Mikro Reform etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mikro Reform etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cemil Ertem ve Cari Acik Kirmizi Cizgileri

Star Gazetesi yazari Cemil Ertem cari acik konusunda su aciklamalara bulunmus ve bir okurumuz bu konudaki goruslerimizi soruyor:

1.Yabancı raporlar türk bankalarına yatırım yapmayın, cari açık noktasında ciddi şüpheler var diyorlar.İMKB'de banka hisselerinin ağırlığı çok fazla,  dolayısıyla İMKB bu raporların etkisiyle hemen düşmeye başlıyor.  Bu bir oyun,  bunu görelim

2. Çünkü Türkiye'de istikrarlı ve demokrasiyi öne çıkaracak yeni hükümetin olması ve yeni anayasa sürecinin devreye girmesini istemeyenler var. Uluslararası güçler, bunun içinde bazı Ortadoğu ülkeleri de var,  Türkiye'de demokrasiyle sağlanacak bir siyasi istikrarı ve  yeni anayasa yapım sürecinin başlamasını istemiyorlar. Ve bunun için seçim sürecini karıştırmak istiyorlar.

3.Yabancı banka raporları üst üste geldi ve birbirinin kopyası. Oysa  OECD'de bir rapor açıkladı ve  Türkiye’de cari açığın büyük risk taşımadığını, milli gelire oranının 8.9'u bulabileceğini söylüyor. Bizim buradaki kırmızı çizgimiz 10’dur. Cari açığın oranı GSYH’ya yüzde 10'u bulduğu zaman 2001 krizinde de bunu aştığımız zaman çok sorun olmuştu.

Bizim yorumlarimiza gelelim. "Yabancilar bize oyun oynuyor, bankalarin hepsi birden CIA'den olabilir, MOSSAD'dan olabilir emir almistir, ve kasitli olarak borsamizi dusuruyorlar" tarzinda yorum yapan birisini gorurseniz arkaniza bakmadan kacin, bir daha da o adamin bulundugu semte dahi ugramayin. Guclu ulkelerin casusluk organizasyonlarina dunyanin parasini harcadigi dogru ama bu adamlarin yetenekli oldugu, istediklerini istedikleri zaman gerceklestirebilecekleri yanlis. Adamlarin Osama'yi yakalamasi 10 sene surdu, Osama'yi yakalayacagiz diye savastan savasa suruklenip kendi ulkelerini iflasin esigine getirdikler. Trilyonlarca dolari sokaga attilar. Devletler ve onlarin kurduklari organizasyonlar beceriksizdir, bir is beceremezler, becerebildikleri zaman ise bu dunyanin parasina mal olur. CIA'nin yatirim bankalarindaki analistler uzerinde etkisi falan ise yoktur.

Yabancilar Turkiye'de demokrasi ve yeni bir anayasa istemiyorlar. Yahu neden istemesinler? Adamlar bir sey istemiyorlarsa o da Suriye ve Iran gibi Amerika'nin kara listesine girmis ulkelerle yakinlasmasini istemiyordur. Demokrasiyi, yeni anayasayi karistirmanin alemi nedir. Bu arada Iran ve Suriye'nin de demokrasiden ve insan haklarindan ne kadar nasibini aldigi sorusunun cevabini size birakiyorum.

Gelelim asil konuya. Yabanci raporlari ust uste geldi ve birbirinin kopyasi. Cok normal. Adamlar birbirleriyle rekabet edip birbirlerinden kopya cekiyorlar. Turkiye'de A deterjani promosyon yapmaya basladigi zaman B deterjani da bunu takip ediyorsa bu CIA'nin bir oyunu degildir. Adamlar rekabet ediyorlar ve birbirlerinden kopya cekiyorlar. Suru mentalitesi denir buna baska bir sey denmez.

"Cari acikta %10 seviyesi kirmizi cizgidir, bunu alti problem olmaz" ifadesi ise kuyruklu yalanin onde gidenidir. Ekonomide boyle bir sey yok, Cemil Ertem direkt iskembeden uydurmus. Cari acik konusunda piyasalarin ne zaman hangi seviyede tepki verecegi dunya ekonomisinin genel durumuna ve baska faktorlere gore degisen bir durumdur. %10 diye bir kural yoktur. Sallamayin, milleti de yanlis yonlendirmeyin.

Cari acigin cozumu kisa vadede degildir, anck uzun vadede cozulebilir. Bunu cozecek sey ise mikro reformlardir. Hukumet 5 senedir mikro reformlari salliyor. Bes sene once dogru adimlari atsaydik bugun cari acik daha az olurdu. Bugun faiz oranlariyla veya doviz kurlariyla oynayarak bu problemi cozemezsiniz. Dogru adimlar atilmis olsaydi piyasalardaki beklentiler de farkli olur ve cari acigin simdiki yuksek seviyesi problem yaratmazdi. Ancak hukumet maalesef bu konuda guven vermiyor, hatta son 6 aydir attiklari adimlarla bu konudan hic anlamadiklarini da gosterdiler. O yuzden yabanci bankalar da tedirgin oluyorlar.

Bana sorarsaniz piyasalar borsada islem goren hisseleri cok ucuz fiyatliyorlar. Borsa uzun vadede en iyi getirileri saglayacak enstruman. Bunun uzerine borsalarin %20-30 daha dusmesi benim acimdan olumlu bir durumdur. Zaten cazip olan bir enstrumani daha da ucuza almami saglayabilir bu durum. Tabii bunlar benim goruslerim ve yatirim tavisyesi degildir. Yatirim tavsiyesi isteyenler Ekonomi Turk blogunu okumasinlar bu konuda SPK'dan onay almis kisi veya kurumlara danissinlar.  

Bu arada cari acik nedir, mikro reform nedir diye merak ediyorsaniz Ekonomi Turk'te gecmiste yayinlanmis yazilari okuyarak bilginizi gelistirebilirsiniz. Read More!

Deniz Baykal Nesrin Baytok Seks Görüntüleri

Türkiye siyasetini hiç takip edemiyorum, meğerse internete Deniz Baykal ve Nesrin Baytok arasında geçtiği iddia edilen seks görüntüleri konulmuş. Bugün Deniz Baykal istifa ettim diye açıklama yapmasa hiç bakacağım da yok. Gittim metacafe sitesinden görüntülere baktım (siteye erişimi Türkiye’den engellemişler ama Amerika’dan ulaşılıyor), video kalitesinden 1970 yılında falan çekildiği izlenimi edindim, kimsenin yüzü gözü seçilmiyor. Çıplak bir kadın dolaşıyor, aynı odada Deniz Baykal olduğu iddia edilen bir kişi ise donla dolaşıyor ve giyinmeye çalışıyor. Videoda ses falan yoktu, o yüzden sesten bir teşhis yapamadım ama bu videoya bakarak Deniz Baykal suçludur diyebilmek zordur (kasetin sahte oldugu daha sonra ortaya cikti).

Öte taraftan Deniz Baykal’ın istifa etmesi de bu videonun orjinal olduğu izlenimini veriyor doğrusu. Normalde kovsan gitmeyecek politikacılar kendi “rızalarıyla” istifa ediyorlarsa işin içerisinde bir iş vardır genellikle. Bence hiç istifa edilecek bir durum değil bu. Türkiye’de politik parti liderlerinin kral gibi hareket ettiğini, istediğini milletvekili yaptığını istemediğini engellediğini bilmeyen mi yok? Kim bilir politik parti liderleri daha neler yapmışlardır da kimsenin haberi yok. Türkiye’deki gibi demokrasi mi olur yahu. Türkiye’de seçimlere girecek kişileri siyasi parti liderleri değil de parti üyeleri belirlemediği müddetçe milletvekili adayı olmak isteyenler takla da atarlar, amuda da kalkarlar, her bir haltı yaparlar. Mecliste yasa değişikliklerine verilen oylara bakarsanız kimsenin parti liderinin sözünün dışına çıkıpta oy verdiğini göremezsiniz, kafasına göre hareket eden adamın bir dahi seçimlerde seçilmeyi bırakın aday olma şansı dahi yoktur.

Türkiye’nin oligarşiden demokrasiye geçme zamanı çoktan gelmiştir ve geçmektedir. Ülkenin reformları yapabilmesi, yerel problemlere çözüm bulabilmesi için demokrasiye geçiş şarttır. Kafamızı kuma gömerek, sorunları görmezden gelerek ülkeyi kalkındıramayız.

Deniz Baykal’ın Nesrin Baytok ile seks görüntüleri varmış. Kimbilir Tayyip Erdoğan ve diğer politik parti yöneticileri ne dolaplar çeviriyordur; bir insanın eline bu kadar güç verirseniz Berlusconi gibi seks partisi de düzenler, başka numaralar da yapar. Gücü politikacıların elinden alıp halka vermenin zamanı gelmiştir ama Türk milleti de koyun gibi birader, eli değnekli bir “çoban” gördü mü peşinden gitmeden duramıyor. Read More!

Ölçek Ekonomisi, Üretkenlik ve Verimlilik Nedir?

Bir kaç gün önce Yiğit Bulut’u işe geç gelen veya erken çıkanlara hesap sorduğu için desteklediğimi belirten bir yazı yazmıştım. Bir itiraz geldi, anafikri hiç verimli ve etkin çalışanla çalışmayan bir olur mu, adam işini tam anlamıyla ifa edip erken de bitiriyorsa erken çıkmasında bir mahzur yoktur. Kulağa hoş gelen bir söylem. Yiğit Bulut’un uyguladığı herkesin aynı saatte işe girip aynı saatte işten çıktığı sistemden de ayrıca daha iyi. Açalım biraz. Bu yazımızda ölçek ekonomisi, üretmenlik ve verimlilik nedir sorularına cevap vererek işgücü piyasalarını tartışacağız.

Herkes aynı saatte işe girip aynı saatte işten çıkıyorsa verimli olanlar işteki zamanlarının ufak bir kısmında çalışıp gereken üretimi yaparlar, ondan sonra geyik yaparlar. Veyahut yavaş yavaş kasmadan çalışırlar, işin yapısına göre değişir ama benim yorumum genellikle ofiste yapılan “analist” türü pozisyonları içeriyor. Yetenekleri olmayanlar ise gün boyu çalışırlar ve ancak yapmaları gereken kadar işi başarabilirler. Öte taraftan işlerini erken bitirenlere erken işi terketme izni verirsek bu kişilerin memnuniyeti artacaktır, ayrıca diğer kişilere de verimli olmak konusunda bir neden vermiş olacağız.

Amacınız rekabette geri kalmak ise yukarıdaki sistemleri uygulayabilirsiniz. Amacınız başarılı olmak ise şu iki kuralı bilmeniz gerekir.

1. Bir işi daha iyi-verimli-ucuza yapacak bir yol her zaman vardır.

Insanlar binlerce yıl çiftçilik yaparak geçimlerini sağladılar ve bu süre zarfında kişi başına düşen gelir seneden seneye mevsimsel etkileri ayırdığımız zaman sabit kalmıştır. Düşünsenize, tarımı nasıl daha verimli yapabilirsiniz ki? Yapılabilecek bir şey olsaydı binlerce yıldır birilerinin bunu çoktan bulmuş olması gerekmez miydi?

2. Bir kişinin 80 saatte yapacağı işi iki kişi 40 saatte yapamaz.

Iktisatta bu durumu açıklayan kavrama “ölçek ekonomisi” diyoruz. Ölçek ekonomisi iki türlü işliyor. Birincisi çalışanın cebine direkt girmese de çalışanlara sunulan özel sağlık sigortası, yemek yardımı, servis, ofisde kullanılan metrekare alan, yönetici zamanı, destek hizmetleri, emeklilik yardımları, vs. ek masraflar var. Bunlar kişi başına aşağı yukarı aynı. O yüzden iki kişiyi 40 saat çalıştırırsanız bu maliyetleri iki kere ödemiş olursunuz, oysa bir kişiyi 80 saat çalıştırdığınızda bir kez ödeyerek büyük tasarruf yapıyorsunuz. Ölçek ekonomisinin ikinci işleme şekli ise learning by doing denilen iş yaparken öğrenmenin getirdiği faydalardır. Bir kişinin beynine haftada 80 saatte koyduğunuz bilgi+becerinin eşdeğeri iki ayrı kişinin beynine haftada 40 saatte konulan bilgi ve beceri değildir. Bilgi ekonomisi çağında yaşıyoruz, kimin ufacık bir bilgi üstünlüğü varsa o rekabette biraz daha öne geçiyor. Iş başında çalışarak öğrenmenin de yerini hiç bir şey tutmuyor maalesef.

O yüzden bu önerme bilgi yoğun pozisyonlar için daha geçerli. Uygulamada ise işe en uygun adamı seçerek, en verimli insanları en uzun süreler çalıştırarak, verimsiz olanlara da kapıyı göstererek başarıya ulaşabiliriz. Işlerini kaybedenlerin kendilerine daha uygun bir iş bulmaları ülke verimliliği açısından da oldukça önemlidir. Işgücü piyasalarının esnekliği burada ortaya çıkıyor. Işgücü piyasaları esnek değilse, “işçi haklarını” koruyan yani işten çıkarmayı neredeyse imkansız hale dönüştüren yasalar varsa bundan hem şirketler, hem işsizler, hem de ülke ekonomisinin geneli zarar görür. Diyelim ki bir kişiyi işe aldınız ve verimli çıkmadı, ne yapmanız gerekir? Tabii ki çıkarıp yerine daha verimli çalışabilecek başka birini almak. Bunu yapamıyorsanız ya da maliyeti yüksek ise işe alırken daha büyük bir kaynak harcamak zorunda kalacaksınız, ve işe aldığınız kişilere başlangıçta normalde vereceğinizden daha düşük ücretler vereceksiniz. Eğer bir kişi işe girdikten sonra başarılı olursa onların ücretlerini yükselterek verimlilikleriyle paralel bir seviyeye çekeceksiniz ama kaynaklarınızın bir kısmı verimsiz kişileri istihdam etmek için harcandığı için verimli çalışanların ücretlerinin bir kısmını verimsiz çalışanların sübvansiyonunda kullanacaksınız.

Amerika’daki işgücü piyasaları çok esnek olduğu için yatırım bankaları ve hedge fonlar yukarıda bahsettiğim stratejiyi oldukça başarıyla uyguluyorlar. En verimli olan insanlar köpek gibi çalışıp sıradan insanların kazanabileceğinden çok daha yüksek gelirler elde ediyorlar. Yani insanları 80 saat çalıştırıp 40 saat çalışanlara yaptığımız ödemeleri onlara da yapıyoruz durumu yok. Normal adamın 5-10 katı bir ücret ödüyorsun çünkü bu kişiler o ekstra bilgi avantajlarını kullanarak çok büyük değerler yaratabiliyorlar.

Türkiye’nin işsizliği azaltabilmesi için yukarıda bahsettiğim kuralları işgücü piyasalarında uyguluyor olabilmesi lazım. Istihdamı arttırabilmek için verimliliği arttırmamız lazım, zengin olmanın başka bir yolu yok. (Tabii Metatrader MT4 kullanıp iç içe geçmiş stratejilerle foreks piyasalarında paranızı bir ayda 10’a katlamanın yolunu bilmediğinizi varsayıyorum.) Türkiye’deki dinozor ekonomistlerde ekranlardan size “yüksek faiz düşük kur” martavallarını okumaya devam etsinler. Faizleri düşürerek bütün problemlerimizi çözebileceğimizi iddia etmeye devam etsinler. Kültürümüzü değiştirmeden, popülizmden kaçmadan, garibanizm yapmadan başarılı olmamız mümkün değil, istihdamı arttırmak için ise mikro reform şart. Nedir mikro reform? Read More!

milleplateaux'yu takdimimdir

milleplateaux yorum yapmis, arada kaybolmasina izin vermemek lazim:

PISA (programme for international student assessment) demisken:

"pisa 2006 rakamlarına göre bilimsel bilgi ve beceri konusunda türkiyede öğrencilerin dağılımı şöyledir:

seviye 1'in altı: 12.9
seviye 1 : 33.7
seviye 2 : 31.8
seviye 3 : 15.1
seviye 4 : 6.2
seviye 5 : 0.9
seviye 6 : pratik olarak 0!

türkiyede 15 yaşındakilerin %46.6'sı, yani neredeyse yarısı bilimsel bilgi, basit matematik, basit modellemeden uzak bir yaşam sürmektedir! bu kişilerin topluma ve iş gücü piyasasına katılım anlamında zerre kadar bir yetenekleri ve bilgileri olmayacaktır. bilgi ekonomisine geçtiğimiz şu çağda 15 yaşındakilerin yarısı seviye 1'i bile becerememektedir.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

bu rakam, oecd ortalaması olan %19.2'nin iki katından fazladır ve çok çok vahimdir!

türk öğrencilerin performanslarının sosyo-ekonomik durumları ile bağlantısı yoktur. yani zengin, fakir, sağcı solcu, dinci, laik nereden gelirse gelsin öğrenciler aynı kötü performansı sergilemektedir.

not: burada sorulan sorular öyle kazık falan değil. örneğin soruya bakın:

"televizyon yorumcusu alttaki grafiği gösterdi ve şunu söyledi:

bu grafige bakarsak, y şehrindeki soygunlarda 1998'den 1999'a büyük bir artış olduğunu görüyoruz.

bu yorumcunun söylediklerine katılıyor musunuz? cevabinizi açıklayın ve destekleyici argümanlar ortaya koyun"

---------505---510---515---520
1998 xxxxx

1999 xxxxxxxxxxxxxxxxxxx

skala 505'ten başladığı için aslında artış fazla değil. bunu bile söylemek 4. seviyeye getirecek puan kazandırıyor. buna rağmen türk öğrencilerin %88'i bunu söyleyememiş. durum felaket!"


Ibrahim'e de dedim. Patron, sen bu adami eksi sozlukten Ekonomi Turk'e transfer et. Yilin transferi olur. Read More!

Cari Acik, Mikro Reform ve Atin Sahibi

Son bir kac gundur "at sahibine gore kisner" atasozuyle yatip kalkiyoruz, cari açık, mikro reform gibi konulari konusuyoruz. Neden boyle yapiyoruz? Cunku basbakandan tutun, ekonomi ve sanayi bakanlarina kadar direksiyondaki herkes icraat yapmak yerine laf cambazligiyla ugrasiyor cok uzun bir suredir. Son 3 yillik bu laf cambazliklarinin bedeli de hem eksi buyume rakamlari hem de yukselen issizlik rakamlari olarak karsimiza cikiyor.

Eskiden AKP kotunun iyisi derdik, elestirsek de yine de destek cikardik. Artik o gunler de geride kalmis gibi gorunuyor. Son zamanlarda AKP artik kotunun iyisi degil, sadece kotu olmaya basladi. Endiseyle izliyorum.

Ugur Gurses bugunku yazisinda hem Sanayi Bakani Caglayan'a hem de Ali Babacan'a iki buyuk tas atmis. Ote taraftan Merkez Bankasi baskani Yilmaz'in yaklasimini one cikarmis. Bizim de cok uzun sureden beri belirttigimiz gibi bu ulkede ekonominin direksiyonundaki en yetenekli kurum Merkez Bankasi. Kendilerine tesekkur ediyorum. Ugur Gurses'in yazisini ise mutlaka okumanizi oneriyorum. Bir kac satirbasi soyle:

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

"Firmalara ilişkin anket verileri, ithalat bağımlılığını artıran temel unsurun fiyat olmadığını, kaliteli ürün eksikliği ile yurtiçi üretimin olmaması ya da yetersiz olması gibi nedenlerin ara ve yatırım malı temininde firmaları ithalata yönelten esas unsurlar olduğunu göstermiş. İkinci sürece ilişkin bulgular da, sanayi sektörlerindeki uzmanlaşma yapısındaki değişimin, ithalata bağımlılık oranının artmasında temel nedenlerin başında geldiğini göstermiş.

Araştırma, ‘ithalat bağımlılığında fiyat temel unsur değil, başta kalite olmak üzere yapısal unsurlar belirleyici’ diyor. Bu bulguları toplantının açılış konuşmasında aktaran Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, “Türkiye’nin küresel rekabet gücünün kalıcı artışı için döviz kuruna dayalı kısa vadeli politikalardan ziyade, mikro reformları içeren uzun vadeli bir bakış açısına ihtiyaç duyulduğunu” söylüyor. Aynı toplantıda bulunan Bakan Çağlayan ise bilimi bir tarafa bırakıp, Merkez Bankası’nın kur ve faizi ayarlayarak sanayiciyi kurtarması gerektiğini söylüyor!

Merkez Bankası araştırması, çeşitli sektörleri içeren ve imalat sanayini temsil eden bir yelpazede 145 firmadan derlenen bilgilerden bilimsel sonuç çıkarıyor; Bakan Çağlayan ise ‘27 yıllık sanayiciliği ile’ ayaküstü bir sonuç çıkarıyor!
Aslında ister ihracatçıların temsilcilerinin, isterse Bakan Çağlayan’ın bu yaklaşımı, bize PISA (uluslararası öğrenci değerlendirme programı) test sonuçlarını anımsattı. Bu sonuçlar ki, bilime neden itibar etmediğimizi, bilimden neden uzak olduğumuzu anlatıyor.

2006 PISA test sonuçları gösteriyor ki, bilim alanında 30 ülkenin bulunduğu OECD sıralamasında Kore 5. sırada, Türkiye ise 29. sırada. Okuma alanında Kore 1. sırada, Türkiye 28. sırada. Matematikte Kore 1. sırada, Türkiye 29. sırada.
Neden bu karşılaştırmayı Kore ile yaptık? Şundan: Önceki gün Ankara Sanayi Odası’nda uzun bir konuşma yaparak (14 sayfa), ekonomideki kötü gidişatın hükümet dışında her şeye ait olduğunu anlatmaya çalışan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da, Türkiye ile Kore’nin pek farklarının bulunmadığını, ama Kore’nin arayı açtığını anlatıyordu. Bunun ardındaki temel nedenin de ülkemizdeki siyasal istikrarsızlık olduğunu vurguluyordu. Bu konuşmadan aklımızda kalmış! "
Read More!

Anti-reform

2006 yilindan bu yana cok konusup hic is yapmayan hukumet anti-reformlara devam ediyor. Taraf'ta Suleyman Yasar yazmis, bir paragrafini alintiliyorum:

“IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız” diyenlerin, vatandaşın ümüğünü sıkacak bir İhale Yasası’nı sessizce Cumhurbaşkanı’na onaylaması için gönderdiğine şahit olduk. AKP Hükümeti’nin altı yıllık iktidarında on altı kez değiştirdiği İhale Yasası’nda yapılan son değişiklikler aynen İngiliz’in Burmalıya yaptığını yapacak. Vatandaşın kollarını tutacak, AKP’li yandaş müteahhitlere vatandaşın ceplerini boşalttıracak."

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Netherlands
Insider Trading Returns
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Yazinin tamami:
Süleyman Yaşar - Taraf, 02.12.2008


Read More!

Mikro reform meselesi

NTVMSNBC’den:

Başbakan Erdoğan, IMF ile biran önce anlaşılması yönündeki çağrılara karşı çıkarak, “Kriz döneminde, IMF’nin isteklerine boyun eğerek, yarınları karanlığa gömmeyeceğiz” dedi.

Turkcesi:

“Reform yapmamakta kararliyiz. Sonuna kadar direnecegiz.”

Hayirli olsun!.



Read More!

Fakirlik için altın kurallar

Fakirlik icin altin kurallar:

1. Enflasyonu yükseltin. Her ortamda aslında enflasyonun kötü bir şey olmadığını, azıcık enflasyondan zarar gelmeyeceğini söyleyin. Diğer bir savunmanız da enflasyonu düşürmek için ödenmesi gereken bedelin ağır olduğu, topluma bu bedeli ödetmenin doğru olmadığını iddia etmek olmalıdır.

2. Döviz kurunu sabitleyin. Ama sabitlediğiniz değeri sık sık update ederek kendi paranızın değerlenmesine izin vermeyin. Mümkünse resmi döviz kuru için karaborsa oluşturun. Resmi döviz kuru ile karaborsa kur birbirinden ne kadar farklı olursa o kadar çabuk fakirleşirsiniz. Bu politikayı da ihracatı desteklemek adına yaptığınızı söyleyerek yutturabilirsiniz.

3. Faiz oranlarına (her türlüsüne) kısıtlama getirin. İlk iki maddeyi uyguladıktan sonra negatif faiz oranı fakirleşmek için çok işinize yarayacaktır.

4. Kamu harcamalarını arttırın. Harcamanın en iyi yolu devlet eli ile yapılandır. Devlet nereye ne kadar para harcanacağını hepinizden daha iyi bilir. Her kamu harcamasının içinde bir miktar komisyon ücreti de vardır, bu da işin en zevkli tarafıdır zaten.

5. Ota boka lisans verin. Mümkünse hiç bir iş, hiç bir meslek lisanssız yapılmasın. Çöpçülerin, berberlerin taksicilerin bile lisansı olsun. Boru değil, her işin ayrı bir ciddiyeti var. Bunu da kamu yararına yaptığınızı söyleyerek yutturabilirsiniz.

6. Ota boka vergi koyun. Vergi kurallarınız uzun, karmaşık, ayrıntılı ve anlaşılmaz olsun. Ota boka istisna kurallarınız olsun. Altın kuralı unutmayın: Kalıcı vergi koymanın yolu geçici vergi koymaktır. Vergi kanunlarınız ne kadar kalınsa fakirleşmeniz o kadar hızlı olacaktır.

7. Her alanda imtiyaz grupları oluşturun. Sonra her birinin ağzına birer parmak bal sürerek hepsini memnun edin. Eğer imtiyaz grupları oluşmuyorsa bunun en kolay yolu belirli bir malı ya da hizmeti üretenlere (ya da tüketenlere) vergi ya da negatif vergi (teşvik) koymaktır. Bu vergileri daha sonra dil, din, ırk, bölge bazında çeşitlendirebilirsiniz.

8. Zorunlu eğitim süresini arttırın. Verimlilik fakirliğe ulaşmanızın önünde en önemli engeldir. Bu da eğitimle oluşur. Çocuklarınızın düzgün eğitim almasının, birşeyler öğrenmelerinin denenmiş kanıtlanmış tek bir yolu vardır. Onları hapishane tarzı okullarda zorunlu eğitime mahkum edin. Kafalarına vura vura birşey öğrenmemelerini sağlayın. Zorunlu eğitimi ne kadar uzatır standardizasyonda ne kadar başarılı olursanız, çocuklarınız o kadar aptal üretiminiz de o kadar verimsiz olacaktır.

9. Zengini sürekli kötüleyin, fakirliğin bir erdem olduğunu söyleyin. Para kazanmanın, kar etmek için çalışmanın ne kadar kötü olduğunu, bu sistemin vahşi olduğunu her fırsatta tekrarlayın. Fakirlik ise sadece şanssızlık ya da zenginlerin vahşi kar güdüleri nedeni ile oluşmaktadır. Fakirleri destekleyin, övün, zenginleri hor görün, cezalandırın. Zenginden alıp fakire verin. Fakirliğin sürmesi ve derinleşmesi, ancak sürekli sistem desteği ile mümkündür.

10. Bütün bu kuralları uygularken altın rehberiniz “kamu yararı” olmalıdır. Unutmayın, kamu yararı denen şeyi kimse somut olarak tanımlayamayacağına göre (var olmayan şeyler tanımlanamaz) karşı çıkan herkesi kamunun iyiliğini istememekle suçlayabilir, her türlü politikanıza destek bulabilirsiniz. “Kamu yararı”na ek olarak “eşitlik”, “sosyal adalet”, “sosyal devlet”, “adil dağılım/bölüşüm”, gibi kavramlar da işinize yarayacaktır.
Read More!

Ev Odevini Kim Yapmamis?

Benim yazacak vaktim olsa ben de boyle yazardim. Read More!

Ithalata Dayali Buyume Ne Demektir?

2007 yilindaki buyume orani %4.5 cikinca okuyucularimizdan bir tanesi bize yuklenmek icin iyi bir firsat yakalamis oldugunu dusunmus olmali ki ithalata dayali buyume hakkinda su maili atmis:

"Ercan Kumcunun yazısı için ne diyorsunuz?
4-5 senedir sürekli desteklediğiniz ithalata dayalı büyümenin sonuçları ortada.
Hala aynı ekonomik politikaların doğru olduğuna inanıyor musunuz?"

Tembel okuyucularimiz icin soyleyelim, Ercan Kumcu ic tuketimin artarak buyumeye destek verdigini ancak ithalattaki artistan dolayi buyumemizin %4.5 olarak gerceklestigini belirtiyor.

Simdi de dersimize gecelim.

Bilgisayarinizin mouse'unu kullanarak sayfanin altlarina indiginiz vakit sag altta arsivlerimize ulasabilirsiniz. Arsivlerimize bakarak sunlari ogrenebilirsiniz:

1. Ekonomi Turk'te 2 yil 3 aydir yazi yaziyoruz, 4-5 sene nereden cikti?

2. 7 Ocak 2007 tarihinde 2007'de buyume oraninin %4.5 gerceklesecegini tahmin etmisim. 2007'de buyumenin %4.5 gerceklesmesi size surpriz mi oldu? Bana olmadi.

3. Ithalata dayali buyume diye bir sey yoktur. Buyumenin parametreleri bellidir. Insana yatirim yaparsiniz, teknolojiye yatirim yaparsiniz, ve sermaye mallarina yatirim yaparsiniz, buyumeniz artar. Tasarruf yapmayip tuketirseniz, ya yatirim yapmaz ve dusuk hizlarda buyursunuz, ya da borc alarak yatirim yaparsiniz ve kisa vadede buyumenize devam edersiniz.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler    Bilgisayar Nedir    Teknoloji Nedir

4. Turkiye'de insanlar pek tasarruf yapmayi sevmezler. Biz her firsatta insanlara tasarruf yapmalari tavsiyesinde bulunuruz, karar onlara aittir.

5. Yeterince tasarruf yapmadigimiz icin borclanarak (cari acik vererek) yatirim yapmak durumundayiz. Bu kisa vadede surdurulebilir bir olgudur.

6. Buyumenin ve istihdamin artmasini istiyorsak, ithalat yerine ihracat yapalim diyorsak bunu yapmanin yolu yasaklar getirmek degildir. Turkiye'de is yapmanin, is yaptirmanin onundeki engelleri kaldirmamiz gereklidir.

7. Turkiye'de bu vergilerle, asgari ucretle ve isci haklariyla yasal olarak isci calistirmak deliliktir. Herkesi emekli yaparsak bence problemlere cozum bulmaya calismaya baslayabiliriz.

8. Turkiye'deki istihdam, buyume ve cari acik problemlerinin nedeni yapisal sorunlardir. Bu sorunlari ancak mikro reformlar yaparak cozebiliriz.

9. Mecliste ve ulke yonetiminde "mikro reform'un" ne demek oldugunu bilen kisi sayisi 3-5'i gecmez, mikro reformlari yapabilecek kisilerin sayisi ise sifirdir.

10. Turkiye'de ekonomiden (ekonomi nedir?) anladigini sanan herkes faiz ve doviz kurunu istedikleri gibi belirleyebileceklerini dusunmekle kalmamakta, ayni zamanda bunlarla oynayarak ulkenin ciddi problemlerini cozebileceklerini zannetmektedirler.

11. Faiz ve doviz kuru ile oynamak oynamamaktan daha kotu sonuclar dogurur.

12. Mikro reform, mikro reform, mikro reform, mikro reform, mikro reform, mikro reform, mikro reform, mikro reform, mikro reform, mikro reform, mikro reform, mikro reform...

13. Hangi politikalari savundugumuzu hala anlamadiysaniz 12. maddeyi tekrar okuyun.
Read More!

Tarihi Eser Piyasasi Serbestlestirilsin

Fikir bana ait degil, Izlenimlerde az once gordum. Ozetle soyle diyor:

Ben olsam bilim adamlarını kovalar, onlara ödeyeceğim maaş, yolluk, yevmiye, yemek parası vs. ile kaçakçılarla pazarlık edip eserleri müzeye kazandırırım. Daha iyisi Çorum müzesinin idaresini kaçakçılara bırakırım, eserlerin bir kısmını sergilemek ve belli bir süre sonra satmak üzere anlaşır Çorum’u bir antika, eski eser piyasasının döndüğü cennete çeviririm. Japonlar filan pek meraklı bu Hititlere, gelen turist bir miktar döviz bıraksa fena mı olur?

Ulan memlekette satilmadik bir bu kalmisti, simdi buna mi goz diktiniz diyebilirsiniz. Ben ise buna mikro reform derim.
Read More!

Laf Cok Icraat Yok

Oncelikle Ugur Gurses'i dogru cikan 3. ceyrek buyume tahmininden oturu kutluyoruz. Bravo! 2007'nin tamami icin yaptigi tahmin dogru cikmasa bile kendisini hirpalamayacagiz.

Ote yandan ekonominin direksiyonunda olanlar hala laf uretip icraat yapmamakta direniyorlar. Secimlerin uzerinden 4.5 ay zaman gecti yaptiklari tek sey vergileri ve fiyatlari arttirmak oldu. Gecmiste bu strateji dogru strateji idi ama bundan sonra isleyecegini zannetmiyorum. Neticede bu hukumet de Fatih Terim gibi olacak gibi gorunuyor.

Buyume rakamlarindan sonra Unakitan'in ve Simsek'in kivirma cabalarina Hurriyetteki su haberde rastliyoruz. Ayni haberde ise Rifat Hisarciklioglu'nun uzun suredir yaptigi en dogru yoruma da ulasiyoruz:

"Büyüme hızındaki çarpıcı yavaşlama, ne uluslararası gelişmelerle ne de olağan dışı olumsuz iklimin etkisiyle ne de tarımda yaşanan küçülmeyle izah edilebilir. Zira bunların dışındaki sanayi, yatırım, mal ve hizmet ihracatı gibi temel alanların hepsindeki büyüme oranlarında ciddi gerilemeler görülmektedir. Bizce bunun temel nedeni, reform sürecinin devamında anlaşılması güç bir şekilde içine girdiğimiz rehavet ve atalettir."

Vaktim oldugunda ekonominin genel gorunumu hakkinda detayli bir yazi yazacagim, simdilik Hisarciklioglu'nun yorumlariyla avunun.
Read More!

Issizlik ve Enflasyon Problemlerinin Cozumu: Mikro Reform

Iki gun once issizlik ve enflasyon problemlerinin ayni anda cozumunu okurlarimiza sormustuk. Bir okuyucumuz isci/isveren iliskilerinde isveren lehine bir dengesizlik oldugunu belirtiyor (Bahsedecegimiz cozum bu problemi de buyuk olcude azaltacaktir). Diger okuyucularimiz ise teknoloji ve verimliligi arttirmamiz gerektigini, bunlari saglamak icin de devletin tasarruflarini arttirip bu alanlara yatirim yapmasi gerektigini belirtiyor. Ozunde dogru cevaplar.

Hukumet butce acigini azaltma ve borc yukunu reel olarak dusurme teknolojisine/yetenegine sahip. Zaten son 5 senedeki basarilarinin ardinda da bu yatiyor. Yine de bu stratejinin bize marjinal getirisi son yillarda azaldi. Buna ek olarak yeni bir teknolojiye/yetenege ihtiyacimiz var.

Mikro Reform. Issizligi ve enflasyonu dusurecek olan teknoloji mikro reform teknolojisidir. Tabii mikro reform lafini bir suru kisi kullaniyor ama ne oldugunu bilmiyor. Mikro reformdan kastedilen piyasalarin serbestlestirilmesidir. Aciklayayim.

Turkiye'deki piyasalarin cogunlugu oligopoli, yani bir kac kisi veya organizasyonun kontrolu altinda. Bu hem isveren hem de isciler icin gecerli bir onerme. Isverenler rekabetin kisitli oldugu piyasalarda faaliyet gostererek mallarini olmasi gerekenin ustunde bir fiyata satmaktadirlar. Bu piyasalara yeni rakiplerin girmesini engellemek icin bir suru entrika cevirmekten de kacinmazlar. Ayni durum sendikalar icin de gecerlidir. Sendikalar kendi mensuplarina daha yuksek ucret saglarlar ama bunun faturasi isi olmayanlara cikar. Neticede isverenin maliyeti yukselir ve bu da fiyatlara yansir. Toplamda daha az uretimi daha yuksek birim maliyette yapariz ve dunya fiyatlariyla rekabet edemeyecek fiyatlarda satariz.

Piyasalarin serbestlesmesi durumunda uretim buyuk oranda artacak, olcek ekonomisinden dolayi maliyetler dusecektir. Piyasadaki rekabet sirketleri daha yaratici olmaya zorlayacak ve sirketler hem verimliliklerini arttiracaklar hem de yeni teknolojiler gelistirmek zorunda kalacaklardir. Artan verimlilik ve teknolojik gelismeler maliyetleri bir kademe daha dusurecek ve ihracat potansiyelimiz artacaktir. Artan talebi karsilamak icin sirketler daha cok isci calistirmak isteyecekler ve bu da issizlik problemini cozecektir. Maliyetlerin dusmesiyle birlikte ise birakin enflasyonu deflasyon (deflasyon nedir?) bile yasamamiz mumkun, hem de petrol $150 olsa bile. Amerika dunyanin en serbest piyasalarindan bir tanesine sahip ve issizlik orani da en dusuk ulkelerden bir tanesi. Son 10 yilda Cin'e ve Hindistan'a milyonlarca is kaybetmesine ragmen ve artan nufusuna ragmen issizlik oranlarini %5'in altinda tutmayi basardilar. Bunlar tesaduf degil.

Ben sahsen hukumetin bu beceriyi edinebilecegini ve mikro reformlari gerceklestirecegini dusunmuyorum. Ugur Gurses de benimle ayni fikirde gorunuyor. O yuzden ben issizlik ve enflasyon konusunda 2008 yili icin karamsarim. Hatta ekonomi yonetiminin icinde yer alan bazi kisilerin piyasalari serbestlestirmelerini birakin, bizi tam tersi yonde adim atmaya zorlayacaklarini dusunuyorum. Turk milli takimindan nasil Avrupa Sampiyonu olmazsa, Turk ekonomisinden de bu yonetim anlayisiyla Avrupa sampiyonu olmaz.
Read More!

Mikro Reform Nedir, Ne Demektir Anlamayanlar

Mikro reform nedir, ne demektir anlamayanlar, ya da yapilmasi gereken reformlardan cekinenler, gectigimiz aylarda Merkez Bankasina ciddi sekilde yuklendiler. Sanki ekonomiyi canlandirmanin tek yolu faizleri indirmekmis gibi bir hava yaratildi. Isler o kadar basit degil.

Turkiye bir cok acidan cok pahali, bir cok acidan da cok ucuz bir ulke. Bu ulkedeki fiyatlarin cesitli vergilerle ve politikalarla yamultuldugunun belirtisi. Fiyatlarin yanlis oldugu bir ulkede bu fiyatlara bakilarak verilen kararlar da yanlis olur. Mesela gecen sene bir ton biyodizel ureticisi turemisti. Tanju Colak bile bu ise girmisti. Niye?

Ulkemizde akarkayit uzerinde cok buyuk vergiler var, bu vergiler dogalgazda veya biyodizelde yok mesela. Bunun bir sonucu tuple calisan arabalarin yollari doldurmasi oldu. Diger bir sonucu ise maliyeti benzinden daha yuksek olan biyodizelin uretilmeye baslanmasi oldu. Bu hem kaynaklarin israfina yol aciyor hem de gida fiyatlarinin yukselmesine. Amerika'daki gerizekalilar cevrecilik adina bu ise el attilar, Turkiye'dekiler ise vergi arbitraji yapiyorlar.

Yuksek vergilerin diger bir sonucu ise akaryakit kacakligi, bu kacakciligin onlenmesi icin polis harcamalari, vs. vs. Bir alandaki carpikligi gidermek icin diger alanlarda carpikliklar yaratiyoruz ve bu dalga dalga ekonominin geneline yayiliyor. Boylece enerjimizi verimsiz bir sekilde harciyoruz.

Mikro reformlar genelde piyasalarin serbestlesmesi ve dogru fiyatlarin olusmasini hedefliyor. Fiyatlarin vergilerle (veya kartellerle) yamultulmadigi durumlarda ise fiyatlar daha dusuk uretim ise daha yuksek oluyor. Fatih Ozatay da bugunku yazisinda bu konuya deginmis ama yanlis baslik atmis. Baslik, fiyatlari dusurerek issizligi azaltabiliriz degil, fiyatlari ve issizligi ayni anda azaltabiliriz olmaliydi. Bunun disinda yazi guzel.
Read More!

Yetmez, Faizleri Indirmeyin

Su habere gore Merkez Bankasina yonelik baskilar ivme kazanmis:

" Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) başını çektiği bazı iş dünyası örgütleriyle Türk-İş ve Hak-İş, bugünkü gazetelere verdikleri tam sayfa ilanla Merkez Bankası’na, "Yeter artık, faizi indir, üretim ve istihdam ölmesin" bayrağı açtı. İlanda, "İndiriyormuş gibi yapmayın" denilerek, Merkez Bankası’ndan "şok faiz indirimi" istendi."

Bu baskilar artik iyice cikar kokmaya basladi. Once Merkez Bankasi baskani istifa edecekmis soylentileri cikariyorlardi. Simdi de gazetelere tam sayfa ilan veriyorlar.

Doviz kurunu yukseltmenin yolu faizleri duşurmek degildir. Bunu Brezilya'nin faizleri indirmesi ornegini vererek anlatmaya calistik, adamlar anlamiyor. Brezilya faizleri %18'den %11.25'e indirirken doviz kurlarina ne oldugunu daha once anlatmistik. Evet, artmanin tam tersine azaldilar. Bunun niye boyle oldugunu bilmeniz icin faizlerle varlik fiyatlari arasindaki iliskiyi iyi bilmeniz gerekiyor.

Faizler azalirsa bonolarin, tahvillerin, borsa sirketlerinin, gayrimenkullerin degeri artar. Ayrica duşuk faizler tuketimi de canlandirarak ekonominin carklarini hizlandirir, bu da enflasyona yol acabilir. Faizlerden şikayet edenler buyumenin hizlanmasi karsiliginda enflasyonun biraz artmasina razi kişiler. Ayrica bonus olarak da varlik fiyatlari firlayip gidecek. Kisa vade icin uzun vadeyi feda edelim diyorlar yani.

Peki buyumeyi hizlandirmanin tek yolu enflasyonun artmasi midir? Bu guzel bir soru, kimsenin de bu soruyu sordugunu duymuyorum maalesef.

Enflasyonu dusurmenin bir yolu faizleri yukselterek ekonomiyi yavaslatmaktir. Merkez Bankasinin elinden baska bir sey gelmez. Ote yandan enflasyonu duşurmenin bir baska yolu ise rekabeti arttirarak fiyatlarin duşmesini saglamaktir. Bunun icin mikro reform yapilmasi gereklidir. Mikro reform nedir bileniniz var mi? Yenilir mi, icilir mi bu mikro reform?

Işverenler ve işciler mikro reform işlerine gelmedigi icin careyi Merkez Bankasina yuklenmekte buluyorlar. Ulkedeki vergi veren vatandas, tuketiciler ve işşizler gerizekali ya!! Bir bedel odenecekse bunu isci ve isverenler odemelidir. Bu bedelin adi da piyasalarin serbestlestirilmesidir. Piyasalar serbestlestigi zaman ucretler duşecek ama istihdam artacaktir. Piyasalar serbestlestigi zaman fiyatlar duşecek ama uretim artacaktir. Neticede ekonomi cok daha yuksek hizda buyuyecek, enflasyon da dusecektir. Bunun bedelini ise şimdiki isveren ve isciler odeyecektir. Kazanan ise toplumun genis kesimleri olacaktir.

Simdi niye isverenlerin ve iscilerin faizlerin "şok" bir sekilde indirilmesini istedigini anliyor musunuz? Ya da Zafer Caglayan'in Merkez Bankasina neden baski yaptigini? Kendileri yapmalari gereken reformlari yapmadiklari icin Merkez Bankasi da mecburen faizleri goreceli olarak yuksek tutuyor. Faizlerin dusmesini istiyorsaniz mikro reformlari yapiniz efendim. Işin dogrusu budur, reklam vererek halki yaniltmayiniz. Read More!

Taksi Plakalari Piyasasi

Internette arama yaptikca bu konuda karsimiza yeni bilgiler cikiyor. Aksam gazetesinde 2.5 yil once cikan bir haberde carpici buldugumuz bazi noktalar sunlar:

1. Istanbul'da 18 bin adet kayitli taksi varmis, bu bilgiyi baska yerlerde de gorduk.

2. Taksi Plakasi Piyasasinin Merkezi Bagcilar Oto Center imis, burada bulunan 5-6 galericinin ellerinde 400 kadar plaka varmis, bunlar fiyatlari kendi aralarinda belirliyorlarmis.

3. "Taksimetre açtıklarında 15 YTL yazan bir yere korsanların 10-12 YTL'ye gittiğini anlatan taksiciler, korsan taksinin yoğunlukta olduğu yerlerde müşteri bulmalarının çok zor olduğunu bildirdi." Bu rakamlardan taksi ucretlerinde odenilen rakamin %20-33 civarindaki kisminin taksi plakasina gittigi sonucunu cikariyoruz. Demek ki bizim kabaca hesapladigimiz %25 rakami dogru gibi.

4. "Taksicilerin hemen hepsinin ortak görüşü ise plaka kiralamanın kaldırılması. Onlar plaka sahiplerinin bu işi yapması gerektiğini belirterek,'Böylece bu işi meslek edinenler taksicilik yapacak, kimse kimsenin sırtından da haksız kazanç elde edemeyecek. Yetkililerinözellikle bu soruna çözüm bulmalarını istiyoruz' dediler." Bu ifadelerden taksicilerin ekonomiden zerre kadar anlamadigi sonucunu cikariyoruz. Zaten aksini beklemek absurd olurdu.

Devletin mikro reform ozurlusu olmasini goz onune alirsak soruna cozumu yine piyasanin buldugunu soyleyebiliriz: korsan taksiler. Kafayi biraz calistirip organize olurlarsa ve teknoloji kullanirlarsa cep telefonundan tum Istanbul'a hizmet verebilirler. Bu 2-3 milyar dolarlik bir piyasa, Koc Sabanci el atmiyorsa parasi olan diger sirketlerin rahatlikla yapabilecegi bir is. Kanuni bosluk da muhakkak vardir. Mesela sirketin sundugu hizmeti "muzik dinletme" olarak tanimlarsiniz, bu hizmeti alan kisilere de bedava tasima hizmeti vereceginizi soylerseniz olabilir. Senelerce gazetelerimiz "gazete satiyoruz" kisvesi altinda pazarlamacilik yapmadilar mi? Biz de muzik hizmeti veriyoruz deyip taksicilik yapariz, muzik hizmeti vermeye bir kisitlama oldugunu zannetmiyorum.

Arkasi saglam, cebi derin birisi ilgilenirlerse kendilerine danismanlik yapabiliriz, Accenture'da calisan bir kac arkadas da yardimci olur, teknolojik altyapisini kurariz, cok zor degil. Read More!

Taksi Plakasi Fiyatlarinin Soyledikleri

Bir kac gundur taksi piyasasini tartisiyoruz. Bir tarafta Baris (bir, iki) taksi plakalarina uygulanan kisitlama kaldirilmalidir, bunun neticesinde arz artacak, fiyatlar dusecek, bu sektordeki istihdam artacak, rekabet tuketicelere yeni/kaliteli/kalitesiz urunler sunulmasini saglayacak, tuketici de kendi secimini kendisi yaparak daha mureffeh olacaktir diyor. Ayrica Baris taksi soforlerinin de artan talepden dolayi daha yuksek ucret alacagini soyluyor. Ote yandan bazi okuyucularimiz Baris'in elinde soylediklerini destekleyecek veri olmadigini, ayrica serbestlesme neticesinde her isteyenin taksici olmasinin kaliteyi/guvenligi azaltacagi, fiyatlar serbest bırakılsa halkın kimi taksiciler tarafından fahiş fiyattan taşınmayacağını kimsenin garanti edemeyecegini belirtiyorlar.

Oncelikle verilerden baslayalim. Istanbul'da taksi plakasi fiyatlari 600-650 bin YTL arasinda fiyatlaniyormus. Faiz piyasasina bakarsaniz enflasyona endeksli tahvillerin getirisinin %10 civarinda oldugunu gorursunuz. Ayrica Istanbul'da 12 bin civarinda taksi oldugunu bir okuyucumuz belirtmis. Simdi bu uc parca bilgiyi kullanarak bazi sonuclar cikaracagiz.

Birincisi taksi plakasina sifirdan buyuk bir ucret odenmesi demek tuketici nihayetinde bunun bedelini odeyecektir demektir. Yani tuketici bir yandan A noktasindan B noktasina giderken arac amortisman, bakim, sofor, benzin, vergi (ve kar) gibi tukettigi urunlerin karsiligini oderken (buna x diyelim) diger yandan da taksi plakasi ucretini de (buna da p diyelim) oduyor. Yani Mecidiyekoyden Taksime taksiyle gittiginiz zaman odediginiz 8 YTL =x+p.

Eger taksi plakalari bedava olsaydi bu yolculuk icin 8-p YTL oduyor olurdunuz. Simdi bu p'yi yaklasik olarak hesaplamaya calisalim. Taksi plakasi fiyatlari 600 bin YTL olduguna gore Taksici Baronu Hasan'in onunde iki alternatif bulunmaktadir. Ya parayi %10 reel faiz veren tahvile yatiracaktir, ya da taksi plakasi alacaktir. Taksi plakasi almasi icin senede reel olarak %10 kazaniyor olmasi lazim. Demek ki Baron Hasan senede reel olarak %10 kazaniyor, bu da 60000 YTL gibi bir rakama denk gelir (niye reel getiriyi kullandigimi siz arastirip ogrenin). Baron Hasan senede 60000 YTL kazandigina gore bu gunde 165 YTL (sadece plaka masraflari icin) kazanmasi gerektigi anlamina gelir. Bu da gunde 16 saat calisan bir taksi icin saatlik 10 YTL gibi bir rakama denk gelir. Eger Mecidiyekoy Taksim arasini 12 dakikada kat ettiyseniz sadece taksi plakasi icin 2 YTL'lik bir ucret oduyorsunuzdur demektir (bu hesabi yaparken taksilerin hic bos durmadiklarini varsaydim).

Goreceginiz uzere taksilere odenilen ucretlerin onemli bir kismi (asagi yukari %25) sadece taksi plakalarindan dogan ranta gidiyor. Bunun istanbul'da taksiye binen vatandasa senelik maliyeti 720 milyon YTL (60000 YTL/taksi * 12000 taksi). Gorulecegi uzere taksi ranti oyle kucuk rakamlar degil, yolcular da bu ranti karsilamak icin yuksek bir bedel oduyor.

Mesele ufak bir mesele degil yani.

Mevcut sistemde taksi soforu olabilmek icin iki resim, nufus cuzdani fotokopisi ve 75 YTL yeterli imis.

Taksi piyasasini nasil serbestlestirebiliriz? Bu soruya cevap vermeden once "serbest" kelimesini bir tanimlayalim. Serbest deyince ulkemizde insanlarin aklina hemen hukuksuzluk/kuralsizlik geliyor. Siz de boyle dusunuyorsaniz "Serbest Piyasanin" S'sinden anlamiyorsunuz demektir. Serbest demek devlet olmasin demek degildir. Serbest demek her onune gelen (araba kullanmayi bilmeyen 3 yasindaki cocuklar dahil) taksi soforu olabilir demek degildir. Serbest piyasa kuralsizligi degil, aksine kurallari savunur. Hukugun, duzenin olmadigi yerde serbest piyasa da olmaz.

Taksi piyasasini serbestlestirdiginiz zaman yapmaniz gereken bazi kurallar koymaktir. Bu kurallar guvenligi ve rekabeti arttiracak kurallar olmalidir. Birincisi, plaka sahibi olabilmek icin araclarda periyodik muayeneyi (3 ay veya 6 ayda bir olmak uzere) zorunlu tutmalisiniz. Ikincisi, sadece taksicilik lisansina sahip kisileri sofor olarak calistirma zorunlulugunu getirmelisiniz. Taksicilik lisansina sahip olabilmek icin birincisi sabikasinin, zihinsel hastaliklarinin, vs. olmamasi; en az 2 yildir araba kullaniyor olmalari; guvenli araba kullanim egitiminden gecmis olmalari (1 gunluk egitim); ve taksicilik yaptiklari sehri bildiklerini gosteren testi gecmis olmalari gereklidir.

Bu sartlar altinda taksicilik piyasasi ne hale gelir anlatayim. Urun ve fiyat farklilasmasi ortaya cikar. Ucuz taksicilik hizmeti veren taksi sirketleri de ortaya cikar, kendi baslarina calisan insanlar da ortaya cikar, orta ve luks seviyede taksicilik hizmeti veren sirketlerde ortaya cikar. Dandik Sahin taksiler de ortalikta dolasir, Mercedes taksiler de, Minibus taksiler de. Icerisinde internet hizmeti olan taksiler de ortalikta olur, koltuklari eskimis ici sigara kokan taksiler de. Neticede hepsinin fiyati sunulan hizmetle orantili olarak degisiklik gosterir. Vatandas yukarida bahsettigimiz p lirayi odemek zorunda kalmaz. Eger aldigi hizmetten de fedakarlik ederse cok daha ucuza da A noktasindan B noktasina gidebilir. Ya da lukse onem veriyorsa simdi odediginin 2-3 kati fiyati odeyip konforlu bir yolculuk da surebilir.

Niye taksi sirketleri (markalari) ortaya cikar peki? (Bu soruya siz cevap verin, kimi taksicilerin fahis fiyat uygulamasi ile alakali)

Tuketicinin simdiki aldigi hizmete daha dusuk bir fiyat odeyecegini gosterdik. Peki diger konu olan taksi soforu maaslari ne olur? Birincisi, soforlugunuze gore degisir; iyi soforler daha cok kazanir, kotuler daha az kazanir. Sunulan hizmetlerin degismedigini varsayarak bu soruya cevap verelim. Bence bu durumda ucretlerde bir degisiklik olmaz. Taksi soforu olmak icin mevcut sistemde herhangi bir kisitlama yok. Ehliyeti olan tonla vasifsiz adam sokaklarda dolasiyor. Taksi sayisinda ortaya cikacak 5-10 binlik bir artis (2.5 milyonluk issizler ordusunu dusunursek) taksicilerin aldiklari ucretleri arttirmaz. Taksicilik lisansi da oyle ciddi bir bariyer teskil etmeyecegine gore taksicilerin durumunda bir iyilesme olmaz. Taksicilerin ucretlerinin artmasi icin ulke genelinde bunun gibi bir suru serbestlestirilme yapilmalidir ki toplamda isgucune olan talep ciddi artis gostersin. Eger isgucu talebi bir senede 500 bin-1 milyon artarsa o zaman tum iscilerin ucretleri hep beraber artar. (Ucretleri serbest piyasa disinda belirlenen iscileri bundan ayri tutuyorum)

Nedense aklima birden bire Mehmet Simsek'in bahsettigi mikro reformlar geldi. Ne demek mikro reform Allah askina, bir bilen varsa soylesin. Read More!

Mikro reform mu demistiniz?

Haber soyle:

"Bakkala piyango

Süpermarketlerin ezdiği bakkallara süper destek... AK Partili bir vekil paket hazırladı. Birleşen her 10 bakkala, 4 yıl geri ödemesiz banka kredisi ve market için arazi verilecek. 2 yıl vergi alınmayacak. Ferhan Şensoy'un ünlü "Kahraman Bakkal, Süpermarkete Karşı" oyunu, devletin yeni teşvik paketi sayesinde hayata geçiyor. AK Parti Milletvekili Kadir Akgül, rekabet edemedikleri için kepenk kapatan bakkal, terzi ve tamirci gibi küçük mahalle esnafı için teşvik paketi hazırladı. "

Ne demiştik daha iki gün önce? Buyurun size mikro reform.

Böyle reformu kıçınıza sokun diyeceğim okurlar da çok agresifsin diye yorum yazacaklar. En iyisi susayım. Read More!

Turkiye'nin Gercek Sorunlari

Butun kose yazarlari yuksek faiz, dusuk kur, cari acik konularini tartisiyor, sanki sorunlarin kokeninde bunlar varmis gibi. Biz bugun gercek sorunlardan bahsedelim istedik. Bu yazida bahsedecegimiz sorunlari daha onceden bahsettigimiz sorunlar listesine ekleyebilirsiniz.

Yine de okurlarimiz cari acik konusuna bayiliyorlar, bu nedenle bu konuya kisaca deginelim. Cari acik disaridan, yaptigimiz harcama ve yatirimlar icin aldigimiz borclar yuzunden olusur. Olaya bakmanin bir yolu "niye bu kadar ithalat yapiyoruz?" sorusunu sormaktir. Diger bir bakis acisi ise "niye iceride yatirimlarimizi karsilayacak kadar para biriktirmiyoruz?" sorusudur. Neticede iceride yaptigimiz tasarruflar yeterli olmadigi icin disaridan tasarruf ithal ediyoruz. Bazi kisiler yanlis bir sekilde Merkez Bankasinin faizleri istedigi gibi kontrol edebilecegini dusunuyor. Yaniliyor bu kisiler. Faizlerin seviyesini belirleyen faktorler tasarruflar ve bu tasarruflara olan talepdir. Turk insani %15 reel getiri durumunda bile faizleri yeterinde yuksek bulmuyor olmali ki yeterince tasarruf yapmiyor. Ote yandan ulkedeki yatirimlarin reel getirisi %15'den fazla olmali ki hala sirketler bu yuksek faizlerden borclanma yolunu seciyor. Bir ornek vereyim. Benim ayda 1000 YTL bile kazanamayan devlet memuru olan tanidiklarim para biriktirmek yerine gidip 700 YTL'lik cep telefonunu gozlerini kirpmadan aliyorlar. Sorunun kaynagi iste burada.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Regülasyon Nedir    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Ikinci bahsedecegimiz konu sigorta. Burada da Turk insaninin tutumu onemli rol oynuyor. Sigorta sadece sigorta sirketlerinden policeler alinarak yapilan bir faaliyet degildir. Her seyin sigortasini yapabilirsiniz. Mesela Galatasaray'in bugun yenilmesini istemiyorsunuz, yenilirse uzuleceksiniz. Kendinizi bu uzuntuye karsi sigortalayabilirsiniz. Diyelim ki Galatasarayin yenilmesi sizi $100 kaybetmis kadar uzecektir. O zaman bahis oynayarak PSV'nin kazanmasina yaklasik $35 yatirirsaniz ve eger mac sonunda PSV kazanirsa elinize yaklasik $100 para gecer (bahisciler PSV'nin kazanmasina 1'e 2.8 veriyorlar) ve bu uzuntunuzu notralize eder.

Bu verdigim gayet abuk bir konu uzerinde yapilan sigorta islemi idi. Benim asil bahsetmek istedigim sigorta turu, mal ureten, ihracat ve ithalat yapan, borc alan, borclanan sirketlerimizin yapabilecegi sigorta islemleridir. Mesela Cumartesi gunu bugday fiyatlarinin yuksekliginden bahseden bir yazi yazdim. Bugday fiyatlarinin gelecek sene bu yilki kadar yuksek seyretmesinin garantisi yok. Eger siz gelecek sene simdiki yuksek bugday fiyatlarina guvenerek bugday uretme yoluna giderseniz, ve gelecek sene bugday fiyatlari duserse birakin kar etmeyi zarar bile edebilirsiniz. Findikcilarin basina gelen budur. Fiyatlar her zaman istediginiz seviyede olmaz. O yuzden bu konuda sigorta yaptirabilirsiniz. Simdiden gelecek sene belirli miktarda bugdayi belirli bir fiyattan satarak karinizi garanti altina alabilirsiniz. Biz finans dunyasinda buna "hedging" diyoruz.

Hedging'in bir cok turu var. Baska bir ornek verelim. Ornegin petrol ureticisi bir sirket diyelim ki 100 milyon varillik bir petrol yatagi kesfetmis olsun. Buradan petrol cikarmanin maliyeti ise varil basina $40 olsun. Su anki petrol fiyatlari $60 dolar, yani simdi petrol cikarma isine girmek karli gibi gorunuyor. Ancak onumuzdeki 3-5 sene icerisinde petrol fiyatlari ne olur onceden kestirmek mumkun olmayabilir. Bastan yatirima girisirsiniz bir cok sabit harcama yaparsiniz, sonra petrol fiyatlari dustugu zaman zarar edebilirsiniz. Bu petrolu cikarmasi da belki 5 belki 10 yil surebilir. Iste bu gibi durumlarda petrol sirketleri genelde vadeli islemler borsasina gidip diyelim ki senede 20 milyon varili 5 yil sureyle satmak icin simdiden anlasma yaparlar ve fiyati sabitlerler. Gelecekte fiyatlar yukari giderse para kaybedebilirler ama yine de projelerinden kar ederler, petrol fyatlari duserse yine kar ederler.

Hedging ulkemizde Izmir Vadeli Islemler Borsasinda IMKB endeksi, doviz kurlari gibi bir kac kalem uzerinde islem yapilarak gerceklestirilebiliyor. Bu borsanin gunluk hacmi $100 milyon civarinda seyrediyor. Bu iyi bir rakam mi sorusuna cevap verebilmeniz icin diger borsalardaki hacimler hakkinda size bir kac rakam vereyim. IMKB'de gunluk islem hacmi $1000 milyon civarinda. Yani Turkiye'de vadeli islemler borsasinin hacmi hisse senedi hacminin onda biri kadar. Amerika'da gunluk hisse senetleri islem hacmi yaklasim $100 milyar dolar civarinda seyrediyor. Peki Amerika'da vadeli islemlerin yapildigi CME ve CBOT borsalarinin gunluk hacmi ne kadar diye tahmin edersiniz?

Tahmin edin canim, cekinmeyin. Soyleyin bir rakam.

Neyse, utandiniz belki. Belki de risk almak istemediniz. Ben soyleyeyim, $4200 milyar. Yani borsa hacminin tam 42 kati kadar. Turkiye'de insanlar niye sigorta yaptirmak istemiyor peki. Bu piyasalarin hacmi niye bu kadar dusuk? Benim verecegim cevap acik. Turkiye'de basi dara dusen devlete kostugu ve her seferinde devlet bunlari kurtardigi icin. Yani Turkiye'de sigortayi bir bakima devlet yapiyor. Maalesef bu sigortalarin primini tum toplum oderken faydasini sadece baskalari goruyor. Peki bu dogru bir yaklasim mi? Bir ornek vereyim, arif olan anlasin.

Ben ogrenciyken bolum olarak yemege cikmistik, Ukraynali Dimitri diye bir cocuk vardi, baslangicta garson ne icersin diye sordugunda "su" diye cevap verdi (cesme suyu Amerika'da bedava bu arada), ancak siparisini verdikten sonra yemek faturasinin herkes tarafindan esit paylasilacagini ogrendi ve garsonu geri cagirip su yerine "sarap" siparisi verdi. Yemegini bitirene kadar tanesi $6'dan 3 bardak sarap bitirdi. Ne demek istedigimi anlatabiliyor muyum? Serbest piyasa sistemine uygun olmayan uygulamalar insanlarin davranislarini carpitiyor ve istemedigimiz sonuclarin cikmasina sebep oluyor. O yuzden devletin sigortaci olmasi dogru bir yaklasim degil.

Turkiye'nin gercek sorunlari bunlardir ve tartisilmasi gereken sorunlar da bunlardir. Maalesef ulke faizdir, doviz kurudur tutturmus gidiyor. Read More!

Suc Listesi

Ekonomide islerin iyi gitmesi icin ekonomiyi yoneten politikacilarin sapkadan tavsan cikartmasina gerek olmadigini cok soyledim. Serbest piyasa ekonomisi yaklasiminin ozu budur zaten, devletin yapmasi gereken tek sey insanlarin kurallara uymasini saglamaktir. Devleti kucuk tutmali, butce acigi vermemeli, ve giderleri karsilayacak kadar gelir elde etmelisiniz.

Ama koltugu eline geciren kendini "dunyayi kurtaran adam" olarak goruyor, herkesin derdine derman olmaya calisiyor. Bunun en onemli neticesi ise isleri daha da kotuye goturmek oluyor. Zamaninda (1991) Mesut Yilmaz isci ve memurlara zam yaparken bir "problemi" cozdugunu dusunuyordu, Demirel 40 yasindaki "yaslilarimiza" emeklilik verdigi zaman "mezerda emeklilik" problemine "cozum" bulmus oluyordu. Listeye kendini dahi zanneden diger gerizekalilari da ekleyebiliriz ama ana nokta herkesin bizi Cunhuriyet tarihinin en buyuk borc batagina ve resesyonuna sokan politikalari "iyi niyetle" isleri daha iyiye goturmek adina yaptigini soyleyebiliriz. Problem de burada iste.

Bir kac gun once tekstil sektorune getirilen indirimlerden bahsettik. Arkadaslar rakamlar verdiler (Deniz Gokce'yi kaynak gosterip), bu isten "karli" cikacagiz diye. IMF'nin aciklamasindan anliyoruz ki boyle bir durum soz konusu degil. Deniz Gokce hukumetin son zamanlardaki suc listesini cikarmis. Ben de katiliyorum ve giderek artan bir kaygiyla izliyorum:

"Bu işler, yani bizi geçmişte felakete götüren klasik yaklaşımlar, garibanizm, popülizm ve kör milliyetçilik, yabancıların gayrimenkul alımlarına reaksiyon ile başladı, özelleştirmelerde yabancı düşmanlığı ile devam etti, organize perakendeyi rahatsız etmekle ilerledi, kredi kartları konusunda düzenlemelerle devam etti. KDV değişikliği konusunda IMF ile çatışmayı göz önüne almak, IMF ve Dünya Bankası ile zıtlaşarak üçüncü gözden geçirmeyi erteleme pahasına sosyal güvenlik reformunu geciktirmek, SSK prim affı üretmek, ve sosyal güvenlik reformu içeriğini esnetmek gibi olgularla iyice su yüzüne çıktı. Ama en son Merkez Bankası atama süreci ile de iyice şaşırdık."

Bunlar son bir yil icerisinde islenmis suclar. Daha once Ocak ayinda faiz disi giderlerin %50 oraninda arttigini da belirtmistik, bunu da listeye eklemeliyiz. Simdilik daha fazla bir sey soylemeyecegim. Read More!