Demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Demokrasi Nedir? Demokrat Kime Denir?

Demokrasi ve demokrat sıkça kullanılan terimlerdir ama çoğu kişi demokrasi nedir, demokrat kime denir bilmez. Bu yazıda demokrasi ne demektir sorusuna güzel bir açıklama yapacağız. Demokrasi Türkçe “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözlerinden türetilmemiştir ama halkın egemenliği anlamına gelir. Halk ya direkt olarak kararlara katılarak demokrasi uygulayabilir ki buna direkt demokrasi deriz ya da araya aracı koyarak egemenliğini uygular. Bu aracılar seçimler neticesinde belirlenir, seçildikten sonra ise kendilerini halkın elçisi olarak değil, halkın efendisi olarak görmeye başlarlar, kendilerine kıyak emeklilik, kıyak sağlık sigortası, periyodik maaş zammı yaparak bal tuttukları parmaklarını yalarlar. Hemen hemen her yerde karşılaştığımız, ekonomistlerin vekalet problemi, halkın “el elin eşeğini türkü çığırarak arar” sözünün diğer bir örneği de budur.

Demokrasinin iki tane temel prensibi vardır. Eşitlik ve özgürlük. Eşitlik derken kastedilen herkesin her alanda eşit olması değildir (sosyalistler eşitliği bahane edip sosyalizmi empoze etmeye çalışırlar ama burada bahsedilen o eşitlik değil), eşitlikten kastedilen yargı önünde eşit olmaktır ve seçimlerde aday olabilmektir. Demokraside herkes eşit eğitim, sağlık, maaş, kadın, erkek, güzellik, çocuk sahibi olacaktır gibi bir prensip yoktur.

Demokrasinin asıl önemli özelliği ise özgürlüklerin ve azınlık haklarının güvence altına alınmış olmasıdır. O yüzden demokrasilerde çoğunluğun azınlığa hükmetmesi gibi bir durum çok yoktur. Demokrasilerin iyi işleyebilmesinin şartı kuvvetler ayrılığı ilkesinin hayata geçirilmiş olmasıdır. Başka türlü herkesin kanun önünde eşitliği veya özgürlükler korunamayabilir.

Günümüzde gözlemlediğimiz seçilmiş aracılar vasıtasıyla gerçekleştirilen demokrasinin bir çok zayıf yanı vardır. Özellikle internet teknolojisinin yaygınlaşmaya başlamasıyla çok önemli konularda direkt demokrasi uygulamasına geçilmesi büyük bir inovasyon olur. Özellikle Türkiye gibi demokrasi varmış ayağına yatılan ama demokratik oligarşi ile yönetilen ülkelerde bu uygulama egemenliği tekrar halka dönmesi için şarttır. Bir de demoktrat kime denir sorusuna cevap verelim. Demokrat seçimlerde iş yapmayan politikacıları tek tek gönderebilecek gücü olan ve demokrasiyi destekleyen kişilere denir.

Demokrasi nedir sorusuna cevap verdik. Türkiye’de demokrasinin yani halkın gerçekten kendisini temsil edecek ve kendisine hesap verecek politikacıları seçtiği demokratik bir sistem yoktur sonucunu çıkardık. Read More!

Toplum Bireylerin İnanma Algılarının Değiştirilmesi

Türkiye bugünlerde ülkenin en büyük medya kuruluşu ile devletin kurumları arasındaki gerginliği konuşmakta Devletin kurumlarından Maliye Doğan Medya grubu şirketlere kanunlardan doğan usulsuzlükler yüzünden vergi cezaları tebliğ etti.

Bugün için toplumu oluşturan bireylere göre geçmişten bugüne Aydın Doğan ve grubunun usulsüzlüklerle ve illegal yollardan servet edindiği düşünür. Bu düşünceleri sesli olarak kahve köşelerinde eş-dost buluşmalarında dillerine dolaştırırlar. Gerçekten Aydın doğan'ın bu kadar kısa bir sürec içersinde 80 milyonluk bir ülkede medya devi olması bazı insanların normalde izah edemediği durumlar oluşturur.

Demokrasi Nedir   Küresel ısınma Nedir  Özel Üniversiteler

2 gün önce devletin yetkili kurumları tarafından teblig edilen vergi cezası ülke gündeminde muhalefetin hükümeti suclaması mevcut hükümetin medya kuruluşlarını baskı altına almaya çalışması kamuoyunun basın özgürlüğüne ve haber alma hakkının gasbı sonucu doğuracağını söylemekte gerçekten Aydın Doğan ve sahibi olduğu kurumlar illegal yollara ve servet edinmesini yapmamışlarmıdır.

Muhalefetin dediği gibi bu özgür basını bitirme hareketimidir. Bir basın bu ülkede nasıl olurda hükümetler üstü bir konumda olabilir. Başarısız ve çapsız siyasetciler olduğu müddetce bir ülkede gündemi lehine ve aleyhine çevirebilirsin.
Aydın Doğan bir medya sahibinin sahip olduğu medya gücüyle beraber ülke yönetiminde en etkili 550 milletvekilinden bile ve millet vekillerinin mensup olduğu partilerin genel başkanlarından bile daha güçlü olduğu gerçeğini yıllardır bu ülkede gösterdi.

Milli görüşün fikir babası ve uygulayıcısı Necmettin Erbakan'ı rejim düşmanı olarak gösteren ve 28 Şubat sürecine giden yolda Kazancılar, Müslüm Gündüz ve Emine Şahin gibi o zamanın tiyatroda figüran bile olamayacak şahsiyetleri Tv yıldızı yapan medya bugün gelinen noktada Üniversite Profesorlerini , Akademisyenleri ,Gazetecileri , Siyasetcileri ve Paşaları mevcut düzene karşı devlet aleyhinde ve devleti yıkma ve darbe hazırlıkları girişimcisi olarak gösteren yine aynı medya ve bu saydığımız zumre sınıfları toplumun % 5 'şer oranında kalan azınlık grublar olmasına ragmen toplumun % 90 neden etki ve tepki yaratırlar .

Aydın Doğan'ın bu ülkede hızla yükselmesinin ve servetine servet katmasını anlayacak düşünce beyinlerinin çözmesini istiyoruz.
Akp iktidarı ve ona yakın grubların neden ülkedeki medyaları sahiplenmek ve almak için çabaladıklarını burdan anlayabiliriz. Hocaları Erbakan'ın göremediğini gördükleri için başarı yolunda ilerliyor.
Aydın Doğan 28 Şubat anlayışında güclü olan zumreye cok güvenmesi Aydın Doğan için sonun başlangıcıydı. Aydın Doğan geleceği öngöremeyen bir işadamı olarak 5 yıl içinde Ekonomi ve İş dünyasından silinip kaybolup gidecek Alman devletinden onur nişan veya liyakat payesi bile 5 yıl sonra 5 kuruş eder fiyat bile etmeyecek
Gerçekten Ergenekon diye bir örgüt bu ülkede olmadı . İddianameye giren tüm tespit ve konular uydurmaca bugün medya gücünü ele geçiren 28 şubat sürecinin medya zulmunun magduru milli görüşcü geleneğinin aynı medya gücüne sahip olduktan sonra o zamanki medya canavarlarına bitirme ve yok etme davasımıdır. Gerçekten Fadıme şahinler Ali Kazancılar bir gerçekte Türkiye İran olmaktan son anda kurtuldu . Yada Türkiyede bu sahsiyetlerin hiçbiri o zaman yoktu.

Chp Genel Başkanı Deniz Baykal'a göre bugünkü Aydın Doğan ve şirketlerine verilen ceza siyasi ergenekon davasıda cumhuriyeti koruyacak ve sahip çıkacak zumreye karşı yapılan hukuk dışı bir olaydır. İşte bugün gelinen noktada saf çekirdek Chp tabanının bu ülkedeki muhalefet başarısızlığının nedeni ve almış oyların çekirdek oy olmasının sebeblerinden biri bu ülkede AKP ülke rejiminin en büyük düşmanı olarak göstermesi değilmidir.

28 Şubat darbesinin Erbakan'ı bitirdiği dogru ama ondan kopan milli görüş geleneğinin iktidara açtıran ve bu iktidarı ekonomik krize ragmen oylarının neden azaltamadığını sorgulamak gerekirse
367 oy sayısı şartının aranması
Meclisin Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında meclis iradesinin dışına cıkıp oylamaya katılmamaları
E-Muhtıra
Cumhuriyet Mitingleri

Bugün kalkıpta Ergenekon iddianamesine gerçeksiz ve saplantılı bir dava sürecidir diyebilecek sahsiyetlerinin Ergenekon iddianamelerindeki tespitleri ve raporları okumadıklarını iddia ediyorum. Bugün Deniz Baykal'ın bakış açısı bu iktidarın rejim düşmanı olduğunu bilincaltına girmesi ve kendisini ana muhalefet lideri olarak gerekli oy çokluğunu bu ülkede siyaset yaparak elde edemeyeceğini bildiği için elinde kalan son koz olarak bunu ısıtması ve kullanmasını anlayabilirim .

Fakat bu ülkede Chp sırf bu yüzden oy verenlerin İnanma algısından şüphe duyarım.
Ülke gerçeğini görmek için 5000 kişinin bile yaşamadığı Türkiye gerçekleriyle ve mozaikiyle ölcülmeyen sadece bir grub cemaatin yaşadığı Fatih'te Mahmut Ağa Camisinin bulunduğu Perşembe Pazarına giderek bu ülke İran olabilirmi gerçeğini arayan gazeteci Ayşe Arman'a bakarak inanma algınızda Türkiye İran olur korkusunu yer edinmesini algılamakta güçlük çekiyorum.

Toplum psikolojisinin bu kadar yitik ve kayıp olması ülkeye ne kadar zarar veriyor. Deniz Baykal bel altı siyaseti ve örümcek agları sunduğu sürece bu perfonmasıyla Akp 3 dönemi hayırlı olsun.

Son seçimlerde gözden kaçan bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Recep Tattip Erdoğan son seçimlerden sonra Ne Chp Ne Mhp bakmıştır. Son seçimlerde oylarını Artıran Saadet Partisi daha önemli bir rakip olarak görmektedir. Son hükümet kabine değişikliğide bu zarruriyetten doğmuştur. Read More!

Aziz Yurttaşlarım


...Kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi (piyasayı) sağlam temeller uzerine oturtmak...içün...devleti kullanıyoruz, ne de olsa herşeye kadir ve tüm aziz yurttaşların refahının nasıl maksimum kılınacağını en iyi o biliyor.

Not: bu yazıda 1980 oncesi ve sonrası iktisat (iktisat nedir) politikalarıyla ilgili herhangi bir vurgu yapmıyorum. Cok daha genel olarak (ozellikle IMF'in butun dunyada bir mali genişleme onerdiği şu dönemde), bir ironiden yola cıkıyorum. Şöyle ki, demokrasiyi sağlam temeller uzerine oturtmak icin yola cıkıyor ve ilk iş olarak demokrasiyi DARBE ile sonlandırıyorsunuz. Ve demokrasi diye guvendiginiz sisteminiz her TOKEZLEDİĞİNDE her 10 yılda bir yeni bir DARBE ile onu saglam temellere taşıyorsunuz(!) Turkiye'de bu oldu.

Nükleer Nedir    Yatırım Fonları    Taksi Şöförü   VOB nedir?  IMF Nedir   Borsa Tüyoları  Borsa Nedir  Zaman Nedir  Pi Sayısı Nedir

Benzer biçimde, bir ekonomik sistem tanımlıyorsunuz, sonra bu sistemin her tokezlemesinde, sistemi daha saglam temellere oturtmak icin DARBE yapıyorsunuz. DARBE'nin uzun donemli sistem uzerinde bıraktıkları olumsuzlukları onemsemiyorsunuz. Elinizde kalanın nasıl bir piyasa (demokrasi) oldugu ise çok su götürür. Dunya'da Keynes sonrası gittikce artan oranda yaşadık devletin ekonomideki agırlıgının artmasını, ancak 1990'lar sonrası biraz daha para ve maliye politikalarına dur diyelim denilmeye başlandı, maliye politikası anlamında uygulamaya gectiği pek de soylenemez. Bir de ustune su krizde, dunyanın tekrar devletin ekonomi üzerindeki etkisini artırarak krizden cıkmaya calısması bence tam bir sorun. Ve umarım bu durum bize de sirayet etmez. Cunku biz vur deyince oldurmesini iyi biliyoruz.

Ben bu sistemin mukemmel oldugunu soylemiyorum.Ama şunu yaşadıklarımla gördüm ki, herşeyi mükemmel kılmaya çalışan bir devlet, bunu sistemdeki etkisini artırarak yapmaya çalıştıkca, piyasa icin yani sen, ben, şirket sahibi, temizlikçi, universite ogrencisi, yatırımcı v.b. icin akıl saglıgı pek de yerinde olmayan bir çocuk gibi davranıyor. oyuncaklarını alıyor, kırıyor. ozenle çizdigin resmin ustunu hemen karalıyabiliyor..Evet guclu bir devletim olsun, onu sevdiğim bir arkadaşım gibi gördüğüm, güvenilir,akıllı ve zırt pırt karar değiştirmeyen bir arkadaşım olsun...yoksa ilkokuldaki herkesi döven ve hükmeden aptal çocuk olmaya devam ederse, ben onların 30'lu yaşların başlarında hala ve sadece ilkokul cocuklarına söz geçirdiklerini görüyorum. Read More!

AYM'den beklenen bir gerekceli karar daha

" Ozgurluk yalnizca ve daima farkli dusunenlerindir. " - Rosa Luxsenburg

Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin kapatilmasi davasiyla ilgili gerekceli karari, beklendigi gibi Anayasa degisikligi iptali kararinin ardindan, bugunku Resmi Gazete'de yayinlandi.

Usenmedim, okudum.
Iddianame ve savunmalardan yapilan alintilarla bir hayli uzamis olan gerekceli kararda dikkati ceken en onemli unsur su ki; AKP'nin kapatilmasi temennisinde olanlarca bile cok zayif ve pek cok hatalarla dolu oldugu kabul edilen iddianamede yer verilen 400 kadar gerekceden yalnizca 30 kadari, Parti'nin 'laiklige karsi odak' oldugu kanaatine ulasan AYM uyeleri tarafindan kabul gormus. Gerekceli karari haber yapacak medya da sanirim bunun ustunde duracaktir.

Bu arada yazimin basindaki deyisi de gerekceli karardan alintiladim. Baskan Kilic, karsioy gerekcesini yazarken kullanmis. Gerisi laf-u guzaf! Read More!

Yargi Vesayeti

Cumhuriyet tarihimizin (askeri yonetim donemlerini saymazsak eger) en buyuk hukuka tecavuz olayinin resmidir. Bunun ustune ne desek bos artik.

Linkteki karari butunuyle okumak da bos derseniz (-ki oyle), kararin sonundaki, Baskan Kilic ve Sacit Adali’nin karsioy gerekcelerini okuyun yeter derim. Meslektaslarina gereken hukuk dersini vermisler, ama anlayana tabi.

Bundan boyle okullarda Anayasa Hukuku dersi verirken, hocalarimizin yuzu kizarmayacak mi, onu merak ediyorum.

Ben yazarsam sert yazacagim. Bu nedenle, Sabah’tan Emre Akoz’un kisa bir analiziyle konuyu bagliyorum:

Bazı aymazlar AYM'nin verdiği kararı "laikliği savunuyor" diyerek alkışlıyor. Bu
şakşakçıların hatalarını şöyle özetleyebiliriz:

1) Üniversitede türban takmakla laikliğin hiçbir ilişkisi bulunmuyor. Devlet, "elemanı olmayan", reşit insanların giyimine kuşamına karışamaz. Sokaktaki türbanlı kadın laikliği zedelemiyor da, üniversitedeki öğrenci mi zedeliyor?

2) AYM'nin üyeleri bu kararı alırken Anayasa'yı çiğnedi. Çünkü Anayasa, tartışmaya yer vermeyecek biçimde AYM'nin Anayasa değişikliklerini ancak "şeklen" inceleyebileceğini, "içeriğe" ise dokunamayacağını belirtiyor. Bunları yazan 148.inci madde çiğnenmiştir. Bu suçtur . Üyelerin cezalandırılması gerekir. ( Tuhaf bir durum: Suç işledikleri apaçık ama böyle bir yargı mekanizması yok.)

3) AYM'nin 5 Haziran'da açıkladığı, gerekçesini de dün yayınladığı kararın bir başka vahim yanı da, Meclis'in yetkisine el atmasıdır. Yani AYM, Meclis'e ve sadece Meclis'e ait olan bir yetkiyi gasp etmiştir. Bunu yaparken kaynağını Anayasa'dan almayan bir yetkiyi, kendine vehmederek kullanmıştır.

4) Şakşakçıların göremediği nokta şudur: AYM, bu yetki suiistimalini ve gaspını Anayasa'nın değiştirilemez maddelerine atıf yaparak sağlıyor.
Bu olayda atıf yapılan temel kavram "laiklik". Ancak yol bir kere açıldı: Ekonomiden siyasete, herhangi bir konuda yapılacak değişiklik, "demokrasi", "sosyal devlet" ve "hukuk devleti" gibi değiştirilemez ilkelere atıfta bulunarak iptal edilebilir. Read More!

Sukru Hanioglu ile 1908 Inkilabi Uzerine

Onemli bir sairimizin bilgelik dolu deyisidir:
"Tarihi 'tekerrur' diye tarif ediyorlar; Hic ibret alinsaydi, tekerrur mu ederdi."
Tarihle ilgili olusumuzun sebebini biz de boyle tarif ediyoruz.

Prof. Sukru Hanioglu son zamanlarda yetismis en degerli ve objektif tarihcilerimizden. 1908 Ihtilali hakkinda, bizce okumaya deger yazisi Cumartesi ve Pazar iki parca olmak uzere, hafta sonu Zaman Gazetesinde yayinlanmis.

Son soyledigini asagiya alintiladik. Hurriyet'in yuzuncu sene-i devriyesinde okunasi bir yazi olduguna inaniyoruz.

"...Inkilab-i Azim (1908 Devrimi) surec icerisinde 20. asrin yaygin orgutlenme ve siyaset bicimi olan baskici tek parti iktidarini Osmanli cografyasina getirmis ve bu iktidar bilhassa 1913 sonrasi siyasetleriyle topluma ciddi travmalar yasatarak Osmanli'nin dagilmasina ivme kazandirmistir. Gunumuzde karsilastigimiz her turlu siyasi sorunun kokeninin bu yonetim oldugu iddiasi suphesiz abartili bir yaklasimdir. Ama 1908 Ihtilali'nin iktidara getirdigi asirlik ideolojinin, gecirdigi evrime karsin, gunumuz Turk toplumunda hala etkili olabilmesinin yarattigi sorunlari da goz ardi etmek kolay degildir.”

Ilk ogretimden yuksek ogretime kadar, egitim yillarimizda temcit pilavi gibi onumuze surulen Inkilap Tarihi derslerine artik bilimsellik katilmasi zamaninin geldigi kanaatimizi de buraya not duselim. Read More!

Vakıflar yasası

İyi haberlere devam ediyoruz. Vakıflar Yasası'nın iki maddesi daha mecliste kabul edilmiş. Darısı sosyal güvenlik yasasının başına. Ben bu vakıflar yasasının kabul edilip onaylanmasını türban tartışmalarından daha önemli görüyorum. Bir de tarih yanlış olmasın (galiba 2004'tü) hazırlanıp çıkmayan yerel yönetimler reformu var. Bir ülkede demokrasinin işleyip işlememesinin en önemli ölçütletinden biri azınlık haklarıdır. Bu vakıflar yasası da azınlık hakları ile ilgili bir mesele olduğu için kritik önem taşıyor. AKP türban gürültüleri arasında bu yasayı çıkarırsa büyük iş yapacak.

Bence Heybeliada'daki okul da bu yasanın ardından açılmalıdır. Hatta daha ileri gidip Ayasofya'nın da aslına döndürülmesi de "fantazi" olarak düşünülebilir. Aslı derken cami olsun demiyorum, dikkatinizi çekerim. Ayasofya aslen kilise olarak yapılmıştır, Fatih Sultan Mehmet tarafından haksız bir şekilde "cami" ilan edilmiştir. Ayasofya aslına döndükten sonra dileyen müslüman gidip orada namazını da kılabilir. Ama bu konu biraz tehlikeli ve dediğim gibi biraz fantazya ölçüsünde. Fazla kurcalamayalım.

Diğer yandan "İslamcı" ve "Şeriatçı" olmakla suçlanan AKP hükümetinin azınlık haklarını genişleten bu Vakıflar yasasını ikinci kez çıkarması, ama kendine laik diyenlerin bu yasaya karşı çıkması ve eski cumhurbabamız Ahmedinecdet Sezer'in bu yasayı veto etmesi nasıl bir tezattır biri bana açıklasın. Anlaşılan laik olmak demek bütün dinlerin özgürlüğünü kısıtlamak demekmiş.

Dediğim gibi, bu yasa çıkarsa AKP büyük iş başarmış olacak. Gerçi yasa mükemmel değil, Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı “yabancı vakıfların kesinlikle üniversite kuramayacağını” söylemiş, ama buna da şükür. Read More!

Ufak ufak veda hazırlıkları

(Bu yazı 28 Mayıs 2007 tarihinde yazıldı. Ancak bugüne kadar yayınlanmamıştı.)

Daha önceden de vardı ama özellikle Ekonomi Turk'te politik yazılar çoğalınca gündeme gelen bir durum var. Bazı okuyucularımız (genelde anonim oluyorlar, isim veremiyorum) bizi gizli AKP taraftarlığı ile itham edip yazdıklarımızın ideolojik olduğunu iddia ediyorlar. Örneğin akdenizli rumuzuyla yazan okuyucumuz şöyle demiş: "Bazı akpartı yanlıları "demokrat" lık kılıfı altında hareket ediyorlar da bazen karışıyor.AKP'li iseniz açık söyleyin, daha çok saygı duyarım." mil rumuzlu diğer bir okuyucumuz da "Ben demokrasi adına AKP'yi savunanlardan kıllanıyorum bazı nedenlerle." demiş.

Bu konuda cevap mahiyetinde bir açıklama yapmadan önce önceki yazılarımdan alıntı yapmayı daha uygun buluyorum. Bundan bir sene kadar önce, 14 Nisan 2006'da yazdığım yazıda ne demişim: "Ben açıkça söylüyorum, doğru politikalar uyguladığı sürece hükümetin yanındayım." Üstelik de bunu bold yaparak belirgin bir şekilde göze çarpmasını istemişim. Dolayısı ile aslında gizli bir taraftarlığımız yok. Devamında da "Şu anda da doğru şeyler yapılıyor. Ancak müslümanlara yaranacağım diye seçimlere doğru saçmalamazlarsa bu sefer oyumu AKP'ye vereceğim." diyerek kartlarımı açmışım. (O günlerde blogda yazar sayısı iki idi ve ortalama 80-100 ziyaretçimiz vardı. Dolayısıyla bugün tüm okuyucularımız eski yazılarımızı hatırlamıyor olabilirler. Bu nedenle kartlarımızı açık oynadığımızın bir göstergesi olarak hatırlatma ihtiyacı duydum.)

Peki partizan mıyız? Şimdi de bundan 2 ay 10 gün önce ne yazdığıma bir bakalım. 21 Mart 2007'de, daha henüz cumhurbaşkanlığı seçimleri ve e-muhtıra gibi olaylar patlak vermemişken "Krize Geri Sayım" başlığı ile bazı şeylerin iyi gitmediğini, AKP'nin kara kaşına kara gözüne hayran olmadığımızı (alıntı yapalım: "AKP bizim babamızın oğlu değil. Politikalarını beğenmemiz, desteklememiz, savunmamız da nedensiz değildi.") yani partizan bir tavır içinde destek vermediğimizi açık açık yazmıştım. Yine kartlarımı açık oynadım. O yazıyı şu notla bitirmiştim (yine bold):

"Not: Umarım kriz çığırtkanlığı yapmadığımızı, ama kötü giden şeylere de iyi gidiyor diyemiyeceğimizi yeniden belirtmek durumundayım. Seçim ekonomisi ve popülizm maalesef geri döndü. Önlem alınmazsa maalesef krize gidiyoruz. Bunun bazılarının yaptığı felaket tellallığı ile karıştırılmayacağını umuyoruz. "

Bir gün sonra yazdığım "Balık Hafıza" başlıklı yazımı da şöyle tamamlamıştım:

"Gerçekten 2001'de yaşananlardan hiç ders almadık mı? Ahmet mi cumbaba olacak Mehmet mi, bu kadar çok mu önemli? Yapısal reform için bize illaki ya "deprem" yahut da "kriz" mi lazım?" Tekrar, hatırlatayım, bu satırları yazdığımda ortalıkta politik kriz, cumhurbaşkanlığı seçimleri meselesi ve erken seçim kararı da alınmamıştı.

O günden başlayarak aslında AKP'yi körü körüne destekleyen bir yazı yazdığımı hatırlamıyorum. O günden bugüne, kişisel planda ne yaptığımı anlatayım izin verirseniz: Daha önce %100 olarak TL'de tuttuğum birikimlerimi 50-50 TL-Döviz pozisyonuna getirdim. Hadi daha fazla detay da vereyim: Daha önce %100 borsa'da tuttuğum tasarruflarımı, sosyal güvenlik reformunun aksaması üzerine 2006 ortasında 50-50 borsa-tahvil olarak değiştirmiştim. Ama 2007 Mart ayından sonra borsadan tamamen çıktım, şu anda 50-50 YTL(Hazine bonosu)-döviz (döviz portföyüm de 50-50 dolar-euro şeklinde) durumundayım. Bu arada açıkça itiraf edeyim: ben finansal piyasalarda kısa vadeli stratejilerden anlamam, kafa da yormam. Dolayısıyla da defansif bir strateji uygularım. Çok şey kazandırmaz, ama uzun vadede en azından önemli bir kayba uğramıyacağımı düşünüyorum. Bu konuda şimdiye kadar hiç kimseye tavsiyede bulunmadım, bu da bir tavsiye değildir. Sadece söylediklerimin lafta kalmadığını anlatmak için örnek verdim.

Son bir ayda ise "malum nedenlerle" ekonomi konusunda yazmayı bıraktım. Daha açık söylemem gerekirse, şu an içinde bulunduğumuz durumda ekonomik analizlerin anlamı olduğuna inanMıyorum. Kriz beklentimde bir zayıflama olmadı, aksine kuvvetlendi. Ancak son 6 yıldaki reformlar sayesinde 2001 benzeri bir ani çöküş değil, daha uzun vadede ama kritik sonuçları olan bir duraklama bekliyorum. Bunu kısaca yüzde 7'lerin üstünde olan yıllık ekonomik büyüme ortalamasının kademeli olarak yüzde 3-4 aralığına düşmesi olarak ifade edebilirim. Zaten iki ay önceki yazımda da kriz için 2008-2009 yıllarını işaret etmiştim. Bunda da şimdilik herhangi bir revizyon yapmayı düşünmüyorum. Bakalım 22 Temmuz seçimleri (eğer yapılabilirse) ne gösterecek?

Ekonomi yorumları yazmayı bıraktım, ancak politik yorumlarda ise partizan bir şekilde AKP'yi savunduğumu hatırlamıyorum. İnandığım, savunduğum "liberal demokrasi" yönünde dilimin döndüğünce yazılar yazmaya çalıştım. Hemen ilk başta alıntı yaptığımız okurumuzun "demokrasi adına AKP'yi savunan" zihniyetten şikayetini de cevaplandırayım:

1. demokrasi adına AKP'yi savunmuyorum,

2. AKP'ye rağmen liberal demokrasiyi savunuyorum. (Lütfen ilk "AKP'ye rağmen" ifadesini not ediniz.)

3. AKP var diye anti-demokrasiyi savunacak destekleyecek değilim.

4. Statükonun karşısında değişimi savunuyorum.

Daha önce bu blogda demokrasi üzerinde bir kafa karışıklığı olduğunu hissetmiş ama tartışmaya girmemiştim. Şimdi demokrasi (demokrasi derken liberal demokrasiyi kastediyorum) konusunda bir çift laf etmem gerekiyor. Sıkça iddia edildiğinin aksine (bu blogdaki yorumlarda da çok yapılıyor bu) demokrasi çoğunluğun azınlığa söz geçirdiği bir sistem değildir. Ama bugün Türkiye'de uygulandığı şekliyle azınlığın çoğunluk üzerine tahakkümü hiç değildir. Daha açık ifade ile, AKP'nin meşruiyetine göz dikenler ve eleştirenler AKP'nin yarısı kadar halk desteğine sahip olduklarını akıllarından çıkarmamalılar. Yani, AKP'nin meclis çoğunluğuna güvenip anti-demokratik uygulamaları ne kadar yanlışsa, muhalefet partilerinin asker dipçiğine güvenip anti-demokratik uygulamaları desteklemesi de o kadar yanlıştır. AKP aldığı kararlardan sorumludur, seçimlerde hesap verecektir. Ancak aynı şekilde asker-mahkemeler-YÖK-medya koalisyonuna arkasını yaslayan muhalefet de yaptıklarından sorumludur. Bu sorumluluk halkın iradesi tarafından denetlenebiliyor mudur? (Bu önemli soruyu cevaplamıyorum.)

AKP'nin meşruiyeti başka şeydir, AKP'nin anti-demokratik uygulamalara prim vermesi gibi hatalar ayrı şeydir. AKP meşru kurallar dahilinde mecliste çoğunluğu elde etmiş, hükümeti kurmuş, bir sürü karar almış, bir sürüsünü de alamamıştır. AKP'nin yanlış kararlar alması onun meşruiyetine zarar vermez. Eğer muhalefet, AKP'nin meşruiyetini sorgulayacaksa önce kendi meşruiyetini sorgulayarak işe başlamalıdır.

Liberal demokrasinin olmazsa olmaz koşulu azınlık hakları ve sivil özgürlüklerdir. Dil, din, renk, ırk gibi nedenlerle hakları gasp edilmiş bir tek kişi varsa orada demokrasiden bahsedemeyiz. Adı üstünde "temsili demokrasi"lerde kimse millet adına tek başına söz hakkına sahip değildir. Liberal demokrasinin ikinci şartı hukukun üstünlüğüdür. Yani kuralların kişilere uydurulması değil, kişilerin kurallara uymasıdır. Türkiye'de genel uygulama, kişilere özel kanunlar yönündedir. (örneğin bugün cumhurbaşkanının yetkileri aslında eski orgeneral Kenan Evren için hazırlanmıştır.) Üçüncü olmazsa olmaz şart, kuvvetler ayrılığı, yani yasama (kural koyucu), yürütme (kuralları uygulayıcı) ve yargı (kuralları denetleyici) birimlerinin birbirinden kesin bir şekilde ayrı olmasıdır. Bugün Türkiye'de bakanlar aynı zamanda milletvekilidir. Yani yasama ve yürütme ayrımı söz konusu değildir. Diğer birimlerin arasındaki ilişkiyi okuyucularımızın şahsi değerlendirmelerine bırakıyorum. Tabi burada --kağıt üzerinde olmasa bile-- pratikte dördüncü kuvvet olarak medyanın yer aldığını da hatırlatmakta fayda var. Medyanın halkın sözcüsü olmadığı (73 milyonluk ülkede en fazla satan gazete 500 bin civarında!), aksine devletçi bürokrasiden yana taraf olduğu (darbe şakşakçılığı), bunun için her türlü propaganda araçlarını seferber etmesi AKP'nin içine düştüğü durumdan daha vahimdir. Son olarak, demokrasilerin diğer olmazsa olmaz koşulu sivil hak ve özgürlüklerdir. Bu özgülüklerin arasında da ifade özgürlüğü vardır. (Hangi salak bunu dilimize düşünce özgürlüğü olarak çevirdi bilmiyorum. Ama herhalde, "istediğini düşünebilirsin ama ifade edemezsin" şeklinde uygulanan bir özgürlüğü de düşünce özgürlüğü diye tanımlamak yanlış olmasa gerek. )

Yazı buraya kadar. AKP'nin 4.5 yıllık bilançosunu, seçim tahminlerimi ve Ekonomi Turk okurları ile vedalaşmayı bir sonraki sefere bırakıyorum. Read More!

Benim demokrasim senin demokrasini döver

Okurlarımız maalesef çok tembel çıktı. Laf salatasıyla tartışmaya gelince maşallah günlerce devam edecek kadar enerjileri var. Yazılarımızın ana fikrine falan aldırmayıp, tıpkı siyasetçi hukukçuların anayasa maddelerine yaptıkları gibi, her cümlemizi didik didik edip kendi işlerine gelecek bir tarafa çekmesini çok iyi biliyorlar. Verdiğimiz rakamları kıyasıya eleştirmesini de pek güzel beceriyorlar. Fakat tartışma zenginleşsin diye iki rakam da siz bulup gelin deyince ortadan toz oluveriyorlar. İki gündür devam eden şu demokrasi tartışması sırasında R. Mutt Bey hangi ülkelerde ne kadar demokrasi var bir listesini çıkarın da görelim diye bir laf etti. Biz de kendisinden bu konuyu çok merak ediyorsa bi zahmet Freedom House'ın sayfasına gidip oradan bu bilgileri getirmesini rica ettik. Ondan sonra R. Mutt Bey'i ara ki bulasın. Peki o zaman alın bu bilgiyi de size biz verelim.

Tutumluluk Nedir    Nükleer Enerjinin Zararları    Nükleer Kirlilik    Nükleer Nedir    Fraktallar    Sosyalizm Nedir

Demokrasi elbette ölçülmesi kolay bir şey değil. Fakat Freedom House ülkelere politik haklar (PF) ve sivil özgürlükler (CL) isimli iki kategori altında 1-7 arasında puanlar vererek bir anlamda demokrasi düzeylerinin tespit edilmesini sağlıyor. Bir önceki yazımızdaki tavsiyemize uyup da demokrasi ve kalkınma ilişkisi konusundaki literatüre göz atanlar, Freedom House'ın bu verilerinin bu amaçla kullanımının olduğunu görmüştür. Freedom House, ülkeleri, verdiği PF ve CL puanlarının ortalamasını alarak, özgürlük düzeylerine göre sınıflandırıyor. Bu sınıflandırmada 1-2.5 arasında puana sahip olan ülkeler özgür, 3-5 arası puana sahip olan ülkeler kısmen özgür, 5.5-7 arası puana sahip olan ülkeler ise özgür değil şeklinde tanımlanıyor. Ben eldeki son veriler olan 2005 yılı verilerine dayanarak, bu puanlardan yararlanarak, ülkelerin demokrasi düzeylerini % cinsinden hesapladım (bu hesabı nasıl yaptığımı ev ödevi olarak size bırakıyorum). Sonra da aşağıda gördüğünüz listeyi oluşturdum. Resmi olarak demokrasi gözüken Mısır, Cezayir, Kore ve Tayland'da demokrasinin ne düzeyde olduğunu merak edenler bu listeye bakıp meraklarını giderebilirler.


Ülkelerin demokrasi düzeyleri (2005, %)

Andorra ………. 100
Australia ………. 100
Austria ………. 100
Bahamas ………. 100
Barbados ………. 100
Belgium ………. 100
Canada ………. 100
Cape Verde ………. 100
Chile ………. 100
Costa Rica ………. 100
Cyprus (Greek) ………. 100
Czech Republic ………. 100
Denmark ………. 100
Dominica ………. 100
Estonia ………. 100
Finland ………. 100
France ………. 100
Germany ………. 100
Hungary ………. 100
Iceland ………. 100
Ireland ………. 100
Italy ………. 100
Kiribati ………. 100
Latvia ………. 100
Liechtenstein ………. 100
Lithuania ………. 100
Luxembourg ………. 100
Malta ………. 100
Marshall Islands ………. 100
Mauritius ………. 100
Micronesia ………. 100
Nauru ………. 100
Netherlands ………. 100
New Zealand ………. 100
Norway ………. 100
Palau ………. 100
Poland ………. 100
Portugal ………. 100
San Marino ………. 100
Slovakia ………. 100
Slovenia ………. 100
Spain ………. 100
St. Kitts & Nevis ………. 100
St. Lucia ………. 100
Sweden ………. 100
Switzerland ………. 100
Taiwan ………. 100
Tuvalu ………. 100
United Kingdom ………. 100
United States ………. 100
Uruguay ………. 100
Belize ………. 92
Bulgaria ………. 92
Ghana ………. 92
Greece ………. 92
Grenada ………. 92
Israel ………. 92
Japan ………. 92
Monaco ………. 92
Panama ………. 92
South Africa ………. 92
South Korea ………. 92
St. Vincent & Grenadines ………. 92
Antigua & Barbuda ………. 83
Argentina ………. 83
Benin ………. 83
Botswana ………. 83
Brazil ………. 83
Croatia ………. 83
Dominican Republic ………. 83
Mali ………. 83
Mexico ………. 83
Mongolia ………. 83
Namibia ………. 83
Romania ………. 83
Samoa ………. 83
Sao Tome & Principe ………. 83
Suriname ………. 83
Vanuatu ………. 83
El Salvador ………. 75
India ………. 75
Indonesia ………. 75
Jamaica ………. 75
Lesotho ………. 75
Peru ………. 75
Senegal ………. 75
Serbia & Montenegro ………. 75
Trinidad & Tobago ………. 75
Ukraine ………. 75
Albania ………. 67
Bolivia ………. 67
Colombia ………. 67
East Timor ………. 67
Ecuador ………. 67
Georgia ………. 67
Guyana ………. 67
Honduras ………. 67
Kenya ………. 67
Macedonia ………. 67
Madagascar ………. 67
Nicaragua ………. 67
Niger ………. 67
Papua New Guinea ………. 67
Paraguay ………. 67
Philippines ………. 67
Seychelles ………. 67
Solomon Islands ………. 67
Sri Lanka ………. 67
Thailand ………. 67
Turkey ………. 67
Bosnia-Herzegovina ………. 58
Fiji ………. 58
Guinea-Bissau ………. 58
Moldova ………. 58
Mozambique ………. 58
Sierra Leone ………. 58
Tanzania ………. 58
Bangladesh ………. 50
Burkina Faso ………. 50
Burundi ………. 50
Comoros ………. 50
Guatemala ………. 50
Liberia ………. 50
Malawi ………. 50
Malaysia ………. 50
Nigeria ………. 50
Tonga ………. 50
Venezuela ………. 50
Zambia ………. 50
Armenia ………. 42
Central African Republic ………. 42
Gambia, The ………. 42
Jordan ………. 42
Kuwait ………. 42
Kyrgyzstan ………. 42
Lebanon ………. 42
Morocco ………. 42
Singapore ………. 42
Uganda ………. 42
Afghanistan ………. 33
Bahrain ………. 33
Congo (Brazzaville) ………. 33
Djibouti ………. 33
Ethiopia ………. 33
Gabon ………. 33
Mauritania ………. 33
Yemen ………. 33
Algeria ………. 25
Angola ………. 25
Azerbaijan ………. 25
Bhutan ………. 25
Brunei ………. 25
Cambodia ………. 25
Chad ………. 25
Egypt ………. 25
Guinea ………. 25
Iraq ………. 25
Kazakhstan ………. 25
Maldives ………. 25
Nepal ………. 25
Oman ………. 25
Pakistan ………. 25
Qatar ………. 25
Russia ………. 25
Rwanda ………. 25
Tajikistan ………. 25
Togo ………. 25
Tunisia ………. 25
Cameroon ………. 17
Congo (Kinshasa) ………. 17
Cote d'Ivorie ………. 17
Iran ………. 17
Swaziland ………. 17
United Arab Emirates ………. 17
Vietnam ………. 17
Belarus ………. 8
China ………. 8
Equatorial Guinea ………. 8
Eritrea ………. 8
Haiti ………. 8
Laos ………. 8
Saudi Arabia ………. 8
Somalia ………. 8
Zimbabwe ………. 8
Burma ………. 0
Cuba ………. 0
Libya ………. 0
North Korea ………. 0
Sudan ………. 0
Syria ………. 0
Turkmenistan ………. 0
Uzbekistan ………. 0

Kaynak: Freedom House ve de Ekodok


Gördüğünüz gibi Türkiye'de demokrasi düzeyi yüzde 67 görünüyor. Türkiye Freedom House'ın sınıflandırmasına göre kısmen özgür ülkeler arasında. Peki Türkiye'de yıllar itibariyle demokrasi düzeyi nasıl seyretmiş? Freedom House'ın verileri 1972 yılına kadar geri gidiyor. O zamandan beri Türkiye'nin demokrasi düzeyinin ne yönde seyrettiğini de aşağıdaki tabloda veriyoruz.


Türkiye'de yıllara göre demokrasi düzeyi (%)

1972 ………. 58
1973 ………. 67
1974 ………. 75
1975 ………. 75
1976 ………. 75
1977 ………. 75
1978 ………. 75
1979 ………. 75
1980 ………. 33
1981 ………. 42
1982 ………. 42
1983 ………. 42
1984 ………. 50
1985 ………. 50
1986 ………. 58
1987 ………. 67
1988 ………. 67
1989 ………. 67
1990 ………. 67
1991 ………. 67
1992 ………. 67
1993 ………. 50
1994 ………. 33
1995 ………. 33
1996 ………. 42
1997 ………. 42
1998 ………. 42
1999 ………. 42
2000 ………. 42
2001 ………. 42
2002 ………. 58
2003 ………. 58
2004 ………. 67
2005 ………. 67

Kaynak: Freedom House ve de Ekodok


Alın size 24 drajelik kutuda hap gibi bir bilgi. Yalnız dikkat edin hepsini aynı anda almayın, alkolle birlikte kullanmayın. Yoksa mazallah beyninizde hasara yol açabilir. Sonra söylemedi demeyin. Read More!

You are fooling yourself, we are living in a dictatorship



Arbitraj Nedir    Broker Nedir    Altın Yorumları    Portföy Nedir    Petrol Fiyatları    Nükleer Santraller    Sosyalist Nedir

Strange women lying in ponds distributing swords is no basis for a system of government. Read More!

Ben diktatörün zeki, çevik ve ahlaklısını severim

Geçenlerde Barış'ın bir yazısına yorum yazan bir okurumuz şu iki soruyu sormuştu:

1- Türkiye bir süre daha tek partili sistemle devam etseydi, bugün daha az mı gelişmiş olurdu?
2- TSK'nın bugünkü ekonomik geri kalmışlığımızda ne gibi bir rolü vardır?

Yalnız bu soruları masumane bir şekilde yani konu hakkında bir fikri yokmuş da öğrenmek istiyormuş gibi sorduğunu sanmayın. Oradaki tartışmadan anladığımız kadarıyla bu arkadaş birinci sorunun cevabının hayır, ikinci sorunun cevabının ise hiçbir rolü yoktur şeklinde olduğunu düşünüyordu. Hatta Türkiye'nin otokratik bir yönetim altında bugünkünden daha gelişmiş bir ülke olacağına inanıyor gibiydi.

Devlet Nedir    UNESCO Nedir    Bono Nedir?    Reeskont Nedir    Enflasyon Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir  Forex Nedir

Barış orada kendisine kısa ve net cevaplar verdi. Ben ise daha bu soruları görür görmez, bu konu ile bir ara ilgilenmiş olduğum için, daha ayrıntılı bir cevap vermeyi kafaya koymuştum. Fakat öncelikle bu konudaki bilgilerimi tazelemem ve ayrıca bazı hesaplar yapmam gerekiyordu. Bunun için ise o sırada zamanım yoktu. Neyse, kısmet bugüneymiş. Şimdi kendisine daha ayrıntılı bir cevap vereceğiz.

Geçenlerde benim bir yazıma yorum yazan bir okuyucumuz ise kısaca "Bütün yazarlar tukaka ve ekonomiden bir tek siz anlıyorsunuz öyle mi" diyerek bize çıkışıyordu. Valla bu konuda karar vermek bize değil okuyuculara düşer ama ben ülkemizdeki köşe yazarlarının çoğu ile bizim aramızdaki farkı kısaca anlatayım. Birincisi, biz dürüstüz. Ekonomi büyüyor ise büyüyor diyoruz. Yazı yazarken ekonomideki göstergeleri siyasi görüşlerimize göre eğip bükmüyoruz. İkincisi de bilgilerimiz hem daha taze hem de kendimizi sürekli yeniliyoruz. Ülkemizdeki köşe yazarlarının çoğunun yaptığı gibi okulda öğrendiğimiz modası çoktan geçmiş ve yanlış olduğu ortaya çıkmış fikirleri savunup durmuyoruz.

İşte bu okurumuzun kalkınmanın ancak otokratik bir yönetim ile olabileceği fikri de modası çoktan geçmiş fikirlerden biri. Bundan 20-30 yıl kadar önce iktisat (Iktisat nedir) literatüründe hakim görüş gerçekten de böyleydi. Bu görüş de temelini daha çok Güney Kore gibi otokratik rejimlere sahip Asya ülkelerinde görülen hızlı büyümeden alıyordu. Fakat özellikle Doğu Bloku'nun çöküşünden sonra bu konudaki görüşler değişmeye başladı. Çünkü yıllarca demokrasiden nasibini almadan yaşayan bu bloktaki ülkelerin ekonomik açıdan felaket bir durumda olduğu görüldü. Bundan sonra iktisatçılar kafalarını kaldırıp dünyanın diğer köşelerine de daha dikkatli baktılar ve Ortadoğu'da, Güney Amerika'da ve Afrika'da da demokrasiden nasibini almamış ülkelerin nasıl bir yoksulluk içinde olduğunu gördüler. Ve böylece sadece Asya ülkelerindeki duruma bakarak kalkınma için otokratik bir yönetim gerekir demenin pek de doğru olmayacağını anladılar. O zamandan beri yapılan ampirik çalışmalar genelde demokrasiden fedakarlık etmenin kalkınma açısından birşey kazandırmadığı şeklinde sonuç veriyor. Hatta demokrasinin kalkınmaya faydası olduğunu ortaya koyan çalışmalar da var. Bu konuda bilgi sahibi olmak isteyenler şu çalışmalara (bir, iki, üç) göz atabilir.

Bu konudaki literatürü böyle kısaca özetledikten sonra Türkiye'deki duruma gelelim. Gelişmişlik ve kalkınma aslında sosyal ve kültürel boyutları da olan bir kavramdır ama iktisatçılar bunu kısaca kişi başına milli gelirdeki artışla somutlaştırmıştır. Aşağıda Türkiye'nin kişi başına milli gelirinde cumhuriyet döneminde gerçekleşen değişim oranlarını görüyorsunuz. Grafikteki büyük gri alan tek parti iktidarı dönemini (1923-1949) gösteriyor. Diğer gri alanlar ise 1950'de demokrasiye geçildikten sonra gerçekleşen askeri müdahaleler sonrasında yeniden demokrasiye geçilene kadarki dönemleri gösteriyor. Bunlardan ilki olan 1960-61 dönemi ile üçüncüsü olan 1981-83 döneminde askerler resmen yönetime el koymuştu. 1971-73 döneminde ise askerler yönetime el koymamıştı ama verdikleri muhtıradan sonra parlamentoda çoğunluğa sahip olan AP hükümetten çekilmiş ve 1973 yılında yapılan seçimlere kadar ülkeyi teknotratların ağırlıkta olduğu hükümetler yönetmişti. 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007'de ise askerlerin bizzat yönetime el koyması ya da teknotrat hükümetlerinin kurulması gibi bir durum olmadığı için bunları demokrasinin askıya alındığı dönemler olarak görmüyoruz.


Şimdi de yaptığımız bazı hesapların sonuçlarını verelim. Cumhuriyet döneminin tamamında kişi başına milli gelirde yaşanan yıllık ortalama reel artış % 2.56 imiş. Bu oran tek parti iktidarı döneminde yani 1923-49 arasında % 2.46, 1950 sonrası dönemde ise % 2.60 olarak çıkıyor. Şimdi buradan birinci sorunun cevabı çıkıyor. Tek parti iktidarı döneminde kişi başına milli gelirdeki artış daha düşük olduğuna göre, demek ki bu dönem devam etseydi bugün Türkiye daha az gelişmiş olurdu. Ne kadar daha az? Onu da hesapladım. 2006 yılı itibariyle kişi başına milli gelirimiz % 7 daha düşük olacakmış.

Durun daha bitmedi. 1950-2006 döneminde kişi başına milli gelirde yaşanan yıllık ortalama reel artışın % 2.60 olduğunu biraz önce söyledik. Fakat bu dönemi demokrasinin askıda olduğu ve işlediği yıllar olarak ikiye bölersek karşımıza şu sonuçlar çıkıyor. Kişi başına milli gelirde yaşanan ortalama artış demokrasinin işlediği yıllarda % 2.75 iken, demokrasinin askıya alındığı yıllarda % 1.64'e düşüyor. Buradan da ikinci sorunun cevabı çıkıyor. Demek ki askeri müdahalelerin bugünkü ekonomik geri kalmışlığımızda bir etkisi varmış. Ne kadar etkisi varmış? Askeri müdahaleler olmasaydı bu dönemlerde de büyümenin demokrasinin işlediği dönemlerdeki düzeyde olacağını varsayarak hesap yaptığımızda 2006 yılındaki kişi başına milli gelirin % 9 daha yüksek olacağını buluyoruz.

Yine bitmedi. Bundan sonra bir de Türkiye'nin demokrasiyle yönetildiği dönemlerdeki % 2.75'lik kişi başına milli gelir büyümesini ele alarak cumhuriyet dönemi boyunca demokrasiyle yönetilseydik bugünkü kişi başına milli gelirimizin ne kadar olacağını hesapladım. Bu hesabın sonucu da eğer hep demokrasiyle yönetilseydik 2006 yılında kişi başına milli gelirin yüzde 18 daha yüksek olacağını gösterdi.

"Bize şöyle kodu mu oturtacak akıllı bir diktatör lazım" söylemi ben çocukken oldukça popüler bir söylemdi. Uzun zamandır duymadığım bu söylemi son zamanlarda yeniden duymaya başladım. Fakat maalesef dünyada öyle zeki, çevik ve ahlaklı diktatörlere pek rastlanmıyor. Saddam örneğinde olduğu gibi bazılarında bu vasıfların hiçbiri bulunmuyor ve bunlar macera peşinde koşarak ülkelerini mahvediyor. Bazıları da öyle büyük güçlere bulaşmayacak kadar zeki oluyor ama ahlaktan yana pek nasipli olmadıkları için ülkelerinin zaten kıt olan kaynaklarını İsviçre'deki kişisel hesaplarına akıtıyor. Velhasıl ne kadar sorun yaratırsa yaratsın genelde en kötü demokrasi bile otokratik rejimlere 5 çekiyor. Read More!

Bu genci tanıdınız mı?

"Darbeye (askeri müdaheleye) karşıyım, ama ..." diyen herkesin bu fotografta görülen genç hakkındaki yorumlarını merak ediyorum.

Hisse Yorumları   Küresel ısınma Karikatürleri  Pesimist Nedir?  Fraktal Nedir  Borsa Nasıl Oynanır  inovasyon nedir

Not: AKP yanlısı tavır almak, bir çeşit "Pravda" olmakla suçlandığım(ız) eleştirilere karşı cevap hakkımı da saklı tutuyorum.

Gecikmiş ipucu: Sezen Aksu'dan dinlemeye alıştığımız o vurucu şarkı belki hatırlamanıza yardım edecektir:

Son Bakış

Bir söz bitişi gibi son buldu sevişler
Bir yaz güneşi gibi eritir bu terkedişler
Bir an duruşu gibi ömrün bitişi gibi
Veda ederken aşk ateşi gibi söner iç çekişler.

Aman aman yandım amman kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda
Aman aman yandım amman acı yüzler kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda

Buyurun bir ipucu daha: Radikal'den Yıldırım Türker yazmış

Read More!