Yabanci Sermaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yabanci Sermaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yabancı Yatırımcılar Çekingen

Turkiyenin 2010 yilinda aldigi direk yabanci yatirimlarda,(FDI:foreign direct investments) 2009 yilina gore %8 lik bir dusus var.Turkiye hernekadar 2010 da yuksek bir ekonomik buyume gerceklestirsede,hernekadar artik avrupanin guclu adami olarak lanse edilsede,yabanci yatirimcilar 2010 da Turkiyeye yatirim konusunda cekingen davranmis gozukuyorlar.
Birlesmis milletlerin UNCTAD adli biriminin arastirmasina gore her ulkenin cektigi FDI rakamlarini ayrintili sekilde bu linkde bulabilirsiniz(rapor daha revize edilmemis, ilk halidir) .
Link
Genelde diger gelismekde olan yada yukselen pazarlar olarak adlandirilan ulkelerde FDI yatirimlarinda Turkiye ve hindistan haricinde artislar var.


What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
Jonathan Auerbach’s Hound Partners
Curtis Schenker’s Scoggin
Roberto Mignone’s Bridger Management
David Tepper’s Appaloosa
Lee Ainslie’s Maverick Capital
Read More!

Vahap Munyar ve Küveyt Arap Sermayesi

Hürriyet Gazetesi yazarlarından Vahap Munyar Reisicumhur ve işadamları ile Kuveyt’e (Azeriler Küveyt diyorlar) bir geziye gitmiş ve Reisicumhur Abdullah Gül’ün lobi faaliyetlerini “Kuveyt, 400 milyar dolar yatıracak, Çin Türkiye ve Hindistan öncelikli olacak” başlıklı bir yazıyla paylaşmış. Yazının özünü Reisicumhur ile Vahap Munyar arasında geçen şu dialog özetliyor :

“Reisicumhur Gül: Bana verilen brifinge göre Kuveyt’in önümüzdeki dönem gündeminde 400 milyar dolarlık harcama-yatırım olacak.

Vahap Munyar: Buradan Türkiye’ye ne kadar pay düşer?

Reisicumhur Gül: Kuveyt, yatırım için öncelikli 3 ülke ilan etti. Bunlar Çin, Türkiye ve Hindistan. Türkiye’de zaten büyük yatırımları var.”

Arap sermayesi seçmenlerinin büyük bölümü IMF karşıtı olan, hem geçmişe hem de Arapların petrol zenginliğine özlem duyan Türkiye’de özellikle muhafazakar müslümanların iktidara gelmesiyle IMF’ye ve batı sermayesine alternatif olarak gündeme getirilmeye başlandı. Özellikle AK partı içerisinde buna gerçekten inananlar var, ve görünen o ki Reisicumhur Gül’ü de “verdikleri brifingle” ikna etmişler ve bunun neticesinde ortaya bir gezi çıkmış.

Reisicumhur Gül AK partinin içinden gelen biri olarak bu tür söylemlere oldukça açık bir kişi, ancak Suudi Arabistan’da İslami Kalkınma Bankasında da 8 yıllık bir iş tecrübesine sahip olduğu için Arap sermayesine uzaktan aşinalığı var. Yıne de Abdullah Gül’ü bağımsız bir uzmandan ziyade AK parti hükümetinin bir uzantısı olarak görmek daha doğru olacaktır. O yüzden söylediği sözlere temkinli yaklaşmamız ve amacımız propaganda veya gizli reklam yapmak değilse bu iddiaların doğruluğunu kontrol etmemiz bir gazeteci olarak görevimizin bir parçasıdır. Bir önceki yazımda Radikal Gazetesinden Mahfi Eğilmez’in yazısında kullandığı verilen doğru olmadığını göstermiştim, (Mahfi Egilmez'in diger bir yanlisi) acaba Vahap Munyar önümüzdeki dönemde Kuveyt kaynaklı 400 milyar dolarlık yeni kaynak bilgisi verirken bu rakamları doğrulamış mıdır?

Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici

Bu sorunun cevabı neden önemli onu açıklayalım. Ortada gerçekten 400 milyar dolarlık yeni bir kaynak var ise ve bu kaynak da öncelikli olarak Çin, Hindistan ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde değerlendireceklerse buradan Türkiye’ye en muhafazakar tahminle bir 20 milyar dolar gibi kaynağın önümüzdeki 1-2 yıl içerisinde uzun vadeli olarak gelmesi beklenir. Bunun bir neticesi olarak hem ülkemiz çok daha hızlı büyümeye başlar, hem de batılı ülkelere olan finansal bağımlılığımız azalır. Bizim için oldukça kazançlı bir durum yani. Öte taraftan ortada böyle bir kaynak yok ise ve devlet büyüklerimiz bir an önce IMF ile anlaşıp ülkede istihdam yaratacak kaynakları devreye sokmayı geciktirmiş olacaklardır. Tabii IMF ile anlaşmak gibi niyetleri baştan yoksa ve Arap sermayesini sadece dikkatleri dağıtmak için bir araç olarak kullanıyorlarsa durum değişir. Yine de politikacıların gerçek niyeti her ne olursa olsun Vahap Munyar gibi bir gazetecinin yazısını yazmadan önce bu işin aslı astarı var mı diye araştırması gerekirdi.

Biz burada sizlerle araştıralım. Önce Kuveyt nasıl bir ülkeymiş o konuda bilgi toplayalım. Kuveyt yaklaşık 3 milyon nüfusa sahip küçük bir ülke imiş ve bunun 2 milyonunu yabancılar oluşturuyorlarmış. Hakiki Kuveytli 1 milyon kişi varmış ve neredeyse ülkedeki 600 bin Hintlilere kıyasla azınlık olacaklarmış. GSYH rakamları $160 milyar civarında olan Kuveyt gelirlerinin yarısını petrolden sağlıyorlarken, petrol gelirlerinin yaklaşık %10’unu “gelecek nesiller” için bir kenara koyuyormuş. Yani Kuveyt’in her sene $10 milyar civarında yeni bir kaynak yarattığını söyleyebiliriz. Wikipedia Kuveyt’in elindeki toplam yatırım yapılmış paranın $208 milyar olduğunu da belirtiyor. Bu rakamın doğruluğunu başka bir kaç kaynaktan da kontrol edeceğiz.

Kuveyt’in elindeki paraları yöneten kuruluş “Kuwait Investment Authority” olarak biliniyor ve dünyada kurulmuş ilk ulusal servet fonu imiş. Ulusal Servet Fonları hakkında en detaylı bilgilere ulaşabileceğimiz adreslerden bir tanesi Ulusal Servet Fonu Enstitüsü'dür. SWF Institute Kuveyt Yatırım Fonunun $202,8 milyar dolara sahip olduğunu belirtmiş. Mart 2007’de Kuveyt Yatırım Fonunun yönetimi altında $213 milyar dolar olduğunu Spiegel’de yayınlanan bir haberde görüyoruz. Forbes’daki şu haberde ise 2008’in sonunda Kuveyt’in elindeki servetin toplamının $171 milyar olduğunu görüyoruz . Ancak bunda hem borsalardaki düşüşün hem de Amerikan dolarının 2008’in sonunda avroya karşı şimdikinden daha yüksek bir seviyede olmasının da önemli bir etkisi var. Eylül ayının sonunda yayınlanan başka bir yazıda ise Kuveyt’in yatırım fonundaki miktarın $200 ile $230 milyar arasında olduğunun tahmin edildiği belirtiliyor. Biz de bu görüşe katılıyoruz, diğer kaynaklardan duyduğumuz rakamları da tutuyor.

Özetleyecek olursak Kuveyt’in 45 senede biriktirdiği ve yaptığı yatırımlardan elde ettiği kazançların toplamı yaklaşık $220 milyar gibi bir rakam imiş. Her sene de buna yaklaşık $10 milyar civarında taze kaynak ekliyormuş. Petrol fiyatlarının yüksek seyrettiği zamanlarda böyle tabii, 2009 yılında muhtemelen daha düşük bir rakamı aktarmışlardır. Ancak görünen o ki bulduğumuz rakamların hiç birisi Kuveyt’in önümüzdeki dönemde “yeni” kaynak olarak $400 milyar gibi bir rakam yaratacağını söylemiyor, ima bile etmiyor. Bu rakamın nereden çıktığını bilemiyorum. Keşke Vahap Munyar Kuveyt gezisine çıkmadan önce internette ufak bir gezinti yapıp bizim yukarıda verdiğimiz bilgileri toplamış olsaydı ve Reisicumhur’dan $400 milyar rakamının nereden ve nasıl geldiğini açıklamasını isteseydi.

Ben bu rakamlardan ne anladığımı söyleyeyim. Kuveyt Yatırım Fonunun eline her sene yeniden yatırım yapabileceği $20-25 milyar arasında yeni fon geçmektedir (bunlar ellerine geçen kar payları, faizler, ve fona aktarılan petrol gelirleridir). Profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmekte olan bu fonlardan ise Türkiye’ye gelecek miktar $2-3 milyarı geçmez. Çin ve Hindistan gibi şimdiki kriz ortamında dahi %9 hızlarla büyüyen ve her biri 1 milyardan fazla tüketiciye sahip ülkelere yatırım yapmak Türkiye gibi kriz ortamında %6 küçülmüş, ortalamada da %4 civarında bir hızla büyüyen vasat bir ekonomiye yatırım yapmaktan daha cazip değil midir? Yapacakları yatırım da doğrudan sermaye girişi olmayacak, büyük olasılıkla muhafazakar davranıp bir kaç yıl vadeli devlet tahvili almaktan öteye geçmeyecektir. Yine de bu burun kıvırılacak bir fırsat değildir, nerede sermaye varsa oradan ülkemize aktarmanın bir yolunu bulmamız gerekir. Ancak Kuveyt’ten gelebilecek $2-3 milyar için IMF ile anlaşmayı savsaklamak ve ertelemek ülkemizin ihtiyacı olan istihdamı ertelemekten başka bir anlama gelmemektedir.. Read More!

Oguz Satici'ya Bir Oneri

Ekodok Oguz Satici'ya 3 oneride bulunmus. Ben daha etkili bir oneride bulunmak istiyorum. Dikkatinizi cekti mi bilmiyorum ama bugun Hindistan borsasi %9.2 deger kaybetti, islemlere ara verildikten sonra kayiplarinin onemli bir kismini geri aldi.

Biz nelerden sikayet ediyoruz ya da korkuyoruz. Cari aciktan ve ulkemize giren sicak paradan degil mi? Birincisi adamlar cok yuksek miktarlarda paralar kazaniyorlar, ikincisi de birgun cekip giderlerse halimiz nice olur degil mi? Cozum cok basit.

Hemen Meclisten bir kanun gecirerek YTL satip dolar alanlara %10 islem vergisi koydugunuzu ilan edin. Birincisi, bizim sirtimizdan para kazanmis olanlardan cikmak istedikleri zaman %10 vergi almis oluruz. Ikincisi kisa vadeli giris cikis yapmak isteyenler %10'luk vergiyi vermemek icin girmeyeceklerdir. Boylece cikmalari da mumkun degil. Ucuncusu, piyasalar bu sok haber uzerine dalisa gececek, bir kac gun icinde dolar 2 YTL'ye cikacaktir.

Bu oneriyi begenmediyseniz sermaye giris cikislarina direkt sinirlama getirmeyi de deneyebilirsiniz. Boylece hem doviz kurunu hem de faizi istedigimiz gibi belirleyebiliriz. Hem xenophobia'dan muzdarip Turk halki da bunu destekleyecektir. Read More!

Sermaye kaçıyor(muş)!!!

15 Ekim 2007 tarihli Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasından bir haber (not: gazetenin internet versiyonu olmadığı için link veremiyorum):

"5 yılda 6.3 milyar dolar
Sermaye kaçıyor

Türkiye'ye gelen yabancı sermaye "rekor" kırarken yerli sermaye yurtdışına yöneldi. 2002 başından bu yana yurtdışına doğrudan yatırım için 6.3 milyar dolar sermaye çıktı. Türk girişimciler şu ana kadar en çok Avrupa ülkelerine sermaye götürdü. Yurtdışına giden sermaye yurtiçinde yatırıma yönlenseydi, 63 bine yakın kişiye iş yaratılacaktı."

Soru: Bu haberdeki tutarsızlıkları bulunuz.

Ben şimdilik yorum yapmayacağım. Read More!

I don't know what he is on, but I want some

Uzun suredir Salih Neftci'nin yazilarini takip etmiyordum. Genel olarak sevdigim birisidir, yorumlarinin coguna katilmam ama bazen cok iyi yorumlari cikar. Mesela tezkere krizinden sonra "bunun faturasi bize zaman icerisinde cikacak, 5-10 gun degil, 5-10-15 yil bizleri etkileyecektir" mealine gelen yorumlar yapmisti. Bugun butun gazetelerin sayfalarini ziyaret ettiginiz zaman "SINIR ASILIR, BU HESAP SORULUR" seklinde haberlerle karsilasiyorsunuz. Sehitlere insan gercekten cok uzuluyor, yuregimiz parcalaniyor ama bu olanlarin 2003 tezkeresi oylamasi sirasinda yedigimiz hurmalarin neticesi oldugunu gormuyor da degiliz. Neftci'ye sapka cikariyoruz.

Belki de bu sapkanin hatirina yazilarini okumaya basladim, baslamaz olaydim. Ucmus adam. Yuksek faizler tuketimi azdiriyor, faizleri dusurursek hem talep duser, hem de hazine daha az faiz oder diyor. Mantigi su: faizler yuksek oldugu icin insanlar dolar borclaniyorlar ve tuketim yapiyorlar. Neticede TL reel olarak deger kazandigi icin dolar borclananlar faiz odemelerinden sonra bile TL olarak daha az para oduyorlar.

Keske soylediklerini veriler destekliyor mu diye bir kontrol etseydi. Otomobil satislari yilin ilk sekiz ayinda %17 azalmis, benzer tablo beyaz esya icin de gecerli. Tuketim maalesef Turkiye'deki faizlerin bir fonksiyonu. Turk tuketicisi de maalesef carry trade degil, negatif carry trade yapiyor. Gecen sene Mayis-Haziran aylarinda cikan krizlerden sonra doviz mevduat hesaplari azalmayi birakin 20 milyar dolarin uzerinde artis gosterdi. Bizimkiler hala doviz krizi cikacak, dolar 3 YTL olacak diye spekulasyon yapiyor maalesef.

Neftci bir de gecelik faizlerle orta vadeli faizleri birbirine karistirmis. Tuketicilerin gecelik faizlere bakarak hareket ettiklerini dusunuyor. Oysa tuketimi etkileyen orta vadeli faizlerdir, gecelik faizler son bir senede sadece 25 baz puani dustu; orta vadeli faizler bir senede 600 baz puani dustu (Bir sene once %22.5 idi, bugun %16.2).

Okuyucularimiz yine de Neftci'ye minnettar olmalilar. O bu yanlislari yapmasa, biz de dogrulari soylemek icin muhtemelen zaman harcamazdik. Read More!

Kıssadan Hisse

Ali Rıza Bey ve Ayşe Hanım Teyze Anadolu'nun orta karar bir yerleşim merkezinde küçük ve orta boy bir işletmenin patronudurlar. İşler pek iyi değildir, ama pek de kötü değildir. Ancak bu beldede işsizlik sorunu önemli bir sorun haline geldiğinden, toplumsal duyarlılıkları üst seviyede olan Ali Rıza Bey ve Ayşe Hanım Teyze kafa kafaya verip "ne yapabiliriz" sorusu üzerine kafa yorarlar.

Önce daha merhamet bazlı düşünen Ayşe Hanım teyzemin aklına bir fikir gelir. Der ki Ali Rıza Bey'e: Şu anda çalıştırdığımız her 10 kişiye ödediğimiz ücreti yüzde 10 azaltıp ekstra bir kişiyi işe alabiliriz. Ali Rıza Bey önce çekimser kalsa da bir düşüneyim der, çok güvendiği ekonomi profosoru Profosor Doktor Güngören Çokbilmiş'e danışır. Prof. Çokbilmiş, aynı zamanda işçi dostu bir köşe yazarıdır. Bu yüzden işçilerin ücretlerinde kısıntıya gitmenin tipik bir kaptilaist numara olduğunu, emperyalizmin bu tarz numaralarına kanmaması gerektiğini Ali Rıza Bey'e anlatır. Ali Rıza Bey, Ayşe Hanım Teyze'nin bir anda emperyalist ve kapitalist olmasına pek ihtimal vermez ama Çokbilmiş hocanın bir bildiği vardır der, evinin yolunu tutar.

Ertesi sabah Ayşe Hanım Teyze'ye konuyu anlatırken alternatif de bulmuştur. Kapı komşusu Hüsamettin Bey'den borç alınacak, bu borçla işyerine yeni eleman alınacak, zamanla da borcu faiziyle birlikte geri ödeyecektir. Ayşe Hanım Teyze bu öneriyi önce riskli bulur, ama bir deneyelim der. Ali Rıza Bey Hüsamettin Bey'in dükkanına gidip meramını anlatınca farkeder ki Hüsamettin Bey de aynı durumdadır. Köşede sakladığı bir miktar para şurda dursun, günü kurtarma peşindedir.

Çaresiz yeniden evine dönen Ali Rıza Bey'e Ayşe Hanım Teyze'den "madem eş-dosttan bulamıyoruz, bankadan borç alalım" der. Ali Rıza Bey bu öneri ile yeniden Profosoer Çokbilmiş'in kapısını çalar. "Aman haa" der Güngören Bey. "Bankaya elini kaptıran kolunu zor kurtarır". "Hem oraya ödeyeceğin faize yazık değil mi?" der. "Her vatandaş senin gibi yapsa borçluluk oranı nereye varır?" diye de pekiştirir. Sonuçta Ali Rıza Bey'e kredi verecek olan banka bunu yurtdışından borçlanmaktadır. Bu sayede Türkiye'nin borcu artmakta, kapitalist emperyalist düzene esir olmaktadır.

Ali Rıza Bey eve dönerken Hüsamettin Bey'in dükkanından çıkan iyi giyimli yabancı insanlar görür. İçeri girip sorar. Hüsamettin Bey, zor durumdan kurtulmak için Almanya'daki oğlu vasıtası ile tanıştığı yabancı bir şirketle ortak olduğunu, bu sayede hem işini büyüteceğini, hem de finansman darlığını aşacağını söyler. Ali Rıza Bey hemen geri döner, bir yandan da içinden "bu çözüm neden bizim aklımıza gelmedi daha önce" diye kendi kendine sormaktadır. Sonunda Güngören Hocadan onay alacağına emindir. Güngören bey ise yabancılara mülk satmanın ne kadar tehlikeli olduğunu, bu şekilde vatanın elden gideceğini anlatır Ali Rıza Bey'e. "Herkes işyerini yabancılara satarsa vatanın hali nice olur?" diye sorar.

Ali Rıza Bey bitkin düşmüştür. Evine döner. Bir süre sonra yabancı ortak bulan Hüsamettin Bey'in dükkana yeni yeni makineler getirttiğini fark eder. Hüsamettin Bey işyerini de genişletmektedir. Ali Rıza Bey doğruca Profosor'un yanında alır soluğu. Çokbilmiş hoca yine sakindir. "Yeni makine almak iyi bir şey mi sanıyorsun Ali Rıza Bey amca" der. Bu makineler yurtdışından geliyor. Yani ithalat artıyor, dolayısıyla cari açığımız artıyor. Bu da emperyalist kaptalist dünyaya esaret demektir" der. Daha sonra Ali Rıza Bey'den yıllık danışmanlık ücretini talep eder. Ali Rıza Bey vatan için kötü bir şey yapmamanın verdiği huzurla yazdığı çeki Profosor Doktor Güngören Çokbilmiş Bey'e uzatır.

Kısa bir süre sonra bu defa Güngören Çokbilmiş Bey Ali Rıza Bey'in işyerine gelir. Aldığı çekin karşılıkız çıktığını ve "arkasını yazdırmadan önce", tahsilat için geldiğini söyler. Ali Rıza Bey ödeme sıkıntısı içindedir. Kasada duran işçilerin maaşından bir miktar alır ödemeyi yapar. Bir yandan da içi acıyarak kimin işine son vermeli, yoksa işyeri batacak, diye kara kara düşünmektedir. Bu sırada parasını alan profosorle vedalaşır. Pencereyi açar, gözünü uzaklara diker, dalgın dalgın bakar. Profosorun yabancı marka makam otosundan çıkan gürültüyü duymayacak kadar derinlere dalmıştır.

Not: Bu hikaye tamamen hayal ürünüdür. Hiç bir gerçek kişiyle bağlantı yapılmamalıdır. Olası gerçek kişi, zaman ve yer bağlantıları tamamen tesadüftür. Read More!

Abdurrahman Yildirim: Eyvah bankacılık yabancılaşıyor

Abdurrahman Yıldırım üç gündür konuya el atmış durumda. Bu yazıda biraz alıntı yapıp biraz gıcıklık yapacağım. Baştan söyliyeyim darılmaca olmasın. Okumadıysanız, yazılara şu linklerden ulaşabilirsiniz: bir, iki, üç Bizimki biraz serbest okuma olacak, rasgele okuma yapacağız, işimize gelen yerleri alıntılayacağız. Baştan da söylemiş olayım.

"...bir bankanın daha yabancılar tarafından satın alındığı ve bankacılık sektöründe yabancı payı nın halka açık kısım ile birlikte yüzde 42'ye yükseldiği gerçeği var." demiş Yildirim. Bu halka açık kısmı neden dahil edilir bilmem. O hisselerin finansal getiri dışında ne fonksiyonu var? Ben bilmiyorum bilen varsa söylesin. Hani bende de bir miktar Garanti hissesi vardı kaç yıldır ama adamlar hiç genel kurula falan çağırmıyorlar beni. Dava edebilir miyim acaba?

"Bir kere mevduat toplamaya yetkili 33 bankadan üç kamu bankasını hariç tutarsak 19'u yabancı sermayeli, 11'i yerli sermayeli. 10 büyük banka arasında kamu bankalarını hariç tuttuğumuzda yabancı sermayenin bulaşmadığı bir banka kaldı ." Son milli maçta da yediğimiz golleri saymazsak Bosna Hersek'i 2-0 yendik.

"Yerli bankalar yabancı banka alamayıp neden küresel oyuncu olamadılar, sorusuna çeşitli yanıtlar bulunabilir. 1990'larda yapılan hatalar gelip 2001 krizinde patladı. Ekonomik kriz, zayıf bankacılık yapısı, yerlilerin teşvik edilmeyişi, aracılık maliyetlerinin yüksek oluşu, yeterince kaynak yaratamamaları bu nedenler arasında sayılabilir." Abdurrahman Bey, çok önemli bir nedeni atlamadınız mı? Hani, şu anda neden TMSF çalışanı durumunda olduğunuzu hatırlatarak size bir ipucu vereyim. Hadi bir ipucu daha vereyim, Demirel'in yeğeni olmak global dünyada banka sahibi olmaya yetmiyor çünkü.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Aaa yok yanılmışım, bakınız neler olmuş:
"Geçmişte olan1990'ların başında, seçim öncesinde Hazine aracılığıyla gelene banka kurma izni ve halktan para toplama lisansı verdik. 1994 krizi patladığında bu bankalardan dökülen oldu, ama kamu borçlanmasına olanca hızıyla devam etmek için mevduata yüzde 100 devlet güvencesi verdik. Bu güvence ortamını yanlış kullananlar oldu. Hazine bu sektörü gerektiği gibi denetlemedi. Denetlediyse bile gereğini yerine getirmedi. 1999'da bankalara "siz Hazine kağıtlarından çok kazandınız" diyerek geçmişe yönelik vergi koyduk. Yetmedi devlete dört büyük özel bankadan 250'şer milyon dolar özel bir borç ta alındı. Bu aşamadan sonra BDDK kuruldu. Ama bu arada olan da olmuştu. 22 banka arasında kapatılanlardan biri de kamu bankasıydı. İki kamu bankasına da devlet görev zararlarından dolayı 25 milyar dolarlık sermaye desteği koymak durumunda kaldı."

"Bir kere bankaların yanına, aracı kurumları, sigorta ve leasing sektörünü de koyduğumuzda finansal sektörün ağırlıklı biçimde yabancı veya küresel sermayeli hale gelmesi, ekonominin diğer sektörlerine de bulaşır. Hatta finansal sektörle ilişkisi olan her alanı ve herkesi etkiler. Finansal sektörden başlayan yabancılaşma diğer sektörlerde hızlandırıcı etki yapar." İnşalllah!

"Bankalarda reel sektör, şirketler, hane halkı ve kişiler hakkında tam bir bilgi hazinesi var. Bu kuruluşlar kimin ne kadar geliri ve kazancı var, gideri ne kadar, serveti ne kadar, harcama eğilimi nasıl, tam olarak kişilerin ve kurumların finansal varlık rontgenine sahip. Bu bankaları alan küresel sermayeli bankalarda aynı bilgilere sahip olacaklar." Şimdiye kadarki banka sahipleri aynı bilgilere sahip değil miydi?

"Bu bilgiler şirket satın almalarda, Türkiye'ye ilişkin strateji belirlemede ve iş yapmada pekala kullanılacak." Şimdiye kadar kullanılmadı mı?

"Yabancı veya küresel sermayeli hale gelmesi bankaların davranışlarını da değiştirebilir. Verdiği hizmetler ve bunun karşılığında aldığı komisyonlar farklı olabilir. Yabancılar bedeva hizmet vermez . " Türk bankalarda herşey beleşti di mi?

"Maliyetlerini hizmetlerine yansıtırlar." Türk bankalar yansıtmıyordu di mi? Hep cebinden (ya da devletten söğüşleyerek) finanse ederlerdi, di mi?

"Hazine kağıtlarına yatırım yerine kredi vermeyi ön plana çıkartabilirler." Aman aman, çok kötü!

"Burada da eş, dost, akraba ilişkisi olmaz." Eyvah, yandık desene!

"Daha risk bazlı bir tavır ortaya koyarlar." Doğru olan, amca-dayı bazlı bir tavırdır.

"Bütün bunları yaparken bankaların müşterilerine yansıyan davranışları da kısmen yabancılaşabilir. " Çok uğraştım bu cümleyi anlayamadım. Keşke yazısının sonundaki özdeyiş bölümüne koysaydı.

"Ana sermayedar yabancı olduğu için bankaların yurtdışı borçlanmaları bundan olumlu etkilenir." Durum gittikçe kötüleşiyor.

"Banka riski veya ratingi yurtdışındaki ana banka ile eşitlenir. Daha ekonomik koşullarda ve büyük ölçekli kaynak bulabilirler. Bunu da yurt içinde kredi olarak kullandırabilirler. " Eyvah Eyvah!

"Sonuçta bireyler ve hane halkının daha fazla borçlanması gündeme gelecek."
En korkutucu yanı da bu. Zorla borçlanacağız! Borçlanmak kanunla falan da mecbur yapılacak mı Abdurrahman Bey!

"Ancak sermaye küresel sermaye olduğu için, Türkiye'den topladıkları fonları yurtdışında da değerlendirme yoluna gidebilirler. Fırsat neredeyse fonları oraya yöneltebilirler." Doğru olan çiftçilere ve tekstilcilere sıfır faizle kredi riski yuksek olmasina ragmen kredi verilmesi sonra geri alınmamasıdır.

"Bunun yerli tasarruf sahibini ilgilendiren yönü ise Türkiye'ye özgü yüksek reel faizin budanması olabilir. Artık mevduat faiz yarışlarını daha az görürüz." Nasi yani, şimdiye kadar yüksek reel faizin nedeni yerli bankalar mıydı?

"Yabancılaşma aynı zamanda ekonomi yönetiminin bankalar üzerindeki etkisini azaltır. Geriye yönelik vergi koyma, 'ihtiyaç var atın 250'şer milyon dolar' ya da "Hazine ihalesinden bono alın" türü yaklaşımlar artık söz konusu olamaz." Geçmişte neler oluyormuş, öğrendiniz.

"Devlet iç borçlanma senetlerinin en büyük müşterisi olan bankalar bu konumdan muhtemelen çıkar. Yerini yabancı yatırımcılar veya banka dışı yerli kesim alır. Yani devlet iç borçlanma senetlerinin alıcı tabanı da değişir." Bu biraz da Hazine'nin borçlanma politikası ile ilgili. Kimse sıfır riskli hazine bonoları varken kredi vereceğim diye uğraşmaz.

"Bankacılıkta ve finansta sermayenin küresel olması, sadece bu sektörde değil genelde ekonomide iş yapma biçimlerini ve kuralları da küresel yapar. " Halbuki bizim geleneksel metodlarımız, kurallarımız, kayırmalarımız daha güzeldi.

"Sermayedeki bu değişim finansal sektörle ilişkisi olan her alana ve herkese bulaşır." Evet, evet, hastalık gibi.

Umarım neler kaybedeceğimizin farkındasınızdır. Herkesi bu farkındalığın farkında olmaya çağırıyorum. Var mısınız hep beraber kredi kartlarımızı çöpe atalım, bir daha kullanmayalım, yabancı bankalardan paralarımızı çekelim? Read More!

Oyakbank Vatandir!

Oyakbank’in bir Hollanda bankasina satilmasi ile bankacilik sistemindeki yabanci payi konusu yine kizisti. Mesela, Hurriyet gazetesinden Yalcin Dogan diyor ki:

1- Bu satışla birlikte, Türk Bankacılık sisteminin yüzde 42’si yabancıların eline geçmiş oluyor. Böyle bir oran hiç bir Batı ülkesinde yok.

2- Türk Silahlı Kuvvetlerinin silah ve teçhizat ödemesi, ithalatı Oyakbank üzerinde yapılıyor.
Oncelikle yabanci payi diger ulkelerde nasil ona bakalim: Kaynak: Merkez Bankasi, Finansal Istikrar Raporu:



Bir ucta Italya, Almanya, Fransa gibi yabanci payi az olan Bati ulkeleri bulunurken, diger ucta Ingiltere, Finlandiya, Polanya, Cek Cumhuriyeti gibi yabanci payi yaridan fazla olan Asya ulkeleri goze carpiyor. Turkiye ise, Oyakbank'in satisi ile ortalarda bir yerlerde olacak.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

Askeri techizat alimina gelince...

OYAK, Oyakbank'a 1994 yilinda sahip oldu. Bildiginiz gibi o tarihe kadar askerin bankasi yoktu. O yuzden askerimiz disaridan silah alimi yapamaz, kendi ucagimizi tankimizi kendimiz uretirdik. 1994'de asker banka sahibi olunca, disaridan silah alimina basladi. Ulke ithal silah cennetine dondu, bir cok yerli top tufek ureticisi isi birakti. Ithalata dayali bir silahlanma politikasi izlenmeye baslandi. Oyakbank'in satilmasi ile asker bankasiz kalacagindan, bir daha silah milah ithali yapilamayacak. Hepsini yerli uretici uretecek. Kotuluk bunun neresinde? Read More!

Ertuğ Yaşar: Bir carry trade masalı

Vakti zamanında uzak ülkelerden birinde Yaşarbank adında bir banka varmış. Yıllık yüzde 20 faizle mevduat toplarmış. Birgün bu bankanın sahibi olan Ertuğ Yaşar'a arkadaşlarından biri carry trade diye birşeyden bahsetmiş. "Dikkat et, bu carry trade'ciler sizin bankayı da soyuyor" demiş. Ertuğ Yaşar da merak edip "O da ne ola ki?" diye sormuş. "Ayrıca bizim bankayı nasıl soyuyor bunlar, anlat bakalım" diye de üstelemiş. Arkadaşı başlamış anlatmaya:

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir    Yatırım Fonları

"Şu sıralarda Japonya'da faizler yüzde 1'in altında. Hadi yüzde 1 diyelim. Alçak ve namussuz Japon'un biri geçen yıl 1 Haziran'da yüzde 1 faizle bir Japon bankasından 1.000.000.000 Yen borç almıştı. Onu Türkiye'ye getirip o günkü 100 Japon Yeni=1.3788 YTL kurundan bizim paramıza çevirdi. Böylece eline 13.788.000 YTL geçti. O parayı da aynı gün senin bankana yüzde 20 faizle yatırdı. Aradan bir yıl geçti. Geçen 1 Haziran'da bu namussuz bu parayı anapara+faiz olmak üzere 16.545.600 YTL olarak bankadan çekti. Aynı günkü 100 Japon Yeni=1.0697 YTL kurundan kendi ülkesinin parasına çevirdi. Böylece eline 1.546.751.426 Yen geçti. Gitti bu paranın 1.000.000.000 Yen'ini ana para, 10.000.000 Yen'ini ise faiz olarak kredi aldığı Japon bankasına geri ödedi. Elinde geriye 536.751.426 Yen kaldı. Yani bir yılda hiç taş atıp kolu yorulmadan senin sırtından konteynır yükü ile para kazandı."

Ertuğ Yaşar bunları duyunca küplere binmiş. Hemen soluğu bankasında alıp yönetim kurulunu toplamış. Arkadaşından duyduklarını bir bir anlatıp, bu soygunu durdurmak için derhal mevduat faizlerinin Japonya'daki faizlerle uygun bir seviye olan yüzde 2'ye çekilmesini emretmiş. Aradan birkaç densiz çıkıp da "Efendim bunu yapanlar 3-5 kişi. Bu pireye kızıp yorgan yakmak olur. Mevduat faizlerini böyle düşürürsek kimse bankamıza para yatırmaz. Hatta mevduat sahipleri de paralarını çekmek için şubelere saldırır. Sonra kapıya kilit vurmak zorunda kalırız" dediyse de dinleyen olmamış. "Emredersiniz efendim"cilerin alkışları arasında, patronun dediği yapılmış. Fakat bu karar açıklanır açıklanmaz gerçekten de mevduat sahipleri Yaşarbank'ın kapısına dayanmış. Paralarını çekmek için birbirlerini çiğnemeye başlamışlar. O sırada Ertuğ Yaşar'ın aklı başına gelir gibi olmuş. "Yahu biz faizleri yüzde 2'ye indirdik mi demiştik? Kusura bakmayın bir yanlışlık olmuş. Aslında faizleri yüzde 42'ye çıkardığımızı söyleyecektik" diye bir manevra çekmeye çalışmış. Ama nafile. Mevduat sahiplerinin birkaçı bu numarayı yese de içine bir kurt düşen çoğunluk parasını çekmekte direnmiş. Tabii hiçbir bankada hiçbir zaman mevduat sahiplerinin tümüne ödeme yapacak kadar para bulunmadığı için bu istekleri gerçekleşmemiş. Akşama doğru da TMSF'nin memurları gelip bankaya el koymuş. Ertuğ Yaşar da pılısını pırtısını toplayıp bankayı terk etmiş ve kendisine bu akılları veren arkadaşını aramaya başlamış.

Bu masalı anlatmak nerden mi aklıma geldi? Hiiiç. Bugün Referans Gazetesi yazarı Ertuğ Yaşar'ın şu yazısını okuyunca nedense aklıma böyle bir senaryo yazmak düştü. Yalnız buradaki Yaşarbank'ın TMSF'nin 1999 yılında el koyduğu Yaşarbank ile bir alakası yoktur ve tamamen hayal mahsulüdür onu hemen belirteyim. Bildiğim kadarıyla Ertuğ Yaşar'ın da gerçek hayattaki Yaşarbank'ın sahibi olan Yaşar ailesi ile bir ilişkisi yok. Tabii yanılıyor da olabilirim. Read More!

Neden Turk Sirketler Daha Iyidir? (2)

"Neden Turk Sirketler Daha Iyidir?"yazisina ilginc yorumlar geldi. Turk sirketleri savunan okuyucularimizin degindigi iki nokta oldu:

1. Stratejik oneme sahip sektorler ozellestirilmemeli:
"Kıbrıs Barış Harekatı sırasında uçaklarımıza benzini Libya’dan alabilmiştik. Ambargonun etkisi yoğundu. Tanklarımız için MOGAZ’a gerek vardı. Ataş Rafinerisi’nin ABD’li genel müdürü, zamanından erken fabrikayı bakıma soktu. Tanklara akaryakıt verilmesini önlemek istedi. Zor durumdaydık."

Bu endiseyi anliyorum. Bazi sektorler sahip olduklari "externality" (dissallik) yuzunden daha dikkatli bir sekilde degerlerdirmeye tabii tutulmali. Milli guvenlik gibi sebepler veya rekabet sartlari gozonune alinarak yapilmali ozellestirmeler. Kabul.

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı  Demokrasi Nedir    Yatırım Fonları

Ote yandan, cumhuriyeti korumak icin siyasi iktidara karsi darbe, post-modern darbe, muhtira, e-muhtira vermekten cekinmeyen "devlet iktidari", boylesine kritik bir durumda fabrikaya kamu cikari adina mudahele edemez mi? Bir gun savasta ihtiyacimiz olur diye benzinden tutun, dis macununa herseyi devlet mi uretmeli?

Zaten hikayenin devami da soyle:
"ABD’li genel müdür Mogaz imal etmemekte ısrarlıydı. Abdullah KÜTKÜT; “Türkiye savaş halindedir. Rafineriye el koyduk. Bu imalatı yapacağız.” Dediğinde ABD’li genel müdür konuyu uluslar arası örgütlere taşıyacağı tehdidinde bulundu.Dinlemedik o gece gaz üretildi. Ekibimiz, rafinerideki Türk mühendislerin desteğinde 24 saatte Mogaz imal etti ve ordumuza verildi. "

Hikayenin ne kadar dogru, ne kadar yanlis oldugunu bilmiyorum. Anlatan Selahattin BABÜROĞLU isimli bir zat. Benim bildigim ambargo, Kibris Harekati sirasinda degil, bir sene sonra 1975'de kondu. 1974'de Turkiye Amerika'dan askeri yardim almaya devam etti.

2. Diger bir okuyucumuzun yorumu ise soyle:
"Yabancı bir firma Türkiyede kazandığı parayı ne yapar, dışarıya transfer eder. Çünkü para kazanıp onu götürmek için buradadır. Yani kaynakların dışarıya aktarılması vardır.Yerli sanayicinin en azından kazandığı parayı yine yurt içinde yatırıma yönlendirmesi gibi durum vardır."

Burada iki husus var. Birincisi, yerli bir firmanin, kazandigi parayi ulkede tutma gibi bir zorunlulugu yoktur. Nitekim, yurt disinda onemli miktarda yerli sermaye tutuldugu ve bunun bir kisminin dis kredi seklinde tekrar yurticinde kullanildigi bilinmektedir.

Ikincisi, yabanci firmanin kazandigi para, ulkeye ait bir kaynak degildir. Turkiye'de aldigi sirket karsiliginda ulkeye getirdigi para ile sirketin ileride yapacagi kazanci satin almistir.

Soyle bir ornek vereyim. 10,000 liraniz var. Gittiginiz bankaya yatirdiniz. Banka size her sene %20 faiz veriyor. O zaman banka "disariya" 2000 lira kaynak transferi mi yapmis oluyor? Banka zararda mi? Zarar etmemek icin sadece banka calisanlarina mi hesap actirmali? Hayir. Sizin yatirdiginiz 10 bin liralik "kaynagi" kredi olarak kullandiriyor, kar ediyor.

Ozellestirme orneginde, disaridan getirilen ve satis sirasinda odenen 10 bin lira ile sattiginiz sirketin ileride yapacagi karlari simdiki fiyati ile pesin olarak aliyorsunuz. Eger bu parayi akilli bir sekilde kullanirsaniz kazancinizi arttirirsiniz.
"Alan memnun, satan memnun" diyeceksiniz... Türkiye'de Türk insanının imkânlarıyla kurulmuş, büyümüş, köklü üretim tesislerinin yabancılara satılması insanı üzüyor. Konunun yabancı sermaye düşmanlığıyla ilgisi yok. Yabancı sermaye buyursun gelsin. Bizim yapamadıklarımızı yapsın. Pahalı faturalarla ortaya çıkarabildiğimiz fabrikalar yabancıya gitmesin. Tartışılan budur. Gungur Uras
Gungor Bey kusura bakmasin ama, ben hala tartisilan seyi anlamadim. Diyor ki yabancilar, Turkiye'de fabrika kurabilirler; ama fabrika satin almasinlar. Demek ki yurticinde fabrikasi olan bir Turk sirket, ya ilelebet o fabrikayi isletsin, isletemiyorsa baska Turk'e satsin, satamiyorsa fabrikayi kapatsin.

Neden?

Tamam, yabancilar dogrudan yatirimi direk fabrika yapsalar cok guzel olacak. Demek ki adamlar cekiniyorlar veya zahmetli goruyorlar (bu konuyu baska bir yaziya saklayalim). Onun yerine Koc'tan hazir fabrikayi aliyorlar. Koc, aldigi para ile baska bir sektorde (diyelim ki beyaz esya) yatirim yapiyor. O zaman ne oluyor? Iki fabrika birden kazanmis olmuyor muyuz? Yok, Koc mirasyedinin tekidir, parayi har vurup harman savurur diyorsaniz, o zaman ayni misriflik bir sure sonra Demirdokum'un de basina gelmeyecek midir zaten?

Bu arada babama sordum. Ne kendisinin ne onun babasinin Demirdokum'un kurulmasi ve isletilmesi esnasinda bir katkilari olmadigini soylediler. Biz hakkimizi (varsa) helal ediyoruz.

"Demirdöküm, Türkiye’nin Türk milletinin değeridir. Sahibinin önemi yoktur... Akbank, Garanti Bankası, Türk Telekom, Migros, Kent Gıda, ... satılabilir mi? Eğer bunlar kıymetse, bir değerse Türk milleti sayesinde bir kıymet ve bir değerdirler. Sahipleri Türk milletidir. Eğer biz satarız diyorlarsa, Türk milleti yarın bu bankalardaki hesaplarını kapatsın ya da bu şirketlerden mal almasın, bak bakalım bu şirketlerin değeri kalır mı? Demirdöküm'ün satılması vatana ihanetle eş değerdedir. Koç Grubu'nun 300 milyon dolara gereksinimi mi var? Yazıklar olsun...Yazıklar olsun Demirdöküm'ü satanlara ve Demirdöküm'ü almayan Türkiye’nin zenginlerine. Kampanya başlatın ve her Türk 4 dolar versin; Demirdöküm Türk kalsın." (Bir Okuyucu Mektubu) Ertug Yasar

Madem Akbank'in, Garanti Bankasi'nin vs sahibi Turk milleti, o zaman neden kimse yillik kardan bana temettu vermiyor? Neden sirket yonetiminde ben soz sahibi olamiyorum? Halkin para toplayip Koc'a 300 milyon dolar vermesi ile halk bu isten ne kazanacak? Cebine para giren kisinin Hans degil de Koc olmasi neden benim cikarima?

Bu arada yahu ne kadar hevesliyiz Turk milleti adina konusmaya. Ne zaman sectim ben sizi benim adima konusmaniz icin? Siz benim vekilim misiniz? Kac oy aldiniz? Madem bu kadar heveslisiniz Turk sanayini korumaya, her alisverisinizde bes lira uzerine para verin, sevindirin sirket sahiplerini. Baska zaman heriflere bin bir kufur okuruz. Ama is yabancilarla karsilastirmaya geldi mi bir degerlenirler ki sormayin. Bir yerde okumustum, Amerikalilarla Ruslari karsilastiran bir hikaye:
Amerikalilar ulkelerini cok severler; kendileri gibi dusunmeyen insanlardan nefret ederler.
Ruslar ulkelerini hic sevmezler; kendileri gibi dusunenlerden ise nefret ederler.
Biz kime daha cok benziyoruz sizce?
"Bence yabancı ağırlığı sadece çimentoda değil birçok sektörde sorun yaratmaz. Ben hiçbir sektörü stratejik bulmuyorum. Stratejik olan bizim ekonomimizin gücüdür. Yasalar, kurallardır. Çimento da bir zamanlar stratejik sektörler arasındaydı. Çünkü savaş döneminde çimentoya her zaman ihtiyaç duyulur. Onarmak, alt yapıyı hazırlamak için. Ama o fabrikalar yabancıya geçse de yine kendi ülkenizde. El koyarsınız olur biter. Hangi tesisi yabancı buradan götürebilir? Hangi oteli, hangi toprağı, hangi tesisi. Bana göre Türkiye'nin stratejik sektörü yok. Tek stratejik kurumu var o da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK.) Onun dışında ne bir know how'ımız var, ne buluşumuz. Hani silikon vadisi gibi bir yeriniz olur, bu kaygıyı anlarım." Erhan Kamisli
Bu soz aslinda en ustteki yorumu yazan okuyucuya cevap niteligi tasiyor.

Forumumuz acik. Soru ayni soru. Neden Turk sirketler, yabanci sirketlere tercih edilmeli? Read More!

Neden Turk Sirketler Daha Iyidir?

Bu soruyu aslinda okuyuculara yoneltip, sizlerin fikrinizi almak istiyorum.

Gecenlerde Koc grubu, Demirdokum'u bir Alman Valliant firmasina satti. Satis gerekcesi olarak da, sectikleri 5 sektore (enerji, finans, gida-parakende, otomotov, dayanakli tuketim-beyaz esya) konsantre olmak istediklerini soylediler.

Konu ile ilgili iki kose yazisi okudum. Ilkinde Ertug Yasar, "Koç da artık Türkiye’de sanayici olarak para kazanamayacağını görüyor ve “Zararın neresinden dönersek kârdır” diye düşünerek değerli markasını satıyor ve çıkıyor." diyordu. Her satisda, bir alici bir satici olduguna gore, neden Koc, sanayiden para kazanilamayacagini dusunurken, Valliant tersini dusunuyor anlamis degilim.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir


Benim asil sorum Tevfik Gungor'un yazisi ile ilgili olacak. Bu satisan rahatsiz oldugunu soyleyen Tevfik Gungor soyle diyordu: "Bir kere satılan şirketin başında "Türk" kelimesi vardı. Bu şirketin hakim ortağı, kurucusu Koç Grubu idi ama bu şirket bir Türk şirketi idi. Bu şirketin büyümesinde Türk tüketicisinin ödediği faturaların payı, Türk banka sisteminin katkısı var."

Sizce bir sirketin Turk sirketi olmasi, bir Turk tarafindan yonetilmesi, size, ulkemize ne bakimlardan ekstra bir fayda saglar? Benim aklima dort sey geliyor:

1. Turkler, Turkiye'deki sirketleri yabancilardan daha iyi yonetir (en iyi teknoloji, en verimli uretim vs.)

2. Turkler, sirket yonetiminde halkimizin menfaatini dusunur. Kalite mal uretirler, dusuk fiyatla satarlar, cok isci calistirirlar, cok maas verirler, elde ettikleri karlar ile okul, hastahane, parklar, bahceler yaparlar. Yabancilar ise sadece karlarini en yuksek duzeyde tutmak isterler.

3. Turkler, sirket yonetiminde ulkemizin menfaatini dusunur (daha cok uretim, daha cok yatirim vs.). Gerektiginde, ulkemizi, devletimizi sirketlerinin uzerinde tutarlar. Devletimizin cikarlari soz konusu olunca, her turlu isbirligine aciktirlar.

4. Sirketlerin, Turklerin elinde olmasi gururumuzu oksar; kendimizi daha iyi hissederiz.

Siz ne dersiniz? Sirketlerin basinda Turklerin olmasini tercih mi edersiniz, yoksa etmez misiniz. yoksa sizin icin fark etmez mi? Eger cevabiniz pozitif ise, neden birey olarak bizim icin ve daha genel anlamda ulkemiz icin daha iyidir? Read More!

Thomas Friedman ve Vatan elden gidiyor Diyenler

Dünyanın en çok okunan yazarlarından Thomas Friedman (dünya düzdür diyen adam) New York Times'daki 23 Mayıs 2007 tarihli yazısında Rensselaer Polytechnic Institute'teki doktora mezunlarının hemen hemen hepsinin yabancı uyruklu olduguna dikkat cekiyor. Neyse ki Paul Shane Morrow isimli bir Amerikalı da varmış mezunlar arasında. Friedman'ın yazısını okurken -ister istemez- bizdeki milliyetçiler/ulusalcılar ve yabancı düşmanlığı pohpohlayan argümanlar geldi. Bir de daha önce değindiğim yabancı doktor meselesi. Tom Friedman daha sonra Amerikan yönetimini eleştirmiş. Hem de öyle böyle değil. "Folks, we can’t keep being stupid about these things" diyor yazının bir yerlerinde. Yazıyı da "yakında hem Irak'ı hem Amerika'yı kaybedeceğiz" diye bitirmiş. Bir yerlerinde de "yoksa yaşam standardımızı koruyamayız" diyor. Tam bir felaket tellalı (!) anlayacağınız.

EFT Nedir?  Faşizm nedir?  Özel Üniversiteler  Devlet Üniversiteleri  Türk Bilim Adamı

Ama bizim "Vatan elden gidiyor" ulusalcıları yazıyı pek sevmeyeceklerdir.
Neden mi?
Nedenine de yazıyı okuyup kendiniz karar verin. Read More!

2001 krizi cari aciktan degil IMF'in isi ucuza getirmek istemesi yuzunden oldu.

2001 krizinin cari islemler açigiyla uzaktan yakindan bir iliskinin olmadigini bugün geriye baktigimizda çok net olarak görebiliyoruz. Ben kendi adima 2000 yilinda açigin basimiza bela olacagini düsünmüs, kriz gerçeklesince de 'tahminim' tuttu sanmistim. Alti yil sonra, bütün ögrendigimiz yeni seylerle birlikte, artik çok farkli düsünüyorum. 2001'i dogru anlamamiz gerekiyor. Aksi takdirde birtakim fobilere takilip kalacagiz. Önce sunu görmeliyiz: Biz o dönemde akintiya kürek çekiyorduk. 2000'e gelindiginde kur çipasinin dünyada popüleritesini ve güvenirliligini tamamen yitirdigini göremiyorduk. IMF'in merkez bankalarini doldur bosalt politikasindan geri dönülmez bir sekilde vazgeçtigini kavrayamamistik. Ama disardakiler biliyorlardi. Bugünden farkli olarak, en basindan beri yabancilarin TL'ye 'dogrudan' hiç yatirim yapmadiklarini hatirlayiniz.

Ayrica çok büyük bir yanilgimiz daha vardi. Eger disariya bir kaçis olursa yüksek faizle buna engel olabilecegimize inaniyorduk. Simdi biliyoruz ki yükselen faiz 'sicak parayi' geri döndürmek bir yana tamamen kurutur.

Niye IMF bizi göz göre göre bu yola soktu ? Eger isteselerdi bizim ne dedigimize bakmayip zorla serbest kura geçirtebilirlerdi pekala. Bugün için bir tahminde bulunmak çok zor degil: Serbest kura geçisi UCUZA getirmeye çalistilar. Serbest kura geçis, geçici bir dönem de olsa faizleri daha da çilgin seviyelere yükselterek finansman ihtiyacini misli misli artiracakti. Halbuki diger taraftan yalnizca 3-5 milyar dolarlik kredi açarak isin içinden pekala siyrilabilirlerdi.

Kirilsak kirilsak nereden kirilabiliriz sorusunun yalniza tek bir cevap var: Devletin borçlarini yüksek faizle ve kisa vadelerle çevirmek zorunda kaldigimizda. Vadelerin kisaligi, en ufak olumsuzlugun bile faizlere hizla sirayet etmesine yol açarak bizi borçlar ödenecek mi ödenmeyecek mi noktasina getirecek. Portföy yatirimlari, faizleri indirip vadeleri uzatarak hazinenin karsi karsi kaldigimiz riskleri artirmiyor tersine AZALTIYOR. Söyle düsünün: Portföy yatirimlari hiç olmasaydi faiz harcamalarinin bütçe içindeki yekünü çok daha fazla olurdu. Ekonomi (ekonomi nedir?) daha zayif seyreder, vergi gelirleri bugünlerle karsilastirilmayacak oranlarda düsük çikardi. Yapacagimiz tasarruflar ne boyutta olursa olsun borç stogunun GSMH'ya oraninin artisina engel olamazdik. Bu pozisyondayken en ufak bir sallantida halimiz ne olurdu dersiniz ? Söyle bir geçmisi tarayin: Seçimler, Irak savasi, Kibris pazarliklari, 8.5'un gelip gelmemesi, FED'in faiz artirimi hikayesi, AB ile olan dalgali seyir vs.. Bunlarin tek bir tanesinin etkisi bile Türkiye ekonomisini yerle bir etmeye yeterdi artardi bile. Bugün hükümet çok sinirlida olsa AB'ye kafa tutabiliyor, Kibris'ta hala pazarlik yapabilecek pozisyonu koruyor, popülizme kaynak ayirabiliyorsa bunu yalnizca 'SICAK PARA'nin ülkeye olan güvenine borçlu, baskasina degil.

Devalüasyon Nedir    Verimlilik Nedir    Altın Yorumları    Hedge Fon Nedir    Resesyon Nedir    Nükleer Santraller

Kisaca 'sicak para'yla daha çok ama çok uzun seneler birlikte yasayacagiz. Birbirimizi anlamayi ögrenmeliyiz.

ahmet çavusoglu Read More!

Milli bankalarimizi nereye kadar koruyabiliriz ?

Güngör bey, Tugrul beyin yazisini okudunuz sanirim. Bence hemen kosup, 'saf ve temiz' oldugu anlasilan bu vatandasimizi, 'yabanci bankalarin temsilcileriyiz' diye kandiran dolandiricilarin elinden kurtarmalisiniz.

Bu hikayeyi 'bir yerlerden' hatirliyorum sanki.. 2002 yilinda, TL toparlanmaya basladiginda 'nasil olurda Türkiye gibi bir ülkenin parasi kendiliginden degerlenebilir, olsa olsa kötü niyetli spekülatörlerin aldatmacasidir' diye düsenen bir grup, suçluyu aramis ve Ingiltere'de bulmustu. Erdal Saglam hikayeyi kaleme alanlar arasindaydi. Senaryo oldukça benzerdi. Yalniz o versiyonda 'kötü kalpli' yabanci bankalar ülkemizde avlanmiyorlardi da, bizim içimizden çikan 'kötü kalpli' bankalar Ingiliz bankalarini kullaniyorlardi.

Simdi söyleyeceklerim beni baglar. Özince, yalnizca Türkiye'nin saygin olarak nitelendirmek istedigim bir bankanin genel müdürü olmayip ayni zamanda Bankalar Birliginin Baskani'dir da. Bu pozisyona gelmis birisinin komplo teorilerine konu olacak sekilde karnindan konusmamasi gerekirdi diye düsünürüm. Bildigi ne varsa kamuoyuyla paylasmali, suç unsuru olusmussa elindeki delillerle birlikte adliyeye basvurmasi gerekirdi.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Regülasyon Nedir    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Kendimize sunu sormaliyiz : 'ulusal fonu' çok kisitli olan bir ülkenin 'ulusal bankasinin' 'ulusal' etiketinin bize ne faydasi olur ? Türkiye Cumhuriyeti vatandaslarindan istenen nedir ? Eski düzende oldugu gibi 'sicak parayi' ülkemize tasimak adina onlara ayricalik vermemiz mi ? O zaman çok kazaniyorlardi ama girdikleri risk ayni ölçüde fazlaydi. Riskleri tasiyamayinca üzerimize kaldilar, zararlarini vergilerimizle fitil fitil ödedik. Simdi onlardan bekledigimiz daha az risk alip daha az kazanmalari. Tipki dünyanin bütün normal bankalarinin yaptigi gibi. Aldiginiz riskleri uzun vadelerde tasiyabilecek sermaye yeterliliginiz yoksa lütfen 'spekülatörlerin' cirit attigi piyasalara girmeyin. Benim burada bir vatandas olarak söylecek lafim olmali elbette. Çünü siz yikilirsaniz benim üzerime devrileceksiniz. Halbuki disardan gelenin aldigi riskleri tasimak, zararlarini karsilamak zorunda degilim. Mayis ayinda ünlü bir Israil'li spekülatör, Türkiye'de aldigi pozisyonlarin zararlarini karsilamak için varliklarini satmak zorunda kaldi. Bedelini bizler ödemedik. 'Milli çikarlarimizi gözetmek adina milli bankalarimizi korumaliyiz' deniyor. Evet ama 'milli çikarlarimizi korumak', birilerinin alip digerlerinin verdigi düzene indirgendiginde bu ülkeyi bir bütün olarak tutmak zorlasir. Yatirimcilarimiz spekülatörlügü beceremeyecekse sosyalizmi tercih etmeliyiz ! Bunu hep söylerim.

ahmet çavusoglu Read More!

Yabancilar mi bizden, yoksa biz mi yabanciyiz ?

Yatirimcilarimiza ait varliklarin yabancilara satisiyla bizim ne kaybetmis olabilecegimizi hiç düsündügünüz mü ? Bizimkiler daha mi yüksek oranlarda vergi veriyorlar ? Hayir. Daha mi fazla istihdam yaratiyorlar ? Hayir. Yatirimlari oraninda daha mi çok ihracat yapiyorlar ? Hayir. Diger vatandaslarimiza gelirlerinden pay mi dagitiyorlar ? Kesinlikler hayir. Öyleyse niye 'malimizi mülkümüzü yabancilara kaptiriyoruz' diye kendimizi yiyip bitiriyoruz ? Bizden (yani 70 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandasindan) çikan bir sey yokki. Tam tersine. Yabancilar mülklere ancak 'parasini ödemek' kosuluyla sahip olabilir. Mülk satisiyla 'bizimkilerin' elinde yatirima dönüstürecekleri fazladan bir kaynak olusur. Bu kaynakla ülkemizde yeni yatirimlar yapabilir veya onlarda kalkip yabanci ülkelerin 'mallarini' satin alabilir. Eger Türkiye'ye yatirim yapmayi seçerlerse üretim ve istihdami artirmak için elimizde ilave imkanlar olur. En kötü ihtimalle, bizimkiler ülkemize gelen sermayeyi yeniden disariya ihraç etmeyi seçtiklerinde degis tokus yapmis oluruz. Görüldügü gibi yabancilar ülkemize geldiginde 'bizler' (siradan insanlar) kazaniyoruz. Ülkemizi zenginlestirip, siradan insanlar için daha yasanir hale getirmek Türkiye devletini daha güçlü, daha saglam hale getirmekten baska sonuç dogurmaz.

Ne sosyal demokratlarimiz sosyal demokrata, ne de muhafazakarlarimiz muhafazakara benziyor. Sosyal demokratlik esittir statükoculuk, muhafazakarlik esittir dindarlik denklemlerini yeterli görüyoruz. Bir zamanlar yüzde 70'lere varan AB destegi, ezici çogunlugun ülkelerini biran önce terk etme arzusunun ifadesidir. Bir taraftan yabancilara kaptirmak istemedigiz mülkler, öbür taraftan bu mülkerin bulundugu ülkeye deger vermemek, hemen herseyin yabancilarin elinde bulundugu yabanci diyarlari tercih etmek. Bu vahim tablonun olusmasinda sözde 'sosyal demokratlar' kadar sözde 'muhafazakarlar'in da sorumlulugu var. Ne derseniz deyin kendi yurdunu arkasina bakmadan terketmek isteyen birisine 'muhafazakar' ismini layik göremeyiz. Insanlar yurt edindikleri yerleri 'sevmeliler'. Sevilen seyler sahiplenilir, muhafaza edilmeye (korunmaya) çalisilir. Üzerinde ot bitmeyen, vatandaslarina hiç bir sey vermeyen, kimsenin sevmedigi bir ülkenin devletini sözde 'milliyetçi-muhafazakar' hamasetle ayakta tutamayiz.

Siradan insanlarimiz için hizli bir sekilde büyümek istiyoruz. Büyümenin finansmani için yurtiçi tasaruflarin yeterli olmadiginin farkindayiz. Sermayeyi ülkemize getirmenin kabaca iki yolu var: Disardan kredi almak veya yabancilara dogrudan yatirim yaptirtmak. Daha istikrarli oldugu için dogrudan yatirimi tercih ettigimizi söylüyoruz ama öbür taraftan yabancilarin ülkemiz içinde malk mülk sahibi olmalarindan rahatsiz oluyoruz. Hiç tutarli degil. Sunun farkinda degiliz: Ülkenin düzenine kanunlarina uyacak olduktan ve vergilerini tikir tikir ödedikten sonra, yatirimcinin yerlisiymisiz yabancisiymis bizim açimizdan hiç farketmez. Sunuda ilave etmek gerekir: Türkiye'ye yatirim yapan bir yabanci ile karsilastirildiginda, yurdisina yatirim yapan bir Türk vatandasindan çok daha fazla bize faydasi olur. Yabanci üretim, istihdam ve vergi yoluyla ülkeye katkisini yapar. Halbuki sermayesini ülke disinda degerlendiren bir Türk vatandasi, bizi daha çok 'manevi' açidan rahatlatir (ben çok fakirim ama zengin Türk'lerin yurt disindan aldiklari mülkler beni gururlandiriyor). Dogudaki isadamlarinin servetlerinin çogunu batiya yatirmalari dogudakilere ne kazandiriyor ?

Benzer degerleri paylasan insan topluluklarinin dayanisma psikolojilerinin ortak çikarlarin maksimizasyonu amaciyla kullanilmasi olgusunu küçümsemiyorum. Ama dayanisma için gereken ortak degerler; yalnizca kültür, ana dil, din ve hatta ayni cografyada yasama gibi seylerden ibaret degil günümüzde. Küresellesme ve daha önemlisi teknolojik gelisimenin insanlik tarihinde simdiye kadar hiç görülmemis ölçülerde hizlanmasi 'farkli olanlarla da isbirligi yaparak fayda elde etme' kültürünü pompaliyor. Örnegin internet üzerinden ekonomik çikarlar için biraraya gelip kültürel açidan hiçbir yakinligi olmayan gruplar var. Bunlar pekala ortak hedefleri için mücadele edebiliyorlar. Sanilanin aksine bu tür isbirlikleri için artik uluslarasi boyutta çok büyük sermayeli olmak da gerekmiyor. Geçmiste oldugu gibi 'gelirlerimizi artirmanin yegane yolu' ordular kurup yabanci diyarlara, komsularimiza akin etmemiz degil. Tam tersine zenginlesmek için farkliliklari önemsemeyip yabancilarla isbirligini mümkün mertebe artirmaliyiz. Refah içinde yasamak istiyorsak ve ahlaki degerlere önem veriyorsak Adam Smith'in yüzyillar önce verdigi hümanist (evet yanlis duymadiniz HÜMANIST) mesaja kulak verelim lütfen. Zenginligimiz; yabancilari yurdumuza almamaktan, ayrimcilik yapmaktan, dislamaktan, servetlerini gaspetmekden, öldürmekten, kazik atmaktan, düsmanca duygular beslemekten, zorla dönüstürmekten geçmiyor. Tam tersine baskalarini daha zenginlestirebildigimiz ölçüde zenginlesebiliriz. Bu gerçek bizim oldugu kadar yabancilar için de geçerli. Kendi islerine geldigi için bizim zenginligimiz onlari sevindirecektir.

ahmet çavusoglu Read More!

Sermaye Akimlari Uzerine

Bu sefer faiz konusundan sapip yabanci sermaye, ozel sektorun dis borclanmasi ve bunun sebep oldugu finansal risk konularina bakalim. Once sermaye akisi...

Asagidaki iki grafikte Turkiye'ye gelen yabanci sermaye akimini (12 aylik toplam) ve dolar cinsi yillik ortalama faiz oranlarini goreceksiniz (12 aylik ortalama, ex post, yani dolarin degeri belli olduktan sonra geriye baktigimizda dolar cinsi reel faizin degeri).

Uzun vadeli krediler: banka+diger sektorler
Kamu borclanmasi: yurt disi borclanma+IMF kredi_diger krediler
Sicak para = Hisse Senedi+DIBS+Kisa vadeli banka kredileri+kisa vadeli diger sektor kredileri+mevduat.

Sicak paranin tanimi olarak MB'nin su calismasi kullanilmistir.

Tek fark, sicak paranin faize duyarli kismini bulmak icin hisse senedi alimlarini toplam sicak paranin icinden cikardim. IMKB'de yabanci agirligindan dolayi, yabancilarin hisse senedi alimi daha cok kalici bir yatirim huviyetinde gibi geliyor bana (yabancilar satmak istese bile alan yine baska bir yabanci oluyor, net sermaye cikisi az oluyor yani). Nitekim bir yil icinde toplam hisse senedi satimi en fazla 500 milyon dolar civarinda olmus. O yuzden hisse senedi alimini soguk para gibi kabul edip dogrudan yatirima koydum. (Benim gibi dusunmeyenler icin dogrudan yatirim tek basina ince cizgi ile verilmistir)

Bir kac gozlem:

1. 2004 senesinden sonra dolar cinsi reel faizler duserken toplam sermaye girisinin artmaya devam etmesi ilginc.

2. Ikinci grafikten goruyoruz ki faize duyarli sicak para 2005 basinda artisi kesmis ve 2006 Mayisi ile birlikte 5 milyar dolar (yillik ortalama) duzeyine inmis.

Swap Nedir    Deflasyon Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Ekonomi Nedir    Enflasyon Nedir

3. Uzun vadeli krediler 2005 ortasinda hizlanmis, ki yerlilerin ozellestirilen sirketleri almasi bu doneme rast geliyor. tahmin ediyorum 10 milyar dolara yakini Koc, Dogan, ve Cukurova grubunun aldigi kredilerdir (tam rakami bilen var mi?)

4. 2001 sonunda 15 milyar dolar sicak para cikmasi ilginc. Cunku o zamana kadar gelen para o kadar degil. 1984 ile 2001 sonu arasinda toplam (cumulative) ic borclanma senedi alimi EKSI 11 milyar dolar. Ne kadar cok biyikli yabanci var boyle ulkede?

5. 1996 ve 2003'de dolar cinsi faizin %30lari asmasi, krizin etkisinin atlatilmasi ile, deger kaybeden liranin tekrar deger kazanmasi ile ilgili, yuksek tl faizinden degil. 1999'da faizlerin tekrar %30lari asmasi ise, borclanma faizinin artmasindan. 2004'den sonra hem TL faizleri iniyor, hem liranin deger kazanmasi yavasliyor. Dolayisiyla dolar faizi de iniyor.



Read More!

Ağzına sağlık sayın Gürses

Uğur Gürses'in 20 Ekim 2006 tarihli Radikal'deki yazısı. Konu önemli, önemli olduğu kadar da güncel... Ağzına sağlık sayın Gürses...

"Ödemeler dengesi 'stok' değil, 'akım' tablosudur. Belli bir dönem için ne kadar giriş ya da çıkış olduğunu görmek mümkündür. Böyle bakınca, ağustos itibarıyla son bir yılda ülkeye giren doğrudan yatırım 18.5 milyar dolara ulaşmış. Bu tabloya girecek olan iki büyük kalem daha var. Bunlardan biri, Dexia tarafından satın alınan Denizbank için ödenen para olan 2.4 milyar dolar. Diğeri de Citibank tarafından satın alınan yüzde 20'lik hisse için ödenecek para olan 3.1 milyar dolar. Bu iki satış da, 2006 ödemeler dengesi sayıları içinde yer alacak. Böylece, son iki yıllık dönemde Türkiye'ye giriş yapan doğrudan yatırım miktarı toplamda 30 milyar dolara yaklaşacak.

Bazı ekonomi yazarları hâlâ 'sıcak para', 'yüksek faiz, düşük kur' ve 'cari açık' konularında 'inciler dizerken', Türkiye farklı bir kulvara girmiş, farklı bir yere doğru gidiyor. 2001 yılındaki 'kendine güvensiz ülkenin', hâlâ 'çocukluk hastalığından' mustarip olduğunu sananlar yanılıyorlar. Bunu, bu ülkeye yüklü yatırım yapmak için bu paraları getirenlerin bize söylemesi ise üzücü.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar

Hâttâ bir ara, 'mevcut işletmelerin yabancılara satışının bize faydası yok' diye tutturanlar da oldu. Onlara göre, ülkeye gelen doğrudan yatırımcılar 'yeni işletme kurarlarsa' yarar sağlarmışız! Hani bu kadar da 'ileri gidenler' olmadı değil! Bankasını Dexia'ya satan Zorlu Grubu, parayı aldığının ertesi günü 800 milyon dolar tutarındaki vadesi gelmemiş tüm borçlarını kapattığını öğrendik. Bu miktar, başkalarına kaynak olmayacak mı? Ya da, Zorlu Grubu'nun elinde kalan tutar başka yatırımlara gitmeyecek mi? Hepsinin yanıtı 'evet'!'

Şimdi başka bir kapı açılıyor. Bu da, ülkeye gelen ve ulusal bankalarımızdan birini satın alan yabancı bankaların uzmanlık alanlarının farklı olmasının getirdiği bir olumlu taraf var. Örneğin bunlardan biri Dexia. Dexia kamu finansmanında dünya lideri bir banka. Bunun anlamı, kamu kesimindeki projelerin kaynak olanağına kavuşması demek. Tabii ki 'akıllı' ve rasyonel olanlarına.

Kamu kesiminde (kamu kuruluşları ya da belediyeler) proje denildiğinde, hemen akla gelen diğer soru, 'kaynak nereden?' sorusudur. Eskiden bunun yanıtı 'Hazine garantisi' biçimindeyken, 2001 krizi sonrasında bu olanak kalmadı. Hazine garantisi sınırlandı, o da belli projelere tahsis edildi. Kamuda, sadece 'dönüşü olabilen' projeler özel finansman olanakları bulabildi. Şimdi, kamu finansmanı konusunda lider bir banka, Türkiye'de yerleşmeye karar verdi, ulusal banka satın aldı.

Uzun yıllar Hazine yetkililerinin ve siyasetçilerin peşinde 'Hazine garantisi' için koşan kamu işletmeleri ve belediyelerin, akıllı bir strateji ve 'özel işletme' mantığı doğrultusunda bir özel banka ile proje kredisini konuşur duruma geçebiliyor olmaları gerekir. Eğer bunu başarırlarsa, bu alanda sağlanacak kaynağın boyutunu kestirmek çok zor olacaktır!

'Fonu sağlayacak olan' içeride banka satın alırken, yerel yönetimlerde de bu sinyali alıp iyi kullanabilecek olanlar için fırsat kapıda!
" Read More!

Yabanci Yatirimcilar

Turkiye'ye yatirim yapan yabancilar ile ilgili yazimiza bir kac ilave yapmamiz gerektigini farkettik. Hisse.net'te Cemal Erzengin isimli arkadasimiz yabanci takasi uzerine cok guzel bir yazi yazmis, profesyonel kose yazarlarinin yazamadigi cinsten (link icin Ekonomist Blog'a tesekkurler). (ekonomi nedir?)

Iflas Nedir  Borsa Nedir  Hisse Senedi Nedir  Risk Nedir  Libor Nedir  Ikame Etkisi Nedir

Kisaca ozetleyelim. Yabancilar (ve yandaki resimdeki vatandasa benzeyen biyikli yabancilar) Turkiye'deki hesaplarini %15 stopajdan muaf olan (Turkiye ile cifte vergi anlasmasi olan) 8 ulkeden birine aktararak islemlerini bu ulkeler uzerinden yapmaya baslamislar. Boylece bir cok Turk yatirimci istatistiklerde "yabanci" olarak gorunmeye baslamis ve sonucta da yabancilarin borsadaki payi istatistiklerin soyledigi %64.2 oraninin altinda bir rakama dusmustur.

Yabancilara stopajin kaldirilmasi yerli yatirimciya ise %10 stopaj uygulanmasi ise yakin bir zamanda borsadaki "yabancilarin" payini %70'in uzerine cikaracaktir. Demek ki "borsada yabancilarin payi" seklindeki hic bir habere kulak asmamak lazimmis. Read More!

Yabancilar ve Turkiye Yatirimlari

Aksam Gazetesinden alinti:

"Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun verilerine göre nisan sonunda 61.1 milyar dolar düzeyinde bulunan yabancıların Türkiye'deki hisse senedi ve diğer menkul kıymetlere ilişkin portföylerinin toplam tutarı, son 1.5 aylık dönemde 20.3 milyar dolar azalarak 40.4 milyar dolara geriledi. Yabancıların portföyünde yaşanan bu gerilemenin 14.6 milyar dolarının döviz kurundaki yükseliş ve hisse senedi ile Hazine iç borçlanma kağıtlarının fiyatlarındaki düşüşten, 5.8 milyar dolarının ise net çıkıştan kaynaklandığı tahmin ediliyor."

Sindirella Hikayesi  Tahvil Nedir  Gönüllü Çevreci Kuruluşlar  Çernobil Faciası  Türev Konu Anlatımı

Fazla yorum yapacak birsey yok, 6 milyar dolari disari cikarirken icerideki 15 milyar dolardan olmuslar. Sig finansal piyasalarin en onemli problemlerinden bir tanesi budur, o yuzden Turkiye gibi ulkelere ya kucuk miktarlarda para ile yatirima geleceksin ya da uzun vadeli yatirim yapacaksin. Simdiki calkantiya 6 milyar dolari disari cikarmak isteyen spekulatorlerin katkisinin onemli oldugunu dusunuyorum, o yuzden Merkez Bankasinin doviz satarak bu kisilerin ekmegine yag surmesine karsi cikiyorum. Ote yandan Merkez Bankasi da zor durumda, dolar kuru cok hizli yukari cikarsa icerideki yerli ve yabanci yatirimcilarin portfoyleri deger kaybettigi icin onlarin bir kismi da cikmak zorunda kaliyor (fonlarin yatirimcilari da paralarini geri isteyebiliyor). Nasil Turkiye'deki yatirimci her ayin basinda dusuk getiriye sahip fonlardan cikip yuksek getiriye sahip fonlara hucum ediyorsa yurtdisinda da oyle. O yuzden simdi yurtdisindaki ufak yatirimci gelismekte olan piyasalarin fonlarindan cikip Amerikan hazine bonosu vs. alma yoluna gidiyor. Bu cikislari onceden hesap edemeyen fonlar ise su an oldugu gibi nakit darligina dusuyor ve ellerindeki hisse senetlerini vs. ister istemez satmak zorunda kaliyorlar. Bu da hisse fiyatlarini daha da asagiya itiyor.

Resim Temmuz ayinin basinda daha da belirginlesecek. Read More!

Samanliktaki Igne

Sagolsun Hurriyet ekonomi muhabirleri hangi haberin onemli hangisinin onemsiz oldugunu hepimizden iyi biliyor ve bunu da attiklari basliklara yansitiyorlar. IMF bir rapor yayinlamis ve bu rapordaki en onemli haber olan "Turkiye'deki yuksek benzin fiyatlari" basliktaki yerini almis. Haberin icerigine baktiginiz zaman ise baska baska onemsiz konularla da karsilasiyorsunuz. Mesela soyle birsey:

"Dünyanın Ekonomik Görünümü raporunda, “Türkiye'ye kısa vadeli sermaye girişlerinin 2005'te yarı yarıya azalarak yüzde 37'ye gerilemesinden de görüleceği gibi, sermaye girişlerinin kompozisyonu, belirgin şekilde olumlu yönde gelişti. Ancak Türkiye, hala yatırımcı psikolojisinde meydana gelebilecek değişikliklerden olumsuz etkilenebilir” denildi."

Millet "sicak para akiyor, ekonomi yaniyor, sisiyor, balon oldu, patlayacak, sonecek" diye feryat ederken megerse 2005 yilinda ulkeye giren sicak para %50 azalmis. Rekor duzeydeki cari acik nasil finanse edilmis peki? Uzun vadeli sermaye girisiyle. Bence bu tur verileri mumkun oldugu surece arka plana itmeye devam edelim. Eger birileri bu verileri gozumuze sokarsa da bu sefer "uzun vadeli sermaye nedir? en degerli topraklarimizin, sirketlerimizin yabancilara satilmasi peskes cekilmesidir" diyerek soguk paraya yuklenelim. Nasil fikir ama? Milletin milliyetcilik damarina bastigimiz zaman basaramayacagimiz hic bir sey yoktur.

Haa, son olarak sunu da belirtelim: "IMF raporunda, emeklilik yasasının geçirilmesi, sosyal güvenlik gelirlerinin güçlendirilmesi, gelir vergisi reformu ve banka denetimlerinin daha da iyileştirilmesini öngören yapısal reformların, şu ana kadar devam eden güçlü ekonomik performansın sürdürülmesinde ve dış koşullardaki mevcut iyi ortamın tersine dönmesi olasılığına karşı dayanıklılığın artırılmasında kilit rol oynayacağı vurgulandı."

Yapisal reform nedir ki, ne onemi var. Onemli olan dunyanin en pahali benzininin Turkiye'de satilmasidir. Benzin niye pahalidir diye sormaya da gerek duyulmaz ayrica. Read More!