Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Flas Haber: Teknolojinin Gucu

Simdi sizlere teknolojinin gucunu gosteren flas bir haber gececegim. Az once Radikal gazetesinin ekonomi bolumunde Kablosuz Modemin Sok Etkisi baslikli bir haber gordum. Haberde Hollanda'da yapilan bir arastirmada modemlerin yaydigi radyasyonun oradaki agaclar uzerindeki olumsuz etkisinden bahsediyordu. Eee, ne var bunda diyeceksiniz. Bunda bir sey yok. Haberin icerisine bir de resim koymuslar yan tarafa ekran ciktisini koydum. Resimdeki agac Amerika'daki agaclara o kadar cok benziyor ki anlatamam.

Amerika'daki -ozellikle New York'taki- agaclar sonbahar gelince sari-turuncu-kirmizi renge boyanirlar. Abartmiyorum, gercekten yapraklari kipkirmizi olan agaclar vardir. Gozleriniz sonbahar boyunca bayram eder. Radikal'deki resimde Amerikan agacina ek olarak parkin icerisinden gecen dar asfalt yok ve yolun kenarinda da dikili cesme var. Ayni bizim Central Park'takiler gibi diye icimden gecirdim. Yani Radikal Hollanda'da agaclari etkileyen bir haberden bahsederken gitmis Amerika'dan bir agacin resmini yaziya koymus diye dusundum.

Bu benim dusuncem ama kanitlayabilir miyim dersiniz? Internette milyarlarca resim arasindan ben Radikaldeki resmin nereden alindigini, nerede cekildigini nasil bulabilirim ki? Cevap basit.

TinEye isimli bir arama motoru. Resminizi siteye yukluyorsunuz veya resmin internet adresini giriyorsunuz ve o resme benzeyen tum resimleri karsiniza cikariyor. Ben de radikal'deki resmin adresini bu arama motoruna yukledim ve karsima resmin orijinal adresi cikti: iste burada.Resmin yaninda da copyright hakkinin Tatiana Grozetskaya isimli kadina ait oldugu New York'ta bir parkta cekildigi bilgisi var. Teknoloji nelere kadir degil mi?

Turkiye'de kac kisi internetteki resimlerin de copyright kapsamina dahil oldugunu, bu resimlerin izinsiz ve ucret odemeden alinamayacagini biliyor? Goruyorsunuz resimlerin orijinal kaynagina nasil saniyeler icerisinde ulasilabiliyor.

Bu yaziyi begendiyseniz twitter'da, friendfeed'de veya facebook'da paylasin. Insanlar da yeni bir sey ogrenmis olurlar.

Not: Bu yazinin sponsoru insider trading veri hizmeti veren Insider Monkey sitesidir. Read More!

Twitter Nasıl Para Kazanıyor?

Twitter, tüm dünya’da ve özellikle 2010 yılında Türkiye’de de popüler olmuş bir internet servisi. Daha önce Abdullah Gül’ün Twitter hesabı açtığından bahsetmiştik. Twitter’ın şu an itibariyle 100 milyona yakın kullanıcısı var ve her gün yaklaşık olarak 300.000 yeni kullanıcı kazanıyor. Yatırımcılar şu ana kadar Twitter’a toplam 160 milyon dolar değerinde yatırım yapmış durumda. Bu yazıda kısa sürede çok hızlı gelişim gösteren Twitter’in nasıl para kazanmayı planladığından ve İnternet’in gelişimini nasıl etkilediğinden biraz bahsedeceğim.


Öncellikle bilmeyenler için Twitter’in ne olduğunu kısaca açıklayalım. Twitter, kullanıcıların 140 karakterlik mesajlar yazdığı ve bu mesajların takipçiler tarafından okunduğu bir iletişim platformu. Bu hizmete micro-blogging de deniyor. Zaten Twitter’ın kurucularından olan Evan Williams, aynı zamanda Ekonomi Turk’ün de kullandığı Blogger’ın kurucusu.


Nükleer Nedir Yatırım Fonları Taksi Şöförü Borsa Tüyoları Borsa Nedir Zaman Nedir Pi Sayısı Nedir Enflasyon Nedir


Twitter’i sanatçılar, medya organları ve politikacılar kamuoyuna ulaşmak için kullanıyorlar. Twitter’i gerçekten özel yapan ise gelişmelerin değişik kaynaklardan gerçek zamanlı olarak takip edilebilmesine imkan vermesi ve herkesin interaktif olarak bilgi akışına katkı sağlayabilmesi. Bu bakımdan gündemin sadece konuşulduğu veya takip edildiği değil, aynı zamanda yaratılabilidiği bir ortam. Örneğin, dün gece yayınlanan Aşk- Memnu’nun son bölümü Twitter’da geçici olarak tüm dünyadaki en popüler konulardan birisi olmuş.


Twitter’in sağladığı servisler aracılığıyla değişen gündemi başka uygulamar da takip edebiliyor ve yeni uygulamalar geliştirebiliyorlar. Bu uygulamalar arasında en ilginç olanlardan biri de hisse senetleri ile ilgili gelişmeleri takip etmeye yarayan Stocktwits. HP’den iki araştırmacı ise Twitter’i filmlerin gişe performansını tahmin etmek için kullanmış ve %97.3 oranında başarılı olmuş.


Manipülasyon Nedir Küresel ısınma Karikatürleri Türk Bilim Adamı Liderlik Nedir? Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri Enformasyon Nedir Slogan Nedir Nükleer Santraller Devlet Nedir


Twitter’in ve benzer servislerin gerçek zamanlı olarak değişen gündemi, enformasyona erişimde yeni bir boyut sağlamış durumda. MIT’in yayınladığı Technology Review dergisine göre 2010 yılının gelişen en önemli 10 teknolojisinden biri olan gerçek zamanlı arama, aradığımız kelimelerle ilgili anlık gündeme ulaşmamızı sağlayan bir teknoloji. Bu teknolojiyi kullanarak bir yer ismi aradığımızda o yere dair anlık gelişmelerle ilgili enformasyona ulaşma imkanımız olacak.


Bir hacker tarafından ulaşılan ve internete dağıtılan projeksiyonlarına göre ise Twitter yönetimi 2013 yılında 1 milyar kullanıcıya ve yıllık 1.5 milyar dolar gelir elde etmeyi hedefliyormuş. Amacı da “gezegenin nabzı” olmakmış. Büyüme hızı ve kullanım alanları bakımdan bu ölçeğe ulaşma ihtimali bulunmasına karşın Twitter’in kullanıcı potansiyelini nasıl paraya dönüştüreceği henüz çözülmüş bir problem değil.


Şu an itibariyle Twitter’in sadece iki temel gelir kaynağı var. İlki, Microsoft ve Google’ın gerçek zamanlı arama yababilmek için Twitter'dan satın aldığı enformasyona karşılık yaptığı ödemeler. İkincisi ise Twitter'in kendi arama motoruna entegre etmiş olduğu reklamlar. Bu gelir kaynakları Twitter’in hedefleri göz önüne alındığında şimdilik çok mütevazi kalıyor.


Komünizm nedir Eğitim Nedir Dejavu Nedir Bilgi Nedir Wifi Nedir Inovasyon örnekleri Olasılık nedir


Bu nedenle Twitter yakın gelecekte kullanıcılarının profillerini inceleyerek onlara özel reklamlar göstermeye başlayacak. Gelir sağlamayı planladığı başka bir alan ise kullanıcılar ile ilgili verileri pazarlama araştırmaları yapan firmalara satmak.


Twitter’in şu an içinde bulunduğu durum, bedava web hizmetlerini karlı hale getirmenin ne kadar popüler olurlarsa olsun pek kolay olmadığını gösteriyor. Youtube da benzer şekilde çok popüler olmasına rağmen uzun süredir zarar ediyor. Google, bu sene Youtube’un ilk kez kar etmesini beklediğine dair açıklama yapmıştı. Kullanıcıların video yüklemediği, profesyönel yapımların reklamlarla beraber yayınlandığı bir video sitesi olan Hulu ise şimdiden karlı bir girişime dönüşmüş durumda.


İçeriği kullanıcıların ürettiği ve kullanıcıların para ödemeden kullandığı internet hizmetlerin nasıl karlı hale getirilebiliceği henüz çok açık değil. Bu tip hizmetler klasik medya'yı zarara sokmalarına ve onları tehdit etmelerine rağmen kendileri de çok karlı hale geçebilmiş değiller. Fakat bu problemlerini çözmeleri durumunda bu tip siteler kısa sürede dev şirketlere dönüşebilirler. Google’ın başarısının sırrı da arama teknolojisi geliştirmekten çok, dijital reklam satışlarında yaptığı inovasyonlar ve arama motoru geliştirmeyi çok karlı bir hizmete dönüştürmeyi başarmaktı.


Ekonom Türk'ü Twitter'da şu hesaptan takip edebilirsiniz: http://twitter.com/ekonomiturk


REKLAM:Ekonomi Turk 2 bloguna üye olun. Read More!

Nintendo Wii nedir, En ucuz Wii nereden alınır?

Nintendo Wii nedir? Wii satın alırken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? En ucuz Wii nederen satın alınmalıdır? Şeklindeki sorularınıza bu yazımla cevap vermeye başlayalım.

1 .Nintendo Wii nedir? Nintendo Wii, bir oyun konsoludur. Hali hazırdaki klasik oyun konsollarından en önemli farkı ise oyunlardaki hareketlerin aynısını yapmaya sizi teşvik etmesi, tembellik yapmak yerine eğlenirken ter atmanızı sağlamasıdır. Bana sorarsanız sorumlu bir anne-baba çocuğuna PSP veya Playstation almamalı, Wii almalı. (XBOX hakkında zerre bir fikrim yok) (Benim PS3’üm ve PSP’im var ama ben kendim ettim kendim buldum, babamın suçu yok)

2. Wii satın alırken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Wii’yi neden istediğinize karar verin. Çocuğunuz biraz eğlensin diye mi alıyorsunuz? Siz de oynayacak mısınız? Tek kişi mi oynayacak 2 kişi mi? (ek nunchuk ve remote control gerekiyor mu?) Wii Fit’e (fit olmanızı sağlayan bir ek pakett gibi düşünün) ihtiyacınız var mı? Wii Sports Resort alacak mıyım? Bunun için size biraz bilgi vereyim:

Wii Remote (wiimote) bildiğiniz uzaktan kumandadır. Veya oyun koludur diyebiliriz. En az bir tane olması gerekli, zaten standart wii paketinden çıkıyor.

Nunchuk Wiimote’a takılıyor, iki elinizi kullanmanız gereken oyunlarda kullanılıyor.

Wii Motion Smart yeni bir şey, remote control’ün kıçına takılıyor, hareketleri daha iyi algılamaya yarıyormuş. Bazı oyunlar bu olmadan çalışmıyor.

Wii Fit Yukarıda bahsettiğim gibi fit olmanızı sağlayan bir ek paket. Baskülümsü bir aletle geliyor, üzerine çıkınca sizi öçüp biçiyor, yoga filan yaptırıyor, kilo alınca kızıyor.

Wii’nin hali hazırda siyah ve beyaz modellerinin olduğunu ve scart girişinden TV’ye takılabildiğini de ekleyelim.

3. En ucuz Wii nereden alınır? İhtiyacınıza göre net fiyatlarla yazayım:

a) “Oğlan tutturdu al da al diye, iki gün oynayıp atacak biliyorum, durumum da yok” veya “ya bi alalım bakalım, ileride yavaş yavaş tamamlarız eksiklerini” diyenler, Mediamarkt’tan 499 TL’ye beyaz – normal wii alabilirler. İçinden sadece 5 oyunluk wii sports ve bir kol, bir nunchuk çıkıyor.

b) “İki çocuk var birbirleriyle oynasınlar” diyenler, “Lost bitti, ne yapacağımızı şaşırdık, neredeyse düzenli seks yapacağız” diyen çiftler, “Ev arkadaşımın kafasına kafasına vurmak istiyorum, ama bunu wii ile yapmak istiyorum” diyenler, yine MediaMarkt’tan 699 TL’ye siyah Wii alabilirler. İçinden iki kol, iki nunchuk, iki motion smart, bir de wii sports resort çıkıyor. Karşılıklı oynar durursunuz.

c) “Kocamın gözü dışarıya kayıyor, benim de kalçam, göbeğim durmadan büyüyor bu ikisine de bir çözüm bulun, kocam oyun oynasın, ben de azıcık spor yapayım, yoga yapayım, steps yapayım da bikiniye filan sığayım” diyenler, D&R’dan Wii Fit D&R paketini 699 liraya alabilirler. İçinden wii sports resort, 1 kol, 1 nunchuk, wii fit plus oyunu ve wii fit board (baskülümsü alet) çıkıyor.

d) Vatan Bilgisayar’da Wii Fit Plus, baskülümsüsüyle birlikte 220 lira. Hani lazım olursa.

Bu seçeneklerden uygun olanını seçersiniz. Kol, motion plus, nunchuk, ek oyunlar (super mario’yu bir de burada deneyin derim) filan da ister orijinal, ister internetten alabilirsiniz.

Ek: e) “Pahalı malı muhtemelen de teşhir ürününü bana kakalasınlar istiyorum, sorun çıkarsa da saçlarım dükülsün, hayattan soğuyayım istiyorum, almaya çalışırken de bir dövmedikleri kalsın, iki soru sorarsam terslesinler, çok iyi bildiğim halde beni kandırmaya çalışsınlar, örneğin motion plus’ı ikinci kol olarak kullanabileceğim yalanını söylesinler, o kullanılmaz öyle diyince ikinci bir kere daha terslesinler” diyorsanız, Teknosa’dan satın alabilirsiniz.



REKLAM:Ekonomi Turk 2 bloguna üye olun. Read More!

Dünyanın En Değerli Teknoloji Şirketi: Apple

Mayıs sonunda Apple, Microsoft’u geride bırakarak piyasa değeri bakımından dünyanın en değerli teknoloji şirketi oldu. Bugün itibariyle yaklaşık 230 milyar dolar piyasa değerine ulaşan Apple’dan daha değerli sadece tek bir Amerikan Şirketi var: petrol devi Exxon Mobil. 90’lı yıllarda neredeyse Commodore gibi batmanın eşiğine gelen Apple’in zirveye çıkış hikayesi ise oldukça ilginç.


70’li yıllarda Steve Jobs ve Steve Wozniak’ın kurduğu Apple, ilk kişisel bilgisayar üreticilerinden biri olarak kısa sürede en önemli teknoloji firmalarından birine dönüşüyor. 80’li yıllarda Steve Jobs’un Apple’dan uzaklaştırılması ve Microsoft Windows işletim sistemi kullanan PC sistemlerinin popülerleşmesiyle Apple giderek pazar payı kaybediyor.


90’li yıllarda ise iyice küçülen Apple’ın kaderi, eski kurucusu olan 96 yılında Steve Jobs’un tekrar CEO pozisyonuna atanmasıyla değişiyor. Jobs, hem Apple’in ürün yelpazesini basitleştirerek şirketi optimize ediyor hem de yeni stratejik pazarlarda öncü ürünlerin piyasaya sürülmesine ön ayak oluyor. Aşağıda şirketin hissesinin performansı -kırmızı Microsoft- ve önemli ürünlerinin çıkış tarihleri var:




  • iMac – 1998
  • iBook – 1999
  • iPod – 2001
  • Mac OS X – 2001
  • iTunes Store – 2003
  • MacBook (Intel İşlemcili) – 2006
  • iPhone – 2007
  • App Store + iPhone SDK – 2008
  • iPad – 2010

Bugün itibariyle Apple kişisel bilgisayar üreticisi olmanın dışında mobil cihazlar ve dijital medya dağıtımı konusunda çok önemli bir şirket haline gelmiş durumda. iPod, iPhone ve iPad gibi cihazları üreten Apple, iTunes Store ile mp3 formatında müzik satıyor. Şu an itibariyle Apple, yaklaşık %27 ile ABD’deki en büyük müzik dağıtımcısı konumunda.[1]


Apple’ın geliştirdiği her ürün tamamen yeni olmasa da, başarılı tasarımları ve kullanım kolaylığı yüksek ürünleri ile tanınıyor. Akıllı ve dokunmatik telefon olan iPhone’u geliştiren Apple, daha önce de grafik arayüzlerinin ve mouse’un kişisel bilgisayarlarda popülerleşmesini sağlamıştı.


Apple’in son dönemde başarılı olmasının en önemli nedenlerinden biri, geliştirdiği her mobil cihazın görüntülediği içeriği (müzik, film, kitap,gazete, uygulama) de satabileceği bir platformu iTunes Store örneğinde olduğu gibi geliştirmesi. iPod için müzik satan Apple, iPhone için ise başka firmaların geliştirdiği uygulamarı satabildiği bir platform geliştirdi.


iPhone AppStore’un ekonomisi şurada çok güzel bir biçimde görsel olarak anlatılmış. 2010 yılı itibariyle Apple, başka firma ve kişilerin geliştirdiği uygulamaları satarak AppStore üzerinden neredeyse her ay yaklaşık 75 milyon dolar civarı gelir elde ediyor. Yeni piyasaya sürülen iPad’ın de benzer şekilde gazetelerin ve dergilerin dağıtımında kullanılması planlanıyor.


Ek olarak, Apple tasarım ve pazarlama ile farklılaştırdığı ürünleri çok yüksek kar marjları ile satabiliyor. Şu linkte bir iPhone için üretim, maliyet, pazarlama ve yönetim masrafları çıkarıldığında geriye ne kadar kar kaldığı yaklaşık olarak hesaplanmış. İngiltere’de 400 pound’a satılan her bir iPhone’un 227 pound’u Apple’ın kar hanesine yazılıyormuş. Benzer yüksek kar marjları Apple’in diğer ürünleri için de geçerli. Özellikle yeni ürünler de kar marjları artıyor.


Yarın iPhone’un yeni versiyonunu çıkarması beklenen Apple’ın çıkardığı son ürün ise iPad. iPad bir kitap büyüklüğünde ve dokunmatik ekrana sahip bir tablet PC. iPhone’nun büyük bir kopyası olmakla eleştirilen iPad, aslında iPhone’nun öncüsü olarak başlatılmış bir projeymiş. Fakat Apple için ilk etapta iPhone gibi bir ürünü geliştirmek daha verimli ve karlı gözükmüş. Dolayısıyla yaygın kanının aksine iPhone'u iPad’in küçük bir versiyonu şeklinde düşünmek daha doğru.


Dokunmatik bir ekranı olan iPad’ın amacı bilgisayar kullanımını çok daha basitleştirmek ve daha doğal hale getirmek. Steve Jobs’a göre 10 yıl içinde laptop bilgisayarlar şu an trafikte kamyonların kaldığı gibi kalacak ve görece çok daha az kişi tarafından kullanılacak. Bu vizyona göre hemen herkes iPad, ve iPhone türü cihazlar kullanacak. Desktop bilgisayarlar, klavye ve mouse ise çok az kişi tarafından kullanılacak. iPad son 2 ay içerisinde 2 milyon adet satarak, beklentilerin şimdilik üzerinde bir performans gösterdi.


Apple’in iPad karşısında ilk rakibi Amazon’un üretmiş olduğu bir kitap okuma cihazı ve dağıtım platformu olan Kindle gibi gözükse de Apple’in uzun vadede rakibi Google olacak gibi gözüküyor. Google mobil cihazlar için Android isimli işletim sistemini geliştirdi ve bu sistemi kullanan Nexus One gibi akıllı telefonlar ve değişik mobil cihazlar piyasaya sürülmüş durumda. Microsoft ise Apple ve Google’a kıyasla bu alanda geride kalıyor. RIM’in ürettiği Blackberry’nin kullanım alanı ise çoğunlukla iş amacıyla kullanan kişlerle sınırlı ve daha geniş tüketici kitlelerine ulaşması beklenmiyor.


Şu an itibariyle Apple ile Google arasındaki yarışta Apple epey önde gidiyor. İşin ilginci geçmişte de buna benzer bir platform savaşı yarış yaşanmış ve Apple başta önde gitmesine rağmen, Microsoft Windows kullanan sistemler tarafından geçilmişti.


O dönemde de Apple kendi ürettiği donanımı üzerinde çalışan kendi platformunu pazarlarken, Microsoft şu an Google’ın Android’le yaptığına benzer şekilde farklı donanımlarda çalışabilen Windows işletim sistemini pazarlıyordu. Birçok teknolojik buluşu ilk kez Apple geliştirmiş olmasına rağmen, Windows daha açık bir altyapı üzerinde geliştirildiği için uzun vadede Apple fiyat / performans açısından geride kalmış ve kullanıcılar Windows’u tercih etmeye yönelmişti. Tarih bu bakımından tekerrür eder mi, bekleyip göreceğiz.


Apple ile son haftalarda gündeme düşen başka ilginç bir haber ise Apple’ın ürünlerini üreten Foxconn firmasının Çin’de yaklaşık 300.000 kişinin çalıştığı üretim kompleksinde yaşanan intiharlar oldu. Fabrikada sadece bu sene içinde 10 intihar yaşandı. İntiharların sebepleri net olarak açıklanmamış olsa da çalışma şartlarının ağırlığı olarak gösteriliyor. Bu haberler üzerine ürünlerinin boykot edilmesinden korkan Apple hemen “intiharların nedenlerini araştıyoruz, komisyon kuracağız” şeklinde açıklama yapmış. Bugün Reuters’de verilen bir habere göre Foxconn, fabrikada çalışan işçilerin ücretlerini performansa dayalı olarak %66’ya kadar arttırmış. Performans değerlendirme testini geçebilen işçilerin maaşları aylık 2000 yuan’a –yaklaşık 300 dolar- çıkarılacakmış. Fabrikadaki çalışma şartları ile ilgili Hürriyet haberi şu şekilde: Teknoloji Hapishaneleri İntihara Sürüklüyor Businessweek'te bu konu üzerine yazılmış bir başka güzel yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz.


Steve Jobs’un bu konular üzerindeki fikirlerini merak ediyorsanız, geçen hafta yapılan D8 konferansında sorulara verdiği cevapları izleyebilirsiniz.

Read More!

Gazetelerin Geleceği

Hepimizin bildiği üzere internet’in yaygınlaşması gazete ve dergi gibi kağıt üzerine basılan yayınların varlığını tehdit ediyor. Bedavaya ulaşabilecekleri düşündükleri birşey için insanlar artık para ödemek istemiyorlar. Üstüne üstlük bloglar, köşe yazarlarına kafa tutuyor ve onların yanlışlarını ortaya çıkarıyorlar. (bkz: Ekonomi Türk Kitabı) Bu nedenle ABD’nin prestijli yayın kuruluşları olan Wall Street Journal ve New York Times bile gelecekte varlıklarını nasıl sürdürebileceklerini ciddi olarak düşünüyorlar.


Öte yandan dijital medyanın gelişmesi konvansiyel medya için olumlu bir gelişme, çünkü baskı ve dağıtım masrafları bir gazetenin tüm giderlerinin yaklaşık yarısına tekabül ediyor. Fakat internet üzerinden elde edilen reklam gelirleri basılı medyaya göre şu an itibariyle çok daha düşük. Ek olarak, gazetelerin önemli bir gelir kaynağı olan seri ilanlar tamamen internete taşınmak üzere. Emlak ve satış ilanları için insanlar gazeteler yerine bu konuda özellişmiş web sitelerini tercih ediyorlar.


Dolayısıyla bir gazetenin editoryal kadrosundan, yazarlarından ve muhabirlerinden vazgeçmeden aynı kaliteyi koruyarak internet üzerinde varlığını sürdürmesi bugünün koşulları itibariyle mümkün değil. Tam da bu nedenle gazetelerin internet siteleri -özellikle ülkemizde- marka değerlerini düşürme pahasına daha fazla tık alabilecek haberlere ağırlık veriyorlar.


İnternet ortamını basılı medyadan farklı hale getiren başka bir unsur ise gazeteleri bir bütün olarak satın alırken internet’te sadece istediğimiz haberlere ulaşmamız. Bu nedenle internet’te reklamlarla daha kolay ilişkilendirelebilecek teknoloji, sağlık gibi konular daha fazla ön plana çıkıyor. Uluslarası politika gibi toplumsal açıdan önemli fakat belli bir reklamın iliştirilmesi zor olan haberler ise geri plana düşüyor.


Bu problemlere ilk akla gelen çözümlerden biri Financial Times ve Wall Street Journal’in uyguladığı abonelik sistemine geçmek. Bu gazetelerin sitelerindeki belli haber ve yazılara ulaşabilmek için okuyucular abone olmak zorundalar. Kurulan bu sisteme pay wall - ödeme duvarı deniyor. Ödeme duvarının arkasında bulunan yazılar en popüler olmayan fakat önemli olanlar arasından seçiliyor. Bunun sebebi popüler yazıların sitelere kullanıcı trafiği çekmesi , bu da reklam geliri ve daha fazla abonelik olarak geri dönüyor. Bu yaklaşımın mantığını bir WSJ yöneticisi olan Alan Murray şu linkte anlatıyor.


Haberleri ve yazıları ücretli olarak satmak bir çözüm gibi gözükse de aslında kesin bir çözüm değil. Öncellikle böyle bir sistemin kitlesel gazeteler yerine finans gibi daha özelleşmiş ve okuyucuların para ödeyebileceği alanlarda işe yaraması daha muhtemel. Bir diğer sorun ise sunulan hizmet ne kadar kaliteli olsa da bedavaya ulaşabilecek alternatiflerinin olması potansiyel pazarı küçültüyor.


Gazeteciliğin düşüşünden dolaylı olarak sorumlu tutulanlardan biri de arama motoru Google. WSJ’nin de sahibi olan Rupert Murdoch, Google’in çalışma prensipleri itibariyle telif haklarını ihlal ettiğini ve çok kurnazca bir iş modeline sahip olduğunu düşünüyor. [1]


İlginç biçimde Google ise zor durumdaki gazeteciliğin problemlerine çözüm bulmak için çalışmalar yapıyor. Google’un CEO’su olan Erich Schmidt konvansiyonel medyanın internet dünyasına taşınmasına yardımcı olabileceklerini iddia ediyor.[2]


Google’un temel becerisinin kullanıcıların istedikleri enformasyonu bulmak ve temel gelir kaynağının da internet üzerinden reklam satmak olduğunu düşününce, gazetelere Google’dan daha fazla yardım edebilecek başka bir şirket olmadığı görülüyor. Ek olarak, Google içerik üretmediği fakat içeriği kullanıcılara ulaştırdığı için gazetecilerin ürettikleri haberlere ihtiyacı var.


Benzer şekilde blogcular gazeteleri ve medyayı eleştirseler de, onlar da profesyonel medyanın ürettiği haberlerden fazlaca yararlanıyorlar. Hatta çoğu zaman bunu yaparken telif haklarını da ihlal ediyorlar.


Schmidt’e göre gazeteciliğin sorunu bir talep problemi değil bir iş modeli problemi. Yani gazeteciler yeni dönemde verdikleri hizmeti nasıl verimli biçimde ücretlendireceklerini bulabilmiş değiller.


Google ‘ın çalışmalarına göre gazetecelik gelecekte sürdürülebilir olması için şu üç alanda inovasyonlar yapmak zorunda: distribution(dağıtım), meşguliyet(engagement) ve monetization(ücretlendirme). [3]


Dağıtım: Gelecekte günlük gazetelerin kağıda basılıp, dağıtılmayacağı konusunda hemen hemen herkes hem fikir olmuş durumda. İleride gazeteler; internet siteleri ve mobil cihazlar(akıllı telefonlar, ipad,vs..) aracılığıyla kullanıcılara dağıtılacaklar. Dağıtım sürecinde farklılık yaratacak en önemli gelişmelerden biri de içeriklerin kişiye özel olarak değişebilirliği olacak. Herkes aynı manşeti görmek yerine belki de farklı manşetler ve içerik görecek.


Meşguliyet: Gazeteler düşüşte olsa da internet gazetelerini okumak için harcağımız zaman, basılı gazeteleri okumaya harcadığımız zamana kıyasla çok daha düşük. Bu süreyi geliştirmek için de gazeteler dijital ortamda okuyucular için çok daha interaktif bir ortam sunmak zorundalar. Başka bir deyişle okuyucuları, kullanıcılara dönüştürmeliler. Böylelikle bir kullanıcıdan elde edilen olan ortalama gelir, basılı gazetelerdekine yakın rakamlara ulaşacak. Aynı zamanda okuyucuların da katkılarıyla habercilik yapmaları ve gazeteceliğin daha demokratikleşmesi sağlanacak.


Ücretlendirme: Dijital ortamda gazetelerin ücretlendirilmesinin daha verimli olması, özellilkle reklamlardan elde edilen geliştirilmesine bağlı. Şu an dijital ortamdaki reklamlar basılı medyadakilere kıyasla çok daha az kazanç sağlıyor olsa da Google’un iddia ettiğine göre 10 sene içerisinde internet üzerinden satılan reklamlar basılı reklamlar kadar değerli olacaklar. Reklamların değerini arttıracak olan temel gelişme, reklamların okuyucuları daha iyi hedeflemesi olacak. Bu alandaki inovasyonlar Google’un başarısını da direk etkiliyor, çünkü Google da gazeteler gibi reklam satarak para kazanıyor.


Bu üç alandaki ilerlemeler yazılım teknolojisi ile gazeteciliğin beraberliği ile mümkün. Bu durumu gören Columbia Üniversitesi, bu sene içerisinde Master of Science Program in Computer Science and Journalism isimli yeni bir yüksek lisans program açtı. Bu programın hedefi hem bilgisayar bilimi hem de gazetecilik konusunda uzman kişiler yetiştirmek . Internet çağında haberciliğin problemlerine çözüm getirmeye çalışan başka bir akademik oluşum ise Harvard Üniversitesine bağlı Nieman Gazetecilik Laboratuvarı.


Google’ın baş ekonomisti Hal Varian’ın gazeteciliğin ekonomisinden bahsettiği ve çözüm önerilerinde bulunduğu bir sunumunun slaytlarına aşağıdan ulaşabilirsiniz.



Gazetecilik ve gazeteler gelecekte bildiğimiz şekliyle internet üzerinden devam etmeyecek gibi gözüküyor. Fakat kapitalizmin mekanizmaları ve girişimciler sayesinde bu boşluk bir şekilde doldurulacaktır. Cevap bekleyen bir başka önemli soru ise medya ile manipulasyon yapmanın gelecekte daha kolay olup olmayacağı olacak.


Gazetecilikteki gelişmelerin ve rekabetin NYT hisselerini nasıl etkilediğini merak ediyorsanız, bu konuda ekonomiturk2 blogunda Editor tarafından yazılmış yazılara bakabilirsiniz. Fakat öncellikle blog nedir yazısını okumalı ve ekonomiturk2 bloguna üye olmalısınız.


Read More!

Türkiye’de İnternet Bağlantı Kalitesi ve Kore’nin Ekonomi Türk’ü

Başlığa bakıp da ne alaka demeyin hemen açıklayacağım fakat önce geniş bant bağlantısı nedir onu kısaca anlatmam lazım. Geniş bant (broadband) bağlantı, internet’e yüksek hızda kesintisiz erişimine imkan veren bağlantı çeşididir. Geniş bant internet bağlantısı; ADSL, kablonet ve fiber optik gibi değişik teknolojik altyapıları kullanabilir.


Türkiye’de ağırlıklı olarak ADSL ve daha seyrek olarak kablonet kullanılıyor. Fakat daha yüksek hızlar için evlere ve ofislere fiber optik kablo döşenmesi gerekli. Yakın gelecekte de büyük bir ihtimalle bu teknoloji ile tanışacağız. İnternet altyapısı konusunda liderliğe sahip olan Japonya ve Kore’de ise OECD verilerine göre tüm geniş bant bağlantılarının yaklaşık yarısı fiber optik bağlantı kullanıyor.[1]


Geniş bant bağlantının yaygınlaşması, birçok uygulamanın hayata geçirilmesi ve toplumların bilgi toplumuna dönüşmesi açısından önem taşıyor. E-devlet, uzaktan eğitim gibi verimlilik arttırıcı birçok uygulamanın hayata geçmesi için özellikle şehirlerde geniş bant bağlantının yaygınlaşması gerekiyor. Gelecekte medya ve iletişimin neredeyse tamamının internet bağlantısı üzerinden yapılacağı öngörülüyor. Google’un yeni projesi olan Google TV, geleceğin nasıl şekil alacağı hakkında bize çok güzel ipuçları veriyor.


ABD yazılım teknolojisi bakımında lider olmasına rağmen geniş bant bağlantı altyapısı bakımından lider konumunda değil. ABD; Japonya, Kore gibi uzak doğu ülkeleri ile Kuzey Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde kalmış durumda. ABD’de ortalama internet bağlantı hızı 5.1 mb/s iken, Güney Kore(20.4 mb/s), Japonya(15.8 mb/s) ve İsveç(12.8 mb/s) gibi ülkelerde çok daha yüksek hızlara ulaşılabiliyor.[2] Japonya ve Kore’de internet ise sadece hızlı değil aynı zamanda çok da ucuz. OECD verilerine göre Mbit/s başına Kore’de 1.76 $, Japonya’da ise 2.33$ ödeniyor.[3]


Bir ülkedeki internet altyapısı ne kadar gelimişse ve internet ne kadar fazla kullanılıyorsa, temeli internet olan inovasyonların da o ülkelerin piyasalarından çıkma olasılığı da artıyor. ABD’de bu konuda geri kalmak istemediği için geçtiğimiz Mart ayında National Broadband Plan - Ulusal Genişbant Planı isimli bir plan açıkladı. Bu plana göre 2020 yılında kadar 100 milyon hanenin 100 mb/s hızına sahip bağlantıya sahip olması hedefleniyor. Wall Street Journal’deki bir habere göre planın hayata geçirilmesinin 25 milyar dolara mal olabileceği tahmin ediliyormuş.[4]


Pekiyi Türkiye’de durum nedir? OECD verilerine göre Türkiye’de her 100 kişiden 8.7 tanesi geniş bant bağlantı erişimine sahip.[5] Bu oran ile Türkiye 30 ülke arasında 29. sırada bulunuyor. Fiyat bakımından ise mb/s başına 17.64 $ ile 30 ülke arasında geniş bant bağlantının en pahalı olduğu 3. ülke konumunda. Ortalama bağlantı hızında ise 3.82 mb/s ile dünyada 63. sırada yer alıyoruz.[6]


Şu araştırmadan aldığım aşağıdaki grafikte dünya’daki değişik metropollerdeki geniş bant bağlantıya erişim oranı (penetrasyon) ve bağlantı kaliteleri gösterilmiş.




Üzerine tıklayarak daha büyük bir versiyonunu açabileceğiniz grafiğe baktığımızda İstanbul’un ancak Güney Amerika ve Afrika metropollerini geride bırakabildiği görülüyor. Grafikte genel olarak dikkat çeken bir nokta ise Kore'nin başkenti olan Seoul’un diğer metropolleri hem hız hem de penetrasyon bakımından sürklase etmiş olması.


Güney Kore, geniş bant bağlantısına yaptığı altyapı yatırımlarıyla biliniyor. Gelişmiş altyapı da en son inovasyon örneklerinin uygulanmasına ve Kore’nin internet teknolojileri konusunda söz sahibi olmasına imkan veriyor. Örneğin, bu altyapıyı kullanarak elektrik enerjisini bile daha verimli bir şekilde yönetmeyi planlıyorlarmış.[7]


İnternet kullanımı bu kadar yaygın olunca Ekonomi Türk gibi blogların da okunurluğu ve etkisi de o ölçüde artıyor. Geçtiğimiz yıllarda özellikle finansal kriz döneminde bir ekonomi blogçusu olan Minerva’nın gönderdiği yazılarının her birini yaklaşık 100.000 kişi okuyormuş. Krizin başlarında başarılı tahminler yapan Minerva’nın yaptığı finansal yorumlar o kadar etkili olmaya başlamış ki karamsar yorumlarını beğenmeyen otoriteler Minerva’yı bilinçli olarak kamuoyunu manipule etmekle tutuklamışlar. Profosyönel olarak manipulasyon yapmadığı anlaşılan Minerva’nın kimliğinin ortaya çıkması ise Kore’de epey şaşkınlık yaratmış. Çünkü Minerva düşündükleri gibi başarılı bir finansçı değil sadece iki yıllık okul mezunu olan 30 yaşındaki bir işssizmiş!


Türkiye’de de internet yagınlaştıkça ve daha fazla kullanılmaya başlandıkça bu tip ilginç olayların yaşandığını göreceğiz. Yakın gelecekte özellikle orjinal içerik üreten kişilerin internet üzerinden çok fazla olmasa da hatırı sayılır miktar da para kazanması da şaşırtıcı olmayacak. Ek olarak, eğer teknolojik gelişime parallel olarak Türkiye’nin eğitim düzeyi ve teknolojik araçları verimli bir biçimde kullanabilme becerisi de gelişirse, Ekonomi Türk’te Deniz Baykal videosu başlıklı yazılar büyük bir ihtimalle görmeyiz.

Read More!

Teknoloji Haberleri 2010

Teknoloji haberleri 2010 yazımda teknoloji kullanımıyla ilgili özellikle Türklerin ilgisini çekecek bir örnek vereceğim. Başarı ve rekabet edebilmenin sırlarından bir tanesi de teknolojiye yatırım yapmaktır. Iş hayatı üzerine oldukça sade ama etkili yazılar yazan Uğur Ozmen Beckenbauer isimli savunma oyuncusunun nasıl olup da kimseden çalım yemediğini şu güzel örnekle anlatıyor:
Rakip oyuncuları filme çektirip izlediği öğreniliyor. Şimdiki gibi küçük el kameralarının olmadığı bir dönem. CD’yi takıp TV ekranından da seyredilmiyor… Birilerini tutup rakip oyuncuyu filme çektireceksin. Evinde film seyretmek için makaralı bir makinen ve perden de olmalı… Öylesine külfetli bir iş aslında…
Futbol ile hemen hiç ilgim yok. Bu yazının aklımda kalmasının nedeni, Beckenbauer’in mesleğine olan saygısı… Profesyonellik anlayışı… Olağanüstü yeteneğine güvenmemesi… Üzerine daha fazla çalışması… Hep daha iyiye yönelmesi
Teknoloji nedir sorusuna bir kez daha cevap verelim, teknoloji sunduğunuz ürünü rakiplerinizden daha kaliteli ve/veya ucuza sunmak için geliştirdiğiniz yöntemlere denir. Read More!

Kovboy Nedir? Kime Cowboy Denir?

Kovboy nedir, kime kovboy denir merak ediyorsanız çok güzel bir cevap vereceğiz. Aslında bu yazıyı Ekonomi Türk kitabının ikinci baskısına koyacaktım ama geçen hafta yazdığımız Deniz Baykal videosu yazılarının yarattığı hazımsızlığı azaltmak için kullanayım dedim. Geçen hafta yazdığımız Teknolojik Buluşlar ile Ücretler ve Işsizlik Arasındaki Ilişki başlıklı yazının bir benzerini şimdi okuyacaksınız.

Kovboy ingilizce cowboy kelimelerinden türkçeleştirilmiş bir kelimedir, cow inek, boy da oğlan demektir. Amerika’nın orta güney ucunda bulunan Teksas eyaletinden Amerika’nın ortasındaki Kansas eyaletine inek sürülerini götüren çobanlara Amerika’da kovboy deniliyor. Kovboyların bizim çobanlardan farkı bu 1600 kilometrelik yolu at sırtında katetmeleri ve sürülerini korumak için de silah taşımalarıdır. Iyi de bu adamlar manyak mı bu kadar uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkıyorlar?

Hikayenin ilginç tarafı bu. Teksas’ın özelliği Amerika’nın inek cenneti olmasıdır. Teksas’ta bir ineğin fiyatı 1870 senesinde $4 iken Amerika’nın doğusundaki sanayi eyaletlerinde aynı ineğin $40’dan satılıyor olması ortaya çok büyük bir ticaret fırsatı çıkarmış. O zamanlar doğudaki inek yetiştiricileri her ne kadar “Teksas’tan et ithalatı yapmak hayvancılığı öldürür; hem bu hayvanlar hormonlu yetiştirilmiş olduklarından bu kadar ucuzdur, ayrıca etleri helal kosher usüllere göre hazırlanmamıştır” şeklinde lobi yaparak et ithalatını engellemeye çalışsalar da başarılı olamamışlar:)

Teksas’ta inek ucuz ama Teksas’ta inekleri doğuya taşıyacak tren hatları yok, çünkü Teksas daha hala vahşi, medeniyetin uğramadığı bir eyalet imiş. En yakın tren hatları da 1600 kilometre kuzeydeki Kansas’ta. Iç savaş sona ermiş ve iş bulma umuduyla batıya akın eden maceracı gençler günlük $1 karşılığı kovboyluk yapmaya başlamışlar. Kovboyların üçte biri de savaştan sonra özgürlüklerini kazanan siyahi Amerikalılarla Meksikalılarmış, kovboy filmlerinde bunların zenci kovboy görmemek sizi yanıltmasın.

Kovboyluk sadece 20 sene süren,senede 4 milyon hayvanın batıdan doğuya taşındığı bir meslek olmuş. Kovboyluğu başlatan demiryolları Teksas’a tren yollarının gelmesiyle kovboyluğu bitiren teknolojik gelişme de olmuş. O sıralarda Teksas’ın Dallas kentinde kurulan Teksas Kovboylar Sendikası tüm kovboyların özlük hakları korunmak kaydıyla 38 yaşında emekli edilmesi, çalışanlara senede 30 gün ücretli tatil, yakacak yardımı, çocuk yardımı, ücretsiz sağlık sigortası, ücretsiz yemek ve servis olanaklarının sağlanması için açlık grevi başlatmış, demiryolları işgal edilerek eylem yapılmış, bir grup kovboy da “Washington’un şişmanı, kovboy düşmanı” ve “kovboyuz, haklıyız, kazanacağız” şeklinde sloganlar atarak Washington’a yürüme eylemi başlatmışlar. Ancak Washington’dan “kafayı mı yediniz siz? Burasını Türkiye mi zannettiniz geri zekalılar” cevabını aldıktan sonra eylemlerine son vermişler.

Neticede kovboyluk mesleği çok büyük ölçüde ortadan kalkmış ama doğudaki insanlar daha ucuza ve daha çok et yeme imkanına kavuşmuşlar. Eski kovboylara ne olmuş peki? Çok et yemekten kalp damarları tıkanan Amerikalıları tedavi eden şimdiki Teksaslı doktorların dedeleri olmuşlar. Yazımızı ideolojik bir cümle ile bitirelim: kapitalizm bir kapıyı kapatırsa daha büyük bir kapıyı açar. Read More!

Teknolojik Buluşlar ile Ücretler ve Işsizlik Arasındaki Ilişki

Bir kişinin ekonomiden anlayıp anlamadığını anlamanın en kestirme yolu onlara teknolojik buluşlar ile ücretler ve işsizlik oranı (veya istihdam) arasındaki ilişkiyi sormaktır. Işçilerin üretkenliğini arttıran, birim zamanda daha fazla üretim yapmalarını sağlayan teknolojik buluşlar işçilerin maaşlarını arttırır mı azaltır mı? Teknolojik icatlar şirketlerin daha az kişiyi çalıştırmasına mı neden olur, yoksa daha fazla kişiyi mi?

Ekonomiden anlamayan, ideolojinin içerisine batmış kişilere sorarsanız size verimliliğin artması sonucu şirketlerin daha az kişiyi çalıştıracağını, ücretlerin değişmeyeceğini hatta bazen azalacağını iddia ederler. Ekonomi teorisinin insanlığa en büyük katkılarından bir tanesi de yukarıda sorduğum sorunun cevabını vermesidir. Bu öyle kolay cevap verilen bir soru değildir, milyonlarca insan bu soruya yanlış cevap verdikleri için hayatlarından olmuşlar, yüzlerce yıl göreceli yoksulluk içerisinde yaşamaya ve zor tercihleri yapmaya kendilerini mahkum etmişlerdir. Kapitalizm ve liberalizm yukarıdaki soruya doğru cevap verdiği için başarılı olmuş, sosyalizm, komünizm, marksizm ve faşizm ise maalesef bu soruya doğru cevap verememişlerdir. O yüzden bu sorunun cevabının basit olduğu yanılgısına düşmeyin.

Bu soruya çok güzel bir örnekle cevap vereceğim. Dünyada özgürlüğün bayrağını taşıyan Amerika bu günlere büyük hatalar yaptıktan sonra ulaşmıştır. Bundan çok değil daha 150 yıl önce Amerika’da kölelik vardı, insanlar mal gibi alınıp satılıyordu. Hikayemiz 18. yüzyılın sonunda Amerika’da “cotton gin” adı verilen pamuğu çekirdeğinden ayırmaya yarayan aletin icat edilmesiyle başlıyor. O güne kadar bir işçi bir gün boyunca çalışarak yaklaşık yarım kilo pamuğu kökünden ve çekirdeğinden ayırabiliyor, oldukça zor bir iş bu (pamuk da cok hafif zaten). Pamuk makinası ise aynı işçinin üretkenliğini 50 kat arttırarak günde 25 kilo pamuk üretmesine olanak sağlıyor. Son derece radikal bir teknolojik buluş bu (bkz. teknoloji nedir). Dünyanın kaderini değiştiren cinsten. Şimdi burada bir dakika durun ve bu icadın Amerika’da pamuk üretiminde çalışan kölelerin sayısını nasıl etkileyeceğine cevap verin. Peki bir köleye bu iş için verilen ücretlere (bu durumda ücret köleyi kaçırıp Amerika’ya getiren köle tacirine veriliyor aslinda) ne olur?

Bu icattan önce Amerika’da köleliğin uygulamada olduğu 6 eyalette toplam 700 bin adet Afrika kökenli köle varmış. Icattan sonraki 50 senede köle sayısı hızla artmaya başlamış ve 1850 yılında 3,2 milyona yükselmiş, Amerikan iç savaşından önce bu rakamın 4 milyona yaklaştığı söyleniyor. Köleliğin uygulamada olduğu eyalet sayısı ise 15’e yükselmiş. 1860 yılında güneyde yaşayan her 3 kişiden bir tanesi köle imiş. Amerika yaptığı icat ile dünyanın geri kalanına kıyasla çok büyük bir rekabet gücü kazanmış ve pamuk üretimi Amerika’da o kadar yaygınlaşmış ki tüm dünya üretiminin %70’ine yakınını Amerika yapmaya başlamış. O zamanın endüstri devi olan Ingiltere’nin pamuk ithalatının %80’i Amerika tarafından karşılanıyormuş.

Göreceğiniz üzere işçi üretkenliğini arttıran bir icat maliyetlerinizi düşürdüğü için rekabet gücünüzü arttırıp çok daha fazla üretim yapmanızı sağlıyor. Yani teknolojik icattan sonra üretim miktarı sabit kalmıyor ki daha az işçi çalıştırasınız, aksine talep o kadar hızlı artıyor ki dünya üzerinde giyecek donları olmayan milyonlarca insan sizin ürettiğiniz pamuktan yapılan donları giymeye başlıyor. Ideolojik yorumcular teknolojik gelişmelerin bu boyutunu kavrayamayan, pastanın boyutu hep sabit kalıyor şeklinde ölümcül bir yanlış varsayım yapan insanlardır.

Peki teknolojik gelişmeler işçi ücretlerini nasıl etkiler. Cotton gin buluşundan önce bir erkek köle pazarda $100 civarında bir ücrete satın alınıyormuş. Köleliği savunduğumuz gibi bir yanlış düşünceye kapılmayın, bundan daha insanlık dışı başka bir uygulama olabilir mi bilemiyorum, bu uygulamanın da Amerika gibi ülkede 150 sene once yapılıyor olması ise ayrı bir utanç kaynağı, hala bunun yaralarını sarmaya çalışıyor ülke. Icattan sonra kölelerin ücretleri ne olmuş peki? Ilk etapta $100’dan $200’a çıkmış, o sırada ortaya elinde kalın bir klasörle eski DPT müsteşarı olan bir köşe yazarı peydahlanmış ve köle fiyatlarında balon oluştu, bu böyle gitmez diye bir yorum yumurtlamış. (Evet, taa o zamanlarda dahi DPT kökenli köşe yazarları varmış, ben de şaşırdım :)) Lafı fazla uzatmadan bir erkek kölenin fiyatının $1000’a yükseldiğini, kadın kölelerin $800’a, çocuk kölelerin ise $500’a yükseldiğini söyleyelim. Yapılan açık arttırmalarda köle ailelerinin rutin olarak parçalandığını babanın, annenin ve çocukların farklı farklı köle sahiplerine satıldığını belirtmeme gerek var mı bilemiyorum. Güneydeki en büyük köle sahiplerinden bir tanesi de George Mason isimli şahıstır, George Mason Üniversitesine gidenler akıllarının bir köşesine üniversitenin kökenin nereden geldiğini not etsinler.

Verimliliğin artması demek bir işçinin katma değerinin artması demektir. Bu da işçilere olan talebi arttırır, azaltmaz. O yüzden bir yandan üretim artarken bir yandan da piyasadaki işçileri istihdam etmek için şirketler daha yüksek ücretleri vermeye razı olurlar. Mikro ekonomide bu bahsettigimiz durumu aciklamak icin marjinal uretkenlik kavrami kullanılır. Şirketler işçilerin marjinal üretkenlikleri aldıkları ücrete düşene kadar işçi istihdam ederler, eğer marjinal üretkenlik bir inovasyon (bkz. inovasyon nedir) neticesinde yükselirse işçi ücretleri de yükselir, istihdam edilen işçi sayısı da. Mikro ekonomi dersinde hocalar teorik olarak bu konuyu anlattıkları vakit öğrenciler çok iyi anlamazlar. Eğer yukarıda verdiğim örnekle birlikte bu konu anlatılırsa öğrenciler hayatları boyunca unutamayacakları bir ders öğrenmiş olurlar (bu konuyla ilgili bir video hazırlayıp göstermek de lazım ama telif hakları vs. uzun iş).

Cotton gin makinesinin icadı Amerika’daki kölelik problemini azaltmamış aksine hem daha yaygınlaşmasına neden olmuş hem de ekonomik olarak çözülmesini imkansız hale getirmiştir. Bunun neticesinde de Amerika tarihinin en büyük savaşına sürüklenmiş ve insanlık dışı kölelik uygulamasına yüzbinlerce insan kanlarını dökerek son vermiştir. Amerika’da iç savaş neticesinde ölen insanların sayısı hem birinci hem de ikinci dünya savaşında ölen Amerikalilarin sayısından daha fazladır. Pamuk makinesinin icadından önce köle sahiplerine 70 milyon dolar ödeyerek ortadan kaldırılabilecek bir problem hem köle sayısının 5 kat, hem de köle fiyatlarının 10 kat artması neticesinde 50 kat daha büyük bir probleme dönüşmüş ve çözümü ancak kan dökerek gerçekleşmiştir.

Modern dünyada çalışma koşullarının ve ücretlerin iyileşmesinin en önemli nedeni işçi devrimi veya marksizm değildir. Işçilik ücretlerinin ve çalışma koşullarının iyileşmesinin nedeni işçilerin üretkenliğini arttıran teknolojik icatlardır. Kapitalizm bu yüzden mevcut sistemler arasında en insancıl ekonomik sistemdir. Sendikalar, işçi organizasyonları zorlayarak işçilerin ücretlerini ve çalışma koşullarını belki %20 iyileştirir, oysa teknolojik gelişmeler işçilerin ücretlerinin yuzlerce kat artmasını sağlar. Bu yazıda tartışılan kavramlarla alakalı olmayan başka bir sorum olacak, belki cevabını başka bir zaman başka bir yazıda veririm:

Neden Amerika’daki berberler saatte $20-30 dolara saç keserken, Hindistan’daki aynı yetenek ve kalitede saç kesen berberler saatte $1’ın altında bir ücrete saç keser? Peki Amerika ve Hindistan arasındaki ücret farkı bilgisayar mühendisleri için neden daha azdır? Read More!

Teknoloji ve inovasyon

Teknoloji Nedir ve inovasyon nedir burada daha once cevapladigimiz iki soru idi. Internet'te blogumuzda yazilan yazilari bizden izinsin alan bir cok site teknolojik yenilikleri kullanarak cok eski bir meslek olan hirsizligi icra ediyor. Gecen hafta tam tamina 4 farkli site ile calinti yazilar konusunda ugrasmak zorunda kaldim.

Bu siteler ya eleman calistirarak internetteki yuzlerce websitesinden icerik indirerek kendi sitelerini arama motorlarinda on plana cikariyorlar, ya da otomatik programlar kullanarak bu isi el degmeden yapiyor. Bu yazinin basligini da bizden bugunlerde sadece yazilarimizin basligini calan (RSS'lerimizdeki yazi ozetleri ve yazi metinlerini kaldirdigimiz icin ellerindeki program yazinin tamamini simdi calamiyor) Samanyolu.net sitesini afise etmek icin gecici olarak yazinin basligini "Samanyolu.net sitesi Hırsızlığın Kralını Yapıyor" seklinde degistirdim. Bakalim ise yarayacak mi?

Guncelleme: Samanyolu.net sitesi aynen dedigimiz gibi bizim yazinin basligini calmis, mal gibi meydana cikarmis hirsizligini. Bakalim ne zaman uyanip bu yaziyi kaldiracaklar. Read More!

Teknoloji Nedir?

Bu yazıda teknoloji nedir sorusuna cevap verecek ve teknoloji-kapitalizm ilşikisini inceleyeceğiz. Teknoloji; araçların, tekniklerin, zanaatlerin, yöntemlerin bilgisidir. Teknolojik bilgi ve buluşlar çok basit de olabildiği gibi çok karmaşık olabilir. Tekerlek, yazı, yol ve köprü yapımı, telgraf, uyduyla iletişim, canlıların klonlanması teknolojik buluş ve bilgilere örnek olarak verilebilir. Bazı akademisyenler yönetim (bkz: portföy yönetimi nasıl yapılır?) ve organizasyon süreçlerini de teknoloji olarak değerlendirmişlerdir.


Teknoloji’yi geliştirip, kullanabilmek ve bunu bir sonraki nesillere aktarabilmek insanı diğer canlı türlerinden ayıran belki de en önemli özelliktir. İnsan, doğal özellikleri itibariyle çevreye uyum konusunda diğer canlılardan geridedir. Teknik araçların yardımı olmadan ne diğer canlılar gibi avlanabilir ne de değişen iklim koşullarına uyum sağlayabilir. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan teknolojiyi kullanabilmesidir. Teknoloji yardımıyla insanlar değişik çevre koşullarına uyum sağlamakla kalmamış, çevreyi olumlu(bkz: ziraat mühendisliği nedir?) veya olumsuz(bkz: çernobil faciası nedir?) şekilde değiştirebilicek güce erişmişlerdir.


Teknoloji insanın varlığı kadar eski olsa da, teknolojik bilgi birikiminin özellikle son 300 yılda daha önce hiç olmadığı biçimde artmış olduğunu gözlemliyoruz. Bu gelişimin kapitalist ülkelerde, kapitalizmin yaygınlaştığı döneme denk gelmiş olması teknoloji-kapitalizm ilişikisini ilgi çekici bir konu hale getiriyor.


Genellikle kapitalizmin teknolojik gelişimi tetiklediği düşünülür. Kapitalizm sayesinde bir buluş yapmanın veya teknolojik bir inovasyon geliştirmenin ödülü hiç bir dönemde olmadığı kadar yükselmiştir. Bu nedenle hem kurumlar hem de bireyler teknolojik olarak yenilikler yapmaya çalışmışlardır. Mülkiyet haklarının gelişmesi, telif hakları ve patent kavramlarının gelişmesine öncülük etmiştir. Dolayısıyla kapitalizm doğası itibariyle teknolojik gelişimi hiç olmadığı kadar teşvik eden bir sistemdir.


Fakat tüm bu denklem içerisinde farketmemiz gereken iki önemli nokta daha olduğunu düşünüyorum. İlk nokta kapitalizmin ortaya çıkış süreci ile ilgili. Tarihin daha önceki dönemlerinde teorik olarak kapitalizmi uygulamak mümkün olmasına rağmen pratikte bunun pek mümkün olmadığını görüyoruz. Bunun da iki sebebi var: üretimin zanaate dayanması nedeniyle endüstriyel nitelik taşımaması ve ticaretle geçimini sağlayan güçlü bir sınıfın olmaması. Kapitalizm öncesi dönemde en değerli zenginlik kaynağı da toprak olduğu için, devletlerin ve feodal toprak ağalarının sözünün geçtiği bir dönem yaşandığını görüyoruz.


1700’lerden itibaren ise üretim araçları ve deniz yoluyla ticaretin gelişmesi ile yavaş yavaş burjuva sınıfı oluşuyor. Bu gelişmeyle beraber feodal düzen, uzun yıllar süren politik çatışmalar sonucu tarih sahnesindeki yerini kaybediyor. Bunun akabinde, 1800’lerden itibaren politik arenada yeni kavramlar popülerleşiyor: demokrasi, liberalizm, sosyalizm, komunizm, marksizm, vs.


Avrupa’nın diğer kısımlarından farklı olarak, ada olması itibariyle üretim tekniklerinin yanında denizcilik ve dolayısıyla ticaret konusunda önde olan İngiltere’nin, kapitalist gelişimin anavatanı olması bu bakımdan şaşırtıcı değil. Tabii, kapitalizm ve teknolojinin dünyanın belli bölgelerinde diğerlerine göre daha hızlı gelişmiş olmasının ardında birçok başka faktör daha var. Bu konuda daha fazla bilgi almak için Tübitak tarafından basılmış olan Pulitzer ödüllü Tüfek, Mikrop ve Çelik isimli kitabı okuyabilirsiniz.


Özetle, kapitalizm teknolojinin gelişimini teşvik ediyor olmasına rağmen belli bir teknolojik birikime ulaşmadan kapitalizmin uygulanması mümkün değildi. Nasıl bugün iletişim teknoljileri küreselleşmeyi mümkün ve belki de zorunlu kıldıysa, o dönemin teknolojik gelişmeleri de kapitalizmi mümkün kıldı.


Bir diğer önemli nokta da teknolojik ilerlemenin her geçen gün daha hızlı gerçekleşmesi. Bir alandaki problemler çözülse bile yeni alanlar keşfediliyor ve teknolojik birikimimiz üstel bir fonksiyonu andıran gelişim izliyor. Başka bir deyişle, bugün teknoloji 100 veya 50 yıl öncesinden çok daha hızlı ilerliyor. Peki bunun nedeni ne?


Teknoloji güncel hayatımızdaki sorunları çözerken aynı zamanda teknoloji ve bilimin daha hızlı ilerlemesine olanak sağlayan araç ve yöntemlerin gelişmesine de ön ayak oluyor. Örneğin, insanlar geçmişte makinaları elle çizerek tasarlamak zorundaydılar, bugün ise tüm makine mühendisleri bilgisayar destekli tasarım araçlarını kullanıyorlar. Bu sayede yeni teknolojik araçları daha hızlı ve ucuz biçimde üretebiliyorlar. Teknolojik gelişim hızının daha ne kadar artabileceğini merak edenler singularity – tekillik kavramı ile ilgili Wikipedia makalesine göz atabilirler.


Teknoloji nedir başlıklı yazımızı tamamlarken, blog’da daha önce teknoloji-kapitalizm ilişkisine dair yazılmış bir başka yazıya link vermeyi unutmayalım: Kapitalizm mi Teknolojik Gelisimden Cikar yoksa Teknolojik Gelisim mi Kapitalizmden?

Read More!