Engin Ardıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Engin Ardıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tekalif-i Milliye Geri Ödendi Mi?

Engin Ardıç bugünkü yazısında Ayşe Hür'e bir soru paslamış:
7 Ağustos 1921 günü yürürlüğe giren "Tekâlif-i Milliye Kanunu" na göre (ulusal yükümlülükler yasası), Anadolu köylüsü orduya malzeme vermeye ayrıca mecbur tutulmuştur.
Ayrıca bütün yiyecek maddelerinin ve giyeceklerin yüzde kırkı! Her türlü makinenin yüzde kırkı! Bedeli ileride ödenmek üzere... (Ayşe Hür şu paraların ne zaman ve nasıl ödendiğini yazsa da öğrensek iyi olacak. Ödendi mi, ödenmedi mi, onu da bilmiyoruz.)

Sayın Ardıç'ın bu sorusu yıllar önce Vehbi Koç tarafından cevaplanmış:



What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Germany
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Ordu için gerekli malzemeler mağazalardan alınır, bedellerinin yüzde 60'ı ödenir, geri kalanı için de "Tekalif-i Harbiye" (savaş vergisi)denilen bir borç makbuzu verilirdi. Zaferden sonra bu paraların hepsi hükümet tarafından esnafa ödendi.
Vehbi Koç, Hayat Hikayem, (İstanbul, 3. Baskı, 1973), s. 29.

Ayrıca TC Merkez Bankası'nın internet sitesinin tarihçe sayfasında da şu bilgi var:

3- OSMANLI BORÇLARININ ÖDENMESİ

1928 yılında Düyun-u Umumiye İdaresi Türkiye'yi terkederek Paris'e gitti. 1933 yılında Türk hükümeti ile Düyun-u Umumiye İdaresi arasında bir anlaşma yapıldı. Buna göre, Türk hükümetinin ödemeyi taahhüt ettiği Osmanlı borçları makul düzeylere indiriliyordu.

Hükümet Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptığı iç borçlanmanın yıllık geri ödemesini üstlenmişti. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı sırasında halktan toplanan zorunlu iç borçlar (Tekalif-i Milliye) geri ödendi.
Sayın Ardıç yine de Ayşe Hür'e danışsın tabi. Biz Vehbi Koç ile TC Merkez Bankası'nın yalancısıyız.

Jonathan Auerbach’s Hound Partners
Curtis Schenker’s Scoggin
Roberto Mignone’s Bridger Management
David Tepper’s Appaloosa
Lee Ainslie’s Maverick Capital Read More!

Gençlerimiz ders çalışmayı bilmezler



Bizim memlekette, derse girilir, not tutulur, bir kenara atılır, ya da derse girilmez, bir arkadaştan not çekilir, nice sonra, sınav günü gelip çatınca oturup "hafızlama" ya da "inekleme" süreci başlar. Yani, "yumurtakapıya gelince" yöntemi geçerlidir.
Uykusuz geceler geçirilir, uykuyu geciktirmek için çok tehlikeli ilaçlar bile kullanılır... Sınav sabahı da şiş gözler ve kazan gibi kafayla okula gidilir... Sonra da ya çakılır ya geçilir.
Yıllardır gençlerimize, ders çalışmada "Amerikan yöntemini" salık veririm. Bunu bana 1970 yılında sevgili hocalarım Sheldon Wise, Larry Fisher ve Charles Gilchrist öğrettiler, saygıyla anarım.
Ders çalışmada ve dersi iyice öğrenmede Amerikan yönteminin bütün püf noktası, o gün öğrenilen dersi hemen o günün akşamında, sıcağı sıcağına gözden geçirmektir! Taze taze...
Sonra bırakın, bilinçaltınızda yatsın. Bir daha açıp bakmasanız da olur.

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir
Yani, ertesi günün sınavına değil, sınavına daha üç ay gibi uzun bir süre bile olsa o gün aldığınız derse çalışacaksınız, bu kadar basit.
Nasıl öğrendiğinizin farkına bile varmadan şıp diye öğreneceksiniz, ve sınav günü gelip çatınca bir de bakacaksınız, sınav için oturup ayrıca çalışmaya gerek bile kalmamış, çünkü "zaten" biliyorsunuz konuları!... Birileri o gece ineklerken siz sinemaya gidebilirsiniz! 
İster Namık Kemal İlkokulu birinci sınıfına gidin, ister Tıp Fakültesi son sınıfına, bu yöntem ve bu gerçek, her yaştan ve her düzeyden öğrenci için geçerlidir. (Engin Ardıç'ın Gençlerimiz ders çalışmayı bilmezler yazısından)


finaller doneminde sanırım universiteler, bir hatırlatma yapalım dedim. 
Read More!

Ezber bozumu-2

Bu da Engin Ardic'tan gelsin:
Atatürk demokrat değildi, otoriterdi.
Kurduğu rejim "bürokrasinin toplum üzerinde vesayeti" rejimidir, İnönü tarafından da pekiştirilmiştir, adamlar asıllarına aykırı bir iş yapmıyorlar!
Aslında bu bürokrasi de gökten zembille inmedi, Atatürk, Osmanlı'nın bürokrat vesayetini "radikalize" etti. Ona çağdaş bir görünüm kazandırdı. "Toplumun ağabeyi olan bürokrat" kimliğini, Hilmi Yavuz'un pek seveceği deyimle, "temellendirip yeniden üretti" ...
Yani, kökleri çok derinlerdedir "demokrat olmayan" vatandaşların...



Read More!

Ne biçim bir memlekettir ulan bu?

Ahmet Altan:
"Bu ülkede bunun söylenilmesinden hoşlanılmıyor biliyorum ama yeryüzünün en büyük acılarından birini çektiler.
Sakın “onlar da bizi öldürdü” demeyin.
Bunu söylemek gerçekten ayıp.
Rus sınırındaki Ermeni çetecilerle Bursa’daki Ermeni kadının, Adana’daki yaşlı adamın, Sivas’taki bebeğin ne ilgisi var...
Ermeni olmaktan başka?
İttihatçılar insafsız bir soykırım gerçekleştirdiler."

Engin Ardıç:
"Milli Savunma Bakanlığı'nın 1998 yılında yayınladığı resmi istatistiklere göre, kurtuluş savaşımızda "1 milyon şehit, 220 bin kayıp ve esir" vermemiş miydik yahu? Google'a sordum, böyle çıktı. Çoluk çocuk da bu rakamlar üzerine "blog" döktürüyor bilir bilmez... Sakın Birinci Dünya Savaşı'yla karıştırıyor olmayınız koçlar?
Bir başka kaynak da şehit sayısını 9 bin 167 olarak çok kesin, çok net veriyor ve bunda çok ısrarlı. Şehitlerimizin illere göre de dökümünü yapmış.
Kim yalan söylüyor? Haşa sümme haşa Atatürk söylemeyeceğine göre?
Döndüm baktım, birçok ahmak tarafından hala "kurtuluş savaşımızın muharebelerinden biri" sanılan Çanakkale çarpışmalarına...
Üç yüz bin, dört yüz bin falan derlerdi değil mi, şehitlerimizi? Resmi kaynaklarda hatta "253 bin" gibi kesin ve ciddi bir rakam da geçiyordu.
48 bin 148 çıktı.
Ne biçim bir memlekettir ulan bu?"

İyi ki bu memlekette Altan ve Ardıç gibi cesur kalemler de var.
Read More!

Medya savaşları-Severek izliyoruz

Siz Fenerbahçe-Beşiktaş maçındaki boktan futbolu izleyip gereksiz yere gürültü koparılan 90 artı beşteki golü mü tartışıyorsunuz? Bence hata yapıyorsunuz. Daha zevkli maçlar da var:

Ekşi Sözlük'ün sahibi Oktay Ekşi, pardon,...

Aydın Doğan'ın sahibi olduğu Doğan Medya'nın amiral gemisi Hurriyet gazetesinin başyazarı Oktay Ekşi fena sıkıştı. Kendisi önce durduk yere Star Gazetesi'nin başyazarı Mehmet Altan'a sataştı. Mehmet Altan'ın zehir zemberek cevabı gecikmedi. Buna karşılık Ekşi, Altan'a günümüzün Ali Kemal'i diyerek uzaktan bir şutla cevap hakkını kullandı.

Altan'dan tehditvari bir ikinci cevap geldi. ...

Derken Yeni Şafak gazetesinde Taha Kıvanç müstear ismiyle yazan Fehmi Koru iki yazıyla sağ kanattan tartışmaya katıldı: bir ve iki. Bu yazılardan Oktay Ekşi'yi meğerse gazeteciliğe başlatan kişinin Mehmet Altan'ın babası Çetin Altan olduğunu da öğrenmiş olduk.

Tartışmaya katılan diğer isim Sabah'tan Emre Aköz oldu. Emre Aköz bu yazısında Mehmet Altan'ın işaret ettiği yazı Oktay Ekşi'nin 25 Nisan 1998 tarihli 'Alçakları tanıyalım' başlıklı yazısının haber kaynakları olarak iki eski generalin ismini verdi. Aynı yazıda Cumhuriyet yazarı Oral Çalışlar'dan da alıntı yaparak sol kanattan kavisli bir ortayla Ekşi'yi köşeye sıkıştırdı.

Oktay Ekşi ise 'Andıç ulağı' suçlamasına maruz kaldığı 25 Nisan 1998 tarihli yazısını defansı beşleyerek şu yazıyla savundu. Mehmet Altan da Bir kuklaya andıç soruları yazısıyla duran topları ne kadar da iyi kullandığını hatırlattı.

Bizce daha maç bitmedi, tempolu bir şekilde devam edecek. Amiral geminin koramirali Ertuğrul Özkök henüz savaş çıkartmakla meşgul olduğu için bu deplasmana götürülmedi sanırım. Ayrıca Oktay Ekşi'nin kendine ait bir de Basın Konseyi var. Gerektiğinde oyuna girebilir, şimdilik saha kenarında ısınıyor.

Bu arada biz oynanan diğer maçlara geçelim. Milliyet'in tekaüdünü bekleyen yazarı Hasan Pulur, hiç çatılmayacak adama çattı: Engin Ardıç. (Engin Ardıçtan alacağım olsa istemem, Allah diline düşürmesin) Sırf yaşından başından utanmadan 'benim babamın de madalyası var beni neden kokteyle çağırmıyor Cumhurbaşkanı Abdullah Gül' diye mızırdayan Güngör Uras'ı koruma pahasına. Başka nedenler de var tabi. Pulur, Ardıç'a hayvan diyor. 'Ardıç kuşu' durur mu, o da Pulur'a özetle bunak ve gerizekalı diyor. Tabi bunu usturuplu şekilde söylemiş. (Bu arada Ardıç'tan Erdal İnönü'nün vefatı vesilesiyle bir Aslan Sosyal Demokrat yazısı beklenmekte ama o Amerika'daki lezbiyen demokratlara geçirmiş.)

Erdal İnönü hakkındaki bir yazı dolayısıyla medya savaşına giren kişi ise Sabah'tan Umur Talu. Umur Talu, Doğan Medyası'nın İnönü hakkında yaptığı bir haberi gündeme getirerek ikiyüzlü olmayın dedi. Buna karşılık cevap resmi kanaldan Aydın Doğan'ın avukatı kanalıyla cevap hakkı olarak geldi. Talu aynı yazının altında kendi cevabını da yazdı. Ben bu olayı daha önce kaç kez yazdım niye o zaman sesiniz çıkmadı da şimdi (Erdal İnönü ölünce) laf ediyorsunuz demiş. Talu'nun yazısı epey uzun.

Ha, bu arada bir alt kümede oynanan maçlarda ise Akşam'dan eşcinsel yazarımız Oray Eğin ile Radikal'in panter Emel'i Perihan Mağden kapışıyorlar. (Sayın Eğin'in cinsel tercihine bir diyeceğimiz yok, ama gazetecilik mesleğini de aynı şekilde yaparsa diyeceğimiz çok. Bu yüzden eşcinselliğini vurguladık.) Bu tartışmayı görünce her salataya maydonoz Ahmet Hakan balıklama dalmış, kıyısından köşesinden polemik kapayım ben de diye.

Burada en bokyedibaşı Ahmet Hakan oluyor sanırım. Onun için bir parantez açmaya değer: Ben o biçim dönerim, şarabımı da içerim maksat Ertuğrul Abi'me yalanmak. di mi Ahmet Hakan Coşkun abi! Ahmet Hakan'ın bir de Nişantaşı macerası vardır. Tam torunlara anlatmalık. Ha bir de Kevin Costner'a laf etmiş abim. Çok kötü yönetmenmiş de Su Dünyası fiyasko imiş de. (Ulan hödük, bu adamın ilk filmi Dances with the Wolves 7 Oscar almış. Ayrıcana Oscar aldı diye söylemiyorum güzel de filmdir. Ama sen o yıllarda tarikat şeyhlerini yalamakla meşgul olduğundan sinema ve tiyatro caiz değildi di mi? Ulvi Alacakaptan ve İbrahim Sadri hariç tabi! Peki Erbakan'dan kızını istemen bundan önce miydi sonra mı?) Neyse bu dallama, bir de bizim daha önce gündeme getirdiğimiz İlhan Selçuk-Fehmi Koru dalaşında aklınca otorite rolüne soyunup Faiz konusunda İlhan Selçuk haklı demiş. Bir evvelsi gün de Hıncal'a bir dalış denemesi. Oolum biraz dinlen yahu. Bir gün Hıncal'a bir gün Haşmet'e lafla yürümez bu gazetecilik işi. Ha pardon, Hürriyet'te yürür. Ama Allah'tan kimse iplemiyor bunu öyle mahalle arasında sahipsiz köpek gibi bir o duvara bir bu duvara işeyip duruyor. Herkes de acıdığından bazen kemik iki ekmek kırıntısı üç beş kemik atıyor, bunun hayatı da böyle geçiyor zahir.

Ha, bir de Perihan Mağden'in Fatih Altaylı'ya göndermesi var. Bunu da kayıtlara geçelim.

Ne dersiniz Fener-Beşiktaş maçı mı zevkli medya savaşları mı?

Not: Bu yazı aslında İzlenimler sitesinin yıllık izine ayrılması nedeniyle fırsattan istifade etmek amacıyla yazıldı. Fethi bey alınmasın, onun alanına girmeyeceğiz bir daha.
Read More!

Teşhis budur!

Arkandayız paşam, elimizde viski bardağı... Teşhis budur.

Vatan uğruna gerekirse Cabernet Sauvignon bile içeriz.

Engin Ardıç / Akşam Read More!

Bizim küfürbaz Engin Ardic...

"Bu arkadaşlar, hele hele birisi, borsayı, “vatan millet uğruna ilk feda edilebilecek gereksiz kurumlardan biri” olarak algılıyorlar. Hani resmi dairelerin “yangında ilk kurtarılacak evrak” dolaplarının tersi gibi bir şey...

Enflasyon üç aylık dönemde ilk kez “eksi veriyor”, ihracata dayalı büyüme gerçekleşti, dolar yerlerde sürünüyor, paramız bayağı önemli bir para oldu, borsa (Borsa Yorumları) tavan yaptı, yabancı sermaye kalktı geliyor, onlar hâlâ felaket bekliyorlar, memleket batsa da şu iktidardan kurtulsak...

Ot yeriz, zarar yok, yeter ki “first lady” tayyör-etek giysin, Afet İnan gibi.

Elbette işsizlik de tavan yapmıştır, elbette gelir dağılımı son derece adaletsizdir, “sizinki” gelse de bunları nasıl çözecek görsek."

Yazının tamamı için burdan buyurun. Read More!