Güngör Uras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güngör Uras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güngör Uras’ tan İnciler


Ya bu sefer eleştirmeyeceğim ya diyorum ama arkadaş bu kadar da olmaz ki. Güngör Uras görece basit denilebilecek Econ101 dersininin konusu olan bir yazıda bile yapılmayacak bir yanlışı yapmış. Peki ne demiş :” Eşitsizlik alanı olan A alanı, alanın Lorenz Çizgisi altında kalan alana (B alanına) bölünüyor. Ortaya çıkan katsayıya Gini Katsayısı deniliyor.”
Peki gerçekten de öyle mi? Tabi ki hayır. Gini katsayısı ölçülürken A alanı/(A+B alanı) formülü kullanılır. İşte bu yüzden Gini katsayısı 0’ yaklaştıkça gelir dağılımı düzelmiş, 1’ e yaklaştıkça ise gelir dağılımı bozulmuş oluyor. Güngör Uras’ ın hipotezinden yola çıkarsak ortaya gudik bir sayı ortaya çıkıyor.
Read More!

Ön Sıcak - Okuma tavsiyesi

Gecikmeler için üzgünüm. [Aslında değilim ama adettendir] [Yazarımız seyahatte olduğundan bu günkü yazısını yazamamıştır hesabı] Uzun süredir yapamadığım tatilin önüne ve arkasına işler girdi, seriye devam edemedim. Bu arada şaşırtan bir şey oldu, Güngör Uras dişe dokunur bir blog yazısı yazdı. Yazının sonuna da CIA Factbook'tan tablo yapıp yüklemiş. Listede döviz fazlası diye bir sütun da var. Ciddi ciddi kendisinin evde yastıkların içine döviz tıkıştırdığını düşünmeye başladım. Neyse, aslında isteseydi factbook'tan orduları filan da karşılaştırabilir, kim kimi döver şeklinde bir tablo da yapabilirdi. Şahsen ben HOI-2'de Almanya ile Çin'in bir ucundan girmiş, öbür ucundan çıkmıştım. sadece yolları bozuk olduğu için yavaş ilerliyordum, hepsi bu. Türkiye'ye saldırmamıştım çünkü başında milli şef vardı. Hatta bir ara Alparslan Türkeş Genelkurmay başkanı oldu. Neyse, siz Güngör Uras'ı okuyun, CIA Factbook'ta gezinin, şunları okuyun:

Reeskont Nedir Bütçe Nedir Aritmetik Ortalama Nedir Hisse Senedi Nedir Bilanço Nedir Akreditif Nedir Tahvil Nedir Broker Nedir Portföy Nedir Tutumluluk Nedir Varlık Barışı Nedir Evrim Teorisi Nedir Reyting Nedir

Keşke çalışmak yerine HOI 2 oynasaydım diye hayal kuradurun, ben size öğleden sonraya taze pide yetiştireceğim. Read More!

Hayvancılık ölse de biz de kurtulsak

Türk halkı hızla vejeteryan olmaya doğru gidiyor. hayırlı uğurlu olsun. Etin kilosu hala 30 lira civarında geziyor. Ben yiyebiliyorum ama et fiyatının artması işime zarar veriyor, kârımı azaltıyor. (olmayan kârımı) Fiyatların düşmesi için ise "devlet" ne yapacağını düşünüyor. Benim bildiğim fiyatları tüccarlar, üreticiler, tüketiciler ve daha nicelerinden oluşan ve adına "piyasa" denilen şey "belirler" , "düşürmez".

Hayvancılık ben doğdum doğalı öldü ölüyor. Ölemedi gitti. Çok sevdiğim bir kitabın başında şöyle bir şey vardı: "bu ülkenin tarihsel şanssızlığı, diğer topraklardaki fosillerin petrole dönüşerek ekonomik zenginliğe katkı sağlaması ama bu topraklardaki fosillerin aktif politikaya devam etmesi ya da gazetelerde köşe yazarlığı yapmasıdır."

Düşündüm de, petrol ithal ede ede mi acaba petrolcülüğü öldürdük? Mesela ithal etmeyi kessek petrol üretimimiz artar mı? Yoksa bazılarının ölüp petrol olmasını beklememiz mi lazım?

Reeskont Nedir  Bütçe Nedir  Aritmetik Ortalama Nedir   Hisse Senedi Nedir   Bilanço Nedir   Akreditif Nedir  Tahvil Nedir    Broker Nedir    Portföy Nedir  Tutumluluk Nedir  Varlık Barışı Nedir  Evrim Teorisi Nedir  Reyting Nedir

Günün sözünü yine en sevdiğimiz yazarlardan biri söylesin: İthalat işsizliği, fakirliği artırır. Dövizleri bitirir. Aman ha dövizlerimiz bitmesin. Varyemez gibi toplayalım bir yere, içinde yüzelim. Üretim iyidir, tüketim kötüdür, bu böyle biline. İhracat iyidir, ithalat kötüdür. Keşke tüketmeyi ve ithalatı yasaklasalar. Hep üretsek, hep ihraç etsek. Çinliler gibi aylık 30 dolar muadili paraya günde 16 saat çalışsak, fabrikalarda yatıp kalksak. Kazandığımız paralarla da dünyadaki tüm evleri alırız, kiralarıyla gelecek nesiller gül gibi geçinir giderler.

O değil de ya buna tüm dünya uyanırsa? Tüm dünya ithalatı yasaklarsa biz kime ihracat yapacağız? Kimse tüketmezse ürettiğini kime satacaksın? Read More!

Güngör Uras yazmaya devam ediyor, mecbur biz de yazıyoruz

Bir ekonomi yazarı olsanız yazınıza aşağıdaki başlığı atar mısınız?


Uras'ın yazısının başlığı bu! ilkokulda kompozisyon dersleri vardı, o geldi aklıma...
neyse yazısının bir kısmı aşağıda. ha birde şunu söyliyim, "ilk üç ayda" denmez ona ilk çeyrek sonu, 3. ay sonu, mart sonu kabul ama toplulaştırılmış bir anlam veren "ilk üç ayda" olmaz!

aşağıdaki tablodan hesaplayıp büyümeleri yazalım:

Ham endeks: % 21,1
takvim etkisinden arındırılmış: % 17,8
mevsimden de arındırılmış: % 17,7
e nerde % 17.2!

2009 yılının ilk 3 ayında sanayideki üretim bir yıl öncenin (2008 yılının) ilk 3 ayına göre yüzde 22.1 oranında gerilemişti

Ham endeks: % 20,9
takvim etkisinden arındırılmış: % 20,8
mevsimden de arındırılmış: % 20,4
e nerde % 22.1!

Aynı şekilde yılın ilk 2 ayı için TÜİK tarafından yayımlanan sanayi üretim endeksleri de moral bozucuydu. Sanayi üretim endeksi ocak ayında bir ay önceye göre yüzde 15.3 oranında üretim gerilemesini ortaya koyuyordu. Şubat ayında aylık üretim artışı yüzde 0.7 olarak gerçekleşmişti.

ocak ayında bir ay önceye göre yüzde 15.3 oranında azalış dediği ham endeks yani yapılabilecek en basit hata...Tuik eline (her ne kadar hesaplanmasına bazı itirazlarım olsa da) mevsimsellikten arındırılmıs endeks veriyor ki bir onceki ayla kıyasla diye! sen gidiyorsun ocak ayı ham endeks değerini aralıkla kıyaslıyorsun. aşağıda endekslere göre ocaktan aralığa bir aylık endeks büyümesi:

Ham endeks: - % 15,2
takvim etkisinden arındırılmış: - % 12,2
mevsimden de arındırılmış: + % 0,5

e nerde

- % 15,2 nerde

+ % 0,5 ....

şubat ayında

aylık üretim artışı yüzde 0.7 olarak gerçekleşmişti demiş ona bakalım:

Ham endeks: + % 0,5
takvim etkisinden arındırılmış: - % 0,8
mevsimden de arındırılmış: + % 1,6

e nerde
% 0,7 nerde
+ % 1,56 ... hem gercekten nerde 0.7 :).


Read More!

Dünyanın En Düşük Reel Faizi Türkiye’de

Türkiye’de 2009 yılında enflasyon oranının %6,53’e yükselmesiyle ve Merkez Bankasının gecelik faizleri %6,5’e düşürmesiyle Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak eksi reel faizle tanışıyor. Reel faizler bildiğiniz üzere gecelik faizlerden enflasyon oranının çıkarılması suretiyle hesaplanır. Enflasyon oranının yükselmesiyle Türkiye’nin ödediği reel faizler %-0,03’e düşmüştür. Yani bir bakıma insanlar Türk devletine paralarını tutması için üstüne para ödemeye başlamışlardır. Bugün 100 lira ver yarın gel reel olarak 99.97 lira geri al. Olacak iş değil.

Türkiye’deki reel faizler aynı zamanda tüm dünyada da görülen en düşük reel faiz seviyesi, Türkiye’ye en yakın reel faizler Amerika’da var, orada da faiz oranları %0,25’in altında seyrediyor. Türkiye’deki reel faizlerin düşüklüğünden ise en çok tasarruflarını Türkiye’de değerlendirme yolunu seçen Yunanlı Yorgo, Ermeni Agop ve Alman Hans etkilenmiştir. Bunların yanında sıcak paralarını fırından çıkar çıkmaz Türkiye’ye getiren yabancı menşeili hedge fonlar da büyük zarar görmüştür. Ekonomi Türk’e demeç veren bir Amerikalı hedge fon yöneticisi olan Ben Dover “Türkiye’ye büyük umutlarla gelmiştik, daha bir kaç yıl önce Türkiye dünyanın en yüksek reel faizini ödüyordu. Bugün kredi notunun arttırılmasıyla ve devletin Güngör Uras ve Yiğit Bulut’un 2-3 sene önce yaptığı çağrılara karşılık verip reel faizleri azaltmasıyla biz de mağdur durumuna düştük. Derdimize derman bulunmazsa eylem yapıp Atatürk Havalimanını ulaşıma kapatmayı düşünüyoruz” diyerek Ankara’dan yardım talebinde bulundu. Bu kişiler krizden önce 1,2 TL’den dolarlarını bozdurduklarını, bugün ise aynı dolarları 1,5 TL’den aşağısına zor aldıklarını belirterek Merkez Bankasından dolar kurunu da 1 TL’nin altına indirmesi talebinde bulundular. Merkez Bankasının örtülü bir şekilde yüksek faiz-düşük kur politikasından düşük faiz-yüksek kur politikasına geçerek kendilerini TELEzede yaptığını belirten yabancı yatırımcılar haklarını “Avrupa Insan Hakları Mahkemesinde” arayacaklarını belirttiler. Read More!

Ayakkabıcınızın kalpazan olduğunu biliyor muydunuz?

Ayakkabıcınızın kalpazan olduğunu biliyor muydunuz?

Para basma hakkı (“Adanalı ‘Para Basma’ Hakkı” şeklinde bir isim tamlaması olabilir veya “-Para basma Hakkı! Yakalanacaksın” da olabilir – di ama değil [sitenin Perihan Mağden’iyim ben] ), bugün istisnasız bir şekilde dünyanın her yerinde - tüm ülkelerde devletin tekelindedir. Kendisi matbaa kurup para basan adama “kalpazan” denir ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kamu Güvenine Karşı Suçlar” bölümünde, 197. maddenin 1. fıkrasında bu işi yapanlara 2 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verileceği öngörülmüştür. 2. fıkrada bilerek bu parayı kabul edene 1 ila 3 yıl, bilmeden aldığı sahte parayı bilerek tekrar tedavüle koyana ise 3 aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Bu, eskiden böyle değildi. Vakti zamanında İngiltere’de ve Venedik’teki ilk banknotlar (bank-note) özel bankaların veya düpedüz bankerlerin güvenilirlikleri sonucu bastıkları paraydı. O zamanlar İngiltere’de devletin para basma tekeline sahip olması, bugün devletin bankacılık tekeli gibi düşünülürdü. Yani düşünülmez, hatta absürt bulunurdu. Lakin zaman içinde senyoraj gelirinin sadece devlette kalması gerektiğine karar verildi ve devletin hak verdiği kurumlar haricinde kişi ve kurumların para basması yasaklandı. Ben, hala çocukça bir saflıkla “para basma tekeli”nin kırılacağı günlerin hayalini kuruyorum.

What is Insider Trading Anomaly
Recent Academic Studies on Insider Trading
How to Profit Legally From Illegal Insider Trading
Insider Trading in Netherlands
Insider Trading Returns
Inside Information About the Massive Insider Trading Probe
Definition of Insider Trading
Is Insider Trading Legal?
How Insiders Use Private Information and Don’t Get Caught?
SEC Regulation on Insider Trading: Section 10b

Bütün bunları Güngör Uras’ın bu günkü yazısındaki faciayı anlatmak için yazıyorum. Uras, piyasadaki “vadeli çek” sistemini övmüş ve bu sistem olmadan ekonominin işlemediğini, işlemesi için bu sistemin yaşaması gerektiğine değinmiş.

Önce bu sistemi bilmeyenler için açıklayalım. Çek, görüldüğünde karşılığının ödenmesi gereken kıymetli evraktır. Çeki elinde tutan, bankaya gidip çeki ibraz ettiğinde çeki yazan kişinin hesabında para varsa para hemen ödenir, yoksa kişi “karşılıksız çek” yazmış olur ve çok ciddi yasal yaptırımlarla karşılaşır. (para cezası, hapis cezası, bir daha çek yazamama, kara listeye girme vb.) Çek üzerine vade yazılırsa da yazılmamış sayılır. Çek üzerindeki vade, çeki yazanın çeki verdiği kişinin o tarihten önce çeki bozdurmak istemeyeceği üzerine ikili ve yasal olmayan bir anlaşmaya dayanır. Bu anlaşma da içinde bulunduğumuz zaman gibi zamanlarda bozuluverir. Tarihine bakmadan kişiler ellerindeki çekleri bozdurmaya çalışırlar, karşılıksız çeklerde birden artış oluverir.

Daha uzatmadan ve detaya girmeden şunu da hemen söyleyip geçeyim: vadeli çek yazan kişi, çekin üzerindeki rakam kadar para basmış olur. Vadesi gelince karşılığını devletin parası ile ödeyeceği bu “bastığı para”, o kişinin güvenilirliği üzerine iş yapar ve basan kişiye senyoraj geliri sağlar. Pratikte sahte para basmakla vadeli çek yazmak arasındaki tek fark “vadeli çek”in süresinin kısıtlı olması, sahte paranın ise olmamasıdır. Vadeli çek yazma işini adet haline getiren ve bir vadeli çekinin süresi bitince yenisini yazan ve bütün ticaret hayatı boyunca bunu devam ettiren bir tüccarın ise sahte para basandan hiç bir farkı yoktur. Ticaret hayatının sonunda bu çekleri ya cebinden çıkardığı parayla ödeyecektir veya “vadeli çek” tıpkı sahte para gibi, yazandan (basandan) başka kişinin elinde patlayacaktır. Hem teorik hem de pratik ekonomiyi (ekonomi nedir?) bilen okurların zaten bildiklerinin tekrarı olan bu paragrafı diğer okuyucuların anlayana kadar tekrar okumalarını, hatta başka kaynaklara başvurmalarını salık veriyorum.

Peki insanlar bu işe neden girerler? Neden bildiğimiz parayı veya kredi kartını kullanmaz Güngör Bey’in yazısındaki “Perakendeci Ahmet Bey”? Nakit kullanmaz çünkü nakitin getirisi vardır. Elindeki nakiti hemen vadeli mevduata yatırır ve faiz geliri elde eder. Nakitini akıllılık edip vadeye bağladığı için de işlerini yürütmek için bir “vadeli çek” yazıp piyasaya sürer. Senyoraj geliri sanırım bu örnekte daha net görünüyor. Peki, neden kredi kartı kullanmaz 100 liralık bir ayakkabı için? O da basit: kayıt dışında kalmak istiyordur. Al-sat yaptığı her şey kredi kartı ekstresinde (veya bankayla olan bir diğer kredi ilişkisinde) görünürse vergi ödemek zorunda kalır. Sinekten yağ çıkartan Ahmet Bey sizce vergi ödemek ister mi? Tabi ki istemez.

Uzun lafın kısası, eğer kayıt dışılığın azalmasını istiyorsak, eğer senyoraj gelirinin devlette kalmasını istiyorsak (ben istemiyorum) veya uzun vadede sahte para gibi birilerinin elinde patlayacak olan vadeli çeklerin dinamit gibi ekonomimizde dolaşmasını istemiyorsak, Güngör Uras Beyefendinin istediklerine bir kez daha kulak tıkayalım. Umalım ki bu kriz en azından bir işe yaramış olsun – (zaten kanuni olmayan) Vadeli çek işlemleri piyasamızda azalsın ve bitsin. Yerini kayıt içinde, araya bankaları kredi kartı (veya debit kartı – ki çekin tıpkısının aynısıdır) vasıtasıyla sokan ticari ilişkiler alsın.

Bu yazımızda Güngör Bey’in hep acındırdığı Ahmet Bey’in ipliğini pazara çıkardık. Bakalım Ayşe Teyze’nin ne marifetleri varmış. İzlemeye devam edin. Read More!

1. İstatistik, Uras ve Sanayisiz Büyüme

Güngör Uras, dün sanayisiz büyüme diye acayip bir yazı yazdı. Yazıyı eleştirme işlevini Orhan Karaca yaparak icimi rahatlattıgı icin o yazının ustunde durmayacagım. Fakat, Syn. Uras'ın bugunki "İmalat sanayii on yılda yüzde 43.3 büyüyebildi" başlıklı yazısına dokundurmadan da edemeyecegim. Aslında yine pas gecebilirdim, ama dogrudan istatistiklerle ugrasip da yanlis sonuclarla ders vermeye kalkınca dayanamadım.

Uras, "İstanbul Sanayi Odası tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 1997 yılında 100.0 olan imalat sanayii endeksi, 2007 yılında 143.3 olmuş" diyor. İlk itirazım araştırmayı İSO yapmiyor, bu veri zaten TÜİK tarafından anket yoluyla toplanıyor. neyse bu şekil itirazı, gelelim içeriğe.
"On yılda imalat sanayii üretimini sadece yüzde 43.3 oranında artırabilmişiz. Bunun anlamı, imalat sanayiinin son on yılda ortalama yıllık büyüme oranının sadece yüzde 3.66 olduğudur." (bkz. yüzde hesaplama)

Hıım, işte burda duralım. Büyük ihimalle Uras bunu İSO'nun calismasindan aynen almış. İSO'da "İmalat sanayimizde, on yılda toplam, %43.3 oranında üretim artışı gerçekleşmiş gözüküyor. Yıllık ortalama üretim artışı ise %3.6" diyor" ve buna bağlı çıkarımlarda bulunuyor. Yapılan işte bir hata olduğu, 10 yıllık toplam %43.3'lük büyümenin hemen altına, 3.6'lık ortalama buyume konuldugunda sırıtmasından belli. Sorun 1997 ve 1998 ortalama endeks değerlerinin her ikisinin de 100 değerine sahip olmasından kaynaklanıyor. Diğer bir deyişle hem 1997-2007 (11 yıl) hem de 1998-2007 (10 yıl) döneminde % 43.3 büyümüşüz. Şu durumda son on yılda ortalama % 4.3, son onbir yılda ise 3.9 büyümüşüz. 3.6 nerden mi cıktı 1997-2006 hesabından, 2006 endeks değeri 136'da ondan. ISO bu hesaplama hatasını calismanın butunune de (alt sektor analizleri) yayıyor ne yazıkki..

Şimdi gelelim ikinci noktaya. Uras bu yazısını, 1997-2002 dönemi icin yazsa biraz anlayacagim da , (nitekim 1997=100, 2002=102 imalat sanayi neredeyse % 2 büyüyor) 2002-2007 döneminde 6 yılda ortalama % 6.6 büyüyen trend kırıcı bircanavar icin yapınca (bkz. sekil) biraz abes oluyor. Siz sanayisiz bir buyume goruyor musunuz? Read More!

Güngör Uras No comment!


Güngör Uras demiş ki:

"Ama unutmayalım, gelir artmıyorsa bunun tek nedeni üretememektir, yetersiz üretimdir. Yıllık büyüme rakamlarına bakarak kendi kendimizi aldatmayalım. Yeterli ölçüde üretemiyoruz. Üretimi artıramıyoruz."

Sayın Prof'umuzun EC 101 dersinden aldığı notu merak ediyorum.

Mümkünse bize Y=C+I+G+NX denkleminin sağ ve sol tarafları ne ifade ediyor açıklasa da biz de üretim artmadan Y nasıl büyümüş anlayabilsek?

Pardon, "no comment" demiştik. Read More!