Para Politikasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Para Politikasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kredibilite Nedir?

Merhabalar bu yazımızda kredibiletinin ne olduğunu tartışacağız. Rdynk, Merkez Bankası başkanı Erdem Başçı’ nın iki farklı açıklamasını paylaştı. Bir açıklamada TL’ nin USD’ ye karşı değerini koruyamayacağını söylerken öteki açıklamada ise TL’ nin USD’ yi yeneceğini açıklamaktadır. Burada devreye kredibilite denen hede giriyor.


Kredibilite nedir? Yeni Klasik iktisatçıların literatüre kattığı kredibilite, itibarı olan politika demektir. Eğer kamuoyu uygulanacak politikanın gerçekten uygulanacağına, zaman içinde sapmalar olmayacağına inanmıyorsa bu politikalar itibarlıdır. Kredibilitesi olan politikalar sayesinde iktisadi ajanlar istikrarı kolaylaştıracak şekilde davranırlar. Kredibilitesi olmayan politikalarda ise iktisadi ajanlar istikrarı zorlaştıracak şekilde davranırlar.


Örneğin iktisatta bir dogma vardır. Bu dogma enflasyon ile milli gelir arasında ters bir ilişki olduğudur. Bu şöyle gerçekleşir; fiyatlar genel seviyesinde sağlanacak gerilemeler üretimin dolayısıyla istihdamın gerilemesine yol açacaktır. Bu bakımdan fiyatlar genel seviyesini düşürmenin maliyeti üretim kaybıdır. İtibarlı politikalar sayesinde bu sorunun üstesinden geliriz. Yüksek enflasyondan düşük enflasyona işsizlik ve üretim kaybı minimum olacak şekilde geçebiliriz.( Rasyonel beklentiler varsayımı ile).


Günümüz Merkez Bankacılığında bir kural vardır, para politikası parasızdır kuralı. Yani artık Merkez Bankaları beklentileri yöneterek, bankaları- bireyleri etkileyerek para politikası uygulamaktadır.Belki TCMB Başkanı Erdem Başçı, yukarıdaki açıklamalardan sadece bir tanesini açıklasaydı bu politika itibarlı olabilirdi. Ama artık değil. Diyelim ki Erdem Başçı sadece TL’ nin Dolar karşısında değer kazanacağını söyledi, bu durumda iktisadi aktörler ellerindeki USD' leri, TL’ ye çevirecekler ve politikanın uygulanmasına yardımcı olacaklar-dı. Ama artık değil, iyi günler.

Kaynak:

1)Paya, Merih, Makro İktisat, s.364-365

Read More!

Parayı Özelleştirirsek Nasıl Olur?

Bir özelleştirmediğiniz para kalmıştı şimdi onu da mı özelleştireceksiniz? Evet onu da özelleştireceğiz. Cari açıktı, işsizlikti vs. bizim bir sürü problemimiz var onları hallettik de konu paranın özelleştirilmesine mi geldi? Aynen, konu oraya geldi. Bir milli olan paramız vardı onu da yabancılar peşkeş çektireceksiniz. Tabi ki, biz burada ülkeyi satıyoruz. Yukarıdaki sorulardan herhangi biri düşünce balonunuzda yer alıyorsa iyi günler, başka bir blog yazısında görüşmek dileğiyle.


Para dediğimiz “şey” bir değişim aracıdır ve değerini herkes tarafından ödeme aracı olarak kabul edilmesine ve devlet tarafından güven verilmesine borçludur. Para ile neler yapılabilir: mal alış-verişi yapılır, biriktirilir, mal ve hizmetlerin bedelleri belirlenebilir vs. Eski zamanlarda merkantilistler vardı. Bu insanlara göre zenginliğin kaynağı sadece paradır. Yani elinde ne kadar altın-gümüş varsa o kadar zenginsindir. Kulağa çok mantıklı geliyor değil mi? Aslında mikro düşündüğümüzde haklılar fakat makro düşündüğümüz zaman ise daha fazla gümüş, daha fazla altın biriktirmek günümüzde para basarak zengin olmaya çalışmaktan farklı değildir. Para stoku arttığı zaman o paranın değeri düşer yani enflasyona neden olur. Merkantilizmin diğer bir alameti ise ihracatın ithalattan fazla olması gerektiği ve dünyanın zenginliğinin belli bir dönemde sabit olduğu fikridir. Burada da hata var çünkü ülkeler dış ticaret yaptıkları zaman kazan-kazan durumu ortaya çıkıyor. Yani her iki ülke de ticaretten kazançlı çıkabiliyor. Bkz. Mutlak-nısbi üstünlükler teorisi.


Ben merkantilizmi niye anlattım ki? Belki de konuyu enflasyona çekmek istemişimdir. Birkaç gün önce Merkez Bankası başkanı bildiğiniz gibi açıklama yaptı ve enflasyon hedefini belirtti, %5. Peki Merkez bu hedefine ulaşabilecek mi? Burası büyük bir soru işareti.Merkez Bankasının enflasyon hedeflemesinde 3 tane silahı vardır. Bunlar Açık Piyasa İşlemleri, Reeskont oranı ve yasal karşılık oranlarıdır. Merkez Bankası bunları kullanarak yeri geldiğinde döviz kuruna müdahale ederek hedefine ulaşmaya çalışır. Aslında enflasyonu düşürmek için bir yöntem daha vardır, başlıktan da anlayabileceğiniz gibi parayı özelleştirmek. Bu konuda araştırma yapmış bir nobel ödüllü iktisatçı var, Friedrich von Hayek.


Para yaratma ve para ihracı hükümetlerin genellikle kendilerine sakladıkları en büyük monopoldür. Gerçi artık günümüz Türkiye’sinde böyle olmasa bile oradaki hükümet yerine devlet ibaresini koysak yanlış olmaz. Hayek’ in tezi şu, devletin yegane para yaratıcısı olma imtiyazını kaldırmak ile enflasyonu önleyebiliriz. Para yaratmak devlete bir sürü fayda sağlar. Bu yolla geçici bir iktisadi hareketlenme kazanılır ve fiyatların yükselmesi ile devletin borçları reel olarak gittikçe küçülür. Enflasyon Friedman’ ın dediği gibi parasal bir olgudur, bu olgudan kurtulabilmek için gereken yol özel teşebbüse rekabet edecek kendi paralarını ihraç etmelerine izin vermektir. İnsanlar da enflasyona en fazla dayanıklı en istikrarlı ve en güvenilir olan parayı seçecektir. Bankalar da bu işin içine girecek ve rekabet aşırı para ihracını önleyecektir. İnsanlar gazete ve dergilerden en ufak dalgalanmalardan haberdar olacaktır. Hükümetin parası ise güvenilir ve istikrarlı olduğu takdirde kullanılacaktır. Bu şekilde bazı paralar piyasada kalacak diğerleri elenecektir.


Peki Hayek neden böyle şeyleri düşünmüştür? Çünkü Hayek Avusturya’ da yaşarken çok yüksek seviyelerdeki enflasyonu, 1970 stagflasyonunu görmüş bir iktisatçıydı. Avusturya Ekolüne bağlıdır ve bu ekole göre para yanlıdır yani para reel kesimi etkilemektedir. Nasıl mı? Parasal artış olduğu zaman para herkesin cebine eşit miktarda girmeyecek, malların talebine eşit miktarda yansımayacaktır. Nisbi fiyatlar değişecektir ve piyasada kriz meydana gelecektir. Merkez Bankasının faiz oranlarını düşürdüğünü varsayalım. Bu durumda kişilerin kafalarında belirledikleri doğal faiz oranı ile piyasa faiz oranı farklılaşır. Yatırım talebi artar, yatırım mallarının fiyatı yükselir, üretim imkanları artar. Ancak dışarıdan yapılan müdahaleyle sağlanan bu suni genişlemeyi bir kriz izler. Hayek’ e göre doğal faiz oranı ile piyasa faiz oranı arasındaki farklılaşma ancak devletin para tekeline sahip olduğu zaman söz konusudur. Bu yüzden Hayek merkez bankacılığının kaldırılmasını savunur, haklı mı? Haksız değil.

Read More!

Bloomberg HT'de yazar olan bir Gazi Erçel!

bu adamın yazısına rasladım bloomberg webinde ya dedim bu adam degilmiydi kendi parasını dolara ceviren dalgalı kura gecmeden once. e ne varki bunda. ha bir de bu adam TCMB başkanıydı.

yargılandı ne oldu."Eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı. 11 ay 20 gün hapse mahkum edilen Erçel'in cezası para cezasına çevrildi." yani adam mahkum oluyor, ha bu para cezasına cevriliyor. "Davanın iddianamesinde, dalgalı kura geçilen 22 şubat 2001'den birkaç gün önce bankalara 5 milyar 188 milyon 900 bin ABD Doları satıldığı ve Erçel'in Türk Lirası'ndaki 52 milyar liralık hesabını dolara çevirdiği belirtiliyordu. "

yargıc su karara varmıs: "Yargıç Fevzi Şingar, Erçel'i Merkez Bankası başkanı olarak çalışma saatleri dışında 124 milyon doları sattığı, Halk Bankası hesabındaki 57 milyar 879 milyon 761 bin 941 TL mevduatını 19 şubat 2001 tarihinde 83 bin 952 dolara çevirmek suretiyle 'görevini kötüye kullandığı' kanaatine vardı."

CEZA NE!
Erçel'e suçuna uygun düşen ve lehine olan eski TCK'nın 240/1 maddesi uyarınca bir yıl hapis, 141 YTL adli para cezasına ve üç ay memuriyetten yoksun kalma cezası veren Şingar, cezayı eski TCK'nın 80'inci madde uyarınca 6'da 1 oranında artırılarak, 1 yıl 2 ay hapis, 164 YTL adli para cezası ve 3 ay 15 gün memuriyetten men cezasına çarptırdı.

Gazi Erçel'in ifadelerini hafifletici neden görerek, cezada TCK'nın 59/2 maddesi gereğince 6'da 1 oranında indirim yapan Şingar, Erçel'e 11 ay 20 gün hapis, 136 YTL adli para cezası ve 2 ay 27 gün memuriyetten yoksun kalma cezası verdi.

Şingar, cezayı bin 536 YTL adli para cezasına çevirerek, cezanın ertelemesine yer olmadığına karar verdi. Erçel'in avukatları, kararı temyiz edeceklerini açıkladı.

ha birde ekşi sozlukte yazana gore bu adam kendini şoyle savunmuş "bilmiyordum dalgalı kura geçileceğini bildiğinden parasını dövize çevirdiğini. meğer amacı parasını dolara çevirip kur değişiminden yararlanmak değilmiş. sadece dalgalı kura geçileceğinden fantezi olarak dövize çevirmiş parasını."

TCMB başkanı olucan, nmillet doviz diye kapına yığılacak, sabit kuru savunamıyoruz dalgalıya gecelim diycen ama bunun kurları zıplatacağını bilemyicen!!!

bu adamları unutma, unutturma!!!!!!!!!!!!! Read More!

Avrupa Para Birliği, Euroizasyon ve Makroekonomik İstikrar

blogumuz yazarlarindan c.onat, paul krugman'in nyt'daki bir yazisindan bahsedip asagidaki soruyu sormus. ben de sorusunu kisaca yanitlamaya calisacagim. soru su:


Bir ara TL'den sıfır atacağımıza Euro'ya geçelim diyenler vardı. Öyle bir şey yapma imkanı var mıydı, olsaydı ve tercih etseydik bizim durumumuz ne olurdu merak ediyorum. Ekonomist arkadaşlar fikirlerini paylaşırlarsa sevinirim.


bir defa, sunu hatirlatalim. para birimi olarak euro kullanmakla, avrupa para birligine girmek farkli seyler. ekvador, panama gibi ulkelerin para birimi olarak amerikan dolarini benimsemeleri gibi, bir ulke tek tarafli olarak euro'yu benimseyebilir. (birincisine dolarizasyon, ikincisine bu terimden hareketle euroizasyon deniyor.) bunun para birligine uye olmaktan farki, birligin ortak merkez bankasinin uyguladigi para politikasinda soz sahibi olunmamasidir. yani, tek tarafli olarak euro'ya gecmek, para politikasindaki soz hakkindan tamamen vazgecmek demektir. bu rejimler icin, sabit (cipali) doviz kuru rejimlerinin ileri boyutu diyebiliriz. doviz kurunu bir cipaya baglamak da, sermaye hareketlerinin serbest oldugu durumda, para politikasini serbest bicimde uygulamaktan vazgecmeyi taahhut etmek demektir. ulusal para birimini birakip bir para birligine girmek ya da baska bir parayi tek tarafli kabul etmek, bundan geri donus cok zor ve maliyetli olacagindan, bu taahhudun cok daha baglayici ve inandirici olmasini saglar.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

peki, oncelikle avrupali ulkeler icin, ortak para biriminin getirdigi artilar ve eksiler neler? bunun bir faydasi, para birimi ortak olunca doviz kuru dalgalanmalari da olmayacagindan, bunlarin yaratabilecegi belirsizliklerin ortadan kalkmasidir. bu da mal ve hizmet ticareti ile emek ve sermayenin serbest dolasimini olumlu etkileyip verimlilik artisi saglar. eger avrupa ulkeleri arasinda tam bir ekonomik entegrasyon saglanacaksa, bu onemli bir meseledir. bir baska faydasi ise, ulkelerin gevsek para politikasi kullanma egilimlerinin baglayici ve inandiri bir sekilde ortadan kalkmasidir. misal, ortada drahmi diye bir para kalmadigi icin, yunan hukumetinin butce aciklarini para basarak kapatma gibi bir imkani da kalmamistir. bu, parasal istikrara katki saglar; lakin ote yandan, ulkenin kendi ekonomik sartlari birligin para politikasiyla uyusmadiginda, ekonomik dalgalanmalari belirginlestirebilir. ornek verecek olursak, yunanistan avrupa para birliginde olmasaydi sunlar olacakti. bir, diger avrupa ulkeleriyle ekonomik iliskilerinde drahmi-euro kurunun seyri belirleyici olacakti. iki, yunanistan butce aciklarini senyoraj geliriyle kapatmak icin para basabilecekti. uc, kisa vadede fiyatlar ve ucretlerin yeterince esnek olmamasi durumunda ortaya cikacak asiri ekonomik daralmaya karsi, istikrar amacli genislemeci para politikasi uygulayabilecekti. ekonomiye keynesci bir perspektiften bakan krugman, kose yazisinda bu ucuncuyu one cikartip vurguluyor. ayrica, ikinci ihtimalin ortadan kalkmasinin da, mali disiplini garanti etmedigini goruyoruz.

bunlardan yola cikarak, bizi para birligine almayacaklarini da hesaba katarak, tek tarafli olarak euro'ya gecseydik ne olurdu, degerlendirelim. oncelikle, ab ile ticaret hacmimiz turkiye'nin milli gelirine oranla kucuk sayilir. dolayisiyla, ticaretteki verimlilik artisinin cok ciddi bir etkisi olacagini sanmiyorum. ikincisi, gecmisteki deneyimlerimizden, turkiye'nin mali istikrarinin doviz kuru rejimine bagli olmadigini rahatlikla soyleyebiliriz. ucuncusu, zamaninda euro'ya gecseydik, bugun enflasyon problemimiz kalmazdi; ama mali istikrarin bununla dogrudan baglantili olmadigini da hesaba katinca, bunun koca ulkenin para politikasinin kontrolunu tek tarafli olarak avrupa merkez bankasina birakmak icin yeterli bir sebep oldugunu dusunmuyorum. her seyi de ab'ye havale etmeyelim, degil mi? turkiye ekonomisinin makroekonomik istikrarini kendi basimiza saglayabilmeliyiz. hukumetimizden ve burokratlarimizdan bunu beklemeyeceksek, ne bekleyecegiz? Read More!

Biraz Gülelim: Merkez Bankası ve Enflasyon

Merkez, hükümete açık mektup gönderdi, enflasyon raporunu da yayınladı. bizim bildiğimiz mazeretleri sıralayıp duruyor. aslında şu raporu iyi bir değerlendirip, merkeze geçirmek lazım ama zaman ve istek kısıtı var. bu sıcaklarda da hic yazılmıyor ayrıca. Durum şu aşağıdaki tabloya bakın ve gülün en son enflasyon beklentisi ankete göre (yani halk bunu bekliyor-ya da secilen orneklem) % 8,2, görevi enflasyonu yıl sonunda 6,5 yapmak olan merkez % 8,4 bekliyor :)))) ha ha şimdi siz bir de 12 ve 24 ay sonrasına bakın, her ikisinde de merkez daha dusuk enf. tahmini yapıyor...yerler mi! yemezler...ayrıca ya talep dusundugumuzden daha erken baş kaldırdı diyorlar. e bizde yeni veriler, guncellemelere gore cıktı acıgını tekrar ele aldık, daha once rdynk'nın dediğine yaklaştık diyorlar kabaca. ama utanmadan bir de şoyle devam ediyorlar. "Çıktı açıgına iliskin yukarı yönlü güncellememize ragmen, iktisadi faaliyetteki toparlanmanın kademeli olacagına iliskin öngörümüzü korumaktayız." (rapor, s.19). ha ha :)))

aşağıdaki grafik merkezin yeni cıktı acıgı grafiği...

bu da daha once temmuz 2009 raporundaki cıktı acıgı tahmini ve benim o tarihde yaptığım yorumlarım bir kısmı şöyle:
"ayrıca merkez "Güncellenen tahminler, politika faizinin oldukça uzun bir süre düşük düzeylerde tutulması durumunda dahi, toplam talep koşullarının enflasyondaki düşüşe verdiği desteğin önümüzdeki iki yıl boyunca süreceğini göstermektedir." dogru toparlanma dunyada yavas ve kademeli olacak ama ben talep etkisinin TR icin 2012nin ortalarına kadar sureceğini beklemiyorum. aksine parasal ve mali gevsemelerin etkisi, TRnin saglam finans yapısı ile birlikte toplam talebin enflasyon oranlari üzerindeki baskısının cok daha kısa zamanda hissedilebilecegini dusunuyorum. Buradaki toplam talep baskısı olayında aslında potansiyel arz cok onemli bence potansiyel arzın da gerilediği varsayımı altında talebin baskısını daha erken göstermesi söz konusu, ustelik siz mikro pazarlarınızı duzenlemeden enflasyonda kalıcı bir duzelme beklememelisiniz. bu acıdan 2009 icin degil ama 2010 icin % 5.3 hedefi bence oldukca dusuk!" demişim ayrıca %7'den aşağısını da referans almayın demişim (merkez 5,5 diyordu).
ha son olarak ekonomixle faiz ustune bir tartışmamız olmuştu, faizler ne olur diye, bu tabloyu da aşağıya koyalım, dursun. he ayrıca merkezin politika faizlerini daha fazla dusurmemesi ve şu takvim etkisi olayını cok ciddiye almaması ile ilgili bazı yazılar yazmıştım isteyen onlara da bakabilir:
Dı Dı Dı Dın ! ! ! Merkezin Hataları
Merkez ve Faiz Tartışması Üstüne
Slayt Nedir (Bir Slayta Bakarken)
Balonlar, Fiyatlar ve Küresel Kriz üzerine bir sohbet
Değerlendirme Yazısı
Read More!

Güzel Ekonomi Yorumları

Hazır elim değmişken geçmişte blogumuzda yayınlanmış, ama şimdi onca yazı arasında sizin seçip bulamayacağınız güzel yazılardan bir kaçını aşağıya aktardım. Oldies but goodies:

Cari Açık, Borçlanma ve Tasarruf Oranları

Ithalata Dayalı Büyüme Olur mu, yani dinozor ekonomistlerin iddia ettiği gibi ithalat milli geliri arttırır mı?

Sıcak Para, Paradan Para Kazanma ve Güngör Uras

Uzun Vadeli Faizler Nasıl Belirlenir?

Faik Öztrak ve Verilere Dayanmayan Ekonomik Analiz

Döviz Kurlarının 45 senelik Hikayesi: özellikle yorumlar kısmında kurların reel değeri hesaplanırken TÜFE mi yoksa ÜFE mi kullanılması konusundaki tartışmaya da dikkatinizi çekmek isterim.

Işsizlik Oranı ile Suç Artışı Arasında Ilişki var mı? Yani işsizlik oranındaki artış insanları suça teşvik eder mi?

Ihracatçıların Kur Şikayetleri: ülkenin rekabet gücünün arttırılması için kurların arttırılması gerekli midir?

Devlet Müdahalesi ve Fiyat Kısıtlamaları: şehirler arası otobüs biletleri fiyatlarına taban uygulanmasından bahsetmiyoruz bu yazıda. Read More!

Dı Dı Dı Dın ! ! ! Merkezin Hataları



Bilenler Ekonomixle faizler konusunda iddiaya girdiğimizi bilirler. İddia şuydu"4 merkez toplantısı sonunda 1. Merkez Bankasi faizleri %6 ve daha asagisina cekerse ben kazanacagim.2. Faizler %6.25'de dip yaparsa berabere bitecek iddia.3. Faizler %6.5 veya 6.75'de dip yaparsa da sen kazanacaksin." Neyse bunun sonuclanmasına daha 2 toplantı var. Fakat biz cari durumu değerlendirelim... Buyrun son dönemde birçok kez övdüğüm Merkezin hatalarına.

Merkez son para politikası kurulu kararında borçlanma faiz oranını 6.50 de tuttu. Peki toplantı özetinde ne diyor: "Son dönemde açıklanan veriler, iktisadi faaliyette ılımlı bir toparlanma sürecine girildigine isaret etmektedir. Sanayi üretimi 2009 yılı Ekim ayında yıllık yüzde
6,5 oranında artıs sergilemis ve üretimde yıllık bazda uzun süredir gözlenen düsüs egilimi sona ermistir. Buna karsın, Kurul bu artısta çalısma günü etkisine dikkat çekmis ve takvim etkilerinden arındırılmıs verilerle yıllık bazda daralmanın sürdügünü not etmistir. Kurul üyeleri, Kasım ve Aralık aylarında da takvim etkilerinin belirleyici olacagına dikkat çekerek, yıllık kıyaslamalarda söz konusu etkilerden arındırılmıs verilerin önemine vurgu yapmıstır."

Hatırlanırsa ben daha önce bu "İş günü farkı düzeltmesini tartışmak" diye bir yazı yazmıştım. Bu düzeltmenin de başlıklar olarak verirsek bazı yanlışlara sahip olduğunu söylemiştim: "Temel alınan işgünü sayısı, Esneklik ve Planlama, Tatil mi O da ne?" başlıklarını eklemiştim. Belki bu konudaki yazıda yada yazılarda bahsetmişimdir ama etmemişsem şimdi ediyim :) belki de bu saydıklarımın hepsinden önemlisi, etkili daralma dönemlerinde işgünü farkının hesaplamalara dahil edilmesinin bullshit olduğu. ya kardeşim istihdam gerilemiş, kapasite kullanım oranları yerlerde sürünüyor sen diyorsun ki yok şimdi çalışma günümüz fazla, aslında üretimdeki artış yıllık %6.5 değil, çok daha az, hatta daralma var!!! Niye çünkü çalışma günün fazla! 

Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller

Aslında Merkezin son faiz kararı Üretim açısından kafalarının ne kadar karışık olduğunun da bir teyidi ama bence bu kararı alırken bundan daha ziyade benim daha önceki eleştirilerilerimin daha görünür hale gelmesinin etkisi daha fazla gibime geliyor. Yani reelden ziyade nominale baktılar desek daha doğru gibi. ayrıca gösterge faizi ile merkez faizini tekrar size aşağıda sunuyorum. takdir size kalmış, merkez bir faiz indirimine daha gider mi? (ayrıca bu grafiği makronomi diye bir siteden aldım, çok yararlı bence bakın)

Şimdi gelelim merkezin diğer hatasına, merkez demiştiki "sermaye girislerinin hızlanması durumunda kısa vadede enflasyon üzerinde asagı yönlü riskler artabilecektir. Böyle bir durumla karsılasılması halinde politika faizlerinin geçici olarak daha da düsük seviyelere çekilmesi söz konusu olabilecektir."Şimdi, yani bunlar galiba faizi düşürmenin her derdin ilacı olduğunu sanıyorlar. Bence merkezin sermaye girişlerinin hızlanması durumunda yapacağı en iyi şey, faizleri düşürmek değil, rezervlerini artırmasıdır. i) faizlerin aşağı yönlü esnekliğini muhafaza etmiş olur (buna ben inanmıyorum onblar inanıyor bence zaten esneklik falan kalmadı) ii) tum dunyada ihracatın daraldığı bir zamanda kur üzerindeki aşağı yönlü baskıyı kaldırmış olur ve sektöre kur desteği sağlamış olur. iii) rezervlerini artırarak, dalgalanmalara karşı daha güçlü olur ve kriz sonrası dönemde enflasyon hedeflemesi yerine uygulanabilecek muhtemel bir politikaya güçlü rezervle girmiş olur.
Read More!

Para basarak sorun çözmek

Ercan Kumcu'nun yazısını kaçırmayın!
"Bir ülkenin parasının itibarını belirleyen en büyük unsur devletin parasına yaptığı muameledir. Kendi parasını kullanmayan hiçbir devlet vatandaşlarının o ülkenin parasını kullanmalarını sağlayamaz. Parayı para yapan unsurlardan biri devletin kendi işlemlerinde yerli parayı kullanmasıdır. Bizde bu ilke çok sık ayaklar altına alınır.

Devlet yaptığı ihalelerde ve projelerde kendi parasını değil, başka ülkelerin paraları cinsinden fiyat tespit ediyor, ödeme yapıyor ya da ödeme kabul ediyor. O nedenle, bu çeşit öneriler bizim ülkemizde yadırganmıyor. Devletin kendi parasına güvenmediği ya da kendi parasına saygı duymadığı bir ülkede bütün bunlar elbette normal karşılanıyor.

Sıkışınca para basmak çözüm oluyor."

Tamamını okuyun

Yazinin linke tiklanarak gorulecek kalan kismi buraya yazilacak.
Read More!

Cari Açık Hakkinda Dört soru

İşte size üzerinde beyin fırtınası yapabileceğimiz cari açık hakkinda dört soru:

1- Bir ihracatçı üretim imkanlarını geliştirmek için makina ithalatı yapmak istemektedir. Başvurdugu banka, yatırımcının bu talebini dış finansman kaynaklarıyla karşılar. Bu işlemler sonucu cari işlemler açığı artmış mıdır ? Artmıştır. Artan cari işlemler açığının ‘yüksek faiz, değerli TL‘ hikayesiyle ilişkisi var mıdır ? Yoktur. Peki neyle ilişkisi vardır ? İhracat artışıyla.


2- Bir tüketici cazip faiz oranlarının etkisiyle banka kredisi kullanarak arabasını yenilemek istemektedir. Banka bu krediyi karşılamak için yine dış finansman kullanıyor. Satın aldığı araba yerli olsa bile pek çok parçası ithaldir. ‘Yüksek faiz, düşük kur, artan ithalat’ teorisiyle pelteye dönmüş beyinlerinize bir kıvılcım vermek için soruyorum: Cari işlemler açığını artıran faizin düşmesi mi, yükselmesi mi ?

3- Mağfi Eğilmez bir süre önce hazine’ye döviz borçlanmasına ağırlık vermesini tavsiye ediyordu. Mahfi Bey’e göre beklenen faiz TL’de yüksek, dövizde düşüktü. Hal böyle olunca maliyetleri düşürmek için dövizle borçlanılmalıydı. Sayın Eğilmez’in yaptığı fatal hata nedir ? Gelecekte döviz kurunu bildiğimizi varsayarak, beklenen faizleri doğrudan birbirleriyle karşılaştırmak. İzleyebildiğim kadarıyla TL, EURO karşısında son bir kaç aydır %18’e varan ölçülerde değer kaybetti. Bunu kompanse edebilecek TL faizi %100’ün üzerindedir. Hesaplar bu şekilde yapılmaz. Dört elmadan üç armut çıkarılmaz. Gelecekteki döviz kurunu bilmiyorsak faizler üzerinde böyle basit aritmetik işlemler yapıp ‘hazine dövizle borçlanmalı’ gibi bir sonuca varılmaz.

4- Bir ekonomide arzdaki daralmadan kaynaklanan fiyat artışları olmaktadır. Bu ekonomi enflasyonla birlikte neyi yaşar ? Daralmayı. Bizim çok iyi bildiğimiz bu olguyu Amerikalılar da yaşıyor. Arzdaki daralmanın doların değer kaybetmesinin doğal sonucu olduğunu iddia ediyorum. Bu da elbette tüketimin geçici bir süre yavaşlamasına yol açacaktır. Ancak diğer taraftan, 'ucuzlayan işçilik’ Amerikan üreticilerinin maliyetlerini düşüreceğinden bu süreç bir süre sonra kendiliğinden tersine döner. Kısa vadeli süreçlere odaklanan FED’in deli danalar gibi faizleri düşürmesi sorunları çözmek bir yana yenilerini üretmekten başka sonuç doğurmaz. Maestro Greenspan’in 2001 ‘ekonomiyi canlandıracağım’ diye %1 gibi gereksiz oranlara düşürmesini hatırlayın.

Ahmet Çavuşoğlu
Read More!

Arz Şoklarını Para Politikasıyla Söndürmeye Çalışmayalım

Bush iktidarının planı 'en ucuzundan' bir talep politikası. Hikayeyi biliyorsunuz. Alt kademelerin vergilerini düşürerek harcamaları artırmaya çalışmak. Artan harcamalarla yatırımların tetiklenmesini beklemek. Amerikalıdır, ne yaptığını biliyordur diyeceksiniz ama bence sonuçları şöyle olur; Amerika gibi giderek daha çok dışarı açılan ülkelerde talebin tahriki yalnızca tüketimi artırır. Çünkü tüketilen mallar yatırımların sonucunu beklemeden ithalatla karşılanabilir. Yabancılar, yani bizler, cari açığın finansmanı için istekli olsak da olmasak da, verimlilik artmayacağından uzun vadede sonuçlar beklenildiği gibi olmayacaktır.

Gelelim FED'in 'Allah Allah' nidalarıyla faizleri düşürme eylemine. Tipik bir Amerikan milliyetçisi, daha vahimi Cumhuriyetçisi olduğundan şüphelendiğim editörümüzü üzüntülere sevketmek endişesini taşıyarak şunu belirtmek zorundayım: Amerika da son kertede her ülke gibi bir ülke, onun parası da ulusal para. Dolar değer kaybettiğinde dünyanın bu tarafında dolarla fiyatlandırılıpta zamlanmamış bir tek mal kalmamışken, ülke içinde hiç bir enflasyonist etkinin gözlenmemesi nasıl mümkün olabilirdi ki ? Arzın zayıflamasıyla fiyatların artması, satın alma gücünün düşmesi ve talebin kesilmesi. Enflasyonla birlikte daralma. Bu kadar basit. Kendi haline bıraksalar orta vadede düzelecek. Bizde olduğu gibi fiyatlar kendiliğinden düşerek yaptığı etkiyi ortadan kaldıracak. Yok, ille de agresif para ve maliye politikalarıyla piyasaya müdahale edilmeli. Aksi takdirde kesinkes kriz. Keynes piyasalar özünde istikrarsızdır diye buyurmamış mıydı ?

Buna karşın FED'in arz şoklarını dikkate almamasında yadırganacak bir şey yok. Uzun süredir ben de bu politikayı savunuyorum. Eğer TL'nin zayıflamasından veya küresel ısınmadan kaynaklanan fiyat artışlarıyla karşı karşıyaysak faizleri artırarak müdahale etmeye kalkmamalıyız. Terside geçerli; fiyat artış hızındaki ani düşmelere bakarak aşırı sonuçlar çıkarmamalı, faizleri gereksiz seviyelere düşürmemeliyiz.

Negatif reel faiz ve cari işlemler açığını körükleyen politikalar. Bu durumda dolar'ın diğer para birimleri karşısında daha da fazla değer kaybetmesini beklemeliyiz, değil mi ? Kesinlikle hayır. Tam tersine doların toparlanma olasılığı dünden çok daha fazla.

Ahmet Çavuşoğlu
Read More!

Nakde dönelim ama hangisine ?

Mahfi Eğilmez 'hayat zorlaştı 'nakde dönün' tavsiyesi yapıyor. Son günlerin modası da bu tavsiye. Ama bize ne önerildiğini anlamakta zorlanıyorum doğrusu. Dolar al, Euro al, kendini kurtar demeye mi getiriyorlar ? Çünkü bizim gibi azgelişmiş kategorisine sokulan ülkelerde, nakit asla o ülkenin para birimi değildir. İşlerin kötüye gitme ihtimali varsa derhal yabancı paraya geçilir. Likit kalmanın anlamı budur.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

Fakat eğer bu uzmanlar akıl vermekten çok haber vermek gibi bir şeylere niyetlenmişlerse, şu anda tedirgin yatırımcının yaptığı Borsa'da satıp TL'de durmak. Daha önce sizlere defalarca önerdiğim yöntemi uyguluyorlar; faizlerin yükselme ihtimali ortaya çıktığında likit pozisyonlara kayıyorlar. Birkaç 'ne yaptığını bilmez şuursuz' hariç dövize kapılanma hatasına düşmüyorlar. Buna karşın benim bildiğim Mahfi bey çalkantı olsun olmasın her daim parasının yarısını dövizde tutar. Ümit ederim ki yıllardır güvenlik için tuttuğu para dolar değildir. Eğer öyleyse kaybını telafi etmek için yıllarca beklemesi gerekebilir. Üstelik bir de paniğe kapılıp Euro'ya geçmişse işin içinden hiç çıkamayabilir.

Bu blog'da başından beri şu mesajı veriyorum. Şöyle riskler var, böyle riskler var diye saydırıp dökenlere kulak vermenin size hiç ama hiç bir faydası olmayacaktır. Bana güvenin.

Şimdi gelelim geçmişte yaptığım tahmin ve önerilerin kısa değerlendirmesine.

Enflasyon 'aniden' düşebilir, Merkez Bankası faizi düşürmekte geç bile kaldı demiştim. Ani düşüş yaşanmadı ama Merkez Bankası nedense tavsiyeme 'itibar' etmeye başladı. Her zaman belirttiğim gibi günlük faizin fiyatlar üzerindeki etkisi tartışmalı bir konu. İddialı bağlantılar kurmaya çalışmanın anlamı yok. Fakat bir şeyden kesinlikle eminin; faizin nominal değerini makul seviyelerde tutmak dalgalanmaları azaltacaktır. Peki enflasyondaki ani düşüş ? Çok uzakta olmayabilir.

Dolar bir süre sonra toparlayacak demiştim. Onun da eli kulağındadır.

Ahmet Çavuşoğlu
Read More!

Mahfi Eğilmez kur ve para politikalarını bilmiyor olamaz

Gözü kurdan başka bir şey görmeyenler kervanına maalesef Mahfi Eğilmez de katılmış.

Bugünkü yazısında kur ve para politikalari hakkinda şu sonuca ulaşmış: "Türkiye'nin verdiği yüksek reel faiz, yüksek miktarda yabancı kaynak çekmekte, o da kurun düşük kalmasına ve enflasyonu baskılamasına yol açmaktadır. Yani Türkiye, enflasyonu düşürmek için kuru baskılamayı ve dolayısıyla faizi yüksek tutmayı bir para politikası aracı olarak seçmiş görünmektedir. Para politikası diye uyguladığımız şey ne yazık ki bundan ibarettir."
Yapmayın Mahfi Bey. Güngör Uras ya da Yiğit Bulut yazsa neyse de size yakışmıyor.

Mahfi Eğilmez'in iktisat ve maliye diploması var. Kamu maliyesi alanında Gazi Üniversitesi'nden doktorası var. Çeşitli kamu görevlerinin ardından 1997 yılında Hazine Müsteşarlığı yapmış. Şu anda da Garanti Bankası'nın ortaklarından Doğuş Grubu'nun finansal kuruluşlarında üst düzey yöneticilik yapıyor. Bir yandan da Radikal'de ekonomi üzerine yazılar yazıyor.

Biraz eski defterleri karıştırdım: 1997 yılı başında ikincil piyasa faizi yüzde 98.4 imiş. Aralık ayını ise yüzde 111.8 ile kapatmış. Enflasyon 1996 yılı sonunda yüzde 75.7 iken 1997 yılını yüzde 99.1 seviyesinde gerçekleşmiş. Bir de kura bakalım. Dolar kuru 1997 yılı başında 107.775 TL'den yıl sonunda 205.245 TL'ye yükselmiş. Reel kur endeksi de (TCMB 1997 baz yılı) 1996 yılı sonunda 101.7 iken 1997 yılı sonunda 115.9 olmuş.

Bu iç açıcı rakamlardan sonra yorum yapmaya gerek var mı bilmiyorum. O güzel günlerde "düşük kur yüksek faiz" politikası yerine "yüksek kur düşük faiz" politikası uygulanıyormuş. Ve o günlerin ne kadar güzel olduğunu çoluk çocuk herkes çok iyi hatırlıyor.

Herhangi bir iktisat (iktisat nedir) kitabını açan herkes görebilir ki açık ekonomilerde döviz kurunu sabitlerseniz para politikası araçlarını kullanamazsınız. Dalgalı kurda ise maliye politikalarını. aynı zamanda açık ekonomilerde hem döviz kurunu hem de faiz oranlarını belirleme gibi durum da mümkün değil. Bunları Mahfi Bey'in bilmeme ihtimali yok.

Diğer yandan Mahfi Bey "enflasyonu düşürmek için kurun baskılandığı" şeklinde efsaneleşmiş bir argümanı dillendiriyor. Kusura bakmasın ama ortaokuldan terk Anadolu esnafı bu masala inanabilir. Ama "enflasyonun her zaman ve her yerde parasal bir olgu olduğunu" bilen herkes kurun enflasyon oranlari üzerinde sadece dolaylı etkileri olduğunu enflasyonun tamamen para basmaktan kaynaklandığını hatırlayacaktır. Ama gözünüzü kur bürümüşse, bütün denklemlere kuru tek değişken olarak koymakta bir sakınca görmezsiniz.

Tekrar edelim: Kur ile enflasyon ya da faiz oranları arasında hiç bir ilişki yok denemez. Ama hem enflasyonu hem de faiz oranlarını sadece kur etkiler demek tamamen bambaşka birşeydir.

Enflasyonu bir arabanın hızına benzetirsek, aracın motor hacminden, lastik ayarlarına kadar bir çok faktör aracın hızını etkileyecektir. Kur bu detaylardan sadece biridir. Para politikası kapsamında ele alırsak, para basma olayı arabayı kullanan kişinin gaza ya da frene basması gibidir. Şimdi kalkıp ayağımın gaza basması enflasyonu etkileyen faktörlerden sadece biridir, önce şu lastikleri (döviz kuru) değiştirelim de araba daha yavaş gitsin demek ne kadar komikse herşeye kur gözlüğüyle bakmak da o kadar komik!
Read More!

Arz kaynaklı fiyat dalgalanmalarını söndürmek için para politikası kullanılmamalı

Merkez Bankası'nın günlük faizi yarın puan düşürme kararı 'malum' çevrelerce yetersiz bulunurken bu blogdaki arkadaşlar tarafından ağır bir şekilde eleştirildi. Benim pozisyonum her iki gruptan da farklı. Indirimi normal hatta geç kalmış bir karar olarak görmem, Merkez Bankasının mevcut politikalarını desteklediğim anlamına gelmez.

Vergi ve global tarım fiyatlarının artmasıyla önümüzdeki iki ayın enflasyon rakamlarının yüksek çıkacağı tahmin ediliyor. Öngörüler doğru çıksa bile bu tür arz kaynaklı fiyat artışları faiz enstrümanıyla durdurulabilir mi ? Henüz günlük faizin enflasyon ve büyümeyi etkileyen mekanizmaları açıklığa kavuşturulamadı. Eleştirilerin yegane gerekçesi 'olumsuz beklentiler yaratmak' olmamalı. Eğer 'doğru beklentiler yaratarak' enflasyonu düşürmek mümkün olsaydı, 'uzun dönemde azalacak' söylemiyle faizi düşürmek daha iyi sonuçlar verebilirdi. Ben beklenti yaratmak üzerine inşa edilen para polikalarından sonuç alınabilineceğine inanmıyorum.

Enflasyon parasal bir olgu mudur ? Bu soruya fiyat artışlarını enflasyondan ayırmak kaydıyla evet cevabı verilebilirim. Parasal olmayan ancak fiyat endekslerini etkileyen pek çok parametre sayılabilir. Global ısınmaya bağlı olarak tarım rekoltelerinin düşmesi, petrol fiyatlarında artış, ulusal paranın değer kaybetmesiyle yabancı parayla fiyatlandırılan ürünlerin piyasan çekilmesi vb. Eğer fiyat hareketleri arzdaki daralmalardan kaynaklanıyorsa ekonominin soğumasına da yol açar. Parasal olmayan bir olguya para politikasıyla müdahale etmeye kalkmak yanlıştır.

Fiyat artışlarının enflasyona dönüşebilmesi için 'tekrar tekrar üretilmesine' imkan veren bir mekanizmaya ihtiyaç var. Parasalcılara göre böyle bir mekanizma mevcut: Geçmişe endeksli fiyatlandırma eğilimi. Ekonomi aktörleri gelir kayıplarını önleyecek şekilde fiyatları artırıp, çalışanların maaşlarını yükseltebilirler. Bu mekanizmayla bir kereliğine ortaya çıkan bütün fiyat artışları 'otomatiğe' bağlanır. Bizim deneyimlerimiz böyle bir mekanizmanın pek de beklenildiği gibi çalışmadığını göstermiştir. 2002 yılına girdiğimizde pek çok firma çalışanlarına 'sıfır' oranında zam yaptı ve hatta işten çıkarmalar yoğun bir şekilde yaşandı. Çünkü ürünlere enflasyonu telafi edecek zamlar yapamıyorlardı. Tüketicilerin talebiyle değilde döviz kuruna bağlı fiyat artışları, bütün olumsuz beklentilere rağmen bir süre sonra 'kendiliğinden' sönüp gidiyor.

Arzdaki gelişmeler her zaman fiyatları artırmaz. Mesela eğer bu sene çok verimli bir tarım sezonu geçirmiş olsaydık, bunun genel fiyat indekslerini aşağı çektiğinin farkında olarak paranın gevşetilmesi yanlış olurdu.

Ahmet Çavuşoğlu
Read More!

Para Basarak Enflasyonu Dusurmek

Komik olmaya başladınız. Dünya üzerinde para basarak enflasyonu düşürmeye çalışan ilk 'merkez bankacılar' olarak tarihe geçeceksiniz. Yaptığınız hataların bedelini ise şu gariban millet ödeyecek. Hükümete mi yaranmaya çalışıyorsunuz, akıl tutulmasına mı uğradınız, yoksa nasılsa kimse bize suç bulmayacak güvencesi ile mi bu adımları atıyorsunuz anlaşılmıyor. Şuradan okuduğum habere göre Oğuz Satıcı bile beklemiyormuş bu indirimi. Oğuz Satıcı seviyesine bile düştünüz ya ne desek boş!

Enflasyon son üç ayda yüzde 6.9'dan yüzde 7.7'ye yükselmiş. Yıl sonunda muhtemelen yüzde 8'in üzerine çıkacak. Enflasyon hedefi ise yüzde 4. Çocuk kandırıyorlar, biz de inandık. Buna karşılık son üç ayda yapılan faiz indirimleri 125 puanı buldu. Borç verme oranını dikkate alırsak 175 puan. Hani ekonomi falan bilginizi sorgulamayalım da bir atasözü vardı, hızlı giden atın neyi seyrek düşerdi?

Ama bu üç ay süresince malumunuz hükümet bütçe açığını sıfırladı. PKK yeter artık kan akmasın dedi kayıtsız şartsız teslim oldu 3000'e yakın üyesi teslim oldu hapse konuldu. Petrol fiyatları 25 dolar seviyesine düştü. Global piyasalarda hiç türbülans yok. Ve her şey güllük gülistan! O zaman indirin be babam niye 50 puanda kaldınız. Sıfıra indirin faizleri de ortalık biraz para görsün. Bastır paraları Leylaya, bi daha mı gelicez dünyaya.

Buraya yazıyoruz: Son üç ayda görülen parasal gevşemenin hurmalarını 2008 Mayıs'ından itibaren yemeye başlarsınız. Pardon hep beraber yiyeceğiz. Faiz indirimleri bu şekilde giderse muhtemelen 2008 sonunda yüzde 8-10 arası bir enflasyonla başbaşa kalırsınız. Ama umurunuzda mı? Nasılsa uyduruk kıytırık bir mektup yazıyorsunuz kimse de size neden enflasyon düşmüyor sorusunu sormuyor. Hükümet desen ağzında sakız ettiği 'tek haneli enflasyon' sakızını daha on yıl çiğneyecek sanırım.

Beyler bayanlar, kendimize gelelim. Dünyanın neresine giderseniz gidin yüzde 8'lik enflasyondan bahsettiniz mi yüksek enflasyon ortamında nasıl iş yapıyorsunuz diye sorarlar adama. Yok biz milletin kanını emerek idare ediyoruz cevabını verecekseniz, diyeceğim bir şey yok. Hükümet bir yandan vergilerle, kanını emiyor Merkez Bankası bir yandan enflasyonla emiyor. Ortalıkta muhasebeciden bozma üç buçuk iktisatçı (iktisat nedir) müsvettesi de azıcık enflasyondan bir şey olmaz teraneleriyle tanrılarını kutsuyor.

Yapacağınız tek iş enflasyonu düşürmek onu da 3 senedir beceremiyorsunuz. Yeter artık düşün milletin yakasından! Read More!

Biri Bizi İşletiyor!

Merkez Bankası yine faiz indirmiş. Hem de 50 baz puan. Hatta borç verme faiz oranını dikkate alırsanız indirim 75 baz puanı buluyor. Şu ve şu yazılardaki iddia nedeniyle yarın ilk işim TEGV'ye 10 YTL bağışlamak olacak. Fakat bu işten birşey anladıysam arap olayım. Enflasyon da yükselmiş Merkez Bankası'nın kendi enflasyon tahminleri de. Hal böyleyken bu indirimin gerekçesi ne? Tek gerekçe Merkez Bankası'nın 2008 yıl sonu enflasyon tahmininin hala yüzde 4'lük hedef ile neredeyse aynı ve yüzde 4.1 olması. İyi de her Enflasyon Raporu'nda enflasyon tahminlerini sürekli yukarıya doğru revize eden bir kurumun bu tahmininin tutacağına nasıl inanalım. Lafa geldiğinde fiyat istikrarının önemini güzel güzel anlatan ve şurada olduğu gibi takdirimizi alan Durmuş Yılmaz yoksa bizi işletiyor mu ne? Galiba Merkez Bankası enflasyonu düşürmeyi çoktan gözden çıkarıp başka sulara doğru yelken açmaya başlamış. Ekonomix ile Barış zaten bu görüşteydi ama ben anlaşılan biraz saf olduğumdan "Yok canım, olmaz öyle şey" deyip duruyordum. Ama oluyormuş galiba.

Not: Yazı bu kadar. Aşağıdaki ibareye tıklamanıza gerek yok.
Read More!

Çekirdek enflasyon ve para politikası

Bugün geldiğimiz noktada iş dünyasının Merkez Bankası'na yönelik para politikası eleştirilerinde haklı bir taraf varsa o da şu anda Merkez Bankası'nın politika faiz seviyesinin olması gerekenden yüksek olduğu. Evet politika faizleri yüksek. Ama iş dünyasından ayrıldığım nokta ben Merkez Bankası'nın bırakın şok faiz indirimini, hızlı faiz indirimine gitmesini sakıncalı buluyorum. Hatta geçen hafta yapılan 50 baz puanlık indirim, iş dünyasındaki bir sürü insanı tatmin etmemiş olsa bile benim için hızlı faiz indirim kategorisine girmektedir. Bugün MB faizleri 25 baz puan indirirken bile kırk kere düşünmek ve temkinli davranmak zorundadır. Peki hem faiz seviyesini yüksek buluyorum hem de faiz indirimine karşı çıkıyorum, bu nasıl oluyor? Burada bir çelişki yok mu?

Cevap vereyim. Bugün gelinen noktadaki çelişkilerin sorumlusu 2005 yılından itibaren uygulanan yanlış para politikası yönetimidir. Bunda bugünkü yönetimin payı olduğu kadar asıl büyük hata geçmiş yönetime aittir. Bu arada aşağıda yazacaklarıma karşı hemen "bütün herşey olup bittikten sonra bunları yazmak kolay" şeklinde bir itiraz gelebilir. Hatta itiraf etmek gerekirse ben de o tarihlerde meseleyi ıskalayanlar arasındaydım. Dolayısıyla o tarihlerde yazdıklarımda bugünkü düşünceme ters şeyler bulabilirsiniz. Ben kendimi "özür dilerim, o günlerde bu durumu yanlış değerlendirmişim" diyerek ya da Hürriyet gazetesinin yaptığı gibi geçmiş yazılarımı arşivden kaldırarak savunabilirim. Ama sorumluluk sahibi olarak iş başında bulunan MB yöneticilerinin bunu yapma lüksü yok. Zaten bu nedenle eşşek yüküyle maaş alıyorlar. Aramızdaki fark bu.

Bu küçük savunmadan sonra yanlış para politikası kararlarının bizi nasıl bugünkü çıkmaz duruma getirdiğini anlatayım:

1. Eski MB yönetimi (yani 2005 yılında işbaşında olan Serdengeçti-Özatay ekibi) yükselen enflasyon tehlikesini göremedi. Özellikle 2005 yılı ikinci yarısından itibaren iç talepte görülen kuvvetli trend ve enflasyondaki yükseliş Merkez Bankası yöneticileri ve Para Politikası Kurulu üyeleri tarafından görülemedi. Gerek tüketici kredi rakamları, gerek tüketimle ilişkili veriler (Tüketici Güven Endeksi anketleri, CNBC-E Tüketim endeksi) gerekse enflasyonun kendisi 2005 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonist bir eğilim ortaya koymaktaydılar. Ekim 2005'te 7.5 seviyesine düşen yıllık enflasyon sonraki aylarda istikrarlı bir şekilde yükselmeye başladı. Merkez Bankası'nın çekirdek enflasyon olarak göz önünde bulundurduğu yıldızlı endeks bu gelişmeyi yakalayamadı. Peki çekirdek enflasyon ne demektir? Çekirdek enflasyonun, tanımı gereği önümüzdeki dönemde enflasyon oranlarinin gidişatına ilişkin bilgi vermesi gerekir. Eğer bu bilgiyi bana vermiyorsa çekirdek enflasyonun hiç bir anlamı yoktur. O günlerde moda olan enflasyon düşmedi ama çekirdek enflasyon düşüyor açıklamasının bu açıdan hiç bir kıymeti yoktur.

2. Yükselen enflasyon tehlikesi görülemeyince gerekli tepki verilemedi. Diyelim enflasyonu tahmin etmenize yarayan çekirdek enflasyon endeksi sizi yanıltıyor. Ve diyelim Ekim ayından itibaren yükselen enflasyon tehlikesini göremediniz. Hadi diyelim yükselen iç talebi de göremediniz. 2005 Aralık ayına geldiğinizde orta vade hedefiniz yüzde 5. Kendi yaptırdığınız ankette ortalama beklenti yüzde 6.1. Yani kendi deyiminizle kredibilite açığınız 1.1 puan. Üstelik açıktan enflasyon hedeflemesine geçiyorsunuz. Verilmesi gereken tepki nedir?

Hatırlayalım bizim MB ne yapmış: 2005 yılı Ekim ayı başında yüzde 14.25 olan politika faiz oranı yüzde Aralık ayında yüzde 13.50'ye çekilmiş. Her ay 25 baz puanlık indirim yapılmış.

Beyler, bayanlar! Enflasyon yükselecekse faizleri indirmezsiniz, yükseltirsiniz. Hadi diyelim yükseltmediniz, sabit tutsaydınız piyasaya enflasyonu ciddiye alıyor mesajı vermez miydiniz?

Doğru politika, Kasım ve Aralık aylarında faizlerin sabit tutulup 2006 Ocak ayından itibaren ölçülü faiz artırımına gidilmesi idi. MB yönetimi bunu yapmadı. Neden yapmadı?

3. Bir ihtimal daha var: Belki de eski Merkez Bankası yönetimi yükselen enflasyon tehlikesini gördü ama başka nedenlerden dolayı gerekli tepkiyi vermedi. Bu da kuvvetli bir ihtimal. Yükselen iç talep ve enflasyon tehlikesinin bu konuda en geniş veri setine sahip olan MB yönetimi tarafından görülmemiş olması zaten pek de olası değil. Ancak Serdengeçti-Özatay yönetimi enflasyon dışındaki nedenlerden dolayı verilmesi gereken tepkiyi vermemiş olamaz mı? Çünkü 2006 yılında denkleme başka değişkenler de dahil olacaktı: TCMB başkanlığı ataması. Bu da zaten biliniyordu ve spekülasyon konusu idi. Doğru tepkinin verilmemesi için olası nedenler: politik baskı, TİM baskısı, ya da iktidara şirin görünüp yeniden yönetime seçilme arzusu olabilir mi? Pek tabi bu tür nedenlerle MB yönetimi faizleri artırmaktan çekinmiş olabilir. Ama bu onları masum yapmaz.

4. Doğru tepki verilseydi Mayıs 2006'daki türbülansa TCMB hazırlıklı yakalanmış olurdu, kredibilitesi artardı. Gerek TCMB başkanlığı ataması nedeniyle, gerekse de uluslararası türbülans nedeniyle oluşan puslu havada para politikasının sendelediği ve ne yaptığı pek de belli olmayan bir dönem var: Aralık 2005-Temmuz 2006 dönemi. Önce ne olduğuna bakalım sonra basiretli politika izlenseydi neler olabilirdi ona bakalım.

MB PPK faiz oranlarını Aralık 2005'te 13.50'ye çektikten sonra Ocak ayından itibaren beklemeye başladı. Mart-Nisan dönemi başkanlık ataması ve veto gürültüsü ile geçti. Yeni başkan Nisan ayındaki toplantıda hoşgeldin partisi verdi ve enflasonda aşağı trendin devam edeceğini söyleyerek 25 baz puanlık indirime gitti. Bir hafta sonra Nisan ayı enflasyon rakamları MB ile dalga geçer gibiydi. Afedersiniz ama MB yönetimi piyasanın gözü önünde eşşekten düşmüşe döndü. Yetmedi. 25 Mayıs'taki PPK toplantsında denildi ki: "Yılın ilk dört ayında enflasyonda gözlenen yükselise ragmen, alkollü içecekler-tütün, enerji, altın ve islenmemis gıda fiyatları gibi para politikasının kontrolü dısındaki kalemler ayrıstırılarak hesaplanan endeksteki artıs, Nisan ayı da dahil olmak üzere, düsük ve istikrarlı seyretmeye devam etmektedir." MB yine enflasyonun aşağı trendinin devam edeceğini iddia etti. Oysa ki türbülans hafif hafif başlamıştı. Bir hafta sonra Haziran başında Mayıs enflasyonu açıklanınca MB ikinci şamarı yedi. Bunun üzerine olağanüstü toplantı kararı alındı. 7 Haziran tarihli toplantıda 175 baz puanlık faiz artırımı kararı açıklandı. İki hafta arayla MB tarafından yapılan iki toplantı ve yerlere serilen kredibilite. Beyler, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demezler mi? Dediler netekim. Sonra ne oldu? 2 hafta sonra yeniden toplandılar. 20 Haziran 2006. Karar? "orta vadede enflasyonda öngörülen düsüsle beraber politika faizlerinin de düsüs yönünde olacagı bir görünüm esas alınmaktadır." Peki hadi buna da inandık diyelim. Beş gün sonra yeniden olağanüstü toplantı ve boru değil 225 baz puanlık faiz artırımı. Dünyada bir ay içinde üç kez toplanıp peş peşe burnunun önünü göremeyen açıklamalar yapan başka bir MB ben bilmiyorum. Sonra Temmuz ayında kimsenin anlamadığı ve hiç bir etkisi olmayan 25 baz puanlık faiz artırımı da neyin nesiydi Allah aşkına? Üstelik beklentilerin altında gelen Haziran ayı enflasyonuna rağmen.

Peki ne yapılabilirdi? Ocak ayından itibaren her toplantıda enflasyon düşme eğilimi göstermediği için 25 baz puanlık faiz artırımı yapılsaydı ne Nisan ve Mayıs aylarının enflasyon rakamları açıklandığında apışıp kalırdınız, ne de piyasanın oyuncağı olurdunuz. Hatta enflasyon rakamları yüksek çıkınca (yüksek çıkmasını kimse beklemiyordu ama bu bir mazeret olabilir mi?) piyasa "hmm MB'nın bir bildiği varmış" demez miydi? ve bu durum kredibilitenizi yükseltirdi. Böylece Haziran ayında yaşanan neredeyse haftada bir toplanma komedisine de mecbur kalınmazdı. Haziran ayına gelindiğinde toplam 6x25=150 baz puanlık artışa ulaşırdınız. Bir de Nisan ayındaki gereksiz 25 baz puanlık indirimi ekleyin, etti mi size 175 baz puan. Haziran ayındaki ilk toplantıda artırım oranı bu değil miydi zaten?

Peki yanlış para politikasının faturası ne olmuştur?

5. Yanlış para politikasının faturası 200-250 baz puanlık yüksek faiz olmuştur. Eğer basiretli politika izlenseydi Haziran ayındaki ikinci olağanüstü toplantıya ve Temmuz ayındaki artırıma gerek kalmazdı. Piyasa çalkantısına karşı da kendinden emin bir tavır sergilerdiniz. Tıpkı 2003 ve 2004'te hatta 2005'in başında yapıldığı gibi. Temmuz ayından itibaren zaten iç talep daraldı. Bunu görüp faizler yüzde 15 (Kasım ve Aralık 2005'te inidirim yerine sabit tutulsaydı o zaman yüzde 15.50) seviyesinde tutulabilirdi. Ama kredibilite bekaret gibi bir şey. Bir kez kaybettiniz mi geri kazanamıyorsunuz. İsterseniz her gün toplanın. Bugün kimse MB'nın enflasyon öngörülerine inanmıyorsa, enflasyon beklentileri enflasyon hedefinin bir kaç puan üstündeyse bu MB'nın kendi suçu. Maalesef, dün yediğiniz hurmalar bugün midemizi tırmalıyor.

6. Bugün hızlı faiz indirimi gelecekte midemizi tırmalayacak. Bunu açmaya gerek var mı? Yazı zaten epey uzadı. Ama bugün hızlı faiz indirimine neden karşı olduğum gayet açık zannediyorum. Yok açık değilse, açarız bir dahaki sefere. Read More!

Taylor Kuralı ve Fatih Özatay'ın Yazısı

Anladığım kadarıyla Fatih Özatay'ın Taylor kuralı hakkindaki bugünkü yazısı bazı yanlış anlamalara neden olmuş. Ekonomix'in Oguz Satici yazısına yorum yazan bizim Ahmet Bey, Özatay'a verip veriştiriyor. Kendisine durumu orada biraz izah etmeye çalıştım ama pek başarılı olamadım galiba. Ayrıca bizim Ahmet Bey bile bu yazıyı yanlış anladıysa mutlaka başka yanlış anlayanlar da vardır diyerek burada daha teferruatlı bilgi vermeye karar verdim.

Öncelikle Fatih Özatay olmadığımı belirterek başlayayım (buna mukabil Deniz Gökçe olduğuma ilişkin söylentiler hakkında yorum yok diyorum; heh, heh, heh. [umarım Deniz Bey kızmaz. :)]). Fakat açıkça söyleyeyim Fatih Özatay Türkiye'de hayran olduğum iktisatçıların (iktisat nedir) başında gelir. Yazılarını neredeyse 10 yıldır takip ederim, bugüne kadar hiçbir yamuğunu görmedim. Merkez Bankası'nda görevli iken başardıkları da ortada. Başkalarını bilmem ama yazıları genelde benim anlayacağım kadar açıktır. Herhangi bir yazısını anlamasam bile bunu o konudaki bilgimin yetersizliğine veririm (muhtemelen bu da doğrudur, çünkü ben kendi halinde bir iktisatçıyım) ve ek kaynaklardan daha fazla bilgi edinmeye çalışırım. Kendisine güvenim o ölçüdedir yani.

Bugünkü yazısını anlamak için ise öyle ek kaynaklara falan bakmama gerek kalmadı. Çünkü geçen yıl bu konu üzerinde biraz çalışmıştım. Özatay yazısında belirtmemiş ama ele aldığı konu literatürde Taylor Kuralı diye bilinir. Bu Taylor 2001-2005 arasında ABD'de Hazine Bakan Yardımcısı olarak da görev yapmış olan Stanford Üniversite'sinden John B. Taylor'dur. Taylor, 1990'lı yıllarda, galiba FED'in politikalarını izleyerek, bir para politikası kuralı geliştirmişti. Sonradan bu kurala onun adına izafeten Taylor Kuralı denilmiştir. Taylor'un bu konu hakkındaki orijinal makalesi şudur. Şu sayfadan bu konu hakkındaki başka makalelere de ulaşılabilir.

Konunun özeti Özatay'ın bugünkü yazısında anlattığı gibidir. Taylor'un geliştirdiği kuralın orijinalinde merkez bankası politika faizlerini enflasyonun hedeften ve çıktının potansiyel çıktı düzeyinden sapmasına (yani büyümeye) göre indirip yükseltir. Bu tam da ABD'de FED'in uyguladığı politikadır. Enflasyon hedeflemesi sistemini uygulayan ülkelerde ise bu politika söylemde sadece enflasyona bakılarak uygulanıyor gibidir. Fakat bu pek de gerçeği yansıtmaz. Özellikle enflasyon hedeflemesinin dezenflasyona (yani yüksek enflasyonun düşürülmesine) değil de enflasyonun belli bir düzeyde tutulmasına yönelik olarak uygulandığı ülkelerde büyüme de tamamen göz ardı edilmez. Bu arada Taylor Kuralı'nı sadece enflasyonu dikkate alacak şekilde daraltanlar olduğu gibi başta reel kur seviyesi olmak üzere başka değişkenleri de dikkate alacak şekilde genişletenler de olmuştur. Reel kur seviyesinin dikkate alınması tabii ülkenin rekabet gücüyle ve dış dengesi ile yakından ilgili olduğunun düşünülmesindendir.

İşte Özatay bugünkü yazısında, bana kalırsa, ihracatçılara bu konuda bilgi veriyor ve gazetelere ilan vermek gibi abuk sabuk işlerle uğraşacağınıza konuyu böyle bilimsel yanından ele alıp gelin de öyle tartışalım diyor. Biz de böylece onun istediği gibi konuyu tartışmaya açmış olduk. Belki önümüzdeki günlerde bazı köşeyazarları da bu ortaya kafa vurmaya çıkar. Fakat konunun esas muhatabı olan ihracatçılardan pek umudum yok. Neden derseniz, ne Oğuz Satıcı ve tayfasında ne de kendilerine kılavuz olarak aldıkları kişiler de (yüksek faiz, düşük kur türküsünü çalanlar canım) tartışmayı bu yönde ele alacak bir donanım olduğu kanaatinde değilim.

Yazıyı bitirmeden Özatay'ın Türkiye'deki para politikasının enflasyon, büyüme ve reel kuru dikkate alacak şekilde uygulanabilir olup olmadığı konusunda açtığı tartışmadaki görüşümüzü de belirtelim. Bana kalırsa henüz para politikasını bu şekilde uygulayacak seviyeye gelmiş değiliz. Neden derseniz, bizde henüz dezenflasyon süreci sona ermiş değil. Enflasyonda yüzde 4 olarak belirlenmiş olan orta vadeli hedefi hala görebilmiş değiliz. Ne zaman bu hedefe ulaşır ve de enflasyonu burada kalıcı olarak tutabileceğimiz kanaatine varırsak, para politikasını başka şekillerde de uygulama imkanını düşünürüz. Ha, enflasyonu yüzde 4'e kadar indirmekten vazgeçer de bugünkü seviyelerde tutmayı yeterli görmeye başlarsak o zaman iş değişir tabii. Fakat enflasyonu yüzde 4'e indirmekten vazgeçebilir miyiz o da başka bir tartışma konusu. Yazı baya uzadı, onu da başka bir zaman ele alalım. Read More!

IMF'nin kapısına kilit vurma zamanı geldi

Grafiklerin, sayıların, denklemlerin üstesinden gelme konusunda becerilerini kanıtlayan emekli bürokratlarımızın en basit hesabı yaparken bile çuvallamalarına ne demeliyiz ? Fatih Özatay'ın içeriği 'yeni bir çapa hiç fena olmazdı' şeklinde özetlenebilecek 4 Ekim 2007 tarihli Radikal'de çıkan yazısı maalesef bende böyle bir izlenim yarattı.

RAL programıyla IMF'nin Türkiye'ye açacağı kredi en fazla 5 milyar dolar. Türkiye çapında bir ülke için devede kulak. Merkez Bankası bu kadarcık dövizi piyasalardan nerdeyse 1 haftada temin edebiliyor. Şu günlerde TL enjeksiyonunu göze alsalar 5 değil 20 toplamaları içten bile değil. Bu kadar ucuza gidilir mi ya ?

Peki Fatih bey, IMF bu krediyi bize bedava mı veriyor ? Karşılık olarak TCMB'yi hangi boyutlardaki yükümlülükler altına sokmak istiyor ? Bizden özel kesimin yabancılara olan borçlarını garanti etmemiz talep ediliyor. Merkez Bankamızı sigorta firmasına dönüştürmeye kimin ne hakkı var ? Böyle bir sigoraya ihtiyaç duyanlar parasını basıp bu hizmeti kendi imkanlarıyla temin etsinler. Yok ücret ödemek istemiyorum diyenler risklerini de üstlenirler. Bu tür riskleri devletin üzerine yıkmak serbest piyasa ekonomisinin en temel kuralını ayaklar altına almak demektir. Bunu IMF bürokratları yapabilir. Hiç şaşırmam. ABD liberallerininin zaman zaman dile getirdikleri '' IMF'nin programlarıyla ülkeleri moral hazard'a yönelttiği ve küresel kapitalizmin sağlığını korumak için derhal kapatılması gerektiği'' söylemlerine hak vermemek elde değil.

Fiyaskoyla sonuçlanan bir dizi programdan sonra bütçe kısıtlarına ve reformlara ağırlık vermek zorunda bırakılan IMF'nin tekrar özüne dönmesini nasıl açıklamalıyız ? Komploculukla suçlanmak riskini göze alarak şunu iddia edeceğim: IMF krizsiz bir dünyada kendisini tarif etmekte zorlanıyor. Olmadık senaryolar üzerine böyle saçma sapan programlar üretiyorlar. Dünyanın bizim varlığımıza ihtiyacı var demeye getiriyorlar.

Fatih Özatay bu tür bir krediye 'layık görülen' ülkeleri sınıf atladıklarını iddia ediyor. Yalnızca kendine güveni olmayan üçüncü sınıf ülkeler bu tür bir krediye ihtiyaç duyarlar. Bu psikolojiyle zavallılar kulübünün daimi üyesi olmaktan kurtulamayız.

Üstelik enflasyon hedefine kitlenmiş bir Merkez Bankasının üzerine fazladan bagaj yüklemek, sık sık ağzımıza doladığımız 'kredibilite sorunu' yaratmayacak mı ? TCMB önüne döviz alım programı konarak ortalığa TL pompalamak zorunda bırakılacak. IMF bürokratları piyasaya sürülen TL'nin dolaylı da olsa ikinci piyasalara enjekte edildiğini ve sıkı para politikasıya çelişebileceğini görmeyecek kadar ahmak olabilir ama bize ne oluyor ya ?

Not: Piyasadan dolar almanın parasallaşmayla ne ilişki var demeyin lütfen. Fatih bey de hatırlayacaktır, 2001 Temmuz ayında yaptıkları döviz alım ihalelerini 'IMFnin kredilerinin hazineye aktarılması sürecinde ortaya çıkan likiditeyi çekmek' şeklinde açıklamışlardı. Demekki döviz satmak ne sonuç doğruyormuş ? Parayı sıkılaştırıyormuş. Peki döviz alımlarının yarattığı parasal gevşemeyi nasıl hallediyorlar ? Enflasyonla mücadelenin 2004'den bu yana aksamasının bir sebebi de piyasaların belki de bu yöntemle 'AŞIRI LİKİT' tutulmasıydı. Hem çuvalla ucuza TL sat, hem enflasyonla mücadele ettiğini iddia et.

Ahmet Çavuşoğlu Read More!

Herkese bir doktora uydurursak bu iş olacak!

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ile diğer Para Politikası Kurulu (PPK) üyeleri geçen pazartesi günü İstanbul'da ekonomi köşeyazarları ile bir toplantı yapmış. Yalnız söylentilere bakılırsa bu toplantıya sadece en az doktora derecesine sahip köşeyazarları davet edilmiş!?! Dün Sabah Gazetesi'nin Ekonomi Müdürü Cüneyt Toros yana yakıla bundan bahsediyordu. Doğrusu pek haksız da sayılmazdı. Bugün de aynı gazetede Aydın Ayaydın, pek de tasvip etmediğim bir üslupla, aynı konuyu ele alıyor.

Bu konuda benim de söylemek istediğim birkaç şey var. Merkez Bankası'nın raporlarını sürekli takip etmeye çalışan bir kişi olarak benim de uzun zamandır dikkatimi bu raporların sadece profesyonel iktisatçılara hitap etmesi çekiyordu. Nitekim Başkan Yılmaz'ın yukarıda bahsettiğimiz toplantıda yaptığı sunum da aynen öyle. Eğer söylentiler doğruysa demek ki artık Merkez Bankası açıklamalarını artık doktora derecesine sahip olmayan profesyonel iktisatçıların bile anlayamayacağını düşünüyor olmalı!! O zaman dişimizi biraz sıkalım, şöyle 2208 yılı civarında falan her vatandaşımızı iktisat (iktisat nedir) doktorası sahibi yapmayı başarırsak bu enflasyonla mücadele işini çözeriz!!!

Merkez Bankası politikalarının başarılı olması halkın güvenini kazanmasına bağlıdır. Kusura bakmayın ama hiçkimseden de ne dediğini anlamadığı laflar eden bir kuruma güven duymasını bekleyemezsiniz. Bana kalırsa Merkez Bankası'nın raporları sadece profesyonel iktisatçıların anlayacağı bilgileri değil halkın anlayacağı bilgileri de içermeli. Eğer siz bunu yapmak şöyle dursun bir de çıtayı daha da yükseltmeyi düşünüyorsanız yol yakınken bu işten vazgeçin derim. Ne siz üzülün ne de enflasyon düşecek diye kaç yıldır enflasyonun altında ücret zamlarına razı olan bizler üzülelim. Çünkü bu kafayla enflasyonu düşürmeniz biraz zor görünüyor. Millet yavaş yavaş enflasyonun altındaki ücret zamlarına isyan etmeye ve ekonomideki büyüme nedeniyle hakkettiği refah payını istemeye başladı. Enflasyon hedeften sapmaya devam ettikçe bu istekler giderek artacak. Yeni bir ücret-fiyat spirali başladığı takdirde ise enflasyonun nereye kadar gideceğini bilmemiz mümkün değil. Şimdilik yüksek işsizlik oranları bunu engelliyor ama ona da çok güvenmeyin. Elinizde iyi kötü bir imkan varken kurumunuza olan güveni daha da sarsmak yerine pekiştirecek adımlar atıp şu işi bitirin. Read More!

Faizi kökleyip, istikrarı pekiştirmeye ne dersiniz ?

Aşağıdaki yazıyı Mart 2007’de kaleme almış ama yayınlamayı unutmuşum. Batı Cephesinde değişen pek bir şey olmadığı için güncelliğini yitirmiş sayılmaz.

‘‘ Gündemi günü gününe takip etmek; kavrayışımızı zayıflatır, olup biteni anlamamızı engeller. Eser Karakaş’ın bir zamanlar söylediği gibi; ülkemizde ilk bakışta sanki çok şeyler oluyormuş gibi gözükür ama aslında hiçbir şey olmaz. Bir atlı karınca üzerindeyiz, devimim var ama dairesel, belli zaman aralıklarıyla aynı şeyleri tartışıp duruyoruz.

Sabah kalktım ve gazeteleri okumaya başladım (iki haftada bir yaparsanız çok zarar veremezler). Ekonomi sayfalarında yazılanları ciddiye alacak olursak büyükçe bir dalga ülkemizi fena halde sarsmaktadır. Borsa (Borsa Yorumları) dibe vurmuş, faizler yükselmiş ve en vahimi dolar 1.4’e fırlamış. Asaf beyin 3.5 bariyerine pek fazla bir şey kalmamış (bildiğiniz gibi ‘kriz’ diyebilmemiz için doların 3.5’un üstüne çıkması gerekiyor). Belkide ‘cari açık’ uyarıları yapan ‘yüksek faizle sicak para çekiliyor, sonumuz nereye varacak’ diye başımızın etini yiyen büyüklerimizi daha fazla ciddiye almalıydık. Okumuyorum, ama bu dalgaya da derin manalar yükleyenler olacaktır. Üç aydan gerisini ‘hatırlamakta’ zorlandığımız için, manaların ‘manasızlığını’ işaret eden çıkmaz nasıl olsa.

Şimdi durumumuza bir bakalım. Ülkemiz batmak üzere midir, ona karar verelim. Dalgalanın artçıları da gelecek. Hem gelmese ne farkeder ? İlerde bizi bekleyen başkaları olmayacak mı ? (Bu cümleleri geçen seneki dalga sırasında yazdığım yazıdan aynen kopyaladım, takdir edersiniz bundan sonra gelecek yaklaşık yüz kadar dalga için benim de ‘ekonomik’ davranmam gerekmekte). Özetle söylemek istediğim şu: Her bir dalgayı teker teker ele alamayız. Bunlardan önümüzde ‘yüzlercesi’ var. Bu kapsamda ne Merkez Bankasi’na görevler biçmenin anlamı var, ne de kendimizde özel bir eksiklik bulmanın.

Dalga ortamının karakteristiği nedir ? Sizi yukarı doğru sürüklerken, aslında aşağı doğru hareket için enerji toplaması, veya bunun tam tersi. Sinüsoidel devinim. Bunun farkında olmayan bir Merkez Bankası, müdahaleleri ile gereksiz yere dalgalanmayı artırabilir.

En çok neden korkuyoruz ? Sermayenin bizi terk etmesinden, değil mi ? Ama HAVUZUN BİR PARÇASI OLMAYA DEVAM ETTİĞİMİZ SÜRECE, giden geri gelir. Daha sonra yeniden gitmek şartıyla elbette. Fakat dert etmeyin. Sonra yeniden gelecekler. Böyle sürüp gidecek. Tek yönlü ve sürekli hareket imkansız. Başınız mı döndü ? Yapmayın. Dalga kuramı da yetersiz aslında, üzerine bir de Kaos teorisini eklemlemek gerekiyor.

Ben dalga havuzunda aktif para politikalarına inanmıyorum. Ulusal para otoritesinin gücünün sınırları var. Bu Türkiye için de geçerli, ABD için de. Kamu maliyesi hala işin merkezinde duruyor, değişen hiç bir şey yok. Her ne kadar cıvıtma eğilimi gösterse de, özellikle geçen sene piyasalardan yediği yumruktan sonra hükümetin kamu maliyesini koyvermeyeceği anlaşıldı. Şimdilik faizleri tutup işin çığrından çıkmasını engelleyen bu gibi. Eğer Merkez Bankası faizleri hazinenin ödeme kapasitesinin üzerine pompalamak gibi ahmakça bir davranış sergilemediği takdirde, TL niye tek yönlü ve kalıcı hareket yapsın ki ?

Hepimiz sıkı maliye politikalarının istikranın temel unsuru olduğunu kabul ediyoruz değil mi ? Sıkı maliye politikaları ne sonuç yaratır hocam ? Borçlanma ihtiyacını azaltarak ‘faizleri baskılar’. Ama biz eğer ‘yüksek faizle’ gelen istikrara inanıyorsak, hükümetin bırakın maliyeyi sıkmayı, alabildiğine koyverip gitmesi faydalı olmaz mıydı ? Bu şekilde ‘faizi kökler’ istikrarımızı pekiştirebilirdik. Dalga malga kalmaz, her bir tarafi süt liman yapabilirdik. Buyrun ‘yüksek faiz-düşük kur’ teorisyenleri. Açıklayın lütfen.

Eğer zaman bulabilirsem ‘yüksek faiz-düşük kur’ kuramını evire çevire pataklayacağım. Bu kuramı savunanların bırakın matemetiği, toplama çarpmayı bile bilmediklerini size göstereceğim. İçimdeki şiddet eğilimlerini ancak bu şekilde ‘faydalı’ işlere kanalize edip iyi bir yurttaş haline dönüşebiliyorum. Şimdilik hoşçakalın.’’

Ahmet Çavuşoğlu Read More!