Mehmet Altan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Altan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Babuğ'un hatası iktisat bilmemek

mehmet altan bugunki yazısında su tespiti yapıyor ki mukemmel.
"Hep söylerim, ‘iktisat’ bilmek pek bir işe yaramaz ama bilmemek büyük bir eksiğe neden olabilir...

Askerler hiç ekonomi konuşmazlar... Dün gibi hatırlarım 1971 Darbesi sırasında sıkıyönetimin ilk bildirilerinden biri et fiyatları nedeniyle kasaplara karşı yayınlanmıştı... Arz ve talep yasasının ‘emir’ dinleyeceğini sanıyorlardı.

Bizim Genelkurmay bugüne kadar ‘siyasi parti’ gibi davrandığı için Harp Akademileri’ndeki subayları da ‘iktisat’ ve ‘dünya sistemini’ anlamaya yönelik değil, ‘Ergenekon sanığı’ iktisat hocalarının propagandalarıyla eğitir...

Yoksa iyi bir eğitim almış bir kurmayın bu anlattıklarımı görmemesine imkan yok...

Başta söyledim...


İktisat bilmek pek bir işe yaramaz ama bilmemek büyük bir eksiğe neden olabilir...


Genelkurmay’a, kurmaylara doğru dürüst iktisat öğretin...

Orgeneral Başbuğ’un yanlışı da uluslararası ekonomiyi doğru dürüst okuyamaması, yeterince çözememesi oldu... ‘Askeri cumhuriyet’lerin çöküşe geçtiğini, demokratikleşme mecburiyetini göremedi..."

Read More!

Ekonomi Profesörünün Matematikle İmtihanı

Ekonomi Profesörü Mehmet Altan:

Bununla bağlantılı olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’de araştırma ve geliştirmeye ayrılan payı, 2003’te binde 48 oranındayken, yoğun çalışmalar ve teşvikler neticesinde binde 85’e kadar yükselttiklerini belirterek, “elbette bu oranı yeterli görmüyoruz. Hedefimiz yüzde 2” dediğinde seviniyor ve umutlanıyor insan.

Söz konusu pay binde 85'e ulaşmışsa zaten yüzde 8,5'e ulaşmış demektir. Eğer o orana ulaşmış olsaydı başbakan yüzde 2 hedeflemezdi. O oran binde 85 değil onbinde 85'tir. Bkz. Sanayi Bakanlığı Resmi Sitesi.

Bu tür hatalara Engin Ardıç'ın yazılarından alışığız (Bkz. TKP Oy Oranı, TKP'nin Aldığı Oy Oranı) ama bir ekonomi profesörüne hiç yakışmamış.
yüzde


It's the economy, stupid!
Emeritus
Raporlar Karıştı
11 Eylül
Sola Çekmek Read More!

Altan, Keynes, Friedman ve Para Politikası


Mehmet Altan, dunku köşe yazısında "Kriz yeni bir krize yol açabilir mi?" diye sormus ve uygulanan gevsek para politikasının yeni bir krize neden olabileceğini belirtmiş. Bu konuda bende yazarla hemen hemen aynı fikirdeyim, ama bana göre yeni bir krizden daha büyük bir olasılık oturmamış bir zeminde büyümeye çalışan ekonomilerin yaşayacakları uzun dönemli düşük büyüme oranları sorunu. bakıp görücez, bu durumda bazı parametrelere bağlı onların gelişimi bu durumun yeni bir krize mi? düşük büyüme oranına mı? yoksa isitkrarlı ve sağlam bir büyüme oranına mı dönüşeceğini belirleyecek. Bu arada yni bir kriz alternatifinin bir boom döneminin ardından gelme ihtimalinin çok daha fazla olduğunu da belirtmeliyim.

Tutumluluk  Inovasyon örnekleri  Türev Konu Anlatımı  EFT Nedir  Olasılık nedir    Ekonomi Nedir  Hisse Yorumları  Bilinçli Tüketici

Fakat Altan fikrini açıklarken şu cümleleri kullanıyor:
"Benim iktisatçı olarak endişem ise bu küresel krize uygulanan tedavi yönteminin de yeniden büyük bir krizi tetiklemesi."
"Kriz karşısında dünya ne yaptı?
1929 Krizi’nde Keynes’in önerdiği bir biçimde paraları basıp basıp dağıttı. "

Benim itirazım da bu noktada, Keynes "paraları basıp basıp dağıtın" diye bir önermede bulunmuyor. aksine paranın dolanım hızının istikrarsız olduğunu, para politikasının etkisi olabilse bile bunun uzun bir gecikmeye sahip olacağını ve bu politikların belirsizliği daha da artıracağını belirtiyor. hatta son tahilide de likidite tuzağına varıyor. yani etkisiz para politikası. Peki krizden cıkısın en etkili yolu olarak neyi öneriyor, devletin kamu harcamalarını artırması gerektiğini ve yine devletin yatırım işine girmesi gerektiğini -cunku hayvani icgudu sorunu var ozel tesebbuste- belirtiyor. bu durum efektif talebi artırarak sorunların cozumu olacak Keynes'e göre. Keynes'in ardından geliştiirlen basit Keynesyen modelde (şu 45 derece arz eğriisne sahip talebin kestiği noktada dengenin olustugu ve en basit ifadesiyle AD= C + I + G olan) para piyasası yoktur ve model tamamen reel unsurlarla işler. Sonrasında IS-LM modelinde monetaristlerin de artan eleştirileri ile birlikte para politikası Keynesyen sisteme girecek hatta zamanla dominant rol almaya başlayacaktır. Ortodoks Keynesyen yada Neoklasik-Keynesyen dediğimiz nokta da budur.

Friedman ve Schwartz'ın 1963 yılında yazdıkları "Money and Business Cycle" isimli çalışmaları ABD ekonomisinde Para arzı ile ekonomik faaliyetler arasındaki ilşkiyi incelemiştir.

Yukarıdaki grafik, 1929-1960 dönemi için ABD para stokunu göstermekte. eksendeki sayılar milyar dolar. koyu alanlar ise, para arzının azaldığı dönemleri gösteriyor. yazarlar, bu incelemeleri sonucunda şu sonuca varmışlardır. 929 büyük buhranının baş sorumlusu para arzını daraltan (1929-1933 döneminde % 35.2!) FED'dir. nitekim bundan sonraki dralma dönemleri de para arzındaki azalma dönemleri ile uymludur. bu durumu daha iyi gösterebilmek için aşağıdaki grafiği kullanmışlardır.
yukarıdaki grafik 1899-1960 dönemi için para arzı ve safi milli hasıladaki (gelir) yüzde değişimi göstermektedir (doğal log uzerinden). yazarlar bu analizden şu sonuca varmışlardır. para arzı ile ekonomik büyüme arasındaki yakın bir ilişki bulunmaktadır. Sonuc acıktır, paracı okul IS-LM modelindeki LM in önemine vurgu yapmış, Merkez Bankalarının kafalarına göre hareket etmemesi gerektiğini vurgulamış, hatta sabit parasal genişleme ornaı kuralını önermişlerdir. Sonuc, Keynesyen maliye politikasının ikincil plana itilmesi ve Mehmet Altan'ın bahsettiği para politikasının öne alınması olarak zuhur etmiştir.

Read More!

611... 1917... 1923...

Taraf'tan Ahmet Altan'ın bugunki yazısından...
"Roni dünkü yazısında Kemalist “çağdaşlığı” eleştirirken şöyle diyordu: “Çağdaşlığı ‘1923 Türkiye’sine ve tek bir kişinin mutlak idaresine duyulan özlem’ olarak yorumlayan...” Bu tek cümle ve “tarihî” vurgu aslında Kemalizm’in özünü ortaya koyuyor. Üstelik sadece Kemalizm’in değil, sosyalizmin ve Müslümanlığın da çok temel sorunlarından birine değiniyor bence.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir
Şu Mardin’deki katliama bakın. Katiller Müslüman. Mescitte namaza duran insanları gözlerini kırpmadan tarıyorlar. Bu ilk değil elbette. Camide epeyce insan öldürüldü İslam tarihi boyunca. Ama 2009’da bunun hâlâ sürmesi, büyük bir ihtimalle kendileri de Allah’a inanan, namaz kılan, oruç tutan insanların, “ibadet eden” kurbanlarını mescitte taramaları, bir “Müslüman ahlakının” en azından inançlı insanların bir kısmında henüz kökleşmediğini gösteriyor. Yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu söylenen bu ülkede, yolsuzlukların, hırsızlıkların, cinayetlerin, suikastların nasıl yaşandığını görüyoruz. Demek ki bu toplumda Müslüman ahlakı, inananların ruhuna pek nüfuz edememiş. Eğer “ahlakına” sahip değilsen o dine de sahip değilsindir. Benim bilebildiğim kadarıyla, din ibadetle değil, “ahlakla” başlar. Ahlak yoksa, din yoktur. Peki, bunca Müslüman’ın yüzlerce yıldan beri yaşadığı bu topraklarda İslam ahlakı neden köklenemedi?
Elbette bu sorunun cevabını benden çok daha ehil biçimde verecek insanlar var ama ben onların hoşgörüsüne sığınarak kendi görüşümü söyleyeyim. Gerçekten sağlam ahlaklı Müslümanların çoğu, kendi dinlerinin yaşanma biçimi olarak, Müslümanlığın çıktığı tarihin şartlarındaki yaşama biçimini görüyorlar. Bir Müslüman’ın 2009’da nasıl yaşaması, nasıl bir ahlaka sahip olması, hızla değişen hayatla nasıl bir ilişki kurması gerektiğine dair sağlam tasavvurları ve önerileri pek yok. Böyle yapmadığınızda, inançla hayat arasındaki bağı sağlam tutamazsınız, o bağ kopar ve oluşan boşluğa “ahlaksızlık” sızar. Sanırım bugün olan da bu. Müslüman âlimlerimiz, 2009 yılındaki hayatla İslam’ı biraraya getirecek yeni bir yorum, yeni bir anlayış ortaya koyamıyorlar, “din” hep “geçmişe bakmak, geçmişe hayran olmak” olarak algılanıyor. Dinin etkileyiciliği ve sahiciliği zedeleniyor. Müslümanlar, Müslümanları mescitte öldürüyor o zaman. ... Aynı zamansal kopukluğu solda da görüyoruz. ... Kemalizmin durumu da böyle." devamı yazıda.
Read More!

Bakış Açısı Farkı (Cari Açık): Ege Cansen&Mehmet Altan

Ege Cansen “Cari açık sistemiktir” diye başlığını bile anlamadıgim ve butununde de anlamsız buldugum bir yazı yazmış. Cansen, “Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek, "Cari açık, IMF’nin bize uygulayın dediği para politikasının bir sonucudur" dedi. Bakan Şimşek’in bu tespiti yüzde yüz doğrudur. Enflasyonla mücadele için Türk Lirası’nın faizi (sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ortamda) yüksek tutulunca şirketler ve bankalar, yurt dışından ucuz dövizle borçlanmakta, yabancılar da TL’li mali varlıklara yatırım yapmaktadır. Bu yüzden döviz arzı artmakta, arzı artan dövizin fiyatı düşmekte ve cari açık oluşmaktadır. Ekonomimizi kırılgan hale getiren "yüksek faiz-düşük kur" kısır döngüsü işte budur. Bakanın sözlerine niye itiraz edildi anlamadım” diyor. Onun Bakış Açısı bu…

Mehmet Altan’da “Kriz Kapıda mı” isimli yazısında Mehmet Altan’ın sözlerini yorumluyor, yazıdan bazı alıntılar: Bakan, Türkiye’nin birçok yapısal sorunu bulunduğunu, ancak bunlardan en önemlisinin ‘tasarruf açığı’ olduğunu söylüyor...Mehmet Şimşek, ‘tasarruf eksiğinin’ kendini:

-Yüksek cari açık,

-Ve yüksek faiz olarak gösterdiğini söylüyor...

Cari açık sorunun temelinde enerji ithalatı olduğunu, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlığını azaltmak için özel sektörün önünü açan yasal düzenlemeler yaptıklarını belirten Şimşek, yasal düzenlemelerin tamamlandığını, bu konuda hareketlenmenin başladığını, 3-5 yıllık vadede enerji yatırımlarının meyvelerini vereceğini kaydetmekte...

Hükümetin faiz ve kur konusunda bir politikası olmasının mümkün olmadığını, ülkeye sermaye giriş çıkışının serbest olduğunu, Merkez Bankası’nın da faizleri piyasa koşullarına göre belirlediğini vurgulayan Şimşek: ‘Fiiliyatta düşük kur var, çünkü ülkeye para giriyor. Yüksek faiz var, çünkü ülkenin riski yüksek. Borçlanması hala yüksek, sosyal güvenlik açığı yüksek, arada sırada siyasi kazalar oluyor’ demekte...

Yazı bu kadar, zaten başka söze de gerek yok!
Read More!

Medya savaşları-Severek izliyoruz

Siz Fenerbahçe-Beşiktaş maçındaki boktan futbolu izleyip gereksiz yere gürültü koparılan 90 artı beşteki golü mü tartışıyorsunuz? Bence hata yapıyorsunuz. Daha zevkli maçlar da var:

Ekşi Sözlük'ün sahibi Oktay Ekşi, pardon,...

Aydın Doğan'ın sahibi olduğu Doğan Medya'nın amiral gemisi Hurriyet gazetesinin başyazarı Oktay Ekşi fena sıkıştı. Kendisi önce durduk yere Star Gazetesi'nin başyazarı Mehmet Altan'a sataştı. Mehmet Altan'ın zehir zemberek cevabı gecikmedi. Buna karşılık Ekşi, Altan'a günümüzün Ali Kemal'i diyerek uzaktan bir şutla cevap hakkını kullandı.

Altan'dan tehditvari bir ikinci cevap geldi. ...

Derken Yeni Şafak gazetesinde Taha Kıvanç müstear ismiyle yazan Fehmi Koru iki yazıyla sağ kanattan tartışmaya katıldı: bir ve iki. Bu yazılardan Oktay Ekşi'yi meğerse gazeteciliğe başlatan kişinin Mehmet Altan'ın babası Çetin Altan olduğunu da öğrenmiş olduk.

Tartışmaya katılan diğer isim Sabah'tan Emre Aköz oldu. Emre Aköz bu yazısında Mehmet Altan'ın işaret ettiği yazı Oktay Ekşi'nin 25 Nisan 1998 tarihli 'Alçakları tanıyalım' başlıklı yazısının haber kaynakları olarak iki eski generalin ismini verdi. Aynı yazıda Cumhuriyet yazarı Oral Çalışlar'dan da alıntı yaparak sol kanattan kavisli bir ortayla Ekşi'yi köşeye sıkıştırdı.

Oktay Ekşi ise 'Andıç ulağı' suçlamasına maruz kaldığı 25 Nisan 1998 tarihli yazısını defansı beşleyerek şu yazıyla savundu. Mehmet Altan da Bir kuklaya andıç soruları yazısıyla duran topları ne kadar da iyi kullandığını hatırlattı.

Bizce daha maç bitmedi, tempolu bir şekilde devam edecek. Amiral geminin koramirali Ertuğrul Özkök henüz savaş çıkartmakla meşgul olduğu için bu deplasmana götürülmedi sanırım. Ayrıca Oktay Ekşi'nin kendine ait bir de Basın Konseyi var. Gerektiğinde oyuna girebilir, şimdilik saha kenarında ısınıyor.

Bu arada biz oynanan diğer maçlara geçelim. Milliyet'in tekaüdünü bekleyen yazarı Hasan Pulur, hiç çatılmayacak adama çattı: Engin Ardıç. (Engin Ardıçtan alacağım olsa istemem, Allah diline düşürmesin) Sırf yaşından başından utanmadan 'benim babamın de madalyası var beni neden kokteyle çağırmıyor Cumhurbaşkanı Abdullah Gül' diye mızırdayan Güngör Uras'ı koruma pahasına. Başka nedenler de var tabi. Pulur, Ardıç'a hayvan diyor. 'Ardıç kuşu' durur mu, o da Pulur'a özetle bunak ve gerizekalı diyor. Tabi bunu usturuplu şekilde söylemiş. (Bu arada Ardıç'tan Erdal İnönü'nün vefatı vesilesiyle bir Aslan Sosyal Demokrat yazısı beklenmekte ama o Amerika'daki lezbiyen demokratlara geçirmiş.)

Erdal İnönü hakkındaki bir yazı dolayısıyla medya savaşına giren kişi ise Sabah'tan Umur Talu. Umur Talu, Doğan Medyası'nın İnönü hakkında yaptığı bir haberi gündeme getirerek ikiyüzlü olmayın dedi. Buna karşılık cevap resmi kanaldan Aydın Doğan'ın avukatı kanalıyla cevap hakkı olarak geldi. Talu aynı yazının altında kendi cevabını da yazdı. Ben bu olayı daha önce kaç kez yazdım niye o zaman sesiniz çıkmadı da şimdi (Erdal İnönü ölünce) laf ediyorsunuz demiş. Talu'nun yazısı epey uzun.

Ha, bu arada bir alt kümede oynanan maçlarda ise Akşam'dan eşcinsel yazarımız Oray Eğin ile Radikal'in panter Emel'i Perihan Mağden kapışıyorlar. (Sayın Eğin'in cinsel tercihine bir diyeceğimiz yok, ama gazetecilik mesleğini de aynı şekilde yaparsa diyeceğimiz çok. Bu yüzden eşcinselliğini vurguladık.) Bu tartışmayı görünce her salataya maydonoz Ahmet Hakan balıklama dalmış, kıyısından köşesinden polemik kapayım ben de diye.

Burada en bokyedibaşı Ahmet Hakan oluyor sanırım. Onun için bir parantez açmaya değer: Ben o biçim dönerim, şarabımı da içerim maksat Ertuğrul Abi'me yalanmak. di mi Ahmet Hakan Coşkun abi! Ahmet Hakan'ın bir de Nişantaşı macerası vardır. Tam torunlara anlatmalık. Ha bir de Kevin Costner'a laf etmiş abim. Çok kötü yönetmenmiş de Su Dünyası fiyasko imiş de. (Ulan hödük, bu adamın ilk filmi Dances with the Wolves 7 Oscar almış. Ayrıcana Oscar aldı diye söylemiyorum güzel de filmdir. Ama sen o yıllarda tarikat şeyhlerini yalamakla meşgul olduğundan sinema ve tiyatro caiz değildi di mi? Ulvi Alacakaptan ve İbrahim Sadri hariç tabi! Peki Erbakan'dan kızını istemen bundan önce miydi sonra mı?) Neyse bu dallama, bir de bizim daha önce gündeme getirdiğimiz İlhan Selçuk-Fehmi Koru dalaşında aklınca otorite rolüne soyunup Faiz konusunda İlhan Selçuk haklı demiş. Bir evvelsi gün de Hıncal'a bir dalış denemesi. Oolum biraz dinlen yahu. Bir gün Hıncal'a bir gün Haşmet'e lafla yürümez bu gazetecilik işi. Ha pardon, Hürriyet'te yürür. Ama Allah'tan kimse iplemiyor bunu öyle mahalle arasında sahipsiz köpek gibi bir o duvara bir bu duvara işeyip duruyor. Herkes de acıdığından bazen kemik iki ekmek kırıntısı üç beş kemik atıyor, bunun hayatı da böyle geçiyor zahir.

Ha, bir de Perihan Mağden'in Fatih Altaylı'ya göndermesi var. Bunu da kayıtlara geçelim.

Ne dersiniz Fener-Beşiktaş maçı mı zevkli medya savaşları mı?

Not: Bu yazı aslında İzlenimler sitesinin yıllık izine ayrılması nedeniyle fırsattan istifade etmek amacıyla yazıldı. Fethi bey alınmasın, onun alanına girmeyeceğiz bir daha.
Read More!