Turk ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turk ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ters Açı Borç Yazıları

Uzun süre Ekonomi Türk'te çok güzel yazılara imza atan barış kendi blogu ters açıda yazmaya devam ediyor. Geçtiğimiz 12 yıla yönelik oldukça sağlam borç yazıları serisi Türkiye'nin AKP dönemimdeki ekonomi yönetimine ışık tutarken AKP'nin iktidara gelişi ile çakışan ve AKP'nin iktidarda olduğu 12 yıl boyunca kısa bir ara hariç tam gaz devam eden iki büyük FED havadan para basma döngüsünün (biri 2001 Dot Com Balonu söndükten sonra başlayan ve 2008 Global Finansal Krizini hazırlayan düşük faiz dönemi ve ikincisi de 2008'den sonra QE1, QE2, ve QE Infinity olarak ard arda gelen ve önümüzdeki yıllardaki krizi hazırlayan para basma döngüsü) Türk ekonomisine etkisini gözler önüne seriyor.

Bugün insanlar neredeyse 100% politikaya konsantre olmuşken bu Ocak'ta biraz tattığımız ve önümüzdeki yıllarda acısını çok kötü yaşayabileceğimiz pek de iç açıcı olmayan borç problemi ile ilgili mutlaka okunması gereken yazılar. Erdoğan hükümetinin o zaman Kemal Derviş'in gazladığı ekonomik reformların momentumu sağolsun tam şişmediği için 2008 yılında krizin "teğet geçtiği" ekonomik balonu, 2008 sonrasının kötü ekonomi yönetimi ile AKP tarafından bugün bir kriz çıktığında tam göbekten vurulup patlayacak kadar büyüdü. Yönetimin, hele hele bu oy oranları ile ekonomi konusunda yanlışının farkına varıp da önlem almayacağı neredeyse kesin. Siz hangi partiden olursanız olun bireysel önleminizi alın. Borcunuzu kapamaya, birikimlerinizi arttırmaya ve "baba bu siteden evi 250,000 TL'ye şimdi almazsan yarın 400,000 TL olacak ve sen de çok ağlayacaksın" tadında "ekonomik baloooooooooonnnnnn" diye bağıran aptallıklardan uzak durmaya bakın. Özellikle vatandaşın borç durumu vahim görünüyor (Borç Yazıları (2)):

Türkiye’de vatandaşın mevduat bankalarından, taşıt, konut, düğün, nikah, boşanma kredisi adı altında aldığı toplam kredi miktarı 2002 yılının sonunda 6.6 milyar lira imiş. Enflasyonu hesaba katarsak bu rakam bugünün 5.9 milyar lirası kadar. Ya da başka bir hesapla o günkü dolar kurundan 3.8 milyar dolar. Aradan geçen on iki yıllık AKP iktidarında mevduat bankalarının vatandaşa verdiği kredi elli kattan fazla artarak 310 milyar liraya yükseldi. Yanlış duymadınız. Dilerseniz  rakamları şuradan siz de kontrol edebilirsiniz. Yıllık ortalama yüzde 43 oranındaki artış hızıyla vatandaşa verilen kredi 2013 sonunda tam 51 kat artarak 309.9 milyara ulaştı. Aralık sonu dolar kurundan 153.5 milyar dolar.Bu ne demek? Kabaca şu demek, nüfusumuzu 75 milyon kabul etsek yeni doğan bebsinden teneşirdeki mevtaya kadar herkesin kelle başı 2000 dolar borcu var demek. Bakın ne güzel korkuttum sizi.
Yazılar şurada :

Borç yazıları (1): Borçlanma, faiz enflasyon
Borç yazıları (2): Vatandaş ne kadar borçlu
Borç yazıları (3): Özel sektör ne durumda?


Read More!

Vefa Tarhan ekonomiyi yorumluyor.

CHP'nin yeni danismani finans profesöru Vefa Tarhan'in Global ekonomi ve Türkiye ekonomisi üzerine ağustos Cnbc-e de yayinlanmis olan mülakati ve ongoruleri.Doviz ve cari acik üzerine iddiali ongorulerde bulunuyor.

http://tvarsivi.com/player.php?y=3&z=2011-08-26%2016:10:00 Read More!

Turkiye ve Hindistan Ekonomileri

Yazar arayislarimiz suruyor. Yazar adaylarimiza yol gosteren yazilardan bir tanesini daha yayinladik. Emerging Market Stocks Losing Allure: Carry Trade Reverses baslikli yazimiz Turkiye veya diger ulkeler hakkinda yazilar yazmayi planlayan yazarlarimiz icin guzel bir ornek olusturuyor.

Amerikalilar Turkiye veya diger ulke ekonomileri hakkinda cok seyler bilmiyorlar. O yuzden de yazida onlarin anladigi konulardan bahsetmek lazim. Yaziya makro gelismelerden bahsederek basliyoruz. Makro gelismelerin ne oldugunu Google'da "emerging markets" seklinde arama yapip finans medyasinda son bir haftada cikan haberleri tarayarak gorebilirsiniz. Bu sekilde arama yapinca bu sene gelismekte olan piyasalardan para cikisi oldugunu gozlemliyoruz. Ayrica gida fiyatlari enflasyonu yasaniyormus ve bazi ulkeler buna faiz oranlarini arttirarak cevap veriyormus. Bu bilgileri yazimizda siraladiktan sonra bu sene basindan itibaren BRIC ulkelerinin borsalari nasil performans gostermis ona bakiyoruz. Yahoo Finance, Bloomberg, Google Finance gibi bir cok finans sitesinde bu ulkelerin borsa endekslerinin hangi seviyelerde oldugunu gorebilirsiniz, gecmis aylara ait verileri bulabilirsiniz. Ben genellikle Yahoo Finance kullaniyorum.

Yazinin ikinci bolumu asil vurucu darbeyi yazdigimiz yer. Ben yukarida linkini verdigim yazida hem Hindistan'dan hem de Turkiye'den bahsediyorum. Boylece yaziyi iki farkli kitleye hitap etmis oluyor. Bir tasla iki kus vurmus oluyorum. Hindistan'dan bahsederken yaziyi Hindistan'la alakali hisselerin performansina bagliyoruz. Bunun sebebi basit. Ne kadar cok hisseden bahsederseniz, o hisselere ait sayfalardan sizin yaziniza baglanti verilir, okuyucular gelir. Hindistan'la alakali hem ETF denilen borsada islem goren bir cok fon var, hem de bir cok buyuk hisse. Bunlardan yuzeysel sekilde bahsedip bir sonraki paragrafa geciyoruz.

Turkiye ile ilgili daha detayli bilgiler veriyoruz. Ticaret acigi artti, cari acik patladi, Mehmet Simsek sunlari dedi seklinde Amerikalilarin baska yerlerde kolay kolay bulamayacaklari bir kac bilgi verdikten sonra yine asil amacimiz olan Turkiye ile ilgili hisselerden bahsediyoruz. Amerika'da Turkiye ile ilgili belli bir hacme sahip sadece iki tane hisse var: Turkcell ve Garanti. Bunlarin haricindekileri takip eden yok. Garanti'yi bile takip eden cok az aslinda. Bunlara ek olarak borsada islem goren iki tane Turkiye ETF fonu var: TKF ve TUR. Asil okuyuculari cekecek hisseler bunlar.

Yine de toplamda bu yazinin 1000-2000'den fazla ziyaretci cekmesini beklemiyorum. Neticede bu alanlara genel olarak ilgi duyan insan sayisi az Amerika'da.

Umarim ne tur yazi yazmanizi bekledigimizi, daha dogrusu Amerikali okuyucularin bekledigini iyi anlatabilmisimdir. Read More!

Freakonomics'in Yapamadigi

WSJ'da Turkiye hakkinda bir yazi cikmis, Freakonomics blogu da bu yaziya ait linki vermis ama linke tikladiginiz zaman yazinin tamamini gorebilmeniz icin WSJ uyesi olmaniz gerekiyor.

Ote yandan ayni yazidan Turkish Economy blogunda ben de bahsettim ve yazinin tamamini gorebileceginiz linki de verdim. Nasil mi becerdim?

WSJ'da cikan yazilarin coguna Google News arama motorunu kullanarak ulasabiliyorsunuz. Ben de yazinin basligini arattim ve yazinin tamamina ulastim. Bilmeyenlere duyurulur.

Bu arada yazi da Turkiye'ye iyi gaz veriyor. Mehmet Simsek'ten iyi vitrin malzemesi olmus.
Read More!

Tam gaz popülizm

hiçbir şeyden çekmedi dünyada
nasırından çektiği kadar
hatta çirkin yaratıldığından bile
o kadar müteessir değildi
kundurası vurmadığı zamanlarda
anmazdı ama allahın adını
günahkar da sayılmazdı
yazık oldu süleyman efendi'ye


Türkiye ekonomisi popülistlerin elinden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi desek herhalde abartmış olmayız. Ekonomik anlamda değerlendirelim: 20. yy'ın başında İttihat ve Terakki'nin popülist ve basiretsiz politikaları bir imparatorluğun sonunu getirdi. Sonrasından Cumhuriyet dönemi ile birlikte uygulanan popülist ekonomi politikaları zaten kangren halindeki ekonomide gelişmenin önünü tıkadı. Savaş yıllarında Türkiye "başarılı(!)" bir politika ile savaş dışında kaldı ama yiyecek ekmek bulabilen haline şükrediyordu. (Gerçi kimileri Hitler'in yanında savaşa girme rüyası görüyordu ama Allahtan gerçekleşmedi.)

1950'ler İttihat ve Terakki-CHP evliliğinin yavrusu DP (ÖzCHP de diyebiliriz) eliyle uygulanan popülist politikaların gölgesinde geçti. 1960'lardan sonra Devlet Eliyle Planlı Sürünme Modeli başat görüş olunca DPT sazı eline aldı. Sonra da tüm zamanların en popülistleri Sülü ile Bülü milletin tepesine musallat oldu.

Özal'ın kısmen doğru politikalar uyguladığı ilk dönemi, Abi'si Sülü'ye taş çıkartan popülist uygulamalarıyla ikinci Özal dönemi izledi. 1990'ları anlatmamıza hiç gerek yok.

Yüz yıl boyunca uygulanan bütün popülist politikalar sefalet, yokluk, fakirlik, adaletsizlik ve krizden başka birşey getirmedi. Tabi malum çevreler mütiş bir el çabukluğu ve göz boyama numaraları ile bu krizlerin suçunu "sözümona" liberal politikalara çıkarmaya bayılırlar, bunu da unutmayalım.

2001 krizinden sonra mührü elinde bulunduran bürokratlar iktidarı (Derviş ve ekibi) ve bunu izleyen AKP iktidarı 2005 yılına kadar doğru politikalar uyguladılar. Ancak 2005 yılından itibaren neredeyse tek bir çivi bile çakılmadı. Bu gidiş hayra alamet değil. 2001-2005 arasında uygulanan doğru politikaların neticesinde enflasyon düştü, büyüme hızı yüzde 7.5 seviyesine ulaştı. Gelir dağılımı düzelmeye başladı, ülkede ciddi anlamda yatırımlar yapılmaya başlandı. Bu doğru politikaların etkileri hala devam ediyor.

Ancak 2005 yılından itibaren AKP iktidarı gerçek yüzünü ve sol kimliğini göstermeye başladı. Demek ki daha önceki popülist politikalardan ve bunların yarattığı cehennemden yeteri kadar ders almamışız.

İşte son bir haftada gözümüze takılanlar:

- Başbakan Erdoğan: "MB’nin özerk olmasının kararını veren de parlamentodur."

- Kent hastaneleri kurmak istediklerini söyleyen Başbakan Erdoğan, bu kapsamda Türkiye’nin en büyük hastanesinin İkitelli’de yapılacağını açıkladı.

- AKP'den Diyarbakır için 'Bedava elektrik' atağı

- Süper Lig'de temsilcisi bulunmayan illerin milletvekilleri ve bazı kulüplerin yöneticileri, Futbol Federasyonu'na ligden bir defaya mahsus düşmenin kaldırılmasını, TFF 1.Lig'den katılacak 4 takımla birlikte yola 22 takımla devam edilmesi önerisinde bulundu.

- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Hedefimiz şu; bu ülkede herhangi bir sosyal güvence kartı elinde olsun olmasın biri doğum mu yapacak, hemen istediği hastaneye gidecek, orada bu çocuk dünyaya gelebilecek. 18 yaşına kadar da Türkiye Cumhuriyeti devleti bakacak. Bunu batılı yapıyor da Türkiye Cumhuriyeti niye yapmasın?" dedi.

- Sosyal güvenlik tasarısının Meclis'teki çalışmalarını yöneten alt komisyon başkanı, AKP'li Zekai Özcan, düzenlemenin memurlarla ilgili hükümlerinin içine sinmediğini söyledi. Başkan Özcan, mevcut sistemde en büyük adaletsizliğin, devredilen Emekli Sandığı'nda olduğunu dile getirdi. Ne çıkmaz reformmuş şu Sosyal Güvenlik Reformu ama!

Yapılan KDV indirimlerini, teşvik uygulamaları altında milletin parasının peşkeş çekilmesini falan artık vak'a-yı adiye'den sayıyoruz. Seçimlerden bu yana kılını kıpıdatmayan hükümet, belediye seçimlerine göz önünde bulundurarak muslukları açmış durumda. Tekrar edelim: Bu gidiş hayra alamet değil.

Bu blogda krize gidiyoruz şeklinde öngörüde bulunan ilk yazar sanırım benim (Krize geri sayım). Ancak medyadaki dandik ekonomi yazarlarının kriz tellalığı ile karıştırılmamasını istiyorum. Büyük ihtimalle 2009'dan sonra yaşayacağımız kriz ABD ya da dünyada yaşanan ekonomik sorunlar nedeni ile değil, tamamen kendi yediğimiz hurmalar yüzünden olacak!
Read More!

2006'da GNP (GSMH) %6.0, GDP (GSYH) % 6.1 büyümüş

Bundan iki hafta önce ekonominin (GDP) 2006'da yüzde 6 büyüyeceği tahminimizi yazmıştık. Ekonomi ise yüzde 6.1 oranında büyümüş. Bu ufak yanılgı için okuyucularımızdan özür dileriz.

Tahminimizin geri kalan kısmı için beklemedeyiz.

Bu arada resesyon geliyor. Cari açık çok kötü fena.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Suyundan da..... Read More!

Balık hafıza Ne Demektir

Balik hafiza ne demektir ornekle anlatacagiz. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener "dalgalı kuru ve gümrük birliğini yeniden tartışmalıyız" demiş. Şeneri duyunca nedense Enis Öksüz'ü hatırladım. Eski ulaştırma bakanlarımızdan Enis Öksüz'ü hatırlar mısınız?

Bence yetmez. Gümrük birliği ve dalgalı kuru tartışmak yetmez. NATO ve CENTO'ya üyeliklerimiz de yeniden tartışılsın. Hatta Merkez Bankası bağımsızlığını da yeniden masaya yatırmalıyız.

2001 yılını herkes hatırlıyor da, 2000 yılını hatırlayanınız var mı? Aşağıdaki haber 15 Eylül 2000 tarihli Radikal gazetesinden:

"Hükümetin hızı kesildi

Çıkmaz denilen yasaları çıkartmayı başaran hükümet, ayrıntıda boğuldu. 1999 yılında 19 temel düzenlemeyi yapan koalisyon, 2000'de sadece Vakıfbank'a ilişkin KHK çıkartabildi

HANİFE ŞENYÜZ ANKARA - Tıkanan ekonomide yeni bir çıkış sağlamak ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme beklentisiyle, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile stand-by düzenlemesine imza atabilmek için birçok düzenlemeyi jet hızıyla parlamentodan geçiren hükümet, ek niyet mektuplarıyla verdiği taahhütleri çıkarmakta zorlanıyor. IMF ile Stand-by'ın imzalanması için önşart olan düzenlemelerin yanı sıra 1999 yılında 19 temel düzenleme yapmayı başaran hükümet, 2000'den itibaren hız kesti. 2000'de temel düzenlemelerden çok uygulamaya dönük 14 düzenleme yapılırken, bir tek Vakıfbank'ın özelleştirilmesine ilişkin kanun hükmünde kararname (KHK) çıkartılabildi. Çok sayıda kararname hükümet gündeminde. Hükümet stand-by düzenlemesinin IMF İcra Direktörleri Kurulu tarafından onaylanması için varılan uzlaşma çerçevesinde taahhütlerini geçen yıl büyük bir hızla yerine getirdi.

Her şey iyi gidiyordu

Onayın çıkabilmesinin önşartı olan bankacılık yasasındaki değişiklik, tahkimle deprem vergileri, 5 bankaya el konulması gibi temel düzenlemeler deprem gibi büyük bir olay yaşandığı dönemde çıkartıldı. Kamu personeline hedef enflasyon oranında zam uygulaması başlatan ve Hazine garantili kredileri sınırlayan bütçe kanunu gelen tüm baskılara karşın çıkarıldı. Bu düzenlemelerle, 2000 yılında uygulamaya konulacak istikrar programına zemin hazırlandı. Düzenlemeler Türkiye'nin üç yıllık bir süreçte IMF'den 4 milyar dolar, Dünya Bankası'ndan da yapısal reformlara bağlı olarak 5 milyar 250 milyon dolarlık kredi almasına olanak tanıyan stand-by anlaşmasının onaylanması sonucunu yarattı. Özellikle uluslararası piyasalar açısından büyük önem taşıyan ilk gözden geçirme programının kriterleri de yerine getirildi. Türk Telekom kanunu da bu anlaşmanın imzasından sonra çıkartıldı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu atamaları zamanında yapıldı. Ek niyet mektubunun onaylanması Tarımsal birliklere ilişkin düzenlemenin Meclis'e sevkinden sonra IMF İcra Direktörleri onayı alabildi. Bütçe içi 25, bütçe dışı iki olmak üzere toplam 27 fon kapatıldı. Tarım reformu çerçevesinde çiftçilere doğrudan gelir ödemesi pilot uygulaması başlatıldı. Geçici vergide yeniden üçer aylık beyan dönemi uygulamasına geçildi.

Gecikme arttı

İkinci gözden geçirme kriterlerinde ise gecikme biraz daha arttı. Meclis'in tatile girmesi nedeniyle, taahhüt edilen bu düzenlemeleri kanun hükmünde kararname yetkisi alarak yapmayı planlayan hükümet, önce irticacı devlet memurları kararnamesinin tartışmasıyla hız kesti. Bunların ardından çıkartılması gereken düzenlemeler koalisyon içinde yaşanan yoğun tartışmalara takıldı. Üç kamu bankasının özerkleştirilerek özelleştirilmesine imkân tanıyan KHK, uzun tartışmalardan sonra imza aşamasına getirilebildi. Sosyal güvenlik reformunu geliştirecek yasal düzenlemeler halen beklemede. Türk Telekom'da ise özelleştirmeyi geciktiren stratejinin yeniden değiştirilmesi gündeme geldi. Enerji piyasalarının düzenlenmesi, aralarında Tekel'in yeniden yapılanmasını sağlayacak üç yasa tasarısının da bulunduğu tarım reformunun geliştirilmesine ilişkin yasa tasarıları bekleyen düzenlemeler arasında yer alıyor. Bu arada, ikinci ek niyet mektubunda ağustos sonuna kadar kapatılacağı taahhüt edilen 20 fonla ilgili yasal düzenleme de henüz gerçekleştirilemedi."

Yine 2000 yılının Eylül ayında Enis Öksüz'ün "özelleştirecek sadece Telekom'u mu buldunuz?" şeklinde vatandaşın gönlüne taht kuran açıklaması gözüme takıldı.

Liderlik Nedir?   Küresel ısınma Nedir  Komünist Nedir  Komünizm nedir?  Kapitalizm Kapitalist nedir

Bugünlerde AKP hükümetinin söylem değiştirmesi 2001'de yaşadığımız krizden hiç ders almadığımızı gösteriyor. 1999 depremlerinin ardından hızlı reformlarla (bir de cep telefonu lisansı satışından gelen 2.5 milyar dolar ile) hızlı girilen 2000 yılında ne olmuştu kısa bir özet geçelim: Mayıs ayında cumhurbaşkanlığı seçimi (aaa ne tesadüf) sırasında Demirel'in süresini uzatalım manevrası sırasında ANAP'ın Yılmaz'ı köşke gönderme stratejisi nedeni ile üçlü koalisyon arasında (daha çok MHP-ANAP arasında) gerilim yaşanmaya başlandı. Haziran ayından itibaren koalisyon ortakları arasındaki çatışma ve tartışmalar ekonomik programı unutturdu. Daha sonra Yılmaz hakkındaki yolsuzluk iddiaları ile gerilim daha da yükseldi. IMF daha Haziran ayındaki niyet mektubunda "... in spite of these positive results, the work remains unfinished" dedi. Ağustos ayında programın yapısal göstergelerinden çoğu tutturulamamıştı. Türk Telekom'un özelleştirilmesi rafa kalktı. Sezer kamu bankalarının özelleştirilmesine ilişkin kanun hükmünde kararname (bir zamanlar böyle bir şey vardı di mi yaaa, doğan görünümlü şahin gibi)yi imzalamadı. Kasım ayına geldiğimizde IMF ile üçüncü gözden geçirme tamamlanamamıştı. Hikayenin gerisi malum.

Peki şimdi ne oluyor? Bunları neden yazdım? Hükümet 2002 yılından itibaren hızlı reformlarla hepimizi şaşırttı. Peki sonra? Sonra, önce yapısal reformlar yavaşladı ve durdu. Sosyal güvenlik reformu 2005 sonunda tamamlanması gerekiyordu diyeyim siz anlayın. 2007 başından itibaren özelleştirmeler rafa kalktı (hangisini sayayım?). IMF ile altıncı gözden geçirme tamamlanamıyor. Ekonomi bakanı Babacan -cağız -ceğiz'li vaatlerle önlem alınacağını söylüyor. Önlem alsınlar görelim. Benzer -cağız -ceğiz'leri rahmetli Ecevit ve onun Ekonomi Bakanı Zeki Önal'dan da duymuştuk. Bütçenin halini kaç gündür tartışıyoruz. Önceden her ay bütçeyi basın toplantısı ile açıklayan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan kayıplarda. Analizlerine güvendiğimiz ve sağlam politikalara desteği ile bilinen eski Merkez Bankası başkan yardımcısı Fatih Özatay bile patronu TOBB'un populist isteklerine populist diyemiyor. Bunu diyen Ugur Gurses'i eleştiriyor. Fatih Bey ekonomik büyümenin düşeceği bir yılda faiz dışı fazla oranının düşürülmesi gerektiğini hangi "debt sustainability" formülü ile açıklayacak acaba merak ediyoruz.

Gerçekten 2001'de yaşananlardan hiç ders almadık mı? Ahmet mi cumbaba olacak Mehmet mi, bu kadar çok mu önemli? Yapısal reform için bize illaki ya "deprem" yahut da "kriz" mi lazım? Read More!

Krize geri sayım

Sürekli okuyucularımız bizi uyguladığı ekonomik politikalar çerçevesinde AKP hükümeti yanlısı bir pozisyon takındığımızı, başarıları övdüğümüzü, hatta yeri geldiğinde savunduğumuzu bilirler. AKP bizim babamızın oğlu değil. Politikalarını beğenmemiz, desteklememiz, savunmamız da nedensiz değildi. Açıkçası ben, bundan beş sene önce Erdoğan ve arkadaşlarının düzgün ekonomi politikaları uygulama konusunda yeterli birikime sahip olmadıklarını düşünürken AKP takımı beni yanıltarak, biraz da şaşırtarak inanılmaz işlere imza attılar. Ciddi mesafeler alındı. Ancak problemlerimiz o kadar fazla ki, gelinen yer yeterli olmaktan uzak. Beklentimiz, düşüncemiz halk olarak 1990-2001 arası krizlerden ders aldığımız, AKP hükümetinin de önceki hükümetlerden farklı olduğu yönünde idi.

VOB nedir?     Taksi Şöförü   Borsa Tüyoları?   Olasılık nedir?   Enformasyon Nedir

Ancak açıklanan bütçe rakamları gösteriyor ki 2007 yılı ile birlikte AKP iktidarı maalesef gerçek yüzünü göstermeye başladı. Dört yıl boyunca tuttuğu polpülizm orucunu bozdu. (Bu yazıyı normalde bir ay önce yazacaktım ama Şubat ayının rakamları da açıklansın diye beklemiştim). Şubat ayı sonu itibarı ile, yıllık bütçe açığı 11.7 milyar YTL'ye (2006 sonunda 4 milyar YTL idi) yani GSYH'nin yüzde 2'sine(2006 sonunda yüzde 0.7 idi) ulaşmış durumda. Geçmişe bakınca o kadar vahim bir durum değil. Ancak bu bozulma sadece iki ayda gerçekleşmiş, seçimlere de daha 6 aydan fazla zaman var. Üstelik bozulma hükümetin ve hükümet karşıtlarının iddia ettiği/edebileceği gibi 2006 yılında alınan bir defaya mahsus gelirlerin 2007 yılında alınamamasından kaynaklanmıyor. Bozulma harcamalardaki artışlardan, vergi gelirlerindeki azalmadan kaynaklanıyor. Üstelik sosyal güvenlik kurumlarına transferlerin azalması ama cari transferlerin artması, faiz giderlerlerinin azalmasına rağmen faiz dışı harcamalardaki artışla bu iyileşmenin etkisinin tamamen kaybolması gibi ilginç şeyler var.

Özetle, hükümet harcama musluklarını açmıştır. Böylece 2008-2009 krizlerine ilk adım atılmış oldu. Demek ki 1994-2001 krizlerinden hiç ders almamışız. Şu anda hükümetin gündeminde de bütçe disiplini değil, nereden KDV indirebiliriz, kime nasıl teşvik (rüşvet) verebiliriz, istihdamı nasıl artırabiliriz (KİT'lere adam alsaydınız?), özelleştirmeleri nasıl erteleriz, sosyal güvenlik reformu yetişmez (nereye yetiştirecekler anlamıyorum, yetiştirmek için son 3 ayda ne tür bir hazırlık yapmışlar bunu da merak ediyorum) gibi konular var.

Şimdi madde madde neden kriz beklediğimi açıklayayım.

1- Cari açık artıyor diye tir tir titreyip kriz gündemi oluşturanlara karşı çıktık, ara sıra dalga geçtik. Cari açık tek başına kriz yaratmaz, ama bütçe açığı yaratır.

2- Bütçe açığının artması demek borçlanmanın artması demek, dolayısıyla faizlerin artması demek. Şimdi faizler yüksek diyenleri, faizler daha da yükselince göreceğiz, bu günleri mumla arayacaklar.

3- Popülist politikalarla iktidarını koruyan hükümet olmamıştır. (AKP'de bunu görebilen üç-beş aklı adam yok mu yahu?) Diğer bir deyişle kılıçla gelen kılıçla gider. Bu da koalisyonlar dönemine yeniden merhaba demek. Türkiye'de koalisyonların ortalama ömrünün ne kadar olduğunu hiç hatırlatmayalım.

4- Seçim harcamaları ve popülist uygulamalar nedeni ile 2007 yılında yüzde 6-7 civarında bir büyüme görülebilir. Böylece halkımız son üç-beş senedir dillerde dolaşan "hormonlu büyüme"nin ne demek olduğunu bizzat yaşayarak öğrenme şansını elde edecektir. Bu hurmaların acısı da 2008-2009 döneminde çıkacaktır, daha sonra da kabak iktidarın (-ki 2010 yılında muhtemelen erken seçime gidilecektir) başına patlayacaktır.

5- 2008-2009 krizleri sonrasında bazılarının için için bayram edeceğini söylememe gerek var mı bilmiyorum?

Not: Umarım kriz çığırtkanlığı yapmadığımızı, ama kötü giden şeylere de iyi gidiyor diyemiyeceğimizi yeniden belirtmek durumundayım. Seçim ekonomisi ve popülizm maalesef geri döndü. Önlem alınmazsa maalesef krize gidiyoruz. Bunun bazılarının yaptığı felaket tellallığı ile karıştırılmayacağını umuyoruz. Read More!

Dünya ölçeğinde ABD'nin kayığı Türkiye'nin kayığından daha sağlam değil

‘Faizler niye yükselmiyor’ sorusu yeni değil. ‘Enflasyon düşerken nasıl oluyorda büyüme hızlanıyor veya bunun tersi gerçekleşiyor' da öyle. Bütün bunlar, Türkiye’ye has gariplikler midir, yoksa benzer sendromlar ABD gibi ülkeler için bile geçerli midir ? 2003 yılının Aralık ayından kalma yazımı hiç değiştirmeden tekrar yayınlıyorum. O dönemde Greenspan hala FED başkanı, Bush seçimlere hazırlanıyor. Temel savlarım şunlardı: ‘Faizler yükselmediği takdirde Bush’un ikinci dönem başkanlığını kimse önleyemez’. Ikincisi: ‘Faizlerin reaksiyon vermemesinin sebebi habire ABD parasina ve varliklarina yatirim yapan bizim gibi ahmaklardır’. Üçüncüsü ve en önemlisi: ‘Dünyaya daha fazla entegre olduğu ölçüde ABD bize benzeyecek ! ’.

Amerikalılar bizden çok daha zeki olabilirler, muhtemelen de öyledirler. Ancak dünyanın ABD’den ibaret olmadığını göremedikleri sürece ne olup bittigini anlayamayacaklar. Halbuki bizlerin, daha aptal olmakla birlikte dışardan bakma ve kendimizle karşılaştırma avantajımız var. Lütfen biran olsun kendimize acımaktan vazgeçip bu avantajımızı kullanalım.

Bütçe Nedir    iktisat Nedir    Borsa Yorumları    Kredi Faiz Oranları    Türkiyede Ödenen Vergiler, Vergi Türleri

Aşağıdaki yazı ‘gizli’ bir bilgi daha içeriyor: FED uzun dönemdir faizi yükseltmesine rağmen dolar daha da zayıflamıştır. Bu elbette kendi başına ‘yükselen faizin ulusal parayı göreceli olarak zayıflatacağı’ hipotezini kanıtı sayılamaz. Ancak ‘yüksek faiz düsük kur’ safsatasının hakkın rahmetine kavuştuğunu göstermez mi ? Sanırım bu konuya daha tarafsız gözlerle bakabilen Deniz hocamız bir açıklık getirecektir.

''Bilmiyorum dikkat ettiniz mi ? ABD Hazine Bakaninin yakinlarda söyle dedi : 'Eger faizler yükselmezse hayal kirikligina ugrayacagim'. Bu konu üzerinde durmak lazim.
Bir hükümet üyesi faizlerin yükselmesini nasil ister ? Amerika gibi gelismis bir ülkede, %7 büyüme ve neredeyse sifir enflasyon. Performans muhtesem gözüküyor. Endise niye ? Cevap zor degil. Asiri aktivasyona bagli istikrarsizlik korkusu. Bizim çokca basimiza gelen sey. Normal sartlarda çok fazla aktive olan ekonomileri yükselen faiz ve fiyatlar kontrolden çikmadan frenler. Eger faiz ve fiyatlar yükselmezse, tüketim kontrolsüz bir sekilde artarak krizlere sebep olur. Açik bir sekilde görülüyorki FED son faiz indirimlerinlerini yaparken yanildi. Yakin zamana kadar Greenspan deflasyon (deflasyon nedir?) uyarisi yapiyordu. Fiyatlarin oynamamasindan çok fazla sonuç çikardilar.

Siz Amerika'nin bu absürd büyüme performasini Türkiye'ninkilere benzetmiyor musunuz ? Fiyat artislari yavasladikça büyüme hizlaniyor ! Türkiye'de de fiyatlarin yükselmedigi iddiasiyla TCMB var gücüyle indirim yapti ve yapmaya devam edecek gibi gözüküyor. Fiyatlarin niye baskilandigi konusu üzerinde durmak gerekir. Eger talep yetersizligindense faizleri düsürmemek sorun. Eger ithalatin bastirmasiysa faizleri düsürmek de bir sorun. Teknelerin batip batmamasinda belirleyici olacak sey boyutlarindan çok dogru yönlendirilmesi. Okyanus titanikleri batirirken çok küçük teknelere yol verebiliyor. Basimiza gelecek olumsuz seylere 'küçüklügümüzü' bahane gösteremeyiz.

Faizlerin yükselmesi gecikirse Snow'dan çok belkide bizler hayal kirikligina ugramaliyiz. Bu su anlama gelecek: Silahlanma ve vergi indirimlerinin maliyetini, hiç olmazsa seçimlere kadar ABD yurttaslari degil basta uzakdogulular olmak üzere BIZLER ödeyecegiz. Bireyler olarak, kurumlar olarak, merkez bankalari olarak. TCMB'nin topladigi dolarlari düsük faizli mevduatlara yatirarak Amerika'daki faizlerin yükselmesine engel oluyor. Tipki digerleri gibi. Hal böyle olunca en azindan simdilik maliyet ödemeyen Amerikan halki kendi hükümetinden hesap sormayabilir. Imkansiz gibi gözüken sey bütün dünyayla birlikte basimize gelebilir: Bush tekrar seçilebilir.’’

ahmet çavuşoğlu Read More!