Maaş ve Ücretler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maaş ve Ücretler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Net Maaş ve Ücretler

Ara ara ekonomi doktorası yapmak isteyenler bizlere sorular yöneltiyorlar. Insanların davranışlarını en çok etkileyen faktörlerin başında ise ücretler ve ellerine geçecek net maaş geliyor. Amerika’da yeni mezun olmuş, ekonomi doktorası yapmış birisine ödenen ortalama brüt ücretleri aşağıda görebilirsiniz:

Üniversite: $92,600 ($89,500)
Kötü üniversite ya da 2 yıllık okullar: $77,100 ($70,000)
Politika/Araştırma/Think Tank: $85,800 ($90,000)
Merkez Bankası: $105,700 ($110,000)
Özel şirketler: $115,500 ($120,000)

Parantez içerisindeki rakamlar ortanca ücreti gösteriyor. Tabii herkes istediği işe giremiyor, mezunların %64’ü üniversitelere girerek yaklaşık 90 bin dolar kazanıyorlarmış. Yüzde 6’sı merkez bankasına, geri kalanları da aşağı yukarı %10’ar paylarla diğer alanlara giriyormuş.

Bu kişilerin ellerine geçen net maaş miktarı da bu ücretlerin yaklaşık %65-70’i kadar bir rakam. Tabii evlilerse ve eşleri çalışıyorsa daha az alıyorlar, eşleri çalışmıyorsa biraz daha fazla. Yani kabaca yeni mezun, bekar bir üniversite hocasının eline ayda $5000’ın biraz üzerinde bir rakam geçiyor. Özel şirkette çalışıyorsa eline geçen para $6000’ın biraz üzeri. Yıldan yıla bu ücretlerde çok fazla artış da beklemeyin derim, arttırdıkları %3-4 gibi bir şey. Turkiye'de ise maaslar Amerika'dan cok farkli degil.

Finans sektöründe çalışanların eline geçen rakamlar ise dudak uçurtan cinsten.

Amerika'da asgari ucretler ve Türkiye’deki asgari ücretler hakkinda su yazilar daha once burada yayinlanmis. Read More!

Ogretmenler gunu

Iki sene once ogretmenler gununde ogretmenlerle ilgili yazi koymadik diye elestirilmistik. Yeni bir yazi yerine, eski yazilari derleyip (isitip isitip) yeniden onunuze koyalim. Emin Colasan yaparken sorun olmuyor ne de olsa. Ilk yazi Ekonomix'ten (patrona yag cekiyorum, once onun yazisini alintilayarak):

Ogretmen Maaslari Az mi?
Bizim ailede ogretmen cok. O yuzden bu yazida yazacaklarimi kimse ustune alinmasin. Orhan Karaca dostum ogretmenler sendikasinin "Ogretmen maaslari 1923'den daha dusuk" seklindeki absurd (sacma derecesinde komik) iddiasina yanit olarak ogretmen maaslarinin 5 kat civarinda arttigini gostermis. Ote yandan 1923'den bugune kisi basina gelir 11 kat artmis. Nufusumuz da 5 kat arttigina gore ulke olarak 1923'e kiyasla 50 kat daha zenginiz demektir. Yine de bu islerin 1923'den beridir hep kotuye gittigi gercegini (!) degistirmiyor. Nerede o eski gunler be, hersey daha bir guzeldi!

Sendikalar bunu hep yapiyor. Adamlar tarafsiz degil ki. O yuzden ben sendikacilarin bir gun "Allah birdir" demelerinden korkuyorum, eger oyle bir sey olursa cok tanrili dine sahip Hindular veya Afrikali kabileler hakliymis demektir.

Altın Yorumları    UNESCO Nedir    Sosyalizm Nedir  Forex Nedir    Fraktallar  Altın Oran Nedir

Ogretmen maaslarinin az mi cok mu oldugu sorusunun cevabi tarihte gizli degildir. 10 sene once soyleydi, simdi soyle olmasi lazim seklindeki ifadeler hurafeden ibarettir. Ayni mantikla siyah beyaz televizyon 20 sene $1000'di, simdi $1500 olmalidir savini ileri surebiliriz. Renkli televizyon ve plazma olayina hic girmeyelim.

Peki ogretmen maaslarinin az mi cok mu oldugunu nasil anlayacagiz? Vallahi siz cok alistiniz bedava ekonomi egitimine. Once ucret olarak cocuk esirgeme kurumuna 10 YTL bagislayin, makbuzunun digital kopyasini da bana email ile gonderin ucret olarak ondan sonra cevap vereyim. Ucreti odemek istemiyorsaniz yazinin geri kalan kismini okumayin. Amerikalilarin honor sistemi (yani seref sistemi) vardir, herkes kendisini kontrol eder. Mesela isyerinde kahve istiyorsunuz, gidersiniz mutfaga, orada bir kavanoz vardir, atarsiniz icerisine 25 senti, alirsiniz kahvenizi. Kahvenin basinda kimse durmaz, kontrol etmez. Dogru seyi yapmak size kalmistir. Burada da basiniza bekci dikmeyecegim, dogru seyi yapmayi size birakiyorum. Ucret 10 YTL, pahali geldiyse okumayin. Ucreti odemeden okursaniz hakkimi helal etmedigimi de belirteyim.

Ucreti odediyseniz yazinin devamini buradan okuyabilirsiniz.



Digeri de benim 2007 yilinda yazdigim bir yazi. Bunu da aynen kopyaliyorum:

Öğretmenler günü ve zorunlu eğitim

Sonunda bu da oldu. 24 Kasım'da öğretmenler gunu yazısı yazmadık diye elestiri aldık. Ama bu öğretmenler günü denen şey her ülkede farklı günlerde kutlanıyor. Arjantin'de 11 Eylül, Çin'de 10 Eylül, Hindistan'da 5 Eylül, ABD'de Mayıs ayının ilk haftasında kutlanıyor. UNESCO tarafından ise 5 Ekim günü Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor.

Türkiye'de 24 Kasım'ın Öğretmenler Günü olmasının gerisinde ise emekli bir generalin (bkz. Kenan Evren) imzası var. Tabi gerekçe her konuda olduğu gibi yine Atatürk'e dayandırılmış. Şimdi Atatürk'ü her şeye alet etmenin sakıncalarından bahsetsem muhtemelen "Atatürk düşmanı" olurum, dolayısıyla sesimi çıkarmıyorum. Bu arada "başöğretmen" Atatürk'ün hangi tarihler arasında öğretmenlik yaptığını merak ettim, araştırdım, bulamadım.

Tamam anlıyorum, eğitim kutsal bir vazife, Atatürk de kutsal bir insan. Dolayısıyla kraldan fazla kralcı olmayı sevenler açısından mantıklı bir yaklaşım olabilir. Ama mesela benim bildiğim bizim kültürümüzde ekmek de kutsal bir yiyecek. Atatürk'e başfırıncı ünvanı da verilmiş miydi? Verilmediyse neden verilmedi? Hak etmiyor mu? Bir ulus bugün yediği ekmeği ona borçlu değil mi? Yoksa bize yanlış mı öğrettiler?

(Bize yanlış mı öğrettiler kısmına geri döneceğim. Ama önce bir açıklama yapayım: Hayır, efendim. Atatürk düşmanı değilim. Bir çok tarihi figür gibi onu artısıyla eksisi ile anlamaya çalışıyorum. Ama sizin kalıplarınız ile "Atatürkçü" de, "Kemalist" de dğilim.)

Öğretmenler Günü konusundan buraya nasıl geldim ben de anlamadım. Ama bu gün dolayısıyla gündemle alakalı 'Erotik öğretmen' görevden alındı tarzı haber yapmaktan daha iyi yaptığımı düşünüyorum.

Bazı şeyleri bir öğrenci olarak bize yanlış öğrettiklerini farkettiğimde henüz bıyıklarım terlememişti. Yıllar sonra Catherine Baker'ın Zorunlu Eğitime Hayır isimli kitabını okudum. İzlenimler sitesindeki şu yazıyı görünce bu kitabı hatırladım. Ben 1990'lı yılların başında okumuştum ama kimbilir kime verdim de geri gelmedi, şu an elimde yok. Ama internette biraz bakınınca İmge Kitabevi tarafından Şubat 2006'da yeni baskısının yapıldığını gördüm. Kendinize bir iyilik yapın ve bu kitabı okuyun. Kitapta savunulan fikirlere katılır katılmazsınız orası ayrı. Benim aklımda kalan çarpıcı ayrıntılar olarak okul binaları ile hapishanelerin birbirine benzerliği ve çocukların neden her teneffüse sevinçle bağırışarak çıktığını sayabilirim. Bize birşeylerin yanlış öğretildiği gerçeği Baker'in "okulun, devletin kendine köle yetiştirmek için organize ettiği bir kurum olduğunu, yetişkinlerin, bu köle eğitiminden başarıyla geçtikleri için bunun farkına varmadıkları" tezi ile örtüşüyor.

Kendi geçmişime baktığımda, bugün geldiğim noktaya milli eğitim sistemi ve okullar sayesinde değil, milli eğitim sistemine ve okullara rağmen geldiğimi söylemekten kendimi alamıyorum. Karşıma çıkmış olan bir çok öğretmenden sadece birkaçının hafızamda kalıcı yer edindiğini, benim için yol gösterici olduğunu söyleyebilirim. Bu açıdan kendimi bazen şanslı bazen de şanssız olarak değerlendirmişimdir. Yıllar sonra istatistikte "law of large numbers" ve "central limit theorem"i anladığımda aslında bu durumun pek de şaşılacak bir durum olmadığının farkına vardım. Her meslekte olduğu gibi öğretmenlerin arasında da çok iyi örnekler çok kötülerle bir arada. Ama büyük bir çoğunluk vasatın iki standart sapma çevresinde.

Bu gelinen noktada kişi olarak öğretmenlerden daha çok sistemin çarpıklığının payı olduğunu düşünüyorum. Her konuda olduğu gibi bu konuda da muşevvikler sistemi işliyor (incetives matter). Bugünkü eğitim sisteminde ne yazık ki iyi örnekler sistem tarafından cezalandırılıyor, kötü örnekler teşvik ediliyor, sistem iyi örnekleri vasat olmaya zorluyor.

Peki çözüm ne? Aşağıya sistemde çarpıklığı giderecek bazı çözüm önerilerini sıralıyorum. Lütfen hemen klavyeye sarılıp hararetli itirazlara başlamadan önce neyi savunduğunuzu, savunduğunuz şeyin olası pozitif ve negatif sonuçlarını gözden geçirin.

1. Zorunlu eğitim kaldırılsın. Bugün uygulanan zorunlu eğitim sisteminin negatif etkilerinden birisi ailelerin çocuklarının eğitimlerini aksatmasıdır. İster köyde olsun ister şehirde, çocuğunu herhangi bir okula kaydettiren ebeveyn kendini görevini yapmış hissediyor ve çocuğunun eğitimi ile neredeyse hiç ilgilenmiyor. Çünkü zaten karar verme şansı da yok. Zorunlu eğitim kaldırılırsa bütün yük ailelerin (ebeveynlerin) sırtına bineceğinden daha iyi sonuç alınacaktır. Gerek çocuklarının eğitimi konusunda gerekse doğru okulu seçme konusunda.

2. Tevhid-i tedrisat kanunu kaldırılsın. Bu kanun ümmetten millet aşamasına geçişte önemli rol oynamış olabilir. Ancak bugün sistemin çarpıklığının en önemli nedenlerinden biri. Eğitimde hedefimiz eşitlik ya da herkesin aynı eğitimi alması değil, çeşitlilik ve özgürlük olmalıdır. Kemalistler kafalarındaki "öcü dinci okullar" hayaletinden, dinciler de "bu okullar çocuklarımızı dinsiz yetiştirecek" korkusundan ve önyargısından kurtulması lazım. Yasaklar her iki grubu da marjinalleştirmekte yer altına itmektedir. Bırakın isteyen çocuğuna dini eğitim versin isteyen bale eğitimi, isteyen de her ikisini de ya da hiçbirini. (Bale eğitimi ve dini eğitim birbirinin alternatifi değildir, sadece örnek veriyorum.) Hatta dileyen kutuplarda pancar yetiştirme okulu bile açabilir. Öğrenci bulacağına güveniyorsa neden olmasın? Eğitimde çeşitliliği sağlar zorunlu eğitimi de kaldırır ailelerin özgürce karar vermesini sağlarsak müşevvikler sistemi daha iyi olanı ödüllendirecektir.

3.Öğretmenlere ve okullara verilen teşvikler kaldırılsın, eğitim konusunda illaki de teşvik verilecekse öğrencilere ve ailelere verilsin. Herhangi bir piyasada eğer devlet eliyle teşvik verilecekse bu teşvik üreticilere değil tüketicilere verilmeli, üreticiler değil tüketiciler korunmalı ya da desteklenmelidir. Eğitim hizmetini düşündüğümüz zaman da aynı kural geçerlidir. Bugünkü sistemde aileler okullar için birbiri ile yarışmaktadır. Ancak okul ve öğretmenler yerine öğrenciler ve aileler desteklenirse okullar aileler için birbiri ile yarışacaktır. Siz hangisini tercih edersiniz?

4. YÖK lağv edilsin, gerek üniversiteler, gerekse liseler bağımsızlığa kavuşsun. İsteyen okul paralı eğitim yapsın, isteyen parasız. Aileler de istediği okulu seçmekte özgür bırakılsın. Devlete göbeğinden bağlı bir akademik ortamda yaratıcı düşünce ve kaliteli eğitim mümkün değil. Üniversiteler gerekirse yer çekimi kanununun bile tartışılabildiği özgür ortamlar olmalı.

5. Her öğretmene eşit maaş, eşit statü gibi saçma uygulamadan vazgeçilsin. Farklı performansa farklı ücret ödenmesine izin verecek piyasa mekanizmasının önündeki engeller kaldırılsın. Yeterlilik konusu saçma sapan sınavlarla değil tecrübe ile belirlensin. Bu konuda da karar merkezi sınav sistemi ile alınmasın her okulun kendi inisiyatifine bırakılsın.

İlkokulda aynı sıraları paylaştığım arkadaşlarımdan bazıları öğretmen olmayı tercih edip milli eğitimin çarkları arasına girdiler. Ancak kabaca bir değerlendirme yaptığımda çoğunun gerçekten öğretmen olmak istedikleri için değil, üniversite sınavında daha iyi bir alternatife yetecek puan alamadıkları için öğretmen olmayı tercih ettiklerini görüyorum. Yani sistem iyileri ayıklayıp başka birşey yapamayanları öğretmen olmaya teşvik ediyor gibi görünüyor. Böyle bir sistemden mucize beklemek için fazla iyimser olmak gerek.

Bense gerek üniversite öğrenciliğim sırasında gerekse daha sonra özel dersler verdim, piyasanın içinde bulundum. Eğitim sisteminin ürünleri olarak normal çarpma ve bölme işlemini dahi yapamayan ama üniversiteye devam eden öğrencilerim de oldu, eğitim sisteminin çarkları arasında ezilen cevherlerle de karşılaştım. Bugün, arkadaşlarımın aksine, yapabileceğim bir sürü meslek arasından sıyrılıp sadece öğretmeyi sevdiğim ve sevdiğim işi yapmak için öğretmenlik mesleğini seçmiş bulunuyorum. Bu yüzden, başta öğretmenlerin (öğretmen olan okuyucumuz varsa) ama tüm okuyucularımızın burada yazılanları hariçten gazel okumak olarak değil de kendi içlerinden birinin "yapıcı" önerileri olarak dikkate almalarını tercih ederim.

Edit: Kutlamayı untmuşum. Bütün öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun. Daha iyi olan öğretmenlerimizinki daha kutlu olsun.
Read More!

Mehmet Şimşek gidici

Bu tahmini daha önce yapmıştık. Ekonomiden sorumlu devlet bakanı Mehmet Şimşek yine deliler köyündeki akıllı rolüne soyunmuş ve Türkiye'de ücretler yüksek demiş. Bakan doğru söylemiş ama bu köyde bu akıllıyı fazla yaşatmazlar. Bakan detaylı verilerle OECD ülkeleri ile kıyaslama yapmış söylediklerini ispat etmek için.

Ama aklın yolu bir. Fazla hesap yapmaya gerek yok.

Sadece işsizlik oranının seviyesi bile ücretlerin yüksekliğine işaret ediyor. Sen pazarda pahalı diye elma almıyorsan şirketler de aptal değil. Maliyet yüksekse fazla eleman istihdam etmiyorlar. Çünkü istihdamın ayrı bir maliyeti, işten çıkarmanın ayrı bir maliyeti var.

Pazarda elmalar satılmazsa fiyatlar akşama doğru iner ve daha çok kişi elma alır. Ama bizdeki abidik gubidik kanun ve kurallarla ne ücretler iner, ne de şirketler mecbur kalmadıkça işe eleman alır.

Bu arada olan satılmayan elmalara oluyor. Elmalar satılmazsa ne olur? Çürür. Bizdekiler de ya Polat Alemdar oluyor, ya tetikçi oluyor, ya da dağa çıkıyor. Bunda şaşılacak birşey yok.

Ek: Gözümüzden kaçmış. Bir akıllı laf da diğer devlet bakanı Nazım Ekren etmiş: (Güneydoğuyu kastediyor) Bölgede işsizlik değil, mesleksizlik var.

Bakalım bu akıllıları bu köyde ne kadar yaşatacaklar?

Ikinci edit: Bir grup geri zekali (pardon zircahil) sozluk yazarinin konu hakkindaki yorumlarini okursaniz deliler koyu ile ne demek istedigimi anlayacaksiniz. Hurriyet'in yorumlarinda bile akilli uslu bir iki yorum cikiyor bazen. Yurdum gencligi ne hale gelmis!
Read More!

Fiyat kısıtlaması

Bu yazida fiyat kısıtlaması konusuna deginecegiz. Elinizde ikinci el bir araba olsun. Piyasa değeri de 3,000 YTL olsun. Normal şartlarda, ikinci el piyasasında bu ücreti ödeyecek birini bulup bu arabayı satabilirsiniz. Birinci el araç piyasasına göre elinize oldukça cüzi bir para geçecektir. Elinizdeki ikinci el aracı satıp bu para ile birinci el piyasasından yeni bir araba almayı düşünmüşseniz planlarınızı yeniden gözden geçirmeniz gerekir. Zaten aklı başında kimse bu şekilde bir plan yapmaz. Diğer yandan ikinci el piyasada belirlenecek fiyat aracın modeline, markasına, motor hacmine, ne kadar ve nasıl kullanıldığına, kaza geçirip geçirmediğine göre değişecektir. Ancak zaten biz baştan piyasa değeri 3,000 YTL diyerek bütün bu faktörleri tek bir fiyatın içinde zımni olarak ifade ettik.

Şimdi hükümetin ikinci el piyasasındaki 3,000 YTL fiyatın birinci el piyasasına göre oldukça düşük olduğu gerçeğini dikkate alarak, ikinci el araba piyasasında satılan arabalara 5,000 YTL'den az ücret ödenmesini yasakladığını düşünün. Karşınızda iki seçenek vardır: Birincisi ya aracınıza 3,000 YTL ödemeyi kabul edecek birini bulup gizli bir şekilde bu işi gerçekleştirmek, ya da resmi anlaşmada 5,000 YTL gibi fiyat gösterip tahsilatı 3,000 YTL üzerinden yapmak. Diğer seçeneğiniz ise bu aracınıza 5,000 YTL ödemeyi kabul edecek bir enayi bulmak. Yoksa araba elinizde kalacaktır.

Kalkıp size birisi hükümetin bu düzenlemeyi sizin iyiliğiniz için yaptığını ve bu düzenleme sayesinde sizi koruduğunu söylese o kişi döver misiniz sabaha mı saklarsınız bilmiyorum. (kapitalizm nedir)

Yukarıdaki örnek istihdam piyasasına uygulandığında, asgari ücret düzenlemesinin neden kaçak işçi çalıştırmayı özendirdiği ve aynı zamanda nasıl işsizliğe neden olduğu gayet güzel anlaşılıyor. Vasıfsız ve kalifiye olmayan ama çalışmak isteyen kişilerin oluşturduğu istihdam piyasası ikinci el araba piyasasından farksızdır. Eğer asgari ücret düzeyinde bir emeğiniz yoksa kaçak çalışmaktan ya da size emeğinizin karşılığının daha fazlasını ödeyecek bir enayi bulmaktan başka seçeneğiniz yoktur. Sonra da asgari ücret uygulamasının işçileri koruduğunu anlatan masallara artık nerenizle gülersiniz bilmiyorum.
Read More!

Ogretmenlik

Yeni acilan Isletme Yonetimi blogu devlet memurlugunu ve ogretmenligi tartisiyor. Kapsamli bir yazi olmus.

Ben de ogretmen maaslari az mi cok mu konusunu daha once irdelemistim. Cok zor bir analiz degil, bu sefer okumak icin bagis yapmaniza da gerek yok. Read More!

Üç karpuz parası zam

Dünkü gazetelerden birinde ilginç bir haber vardı. Bağımsız Büro-Sen üyesi memurlar, hükümetin maaşlara teklif ettiği yüzde 2'lik zam tutarı kadar ödeme yaparak aldıkları üç karpuzu Kızılay'da vatandaşlara ikram etmişler. Sendikacılarımız nedense böyle gösterileri çok seviyorlar. Fakat son yıllarda alınan maaş zamlarından mennuniyetsizlik sadece memurlara özgü değil. Yıllarca altı ayda bir yüzde 30-40 zam almaya alışmış herkes son yıllarda aldıkları tek haneli zamlara burun kıvırıyor. Memurlar ve kamu işçileri yine bir yolunu bulup siyasetçileri kafakola alarak seyyanen zamlarla falan durumu kurtarıyor. Özel sektör çalışanları ise burunlarını kıvırdıklarıyla kalıyor.

Maalesef halkımızın emekçi kısmı için kötü bir haberim var. Burun kıvırdıkları bu durum geçici değil kalıcı. Yani enflasyonu bir kez daha patlatıp eski düzeylerine çıkarmazsak demek istiyorum. Enflasyonu yeniden o mutlu mesut yaşadığımız 1990'lı yıllardaki düzeylerine çıkarabilirsek, yüzde 30-40'lık zamlara da geri dönebiliriz tabii. Fakat ben en azından görünür gelecekte o güzel günlere geri dönebileceğimizi pek sanmıyorum.

Neden böyledir derseniz, enflasyon tek haneli iken hiçbir şirket çalışanların tümüne birden altı ayda bir yüzde 30-40 zam yapamaz. Yapar ise de ikinci yılını göremeden topu atar. O zaman aldığınız zammı daha afiyetle yeme fırsatı bulamadan kendinizi kapı önünde bulursunuz.

Eee, peki yeni dönemde gelirimizi nasıl artıracağız derseniz iki yolu var. Birincisi, çok çalışıp bulunduğunuz şirket içinde yükselmeye çalışacaksınız. Yükseldikçe maaşınız da artacak. Haa, alt kadrolardaki çalışanlarını terfi ettirdiği halde zam mam yapmaya yanaşmayan şirketler de yok değildir ha. Çoğu kişi böyle bir durumda en azından rütbem yükseldi diye sesini çıkarmaz. Siz öyle yapmayın. Çünkü terfi etmek demek sorumluluğunuzun da artması demektir. Eee, daha fazla sorumluluk yükleneceksek daha fazla para istemek de hakkımız değil mi? Ne kadar ekmek o kadar köfte... Maaşınız artmayacaksa terfi teklifini bazı bahaneler üretip kibarca geri çevirmeye çalışın. Baktınız olmadı mecburen kabul edeceksiniz tabii. O zaman çareyi ikinci yöntemde aramaya çalışacaksınız.

Yeni dönemde gelirinizi artırmanın ikinci yolu işinizi değiştirmek yani başka bir şirkete transfer olmak olacak. Hele iş hayatına yeni atılmışsanız ilk çalıştığınız şirket ile fazla gönül bağı kurmamaya çok dikkat edin. Çünkü ilk girdiğiniz işe muhtemelen tecrübesiz eleman kontenjanından girmişsinizdir. Tecrübesiz eleman olarak ise ücretiniz genelde asgari ücretliden biraz hallice olur o kadar. Hiç kimse de 1-2 yıl sonra sizi çağırıp "Artık tecrübe kazandın, al sana yüzde 50 zam" demez. Çünkü dışarıda daha düşük ücretle yerinizi almaya hazır bir sürü kişi vardır. Fakat piyasada tecrübeli bir elemana daha yüksek ücret ödemeye hazır şirketler de her zaman bulunur. O zaman yapacağınız iş 1-2 yıl dişinizi sıkıp işi biraz öğrendikten ve de CV'nize de tecrübeli eleman yazdırdıktan sonra gözünüzü dışarı dikmektir. İsterseniz her zam döneminde müdürünüzün kapısını aşındırıp ücretinizi gıdım gıdım artırmaya da çalışabilirsiniz tabii. Fakat hiçbir müdürün genel zam oranının üzerine çok fazla çıkmaya yetkisi olmadığından ve de herkes o yetkiyi kendi lehine kullanmasını beklediğinden bu boşa kürek çekmek olur. Yalnız şirkette çok özel bir iş yapan ve vazgeçilmez eleman haline gelenler bu dediklerimin dışındadır, onu da belirteyim. Tabii onların da bu güçlerini iyi pazarlık konusu yapmayı bilmeleri şart.

Nasıl, zor geldi değil mi? Eee, normal ülkelerde işler böyle yürüyor. Ne güzel eskiden oturduğumuz yerde altı ayda bir yüzde 30-40 zammı alıyorduk. O zamarlar onu da beğenmiyorduk ha, onu da söyleyeyim. Yine de fiyatlar bizim zamma yetişene kadar 2-3 ay kendimizi biraz zenginleşmiş hissediyorduk. Ne güzel günlerdi be!..

Bu arada hükümetin memurlara yüzde 2 zam teklif ederek işi biraz abarttığını söyleyip olası tepkileri de hemen önleyeyim. Fakat muhtemelen bunu bir pazarlık marjı kazanmak için yapmışlardır. Sonunda yine bir seyyanen zam icat edip anlaşırlar merak etmeyin. Nasıl olsa hükümet zammı kendi cebinden değil bizim (vergi mükellefleri) cebimizden veriyor. Ha, bu şekilde yine bütçenin altı çıkmaya başlamış ne gam. Sonunda yine iğneden ipliğe herşeye vergi koyup dengelerler nasıl olsa. Biz üç karpuz parası zam alıyorlar diye acıdıkça memur öyle ya da böyle bizim kesemizden parayı götürmeyi becerir. Kardeşim, madem zammı beğenmiyorsun git başka iş yap. Sana silah zoruyla memurluk yaptıran mı var? Read More!

1 Mayis Nedir?

Bu yazida 1 Mayis nedir konusuna deginecegiz. Politika bloguna donduk igrenc bir seklinde. Taksim'de olayli 1 Mayis gosterileri olmus. Sallayin tekneyi, sallayin tekneyi. Belli mi olur belki devirirsiniz.

Kuresellesme'den en buyuk darbeyi yiyenler oncelikle mavi yakali isciler olmustur. Reel ucretleri, simdi TCMB'nin sayfasindan bakmaya useniyorum, son 5 yilda ya cok az artmis ya da dusmustur. Ozellikle bu zaman zarfinda kisi basina gelirin %40 civarinda arttigini goz onune alirsak kuresellesmeden dolayi kaybedenlerin mavi yakali isciler oldugu aciktir. Bundan gelir dagilimi bozulmustur anlamini cikarmayin. Gelir dagilimi da duzelmistir. Birincisi alt gelir gruplarinda istihdam artmistir, ikincisi asgari ucret reel olarak cok artmistir. Yani bir sekilde goreceli olarak cok para kazanan mavi yakalilari asgari ucretle calisan daha cok sayidaki emekcilerle ikame etmisiz.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Bu kisiler ne dusunuyor bilemiyorum, o yuzden spekulasyon yapacagim. Bence bu durumdan kuresellesmeyi sorumlu tutmak yerine mevcut iktidari sorumlu tutuyorlar ve iktidarin gitmesi halinde herseyin eski guzel 90'li yillara donecegini (evet 90'li yillar isciler icin cok guzeldi, koalisyonlardan yuksek miktarlarda rusvet alirlardi) umut ediyorlar. 1 Mayis'i ve siyasi krizi de firsat bilerek "ortaligi biraz da biz karistiralim, belki iktidarin devrilmesine bir faydasi olur" diyerek bu 1 Mayis projesine el atmaya karar vermislerdir. Bence basarili olma sanslari var. Basaridan kastim iktidarin devrilmesidir. Yoksa sonrasinda gelecek iktidar zamaninda da reel ucretlerde ciddi artislar gormeyecegimiz kesindir. Sermayenin kanatlari var (elasticity diyoruz biz buna ekonomide), iscilerin yoktur. Maalesef isgucu piyasasina giren 1 milyara yakin Cinli ve Hintli ucretlerin daha uzun bir sure yukselmesine engel olacaktir.

Ote yandan CHP ve Genc Parti secimlere birlikte girmek icin konusmaya baslamislar. Hayirli olsun diyorum, jeton daha yeni dusebildi, insallah sonunu getirebilirler. Baskalarini suclayacaklarina cozumun kendilerinde oldugunu farketmeleri uzun zaman aldi ama gec olsun ama guc olmasin degil mi?

Okuyucularimi aslinda bastan uyarmam gerekirdi ama benim yapacagim politik analiz ekonomik analizlerime benzemez, en iyi ihtimalle kahvehane muhabbetinden biraz daha iyidir, o da en iyi ihtimalle. Uyarmis olayim. Read More!

Ogretmen Maaslari Az mi?

Bizim ailede ogretmen cok. O yuzden bu yazida yazacaklarimi kimse ustune alinmasin. Orhan Karaca dostum ogretmenler sendikasinin "Ogretmen maaslari 1923'den daha dusuk" seklindeki absurd (sacma derecesinde komik) iddiasina yanit olarak ogretmen maaslarinin 5 kat civarinda arttigini gostermis. Ote yandan 1923'den bugune kisi basina gelir 11 kat artmis. Nufusumuz da 5 kat arttigina gore ulke olarak 1923'e kiyasla 50 kat daha zenginiz demektir. Yine de bu islerin 1923'den beridir hep kotuye gittigi gercegini (!) degistirmiyor. Nerede o eski gunler be, hersey daha bir guzeldi!

Sendikalar bunu hep yapiyor. Adamlar tarafsiz degil ki. O yuzden ben sendikacilarin bir gun "Allah birdir" demelerinden korkuyorum, eger oyle bir sey olursa cok tanrili dine sahip Hindular veya Afrikali kabileler hakliymis demektir.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

Ogretmen maaslarinin az mi cok mu oldugu sorusunun cevabi tarihte gizli degildir. 10 sene once soyleydi, simdi soyle olmasi lazim seklindeki ifadeler hurafeden ibarettir. Ayni mantikla siyah beyaz televizyon 20 sene $1000'di, simdi $1500 olmalidir savini ileri surebiliriz. Renkli televizyon ve plazma olayina hic girmeyelim.

Peki ogretmen maaslarinin az mi cok mu oldugunu nasil anlayacagiz? Vallahi siz cok alistiniz bedava ekonomi egitimine. Once ucret olarak cocuk esirgeme kurumuna 10 YTL bagislayin, makbuzunun digital kopyasini da bana email ile gonderin ucret olarak ondan sonra cevap vereyim. Ucreti odemek istemiyorsaniz yazinin geri kalan kismini okumayin. Amerikalilarin honor sistemi (yani seref sistemi) vardir, herkes kendisini kontrol eder. Mesela isyerinde kahve istiyorsunuz, gidersiniz mutfaga, orada bir kavanoz vardir, atarsiniz icerisine 25 senti, alirsiniz kahvenizi. Kahvenin basinda kimse durmaz, kontrol etmez. Dogru seyi yapmak size kalmistir. Burada da basiniza bekci dikmeyecegim, dogru seyi yapmayi size birakiyorum. Ucret 10 YTL, pahali geldiyse okumayin. Ucreti odemeden okursaniz hakkimi helal etmedigimi de belirteyim.

Ucreti odediyseniz yazinin devamini buradan okuyabilirsiniz. Read More!

Yüzde Hesabı Nasıl Yapılır?

Ilkokul seviyesinde matematik bilen okuyucularimiza yonelik yüzde hesaplama konusunda ilk yazimizi yaziyoruz, belki baskalari da yüzde hesabı nasıl yapılır ogrenir ve bu dersten faydalanir diye de umuyoruz. Once bir denklemle baslayalim, C sayisi A ve B olmak uzere iki kisimdan olussun, soyle ki A+B=C olsun. (Ornek 5+15=20). Sorumuz basit: A sayisi C'nin yuzde kacidir, B sayisi C'nin yuzde kacidir?

Cevap: Yüzdeleri su sekilde hesapliyoruz:
A'nin yuzdesi= (100*A)/C = (100*5)/20 = %25

Ayni yontemi kullanarak B'nin C'nin %75'i oldugunu kendiniz hesaplayabilirsiniz.

Simdi baska bir ornek yapalim ve konuyu iyice pekistirelim. Diyelim ki Asgari ucret 683 YTL olsun. Bunun 280 YTL'si vergi, 403 YTL'si ise net ucret olsun. 10 puanlik uzman sorumuz su: Asgari ucretin yuzde kaci vergidir? (Ipucu: C=Asgari ucret, A=vergi)

Cevap: Cevabi vermeden once Ankara Serbest Muhasebeci Mali Musavirler Odasi Baskani Ali Metin Polat'in bu soruya cevabini okurlarimiza aktarilim. Hurriyet Gazetesinin haberine gore Ali Metin Polat "Asgari ucretin yuzde 70'i vergidir" demis.

Swap Nedir    Deflasyon Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Ekonomi Nedir    Enflasyon Nedir

Benim aklima ilk gelen sey su oldu. Ali Metin Polat oyle rastgele bir odanin baskani degil, MUHASEBECILERIN baskani, yani dort islem konusunda uzman kisilerin baskani. O yuzden boyle basit bir hata yapmasi mumkun degil. Bence olay su sekilde gerceklesmis olabilir. Ali Bey mesgul oldugu icin basin toplantisina sirketinde ise baslayan yeni cayciyi gondermis. O arkadas da egriyi dogrudan ayiramadigi icin boyle bir yanlis yapmis. Allahtan 680 YTL'lik asgari ucretin 340 lirasi vergiye gitmiyor, yoksa bu cayci (baska bir meslek de olabilir, ustunuze alinmayin lutfen, hatta cogu cayci bu hatayi yapmaz) asgari ucretin %100'u (yani tamami) vergiye gidiyor diye daha bariz bir hata yapar, ulkede ayaklanma neyin cikarirdi alimallah!!

Sorunun dogru cevabini verelim= (280*100)/683= %41

Umarim yüzde nasil hesaplanir hepimiz ogrenmis olduk, yine de pekistirmek icin ev odevi verelim. Turkiye'nin yuzde kaci insanlarin gozunun icine baka baka gercekleri carpitir? Mevkii sahibi olanlarla olmayanlar arasinda bu oran nasil farklilik gosterir?

Istediginiz sorudan cevap vermeye baslayabilirsiniz.

Not: Buna benzer öğretici yazılara anasayfamizdan ulasabilirsiniz. Read More!

Asgari Ucret Ne Kadar?

Isveren'in Odedigi Rakam: 683 YTL
Calisanin Eline Gecen : 403 YTL

Halkimizin %95'inden fazlasinin asgari ucretin 403 YTL oldugunu dusundugunu soyleyebilirim. Halkimiz bilincsiz. Asgari ucret 683 YTL'dir. Tekrar soyleyelim, asgari ucret 683 YTL'dir. Nasil anlamadiniz mi? Bir daha soyleyelim, asgari ucret 683 YTL'dir. Yine anlamadiniz degil mi, aciklayalim.

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Asgari ucretle calisan vatandaslarimiz her ay 280 YTL'lik bir rakami emeklilik ve saglik haklari elde etmek, polis, asker, egitim, yargi, askeri harcamalarini vs. finanse etmek icin kullaniyor. Ayrica bu 280 YTL'nin bir kismi da findikcilara, tavukculara, ve cesitli zedelere harcaniyor. O yuzden kimse cikip da asgari ucret 403 YTL'dir demesin bana. Asgari ucret 683 YTL'dir. Asgari ucretin 683 YTL oldugunu bilmediginiz icin elinize sadece 403 YTL geciyor, devletin paranizi harvurup harman savurmasina goz yumuyorsunuz ve daha cok para harcamayi vaadeden politikacilara oy veriyorsunuz, kayitdisiyla mucadeleye kostek oluyorsunuz, emeklilik yasinin yukseltilmesine karsi cikiyorsunuz.

Asgari ucret 683 YTL'dir. Bunu ogrenemediginiz muddetce elinize gecen para asgari ucretteki artistan daha az olmaya devam edecektir. Read More!

Maaş katsayıları ve bordroları

Ocakta asgari ucrete %4 zam plani varmis. Ben olsam hic zam yapmazdim, ama kademeli olarak asgari ucretin uzerindeki vergi yukunu de azaltirdim. Maaş katsayıları ve bordroları konularinda merakli okuyucularimiz Maaş ve Ücretler konularinda yazdigimiz yazilarimizi okuyabilirler.

Dogalgaz zammina dava acilmis. Boyle abukluklar ancak Turkiye gibi ulkelerde gorulur zaten. Ortada "dogalgaza zam olmayacak" diye bir anlasma olmadigina gore satici ister 5 liraya isterse de 5000 liraya satar malini, mahkemelerin buna karisma yetkisinin olmamasi lazim. Haa, ortada bir anlasma olmus olsa durum farkli olurdu. Elektrigine niye 4 yildir zam yapmiyorsunuz diye dava acan bir kisi bile yok nedense!!!

Menkul Kıymetler Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

AB'de issizlik orani %8 imis, neredeyse Turkiye ile ayni seviyede. Tavsiyemiz, euro'nun degerinin dusurulerek rekabet gucunun arttirilmasi ve %3'ler civarinda oldukca yuksek seyreden faizlerin %0'a hatta %-5'e dusurulerek sanayi sektorune destek verilmesi suretiyle ihracatin arttirilmasidir. Ne kadar cok doviz rezervi bulundururlarsa o kadar iyi ayrica. Haa, unutmadan asgari ucreti de en azindan iki katina cikartsinlar ve dunya piyasalarinda dogalgaz fiyatlari artiyor bile olsa zam yapmasinlar.

Gunun en aci verici haberi yine yasal sistemimizle ilgili. Garipoglu'na verilen 27 yil hapis cezasi bozulmus, 41 sanigi zaman asimi kurtarmis. Anayasamizin tememl prensiplerinden olan esitlik ilkesine gore Garipoglu'nun ve digerlerinin cok dusuk hapis cezasi almasi ve mahkeme baskaninin bu sucu bir daha tekrar etme ihtimalini gormemesi uzerine cezalarinin tecil edilmesi gerekirdi zaten. Nasil olduysa bu adama 27 yil ceza vermisiz ama yanlis hesap Bagdat'tan doner. Bence tekrar yargilanmasina karar verelim ve yargilama surecinde zaman asimindan Garipoglu'nu beraat ettirelim. Cavit Caglar ve Halis Toprak'a nasil davrandiysak Garipoglu'na da ayni sekilde davranmamiz anayasamizin geregidir.

Babacan kayitdisi ile mucadele konusunda mesafe kaydedemedik demis. Babam siz daha bariz bir sekilde suc islemis, yakayi ele vermis adamlara ceza veremiyorsunuz (bakiniz yukaridaki paragraf), yakalayamadiginiz adamlara nasil ceza vereceksiniz? Guldurmeyin beni.

Son olarak bir spor haberi yorumu yapiyoruz. Avrupa'da mucadele eden Galatasaray ve Besiktas takimlarimiz yine kaybetmisler. Kuralar cekildigi zaman gazeteler "lokum gibi kura, biz bunlari eleriz" diyorlardi. Biz ise normal sonucun bizim takimlarimizin kaybetmesi oldugunu, basarili sonucun ise takimlarimizin gruplarinda 3. olarak bir ust tura cikmalari oldugunu soyluyorduk. Su an alinan sonuclar normal sonuclardir, henuz bir mucize olmamistir.

Bu arada bazi okurlarimiz niye spor yorumlari yaptigimizi merak ediyordur diye bir aciklama yapalim. Futbol basit bir oyun, sonucunu bastan kestirmek cok zor degil. Futbolla ilgili yaptigimiz tahminlerde buyuk isabet oranina sahip oldugumuzu arsivden yaptigimiz tahminlere bakarak gorebilirsiniz. Bizim vurgulamak istedigimiz nokta orasi degil. Bizim vurguladigimiz nokta su: Turkiye'de bazi seyler gayet acik olmasina ragmen gazeteciler ve yorumcular ya cahilliklerinden ya da art niyet tasidiklarindan halka yanlis mesajlar veriyorlar. Bu durum hem spor haberleri icin gecerli hem de ekonomi yorumlari icin. Spor haberlerinde bu durumu tespit etmesi daha kolay cunku macin sonucunu biliyorsunuz. Ekonomide ise sonuclar uzun sure sonra alindigi icin kimin dogru kimin yanlis konustugu ancak cok uzun sure sonra belli oluyor ama o zamana kadar da bizim hafizalarimiz zayif oldugu icin her seyi unutuyoruz.

Neyse, yazi cok uzadi, isim gucum var. Read More!

Maaş Nasıl Hesaplanır?

Ulkemizde insanlar maaş nasıl hesaplanır bilmedikleri gibi baskalarinin da hesap konusunda cahil oldugunu dusunuyor olmali. Iste size ilginc bir ornek.

Galatasarayli yoneticilerin futboldan anlamadiklarini biliyorduk da ekonomiden anlamadiklarini bilmiyorduk. Hurriyet gazetesinin haberine gore Galatasaray'a gecen sezon 1.3 milyon euro maasa transfer edilen Marek Heinz isimli futbolcu baska bir takima gonderilmek isteniyormus. Herkes futboldan anlamaz, hata yaparsiniz yanlis futbolcuyu transfer edersiniz, yuksek ucret odersiniz. Bu hatalari herkes yapar (dikkat edin yapabilir demiyoruz yapar diyoruz). Problem burada degil.

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Problem, Galatasaray'in bu futbolcuyu su an aldigi ücretin altinda bir maasa baska takimlara gondermeye calismasinda. Heinz da "ben deli miyim daha dusuk ucrete baska takimda futbol oynayayim, kenarda oturur tikir tikir parami alirim" demis. Dogru demis. Heinz rasyonel davraniyor. Galatasaray Heinz'in rasyonel bir karar vererek takimdan ayrilmasini istiyorsa ise mafya'ya outsource (=havale) edip Heinz'a yardimci olmasi gereklidir. Yoksa oyle salak salak "kontratinda alacagin para garanti altinda ama belki bir gerizekalilik yaparsin diye sormak istedik, daha dusuk ucrete baska bir takimda futbol oynar misin?" diye sormasi yoneticilerin ekonomiden anlamadigini gostermektedir. Acaba Galatasaray sampiyonlugunu BDDK Baskani Bilgin'e mi borclu? Read More!

Asgari Ücretler

Once populist davranip ulkemizdeki asgari ücretlerin 1 milyon dolar olmasini diledigimizi soyleyelim. Biz populist davrandik mi tam davraniriz, bizim asgari ucretle calisan vatandasimiz da en iyisini hak eder, o yuzden asgari ücret en azindan 1 milyon dolar olmalidir diyoruz.

Hurriyet'in haberine gore maalesef ulkemizdeki asgari ucret sadece 331 euro imis. Yine de bu rakam Letonya'da 129, Litvanya'da 159, Slovakya'da 183, Estonya'da 192, Polonya'da 234, Macaristan'da 247 ve Çek Cumhuriyeti'nde ise 261 euro imis. Demek ki Turkiye'deki asgari ucret kisi basina milli geliri bizden cok daha yuksek olan bu Avrupa Birligi ulkelerinden daha yuksek imis. Yani bu konuda elimizden geleni ardimiza koymuyoruz. Haberde ayrica ABD'de asgari ucretin 753 euro oldugu belirtiliyor. Amerika'da kisi basina dusen milli gelirin bizim 8 katimiz oldugu goz onune alinirsa oransal olarak bizdeki asgari ucret Amerika'dan da yuksek gorunuyor. Bu konuda bir yaziyi daha once de yazmistik zaten.

Menkul Kıymetler Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

IMF'nin Turkiye'deki asgari ucretin dusurulmesi ve bolgesel olarak belirlenmesi onerilerine ise Abdullatif Sener su sekilde cevap vermis: "Böyle bir uygulama olmaz. Bu hem sosyal barışı, hem de hükümetin uyguladığı programı bozar". Asgari ucret alanlarin boyle bir uygulamaya karsi ayaklanacagi dogrudur. Hukumet ayrica ustu kapali bir sekilde sosyalist politikalar uyguluyor, biz her ne kadar hukumetin uyguladigi kati maliye politikasini desteklesek de hukumetin sosyalist politikalarini desteklemiyoruz. Onerilen degisikligin yapilmasi gercekten de hukumetin uyguladigi sosyalist programi bozar.

Asgari ücretin dusurulmemesinin veya isten cikarmalarin maliyetinin azaltilmamasinin ekonomik sonuclarini ise gordugumuz kadariyla kimse tartismiyor. Biz soyleyelim, bir seyin maliyeti ne kadar yuksek olursa (direkt ve indirekt maliyetten bahsediyoruz) kullanilan miktar da o kadar az olur. Ne demektir bu? Maliyet yuksek olursa az sayida isci kullanilir ve issizlik orani da yuksek olur. Populistligi abartip asgari ucreti benim gonlumdeki rakam olan $1 milyon'a yukseltirsek muhtemelen issizlik orani %100'e yaklasacaktir. Teori de basit, kavramlar da basit ama gorunen o ki insanlarin kafasi hala su asgari ucret olayina basmiyor. Read More!

Amerika'da Asgari Ucret ve Kuzu Eti

Amerika'da guzel kuzu etinin poundunu $11.99'dan ancak alabiliyoruz (en azindan benim oturdugum yerde daha ucuzu yok). Bir kilo 2.2 pounda esit olduguna gore burada kuzu etinin kilosu $26.4'a geliyor. Burada asgari ucretle calisan bir kisinin eline vergi ve SSK kesintileri sonucunda (yalniz yasadigini ve 40 saat calistigini varsayarsak) haftada $180 gecer. Demek ki Amerika'da asgari ucretle calisan birisi kazanciyla haftada 7 kilo, gunde sadece 1 kilo kuzu eti alabilir. Bu hafta sonu marketten kiraz aldim, mevsimi geldigi icin kirazin kilosu $13.2'a dusmustu. Benzer bir analizi asgari ucretli icin yaparsak bir gunluk kazanciyla sadece 2 kilo kiraz alabilecegini goruruz. Amerika'daki asgari ucret arttirilmali mi sizce?

Niye soyluyorum bunlari aciklayayim. Hurriyet'in haberine gore:

"Asgari Ücret Tespit Komisiyonu’nun yeniden toplanması gerektiğini savunan Türk-İş, bir asgari ücretli çalışanın bir kilo et alabilmek için bir gün, bir kilo peynir için ise 5 saat çalışması gerektiğini hesapladı. "

Gorulecegi uzere Turk-Is'in yaptigi gibi biz de rakamlari kullanarak ortaya kara bir tablo cizmeyi basardik, hem de dunyanin en zengin ekonomisi Amerika'da. Hic de zor olmadi. O yuzden bu tur raporlarin veya aciklamalarin hic bir degeri yok. Neye bakmaniz lazim? Birincisi ben ucretlerin serbest piyasa icerisinde belirlenmesi gerektigini dusundugum icin bence kimsenin hicbir sey bakmasina gerek yok. Ama illa ki bakacagim diyorsaniz enflasyon oranindaki gerceklesmelere bakmaniz gerekir. Cunku enflasyon oranlari bir sepet kullanilarak hesaplanir ve bu sepet icerisinde et de vardir, peynir de, zeytin de, sivri biber de, kiraz da.... Tutup da tek bir urune yonelik istatistikleri yayinlamak Demirel'in tabiriyle abesle istigal etmektir.

Yeri gelmisken soyleyelim, Turk insaninin bir et takintisi var. Turkiye'deki insanlarin farkinda olmadiklari sey Turkiye'deki sebze ve meyvenin hem cesidi hem lezzeti dunyanin cok az yerinde oldugu, ve bu ustun kalitedeki sebze ve meyvelerin fiyatinin dunya fiyatlarinin cok altinda oldugudur. O yuzden Turk-Is cikipta bir asgari ucretlinin bir gunluk kazancina ne kadar kiraz, ne kadar nar, kac tane somun ekmek (30 kurusluk somun ekmek Amerika'da 3 YTL'ye satiliyor mesela) alabilecegini hesaplamiyor. Yani sepetin hep pahali tarafina bakiyor, gida konusunda dunyaya 10 gol atmisiz 1 gol yemisiz, adamlar cikip "cok pis gol yedik, boyle gitmez, yonetim istifa!!!" diyor. (Amerika'daki diger sebze ve meyve fiyatlarini duysaniz dudaklariniz ucuklar)

Bu arada benim burada son 5 sene icerisinde sadece bir kez kuzu eti almisligim vardir, onun yerine
cok daha ucuz olan hormonlu tavuk ve balik tuketiyorum. Turkiyeliler ise hormonlu urunlere burun kiviriyor. Read More!

Iscilik Maliyetleri ve Maaş bilgileri

Turkiye'deki yuksek maaşlar ve iscilik maliyetleri ureticileri zor durumda birakmaya basliyor. Hurriyet gazetesi haberi su sekilde vermis:

"Sabancı Holding Lastik, Takviye Malzemeleri ve Otomotiv Grup Başkanı Turgut Uzer, özellikle son üç yılda, lastik üretim merkezlerinin Uzakdoğu, Hindistan ve Orta Avrupa ülkelerine taşındığına dikkat çekerek, "Özellikle Türkiye’nin ana pazarı olan Avrupa’da karşı koyulması çok zor bir rekabet ortamı oluştu. Türk lastik sektörü yol ayrımında" dedi. Turgut Uzer, düşük işçilik maliyetleri ve uygun koşulları nedeniyle çokuluslu lastik şirketleri için çekici bir üretim üssü olan Türkiye’nin, artan işçilik maliyetleri nedeniyle bu çekiciliğini kaybettiğini söyledi. "

Isciler acisindan kotu bir durum, sermaye kazanacagini orada olmazsa burada kazaniyor, oysa isciler icin oyle bir hareket serbestisi soz konusu degil. Iscilerin durumunu asgari ucreti arttirarak duzeltmeye calisan hukumetin asil yapmasi gereken istihdam uzerindeki vergileri azaltmasidir. Yuksek vergiler hem kayitdisini cazip hale getiriyor, kayitdisina kaymak istemeyen ureticileri de baska ulkelere kacmaya tesvik ediyor.

Iscilik maliyetleri yalniz bizim problemimiz degil, Amerika'da bu konuda uzun suredir cok muzdarip. Dusuk seviyedeki islerin gocmenlere gitmesine aldirmayan Amerikalilar, yuksek maas veren islerin Hindistan, Irlanda, vs. gibi offshore mekanlara kaymasina tahammul edemiyor. Cozum olarak neyi oneriyorlar? Surekli egitim ve yeni is alanlari acacak icatlar. Turkiye bu konuda ne yapacak merakla bekliyorum.

Maaş bilgileri ve ucretler konusunda yazilmis en son yazimiza buradan ulasabilirsiniz. Read More!

Asgari Ucret

Hassas bir konu. Once rakamlara bir bakalim. 2005 yili icin 16 yasini doldurmus calisanlar icin asgari ucret net 350 YTL idi. Brut asgari ucret 489 YTL olmasina ragmen, toplamda %30.6’yi bulan gelir vergisi, SSK, kesintisi, issizlik sigortasi kesintisi, vb. nedeniyle 350 YTL’ye dusmektedir. Isveren icin ise 489 YTL’lik maliyetinin uzerine %19.5’lik SSK vergisi ve %2’lik issizlik sigortasi kesintisinden sonra toplam miktar 594 YTL’ye yukselmektedir. Yani isverenin cebinden 593 YTL para cikiyor, iscinin cebine ise 350 YTL para giriyor. Asgari ucretin 2005 senesi sonunda isverene maliyeti yaklasik $450 Amerikan Dolari civarinda anlayacaginiz, isciler ise sadece $250 civarinda bir para elde ediyor. (Kaynak: http://www.harb-is.org.tr/default.asp?id=13&mnu=13 )

Dunyanin en buyuk ekonomisi (ekonomi nedir?) ABD’de ise saatlik brut asgari ucret $5.15, aylik ise brut 825 dolardir. Yani Amerika’daki asgari ucret Turkiye’dekinin 2 kati kadardir. Amerika ile Turkiye arasindaki farklar Amerika’daki kesintilerin ve vergilerin daha dusuk olmasi, ve Amerika’daki ortalama fiyatlarin Turkiye’nin iki kati kadar olmasi. Yani Brut asgari ucretin satin alma gucu her iki ulkede de asagi yukari ayni. Bu demektir ki Turkiye’deki asgari ucret ulkedeki diger calisanlarin ucretlerine gore oldukca yuksek. Amerika’da kisi basina ortalama gelir asgari ucretin 4 katidir. Turkiye’de ise ortalama gelir ile asgari ucret arasinda fark yoktur. Bunun boyle olmasinin bir sebebi ise Turkiye’de isgucune katilim oraninin Amerika’dan cok daha dusuk olmasidir.

Serhan Cevik de su rakamlari vermis: “The adverse effects of minimum wage policy are greatest for female and young workers. With a 25.4% youth unemployment rate and almost one-third of unemployed remaining jobless over a year, Turkey’s young population suffers more than other segments of the labour market. Not surprisingly, every opinion poll highlights unemployment as the most important problem in Turkey. Thus, the economy’s capacity to absorb new labour-market entrants continues to be a critical issue for eradicating poverty and maintaining socially sustainable economic growth (see Young, Educated and Jobless, August 28, 2003). On our estimates, Turkey’s working-age population will expand by 1.3 million people to 50.5 million this year and to 51.8 million in 2005. Even with a participation ratio of 48%, which is actually much lower than the long-term average of 53% and likely to rise owing to structural changes, the labour force would increase to 24.3 million in 2004 and to 24.9 million next year. This means that the economy must create about 1.7 million new jobs in the next two years just to keep the unemployment rate stable — a tall order by any standard.” Turkce ozeti soyle: issizlik genc nufus icerisinde %25’lik bir orana sahip. Turkiye genc bir nufusa sahip oldugu icin her yil 1.3 milyon kisi calisabilir yasa ulasiyor. Bu kisilerin yarisi calismayi tercih etmiyor. Issizlik oranin %10’da sabit kalmasi icin ekonominin her sene yaklasik 600,000 tane yeni istihdam yaratmasi gerekiyor.

Rakamlar boyle, simdi analize gecelim. Bu arada 2006 yili icin asgari ucret yaklasik %8 artisla 380 YTL’ye yukseltilmistir. O yuzden yukaridaki rakamlari da bu oranda arttirmamiz icap eder, yani asgari ucretlinin isverene aylik maliyeti 500 USD’ye dayanmistir.

Turkiye’deki iscilik maliyetleri, kayit icerisinde calisan isverenler icin oldukca yuksek boyutlarda. Bu yuzden mesela tekstilde Cin ve Hindistan ile rekabet edecek durumda degiliz ve onumuzdeki yillarda bu sektor daha da buyuk zararlar gorecektir. Isverenlerin iscilik maliyetlerine dusurmeye yonelik buldugu cozum sermaye yatirimlari yapmak olmustur. Otomasyon’a gecerek daha az isciyle daha fazla urun ureterek urun basina dusen iscilik maliyetleri son 4 senede %30 oraninda dusurulmustur. Ihracatin TL’deki degerlenmeye ragmen yukselmesinin arkasinda bu yatmaktadir. Ancak bu isverenin derdine derman olsa da iscilere cok bir faydasi olmamakta.

Devlet neler yapabilir? Birincisi senelik 5000 YTL’ye kadar kazanilan maaslardan gelir vergisi alinmayabilir. Bunun finansmani su an icin oldukca guc, kayitdisi ile mucadelede basari saglanirsa ancak olacak birsey. Ikincisi, asgari ucretin azaltilmasi veya kaldirilmasi. Bu ozellikle dusuk gelir duzeyine sahip bolgelerde (dogu ve guneydogu) issizligin azaltilmasina onemli katkida bulunur. Neden mi? Calismak zorla degil, isveren insanlari zorla calistirmiyor. Asgari ucretin simdiki $500 seviyesinde calismaya niyetli bircok kisi olsa da bu ucreti verecek yeterince isveren yok. $400’lik bir ucrete de calismaya istekli bircok kisi bulmak mumkundur, bu ucreti odeyecek isveren de, ancak bu yasal olarak simdi mumkun degildir. Mumkun olsa idi bircok kisi suan is bulmus olabilirdi. Iste asgari ucretin kaldirilmasi cok dusuk maas veren islerin ortaya cikmasini saglayacak ve issizligi dusurecektir. Bu Istanbul, Ankara gibi pahali sehirlerde mumkun olmasa da ulkenin yoksul ve yasamasi ucuz bolgelerinde issizligi azaltacaktir.

Peki ayda $250’a calisan bir asgari ucretlinin 4 kisilik bir aileyi gecindirmesi mumkun mudur? Bence degildir, mumkun olmasina da gerek yoktur. Asgari ucretli bir kisinin 4 kisilik bir aile sahibi olmasi o ailenin cocuklari icin buyuk haksizliktir. Bence aylik geliri $500 altinda olan bir ailenin cocuk sahibi olmasina izin verilmemelidir. Kari koca calisan asgari ucretliler ayda $500 net maas sahibi olabilirler. Bu kisiler hayat pahaliliginin fazla olmadigi Mersin gibi bir sehirde mutevazi bir hayat surebilirler, ev sahibi olmak istiyorlarsa biraz sikintiya girip para biriktirebilirler ama kotu denilmeyecek bir yasamlari olur. Bu insanlar da birden fazla cocuk yapmayiversinler ki, en azindan o cocuk okusun ve daha iyi bir is sahibi olabilsin. Read More!