.

Erdogan faizlerin gercekten inmesini istiyorsa oncelikle butce fazlasi vermeye baslamasi, politik riskleri azaltmasi, mikro reformlara baslamasi, piyasalari serbestlestirmesi lazimdir. Erdogan bunlarin farkinda degildir, cunku ayni yazida "koprudeki giseleri kaldiracagiz" diyerek butceye onemli katki saglayan bir gelir kalemini kaldiracaklarini belirtiyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana tursusu. Bu kafayla gitmeye devam ederseniz ne enflasyon ne faizler ne de issizlik duser. Bir dahaki secimlerde de bunun cezasini cekerseniz. Benden soylemesi.
Read More!

Büyüme polemiğine devam

Bir süre önce Uğur Gürses ile kendi kendimize bir büyüme polemiğine girmiştik. "Kendi kendimize" dememin nedeni muhtemelen bundan Uğur Gürses'in haberi olmaması. Sitemizi okuyorsa bile, tıpkı okuyan diğer böyyük yazarlar gibi, bizi muhatap almamak için yorumlara herhangi birşey yazmadı. Fakat nedense onu köküne kadar savunan Ekoturka gibi okurlarımız var. Bu nedenle bunu dolaylı bir polemik olarak kabul etmek mümkün. Bu polemiği merak edenler yukarıda linkini verdiğim yazıya bakabilir. Şimdi yeni bir özet yapacak kadar vaktim yok. Yalnız kısaca şunu söyleyeyim. Uğur Gürses, ikinci çeyrek büyüme rakamları açıklandığı zaman 2007 yılının tamamındaki büyümenin artık yüzde 4 olmasının bile zor olduğunu yazmıştı, ben ise buna katılmadığımı belirtmiştim. Yani 2007 yılındaki büyüme yüzde 4'ün altında çıkarsa Gürses, üstünde çıkarsa ben haklı çıkmış olacağım. Mesele kısaca bundan ibaret.

Üçüncü çeyrek büyüme oranı Gürses'i haklı çıkaracak yönde çıktı. Bildiğiniz gibi, üçüncü çeyrekteki büyüme sadece yüzde 1.5 oldu. Eğer yılın son çeyreğinde de böyle düşük bir büyüme oranı çıkarsa, 2007 yılının tamamındaki büyüme oranı gerçekten yüzde 4'ün altında kalacak. O zaman bükemediğimiz bileği öpeceğiz çaresiz. Fakat bu konuda henüz umudumu kaybetmiş değilim. Barış'ın yazısındaki görüşlere tamamen katılmıyorum. Üçüncü çeyrekteki büyümede gerçekten de tarım sektöründeki kuraklığın büyük etkisi var. Kuraklığın ABD ekonomisindeki etkisiyle Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi bir değil. ABD'nin milli geliri içinde tarımın payı yüzde 1-2 gibi birşeyken Türkiye'nin milli geliri içindeki payı yüzde 10 civarında. Birçok üründe hasat mevsiminin denk geldiği üçüncü çeyrek dönemde bu pay yüzde 20 civarına kadar da çıkıyor. Hal böyleyken tarımdaki kuraklığın büyüme üzerindeki etkisini küçümsemek hata olur. Barış, yüzde 1.5 büyüme ile yüzde 4.5 büyümeyi aynı kefeye koymuş ama bana göre aradaki fark çok ciddidir. Haa, ekonominin bu noktaya gelmesinden AKP hükümetinin geçen yılki Merkez Bankası başkan ataması süreciyle başlayan hatalarının büyük payı var tabii, o da ayrı bir konu.
Neyse, Uğur Gürses bugünkü yazısında yine bu konuya değinmiş ve haklı olarak da açıkça olmasa da övünmüş. Yazısının bir yerinde şöyle diyor: "Son çeyrekte yüzde 6.5 büyürsek, yılı yüzde 4 gibi bir büyümeyle kapatabileceğiz." Buradan bu yıl büyüme yüzde 4'ün altında olur görüşünde ısrar ettiğini anlıyoruz. Yalnız ben bu hesabı nasıl yaptığını bir türlü anlayabilmiş değilim. 1987 fiyatlarıyla ve bin YTL olarak GSYİH geçen yılın dördüncü çeyreğinde 38.514, yılın tamamında ise 155.732 idi. Bu yılın ilk üç çeyreğinde 121.670 bin YTL'lik GSYİH yaratıldı. Son çeyrekte yüzde 6.5 büyüme olsa GSYİH 41.017 bin YTL olur ve bu da yılın tamamındaki GSYİH'yi 162.687 bin YTL'ye çıkarır. Bu durumda 2007 yılının tamamındaki büyüme yüzde 4.5 olur. Benim hesaplarıma göre, 2007 yılının tamamındaki büyümenin yüzde 4'ün altında kalması için, son çeyrekteki büyümenin yüzde 4.5'in altında çıkması lazım. Yani 2007 yılı büyümesinin yüzde 4'ün altında kalması için son çeyrekteki sınır büyüme Gürses'in hesapladığından 2 puan daha düşük. Büyüme aritmetiği konusunda birimiz yanlış yapıyoruz ama hangimiz anlayabilmiş değilim. Haa, son çeyrekte büyüme yüzde 4.5'in altında çıkamaz mı derseniz çıkabilir tabii. Ekim ayında sanayi üretimindeki artışın yüzde 7.9 olması bu açıdan olumlu oldu ama bu artışta geçen yılın ekim ayında bayram tatilinin hafta içine denk gelmesinden kaynaklanan baz etkisinin rolü büyüktü. Sanayinin kasım ve aralık aylarında göstereceği performans bu açıdan daha önemli olacak. Tarımın payının yılın son çeyreğinde azalacak olması da olumlu bir nokta. İç talepte üçüncü çeyrekte görülen toparlanma da devam ederse son çeyrekte üçüncü çeyrektekinden daha yüksek bir büyüme görülebilir. Fakat yüzde 4.5'in üzerine çıkabilir miyiz onu henüz bilemiyorum. Bakalım, göreceğiz.
Read More!

Laf Cok Icraat Yok

Oncelikle Ugur Gurses'i dogru cikan 3. ceyrek buyume tahmininden oturu kutluyoruz. Bravo! 2007'nin tamami icin yaptigi tahmin dogru cikmasa bile kendisini hirpalamayacagiz.

Ote yandan ekonominin direksiyonunda olanlar hala laf uretip icraat yapmamakta direniyorlar. Secimlerin uzerinden 4.5 ay zaman gecti yaptiklari tek sey vergileri ve fiyatlari arttirmak oldu. Gecmiste bu strateji dogru strateji idi ama bundan sonra isleyecegini zannetmiyorum. Neticede bu hukumet de Fatih Terim gibi olacak gibi gorunuyor.

Buyume rakamlarindan sonra Unakitan'in ve Simsek'in kivirma cabalarina Hurriyetteki su haberde rastliyoruz. Ayni haberde ise Rifat Hisarciklioglu'nun uzun suredir yaptigi en dogru yoruma da ulasiyoruz:

"Büyüme hızındaki çarpıcı yavaşlama, ne uluslararası gelişmelerle ne de olağan dışı olumsuz iklimin etkisiyle ne de tarımda yaşanan küçülmeyle izah edilebilir. Zira bunların dışındaki sanayi, yatırım, mal ve hizmet ihracatı gibi temel alanların hepsindeki büyüme oranlarında ciddi gerilemeler görülmektedir. Bizce bunun temel nedeni, reform sürecinin devamında anlaşılması güç bir şekilde içine girdiğimiz rehavet ve atalettir."

Vaktim oldugunda ekonominin genel gorunumu hakkinda detayli bir yazi yazacagim, simdilik Hisarciklioglu'nun yorumlariyla avunun.
Read More!

Büyüme polemiği

Bizim Ekonomix'in favori yazarı (aslında genel olarak benim de beğendiğim) Uğur Gürses'le büyüme konusunda anlaşamıyoruz. Uğur Gürses, ikinci çeyrek büyüme oranları açıklandığı zaman artık 2007'de yüzde 4'lük büyümenin bile zor olduğunu yazmıştı. Ben ise ikinci çeyrek büyümesine ilişkin değerlendirmemde buna katılmadığımı ve bu yılki büyümenin yine yüzde 5'in üzerinde olmasını beklediğimi yazmıştım.

Eylül ayında sanayi üretimindeki artış yüzde 2.2'de kalınca Uğur Gürses bugünkü yazısında aynı konuya geri dönüp yine aynı iddiada bulunmuş. Fakat ben yine kendisine katılamıyorum. Eylül ayında sanayi üretiminin düşük kaldığını kabul ediyorum ama üçüncü çeyrekteki sanayi üretimi yine de ikinci çeyrektekinden yüksek. İkinci çeyrekte yüzde 3.2 olan sanayi üretimindeki artış üçüncü çeyrekte yüzde 4 olmuş. Bu, ekonomideki durgunluk eğiliminin güçlendiğine değil hafif de olsa bir toparlanma olduğuna işaret eder. Ben bakmadım fakat Uğur Gürses'in verdiği rakamlara göre imalat sanayiindeki üretim artışı ise ikinci çeyrekte yüzde 0.9 iken üçüncü çeyrekte yüzde 2.9'a çıkmış. Yani orada daha fazla bir toparlanma var. Evet, tarımdaki rekolte kayıpları üçüncü çeyrekte büyümeyi olumsuz etkileyecek. Fakat en son baktığımda üçüncü çeyrekte iç talep göstergelerinde toparlanma vardı. Yani üçüncü çeyrekte büyümenin ikinci çeyrekteki yüzde 3.9'luk oranın üzerinde olması ihtimali daha güçlü (Uğur Gürses ise üçüncü çeyrekte büyüme yüzde 2-3 olur diyor). Ben artık 2007'nin tamamındaki büyümenin yüzde 5'in üzerinde çıkması ihtimalinin azaldığını düşünsem de hala yüzde 5 civarında bir büyümeyi olası görüyorum. Bakalım kim haklı çıkacak?

Son olarak, büyüme rakamı konusunda anlaşamasak da Uğur Gürses'in hükümete yönelik eleştirilerine katıldığımı belirteyim.
Read More!

Sanayi Uretim Endeksi

2007 buyume oraninda Ugur Gurses'le ayni fikirde olmadigimizi yaklasik bir ay once belirtmistik. Rakamlar yavas yavas gelmeye basliyor.

Sanayi uretimi Agustos'ta %6.1 artis gostermis. Goruldugu kadariyla Orhan Karaca da buyume konusunda bizimle benzer beklentilere sahip. Grafikleri o hazirlasin, biz de tembel tembel link vererek faydalanalim!! Read More!

Buyume, Butce Acigi, Faizler

Deniz Gokce ikinci ceyrekteki %3.9'luk buyume rakamini bekledigini, bunun surpriz olmadigini ve yilsonunda %5 ve uzerinde buyume bekledigini belirtiyor. Ugur Gurses ise buyumenin beklentiler dahilinde gerceklesmesi buyume rakamlarinin iyi oldugu anlamina gelmez diyor (Hurriyet ekonomi servisinde calisiyor olsaydim Deniz Gokce'ye laf sokuyor derdim ama Allaha sukur orada calismiyorum). Ayrica hane halki beklentilerinin siyasi nedenlerle bozuldugunu, VIX'e bakarak Amerika'da son 20 yilin en buyuk dalgalanmasinin yasandigini (bunun bizim ihracatimizi ve disaridan ucuza aldigimiz kredileri olumsuz etkileyecegini belirtiyor), ve hukumetin daha bir halt yapmadigini belirtiyor. Neticede 2007'deki buyumenin %4 olmasinin "zor" olacagini soyluyor.

Fatih Ozatay ise ekimde Merkez Bankasinin faiz indirimine gitmeye baslayabilecegini belirtiyor.

Medyada guvendigimiz ekonomi yazarlarinin gorusleri bu sekilde. Bir de biz ne dusundugumuzu soyleyelim.

Oncelikle birden bire batip batmamanin olcusu %4'luk buyume oluverdi. Benim bildigim resesyon tanimi iki ceyrek ust uste negatif buyumedir (daralma yani). O yuzden buyume ha %4 olmus, ha %5 olmus bence cok onemli degil. Buyuyorsaniz buyuyorsunuzdur, %4 de %5 de orta derecede buyume rakamlaridir.

Buyume rakamlarinin bu kadar dusmesinin sebebi Merkez Bankasinin faizlerinin "yuksek" olmasidir. Bu faiz meselesini cok tartistik. Neticede faizler bir suredir tuketimi yavaslatarak etkisini gosteriyordu. Ilk ceyrekteki yuksek ihracat rakamlari bunun uzerini ortunce fazla gurultu cikmamisti, simdi cikti.

Unakitan da butcenin yilin ilk 8 ayinda 8.4 milyar YTL acik verdigini belirtmis. Temmuz rakamlarini "beklentileri" bozmasin diye yayinlamadilar, Temmuzda butce 6.1 milyar YTL acik vermis. Bir dangalakligi baska bir dangalaklikla duzeltmeye calistilar anlayacaginiz. Yine de ilk sekiz aydaki butce acigi cok dusuktur. Benim beklentilerimin cok altinda gerceklesmistir. O yuzden bravo diyorum.

Simdi toparlayacagim konuyu. Once Ugur Gurses'e bir cevap verelim. Iceride ne olup bittigini daha tam olarak bilmiyoruz, disarisi hakkinda nasil bu kadar emin konusabiliyoruz anlamiyorum. Ugur Gurses volatilite endeksinin ne oldugunu anlamis da, hangi cesaretle bu endeksin simdi yasadiklarimizin son 20 yilin en buyuk dalgalanmasi oldugunu gosterdigini soylemis onu anlayamadim. Buna gelene kadar 1990, 1998 ve 2000-2002 arasindaki dalgalanmalar var. Daha 5-6 sene once NASDAQ degerinin %75'ini kaybetti, ne cabuk unutuyorsunuz bunlari? Simdiki dandik dalgalanmayi en tepeye yerlestiriyorsunuz. Olmamis. Ote yandan disaridaki dalgalanma eger reel sektore yansir ise Merkez Bankasi piyasayi yine dolara bogacaktir, bu durumda ihracatimiz olumsuz etkilenecektir ama krediler de ucuzlayacaktir. Hatta dolarin degeri daha da duseceginden bizim gibi dolar borclanan bir ulke icin olumlu olacaktir. Ekonomi yonetimi hakkinda ise Ugur Gurses'in simdiki karamsar yaklasimina ben de sahibim. Ancak daha bir kac hafta once kendisi bu konuda benden daha iyimser yazilar da yazmiyor degildi.

Toparliyorum. Butce acigi olumlu, disaridaki dalgalanma ise olumsuz; yine de ben de Fatih Ozatay gibi ekim ayinda Merkez bankamizin faizleri yavasca indirmeye baslayacagini bekliyorum. Bu durum bu yilki buyumeyi cok etkilemese bile gelecek yilki buyumeyi olumlu etkileyecektir. Yine de Merkez Bankasinin enflasyon beklentilerinin hala yuksek seyretmesinden dolayi faizleri cok fazla indirebilecegini zannetmiyorum. Politik belirsizligin beklentileri bozdugu ve bunun gelecekteki buyumeyi olumsuz etkileyecegi yonundeki goruslere de katilmiyorum, bizim ulkemizde beklentiler cok cabuk degisebiliyor, faizler indirilmeye baslandiginda ne dedigimi hissedeceksiniz. Neticede buyumenin %4 ya da %5 olmasi cok bir fark ifade etmiyor benim icin. Yine de bu konuda Ekodok ile benzer beklentilere sahip oldugumu, ekonomik buyumenin 2007 yilinin tamaminda %90 ihtimalle %4'un uzerinde olacagini tahmin ediyorum. Read More!

Sen oyna Zafer sen oyna

Dün yazacaktım, fırsat olmadı. Neyse, üzerinden fazla geçmedi, bugün de yazabilirim. Şu habere bakılırsa, yeni sanayi bakanımız Zafer Çağlayan, ikinci çeyrekte büyümenin yavaşlaması üzerine, Merkez Bankası faizi hemen indirmelidir demiş. Yalnız konuşmasında ikinci çeyrekteki büyümenin yüzde 5'lik hedef çerçevesinde olduğunu da belirtmiş. Eee, o zaman bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Madem büyüme hedef çerçevesinde, o zaman neden Merkez Bankası'nın hemen faiz indirmesi gerekiyor, onu anlayabilmiş değilim.

İçinizde bilenler vardır, bu Zafer Çağlayan son seçimde milletvekili seçilmeden önce Ankara Sanayi Odası Başkanı idi. Başkentin iş dünyasındaki diğer temsilcisi Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün tam anlamıyla hani şu sirklerde çocukları güldüren kırmızı burunlu adamlardan (neme lazım, hakaret olmasın diye ismini vermeyip tanımını yaptım ama anladınız siz onu) olduğundan onun yanında göze çok batmıyordu ama bende o zaman da pek iyi bir izlenim bırakmamıştı. Fakat bakan olduğunda Deniz Gökçe ve Uğur Gürses hakkında olumlu yazılar (bir, iki) yazdığından "Dur bakalım ne olacak" demiştim. O kadar ki bu arada bizim Ekonomix'in bu konuda Uğur Gürses'e yaptığı eleştiriyi de sadece okumakla yetinmiştim. Buyrun işte, dakika bir gol bir. Zafer Bey'in bakan olur olmaz ilk işi bağımsız Merkez Bankası'na akıl vermek oldu.

Belki bazılarınız burada "Ne olacak canım, bakan düşüncesini söylemiş" diyebilir. Bu konuda sen, ben, bizim oğlan düşüncesini söyleyebilir ama hükümetin bir bakanı söyleyemez. Daha doğrusu kamuoyu önünde söyleyemez. Yoksa kapalı kapılar ardında toplandıkları zaman istediğini söylesin. Çünkü hükümetin bir bakanı böyle konuştuğu zaman bu bağımsız Merkez Bankası'na müdahale olarak algılanıyor. Gerçi Merkez Bankası bu söylenenlere pek kulak asmıyor ama o zaman da hükümet ile Merkez Bankası arasında bir çatışma varmış gibi bir hava ortaya çıkıyor. Bu da ekonominin sağlıklı bir şekilde yönetimi için pek iyi olmuyor. Muhatabanın dikkate almadığı bu tür açıklamalar bakanların kendileri için de pek iyi olmuyor, onu da söyleyeyim. Çünkü böyle konuşmaya devam eden bakanlar bir süre sonra boş boş konuşan adamlar konumuna düşüyor. Bu da giderek ciddiye alınmamaya başlamalarına neden oluyor.

Neyse, bu açıklamasıyla Zafer Çağlayan hakkındaki olumsuz intibamı teyit etmiş oldu. Sanırım Zafer Çağlayan kabineye sadece hükümet ile iş dünyasının arasını sıcak tutmak için alındı. Kendisinden bunun dışında bir şey beklemek pek doğru olmaz. Biz zaten bunun dışında birşey beklemiyoruz ama hani siz de beklemeyesiniz diye söylüyorum. Read More!

Durun yahu, daha batmadık

TÜİK dün 2007'nin ikinci çeyrek dönemine ilişkin milli gelir verilerini açıkladı. İlk çeyrekte yüzde 6.9 olan büyüme oranı ikinci çeyrekte yüzde 3.9'a gerilemiş. Hakikaten ciddi bir yavaşlama ama bugünkü gazetelerde bu konuyla ilgili olarak yer alan haber ve yorumlar tam evlere şenlik.

Mesela ekonomi yavaşlarken cari açıktaki yükselişin sürdüğü iddia edilen şu haberi yazan arkadaş bize cari açığın son 6 aydaki seyri konusunda birşeyler söyleyebilir mi? Ben cari açığın (tabii ki ekonomideki yavaşlama nedeniyle) 6 aydır yerinde saydığını sanıyordum. Yoksa 6 aydır yanlışlıkla Türkiye yerine Patagonya'nın cari açık rakamlarına mı bakıyorum. Durun şunlara bir daha bakayım.

Ekonomide durgunluk riskinin arttığı iddia edilen şu haberi yazan arkadaşın da bize son aylara ilişkin bazı verilerden bahsetmesi gerekmez miydi? İkinci çeyreğin üzerinden neredeyse 2.5 ay geçti beyler. 2.5 ay öncesine ilişkin verilerle bugünkü duruma ilişkin yorumlar yapamazsınız. Gidin böyle bir yorum yapmak için hangi verilere bakmanız gerektiğini öğrenin de onlara bakarak konuşun.

Tevfik Güngör'ün ya da esas adıyla Güngör Uras'ın bugünkü yazısında da bir sürü yanlış var. Fakat artık kendisini ciddiye almadığım için bu yazı için birşey söylemeyeceğim.

Fakat ciddiye aldığımız yazarlardan biri olan Uğur Gürses'in bugünkü yazısı da tuhafıma gitti. Gürses, "2007'de yüzde 4'lük büyüme bile zor" demiş. Gelin biraz aritmetik yapalım. Büyüme ilk çeyrekte yüzde 6.9, ikinci çeyrekte yüzde 3.9 oldu. Yılın tamamında büyümenin yüzde 4'ün altında kalması için, üçüncü ve dördüncü çeyreklerde yüzde 3'ün altında büyüme oranları yaşanması gerekir. Hakikaten ekonomideki durumu o kadar kötü mü görüyorsunuz Uğur Bey? Benim gözlemlerim pek öyle değil de o yüzden soruyorum.

Neyse, lafı fazla uzatmadan kendi değerlendirmelerimi yazayım. Birincisi, ikinci çeyrekte ekonomide görülen yavaşlama sürpriz falan değil beklenen bir gelişmeydi (Orhan Karaca'nın şu yazısına bakın). İkincisi, ekonomide bu yavaşlama olurken cari açık artmaya devam etmemiş yerinde saymıştı. Üçüncüsü, yılın ikinci yarısında büyümenin bir miktar hızlanmasını bekliyorum. Temmuz ayında ithalatın yeniden hız kazanması, CNBC-e Tüketim Endeksi'ndeki gelişmeler (bu endekste yıllık değişime bakın) vb. bunun açık delilleridir. Dördüncüsü, ekonominin bu yılı da yüzde 5'in üzerinde bir büyüme ile kapatabileceğini düşünüyorum. Read More!

Servet ve Song

Galatasaray'in defansinin gobeginde iki tane oyuncu var. Song gibi defans oyuncusu Turkiye'de az bulunur, Servet ise tam kazma. Simdi ilk 3 haftada Galatasaray'in gol yememesine bakip defans cok iyi yorumlari yapanlar ne kadar yanildiklarini bu hafta gormus oldular.

Ama bu yazinin amaci bu degil. Ugur Gurses Mehmet Simsek ve Zafer Caglayan'a hitaben "Bu Iki Bakana Dikkat" baslikli bir yazi yazinca aklima Song ve Servet geldi. Yaziyi okursaniz Sayin Gurses'in Zafer Caglayan'dan medet umdugunu gorursunuz (wishful thinking). Zafer Caglayan hakkinda arsivimize baktim ve Baris'in su yazisina ulastim. Gidin okuyun.

Diyecegim sudur ki, yeni ekonomi yonetimi sandigimiz kadar iyi degil. Mehmet Simsek liderligi ele gecirirse belki birseyler yapilabilir, o da cok fazla degil. Enflasyonu indirmek, butce acigini azaltmak isin kolay tarafiydi (kaldi ki enflasyonu daha fazla dusurmek kolay olmayacak). AKP'ye de secimleri kazandirdi bu. Bundan sonra isler o kadar da kolay degil. Mikro reform yapmak hic kolay degil. Issizlik kolay kolay dusmeyecek, kayitdisi azaltilamayacak, yuk yine Unakitan'in omuzlarina binecek. Ama bu sefer iscilerle pazarliklar da kolay gecmeyecek. Adamlar 5 yildir fazla ses cikarmiyorlar, bundan sonra "pastadan biz de payimizi istiyoruz" diyeceklerdir.

Anlayacaginiz, bu lig kolay gecmeyecek. Read More!

Uğur Gürses'in cevabı

From: Ugur Gurses [mailto:ugurses@yahoo.com]
Sent: 06 July 2007 21:15
To: Baris
Subject: RE: yuzde 9.5 meselesi

En başta, "damar konu" bu işte. Bunun tartışılması gerekiyor.

"2013 yılında 800 milyar dolar" bana gerçekçi gelmiyor. Benim varsayımlarıma göre tabii ki. Size başka gelebilir. Asıl sorun, bunun kamuoyuna anlatılmamış olması.

"Ben şöyle kalın bir hedef koyayım, gerisi önemli değil" anlayışı var.
Örnek, "2023'de satın alma gücü paritesine göre dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girme hedefi".
İleri yönelik hedef koymak tabii ki çok güzel. Ancak, nasıl olacağını da anlatmak gerekiyor. Öznel bakışlarımız farklı olabilir.

1. Yüzde 9.5 üzeri derken, dolar bazında yıllık kaba büyüme ile anlatmaya çalıştım tabii ki.

2. Örneğin, 2008'den başlayarak altı yılda kümülatif deflatör yüzde 31 olsa (2007 yılı deflatör yüzde 8.67, 2008 yüzde 4.3, diğer yıllar yüzde 3) , yine kümülatif reel büyüme yüzde 58.3 olsa (bu bile iddialı: 2007 yüzde 5.5, sonraki yıllar yüzde 7) , ulaştığımız milli gelir 1.146 olur. 800 milyar dolara ulaşmak için bölersek 2013 ortalama döviz kuru 1.43 olur. Yani 2006 ortalaması. İşte bu gerçekçi değil. Nasıl bir denge ki, bugüne kadarki değerlenmenin üzerine yüzde 30 civarı maliyet artışı olacak, ama kur aynı kalarak (verimlilik konusunda da çekincem var) rekabet şansını yüzde 7 büyüme sürdürerek devam edecek ???!!! Varsayımların sonucu, kendi 'input'unu geçersiz kılıyor. işte gerçekçi olmayan bu.
Yeni bir program kurgusu yapmadan, verimlilik artıran rekabetçi bir yapı için reform yapmadan önümüzdeki 6 yıl boyunca ortalama yüzde 7'lik hızlara ulaşamayız. Enflasyon konusunda da hizmet kesiminde verimlilik artmadan ve rekabet olgusu yayılmadan fiyat katılığının devam edeceğini düşünüyorum.

3. Cari dengenin finansmanına ilişkin tahminleri ne peki ?

4. Bana 6 yıllık tablo çiziliyorsa, varsayımları da açık yazmalı. Enflasyon konusunda bile hedef yok. "düşük tek hanede tutacağız" deniliyor. Fiyat istikrarı konusunda kararlı görünmeyen hiçbir programın nihai hedefini gerçekçi bulmam için kimse beni zorlayamaz !

5. Diğerlerini kıyasıya eleştiriken, "2013 yılında 800 milyar dolar" sayısını, ben değil AKP anlatmalı. Varsayımları koymayan ben değilim: AKP. Dolayısyla, sorgulanması gereken, "gerçekçi değil" diyen ben değilim.

İyi dileklerimle.

Uğur Bey'e bu doyurucu cevabı için teşekkür ediyoruz.

Read More!

"Gerçekçi"lik meselesi

Uğur Gürses TCMB kökenli, çoğunlukla aklı başında yazılar yazan, teknik yönü kuvvetli, sürekli takip ettiğimiz bir yazardır. Zaman zaman kendisinin yazdıklarına itiraz etsek de keşke Uğur Gürses gibi 3-4 yazarımız daha olsa.

Yağımızı çektikten sonra (!) sadede gelelim. Bugünkü Radikal gazetesinin manşeti “MHP, CHP, DP tutarsız AKP ise gerçekçi değil” şeklinde idi. Altında da “Muhalefetin ekonomik programlarındaki vaatler çelişkili. AKP'nin 2013'te 800 milyar dolarlık milli gelir hedefi için yıllık yüzde 9.5'lik büyüme gerekiyor.” (bkz. yüzde hesaplama)

Bu yazı ile ilgili Uğur Gürses’le aramızda aşağıdaki gibi bir diyalog geçti. Daha sonra tartışmaya blog yazarlarımızdan ekodok da katıldı. Maillerin hepsini aşağıya aktarıyorum. Bundan sonra, sayın Gürses’in ekleyeceği bir şeyler daha olursa bunları da yazıya hemen ekleyeceğim.


Sayın Uğur Gürses,
Ben Ekonomi Turk blogundan Barış. Bir sorum olacak, sizi rahatsız ediyorum.
Bugünkü (6 Temmuz 2007) Radikal Gazetesindeki yazınızda belirttiğiniz 800 milyar dolarlık milli gelir hedefi için “yüzde 9.5”lik büyüme rakamına nasıl ulaştığınızı öğrenebilir miyim mümkünse? Bu tür rakamlar ilgi alanımıza giriyor biliyorsunuz.

Not: Cevaben gönderdiğiniz mailin (şayet gönderirseniz) bloğumuzda yayınlanmasını istemiyorsanız lütfen belirtiniz.

Saygılar
Barış


From: Ugur Gurses [mailto:ugurses@yahoo.com]
Sent: 06 July 2007 13:03
To: Baris
Subject: Re: yuzde 9.5 meselesi

Barış Bey ve blog okurları,

Doğrusu, "yüzde 9.5'in üzerinde olması gerekiyor" idi. Malum yer kısıtı nedeniyle sayfaya girerken bazı cümleler kısaltılabiliyor. 2006'daki 400 milyar dolardan, 2013 yılındaki 800 milyar dolara ulaşmak için yıllık yüzde 10.5 gibi net bir büyümeye ihtiyaç var. Ancak biliyorsunuz, kur değerlenmesi ile dolar bazında hesaplanan GSMH yüksek çıkabilir. Bunun için "temkinli bir hesaplama ile" yüzde 9.5'in üzeri telaffuz edildi.

Durum budur.

İyi dileklerimle,
Uğur Gürses


Baris wrote:

Uğur Bey,

Cevabınız için teşekkür ederim. Ancak ben sorduğum sorunun cevabını alamadım. Kusura bakmayın ama yüzde 9.5 hatta üstü gerekir çünkü yüzde 9.5’tan düşük olmamalıdır şeklinde özetlenebilecek bir cevap vermişsiniz. Simdi benim kafamdaki soru çiftleşti. 9.5 ve 10.5 rakamlarına nasıl ulaştınız? Bu bir kural mıdır yoksa varsayımlarınız nelerdir? Daha acık sormam gerekirse, USD cinsi GSMH üzerinden yorum yapmak istiyorsanız ve Amerikan ekonomisinden bahsetmiyorsanız, reel büyüme oranı, GNP deflatorü ve kur değişmesi (hadi devalüasyon oranı diyelim) varsayımlarınızın olması gerekir. Öyle değil mi? İşte ben de bu varsayımlarınızı merak ettim. Çünkü bu üç değişken üzerinden yüzlerce senaryo yazmak mümkün, Excel bunu 10 dk’da yapıyor. Ancak siz de biliyorsunuz ki bu senaryoların çoğu sizin deyiminizle gerçekçi olmayacaktır. Ben sizin gerçekçi senaryonuzdaki temkinli rakamları öğrenmek istemiştim. Farkındasınızdır, sizin varsayımlarınızı bilmeden senaryonuzun gerçekçi olup olmadığını bilemeyiz.

Bir de net büyüme oranından bahsetmiştiniz. Kastettiğiniz reel büyüme oranı mıdır, yoksa dolar üzerinden büyüme oranı vs falan mı?

Saygılar,
Baris

From: eko dok mailto:ekodoktor@yahoo.com.tr]
Sent: 06 July 2007 14:01
Subject: Yanıt: RE: yuzde 9.5 meselesi

2006-2013 arası 7 yıllık bir donem. 2006'daki 400 milyar doların 2013'te 800 milyar dolara çıkması için yıllık ortalama büyüme yüzde 10.4 olmalı. Bunun gerçekleşip gerçekleşemeyeceği noktasında isin içine reel büyüme, enflasyon ve kur artışının üçü birden giriyor. Örneğin yıllık ortalama reel büyümeyi yüzde 7, enflasyonu ise yüzde 5 alırsak yıllık cari büyüme yüzde 12.3 olur. Bu durumda 2006'daki 576 milyar YTL'lik milli gelir 2013'te 1.300 milyar YTL'ye çıkar. 1.300'u 800'e bölersek ortalama kuru 1.63 YTL olarak buluruz. 2006 yılındaki ortalama kur 1.44 YTL idi. Demek ki kur gelişmelerinin son beş yıldaki gibi olması halinde 2013'te 800 milyar dolarlık milli gelir pekala mümkün. Bu da 800 milyar dolarlık hedef için hemen gerçekçi değildir yaftasının konulmasının doğru olmadığını gösteriyor.

From: eko dok [mailto:ekodoktor@yahoo.com.tr]
Sent: 06 July 2007 14:11
Subject: Yanıt: Yanıt: RE: yuzde 9.5 meselesi

Ek hesap: Ortalama enflasyon yüzde 7 olursa 2013'teki kur 1.86'da olsa durum kurtuluyor. Bence 800 milyar dolarlık hedefin gerçekleşmesi pekala mümkün.


Baris wrote:

Benim bilgilerim bana eğer yüzde 7 ortalama büyüme başarılabilirse bunun productivity artisi olmadan yapılamayacağını, eğer prdocutivity artışı söz konusu ise (üstelik ABD’deki productivity artışının üstünde ise), o ülkenin parasının değerleneceğini söylüyor. Yanlışsam düzeltin. Bu durumda $800bn gerçekçi değildir tezi bence hiç gerçekçi değildir. Ha ben önümüzdeki bir kaç sene siyasi kaos bekliyorum ortalama büyümenin yüzde 3-4’lere düşmesini bekliyorum o ayrı, ama burada siyasi kaos senaryosu gündemde değil sanırım. Yanlış mı düşünüyorum? Read More!

Iştah Artışı

Ugur Gurses TOBB'un yaptigi populist oneriyi islemeye devam ediyor. Yorumsuz bir parcasini asagiya aliyorum:

"Peki işsizliğin önemli bir sorun olduğunu yeni mi keşfediyoruz? Daha önce de sormuştuk, neden 'hukuksuzluğu' teğet geçiyoruz? Neden 250 kadar üyesi olan Yargıtay'da 23 üyeliğin, 90 kadar üyesi olan Danıştay'da ise dokuz üyeliğin boş olmasından, yargı bağımsızlığının 'topal' oluşundan ürkmüyoruz?

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

Acaba neden, yurttaşların ve şirketlerin, vergi ödemeleri için vergi affı, sigorta primlerini yatırması için prim affı, bankalara olan kredi kartı borç taksitlerinin ödenmesi için kredi kartı affı, kayıtlı istihdam içinde olsunlar diye işsizlik sigortasından prim ödeme teşviki gerekiyor?
Ya da şöyle soralım: ister kamuya olsun, ister özel kesime, bu ülkede vergisini, sosyal güvenlik primini, mali yükümlülüklerini düzgünce zamanında ödeyenler aptal, borç 'takanlar' akıllı mıdır? Neden beş yıldır vergi, hukuk ve yargı, sosyal güvenlik reformları teşvikler kadar 'iştahla' talep edilmemiştir?
Bunu görememenin gerekçesi 'her gün halkın arasında olmak' mıdır acaba?!"
Read More!

Uğur Gürses

Salih Neftci 10+ yildir yazilarini takip ettigim bir kose yazaridir, eskiden cok daha fazla severdim yazilarini, belki de simdi yazilarindaki gedikleri daha iyi gorebildigimden eskisi kadar sevmiyorum. Neftci gecen sene Vatan gazetesinde yazilarini yaziyordu, ben de onun yazilarini okumak icin websitesine gittigimde yavas yavas Asaf Savas Akat ve Gazi Ercel'in yazilarini da okumaya basladim (pozitif externality). Blogumuza bu kisilerin yazilarindan cok malzeme cikti, ozellikle Asaf Savas Akat yaptigi kotu tahminlerle daha genis yer buldu. Gecen sene "gelecek sene bu tahminlere ne olmus bakacagiz" dedigimiz tahminlerinden bir tanesi de 2006 yilina ait sert inis tahmini idi. Ekonomi sozlugunde sert inis ekonomik kuculme veya cok dusuk hizlarda buyume ifade eden bir terimdir, ayrica sert inisin sarsintisi cok fazla oldugundan genis kesimleri ani olarak derinden etkiler. Yakinda buyume istatistikleri yayinlandigi zaman 2006 yili ile ilgili Akat'in ve bizim onun tahminine karsilik yaptigimiz tahminin ne kadar dogru ciktigini gorecegiz.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

Bal yiyen baldan usaniyor, keciboynuzu yiyen ne haldedir siz tahmin edin. O yuzden Vatan gazetesini ve Asaf Savas Akat'i yeni bir gazete ve yazar ile degistirmeye karar verdim. Zamanim kisitli her gazeteyi ve her kose yazarini okumaya vaktim yok, yamuk yaptigini dusundugunuz kose yazarlari veya bunlarin yazilari var ise bize email araciligiyla kendi yorumlarinizi da katarak yollayabilirsiniz. Yoksa benim hergun hergun "bakalim bugun Gungor Uras nasil sacmalamis?" diyerek onun websitesine gidecek halim (ve vaktim) yok. Sizlerin de katilimi bekliyoruz bu konuda.

Uzatmayalim, basliktan da anlasiliyor yeni takip etmeye baslayacagim yazarin kim oldugu. Ara ara yazilarini okudugum Ugur Gurses gercekten de cok mantikli yazilar yaziyor. Alin size bugunku yazisindan (Rifat Hisarciklioglu'nun tesvik teklifiyle ilgili yazdigi yazisindan) bir ornek:

"Tersine istihdam artışı önündeki yapısal engelleri kaldırmak gibi 'köktenci' çözümün daha gerçekçi olduğu vurgusu var. Kayıt dışı ekonomik etkinliklerin azaltılması ya da ortadan kaldırılması için 'teşvik mekanizması' yaratılmasını anlamsız buluyoruz. Bunun da kararlı bir siyasal irade ve iş dünyasının kararlı desteği ile olacağını düşünüyoruz. Yapısal reformlar, sadece ekonomik olguları içermiyor. Örneğin hukuk ve yargı reformu da var. Son dönemde, toplumda mala ve cana karşı işlenen suçlarda yüzde 50'nin üzerinde artışlar olduğu, bunun ardındaki temel nedenin işsizlik olduğu 'tanısı' yaygınlaşıyor. Toplumda gelişen olgulara 'tek mercekten bakmak' kadar tehlikeli bir bakış açısı olamaz. İşsizlik önemli bir neden. Ama neden acaba hukukun üstünlüğünü 'ıskalamak', yargı sisteminin bağımsız olamaması ve hukuk devleti kavramını hayata geçirememek konuşulmuyor? İstanbul'da altlarındaki otomobillerinden inip, Boğaz'ın sularına adam atan magandalar 'işsizlik kurbanı' mı sizce? Neden bu kadar adli af, vergi affı, prim affı, kredi kartı borç affı gibi aflarımız var? Türkiye, hukuksuzluğu bir 'yaşam biçimi' haline getirmekten vazgeçmediği, başta vergi, sosyal güvenlik, yargı ve hukuk reformlarını hayata geçirmediği sürece, 'geçici' ve 'pansuman etkili' teşviklerle istediği sonuçları alamayacaktır. İşte bunun için yapısal değişim olmadan olmuyor!"

Rifat Hisarciklioglu'nun derdi issizligi cozmek degil ki, adamin derdini Baris Manco "acıh da bağa vir" sarkisinda yillar oncesinden cozmus zaten. Read More!

Ağzına sağlık sayın Gürses

Uğur Gürses'in 20 Ekim 2006 tarihli Radikal'deki yazısı. Konu önemli, önemli olduğu kadar da güncel... Ağzına sağlık sayın Gürses...

"Ödemeler dengesi 'stok' değil, 'akım' tablosudur. Belli bir dönem için ne kadar giriş ya da çıkış olduğunu görmek mümkündür. Böyle bakınca, ağustos itibarıyla son bir yılda ülkeye giren doğrudan yatırım 18.5 milyar dolara ulaşmış. Bu tabloya girecek olan iki büyük kalem daha var. Bunlardan biri, Dexia tarafından satın alınan Denizbank için ödenen para olan 2.4 milyar dolar. Diğeri de Citibank tarafından satın alınan yüzde 20'lik hisse için ödenecek para olan 3.1 milyar dolar. Bu iki satış da, 2006 ödemeler dengesi sayıları içinde yer alacak. Böylece, son iki yıllık dönemde Türkiye'ye giriş yapan doğrudan yatırım miktarı toplamda 30 milyar dolara yaklaşacak.

Bazı ekonomi yazarları hâlâ 'sıcak para', 'yüksek faiz, düşük kur' ve 'cari açık' konularında 'inciler dizerken', Türkiye farklı bir kulvara girmiş, farklı bir yere doğru gidiyor. 2001 yılındaki 'kendine güvensiz ülkenin', hâlâ 'çocukluk hastalığından' mustarip olduğunu sananlar yanılıyorlar. Bunu, bu ülkeye yüklü yatırım yapmak için bu paraları getirenlerin bize söylemesi ise üzücü.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar

Hâttâ bir ara, 'mevcut işletmelerin yabancılara satışının bize faydası yok' diye tutturanlar da oldu. Onlara göre, ülkeye gelen doğrudan yatırımcılar 'yeni işletme kurarlarsa' yarar sağlarmışız! Hani bu kadar da 'ileri gidenler' olmadı değil! Bankasını Dexia'ya satan Zorlu Grubu, parayı aldığının ertesi günü 800 milyon dolar tutarındaki vadesi gelmemiş tüm borçlarını kapattığını öğrendik. Bu miktar, başkalarına kaynak olmayacak mı? Ya da, Zorlu Grubu'nun elinde kalan tutar başka yatırımlara gitmeyecek mi? Hepsinin yanıtı 'evet'!'

Şimdi başka bir kapı açılıyor. Bu da, ülkeye gelen ve ulusal bankalarımızdan birini satın alan yabancı bankaların uzmanlık alanlarının farklı olmasının getirdiği bir olumlu taraf var. Örneğin bunlardan biri Dexia. Dexia kamu finansmanında dünya lideri bir banka. Bunun anlamı, kamu kesimindeki projelerin kaynak olanağına kavuşması demek. Tabii ki 'akıllı' ve rasyonel olanlarına.

Kamu kesiminde (kamu kuruluşları ya da belediyeler) proje denildiğinde, hemen akla gelen diğer soru, 'kaynak nereden?' sorusudur. Eskiden bunun yanıtı 'Hazine garantisi' biçimindeyken, 2001 krizi sonrasında bu olanak kalmadı. Hazine garantisi sınırlandı, o da belli projelere tahsis edildi. Kamuda, sadece 'dönüşü olabilen' projeler özel finansman olanakları bulabildi. Şimdi, kamu finansmanı konusunda lider bir banka, Türkiye'de yerleşmeye karar verdi, ulusal banka satın aldı.

Uzun yıllar Hazine yetkililerinin ve siyasetçilerin peşinde 'Hazine garantisi' için koşan kamu işletmeleri ve belediyelerin, akıllı bir strateji ve 'özel işletme' mantığı doğrultusunda bir özel banka ile proje kredisini konuşur duruma geçebiliyor olmaları gerekir. Eğer bunu başarırlarsa, bu alanda sağlanacak kaynağın boyutunu kestirmek çok zor olacaktır!

'Fonu sağlayacak olan' içeride banka satın alırken, yerel yönetimlerde de bu sinyali alıp iyi kullanabilecek olanlar için fırsat kapıda!
" Read More!