TOBB ve Istihdam

TOBB'un gundeme getiridigi oneri gibi populist soylemlere tav olan okuyucularimiz bizi istihdam dusmani, issizligi umursamayan, gercek dunya gerceklerinden uzak, masa basindan ahkam kesen yazarlar olarak goruyor. Bundan bir rahatsızlığımız yok. Hatta bazı yerlerde adımız "sıcakçı" olarak anılıyor. Varsın anılsın, bundan da bir rahatsızlığımız yok. Sanırım bazılıarı da bizi "yuksek faiz-dusuk kur"cu olarak görüyor. Varsın görsünler, bundan da hiç bir gocunmamız yok.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

TOBB'a aslında teşekkür etmemiz lazım. Bize bayağı malzeme çıkardı. (Not: Buradaki bayağı kelimesini istediğiniz anlamda anlayabilirsiniz) Aslına bakarsanız sadece işsizlik ve istihdam konusu bile daha çok su kaldırır. Söylenecek çok şey var.

Daha onceki bir yazımıza yorum yapan bir okuyucumuz "gonlumuzdeki" reel faiz oranını sorunca açıkladım. Hayalim, Turkiye'de enflasyonun yüzde 2'lere, reel faizlerin de yüzde 2-3'lere düştüğünü görebilmek. Hatta enflasyon yüzde iki, nominal faizler de yüzde 1 olsa tam super olacak. Yine aynı yorumda (özetle) Türkiye'nin en önemli probleminin işsizlik olduğu, dolayısıyla bu problemin kısa vadede çözümü için enflasyonu düşürmek gibi önceliklerden vazgeçmemiz gerektiği şeklinde bir argüman geliştirilmiş. Tolga bey'in yorumunun tamamını buraya alıyorum ki benim soylediklerim daha iyi anlaşılabilsin:


"Evet fazla uçmuşsunuz. Hayaller güzel ama bir de hayatın gerçekleri var. 100 metre koşusu yapar gibi maraton koşamazsınız. Enerjinizi daha dikkatli kullanmanız, daha yavaş hareket etmeniz gerekir. Yoksa daha 10 bin metreye ulaşmadan vücudunuz iflas eder. Enflasyonu üç yılda yüzde 70'lerden tek haneye düşürmek, 100 metre temposuyla maraton koşmak gibiydi. Eh, sonunda da yüzde 7-8'de takıldık kaldık. Enflasyonla büyüme arasında doğrusal olmayan bir ilişki vardır. (Ben demiyorum, bununla ilgili bir literatür var. İsterseniz kaynak da gösteririm). Ekonomi hızlı büyürken enflasyonu buraya kadar düşürmeyi başardık. Fakat daha aşağılara büyümeden fedakarlık etmeden inmemiz mümkün değil. Peki büyümeden fedakarlık edebilecek durumumuz var mı? Her yıl yaratılması gereken istihdam düzeyini ve gelişmiş ülkelere yakınsama hedefini göz önüne alırsanız yok. O zaman bundan sonra enflasyonu yavaş yavaş düşürmeye çalışmaktan başka çare yok. Yüzde 4'lük enflasyon hedefi bence çok iddialı ve de tutmayacak. Ha, ekonomide resesyon yaşanır da bu hedef tutarsa ona birşey diyemem. Fakat resesyon yaşanması pahasına enflasyonu düşürmek benim kabul edebileceğim birşey değil. "


Bu yorumda, öncelikle ekonomik büyüme ve enflasyonun birbirine alternatif olarak anlaşılması beni rahatsız etti. Enflasyonla büyüme arasında doğrusal olmayan bir ilişki vardır diyor Tolga bey. Nereden destek alarak yapıyor, büyümeden fedakarlık etmeden enflasyonu düşüremeyeceğimizi bilmiyorum. Sadece 2002-2005 arası dönem bile enflasyonun düşürülmesinin büyümeden fedakarlık etmeden yapılabildiğini göstermek için yeterli. Enflasyondaki düşüş istikrar olgusunu güçlendirdiği için büyümeye pozitif katkı bile yapmıştır. Bu konuda var dediği literatürle de sanırım "philips eğrisi" tartışmalarına atıf yapıyor. Tolga bey eğer literatürü iyi inceleseydi "philips eğrisi"nin aslında o kadar sağlam bir teori olmadığını, üstelik uzun dönemde bu eğrinin dik olduğunu öğrenebilirdi. Biz bu konuyu daha önce de işlemiştik. Hatta ekonomi dalında verilen son nobel ödülünün kime niçin verildiği araştırılırsa söylediklerimiz daha iyi anlaşılır. Uzun lafın kısası, enflasyonu düşürmek işsizliği artırmaz, enflasyonist politikalar da işsizliği düşürmez.

İşsizlik sorunu önemli bir sorundur. Uzun süreçli bir çözümü vardır. Ancak öyle bir hap atalım geçsin tarzı bir çözümü yoktur. Bu tarz çözüm yaklaşımları (hiç de küçümsenmeyecek topluma olan maliyetini bir yana koyarsak) uzun dönemli çözümü geciktirmekten başka bir işe yaramaz. İşte bu yüzden TOBB'unki gibi teşvik, rüşvet bazlı yaklaşımları sert bir şekilde eleştiriyoruz.

İşsizliğin azaltılmasının makul yolu istihdamın artmasıdır. Makul olmayan yolu, işsiz nüfusu azaltmaktır. Örneğin savaş, bulaşıcı hastalık gibi durumlarda görülen yoğun ölümler çalışabilir nüfusu azaltacağı için işsizlik oranını düşürür. Ama bunu kimse arzu etmez. Örneğin, yarın "işsiz olanlar acilen er olarak askere alınacak, PKK ile savaşmaya göndereceğiz" şeklinde bir kanun çıkartılsa işsizlik oranının nasıl hızla düştüğünü görebilirsiniz. Demek ki tek başına işsizlik oranını düşürmek eksik bir amaçtır. (Okuduğunu anlamayanlara not: buradak politik bir söylemde bulunmuyoruz, örnek veriyoruz.)

İstihdamı kalıcı bir şekilde artırmanın bilinen en etkili yolu (ya da yolları) yatırım (mevcut kapasitenin artırılması) ve eğitim (işgücünün kalitesinin yükseltilmesi)dir. Mevcut kapasite artırılmadan "her şirket birer kişi daha işe alsa işsizlik sorunu çözülür", ya da "biz işe alalım ama maliyetini devlet ödesin" tarzı yaklaşımlar güdüktür, çözüm olmaktan uzaktır.

Yatırımların artması en temelde faiz oranlarının düşmesi ile mümkündür. Faizler artarsa yatırımlar düşer, faizler düşerse yatırımlar artar. Burada ben ve arkadaşlarım kaç kez yazdık: Faizleri düşürmek için bütçe açığının yok edilmesi gerekir. TOBB'un önerisi de bütçe açığını artıracağı için işsizliği düşürmek bir yana uzun dönemde işsizliğin düşmesine engel olacaktır.

Yatırımların arkasında diğer kuvvetli etken tasarruflardır. Tasarrufların en büyük düşmanı da enflasyondur. Enflasyon düşerse tasarruflar artar, yüksek enflasyonda ise tasarruflar azalır. Dillere pelesenk olan cari açığın tasarruflarla yatırımlar arasındaki farka eşit olduğunu hatırlarsak, cari açığı azaltmamız için de tasarrufu arttırmamız yani enflasyonu düşürmemiz gerektiği sonucuna ulaşabiliriz.

Türkiye'deki işsizlik konusu tartışılırken göz ardı edilen en önemli nokta iş arayan insanların özellikleri ile eleman arayan şirketlerin istediği vasıflar arasındaki uçurumdur. Yani yapısal işsizlik (structural unemployment). Türkiye'de yapısal işsizlikle ilgili herhangi bir çalışma, ya da resmi istatistik benim gözüme çarpmadı. Bir yanda "ne iş olsa yaparım abi" (yani benim öne çıkaracağım bir özelliğim yok, sen yeterki bana para ver) zihniyetinde kalabalık bir vasıfsızlar ordusu, diğer yanda uluslararası rekabet koşullarının doğrudan ve dolaylı etkileri nedeni ile "yetişmiş" eleman ihtiyacı içindeki özel kesim. Aradaki bu çarpıklığın giderilmesi ancak eğitimle mümkün olabilir. Ancak, hem eğitim politikaları ile ilgili düzenlemeler vakit almaktadır, hem de bu düzenlemelerin sonuç vermesi uzun zaman almaktadır. Kastettiğim eğitim bugünkü çarpık yaklaşımın sonucunda elinde diploma dolaşan vasıfsızlar ordusunun aldığı eğitim değildir. Yakın zamana kadar bilgisayar klavyesine dokunmadan bilgisayar bölümlerinden mezun ettiğimiz insanlar vardı. Dolayısı ile eğitimin kalite açısından yeniden elden geçmesi acil önceliklerimiz arasındadır. Bu da kamunun harcamalarının yeniden düzenlenmesini (diğer yerlere saçılan paralar azalacak ki eğitime kaynak aktarılabilsin) ve özel sektörün eğitim alanında daha aktif olmasını sağlamayı gerektirir. Bunun da ticaret odaları erbaplarına, çiftçilere, ihracatçılara verilen rüşvetlerle büyüyen bütçe açığı ortamında gerçekleşmesini beklememiz biraz hayalcilik olur.

Şimdi gelelim işsizlik ve istihdam üzerinde yüksek olduğu iddia edilen vergiler konusuna. Evet doğrudur, bu vergiler bugün işvereni bir fazla kişi istihdam etmek yerine, hali hazırda çalıştırdığı kişilerden daha fazla verim almaya itmektedir. Ancak bunun kötü bir şey olduğunu iddia etmek (kötü niyet yoksa) saflıktır. Bu durum verimliliği artırmaktadır ki ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından en önemli durum verimlilik artışıdır. Sürdürülebilir büyüme ihracat artışına bağlı büyümedir, ya da sanayi üretimine dayanan büyümedir, masallarına alışık olanlar bu konuyu kolay kolay anlayamazlar.

Verimlilik konusunun iyi anlaşılması için yazıyı uzatma pahasına bir kaç örnek vereceğim. Bundan bir süre öncesine kadar Boğaz köprüsü gişelerinde bir miktar insan istihdam ediliyordu. Bu insanların yaptığı iş, köprüden geçen insanlardan para almak, onlara para üstünü geri vermek ve para vermeyenlerin plakalarını not ederek gerekli yerlere bildirmekti. Yakın bir süre önce, Boğaz köprüsünden nakit geçişler kaldırıldı, OGS ve KGS denilen elektronik ortamda ücret alınmasına başlandı. Bu durum (20 gişe olsa, her gişede üç vardiyadan çalışsalar) en az 60 kişiyi işsiz bıraktı. Ama bu durumun kötü bir durum olduğunu iddia etmeden önce, OGS ve KGS sistemini yazan, sistemi kuran, elektronik devreleri yerleştiren bir grup "eğitimli" profesyonel de iş sahibi oldu. Bugün nakit geçişler 4 YTL iken, elektronik geçişler 3.2 YTL. Yani verimlilik artışı oldu, (vasıfsız, ya da az vasıflı) bir kısım insan işsiz kalırken, eğitimli insanlar iş sahibi oldular, tüketiciler de bundan karlı çıktı.

Rakam kullanmadan bir başka örnek vereyim. Bundan yüz yıl öncesine göre bugün tarım sektöründe daha az insan çalışıyor. Ama tarım üretimi bundan yüz sene öncesine göre daha fazla. Tarım sektöründe "azalan istihdama" karşılık, yüz sene önce henüz var bile olmayan sektörlerde milyonlarca kişi istihdam ediliyor. Hemen aklınız teknoloji-bilgi işlem-bilgisayar gibi şeylere gitmesin. Örneğin, yüz sene önce var olmayan "futbol sektöründe" bugün binlerce kişi istihdam ediliyor.

Sanayi devrimini yüz yıl önce ıskalayan Türkiye'nin önündeki en önemli öncelik hızla tarım ve sanayi sektörlerinin ağırlığını düşürüp nüfusunu verimi en yüksek olan hizmetler sektörüne kanalize etmesi gerekmektedir.

Tekrar istihdam üzerindeki vergiler konusuna dönersek, sorunun doğru analizi bizi doğru çözüme ulaştıracaktır. Bugün vergilerin yüksek olmasının sebebi, ülkemizde insanların vergi vermemesidir. Eğer insanlar vergi vermeye başlarsa, bu vergi oranları da düşecektir. İlişki ters yönlü değildir. Tekrar edelim: insanlar vergi oranı yüksek olduğu için vergi vermiyorlar anlayışı yanlıştır. Doğrusu, insanlar vergi vermediği için vergi oranları yüksektir. Ödül-ceza sistemine inanan birisi olarak, vergi vermeyen insanların ödüllendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Tam tersine cezalandırılmalı, denetimler artırılmalıdır. Çocuğunuz okuldaki derslerini asıyor gitmiyor sınıfta kalıyorsa, altına bir araba almazsınız. Okula gidip notlarını yükseltirse ona araba alacağını vaad edersiniz. Türkiye'de ikide bir gündeme gelen teşvik ve aflarla vergi veren insanlar cezalandırılmakta, vergi vermeyenler ödüllendirilmektedir. Bu sistem çarpıktır. Vergi verenleri cezalandırarak, vermeyenleri ödüllendirerek insanların vergi vermesini sağlayamazsınız. Bunu anlamak neden bu kadar zor, hayret ediyorum.

Türkiye'de çarpık olan diğer bir konu, ticari faaliyette bulunan her türlü oluşumun kar etme güdüsü ile çalıştığını (ki bunda yanlış bir şey yoktur, öyle de olması gerekir) gizleme, örtbas etme, kendilerini daha kutsal amaçlar (biz ihracat yapıyoruz, biz istihdam sağlıyoruz gibi) için çalışıyor gösterme hastalığıdır. Kar maksimizasyonu nedense bu ülkede sürekli kötülenir. Eğer ekonomik olarak bir kişi fazla istihdam etmenin bir getirisi yoksa, topluma iyilik olsun diye bir kişiyi istihdam etmenin (ya da ediyor gözükmenin) bir anlamı yoktur. Yok, gerçekten elemana ihtiyaç duyuyor da bir fazla istihdamın getirisi olacağını düşünüyorsanız, bunu da zaten yaparsınız, devletten teşvik (rüşvet) almanıza gerek yoktur.

Meselenin önemli bir boyutunu da kayıtdışı sorunu oluşturuyor. Acaba diyorum, TOBB'un dediği "her ilave istihdam artışında, tüm sosyal güvenlik priminin, Fon kaynağından karşılanması" önerisinin arkasında hali hazırda kayıt dışı olarak çalıştırdığı kişileri kayıt içine alıp "istihdam artıyor süsü vermek" ve maliyeti Hazine'ye havale etmek "cin"liği var olabilir mi? Sonuç, sıfır istihdam artışı, elde var sıfır ile karşılaşabilir miyiz? Biliyoruz, TOBB başkanı kötü niyetli ve kurnaz değildir. Ama bizim aklımız da bu tür cinliklere pek ermez.

Bugün herkes biliyor ki, yeni eleman istihdam edecek şirketler bunu istedikleri anda, türlü formüllerle yapabiliyorlar. Yine herkes biliyor ki, yüksek ücret alan bir sürü kişi kayıtlarda asgari ücret üzerinden gözüküyor. Vergiler yüksek o yüzden böyle demeyin. Biz sizi vergiler düşükken de bilirdik. Sanki babam yükseltti o vergileri duduk yere! Ben size şıp diye bir istihdam artışı önerisi getireyim mi? Belirli bir komisyon karşılığında "vergi kaçıran şirketleri tespit etme" üzerine bir şirket kurulsun, bakın bakalım kaç kişi istihdam edecek. Siz denetleyemiyorsunuz, bari özel sektör yapsın bu işi.

Son olarak, "yapısal işsizlik" nedeniyle fazla olan işsiz nüfus, şirketlerin yüksek vergiler nedeni ile vasıfsız işçileri kolay işe almaması sonucu ile karşı karşıyadır. Bu da işsizleri kendi kalitelerini artırmak yönünde zorlayıcı bir durumdur. İnsani ve sosyal maliyeti olan bu geçiş, işgücü piyasasında rekabeti artırmakta, dolayısıyla toplam kalitesinin artışı sağlamaktadır. Ben eğitimin verilen bir şey değil, alınan bir şey olduğuna, hatta en pahalı ürün olduğuna inanırım. Yani sonuna kadar bireysel iradenin gücüne inanırım. Devletin vereceği teşviklere değil. İnsanların kendisini geliştirme isteği ve azmi her türlü olumsuz şartlarda dahi geçerli çözümlere ulaşmayı sağlar.

Biliyorum, çok uzun bir yazı oldu. Tekrar okuyup toparlamam gereken yerler olabilir. Ama bu hem daha çok zaman, hem de daha çok uğraş demek. Bu sitede para karşılığı yazsaydım muhtemelen daha derli toplu bir yazı okuyor olacaktınız. Ama şimdilik sunabildiğimiz bu. Olabilecek küçük hatalar için lütfen yangın çıkartmayın. TEPAV ve benzeri oluşumlar daha kapsamlı ve detaylı bir rapor isterse kendilerine ücreti karşılığında bunu da sağlayabiliriz.

Not: Yazıyı tekrar okuyunca farkettim. Konu çerçevesinde, asgari ücret ve işgücü piyasasındaki esneklik konusuna da değinmem gerekiyor. Bunu da bir sonraki yazıya bırakıyorum.

20 Yorum Var.:

Adsız dedi ki...

SKYTUG;
UZUN AMA HEM FAYDALI HEMDE GÜZEL BİR YAZI.
EKLEMEK YADA DEĞİNMEK İSTEDİĞİM BİRKAÇ KONU VAR.
DEVLETIN VERGI TAKIP KONUSUNDA KESINLIKLE BIR REVIZYON YAPMASI LAZIM.
3 GRUP ŞİRKET VAR; TAMAMEN KAYITSIZ; YARI KAYITLI YANİ ÖDEMESİ GEREKENDEN AZ VERGİ ÖDEYEN YADA TAMAMEN RESMİ ŞİRKETLER.
DEVLET HER İNCELEMESİNDE HEP EN TERSTEN BAŞLIYO. YARI YADA TAM RESMİ ŞİRKETLERDEN BAŞLIYOR İNCELİYOR; MALİYE ONLARA MUSALLAT OLUYOR. TAA Kİ BEZDİRENE KADAR; ZATEN BEZİNCE DE BU ŞİRKETLER HAKLI HAKSIZ CEZA YADA VERGİYİ ÖDÜYOR. AMA ASIL SORUN KAYITSIZLAR. BUNLAR HİÇBİR RESMİ KAYDI OLMADIĞI İÇİN İNCELENMİYOR. HİÇ VERGİ VERMİYOR. HATTA ELEKTRİĞİ, SUYU UYDUR KAYDIR İLE KAÇAK KULLANIYOR. YANİ TAM VİRÜS. ASIL SORUN BURASI. VE BU KONUDA SOKAKLARDA KEYFİ KEDER DOLAŞAN BİRKAÇ MÜFETTİŞTEN BAŞKA BİR ÇABA YOK; Kİ ONLARDA YAKALADIKLARINDA ÇÖZÜM RÜŞVET İLE OLUYOR.
DİĞER TARAFTA VERGİ DAİRELERİNDE İHRACATÇILARIN KDV İADELERİNİ TAKİP EDEN YÜZLERCE BELKİ BİNLERCE VERGİ MEMURU VAR. BİLMEM ANLATABİLİYOR MUYUM?
TÜRKİYE DE DÜZEN RESMİ OLMAMAYA ADAMI İTİYOR. VERGİ VERMEMYİ CAZİP KILIYOR.
SONRA VERGİLERDE ARTAR İSTİHDAM MALİYETİ DE. VE ÇÖZÜMSÜZLÜK.
Bİ DE ŞU VAR VİRÜS BEDENE GİRİNCE BİR ORGANDAN DİĞERİNE ATLIYOR VE TÜM DÜZEN BOZULUYORÇ.
HER SEKTÖRDE GAYRİ RESMİ ÇALIŞAN FİRMALAR MEVCUT; VE SİZ O SEKTÖRDE İŞ YAPABİLMEK, REKABETÇİ OLABİLMEK ADINA BAZEN BU ŞİRKETLER İLE ÇALIŞMANIZ GEREKİR. İŞTEN BUYRUN VİRÜS SİZE DE BULAŞTI. ŞİMDİ SİZDE BİR UYDUR KAYDIR İLE HESAPLARINIZI AYARLAMANNIZ GEREKİR.
HERŞEYİN BAŞI ADALETLİ OLABİLMEK. O ZAMAN HERKES HER TÜRLÜ FEDAKARLIĞI ANLAYIŞ İLE KARŞILAR. KENDİNE DÜŞEN GÖREVİ DE SONUNA KADAR YAPAR.
KAPANIŞ: SİZ MESELA BİR ALMAN VATANDAŞININ HERHANGİ BİR ARKADAŞ SOHBETİNDE BİLE VERGİ KAÇIRDIĞINI BIRAKIN SÖYLEMEYİ; İMA BİLE EDEMEZ. ADAMIN HAYATINI KAYDIRIRLAR. AMA BURDA HALKIMIZDA BU BİLİNÇ EKSİK.

SAYGILAR

Adsız dedi ki...

Barış Bey,

Vay, vay, vay. Sizi böyle uzun bir yazı yazmaya sevkettiğim için sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum. Anlaşılan size biraz iş çıkardım ama neticede güzel bir yazı daha okumuş olduk.

Bakın, belki de kendimi iyi anlatamadım. Bu sitede yazılanların çoğunun altına ben de aynen imzamı atarım. Benim orada yaptığım biraz şeytanın avukatlığını yapmaktı. Fakat bazı konularda sizden farklı düşündüğüm de bir gerçek.

Mesela enflasyon-büyüme ilişkisi konusunda sizden farklı düşünüyorum. Ben ekonomideki büyümeyi herşeyden önemli görüyorum ve enflasyonla mücadelenin de ancak büyümeye engel olduğu takdirde gerekli olduğunu düşünüyorum. Hatırlarsanız Türkiye'nin 2000 yılında enflasyona savaş açmasının gerekçesi de buydu. 1990'lı yıllarda ortalama büyüme hızımız yüzde 3'lere kadar düşünce siyasetçilerimiz de nihayet enflasyonun zararlı olduğunu anlamış ve enflasyona savaş açılmasına ikna olmuştu. 2000'de uygulanmaya başlanan istikrar programı 2001'de çöküp de bir de borç stokunda sıçrama getirince istikrar programının amacı borç/gdp oranını azaltma yönünde değişti ama çıkış yolumuz buydu. Neyse. Ben enflasyon-büyüme ilişkisi konusundaki literatüre sizden daha çok vakıf olduğumu düşünüyorum. Size bu konuda kaynak gösterebilirim demiştim ama siz benden bunu istemek yerine phillips eğrisi analizine gönderme yaptığım varsayımında bulunmuştunuz. Phillips eğrisi analizi taa 1950'lerin 60'ların konusudur. Enflasyon-büyüme ilişkisi ile ilgili literatür 1980'lerden sonra bu iki değişken arasında negatif bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Fakat son 10 yılda yapılan bazı çalışmalar da bu ilişki de bir de ilişkinin tersine döndüğü bir eşik düzeyi olduğunu ortaya koymaya başlamıştır. Yani enflasyon büyümeyi belli bir eşik seviyesini geçtikten sonra negatif etkilemeye başlamaktadır. Bu eşik seviyesinin altında ise enflasyonla büyüme arasında ya pozitif bir ilişki bulunmakta ya da bu ilişki ortadan kaybolmaktadır. Bu konuya ilgili olarak biri İngilizce biri Türkçe iki çalışmanın linkini vereyim. Konuyla ilgilenenler o çalışmalardaki kaynakça bölümünden yararlanarak diğer çalışmalara da ulaşabilir.

1) http://www.imf.org/External/
Pubs/FT/staffp/2001/01a/
pdf/khan.pdf

2) http://www.tusiad.org/turkish/
rapor/enf_buyume/enflasyon.pdf

Bu çalışmaları incelediğinizde göreceğiniz gibi, gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun büyümeyi negatif olarak etkilemeye başladığı eşik düzeyi yüzde 11-13 arası gibi görünüyor. Biz 2002-2005 döneminde enflasyon bu eşik düzeyinin üzerinde iken büyümeye bir zarar gelmeden enflasyonu hızla düşürdük. Fakat enflasyon bu eşik düzeyinin altına inince düşüş durdu. Bu bir tesadüf mü? Olabilir. Fakat ben tesadüf olmadığını ve Türkiye deneyiminin bu çalışmaların sonuçlarını doğruladığını düşünüyorum. Enflasyonu bugün bulunduğu noktadan daha aşağıya indirmenin büyümeden fedakarlık yapmadan mümkün olmadığı görüşündeyim. Büyümeden fedakarlık yapacak durumumuz da olmadığı için enflasyonu artık büyümeye zarar vermeden yavaş yavaş düşürmeye çalışalım diyorum. Hepsi o kadar.

Tolga

Blog Sahibi dedi ki...

Tolga Bey,

Enflasyonu indirmenin tek yolu faizleri yukselterek ekonomiyi yavaslatmak degildir. Enflasyonun yuksek olmasina neden olan yapilari (microstructures) ortadan kaldirirsaniz enflasyonda onemli bir dusus daha saglayabilirsiniz. Turkiye'deki piyasalari serbest rekabete acmamiz lazim. Her seferinde "bir yanlisi duzeltmek" adina yaptigimiz kanunlar piyasalari daha da sinirlamaktadir. Misal mi istiyorsunuz? Benim bir senedir takip ettigim AKP milletvekillerinden birkacinin "supermarketleri regule etme" yonundeki kanun tasarilari mesela. Amaclari nedir? Kucuk esnafi koruyarak issizligin yukselmesini onlemek ve oy toplamak. Peki bu insanlarin serbest piyasa olan ulkelerde issizligin genelde daha dusuk olmasindan haberleri yok mu?

birisi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
birisi dedi ki...

"(Okuduğunu anlamayanlara not: buradak politik bir söylemde bulunmuyoruz, örnek veriyoruz.)"
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yemiş gibi geldi bana. (bknz. Zorla güzellik olmaaaz..mış... ve ilgili yorum sekansı)

valla ben rıfat bey'i kötü niyetli değil de, kurnaz hatta 'anasının gözü' olarak görmekteyim. (bunun için de bknz. Cennet anasının gözü olanların ayakları altında mıdır? Tabii ki değildir... )

vs. vs...

sevgiler

Adsız dedi ki...

tebrik ederim oldukça faydalı bir yazı yazmışsınız

Adsız dedi ki...

Ercan KUMCU
ekumcu@hurriyet.com.tr

Ekonomik istikrarın kuralları


Dalgalı kur uygulamasından farklı kesimler farklı biçimlerde rahatsız oluyorlar. IMF’nin zorlamasıyla 2001 Krizi sonrası dalgalı kur uygulamasına geçildi. O günden bugüne uygulama tartışılmaz oldu.

İlk kez sorumlu bir mevkide oturan bir kişi bu konuyu gündeme getirdi. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener hiç umulmadık bir ortamda konunun tartışılması gereğini dile getirdi. Haber ajanslarından alınan bilgiler ışığında, Başbakan Yardımcısı, dalgalı kurdan çok, dalgalı kur sonucunda kurların düşüklüğünden şikayetçi gibi göründü.

Ankara’da ekonomi bürokrasisine aşina olanların çok zorlanmadan tahmin edebileceği gibi, Sayın Şener, Hazine ya da Merkez Bankası’nın görüşlerini değil, daha çok Devlet Planlama Teşkilatı’nın görüşlerini dile getirdi. Bu da normaldir diye düşünüyorum.

HANGİSİ VERİ

İstikrarsız bir ortamdan kalıcı ekonomik istikrara yaklaşırken iki önemli kural vardır. Birinci kural, ekonomik istikrar oluşurken ülkenin parası değer kazanacaktır. İkinci kural, birinci kural ekonomi politikası yapıcıları tarafından değiştirilemez.

Döviz kurları çeşitli nedenlerle enflasyon oranında artmaya devam etseydi, ekonomideki diğer her şey aynı mı kalacaktı? Örneğin, dolar kuru 1.4 YTL yerine bugün 2’ye gelmiş olsaydı, son beş yılda ekonomik büyüme yılda ortalama yüzde 7’nin üzerinde olabilir miydi? Enflasyon yüzde 10’a iner miydi? Bu soruların yanıtları maalesef olumlu değil.

Birinci kuralı değiştirmeye çalışan her politika önlemi ya ekonomik büyümeyi engelleyici, ya enflasyonun inişini durdurucu ya da her ikisini birden başarmış olacaktı.

Ülkenin parasının değer kazanması istikrar yolunda gidildiğinin işaretlerinden biridir, ama tek göstergesi değildir. Paradaki değerlenmeyle beraber üretimde verimliliğin artması şarttır. Ekonomik istikrara ulaşma şansı ancak değerlenen ülke parası karşısında ekonominin üretkenliğinin devam etmesiyle artacaktır. Aksi takdirde, verimlilik artışlarıyla desteklenmeyen değerli para ülke ekonomisini çok daha farklı maceralara sürükleyebilecektir. İddia edilen buysa, çözüm başka yerdedir.

Ülke parasının değerlenmesi, veri olarak alınıp bununla yaşayabilmenin yolları aranmalıdır. Kısacası, değiştirilmesi gereken paranın değer kazanması değil, değer kazanan para ile yaşanan zorlukları yaratan olguları yok etmektir. O zorluklar aşılmadan paranın değer kazanmasını önlemeye çalışmak ekonomik istikrardan vazgeçmek anlamına gelir. Enflasyonla yaşamaya çalışmanın bir başka türlü ifadesidir.

HANGİSİ KOLAY?

Dalgalı kur sistemi tartışılmalıdır. Ama, konunun tartışılması gereken yönü ulusal paranın değer kazanmasını önlemeye yönelik değil, makro ekonomik dengelerin yönetmediği ani değer kayıplarını önlemeye yönelik olmalıdır. Bizde galiba tam tersi yapılıyor. Paramız değer kazandıkça, üzülüyoruz. Paramız değer yitirince, "kurlarda düzeltme oluyor" diye seviniyoruz. Kalıcı bir istikrar istiyorsak, tam tersi bir tavır içinde olmamız gerekiyor. Ama, enflasyonla yaşamaya alışmışız bir kere!

Üretimde verimliliği artıramadan ulusal para değer kazanmaya devam ederse ne olacak? Demek ki, bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Üretimde verimliliği artırıcı önlemler devreye sokulmalı. Çeşitli nedenlerle bunlar yapılamıyorsa, kalıcı bir ekonomik istikrar için henüz hazır değiliz demektir. Ama, ulusal paraya değer kaybettirmek işin kolayına kaçmak olur.

2001 Krizi’nden bu yana olumlu yönde çok önemli adımlar atıldı. İktisadi açıdan çok acılar çekildi, hala da çekilmeye devam ediyor. Kalıcı ekonomik istikrar için önemli bir mesafe alındı. Ama, bu noktada, politika yapıcıları tarafından, değer kazanan para ile yaşayabilecek önlemleri almak paranın değerinin artmasına engel olmaktan eskiye göre çok daha kolay olduğunun düşünülmesi gerekir.

Adsız dedi ki...

Ekonomix Bey,

Sizin söylediklerinize bir itirazım yok. Fakat sizin söylediğiniz önlemleri almakla enflasyonu bir yılda yüzde 10'dan yüzde 4'e indirmek pek mümkün değildir, öyle değil mi? Bu uzun vadede sonuç verecek bir uygulama. Benim dediğim de zaten bu. Enflasyon hedefi belirlerken hayatın gerçeklerini ıskalamayalım, gerçekçi bir hedef koyalım. Ortaya hayali bir hedef koyarsak (bu yıl olduğu gibi) ona ulaşmak için ekonomiyi boğmaktan başka çare olmaz.

Bu arada yorum kısmına Ercan Kumcu'nun yazısını koyan arkadaş bununla ne demek istemiş onu anlayamadım. Zahmet edip de bu yazının burada tartışılan konu ile alakasına açıklarsa memnun olurum.

Tolga

ahmet dedi ki...

Bana kalırsa Tolga bey'in aslinda sikayet ettigi şey; henüz elimizde enine boyna tartisip bitirmedigimiz çok önemli bir konu varken gündemin aniden başka mecralara kaymayı.

Bir büyügümüz çikip 'fikrim geldi' diyor, işimizi gücümüzü bırakıp oraya yükleniyoruz. Hani bu işi yarım bıraktık, gittiğimiz yerde de işimizi tamamlayacağımızın hiç bir garantisi de yok.

Serbest kur veya AB ile gümrük birliği.. Geçmişte bu konular defalarca tartisilir gibi yapildi. Ama hiç bir zaman gerçekten tartisilmadi.

Kabul edelim. Bizim konsantrasyon bozuklugumuz var. Karsi karsiya bulunduğumuz problemlerin, birilerinin aklina aniden fikir gelmesiyle çözümlenemeyeceğini anlamakta zorlaniyoruz.

a.çavusoglu

Adsız dedi ki...

baris keske sunu da anlasa,
akli basinda kimse populizm yapilsin demiyor, 90lara donelim demiyor.

ama sadece uzun vadeye odaklanarak basari saglanmayacagini (tersi de dogru) keske idrak edebilse.

ne sadece borc odemeye odakli bir iktisat politikasi surdurulebirdir ne de tersine borc stoku ve faiz yukunun en buyuk kirilganlik sebebi oldugunu dikkate almayan.

baris yazisinda bunu eleveriyor aslinda. bakin nasil:


1)
diyorki:
İşsizlik sorunu önemli bir sorundur. Uzun süreçli bir çözümü vardır.

diyorumki: agzina saglik, kimse TOBB da dahil zaten bunun aksini savunmuyor. ama kisa vadede de yapilmasi gerekenler var. iste baris ve ekonomix israrla bunu dikkate almiyor.


2)
diyorki: İşsizliğin azaltılmasının makul yolu istihdamın artmasıdır.

diyorumki: yine dogru. ama istihdam artis oldugu soyleyenler sunu niye gormuyor. 4 yilda nufus artisi 4 milyon, istihdam artisi 1 milyon. peki nerede geri kalanlar. hani dusen issizlik.

3)
diyorki: TOBB'un önerisi de bütçe açığını artıracağı için işsizliği düşürmek bir yana uzun dönemde işsizliğin düşmesine engel olacaktır.

diyorum ki: hayir tersine butce acigi azalir. niye cunku gelir vergisi tahsilati artacak.


4)
diyorki: Türkiye'deki işsizlik konusu tartışılırken göz ardı edilen en önemli nokta iş arayan insanların özellikleri ile eleman arayan şirketlerin istediği vasıflar arasındaki uçurumdur. Yani yapısal işsizlik (structural unemployment).

diyorumku: yine agzina saglik. ama bunuda inkar etmiyorumki. Ugur Gurses'in yazisinda TOBB baskani da aynisini soylemis. egitime fazla kaynak diye. ama egitim reformunun sonuclari nereden bakarsan yillar alir. o zaman kadar vasifsiz milyonlar sokaktami dolasacak.


5)
diyorki: Şimdi gelelim işsizlik ve istihdam üzerinde yüksek olduğu iddia edilen vergiler konusuna. Evet doğrudur, bu vergiler bugün işvereni bir fazla kişi istihdam etmek yerine, hali hazırda çalıştırdığı kişilerden daha fazla verim almaya itmektedir. Ancak bunun kötü bir şey olduğunu iddia etmek (kötü niyet yoksa) saflıktır. Bu durum verimliliği artırmaktadır ki ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından en önemli durum verimlilik artışıdır.

diyorumki: Baris'in cuvalladigi konu burasidir. hadi ben iyiniyetle yaklasiyim, bu kadar mantiksiz bir onerme hakkinda `kotuniyet` demeyeyim. Eger verimlilik artisi, yuksek maliyetler sayesinde oluyorsa, nobel'e aday bir tez ortaya cikti. herhalde yazi uzayinca Baris;da yoruldu


6)
diyorki: insanlar vergi oranı yüksek olduğu için vergi vermiyorlar anlayışı yanlıştır. Doğrusu, insanlar vergi vermediği için vergi oranları yüksektir.

diyorumki: tavukmu yumurtadan cikar, yumurtami tavuktan. artik bunun bir onemi varmi. onemli olan bu cevrimi kirmak degilmi.


SONUC: en azinda TOBB Baskani, ortaya bir oneri koyuyor.

piyasa duzelince, yatirimlar artinca, istihdam sorunuda cozulur gibi kolayciligi savunmak da baska bir tur populizm (benim tabirimle piyasa fetisizmi) degilmi


SON NOT: bunlara ragmen hala birileri israrla, anlamazliktan gelirse, sanki uzun vadede egitim reformu ve kayitdisilikla mucadele gerekmez, bu tur kisa vadeli cozumler yeter anlamini cikartirsa, yuh olsun bana' hala derdimi anlatamiuorum diye.

Adsız dedi ki...

Buradaki tartışmaları yersiz buluyorum.Çünkü herkez bir faktörü 2002 kasım seçimlerinden sonra unuttu bu ülkede ne yapılırsa yapılsın bir faktör siyasi bir kaosu unutuyor.

İsimler önemli değil bu ülkede yakınlarda bir siyasi isim tarafından ülke siyasi kaos içine sokulacak çünkü bu Türkiyede her zaman bu şekilde cereyan etti şimdi de etmeli

Adsız dedi ki...

Ugur Gurses'in bugunku radikaldeki yazisi aslinda sunu gosteriyor.

aslinda temelde her iki tarafda konunun onemi ve kalici cozumu konusunda hemfikir. gelecek adina en buyuk toplumsal kazanim bu bence bu.

yani toplumun genis kesimi ve is dunyasi (bazi ticaret odalari, t.gungor, u.soylemez, y.bulut, u.civelek, tim, musiad haric) gereken dersleri almislar.

ekoturka dedi ki...

Matlas,

Uğur Gürses'e yanıt yazan Rifat Hisarcıklıoğlu ilk çıktığı noktada değil. Bunu anlamak için zeki olmak gerekmiyor.
İşsizlik sigortasından teşvik isteme önerisi kabul görmeyince, "ama suç oranı artıyor, ama eğitim, ama sağlık" gibi odağı kaydırmaya başlamış. Bu çok açık.
KOnu işsizliği tartışmaktan çıktı, "çizilen karizmanın" tamiri çabası başladı.
İşte iletişim politikası bu noktaya çalışmaya başladı.

Durum tespiti budur !

tersaci dedi ki...

Sayın matlas,

en son itirazınızdaki bir sürü mantık hatasından sadece birini soylicem, hepsine vaktim yok. digerlerini biraz dusunsen aslinda sen de bulabilirsin.

TOBB'un önerisinin bütçe açığını artıracağını söylediğim yerde
matlas "hayir tersine butce acigi azalir. niye cunku gelir vergisi tahsilati artacak."
diye itiraz etmiş. Eger hala TOBB'un önerisini tartışıyorsak, Hazine kendi kendine ödediği vergilerle toplam vergi gelirlerini nasıl artıracak merak ediyorum.

tersaci dedi ki...

Yukarıdaki yoruma ek olarak, eğer bu taktik tutarsa:
Devlet acilen her vatandaşa kelle vergisi (yıllık 1000 YTL) koysun, ama tamamını Hazine karşılasın. Vegi gelirleri (72 milyon X 1000 YTL=)72 milyar YTL (GSYH'nin yüzde 12si) kadar artacaktır. Biz de bütçe açığından kurtuluruz.

Adsız dedi ki...

ya matlas agzinin payini veriverirler boyle iste. haricten gazel okumak neymis anla biraz. rakamlar yalan soylemez.hele mantik hic soylemez.
cok calisman lazim cok

Adsız dedi ki...

onca isin-gucun arasinda bir de bu tartisma vesilesiyle sanki tobb'un fahri ve parasiz avukati durumuna dusmek bir yana (-ki sirketimin zorunlu uyeligi disinda da bir bagim yok, yani bir de uste para veriyorum), zekalarindan kusku duymadigim ekonomix ve baris'in anlamamasidir (veya benim anlatma kifayetsizligim) asil uzucu olan.

once baris icin;
demis ki; "Hazine kendi kendine ödediği vergilerle toplam vergi gelirlerini nasıl artıracak merak ediyorum"

bak baris; sadece bu sozun bile tartisilan oneriyi ne kadar ustu koru inceledigini ve eksik anladigini gosterir.

hatta ikinci mesajin tam bir felaket. hem anlamamissin hem de ekonomix'in son zamanlarda yaptigi "abartarak, konuyu sulandirma" yanlisina dusmussun.

oysa konumuz, sadece sosyal guvenlik primlerinin bir sureligine Fon tarafindan karsilanmasi.

Muhtasar vergi olarak bilinen, calisanlarin gelir vergisi odemesi konusuna getirilen hic bir tesvik yok.

Yani daha once issiz iken veya kayitdisi calisirken, sifir gelir vergisi veren biri, bu sayede ilk defa gelir vergisi verecek. Burada hazine destegi falan sozkonusu degil.

diger konularda yaptigimi iddia ettigin mantik hatalarim da, eger bu sekilde tespitlere dayaniyorsa, hic anlatmamakla en iyisi yapiyorsun.

son soz: bir dersde anomim rumuzlu "sazan" kisiye. anlamadan tartismaya dalarsan, yalakalik yapmaya calisirsan, iste boyle komik duruma duser ve sadece kendine guldurursun. en iyisi econ-101 derslerine baslamali ve bilmedigin konularda ukelalik yapmamayi ogrenmelisin.

tersaci dedi ki...

matlas,

Madem uzmansin bu konuda, su sosyal guvenlik primi ve gelir vergisini rakamlara doksen de ogrensek. A kadar prim Hazine tarafından karsılanacak, bunun karsılıgında B kadar vergi Hazine'ye ödenecek. A ve B'yi karsilastirsak hani diyorum ben...

Biraz geç anlıyorum kusura bakma. Hazine bu işten nasıl karlı çıkacak hala anlamadım da....

melantis dedi ki...

merhaba sayın büyüklerim sizlerden bir ricam olucak.İktisat bölümü öğrencisiyim ve philips eğrisinin türkiyedeki durumu hakkında bir ödev aldım ve bu ödev için bana makaleler gerekli ancak yeteri kadar bulduğumu sanmıyorum eğer bana bir kaynak bir site önerirseniz çok mutlu olurum şimdiden teşekkürler

melantis dedi ki...

merhaba sayın büyüklerim sizlerden bir ricam olucak.İktisat bölümü öğrencisiyim ve philips eğrisinin türkiyedeki durumu hakkında bir ödev aldım ve bu ödev için bana makaleler gerekli ancak yeteri kadar bulduğumu sanmıyorum eğer bana bir kaynak bir site önerirseniz çok mutlu olurum şimdiden teşekkürler