Ertuğrul Özkök etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ertuğrul Özkök etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Zamanın Ötesinde

Yaşadığımız dünyadaki köşe yazılarını bitirdik; bu yazıda paralel evrendeki köşe yazarlarından alıntılar yapacağız.

Ertuğrul Özkök 22 Ocak 2010 tarihli yazısında paralel evrenden bildiriyor:

Murat Bardakçı, 31 Haziran 2001 günü Hürriyet’te yayımlanan çok ilginç yazısında, Eyüp Mezarlığı için “Nakşi tarlası” deyiminin kullanıldığını söylüyor.

31 Haziran günü yayınlandığına göre bence okumaya değer bir yazıdır çünkü bizim yaşadığımız evrende Haziran sadece 30 gün.

Hıncal Uluç'un paralel evrenden hukuk felsefesi dersleri verdiği 11 Ocak 2000 tarihli yazıdan alıntı:

Uygar batı "Sokakta başıboş hayvan olmaz" ilkesini hiçbir ödün vermeden, en katı şekilde uygularken, bizim Çevre Bakanlığımız, 31 nisan 1998'de valiliklere şu çağdışı, insanlık dışı tebliği göndermiştir:

Sayın Uluç ne dese haklı. Çevre bakanı sadece hukukun ilkelerini değil fizik kurallarını bile ihlal edebiliyor ne yazık ki! Neyse ki sayın Uluç bu işleri çok iyi biliyor, çok yakından takip ediyor.

Altan Öymen'in 27 Aralık 2008 tarihli yazısından alıntı:

Anayasa Mahkemesi, bu itirazı inceledi. 31 Kasım günü kararını verdi.

Karar verme süreci çok zorlu geçmiş olmalı. Baksanıza, günleri bile şaşırmışlar.

Özdemir İnce'nin 13 Ekim 2010 tarihli yazısından alıntı:

Değerli okurlar, 26 Aralık 2007; 22, 23, 29 Ocak 2008; 2, 8, 9, 23, 30 Şubat 2008 ve 5 Mart 2008 tarihli yazılarımda yabancı dillerden de örnekler vererek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın örnek olarak aldığı, Nur Suresi’nin 31. ayetinin Türkçeye yanlış çevrilmiş olduğunu kanıtladım.

Sayın diyanet yetkilileri, lütfen değerli yazarımıza bu kadar çok mesai yaptırmayın. İyi gelmiyor.

Nuray Mert'in 19 Ocak 2010 tarihli yazısından alıntı:

Bakın, Berlin Duvarı’nın yıkışılının 20. yıldönümü münasebetiyle, yazılıp çizilenler arasında, Financial Times’ın Gorbaçov portresi yazısı bile, onu pek de olumlu bir çerçevede değerlendirmiyor (14 Kasım 2009). Bu yazıda, Gorbaçov, ne yaptığının farkında olmayan bir adam olarak değerlendirilmiş. Yine aynı münasebetle, The Guardian’da yayımlanan kendi yazısı da, mahçup bir kapitalizmin geldiği yer eleştirisi olmuş (31 Kasım 2009).

31 Kasım tarihi için bile gazetesine yazı yetiştirebildiğine göre Gorbaçov en azından çalışkan bir adammış bence.

Yıldıray Oğur'un 16 Mayıs 2010 tarihli yazısından:

27 Mayıs’ın 50. yıldönümünde ordu, devlet, darbecilerle birlikte hareket eden CHP ve darbenin PR’ını yapmış dönemin gazeteleri başta Menderes, Polatkan ve Zorlu ailelerinden ve Yassıada mağdurlarından özür dilemelidir.
Ne için mi mesela bunun için:

31 Kasım 1960 Pazartesi (*)

Yer: Yassıada

Saat: 13.30


Askeri darbe tabi bu. Kasım ayına "31 gün olunacaak, ol!" demiştir, Kasım 31 gün oluvermiştir. Emir demiri keser.

Halil Berktay'ın 21 Ocak 2010 tarihli yazısından alıntı:

31 Kasım’daki “Kemalizm ve Türkiye Solu” panelinde de söylemiştim sanırım : siyasette anlaşıyoruz da, teoride çok zor anlaşırız, yani hiç anlaşamayız demek lâzım.

Ben o paneli nasıl da kaçırdım! Ajandama not almıştım halbuki. Yoksa alamamış mıydım?

Yüksel Aytuğ'un 1 Mart 2007 tarihli yazısından alıntı:

Her yıl Oscar haftasında yılın televizyon yıldızlarına verdiğimiz Yakından Kumanda Oscar Ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu. Ödül töreni 29 Şubat 2007 günü Haymana Antik Tiyatro'da yapılacak ve CNN International'dan naklen yayınlanacak...

Şimdi gel de CNN International'a hayran olma. Adamlar paralel evrenden bile naklen yayın yapıyor!

Orhan Miroğlu'nun 29 Nisan 2009 tarihli yazısından alıntıyla kapatalım:

Atatürk’ün Heper’in kitabında da yer alan 31 Şubat 1931 tarihli Adana konuşması şöyle:

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Insider Trading Returns
Definition of Insider Trading Read More!

Medya savaşları-Severek izliyoruz

Siz Fenerbahçe-Beşiktaş maçındaki boktan futbolu izleyip gereksiz yere gürültü koparılan 90 artı beşteki golü mü tartışıyorsunuz? Bence hata yapıyorsunuz. Daha zevkli maçlar da var:

Ekşi Sözlük'ün sahibi Oktay Ekşi, pardon,...

Aydın Doğan'ın sahibi olduğu Doğan Medya'nın amiral gemisi Hurriyet gazetesinin başyazarı Oktay Ekşi fena sıkıştı. Kendisi önce durduk yere Star Gazetesi'nin başyazarı Mehmet Altan'a sataştı. Mehmet Altan'ın zehir zemberek cevabı gecikmedi. Buna karşılık Ekşi, Altan'a günümüzün Ali Kemal'i diyerek uzaktan bir şutla cevap hakkını kullandı.

Altan'dan tehditvari bir ikinci cevap geldi. ...

Derken Yeni Şafak gazetesinde Taha Kıvanç müstear ismiyle yazan Fehmi Koru iki yazıyla sağ kanattan tartışmaya katıldı: bir ve iki. Bu yazılardan Oktay Ekşi'yi meğerse gazeteciliğe başlatan kişinin Mehmet Altan'ın babası Çetin Altan olduğunu da öğrenmiş olduk.

Tartışmaya katılan diğer isim Sabah'tan Emre Aköz oldu. Emre Aköz bu yazısında Mehmet Altan'ın işaret ettiği yazı Oktay Ekşi'nin 25 Nisan 1998 tarihli 'Alçakları tanıyalım' başlıklı yazısının haber kaynakları olarak iki eski generalin ismini verdi. Aynı yazıda Cumhuriyet yazarı Oral Çalışlar'dan da alıntı yaparak sol kanattan kavisli bir ortayla Ekşi'yi köşeye sıkıştırdı.

Oktay Ekşi ise 'Andıç ulağı' suçlamasına maruz kaldığı 25 Nisan 1998 tarihli yazısını defansı beşleyerek şu yazıyla savundu. Mehmet Altan da Bir kuklaya andıç soruları yazısıyla duran topları ne kadar da iyi kullandığını hatırlattı.

Bizce daha maç bitmedi, tempolu bir şekilde devam edecek. Amiral geminin koramirali Ertuğrul Özkök henüz savaş çıkartmakla meşgul olduğu için bu deplasmana götürülmedi sanırım. Ayrıca Oktay Ekşi'nin kendine ait bir de Basın Konseyi var. Gerektiğinde oyuna girebilir, şimdilik saha kenarında ısınıyor.

Bu arada biz oynanan diğer maçlara geçelim. Milliyet'in tekaüdünü bekleyen yazarı Hasan Pulur, hiç çatılmayacak adama çattı: Engin Ardıç. (Engin Ardıçtan alacağım olsa istemem, Allah diline düşürmesin) Sırf yaşından başından utanmadan 'benim babamın de madalyası var beni neden kokteyle çağırmıyor Cumhurbaşkanı Abdullah Gül' diye mızırdayan Güngör Uras'ı koruma pahasına. Başka nedenler de var tabi. Pulur, Ardıç'a hayvan diyor. 'Ardıç kuşu' durur mu, o da Pulur'a özetle bunak ve gerizekalı diyor. Tabi bunu usturuplu şekilde söylemiş. (Bu arada Ardıç'tan Erdal İnönü'nün vefatı vesilesiyle bir Aslan Sosyal Demokrat yazısı beklenmekte ama o Amerika'daki lezbiyen demokratlara geçirmiş.)

Erdal İnönü hakkındaki bir yazı dolayısıyla medya savaşına giren kişi ise Sabah'tan Umur Talu. Umur Talu, Doğan Medyası'nın İnönü hakkında yaptığı bir haberi gündeme getirerek ikiyüzlü olmayın dedi. Buna karşılık cevap resmi kanaldan Aydın Doğan'ın avukatı kanalıyla cevap hakkı olarak geldi. Talu aynı yazının altında kendi cevabını da yazdı. Ben bu olayı daha önce kaç kez yazdım niye o zaman sesiniz çıkmadı da şimdi (Erdal İnönü ölünce) laf ediyorsunuz demiş. Talu'nun yazısı epey uzun.

Ha, bu arada bir alt kümede oynanan maçlarda ise Akşam'dan eşcinsel yazarımız Oray Eğin ile Radikal'in panter Emel'i Perihan Mağden kapışıyorlar. (Sayın Eğin'in cinsel tercihine bir diyeceğimiz yok, ama gazetecilik mesleğini de aynı şekilde yaparsa diyeceğimiz çok. Bu yüzden eşcinselliğini vurguladık.) Bu tartışmayı görünce her salataya maydonoz Ahmet Hakan balıklama dalmış, kıyısından köşesinden polemik kapayım ben de diye.

Burada en bokyedibaşı Ahmet Hakan oluyor sanırım. Onun için bir parantez açmaya değer: Ben o biçim dönerim, şarabımı da içerim maksat Ertuğrul Abi'me yalanmak. di mi Ahmet Hakan Coşkun abi! Ahmet Hakan'ın bir de Nişantaşı macerası vardır. Tam torunlara anlatmalık. Ha bir de Kevin Costner'a laf etmiş abim. Çok kötü yönetmenmiş de Su Dünyası fiyasko imiş de. (Ulan hödük, bu adamın ilk filmi Dances with the Wolves 7 Oscar almış. Ayrıcana Oscar aldı diye söylemiyorum güzel de filmdir. Ama sen o yıllarda tarikat şeyhlerini yalamakla meşgul olduğundan sinema ve tiyatro caiz değildi di mi? Ulvi Alacakaptan ve İbrahim Sadri hariç tabi! Peki Erbakan'dan kızını istemen bundan önce miydi sonra mı?) Neyse bu dallama, bir de bizim daha önce gündeme getirdiğimiz İlhan Selçuk-Fehmi Koru dalaşında aklınca otorite rolüne soyunup Faiz konusunda İlhan Selçuk haklı demiş. Bir evvelsi gün de Hıncal'a bir dalış denemesi. Oolum biraz dinlen yahu. Bir gün Hıncal'a bir gün Haşmet'e lafla yürümez bu gazetecilik işi. Ha pardon, Hürriyet'te yürür. Ama Allah'tan kimse iplemiyor bunu öyle mahalle arasında sahipsiz köpek gibi bir o duvara bir bu duvara işeyip duruyor. Herkes de acıdığından bazen kemik iki ekmek kırıntısı üç beş kemik atıyor, bunun hayatı da böyle geçiyor zahir.

Ha, bir de Perihan Mağden'in Fatih Altaylı'ya göndermesi var. Bunu da kayıtlara geçelim.

Ne dersiniz Fener-Beşiktaş maçı mı zevkli medya savaşları mı?

Not: Bu yazı aslında İzlenimler sitesinin yıllık izine ayrılması nedeniyle fırsattan istifade etmek amacıyla yazıldı. Fethi bey alınmasın, onun alanına girmeyeceğiz bir daha.
Read More!